Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Cilt Kanseri Vakaları Artıyor

11 Ağustos 2017

Cilt kanseri toplumda en yaygın görülen kanser grubu olarak bilinmektedir. Mayo Clinic araştırmacılarının veritabanı verilerine dayandırdıkları son araştırmalarına göre ise melanom dışı cilt kanseri görülme sıklığında son yıllarda bir artış söz konusu. Araştırmacılar, 2000 ve 2010 yılları arasında skuamöz hücreli karsinomun % 263 ve bazal hücreli karsinomun % 145 oranında arttığını bildirdi. 30-49 yaşlarındaki kadınlar bazal hücreli karsinom teşhisinde en fazla artışı yaşadı; skuamöz hücreli karsinomalarda ise 40-59 ve 70-79 yaş gruplarındaki kadınlarda en fazla artış yaşanmıştır. Erkeklerde incelenen birinci ve ikinci zaman dönemi (1976-1984 ve 1985-1992) arasında skuamoz hücreli karsinomalarda bir artış yaşanırken, 2000-2010 döneminde hafif bir düşüş yaşandı. Bununla birlikte, bazal hücreli karsinomlar için, 29 yaş üzerindeki erkekler, 2000-2010 döneminde daha önceki iki dönemdekine benzer artışlar gösterdi.

Araştırmacılara göre güneş ve suni güneş ışığı cilde zararlı ultraviyole ışınları içermektedir. Oluşan cilt hasarı zamanla birikir ve genellikle cilt kanserine neden olabilir. Yani bronzlaşmak amacıyla güneşlenmek cilde ciddi zarar veriyor. Yazarlara göre, UV ışınlarına maruz kalmanın tanı konulan kanserin bulunduğu yerde bir değişime nedeni olabileceğini bildirdiler. Daha önceki dönemlerde hem bazal hem de skuamöz hücreli karsinomlar baş ve boyun bölgesinde daha sık teşhis konulmaktaydı. Fakat son zamanlarda kayıtlar gövde üzerindeki bazal hücre tümörlerinin arttığını ve kollarda ve bacaklarda skuamöz hücreli karsinomların arttığını gösterdi.

Araştırmacılar bu sebeple mutlaka güneş kremi kullanılmasını öneriyor. Örneğin araç kullananların koluna vuran güneş sonucu yüksek miktarda UV ışın maruziyeti olur. Güneş parlamazken bile bulutları geçen ve binalardan yansıyan güneş ışınları size zarar verebilir. 

Güneş Kremi Melanom Riskini %40 Azaltıyor

28 Kasım 2018

Melanom, 25-49 yaşlarındaki Avustralyalı erkeklerde en sık rastlanan kanser olup, 25-49 yaşlarındaki kadınlarda ise meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir. Üç Avustralyalıdan yaklaşık ikisinde, 70 yaşına geldiğinde melanom veya diğer cilt kanseri türleri teşhis edilmektedir. JAMA Dermatoloji dergisinde yayınlanmış olan yeni bir çalışma, 40 yaşın altındaki gençlerde güneş koruyucu kullanımı ile melanom riski arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışma olma özelliğine sahiptir. Çalışma, Avustralya Melanom Aile Çalışmasına katılan yaklaşık 1700 kişiden toplanan verileri analiz etti.

Düzenli Kullanımla Risk Azalıyor

Yapılan çalışma, çocukluk ve yetişkinlikte güneş koruyucu kullanımının 18-40 yaşlarındaki gençlerde melanoma karşı koruyucu olduğunu gösteriyor. Düzenli olarak güneş kremi kullananlar için risk, ara sıra kullananlara göre yüzde 35 - 40 oranında azaldı. Özellikle çocukluk çağında, güneşe maruz kalma ve güneş yanığının melanom riski ile ilişkisi iyi bilinmektedir ve bu çalışma güneş korumasının güneş ışığının zararlı etkilerine karşı koruyucu olduğunu göstermiştir. Düzenli güneş koruyucu kullanıcılarının demografik özellikleri incelendiğinde bu bireylerin sıklıkla İngiltere/Kuzey Avrupa kökenli, daha yüksek eğitim seviyesine, daha açık cilt pigmentasyonuna ve güçlü bir güneş yanığı geliştirme profiline sahip genç kadınlar oldukları gözlendi. İnsanlar erkek, yaşlı, daha az eğitimli veya güneş yanığı daha koyu veya daha dirençli olan bir cilde sahiplerse güneş koruyucu kullanma olasılıkları daha azdı.

Güneş koruyucuların yaygın şekilde ulaşılabilir olmasına ve güneşten korunma için önerilmesine rağmen, güneş koruyucularının kullanımını optimize etmek hala zorlayıcı bir durumdur ve kullanımları üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bu çalışma, güneş kreminin etkili bir güneş koruması şekli olduğunu ve genç bir yetişkinde melanom gelişme riskini azalttığını doğrulamaktadır. Bu çalışma, melanom gelişme riskini azaltmak için UV İndeksi 3 veya daha yüksek derecelerde güneş koruyucuların hem çocukluk hem de yetişkinlik döneminde düzenli olarak uygulanmasının önemini bir kez daha göstermiştir.

Literatür talep et

Referanslar :

Watts CG, et al. Sunscreen Use and Melanoma Risk Among Young Australian Adults. JAMA Dermatology, 2018; DOI: 10.1001/jamadermatol.2018.1774

Kanser Metabolizması ile Glikoz ve Lipid Regülasyonu Arasında Yeni Bir İlişki Bulundu

25 Eylül 2018

Lipid metabolizmasının düzensizliği kanser hücrelerinde yaygındır, ancak altta yatan mekanizmalar yeterince anlaşılmamıştır. Sağlıklı insan hücreleri, yağ asitlerinin ve kolesterolün çoğunu alırken, kanser hücrelerinin hücre zarlarını kan dolaşımından aldıkları lipidlerle oluşturmaları gerekir, kanser hücreleri yapı malzemelerinin bu yolla teslim edilmesini bekleyemez. Bunun yerine, kanser hücreleri sıklıkla, hücredeki lipidleri sentezleyen enzimlerin aktivitesini artırırlar. Bu enzim ailelerinden biri, sterol düzenleyici element bağlayıcı proteinlerdir (SREBP'ler). SREBP'ler lipojenik enzimlerin transkripsiyonel aktivasyonu yoluyla lipid biyosentezini uyarır.  SREBP'ler hücre çekirdeği içine girer ve genellikle spesifik sinyallere yanıt olarak lipid üretiminde rol alan genleri etkinleştirir. Bazı karaciğer, kolon ve meme kanserleri dahil olmak üzere bazı kanser hücre hatlarında, SREBP1a adı verilen belirli bir SREBP aşırı aktiftir. SREBP'lerin kanser hücrelerindeki rolleri ve potansiyel etkileşimli ortakları tam olarak tanımlanmamıştır.

Albert Einstein Tıp Fakültesi ve Çin'deki Şanghay Jiao Tong Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin kendilerini lipidlerle nasıl beslediğini araştıran bir çalışma yaptılar. Kanser hücrelerinin hızlı bir şekilde çoğalması için ihtiyaç duydukları yapı malzemelerini yapmalarına yardımcı olan bir enzim tanımladılar.

Araştırmacılar, biyokimyasal bir yaklaşım kullanarak, piruvat kinaz M2'nin (PKM2), nBP1a'da 43-56 amino asitlerine bağlanma yoluyla SREBP-1a'nın (nBP1a) nükleer formu ile fiziksel olarak etkileştiğini gösterdiler. Ayrıca PKM2'nin, nBP1a proteinlerini stabilize ederek SREBP hedef gen ekspresyonunu ve lipid biyosentezini aktive ettiğini de buldular. PKM2'nin aynı zamanda, glikoz metabolizması sırasında piruvat adı verilen küçük bir molekülü kimyasal olarak değiştirmek suretiyle aç kanser hücrelerine fazla enerji sağladığı da bilinmektedir. SREBP-1a / PKM2 kompleksinin oluşumunu engellemek için rekabetçi bir peptid inhibitörü kullanarak, bu blokajın lipogenik gen ekspresyonunu inhibe ettiğini gözlemlediler. Thr-59'daki nBP1a fosforilasyonu, PKM2'ye bağlanmayı ve kanser hücresi büyümesini arttırdı. Dahası, PKM2 Thr-59'u in vitro fosforile etti. Hepatoselüler karsinomlu insan hastalarda Thr-59'da nBP1a fosforilasyonu klinik sonuçlar ile negatif korelasyon gösterdi.

Yeni Bulgular Kanser Tedavisinde Kullanılabilir

Araştırmacılar, sonuçların nBP1a / PKM2 etkileşiminin kanser hücrelerindeki lipid metabolizması genlerini aktive ettiğini ve SREBP-1a'nın Thr-59 fosforilasyonunun kanser hücresi proliferasyonunda önemli bir rol oynadığını ortaya koyduğunu belirttiler. Bu enzimi inhibe etmenin, kanser büyümesini yavaşlatacak ve daha etkili tedavilere yol açacak bir strateji olabileceğine dikkat çektiler. Yaklaşımın sağlıklı hücrelerde yüksek oranda eksprese edilmeyen proteinleri hedeflediğini, kanser hücresi büyümesinin bu yolu bloke ederek yavaşlatılmasının, kanser hücrelerini gerçekten öldüren ve böylece daha az yan etki yaşatacak olan toksik ilaçların daha düşük dozlarını gerektirebileceğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Xiaoping Zhao, Li Zhao, Hao Yang, Jiajin Li, Xuejie Min, Fajun Yang, Jianjun Liu, Gang Huang. Pyruvate kinase M2 interacts with nuclear sterol regulatory element–binding protein 1a and thereby activates lipogenesis and cell proliferation in hepatocellular carcinoma. Journal of Biological Chemistry, 2018; 293 (17): 6623 DOI: 10.1074/jbc.RA117.000100

Kanser Verisini Bağışlamak Mümkün Oluyor

23 Temmuz 2018

Kanserli kişiler kısa bir süre sonra tıbbi bilgilerini yeni tedavileri keşfetmeyi amaçlayan küresel bir veritabanına bağışlayabilecekler. Nadir bir beyin kanserine sahip olan eski İngiliz Çalışma Bakanı Tessa Jowell, bugün Universal Cancer Databank adlı veri tabanına kayıt olan ilk kişi oldu.

Jowell, Londra'daki girişimin başlatılmasında “Kanser yolculuğum ve verilerimi paylaşarak, kanser için daha iyi tedaviler geliştirebileceğimizi ve yeni tedavilerin keşfini hızlandıracağımızı umuyoruz” dedi. “Umutla birlikte, dünya çapında kanser hastaları için daha fazla sağkalım sağlayabiliriz.”

Veritabanının bu yıl içinde tamamen işlevsel hale gelmesi durumunda, kansere yakalanan herhangi bir kişi, tıbbi ve genetik verilerini tüm kanser araştırmacılarının serbestçe erişebilmelerini sağlayacak “Evrensel Hasta Onayı Formu” isimli bir belgeye erişebilecektir. Nihayetinde, mümkün olduğunca çok sayıda insanın verisini bağışlayacağı bekleniyor, ancak başlangıçta odak nadir kanserlere sahip insanlar olacaktır.

İlk Çalışma GBM Hastalarında

Veritabanını kullanan ilk proje, yıl sonunda başlayacak olan GBM Agile adlı bir beyin kanseri klinik çalışması olacak. Çalışma, veritabanına yeni bilgi girdiğinde adapte edilebilir olacak.

Cambridge, Massachusetts'deki Broad Institute’un Nikhil Wagle veritabanını kullanan araştırmacılardan biri ve “veri paylaşımı kavramını ve insanların verilerini paylaşmalarına izin vermenin bu yeni çabasını çok destekliyoruz” diyor. “Benzersiz olan şey, onun küresel doğası, bu şekilde birçok ülkeyi kapsayan mevcutta başka bir proje yok.”

500 milyon dolarlık projeyi hayata geçirmenin ana desteği, Avustralyalı hayırsever Andrew Forrest'dan geldi. Glioblastoma adı verilen kanser türündeki gelişmelerin beklenenden yavaş olduğunu düşünen bu hayırseverin katkısı ile Universal Cancer Databank kurulmuş oldu.

Forrest, “Ben bir onkolog değil girişimciyim, ama olağanüstü zorlukların olağanüstü önlemler gerektirdiğini anlıyorum” dedi. “Bu proje sayesinde, dünyanın dört bir yanındaki hastalar ve araştırmacılar, en ölümcül kanserlerdeki tıkanıklığı kırmak için klinik ve genomik verileri paylaşıyorlar.”

Kanser Sonrası Uykusuzluk Semptomları Nasıl İyileşir?

18 Temmuz 2018

Kanserden kurtulan hastalarda uykusuzluk için bilişsel davranış terapisi (CBT-I) ve akupunktur ile insomnia şiddeti skorlarında klinik olarak anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Ancak randomize CHOICE klinik çalışmasından elde edilen verilere göre, CBT-I uykusuzluğun şiddetini azaltmak için genel olarak daha etkili olmuştur.

Kanserden kurtulanların % 60 kadarı bir çeşit uykusuzluk yaşar, ancak bu duruma çoğu zaman tanı konulmaz ve yetersiz tedavi edilir. British Journal of Cancer'da yayınlanan bir önceki çalışmanın sonuçları, düzenli uyku güçlüğü çeken meme kanseri hastalarının, tüm nedenlere bağlı mortalite riskinin artmış olabileceğini öne sürmüştür.

Uykusuzluk tedavisinde en sık kullanılan yol, ilaçla tedavidir. Ancak bu çalışma ile elde edilen bulgular, ilaçlar dışındaki 2 farklı yöntemin kullanılmasının da hem uyku hem de yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor.

CBT-I İle Daha Başarılı Sonuçlar

CBT-I, hastanın uyku ile ilgili düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını değiştirmek için tasarlanmış bir psikoterapi şeklidir. Uykusuzluk tedavisi için “altın standart” olarak görülse de uyum genellikle zayıftır ve birçok kanser merkezinde bulunmayan çok özel bir tedavidir.

Çalışmaya klinik olarak tanı konmuş insomniaya sahip 160 hasta dahil edildi ve hepsi kanser tedavisini tamamlamıştı. Katılımcılara 8 haftalık CBT-I (n = 80) veya akupunktur (n = 80) tedavisi uygulandı ve tedavi edilmeden 12 hafta sonra yeniden değerlendirildi.

Çalışmanın bulguları CBT-I ile, Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (ISI) skorlarının 18,5'ten 7,5'e kadar ortalama 10.9 puan (% 95 CI, 9,8-12,0) azaldığını göstermiştir. Akupunktur için ise, ISI skorlarının 17.5'den 9.2'ye kadar 8.3 puan (% 95 CI, 7.3-9.4) azaldığı görüldü. İyileşme, tedavinin tamamlanmasından sonra bile devam etti.

Tedavi sonundaki yanıt oranları, akupunktur ile karşılaştırıldığında hafif uykusuzluk olanlarda CBT-I için anlamlı olarak daha yüksekti (n = 33; %18'e karşı% 18; P <.0001). Yanıt oranları orta-şiddetli uykusuzlukta benzerdi (n = 127;% 75'e karşı% 66; P = .26). Advers olaylar her iki grupta da hafif idi. Ek olarak, fiziksel sağlık (P = .4) ve mental sağlık (P = .36) için yaşam kalitesindeki gelişmeler her iki grupta da benzerdi.

ASCO Başkanı Bruce E. Johnson, basın açıklamasında, bu sonuçların, klinisyenlerin bir hastanın uykusuzluğuna en iyi nasıl müdahale edeceğini seçmelerine yardımcı olabileceğini belirtti. Uykusuzluk şiddetinin tedavi seçimini etkileyebileceğini ekledi.

Literatür talep et

Referanslar :

https://www.targetedonc.com/news/insomnia-symptoms-in-cancer-survivors-improved-with-cognitive-behavior-therapy-acupuncture 

Kanserde Düşük Proteinli Diyetin Yeri

12 Temmuz 2018

Çok sayıda epidemiyolojik araştırmada diyet ile kanser riski arasında bağlantı bulundu. Yüksek kalorili ve hayvansal gıdaların fazla miktarda tüketilmesi sonucunda kanda dolaşan insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF1) düzeylerinde bir artış meydana gelir. Bu da fosfoinositol 3 kinaz – AKT (PI3K-AKT) ve memelilerdeki rapamisin hedefi (mTOR) yolağını beslemektedir. mTOR yolağının aktive edilmesi makrofaj kaynaklı anjiogenezi arttırırken inhibe edilmesi durumunda ise makrofaj aracılı antitümör etki oluşmaktadır.

Eğer yüksek miktarda sebze, baklagil ve balık tüketilirse kanser insidansı, progresyonu ve mortalitesi azalabilmektedir. Diyetimizdeki protein tüketimini kısıtlarsak sağlığımız olumlu bir şekilde etkilenirken, diyetteki amino asit miktarının azalması sonucunda bağırsak mikrobiyatası, mTOR aktivasyonu, doku iyileşmesi, inflamasyon ve immün tolerans da olumlu bir şekilde etkilenebilmektedir. Ancak protein kısıtlamasının nasıl böyle bir etki yaptığı hala bilinmemektedir. Çünkü bilinen tümörün gelişmesini önleyen ana mekanizmada killer-T hücrelerinin sorumlu olduğu bilinmektedir.

Orta Miktarda Protein Kısıtlaması İle Antitümör Etki

Yapılan yeni bir araştırmada fare kanser modellerinde protein kısıtlamasının etkileri incelendi. Farelere lenfoma hücreleri enjekte edildikten sonra araştırma ekibi, fareleri kontrol diyetine kıyasla %25 daha az protein veya %25 daha az karbonhidrat içeren diyetlerle beslediler. İlginç bir şekilde sadece düşük proteinli diyetin farelerde tümör boyutunu küçülterek, daha uzun bir sağkalıma yol açtığını tespit ettiler.

Bu antitümör etkinin interferon gama seviyesindeki artışla ilişkili olduğu bulundu. Normal diyetle beslenen farelere kıyasla düşük proteinle beslenen farelerde tümör infiltre eden CD8+ T hücrelerinin daha yüksek oranlarda bulunduğu tespit edildi. Bu T lenfositler eğer ortamdan uzaklaştırılırsa sağ kalımda herhangi bir iyileşme olmadığı da görüldü. Bu da sağkalımdaki iyileşmenin CD8+ T hücreleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Araştırıcıların diğer bir önemli bulgusu da IRE1α ve RIG1 (DDX58 olarak da bilinen) düzeylerinin azaltılması durumunda, düşük proteinli diyetle elde edilen antitümör etkinin ortadan kaybolduğunu gözlemlediler. Bu sebeple düşük proteinli izokalorik diyetin mTOR yolundan bağımsız bir şekilde IRE1α bağımlı aktivasyonla CD8+ T hücrelerini arttırdığını öne sürdüler.

Araştırmacıların sunmuş oldukları verilere bakıldığında tümör oluşumunda olmasa bile tümör progresyonunda orta miktarda protein kısıtlamasının olumlu bir etkisi olabileceği görülüyor.

Literatür talep et

Referanslar :

Rubio-Patiño, C. et al. Low-protein diet induces IRE1α-dependent anticancer immunosurveillance. Cell Metab.27, 828–842.e7 (2018).

BCC ve Lipid Profili İlişkisi

07 Nisan 2018

Günümüze kadar yapılmış olan çok sayıda çalışmada, çeşitli kanser türlerine sahip hastalarda, kırmızı kan hücresi toplam lipidlerin yağ asidi kompozisyonunda farklı değişiklikler olduğu görülmüştür. Omega-3 / omega-6 oranının ise cilt kanserine sebep olan fotokarsinogenezin genel sonucunda önemli bir rol oynadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, şimdiye kadar bazal hücreli karsinom (BCC) hastalarında doymamış yağ asidi profilini inceleyen bir çalışma yoktu. Bu nedenle, İran merkezli yapılan yeni bir çalışmada hastane verilerine dayalı bir vaka kontrol çalışması ile, yeni tanı konan BCC hastalarında kırmızı kan hücrelerinin yağlı asit kompozisyonu araştırıldı.

Bu çalışma İran, Tahran'daki Razi Hastanesi'ndeki yeni BCC hastaları üzerinde yürütüldü. Eritrosit membranlardaki yağ asidi konsantrasyonu gaz kromatografisiyle ekstraksiyon, saflaştırma ve preparasyondan sonra nispi değerler olarak tanımlandı.

Doymamış Yağ Asitlerinde Farklılıklar Tespit Edildi

Analizler BCC hastalarında heptadekenoik asit (p = 0.010) ve oleik asidin (p <0.001) kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğunu ortaya koydu. Çoklu doymamış yağ asitleri arasında, linoleik asit ve araşidonik asit de BCC hastalarında anlamlı derecede yüksekti (p <0.001). BCC hastalarında omega-3'ün anlamlı olarak daha düşük (p = 0.040) ve omega-6'nın anlamlı olarak daha yüksek (p = 0.002) olduğu belirtildi.

Buna ek olarak, BCC hastalarında toplam çoklu doymamış yağ asidi (p <0.001) ve omega-6 çoklu doymamış yağ asitleri / omega-3 çoklu doymamış yağ asitlerinin (p = 0.002) kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi.

Bu çalışmada yeni BCC hastalarında n-6 çoklu doymamış yağ asidi değerlerinin yüksek ve n-3 çoklu doymamış yağ asidi değerlerinin ise düşük olduğu gösterildi. Ayrıca sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında doymamış yağ asidi dağılımında bazı farklılıkların olduğu belirtildi. Bu çalışma, BCC gelişiminde lipidlerin önemli olduğunu kanıtlamaktadır.

Literatür talep et

Referanslar :

Rahrovani F. et al. Erythrocyte Membrane Unsaturated (Mono and Poly) Fatty Acids Profile in Newly Diagnosed Basal Cell Carcinoma Patients. Clin Nutr Res. 2018 Jan;7(1):21-30

Cilt Kanseri İnsidansı Artış Gösteriyor

05 Nisan 2018

Merkel hücreli karsinom, nadir görülen bir cilt kanseri türüdür ve her yıl birkaç bin kişiyi etkilemektedir. Bu sayı melanomun etkilediği onbinlere kıyasla oldukça düşük kalıyor. Ancak, diğer cilt kanserleri kadar yaygın olmamasına rağmen, Merkel hücreli karsinom çok agresif ve genellikle ölümcül bir hastalıktır ve yeni araştırmalara göre daha yaygın hale gelmektedir. Melanom ile karşılaştırıldığında, Merkel hücreli karsinomun ölümcül olma ihtimali çok daha yüksek, bu yüzden insanların bunun farkında olması önemlidir. ABD’li araştırmacılar Ulusal Kanser Enstitüsü'nden SEER-18 kayıt defterindeki verileri inceledikten sonra, bu kanser türünün son yıllarda beklenenden daha fazla arttığını tespit ettiler.

2000-2013 yılları arasında rapor edilen Merkel hücreli karsinom vakalarının sayısının yüzde 95 oranında arttığı görüldü. Bu oran melanom için yüzde 57 ve diğer kötü huylu tümörler için yüzde 15 olarak hesaplandı.  Araştırma ekibi, ABD’deki mevcut nüfus trendlerine dayanarak Merkel hücreli karsinom vaka sayısının 2013'teki yaklaşık 2,500 vakadan 2025'te 3,200'ün üzerine çıkacağını öngörüyor. Diğer cilt kanserleri gibi, Merkel hücreli karsinom da erkeklerde, beyaz ırkta ve 50 yaşından büyük insanlarda daha sık görülmektedir. Araştırmacılar ABD nüfusunun yaşlanmasının, Merkel hücreli karsinomda artışa neden olduğuna inanıyorlar, çünkü bu kanser yaşlı bireylerde daha yaygındır.

Erken Teşhis ve Tedavi Edilmezse Agresif Seyrediyor

Diğer cilt kanserleri gibi, Merkel hücreli karsinom erken teşhis edildiğinde en iyi prognoza sahiptir. Hastalık erken aşamalarında başarıyla tedavi edilebilirken tanıda geç kalınırsa, hızla büyüyebilir ve metastaz yapması muhtemel oldukça agresif bir kanser türüdür. Son birkaç yılda ortaya çıkan immünoterapi tedavilerinin önceki kemoterapi tedavilerine kıyasla hayatta kalma oranlarını önemli oranda iyileştirmesine rağmen, metastatik Merkel hücreli karsinomun ölümcül olma potansiyeli hala yüksek.

Merkel hücreli karsinom, melanomdan farklı olarak ciltte koyu bir ben olarak görülmez. Bunun yerine, kırmızı, mor veya cilt renginde olan bir yumru gibi gözükür. Bu yumru hızlı büyüme eğilimindedir ve kist veya folikülitlerin aksine yumuşamaz. Bu sebeple özellikle cildinizdeki diğer lekelerden farklı veya hızlı büyüyen yeni, olağan dışı bir büyüme fark ederseniz, en kısa zamanda bir dermatoloğa görünmenizde fayda var.

Literatür talep et

Referanslar :

https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180216174658.htm

Vitaminler Cilt Kanseri Riskini Azaltıyor

09 Mart 2018

Skuamöz hücreli karsinom, kronik güneşe maruziyet ile ilişkilidir ve yüz, eller ve kafa derisinde daha sık görülür. Cilt kanserinin en ölümcül şekli olan melanom, güneş yanığı, özellikle de gençken güneş yanıklarıyla ilişkilidir. UV radyasyonu, skuamöz hücreli ve bazal hücre gibi belirli cilt kanseri riskinizi artırır. Ancak bu kanserler arasında bile önemli farklılıklar mevcuttur ve uygun güneş maruziyeti bazı durumlarda zararlı olmak yerine faydalı olabilir.

UV ışınları cildinize dokunduğunda metabolize olan D vitamininin yalnızca ölümcül form veya cilt kanseri olan melanom riskinizi değil aynı zamanda en yaygın kanser türlerini de azalttığı gösterilmiştir. D vitamini cildimizde aktive olur ve aktive edilmiş D vitamini cildimizdeki genleri etkiler ve ultraviyole ışının neden olduğu anormallikleri önler. Sonuç olarak, güneşten kaçınma paradoksal olarak cilt kanserini tetikleyen faktör haline gelir.

Düzenli olarak güneş kremi uygulayarak cildimizdeki vitamin D aktivasyonunu etkili bir şekilde önlediğimizden, doğal olarak sağlayacağı korumayı engelleyebiliriz. Kanıtlar akıllı bir stratejinin, cildimizin pembeye dönmesinden kısa bir süre önce bol miktarda çıplak derinin korumasız güneşe maruz kalmasını sağlamak ve daha sonra ince bir giysi tabakası ile örtmek olduğunu önermektedir. Ayrıca, uzun süre açık havada olduğumuzda, yüzünüzdeki cildin zarar görme eğilimi daha yüksek olduğu için D vitamini depolarına çok fazla katkı sağlamayacağı için geniş bir şapka takmak da akıllıca olacaktır.

UV Maruziyetine Karşı Koruma

Avustralyalı araştırmacılara göre, B3 vitamini (nikotinamid) de belirli cilt kanserlerine yatkın hastalarda koruma sağlayabilir. Araştırmacılar hipotezlerini, daha önce son derece yaygın ve yavaş ilerleyen ve melanomdan daha az ciddi olan skuamöz hücreli ya da bazal hücreli karsinom olmak üzere deri kanseri tanısı konmuş 386 kişi üzerinde test ettiler.  Katılımcılara, bir yıl boyunca günde iki 500 mg vitamin B3 hapı veya plasebo verdiler. B3 vitamini alanlara bir yıl sonra yüzde 23 daha az kanser tanısı kondu. Haplar ayrıca aktinik keratoz adı verilen kanser öncesi lezyonların sayısını azalttı. Dokuz aylık tedaviden sonra nikotinamid alan gönüllüler arasında bu lezyonlar yüzde 20 azaldı. Nikotinamid kullananlar yaklaşık üç ayda sonuç almaya başladılar. Bununla birlikte, korunma vitamini almayı bıraktıklarında kayboldu.

Araştırmacılar, aşırı UV maruziyetinin neden olduğu DNA hasarının onarılmasına ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine nikotinamidin yardımcı olduğunu ve cilt kanserine yatkınlığı olanlara tavsiye edildiğini belirttiler. Genel popülasyonda cilt kanserine karşı koruma sağlayıp sağlayamayacağının ise hala bilinmediğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Make Vitamin D Not UV A Priority, Skin Cancer Foundation

Alkol Melanom Riskini Artırıyor Mu?

24 Şubat 2018

Son yıllarda yapılan birçok çalışma alkol alımıyla malign melanom riski arasındaki ilişkiyi araştırmış ve çelişkili sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunu açıklığa kavuşturmak için bir grup araştırmacı 30 Haziran 2017'ye kadar yayınlanan çalışmalarda alkol tüketimi (genel ve içeceğin türü) ile melanom riski arasındaki ilişkiyi inceleyen bir literatür taraması ve doz yanıt meta-analizi gerçekleştirdi.

Çalışmada özet rölatif risk (SRR) ve% 95 güven aralıkları (% 95 GA) hesaplamak için en olası tahmin ile rasgele etki modelleri kullanıldı.

Alkol Tüketimi ile Risk Artıyor

1986-2016 yılları arasında yayınlanan 20 bağımsız çalışma (10.555 melanom olgusu ve 1.6 milyondan fazla kişiden oluşan kontrol grubu) analizde kapsandı ve bunlardan altısı prospektif bir kohort çalışma dizaynına sahipti. Fenotipik özelliklere göre 11 çalışmada ve güneş ışığına maruz kalma için 9 çalışmada ayarlama gerçekleştirildi. Alkol tüketiminin melanom riski ile orta derecede ilişkili olduğu görüldü: SRR, mevcut alkol alımının en yüksek ve en düşük kategorisinde olanlar için 1.29 (% 95 GA 1.14-1.45) ve toplu alım miktarı için 1.96 (% 95 CI 1.02-3.76, I2 =% 0) idi. Doz tepki analizinde, günlük alkol alımındaki 10 g artış ile ilişkili risk artışları 1.07 (% 95 GA 1.03-1.11) olarak hesaplandı. Risk tahminleri, cinsiyet, çalışma tasarımı ve karıştırıcılar için ayarlamalara göre farklılık göstermedi; araştırmalar arasında heterojenite kabul edilebilirdi ve yayın yanlılığı hakkında bir kanıt bulunamadı.

Bu meta-analizde elde edilen bulgular alkol tüketiminin artan melanom riski ile orta derecede ilişkili olabileceğini göstermektedir. Ancak karıştırıcı faktörler ve olası önyargı göz ardı edilmemelidir. Bu bulguları doğrulamak, farklı alkol kaynaklarının rolünü açıklığa kavuşturmak ve bilinen melanom risk faktörleri ile olan etkileşimi araştırmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Literatür talep et

Referanslar :

Gandini S et al. Alcohol, alcoholic beverages, and melanoma risk: a systematic literature review and dose-response meta-analysis. Eur J Nutr. 2018 Jan 11. doi: 10.1007/s00394-018-1613-5. [Epub ahead of print]

Solaryum Kullanımı Melanom Riskini Arttırıyor mu?

19 Şubat 2018

Cilt kanseri oranlarında gözlenen artış ışığında, yapay UV radyasyonunun insanlarda malign melanoma neden olup olmadığı çok sayıda çalışmada ele alınmıştır. Dermatolog Jörg Reichrath tarafından koordine edilen uluslararası bir araştırma ekibi, ilgili çalışmalar için MEDLINE ve ISI Web of Science veri tabanlarını kapsamlı bir şekilde araştırdılar ve sonuçları sistematik bir meta-analizle incelediler. Araştırmacılar, 'hiç' solaryum kullanmayanlara kıyasla 'şimdiye kadar' kullananları karşılaştırdıklarında artmış melanom riski ile ilgili zayıf bir ilişki buldular fakat çalışmalarına meta analizlerine dahil ettikleri bilimsel araştırmalarda önemli eksiklikler tespit ettiler. Daha önce yayınlanan sonuçların birçoğu, nedenselliğe destek vermeyen kalitesiz verilere sahip gözlemsel araştırmalara dayanmaktaydı. Çalışmaya katılanların alt gruplarını değerlendirdiklerinde, diğer faktörlerin rol oynayabileceğini gözlemlediler. Örneğin, solaryum kullanımını, kendilerini güneşlenerek aşırı derecede doğal güneş radyasyonuna maruz bırakarak, güneş yanıklarına daha sık maruz kalma eğilimi gösteren ve bu nedenle daha yüksek bir melanom riskine sahip olan "güneşe tapanlar" için bir belirteç olabilirdi.

Yeterli Veri Yok

Araştırmacılar, ikinci yayınlarında yakın zamanda AB ve DSÖ tarafından yayınlanan iki rapor hakkında eleştirel bir değerlendirme yaptılar. Bu raporlar, solaryumlarda UV ışınlarının hem bazal hücre karsinoması, kutanöz skuamöz hücreli karsinom gibi melanom dışı cilt kanseri ve melanom cilt kanserinin belirgin bir oranından sorumlu olduğunu gösteriyordu. Dahası, otuz yaş altındaki hastalarda bulunan melanomların büyük bir yüzdesinin solaryuma maruz kalma riskinden kaynaklandığını belirtiyordu. Bu raporlara göre, solaryumlardan UV ışınlarına maruz kalma için güvenli bir sınır yoktu. Profesör Jörg Reichrath ve meslektaşları ise, bu raporların ardındaki iki komitenin görüşlerini, eksik, dengesiz ve eleştirel olmayan mevcut bilimsel literatürün değerlendirilmesine dayanıyor şeklinde değerlendirdiler. Bu raporların sonuçlarının, veriler tarafından yeterince desteklenmediğini vurguladılar. Profesör Reichrath, alandaki bilimsel verinin mevcut durumunun, ılımlı solaryum kullanımının malign melanoma riski taşıdığı sonucuna varmaya izin vermediğini belirtti.

Literatür talep et

Referanslar :

1.Burgard et al. Solarium Use and Risk for Malignant Melanoma: Meta-analysis and Evidence-based Medicine Systematic Review. Anticancer Research, 2018 DOI: 10.21873/anticanres.12339

2.Reichrath et al. A Critical Appraisal of the Recent Reports on Sunbeds from the European Commission's Scientific Committee on Health, Environmental and Emerging Risks and from the Word Health Organization. Anticancer Research, 2018 DOI: 10.21873/anticanres.12330

Vitaminler Cilt Kanseri Riskini Azaltabilir

15 Ocak 2018

Skuamöz hücreli karsinom, kronik güneşe maruziyet ile ilişkilidir ve yüz, eller ve kafa derisinde daha sık görülür. Cilt kanserinin en ölümcül şekli olan melanom, güneş yanığı, özellikle de gençken güneş yanıklarıyla ilişkilidir. UV radyasyonu, skuamöz hücreli ve bazal hücre gibi belirli cilt kanseri riskinizi artırır. Ancak bu kanserler arasında bile önemli farklılıklar mevcuttur ve uygun güneş maruziyeti bazı durumlarda zararlı olmak yerine faydalı olabilir.

UV ışınları cildinize dokunduğunda metabolize olan D vitamininin yalnızca ölümcül form veya cilt kanseri olan melanom riskinizi değil aynı zamanda en yaygın kanser türlerini de azalttığı gösterilmiştir. D vitamini cildimizde aktive olur ve aktive edilmiş D vitamini cildimizdeki genleri etkiler ve ultraviyole ışının neden olduğu anormallikleri önler. Sonuç olarak, güneşten kaçınma paradoksal olarak cilt kanserini tetikleyen faktör haline gelir.

Düzenli olarak güneş kremi uygulayarak cildimizdeki vitamin D aktivasyonunu etkili bir şekilde önlediğimizden, doğal olarak sağlayacağı korumayı engelleyebiliriz. Kanıtlar akıllı bir stratejinin, cildimizin pembeye dönmesinden kısa bir süre önce bol miktarda çıplak derinin korumasız güneşe maruz kalmasını sağlamak ve daha sonra ince bir giysi tabakası ile örtmek olduğunu önermektedir. Ayrıca, uzun süre açık havada olduğumuzda, yüzünüzdeki cildin zarar görme eğilimi daha yüksek olduğu için D vitamini depolarına çok fazla katkı sağlamayacağı için geniş bir şapka takmak da akıllıca olacaktır.

UV Maruziyetine Karşı Koruma

Avustralyalı araştırmacılara göre, B3 vitamini (nikotinamid) de belirli cilt kanserlerine yatkın hastalarda koruma sağlayabilir. Araştırmacılar hipotezlerini, daha önce son derece yaygın ve yavaş ilerleyen ve melanomdan daha az ciddi olan skuamöz hücreli ya da bazal hücreli karsinom olmak üzere deri kanseri tanısı konmuş 386 kişi üzerinde test ettiler.  Katılımcılara, bir yıl boyunca günde iki 500 mg vitamin B3 hapı veya plasebo verdiler. B3 vitamini alanlara bir yıl sonra yüzde 23 daha az kanser tanısı kondu. Haplar ayrıca aktinik keratoz adı verilen kanser öncesi lezyonların sayısını azalttı. Dokuz aylık tedaviden sonra nikotinamid alan gönüllüler arasında bu lezyonlar yüzde 20 azaldı. Nikotinamid kullananlar yaklaşık üç ayda sonuç almaya başladılar. Bununla birlikte, korunma vitamini almayı bıraktıklarında kayboldu.

Araştırmacılar, aşırı UV maruziyetinin neden olduğu DNA hasarının onarılmasına ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine nikotinamidin yardımcı olduğunu ve cilt kanserine yatkınlığı olanlara tavsiye edildiğini belirttiler. Genel popülasyonda cilt kanserine karşı koruma sağlayıp sağlayamayacağının ise hala bilinmediğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Make Vitamin D Not UV A Priority, Skin Cancer Foundation

Çocukluk Çağında Melanom

05 Ocak 2018

Çocuklarda melanom çok nadirdir ve tüm melanomların sadece% 1-3'ünü oluşturur. Pediatrik melanom, genç erişkinler arasında önemli ve giderek artan bir sorundur. Özellikle kızlarda artan bir riskten söz etmek mümkün olup, gövde ve bacaklarında melanom lezyonları oluşma eğilimi görülür. Lezyonun boyutuna bağlı doğuştan melanositik bir nevüs olası malign transformasyon nedeniyle gelişen çocukluk melanomu için risk faktörlerinden biridir. Çocukluk çağı melanom potansiyel olarak ölümcül bir hastalıktır. Melanom için cerrahi eksizyon ilk tercih edilen tedavi yöntemidir.

Klinisyenler konjenital melanositik nevüs çocuklarında olası malign dönüşümün farkında olmalılar çünkü erken tanı ve tedavi prognozu iyileştirir. Pediatrik bir hastada pigmente bir lezyonu değerlendirirken melanom şüphesi akılda tutulmalıdır. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir vaka bildiriminde çocukluk çağında melanom geçiren bir hastanın uzun dönem sonuçları paylaşıldı. Konjenital nevus ile doğan, 6 yaşında metastatik çocukluk çağı malign kafa derisi melanom tanısı konan bir olgu sunuldu. Söz konusu hastaya cerrahi ablasyon ve rekonstrüksiyon yapıldı ve rekürrens olmaksızın 26 yıl hayatta kaldığı görüldü. Bu olgu, çocukluk çağında melanomun uzun süreli sağkalımı için umut verici bir temsiliyet taşımaktadır.

Çocukluk çağında melanom her ne kadar akla ilk gelen tanılardan olmasa da uzun süreli bu tarz bir tedavi başarısı için erken tanının önemi tabi ki yadsınamaz. Bu noktada klinisyenlere ciddi bir iş düşüyor. Cilt kanseri ve çocuklarda risk faktörleri ile ilgili şu bilgiler önemlidir:

• Güneşe maruz kalmanın yaklaşık% 40-60'ı 20 yaşından önce gerçekleşir.

• Güneş yanığı güneşte 15 dakika içinde olabilir, ancak kızarıklık ve rahatsızlık birkaç saat sonra fark edilebilir.

• Sık yanıklar cilt kanserine neden olabilir.

• Korunmasız güneşe maruz kalma, ben ve çilleri bulunan ve açık saçlı veya cilt kanseri öyküsü olan çocuklar için daha tehlikelidir.

• Herhangi bir yaşta 5'ten fazla güneş yanığı olması halinde, melanom riski iki katına çıkabilir.

• Melanom, 15-29 yaşlarındaki genç erişkinler için kanserin ikinci en yaygın formudur.

• 11-19 yaş arasındaki çocuklarda melanom insidansı, 1973'ten 2001'e yılda yaklaşık% 3 artmıştır. Melanom insidans hızı, çevresel UV radyasyonu ile pozitif yönde ilişkilidir.

• Melanom 15-19 yaş grubunda teşhis konan tüm kanserlerin yaklaşık% 7'sini oluşturur

Literatür talep et

Referanslar :

Larsen AK et al. Long-term Survival after Metastatic Childhood Melanoma. Plast Reconstr Surg Glob Open. 2014 Jul 9;2(6):e163. doi: 10.1097/GOX.0000000000000122. eCollection 2014 Jun.

BCC Epidemiyolojisi

26 Aralık 2017

Cilt kanserlerinden, bazal hücreli karsinomu (BCC) günümüzde en sık görülen kanserdir ve sıklığı giderek artmaktadır. Ciltte epidermis ile dermis bileşkesinde bazal hücrelerden veya ciltin aksesuar elemanlarının (kıl folikülü ter bezleri, yağ bezleri) iç yüzünü kaplayan bazal hücrelerden kaynaklandığı için bu ismi almıştır. BCC genellikle güneşe maruz kalan alanlarda oluşur. Tüm BCC’lerin %85’i baş ve boyunda ve %30’u burunda gelişir. Sıklıkla kıl follikülerinin bulunduğu cilte yerleşir, yavaş gelişir, vücudun diğer bölgelerine metastaz yapmaz, ancak vücudun diğer bölgelerine metastaz yaptığı çok nadir görülür. Hastaların % 95’i 40-79 yaş arasındadır. Kadın ve erkeklerde hemen hemen aynı oranda görülür. Hayati riski olmamakla birlikte tedavisi ve takibi önemlidir. Çok fazla uzun süre ihmal edilmiş BCC çevre dokulara, çene kemikleri, göz küresi ve beyine yayılım gösterebilir.

BCC, yavaş büyür ve lokal olarak agresif seyreder. Yüksek insidansa rağmen iyi kalitede epidemiyolojik verilere ulaşmak çok mümkün olamıyor. Bu nedenle, Birleşik Krallık'ta bir ilçede (Dorset) 10 yıl ara ile aralarında kıyaslama yapılan iki ayrı yıllık BCC sıklığı hakkında retrospektif bir çalışma düzenlendi.

BCC İnsidansında Artış İzlendi

Elde edilen sonuçlara göre 2006'da 2455 hasta ve 2016'da 3797 hasta vardı ve yeni teşhislere göre insidans 459.99 ve 491.92 / 100.000 kişi-yıl olarak gerçekleşti. Erkek: kadın oranı her iki yılda da 1: 071'dir. Baş ve boyun en yaygın yerleşim alanıydı; yanak, burun ve alın en yaygın alt bölgelerdi.

Bu veriler BCC insidansında önemli bir artışı göstermektedir ve İngiltere için önceki rapor edilen oranlardan çok daha yüksektir. Daha sıkı yerel ve ulusal kayıt sistemleri kurularak BCC'nin izlenmesi ve bunların sağlık bakım sistemlerine koruyucu stratejiler planlamasına ve en etkili tedaviyi sağlamasına yardımcı olması gerekmektedir.

Literatür talep et

Referanslar :

Devine C et al. Epidemiology of basal cell carcinoma: a 10-year comparative study. Br J Oral Maxillofac Surg. 2017 Dec 15. pii: S0266-4356(17)30746-5. doi: 10.1016/j.bjoms.2017.11.018. [Epub ahead of print]

BCC’de Fibroblast Aktivasyonu

27 Ekim 2017

Dünya geneline bakıldığı zaman ciltteki kutanöz bazal hücreli karsinomun (BCC) en yaygın kanser olduğu görülmektedir. Bu kanser türünde BCC, lokal olarak invazivdir ve çevredeki stromal mikro ortam, tümör gelişimi için önem taşımaktadır. Ayrıca bilinmektedir ki mikro ortamdaki kanserle ilişkili fibroblastlar (CAF), çeşitli tümörlerdeki tümör büyümesi için şarttır, ancak BCC’deki rolleri ise  tam olarak anlaşılamamıştır.

mRNA Ekspresyonu NGS İle Kıyaslandı

Çalışmada yüzde görülen BCC ve kontrol amaçlı olarak peritümöral bölgeden ve kalçadan gelen cilt değerlendirildi. Yeni nesil sekanslama (NGS) ile BCC ve peritümoural cilt arasındaki mRNA ekspresyonu karşılaştırıldı. NGS sonuçlarını doğrulamak ve CAF ile ilişkili sitokin ve kemokinleri araştırmak için qRT-PCR, immünohistokimyasal ve immünofloresan boyama uygulandı.

NGS, hücre içi matris bileşenlerini kodlayan BCC'de 65 genin CAF ile ilişkili matris yeniden biçimlendirmesini işaret eden yukarı doğru regülasyonunu ortaya koydu. qRT-PCR, BCC'de CAF belirteçleri FAP-α, PDGFR-β ve prolil-4-hidroksilazın artmış mRNA ekspresyonunu gösterdi. Peritümoural ciltte de PDGFR-β ve prolil-4-hidroksilazın yüksek ekspresyonunu sergiledi ancak FAP-α için bu tarzda bir ekspresyon görülmedi Kalçadan alınan kontrol cildinde ise herhangi bir ekspresyon görülmedi. BCC ve peritümöral ciltte CAF'a bağlı kemokinler olan CCL17, CCL18, CCL22, CCL25, CXCL12 ve IL6 için benzer şekilde yüksek ekspresyon tespit edildi, ancak bu durum kalça derisinde yoktu. İmmunofloresan ile inceleme, FAP-α ve PDGFR-β ve CXCL12 ve CCL17 arasındaki korelasyonu ortaya koydu.

CAF Peritümöral Ciltte Aktive

Sonuçta görüldü ki matris yeniden modellemesi, BCC'nin en belirgin moleküler özelliğidir. CAF'ler BCC stromasında mevcuttur ve tümör progresyonu ve bağışıklık baskılamasında (CXCL12, CCL17) yer alan kemokinlerin artmış ekspresyonuyla ilişkilidir. Tümörlerin yakınında kronolojik olarak güneşe maruz kalan deri kaynaklı fibroblastlar da CAF'lerin benzeri olan gen ekspresyon paternlerini göstermektedir. Güneşe maruz kalmayan bölgelerden alınan kontrol cildinde ise böyle bir durum yoktur.

Literatür talep et

Referanslar :

Omland SH et al. Cancer associated fibroblasts (CAFs) are activated in cutaneous basal cell carcinoma and in the peritumoural skin. BMC Cancer. 2017 Oct 7;17(1):675. doi: 10.1186/s12885-017-3663-0.

Göçmenlerde Kanser Taramasının Zorlukları

25 Ekim 2017

Serviks kanseri, insan papillomavirüsünden kaynaklanan bir kanser türü olup düzenli tarama sayesinde önlenebileceği düşünülmektedir. Bazı düşük ve orta gelirli ülkelerden gelen göçmenlerin de, erken yaşlarda viral enfeksiyonlara atfedilen kanserlere daha yatkın durumda olduğu bilinmektedir. Norveç merkezli yapılan bir çalışmada göçmenler arasında nüfusa dayalı servikal tarama programına katılım değerlendirildi ve farklı göçmen gruplardaki uyumsuzluğu öngören faktörler araştırıldı.

Çalışmada, birkaç farklı kaynak üzerinden ülke çapındaki kayıtlardan gelen veriler kullanıldı. Çalışma grubu 208 626 (% 15) göçmen ve 1 157 223 (% 85) Norveçliden oluşmaktaydı. 2008-12 yılları arasında test yaptırmamış olanlar uyumsuz olarak tanımlandı.

Göçmenlerin Çoğuna Tarama Yapılamadı

Toplamda göçmenlerin% 52'si taranmadı. Tüm göçmenler, doğum ve eşlik için ilgili faktörler düzeltildiğinde Norveçli kadınlarla karşılaştırıldığında, 1.72 kat daha yüksek uyumsuzluk oranı (% 95 GA 1.71-1.73) gösterdi. Uyumsuz göçmenlerin oranı, kaynak bölge ve kaynak ülkesine göre önemli derecede farklılık göstermiştir. İşsiz olmak veya işgücünde olmamak, evlenmek, düşük gelir elde etmek ve erkek pratisyen hekime sahip olmak, kaynak bölgelerine bakılmaksızın uyumsuzluk ile ilişkili kabul edildi. Norveç'te 10 yıldan daha kısa yaşamak, bütün göçmen grupların olmasa da çoğunluğun uyumsuzluğunun belirleyicisi bir etkendir.

Göçmenlerin giderek artan bir oranı ve aralarında düşük tarama katılımı, Avrupa'da yeni halk sağlığı sorunları yaratmaktadır. Göçmenler, sosyo-demografik özellikleri ve tarama katılımı açısından çok çeşitlidir. Göçmenler arasında kanser taramasını arttırmak için uyarlanmış bilgi ve hizmet sunumu gerekebilir.

Norveç’te yapılmış olan bu çalışma göçmenlerdeki kanser taramasına katılım oranlarının düşüklüğünün nedenlerini araştırmış ve ortaya olası birkaç neden çıkarmıştır. Diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapılarak sorunlar tanımlandıktan sonra yapıcı çözümler geliştirilmesi mümkün olabilecektir.

Literatür talep et

Referanslar :

Leinonen MK. Barriers to cervical cancer screening faced by immigrants: a registry-based study of 1.4 million women in Norway. Eur J Public Health. 2017 Oct 1;27(5):873-879. doi: 10.1093/eurpub/ckx093.

Domates Tüketimi Cilt Kanseri Riskini Azaltıyor

29 Eylül 2017

Amerikan Kanser Derneği’ne göre, melanom dışı cilt kanserleri tüm kanserler arasında en yaygın olan kanser türüdür ve 2012'de 5,4 milyon vaka bildirilmişti. Bu sayı her yıl meme, prostat, akciğer ve kolon kanserlerinin toplamından daha fazladır. Düşük ölüm oranına rağmen, bu kanserler maliyetli ve görsel açıdan rahatsız edici olup oranları artmaktadır. Tükettiğimiz gıdaların bazı kanser türlerine karşı koruyucu olabileceği teorisi domatesler ve cilt kanseri için de geçerlidir. Bu teorinin arkasındaki rasyonel domateslere rengini veren pigment bileşikleri olan karotenoidlerin cildi UV ışığına karşı koruyabileceğine dayanmaktadır. Bu teoriyi test etmek isteyen ABD’li bilim insanları fareler üzerinde çalıştılar.

Geçmişteki insan klinik denemeleri, zamanla domates yedikten sonra insanların derisinde biriken karotenoidler sayesinde UV ışığın olumsuz etkilerinden korunulduğunu ve güneş yanıklarının azaldığını gösteriyor. Domateslerde birincil karotenoid olan likopenin, bu pigmentler içinde en etkili antioksidan olduğu gösterildi. Yeni çalışmada, Ohio State araştırmacıları, kurutulmuş kırmızı domateslerle beslenen yalnızca erkek farelerde tümör büyümesinde azalma olduğunu buldu. Önceki araştırmalarda biyolojik olarak elde edilebilen likopenin daha yüksek olduğu gösterilen mandolin domatesleri ile beslenenlerde ise, kontrol grubuna göre daha az tümör olsa da fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.

Önceki araştırmalar, erkek farelerin UV'ye maruz kaldıktan sonra erken dönemde tümörler geliştirdiğini ve tümörlerinin daha çok, daha büyük ve daha agresif olduğunu ortaya koymuş olsa da kurutulmuş domatesle beslenen erkek farelerde cilt kanseri gelişme oranı kontrol grubuna göre %50 azalmıştı. Dişi farelerde ise herhangi bir değişiklik görülmedi. Kurutulmuş domateslerle görülen bu etki, domatesin içinde likopen dışındaki bazı maddelerin de kansere karşı koruyucu olabileceğini düşündürüyor. 

Literatür talep et

Referanslar :

Cooperstone JL et al. Tomatoes protect against development of UV-induced keratinocyte carcinoma via metabolomic alterations. Scientific Reports, 2017; 7 (1) DOI: 10.1038/s41598-017-05568-7

DNA’dan Yapılmış Yeni Bir Güneş Koruyucusu Üretildi

06 Eylül 2017

Ultraviyole (UV) ışınlar güneş tarafından yayılır ve yaz aylarında bronzlaşmamıza neden olurlar. UV ışınları cilde çok zararlıdır ve cilt kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre, UV ışınlarına maruz kalma, koruyucu tabakalar ve güneş kremi olmadığında 15 dakika içinde deriye zarar vermeye başlayabilir. UV radyasyonu, kansere, cildin erken yaşlanmasına ve kırışıklıklara neden olabilecek DNA zararına neden oluyor. Araştırmacılar ultraviyole ışığını kendisine maruz kaldıkça daha verimli bir şekilde absorbe eden bir DNA filmi geliştirdi. Bu ekstra katman güneş kremi yerine deriye uygulanarak, potansiyel olarak güneş yanıklarının olumsuz etkilerinden koruyabiliyor.

Binghamton'daki New York Eyalet Üniversitesi biyomedikal mühendisliği asistanı Dr. Guy German ve meslektaşları, UV ışığını absorbe edebilen ve böylece kullanıcının cildini etkili bir şekilde koruyan, DNA'dan yapılmış bir film tabakası tasarladı. Somon sperminden üretilen şeffaf DNA filmler, UV ışınına maruz kaldıkça daha iyi emilim gerçekleştiriyor.  Araştırmacılar, DNA'yı kurban bir katman olarak kullanarak, deride DNA'ya zarar vermek yerine cildin üstündeki tabakaya zarar verdiklerini belirtiyorlar. Bir UV lambasından UV ışığına maruz bırakıldığında, DNA filmleri maruz kalma süresiyle artan yüksek bir emilme kapasitesi gösteriyor. DNA katmanı ne kadar uzun süre UV ışığına maruz kalırsa, o kadar emici oluyor. Cildin su kaybını da önleyen film, suyla temasta cildi terk etmiyor, ancak havlu yardımıyla kolaylıkla ciltten çıkarılabiliyor. Güneş’in zararlı ışınlarından korurken bir yandan da cildin beslenmesine olanak sağlayan bu şeffaf katmanın yara iyileşme sürecinde de oldukça yararlı olabileceği düşünülüyor. DNA filminin yaralanmayı güneşe maruz kalma riskinden koruyabilmesinin yanı sıra, daha hızlı iyileşmeye elverişli nemlendirici bir ortamın korunmasına izin verebileceğine dikkat çekiliyor.

Araştırmalar, bu DNA filmlerinin daha geniş kapsamlı kullanımlara sahip olup olmadığını ve diğer koruyucu amaçlara hizmet edip edemeyeceğinin araştırması gerektiğini belirtiyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

http://www.medicalnewstoday.com/articles/318626.php

Çocuklarda Cilt Kanseri Riski

24 Ağustos 2017

Cilt kanseri, ABD'de kanserin en yaygın şeklidir. Özellikle son 30 yıla bakıldığında, diğer kanserlerin hepsinden çok daha fazla cilt kanseri vakası görülmüştür. Cilt Kanseri Vakfı’na göre, cilt kanserinin ölümcül bir hastalık olmadığını düşünmek kolay olabilir, ancak gerçek şu ki, her saat başı melanom olarak adlandırılan cilt kanseri şekli nedeniyle bir kişi ölüyor. Pediyatrik melanoma bakıldığı zaman, 1973'ten 2009'a kadar her yıl ortalama yüzde iki büyümüş olduğu görülüyor. Çocuk vakalarının yüzde doksanı 10-19 yaşları arasında gerçekleşmiştir. Aslında, çocukken yalnızca beş tane güneş yanığı geçirmiş olmak ömür boyu melanom riskini yüzde 80 arttırır. Dayton Çocuk Hastanesinde Kanser ve Kan Bozuklukları için Kapsamlı Bakım Merkezi Tıbbi Direktörü Ayman El-Sheikh, "Tedavi edilmediği takdirde bu kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine de organları ve diğer dokuları enfekte edebilir" diyor. Güneş güvenliğini vurgulamak için Dayton Çocuk Hastanesi çocuğunuzun hassas cildi korumak için bazı öneriler sunuyor:

Daima güneş kremi kullanın

Bronzluk genellikle "sağlıklı" olarak görülüyor olsa da, aslında cilt hücrelerindeki hasarı temsil ediyor. Bir çocuğun hassas cildini korumak için, daima güneş kremi kullanmak gerekir. Tercihen 30 ila 50 arasında bir güneş koruma faktörü (SPF) olan ve UVA ve UVB ışınlarına karşı koruyan birini seçmek gerekir. Boyun sırtı ve kulak üstü gibi sıklıkla ihmal edilmiş alanlara dikkat etmek gerekir. Bir çocuk yüzüyorsa ya da terliyorsa, iki saatte bir uygulamayı tekrar etmek gerekir.

Giysiyi bir bariyer olarak kullanın

Şapkalar veya siperlikler güneşi çocuğun yüzünden uzak tutmaya yardımcıdır. Yüzme tişörtleri çocuğun göğsünü, sırtını, omuzlarını ve kollarını korur. Ayakların üstlerini korumak için flip-floplar yerine tenis ayakkabıları tercih edilmelidir. Uzun kollu ve pantolonlarda çocuğun giymek isteyeceği hava alan kumaşlar tercih edilmelidir.

Cilt hasarını sık sık kontrol edin

Al-Sheikh"Çocuklarda görülen melanom vakalarının yüzde 40'ında tanı ve tedavi için geç kalınmıştır" diyor. "Erken dönemde herhangi bir lezyon bulunursa ve tedavi edilirse başarı oranı o kadar artar." Çocuğunuzun cildi düzenli olarak kontrol etmeniz gerekir. Herhangi bir doğum lekesi, ben ya da leke hakkında bilgi edinin; böylece boyut, doku, şekil ve renk gibi herhangi bir değişiklik olup olmadığını ya da iyileşmeyen bir leke olup olmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Endişeleriniz varsa doktorunuza danışın.

Literatür talep et

Referanslar :

http://www.mydaytondailynews.com/lifestyles/skin-cancer-rise-for-tweens-and-teens/TSU5wAY3Lvd4hn5yex5JYJ/

Bir Web Sitesi Kanserde Sağ Kalımı Artırabilir mi?

04 Temmuz 2017

UNC Lineberger Comprehensive Cancer ‘de onkoloji profesörü olan Dr. Ethan Basch, Chicago'daki Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında, metastatik solid tümörler için kemoterapi alan hastalarda, hastaların raporladığı sonuçlarla (PRO)  web tabanlı semptom takip aracı ile normal bakımı karşılaştırdıkları, geniş tek merkezli randomize kontrollü çalışmanın sonuçlarını sundu. Dr. Basch ve arkadaşları daha önce, ileri tümörler hastalar için Semptom İzleme ve Raporlama (STAR) aracının, yaşam kalitesi ölçütlerini iyileştirdiğini, acil servis ziyaretlerini % 7 düşürdüğünü ve hastaneye yatışları azalttığını raporlamışlardı.

Dr. Basch ve arkadaşları bu yeni çalışmalarına, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi'nde Eylül 2007 ile Ocak 2011 tarihleri arasında, metastatik solid tümörler için rutin ayakta kemoterapi tedavisi alan 766 hastayı dahil ettiler. Hastaların ortalama yaşı 61’di, %58’i kadındı, %86’sı beyazdı ve %22’si lise eğitiminden daha az eğitim almıştı. Hastaların % 32'si genitoüriner, %23’ü jinekolojik,%19’u meme ve %26’sı akciğer kanserine sahipti. Hastaları, 12 yaygın semptomu tablet bilgisayarlarla kendileri raporlayacak (PRO müdahale grubu) veya normal bakım alacak (kontrol grubu) şekilde rastgele olarak iki gruba ayırdılar. PRO müdahale grubundaki hastalara semptomları ile ilgili haftalık hatırlatıcılar gönderdiler. Hemşirelere, hastalar ciddi veya kötüleşen semptomlar bildirdiklerinde, e-posta uyarıları gönderildi ve tedavi eden doktorlar ise hasta vizitleri sırasında semptom çıktılarını aldılar.

Araştırmacılar, tıbbi kayıtlar ve Sosyal Güvenlik Ölüm Endeksi verilerini kullanarak, Kaplan-Meier yöntemiyle genel sağ kalımı hesapladılar.. Log-rank testi ve yaş, cinsiyet, ırk, eğitim düzeyi ve kanser tipine göre ayarlanmış Cox orantısal riskleri regresyonu kullanılarak iki grup arasında genel sağ kalımı karşılaştırdılar.

Sağ kalım sonuçları, ortalama 7 yıllık izlemin ardından Haziran 2016'da değerlendirildi ve izlem süresince 766 hastadan 517’si  (% 67) öldü. Araştırmacılar, PRO müdahale grubunda genel sağ kalımının 31,2 ay iken,  kontrol grubunda bu değerin 26,0 ay olduğunu gösterdiler. Çok değişkenli modelde, sonuçlar 0,832 risk oranı ile istatistiksel olarak anlamlı olduğunu gördüler.

Araştırmacılar, ayaktan hasta kemoterapisi sırasında web tabanlı hasta raporlu sonuçlar kullanılarak, sistemik semptom takibinin genel sağ kalımı arttırdığına dikkat çektiler. Bu web takip aracı ile, vizitler sırasındaki kısıtlı süre, hastaların tüm şikayetlerini anlatmaya isteksiz olmaları, semptomların başlamasından günler sonra doktora başvurmaları, doktorların yeterli sistematik soru sormamaları gibi iletişimin önündeki engellerin azaltılabildiğini belirttiler. Bu engellerin kaldırılması ile, ciddi ve potansiyel olarak geri dönüşü olmayan komplikasyonlar ortaya çıkmadan önce müdahale edilerek istenmeyen sonuçların önüne geçilebildiğini ve bunun da hem yaşam kalitesi hem de sağ kalımı arttırdığını aktardılar.

Sundukları bu tek merkez sonuçlarının, ulusal çok merkezli bir araştırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguladılar.

Literatür talep et

Referanslar :

E. M. Basch et al. Overall survival results of a randomized trial assessing patient-reported outcomes for symptom monitoring during routine cancer treatment, J Clin Oncol 35, 2017.

Sigara ve Cilt Kanseri Riski

26 Mayıs 2017

Güneş ışığı, keratinosit kanserlerinin gelişiminde başlıca çevresel risk faktörüdür ancak sigara dumanı da dahil olmak üzere diğer kanserojenler de risk faktörleri arasında sayılmaktadır. Ancak ek risk faktörleri hakkındaki kanıtlar çelişkilidir. Cilt kanseri için prospektif olarak yapılan QSkin çalışmasında sigara içilmesi ve bazal hücreli kanser (BCC) ya da skuamoz hücreli kanser (SCC) insidansı arasındaki ilişkiler araştırıldı. Çalışmaya toplamda 43,794 hasta dahil edildi.

Çalışmanın başlangıcında hikaye alınırken sigara öyküsü de belirtildi. Yeni teşhis konan BCC’ler ve SCC'ler veriler üzerinden tespit edildi ve histopatoloji raporlarıyla doğrulandı. Çalışmanın analizleri, başlangıçta cilt kanseri eksizyonları öyküsü olmayan ve yıkıcı olarak tedavi edilen 5 taneden fazla aktinik cilt lezyonu bildirmeyen beyaz katılımcılarla sınırlandı. Bilinen karıştırıcı faktörlere göre ayarlanmış Cox orantısal risk modellerini uygulandı. Hiç sigara içmemiş olanlara kıyasla, sigara içenlerin BCC riskleri anlamlı derecede düşük (HR 0.6;% 95 CI, 0.4-0.9) ancak SCC riskleri (HR 2.3;% 95 CI, 1.5-3.6) anlamlı derecede yüksek olarak hesaplandı. Eski sigara içenler BCC ve SCC için hiç sigara içmemiş olanlara benzer risklere sahipti. Sigara içenler arasında sigara bırakma, yoğunluk veya bırakma sonrasında geçen sürede herhangi bir doz yanıt eğilimi gözlemlenmedi.

Yapılan ek analizlere göre,  sigara içenler hiçbir zaman sigara içenlere kıyasla daha az cilt muayenesi oluyor ve daha az prosedür uygulanıyordu ve buna göre sigara içenler arasında kanser tespit imkânı daha yüksekti. Bu çalışmanın güçlü yanları geniş örnek büyüklüğü, prospektif tasarım ve neredeyse komple izlem olmasıyken, histolojik detaylar eksize tümörlerin bir kısmı için eksikti. Sonuç olarak, sigara içenlerin BCC sıklığı daha düşüktü, ancak daha yüksek SCC oranları vardı.

Literatür talep et

Referanslar :

Dusingize JC, et al. Cigarette smoking and the risks of basal cell carcinoma and squamous cell carcinoma. J Invest Dermatol. 2017 Apr 13. pii: S0022-202X(17)31412-4. doi: 10.1016/j.jid.2017.03.027. [Epub ahead of print]

Keratinositik Tümörler ve Melanom Gelişme Riski

15 Mayıs 2017

Keratinositler, stratum korneumun oluşumunda görev alan epidermisin yapı taşı hücreleridir. Bazal hücreli karsinom ve skuamöz hücreli karsinom haricinde keratinositlerden köken alan tümöral oluşumlar klinik ve histopatolojik tanıda güçlüğe neden olabilmektedir. Bu tümörlerin ileride diğer tümörlere dönüşümü de olabilmektedir.

Keratinositik karsinom öyküsü ile invaziv melanom gelişme riski arasındaki ilişki prospektif verilerin kullanıldığı kapsamlı bir şekilde günümüze kadar değerlendirilmemişti. Bu sebeple ABD merkezli kapsamlı bir çalışma yapıldı. Hemşirelerin Sağlık Çalışması'nda (NHS; 1984-2010) 91.846 kadın, NHSII'de 114.918 kadın (1989-2011) ve Sağlık Uzmanları Takip Çalışmasında (1986-2010) 48.946 erkek, tanı için keratinositik karsinom ve melanom açısından iki yılda bir değerlendirildi. Çalışmada keratinositik karsinom öyküsü, bazal hücreli karsinom (BHK) ve skuamoz hücreli karsinom (SCC) öyküsü ile ilişkili melanomun istatistiğini hesaplamak için Cox orantısal risk modelleri kullanılmıştır. Tüm istatistiksel testler iki taraflı olarak yapıldı.

Çalışma takibinde 6.4 milyon kişi/yıllık takip süresince 1949 melanoma, 38 842 BCC ve 7462 SCC belgelendi. Diğer risk faktörleri için düzeltme yapıldıktan sonra keratinositik karsinom öyküsü melanom riskinde artış ile ilişkilendirilmiştir (meta-analiz HR = 2.22,% 95 GA = 1.73-2.85). Bu ilişki hem BHK hem de SCC öyküsü olan katılımcılar arasında yalnızca BHK veya SCC öyküsü olanlara göre daha belirgindi. Kadınlarda keratinositik karsinom öyküsü, baş / boyun melanomlarıyla  gövde veya ekstremitedeki melanomlara göre daha güçlü bir şekilde ilişkiliydi.

Elde edilen sonuçlar, keratinositik karsinom öyküsü ve melanom gelişme riski arasındaki ilişki için yeni bilgiler sunmakta olup melanomun önlenmesi için önemli olabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

Wu S, et al. History of Keratinocyte Carcinoma and Risk of Melanoma: A Prospective Cohort Study. J Natl Cancer Inst. 2017 Apr 1;109(4). doi: 10.1093/jnci/djw268.

Onkolojide dönüm noktaları

03 Nisan 2017

1846: Tümör rezeksiyonu için genel anestezi ilk kez kullanıldı

Ekim 1846'da, William T.G. Morton isimli doktor, bir hastanın çenesinden tümörü acısız şekilde rezekte ederek eterin anestetik olarak nasıl kullanılabileceğini ilk kez gösterdi. Bunun öncesinde, cerrahi girişim uygulanan hastalar prosedürler sırasında dayanılmaz acı çekmekteydi.

1870: Kanser zehri hipotezi

1870'li yıllarda, İngiliz cerrah Campbell De Morgan 'kanser zehrinin' lenf bezleri yoluyla primer tümörden diğer bölgelere yayılarak, metastaza yol açtığı hipotezini ortaya koydu.

1903: Kanser tedavisi için radyasyon ilk kez kullanıldı

Marie Curie'nin 1898 yılında radyumu keşfinin ardından, doktorlar 1903 yılında radyoaktif elementin kanser tedavisinde ilk kez kullanıldığını bildirdiler. Radyoterapi, günümüzde modern kanser tedavisinin belkemiğini oluşturuyor.

1943: Serviks kanseri için 'PAP'testi kullanılmaya başlandı

Günümüzde yaygın olarak kullanılan PAP testi (adını yaratıcısı George Papanicolaou'dan alır), doktorların serviks kanseri veya pre-kanserini, yayılma fırsatını bulamadan saptamasına ve tedavi etmesine olanak tanıyor. Test, rahim ağzı kanserine bağlı ölüm oranlarını ciddi oranda azaltmakla birlikte, taramaya erişimin sınırlı olduğu gelişmekte olan ülkelerde ölüm oranları hala yüksektir.

1949: Kanser tedavisi için onaylanan ilk kemoterapi ilacı

Kanser kemoterapisinde kulalnılmak için onaylanan ilk ilaç, 2. Dünya Savaşı'nda kimyasal savaş maddesi olarak kullanıldı.

İlerlemiş türde kan kanseri hastası olan kişilerde dikkat çekici sonuçlar gösteren klinik çalışmaların ardından, azot hardalı (hardal gazı) 1949 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı.

1950-1960lar: Sigara kullanımı kanserle ilişkilendirildi

ABD Genel Cerrahlar ve Birleşik Krallık Kraliyet Hekimleri Koleji, 1950-1960larda sigara ile, özellikle akciğer kanseri olmak üzre kanser arasındaki bağlantıyı ortaya koyan raporlar sundu. Akciğer kanseri olan kişi sayısındaki artışı azaltmak amacıyla, sigara içmeyi vazgeçirmeye yönelik tütün kontrolü ve sigara kullanımını sonlandırma kampanyaları, kısa sürede bir öncelik haline geldi.  

1960lar: Hormonlar kanser kontrolüyle ilişkilendirildi

1966 yılında, yaptığı araştırmayla prostat kanserinin hormonal tedavisinin mümkün olduğunu gösteren Charles Huggins'e Nobel Ödülü verilmiştir. Bu öncü çalışma hem prostat, hem de meme kanserine yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı.

1970ler: Bilgisayarlı Tomografi geliştirildi

Bilgisayarlı Tomografi (veya BT taraması), araştırmacıların beyin tümörü olduğu şüphelenilen bir kadında ilk insan taramasını gerçekleştirdiği 1970'li yıllarda görüldü. Bu teknoloji, vücut içindeki tümörün görüntülerinin oluşturulması için röntgen ışınlarını kullanır; böylelikle doktorların sağlıklı dokuya zarar vermeden ameliyat veya radyoterapi yoluyla doğru konumu hedeflemesine olanak tanır.

1971: Anjiyogenez keşfedildi

Anjiyogenezin tümör gelişimi ve yayılmasında rolünü ilk olarak Judah Folkman gösterdi .Bu önemli keşif, birçok yaygın ilerlemiş kanser türünün görüldüğü pek çok hastanın genel durumunu anlamlı ölçüde değiştiren anjiyogenez inhibitörlerinin geliştirilmesini sağladı.  

1975: Monoklonal antikorların temel prensiplerinin keşfedilmesi

Georges Kohler ve Cesar Milstein, günümüzde kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir biyolojik tedavi türü olan monoklonal antikorların üretimine yönelik prensiple ilgili deneyimlerini ana hatlarıyla açıklayan bir makale yayınladı.

1997: İlk hedefli kanser tedavisi onaylandı

1997 yılında, diğer tedavilere artık yanıt vermeyen bir lenfoma türüne sahip olan kişilerin tedavisi için moleküler hedefli ilk ilaç onaylandı. İlaç, monoklonal antikorlar olarak adlandırılan yeni bir ilaç sınıfındaki ilk ilaçtır (Kohler ve Milstein tarafından prensibin keşfedilmesinden 20 yıl sonra).

2003: İnsan genomunun şifresi çözüldü

2003 yılında, 13 yıllık araştırmanın bir sonucu olarak insan genomunun kodu yayınlandı. Bu devrim yaratan olay, spesifik kanserlerde genetik kusurların belirlenmesi de dahil olmak üzere, kapsamlı genetik araştırmaların önünü açtı. 2009 yılında araştırmacılar, en yaygın kanserlerden ikisi olan cilt ve akciğer kanserinin genetik kodunun tamamını çözdü.

2010: İlk kanser tedavisi aşısı onaylandı

Metastatik prostat kanserinin tedavisinde kullanılan ilk kanser tedavisi aşısı, 2010 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı. İnsan papilloma virüsü (serviks ve boğaz) ve Hepatit B virüsünün (karaciğer) yol açtığı kanserin önlenmesine yönelik aşıların kullanımı da onaylandı.

2013: ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından Devrim Yaratan Tedavi Sıfatı verilen ilk ilaç

Devrim yaratan tedavi sıfatı, var olan tedavilere göre ciddi oranda iyileşme gösteren ilaçların tedavinin hastaların kullanımına daha hızlı sunulması amacıyla, ilacın yetkililerin 'hızlandırılmış' incelemesinden geçmesine olanak tanır. Bu sıfatın verildiği ilk ilaç, 2013 yılında kronik lenfositik löseminin tedavisi için onaylandı.

2014: Kanser'de DNA Analizi

NCI ve Ulusal İnsan Genom Araştırma Enstitüsü tarafından 30'dan fazla kanser türünde DNA ve diğer moleküler değişiklikleri analiz etmek için yapılan ortak bir çalışma olan The Cancer Genome Atlas (TCGA)’nın araştırmacıları, gastrik (mide) kanserinin aslında tüm dünyada farklı özelleiklere sahip dört farklı hastalık olduğunu buldular. TCGA ve diğer ilgili projelerden elde edilen bu bulgu, kanserlerin moleküler anormalliklerinin yanı sıra orjin veya doku menşei bölgelerine göre potansiyel olarak kanser için yeni bir sınıflandırma sistemi oluşturulmasına yol açabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

http://www.cancerprogress.net/timeline/major-milestones-against-cancer

WILLIAM S. HALSTED, M.D., (I894) THE RESULTS OF OPERATIONS FOR THE CURE OF CANCER OF THE BREAST PERFORMED AT THE JOHNS HOPKINS HOSPITAL FROM JUNE, I889, TO JANUARY

Luther W. Brady, M.D.,* Bizhan Micaily, M.D.," Curtis T. Miyamoto, MAD.,* Hans-Peter Heilmann, M.D.,t and PaoEo Monternaggi, M.D (25 November 1995) 'Innovations in Brachytherapy in Gynecologic Oncology', CANCER Supplement, 76(10), pp. 2143-2151 [Online]

MAURICE FREMONT-SMITH, M.D. RUTH M. GRAHAM, B.S. LOIS T. JANZEN JOE VINCENT MEIGS, M.D. (01 January 1945) 'The Vaginal Smear in the Diagnosis of Uterine Cancer', J Clin Endocrinol, 5(1), pp. 40-41 [Online]. Available at: DOI: https://doi.org/10.1210/jcem-5-1-40

Dr Luisa L Villa, PhD (07 April 2005) 'Prophylactic quadrivalent human papillomavirus (types 6, 11, 16, and 18) L1 virus-like particle vaccine in young women: a randomised double-blind placebo-controlled multicentre phase II efficacy trial', The Lancet Oncology, 6(5), pp. 271-278 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/S1470-2045(05)70101-7

Sir RONALD BODLEY SCOTT (1970) 'Cancer Chemotherapy-The First Twenty-five Years', British Medical Journal, 4, pp. 259-265

Adam J. Bass (11 September 2014) 'Comprehensive molecular characterization of gastric adenocarcinoma', nature, 513, pp. 202–209 doi:10.1038/nature13480

Çay / Kahve Tüketimi Cilt Kanserine Karşı Koruyucu Mu?

16 Ocak 2017

Çay ve kahvenin, kafein gibi biyoaktif bileşenler yoluyla cilt karsinogenezisinde koruyucu bir rol oynadığına dair çeşitli hipotezler vardır ancak şimdiye kadar elde edilmiş olan epidemiyolojik kanıtlar tutarlı bir yanıt sağlayamadı. Mevcut veriler, bazal hücreli karsinomayla (BCC) melanom veya skuamöz hücreli karsinomaya göre daha belirgin ters ilişkiyi desteklemektedir. 

Çay, kahve ve kafeinin erken başlangıçlı BCC ile ilişkili olup olmadığını anlamak için, Connecticut'taki bir vaka-kontrol çalışmasında 767 kişiden oluşan hispanik dışı beyaz bir popülasyondan gelen veriler değerlendirildi. BCC vakaları (n = 377) Yale Üniversitesi'nin Dermatopatoloji veritabanı ile tanımlandı. Kontrol grubu ise (n = 390) aynı veritabanındaki bireylere yaş, cinsiyet ve biyopsi açısından benzer, benign cilt teşhisi olan örneklendi. 

Katılımcılar, kafeinli kahve ve sıcak çay tüketiminin de değerlendirildiği görüşmeler yaptılar. Düzenli tüketim, sıklık ve süre ölçümleri için koşulsuz lojistik regresyon ile çok değişkenli odds oranlarını (OR'ler) ve % 95'i güven aralıklarını (CI'lar) hesaplandı. 

Analizin sonucuna göre kafeinli kahve ve sıcak çayın kombine düzenli kullanımı, erken başlangıçlı BCC ile ters orantılıydı (OR = 0.60,% 95 GA = 0.38-0.96). Bu kaynaklardan gelen en yüksek kafein tüketen kategoride olanlarda ise BCC riski % 43 azaldı (% 0,57,% 95 GA = 0.34-0.95, P-trend = 0.037). 

Bu çalışmada elde edilen bulgular, kısmen kafeinin neden olabileceği erken başlangıçlı BCC ile ilişkili olarak kafeinli kahve ve çay ile koruyucu bir etki olduğunu düşündürmektedir. Bu çalışma ile, bu içeceklerden potansiyel sağlık yararları önermek üzere giderek yeni bir literatür eklenmiş oldu.

Literatür talep et

Referanslar :

Ferrucci LM et al. Tea, coffee, and caffeine and early-onset basal cell carcinoma in a case-control study. Eur J Cancer Prev. 2014 Jul;23(4):296-302. doi: 10.1097/CEJ.0000000000000037.

Güneş Kremi Sürerek Melanomdan Korunun

26 Aralık 2016

Son on yıla bakıldığı zaman kanserler arasında melanomun en yüksek insidans artışına sahip olduğu görülüyor. Norveç'te her yıl 2000 yeni hasta melanom tanısı alıyor. Melanom insidansındaki artış da diğer cilt kanserlerinde olduğu gibi güneş maruziyetinin artması ile açıklanıyor.

Geçmişte yapılmış olan bazı çalışmalarda bir paradoks olarak güneş kremi kullanan kişilerde de hafifçe artmış bir melanom riski olduğu ortaya çıkmıştı. Aslında bunun sebebi güneş kremi kullanan insanların bir nevi koruyucu etkiye inanıp güneşte fazlaca zaman geçirmeleri olabilir. Ayrıca birçok insan yeterli miktarda veya yeterli koruyucu faktörde güneş kremi kullanmıyor olabilir.

Oslo merkezli yapılan bir çalışma ile düşük faktörlü güneş kremi kullanan kişilerle yüksek faktörlü güneş kremi kullanan kişiler arasında melanom gelişimi açısından oluşan riskler kıyaslandı. 

Bu çalışma kapsamında görüldü ki yüksek faktörlü güneş kremi kullananlarda düşük faktörlü krem kullananlara göre melanom gelişme riski %33 oranında azalıyor. Ayrıca düşük faktörlü veya yetersiz güneş kremi kullananlarda güneşe maruziyet ve güneşe bağlı yanıklar, hiç güneş kremi kullanmayanlara göre de daha fazla olduğu için melanom riskinde bir artış meydana geliyor.

Çalışma kapsamında ulusal veritabanı aracılığıyla 140 binden fazla kişi 10 yıldan uzun bir süre boyunca takip edildi. Bu çalışma ile de güneşten etkili bir şekilde korunmanın cilt kanseri gelişimini engellemek için kilit olduğu bir kez daha anlaşılmış oldu.

Literatür talep et

Referanslar :

Ghiasvand R et al. Sunscreen Use and Subsequent Melanoma Risk: A Population-Based Cohort Study. Journal of Clinical Oncology, 2016; DOI: 10.1200/JCO.2016.67.5934

Kanser Hastalarının Takibinde Hasta Tercihleri Araştırıldı

06 Aralık 2016

Kanser tanısı aldıktan sonra çeşitli tedavilerle kanseri yenen hastalarda uzun dönem takip ile kanserin nüksetmemesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Günümüzde bu takipte uzman hekimler önemli bir rol oynamaktadır. Ancak İskoç araştırmacılara göre bu yöntem hem pahalı, hem de polikliniklerin yoğunluğu sebebiyle hasta beklentilerini karşılayamamaktadır.

Hastaların beklentilerinin ne olduğunu tanımlamayı hedefleyen araştırmacılar melanom, meme kanseri, prostat kanseri ve kolon kanseri tanısı alıp kanseri yenen toplam 1201 hastaya anket uyguladılar. Takip döneminde ne gibi beklentileri olduğu ve nelerden feragat edebilecekleri hastalara soruldu.

Anketin gönderildiği hastaların 668’i (%56.6) (132 melanoma, 213 meme kanseri, 158 prostat kanseri, 165 kolorektal kanser) anketi yanıtladı. Sonuçlara göre kanser hastaları takip randevularında konsültan hekimle birebir görüşmeyi tercih ediyorlar. Ancak bu takipte birebir görüşmeler ve diyetleri hakkında ayrıntılı bilgilendirmenin artması halinde konsültan hemşire, kayıt elemanı ya da pratisyen hekimlerle görüşmeyi de kabul ediyorlar.

Hastalar randevu sürelerinin daha uzun olmasını isterlerken telefon ya da web tabanlı ve grup içi randevulara ise sıcak bakmadılar. Kolorektal kanser ve melanomu yenmiş olan hastalar takip randevuları için tüm alternatifleri kabul ederken, meme kanseri hastaları konsültan hemşire ve kayıt elemanını tercih ederken prostat kanseri hastaları ise pratisyen hekimi tercih ediyorlar.

İskoç araştırmacılar bu sonuçlar dahilinde takip randevularında alternatif yöntemler kullanılarak masrafların azaltılabileceğini düşünüyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

Murchie Pet al. Determining cancer survivors' preferences to inform new models of follow-up care. Br J Cancer. 2016 Nov 1. doi: 10.1038/bjc.2016.352.

Erkeklerde Yüksek Melanom Riski Sebepleri

02 Ağustos 2016

Cilt kanserlerinin çoğunlukla çevresel faktörlere bağlı olarak geliştiği bilinmektedir. Bu faktörler arasında en önemlisi güneşe maruziyet olmakla birlikte diğer genetik faktörler de önemlidir. Açık tenli veya açık tonlu göz rengine sahip insanların koyu tenli insanlara göre cilt kanserine yakalanma şansının 20-30 kat daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir.

Birkaç çalışmada ise kadınlarda salgılanan hormonların cildi güneşten koruyan pigment olan melanin üretimini tetiklediği gösterilmişti. Aslında aynı genetik yapıya sahip bireylerde bile kadınların daha koyu bir cilt tonuna sahip olmasının nedeni östrojen olabilir. Bu sebeple de cilt kanseri oluşum riskleri daha düşük olabilir.

İspanya’da daha önce yapılmış olan çalışmada aynı genetik değişkenliğe sahip erkeklerin kadınlara göre açık tonlu göz rengine sahip oldukları gösterilmişti. Aynı grup bu sefer de kadınlar ve erkekler arasındaki pigmentasyon ve güneşe olan yanıtlar açısından farklılıkları araştırdı. Çalışmada toplam 1057 kişi değerlendirildi ve bunların %52’si Castellón, Valencia, Madrid ve Bilbao’da melanom tanısıyla takip edilmekteydi.

Çalışmada toplam 384 genetik varyant ve 6 fiziksel karakteristik değerlendirildi. Sonuçlara göre aynı genetik değişkenlik içerisinde erkeklerin daha açık renkli cilt pigmentasyonuna sahip olduğu ve ultraviyole ışınların etkilerine karşı daha kötü yanıt verdiği gösterildi.

Araştırmacılara göre melanomdan en iyi korunma yöntemi UV ışınlarının en üst seviyeye ulaştığı noktada en az 30 faktörlük koruyucu güneş kremi kullanmak gerekiyor. Kişinin kendi kendini muayenesi ve şüpheli durumlarda hekime bir an önce başvurması da kritik önem taşıyor. Melanogen çalışma grubunun yapmış olduğu bu çalışma cilt kanseri gelişim biyolojisini anlamamız için kilit önem taşıyor.

Literatür talep et

Referanslar :

 Hernando B et al. Sex-specific genetic effects associated with pigmentation, sensitivity to sunlight, and melanoma in a population of Spanish origin. Biology of Sex Differences, 2016; 7 (1) DOI: 10.1186/s13293-016-0070-1

DNA Mutasyonlarını Tespit Eden Yeni Bir Biyosensör Geliştirildi

15 Temmuz 2016

Kaliforniya Üniversitesi’nden biyomühendisler DNA mutasyonlarını saptayabilen elektrikli grafen bir çip geliştirdiler. Araştırmacılar bu yeni teknolojinin erken kanser taramaları için kan-bazlı testleri,  virütik hastalık biyolojik belirteçlerinin görüntülenmesi ve mikrobik sekansların gerçek zamanlı saptanması gibi farklı medikal uygulamalarda kullanılabileceğini düşünüyorlar.

Araştırmacılar gen mutasyonlarının tespit edilmesinde hızlı ve ucuz dijital bir metodun geliştirilmesinde ön sıralarda olduklarını belirttiler. Geliştirme evresindeki bu teknolojinin gerçek zamanlı spesifik DNA mutasyonlarının vücuda yerleştirilebilen ve bilgileri laptop ve akıllı telefonlar gibi mobil cihazlara gönderebilen bir biyosensör çip için ilk adımlar olduğunu aktardılar.

Araştırmacılar SNP (single nucleotide polymorphism) denen en sık görülen genetik mutasyonları tespit etmek için geliştirilmiş yeni bir teknoloji olduğunu söylediler. SNP’lerin çoğunun sağlık üzerinde etkisi olmadığını, bazılarının ise kanser, diyabet, kalp hastalıkları, nörodejeneratif bozukluklar, otoimmün ve enflamatuar hastalıklarla ilişkili olduğunun altını çizdiler. Geçerli SNP tespit metodlarının yavaş, pahalı olduğunu ve hantal ekipmanların kullanımını gerektirdiğini fakat bu teknoloji ile bütün bu problemlerin geride bırakılabileceğini belirttiler.

Geliştirdikleri çip, grafen alan etkili transistör üzerine yerleştirilmiş DNA probunu içeriyor. DNA probu ise spesifik SNP tipleri için kodlanmış bir sekans içeriyor. Çip SNP’li DNA moleküllerini yakalamak üzere üretiliyor ve bu parçalar proba bağlandığında elektrik sinyali üretiliyor.

Araştırmacılar çipin DNA zincir yer değiştirmesi ile çalıştığını, bir DNA çift sarmalının bir zincirden diğer bir tamamlayıcı zincir ile değiştiğini aktardılar. Yeni tamamlayıcı zincirin (SNP mutasyonu içeren) çift sarmaldaki bir zincire daha güçlü bağlandığını ve diğer zincirle yer değiştirdiğini bildirdiler.

Araştırmacılar çift zincirli DNA probunun kullanıldığı bu teknolojinin tek zincirli DNA problarının kullanıldığı SNP tespit metodlarına göre oldukça önemli bir gelişme olduğunun altını çizdiler.  Bu yeni teknoloji ile yanlış pozitif sonuçların azaltıldığını söylediler. Çift zincir DNA probunun bir diğer avantajının ise probun daha uzun olabilmesi, daha uzun DNA parçalarındaki bir SNP’nin tespit edilebilmesi olduğunu aktardılar.

Araştırmacılar 47 nükleotid uzunluğundaki bir probla başarılı şekilde SNP tespiti yapabildiklerini ve geliştirdikleri teknoloji ile yüksek duyarlılık ve özgüllüğe ulaştıklarını belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Hwang et al. Highly specific SNP detection using 2D graphene electronics and DNA strand displacement,  Proceedings of the National Academy of Sciences, 2016

Sörf Yapanlarda Melanom ve Non-Melanom Cilt Kanseri

07 Haziran 2016

Sörf sporu Avustralya’da çok yaygın olup, profesyonel olarak bu sporu yapanların yanı sıra özellikle genç erişkin nüfusta 2,7 milyon kadar eğlence amaçlı sörf yapan insan olduğu bilinmektedir. Melanomanın Avustralya’da çok yaygın olduğu ve genç erişkin nüfusta en sık görülen kanser türü olduğu da bilinmektedir. Avustralyalı bilim adamları bu sebeple eğlence amaçlı ve profesyonel olarak sörf yapan insanlarda melanoma ve non-melanoma ( bazal hücreli kanser ve skuamoz hücreli kanser) prevalansını araştırdılar.

Bu çalışma için araştırıcılar bir sürveyans anketi oluşturdular ve sörfçüleri internet üzerinden bu anketi doldurmak üzere davet ettiler. Bu anket sonuçlarına göre yaşam boyu kanser prevalansını değerlendirdiler.

Çalışmaya toplamda 1348 sörfçü katıldı ve bu sörfçülerin %56,9’u profesyonel olmayıp, bu sporu eğlence amaçlı yapan insanlardan oluşmaktaydı. Bu grup içerisinde 184 sörfçü cilt kanseri tanısı almış olduğunu bildirdi. Bunların 96’sı profesyonel sporcuyken, 87’si ise eğlence amaçlı olarak yapmaktaydı. İki grup arasındaki riskin farkına bakıldığı zaman, profesyonel sporculardaki rölatif riskin diğer gruba göre daha yüksek olduğu hesaplandı.

Cilt kanserinin vücudun hangi bölgelerinde daha sık oluştuğuna bakıldığında ise %23,5 oranla yüz, %16,4 oranla sırt ve %12,4 oranla kollarda yerleştiği görüldü. Cinsiyet dağılımına bakıldığında ise erkeklerde kadınlara göre istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde daha fazla cilt kanseri bildirildiği görüldü. Erkeklerde oran %14,6 iken kadınlardaki oran ise %9,4 olarak hesaplandı.

Bu bulgular eşliğinde araştırmacılar sörf yapan insanların mutlaka güneş ışınlarına karşı koruyucu kremler kullanması gerektiğini ve özellikle 10:00 ile 15:00 saatleri arasında bu sporun yapılmaması gerektiğini belirttiler. Diğer bir önerileri de aile hekimlerinin sörf yapan insanları düzenli bir şekilde taramaları gerektiği yönünde oldu.

Literatür talep et

Referanslar :

 Climstein M. et al. Lifetime prevalence of non-melanoma and melanoma skin cancer in Australian recreational and competitive surfers. Photodermatol Photoimmunol Photomed. 2016 May 27. doi: 10.1111/phpp.12247. [Epub ahead of print]

Prof. Dr. Şuayib Yalçın: Cilt Kanserindeki Gelişmeler Umut Verici

23 Mayıs 2016

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Şuayib Yalçın, bazı organ kayıplarına neden olabilen cilt kanserinin tedavisinde kullanılmaya başlanan yeni ilaçların tedavi açısından umut verici olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Yalçın, Anadolu Ajansı(AA) muhabirine yaptığı açıklamada, bazal hücreli kanserin en sık görülen cilt kanseri türü olduğunu belirtti. Bunların bir kısmının göz, kulak ve burun gibi organlarda görülebildiğini ifade eden Yalçın, dokularda harabiyete neden olarak organ kayıplarına yol açabildiğini kaydetti. Yalçın, "Tek tedavisi genelde cerrahi veya radyoterapi. Bu zamana kadar vermiş olduğumuz kemoterapilerden bu tümörler fazla faydalanmıyordu. Ama son 1-2 yıldır özellikle cerrahi ve radyoterapi sonrasında nüks eden vakalarda yeni kullandığımız ilaçlarla çok anlamlı küçülmeler hatta bazı durumlarda organın korunması bile mümkün hale gelebiliyor." dedi. Bazal hücreli kanserlerin değişik şekillerde ortaya çıkabildiğini anlatan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sertlik veya yara şeklinde olabiliyor. En sık da özellikle güneşin doğrudan etkilediği burun ucu, gözler ve alın gibi yüzümüzle ilgili kayıplara yol açabilecek bir tümör. Çoğunlukla küçük bir cerrahi müdahaleyle çıkartılabiliyor. Bazen radyoterapiyle ışın tedavisiyle yok olabiliyor. Ancak tümörlerin yüzde 5-10'u var ki tedavilere rağmen nüks edebiliyor, büyüyebiliyor ve organ kayıplarına yol açabiliyor. Vücutta harabiyetlere neden olabiliyor. Bu vakalar için bugüne kadar elimizden gelen bir şey yoktu. O nedenle tıbbi tedavinin eklenmesi bizim için çok büyük bir umut ışığı oldu. Bundan dolayı çok mutluyuz çünkü hastalarımız için böyle bir seçenek mümkün hale geldi."

Açık tenliler, yaşlılar ve açık havada çalışanlar risk altında Cilt kanserine yakalanmamak için güneş ışığından dikkatli yararlanmak gerektiğini söyleyen Yalçın, yaz aylarında doğrudan güneş ışıklarına maruz kalınmaması uyarısında bulundu. Doktora erken başvurunun önem taşıdığını vurgulayan Yalçın, "Tümörler erken zamanda cerrahi olarak çıkartılmalı. Alan oluştuktan sonra ne yaparsak yapalım, bazen cerrahinin yetmediği durumlar oluyor ve tedavi çok fazla işe yaramıyor." diye konuştu. Açık tenli olmanın cilt kanseri açısından risk oluşturduğunu ifade eden Yalçın, ileri yaştakilerin ve açık alanlarda çalışanların da risk altında olduğunu belirtti. Yaşlıların, belirtileri genellikle güneş lekeleriyle karıştırabildiğini kaydeden Yalçın, şunları söyledi: "İyi huylu olarak görüyor ancak daha sonra büyüme ve dokuda yıkım olmaya başlıyor. O zaman mutlaka cerrahi müdahale gerekiyor. Cilt kanseri tarlada güneşin altında fazla çalıştıkları için köylü vatandaşlarımızda sıkça görülüyor. Çocukluk çağında aşırı güneş yanığı olanlar da risk altında. Bu bir birikim. Çocukluk çağından başlayan ve ileri yaşlara doğru birikerek giden bir risk durumu. O nedenle genç yaşlardan başlayarak güneşten akıllı yararlanmak lazım. Güneş ışıklarının fazlasının cilt yaşlanması ve kanserlerine yol açtığını bilmek lazım." Yalçın, bronzlaşma merkezlerindeki ultraviyole ışınlarına maruz kalmanın da cilt kanserine yol açabileceğini sözlerine ekledi.

Literatür talep et

Referanslar :

lar: Anadolu Ajansı

Kanserin Yeni Belirleyicisi

10 Mart 2016

Epigenetik yaş biyolojik yaşın hesaplanmasında kullanılan yeni bir yöntem ve bu iki yaş arasındaki en büyük fark kansere yakalanma ve ölme ihtimaliniz.

Kişinin epigenetik yaşı hesaplanırken kanda çevresel etmenler,kimyasallar, obezite, egzersizden etkilenen 71 DNA metilasyon markerı kullanılmış. Bu test genel olarak kullanılmasada Northwestern Üniversitesinin de dahil olduğunu araştırmalarda kullanılmakta. DNA metilasyonunda; genin DNA kodu değiştirilmeden, gene bir grup molekül bağlanarak geni vücuttan gelen biyokimyasal sinyallere karşı  daha az ya da daha çok hassas hale getiriliyor.

Araştırmacılar 1999 yılından 2013 yılına kadar kanser olmayan randomize seçilen 442 kişiden 834 kan örneği incelediler., Önceki çalışmalarda tek seferde kan alınırken bu çalışmada multiple kan örnekleri yapılarak, her  yıl epigenetik ve kronolojik yaş arasındaki dengenin değiştiğini gördüler. Çalışma grubunun yüzde 6’sında kanser görülme riskinin arttığını , yüzde 17’sinde ise 5 yıl içinde kanserden ölüm riskinin arttığını tespit ettiler. Araştırmaya göre epigenetik yaşı kronolojik yaşından 6 ay büyük olan insanlar kanserden dolayı 2.2 yıl geç ölecekler.

Araştırmacılardan Dr. Lifang Hou, kan testi ile kişilerin iki yaşı arasındaki farkı hesaplayarak erken kanser teşhisi koymanın umut vaad edici olduğunu; sağlıklı kişilerin yaşları arasındaki farkın küçük olduğu, verilere göre bu yaşlar arasındaki farkın yüksek olduğu kişilerin kansere meyilli olduğunu belirtti. Bu araştırma biyokimyasal yaş-epigenetik yaş- kan tetkiki ile kanser erken tanısı açısından ilk çalışma olması açısından önem arz ediyor. Önceki çalışmalardan farkı ise tek zamanlı olmaması, çeşitli faktörlerin de kanserle ilişkisi açısından çalışmaya dahil olması olarak özetlenmiş.

Literatür talep et

Referanslar :

Yinan Zheng, Brian T. Joyce, Elena Colicino, Lei Liu, Wei Zhang, Qi Dai, Martha J. Shrubsole, Warren A. Kibbe, Tao Gao, Zhou Zhang, Nadereh Jafari, Pantel Vokonas, Joel Schwartz, Andrea A. Baccarelli, Lifang Hou. Blood Epigenetic Age may Predict Cancer Incidence and Mortality. EBioMedicine, 2016; DOI: 10.1016/j.ebiom.2016.02.008 

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image