Üye Girişi

Sağlık profesyonellerine özel hazırlanmış içeriklere erişebilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Henüz üye değilseniz lütfen üye ol seçeneğine tıklayın.

Giriş Yap Üye Ol
Şifremi Unuttum
Medikaynak Search
Üye Ol Üye Giriş
Medikaynak Menü
Üye Olun / Giriş Yapın Medikaynak Icon
Medikaynak Rxmediapharma

Tümör ile Mücadelenin Şekli Değişiyor mu?

Onkolojide gizemini her zaman koruyan bir dönemdir adjuvan tedavi süreci. NCCN rehberi bile çoğu kanser türlerinde adjuvan tedavi için takip veya tedavi seçeneklerini birbirine alternatif olarak sunmaktadır. Adjuvan tedavide amacımız yüksek riskli hasta grubunu saptayıp hastalık nüksünü azaltmak dolayısı ile de sağkalımı artırmak, ama ideal bir tedavi belirteci bulmak oldukça zor, elimizde MRD (Minimal Residual Disease) durumunu verecek bir moleküler biyomarker bulmak en sık kullanıldığı hematolojik malignitelerde lösemi, multiple myelom da bile hem maliyet hem de etkinlik yönünden tatminkar değil. Bunun için genellikle adjuvan hastaların uzun süreli takip edildikleri çalışmalardan geriye dönük olarak bazı risk faktörlerinin çıkarımı ile adjuvan tedavi rejimleri belirlemekteyiz. 

Son yıllarda ise tümör ile daha etkin mücadelenin aslında adjuvan dönemde değil de, ilk başta yapılmasının yani tümör hücrelerine öncelikle direk sitotoksik etkinin ve tümör küçülmesinin gelecekteki nüks riskini azaltabilme ihtimalini ön plana çıkarmış durumda. Neo-adjuvan tedavi olarak adlandırdığımız bu tedavi rejimi adjuvan tedaviye göre daha saldırgan karekterde olup, rezidü kalan hücrelere değil, ölçülebilir tümör yükün azaltmaya spesifik etki göstermektedir. Hipotetik olarak bir hastamızda özellikle de kolon kanserinde  lenf nodu metastazı gördüğümüz zaman bu durumu genellikle uzak metastazın ilk adımı olarak kabul ederiz ve evre 3 olarak değerlendirip mutlak adjuvan kemoterapi veririz, bu durum akciğer kanseri için de geçerli ama henüz hiçbir prospektif veya retrospektif çalışma kanser hastalarında yapılan lenf nodu diseksiyonunun sağkalım katkısını da ortaya koyamamıştır (meme kanseri, Renal hücreli kanser, kolon, melanom vb..). Yani tümör yayılımı için tahmin edilen yolaklar her zaman lenfatik veya sıralı komşuluk yolu ile gerçekleşmemektedir. Latent kalan tümör hücrelerine en iyi müdahale lokal yaklaşımların öncesinde sistemik tedaviler ile başlamakla daha etkin bir tümör küçülmesi ve nükssüz sağkalım avantajını beraberinde getirmektedir. Ayrıca adjuvan dönemde kullanılabilen kemoterapi, immunoterapi ve/veya hedefli ilaç kombinasyonları; neo-adjuvan dönemde hem daha az kürler şeklinde, hem de hastanın performans yönünden daha az yıpranmış olduğu bir dönemde uygulanma şansı vermektedir. Aynı zamanda daha iyi hasta uyumunu da sağlamaktadır.
 

Referanslar

1. MauricioBurotto, JuliaWilkerson,Wilfred D.Stein et al. Adjuvant and neoadjuvant cancer therapies: A historical review and a rational approach to understand outcomes. Seminars in  Oncology. 46;1:83-99, 2019.

2. Hitt R, Grau JJ, Lopez-Pousa A, et al. A randomized phase III trial comparing 701 induction chemotherapy followed by chemoradiotherapy versus chemoradio702 therapy alone as treatment of unresectable head and neck cancer. Ann Oncol 703 2014;25:216–25.

3. Schott AF, Hayes DF. Defining the benefits of neoadjuvant chemotherapy for 1000 breast cancer. J Clin Oncol 2012;30:1747–9.
 

Prof. Dr. Nuri Karadurmuş

Hakkında

Tıp fakültesi eğitimini Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’nde tamamlamış olup, uzmanlık ve medikal onkoloji yan dal eğitimlerini de yine Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirmiştir. Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, halen Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tıbbi onkoloji bilim dalında görev yapmaktadır. Prof. Dr. Nuri Karadurmuş bulunduğu Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin akademik kadrosunda olup pek çok klinik çalışmada da araştırıcı hekim olarak görev almaktadır. Prof. Dr. Nuri Karadurmuş’un akciğer, meme ve renal hücreli kanser gibi pek çok farklı kanser tipinde yayınları mevcuttur.

Tüm yazıları için tıklayınız