Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Cilt Kanseri Vakaları Artıyor

11 Ağustos 2017

Cilt kanseri toplumda en yaygın görülen kanser grubu olarak bilinmektedir. Mayo Clinic araştırmacılarının veritabanı verilerine dayandırdıkları son araştırmalarına göre ise melanom dışı cilt kanseri görülme sıklığında son yıllarda bir artış söz konusu. Araştırmacılar, 2000 ve 2010 yılları arasında skuamöz hücreli karsinomun % 263 ve bazal hücreli karsinomun % 145 oranında arttığını bildirdi. 30-49 yaşlarındaki kadınlar bazal hücreli karsinom teşhisinde en fazla artışı yaşadı; skuamöz hücreli karsinomalarda ise 40-59 ve 70-79 yaş gruplarındaki kadınlarda en fazla artış yaşanmıştır. Erkeklerde incelenen birinci ve ikinci zaman dönemi (1976-1984 ve 1985-1992) arasında skuamoz hücreli karsinomalarda bir artış yaşanırken, 2000-2010 döneminde hafif bir düşüş yaşandı. Bununla birlikte, bazal hücreli karsinomlar için, 29 yaş üzerindeki erkekler, 2000-2010 döneminde daha önceki iki dönemdekine benzer artışlar gösterdi.

Araştırmacılara göre güneş ve suni güneş ışığı cilde zararlı ultraviyole ışınları içermektedir. Oluşan cilt hasarı zamanla birikir ve genellikle cilt kanserine neden olabilir. Yani bronzlaşmak amacıyla güneşlenmek cilde ciddi zarar veriyor. Yazarlara göre, UV ışınlarına maruz kalmanın tanı konulan kanserin bulunduğu yerde bir değişime nedeni olabileceğini bildirdiler. Daha önceki dönemlerde hem bazal hem de skuamöz hücreli karsinomlar baş ve boyun bölgesinde daha sık teşhis konulmaktaydı. Fakat son zamanlarda kayıtlar gövde üzerindeki bazal hücre tümörlerinin arttığını ve kollarda ve bacaklarda skuamöz hücreli karsinomların arttığını gösterdi.

Araştırmacılar bu sebeple mutlaka güneş kremi kullanılmasını öneriyor. Örneğin araç kullananların koluna vuran güneş sonucu yüksek miktarda UV ışın maruziyeti olur. Güneş parlamazken bile bulutları geçen ve binalardan yansıyan güneş ışınları size zarar verebilir. 

BCC’de Fibroblast Aktivasyonu

27 Ekim 2017

Dünya geneline bakıldığı zaman ciltteki kutanöz bazal hücreli karsinomun (BCC) en yaygın kanser olduğu görülmektedir. Bu kanser türünde BCC, lokal olarak invazivdir ve çevredeki stromal mikro ortam, tümör gelişimi için önem taşımaktadır. Ayrıca bilinmektedir ki mikro ortamdaki kanserle ilişkili fibroblastlar (CAF), çeşitli tümörlerdeki tümör büyümesi için şarttır, ancak BCC’deki rolleri ise  tam olarak anlaşılamamıştır.

mRNA Ekspresyonu NGS İle Kıyaslandı

Çalışmada yüzde görülen BCC ve kontrol amaçlı olarak peritümöral bölgeden ve kalçadan gelen cilt değerlendirildi. Yeni nesil sekanslama (NGS) ile BCC ve peritümoural cilt arasındaki mRNA ekspresyonu karşılaştırıldı. NGS sonuçlarını doğrulamak ve CAF ile ilişkili sitokin ve kemokinleri araştırmak için qRT-PCR, immünohistokimyasal ve immünofloresan boyama uygulandı.

NGS, hücre içi matris bileşenlerini kodlayan BCC'de 65 genin CAF ile ilişkili matris yeniden biçimlendirmesini işaret eden yukarı doğru regülasyonunu ortaya koydu. qRT-PCR, BCC'de CAF belirteçleri FAP-α, PDGFR-β ve prolil-4-hidroksilazın artmış mRNA ekspresyonunu gösterdi. Peritümoural ciltte de PDGFR-β ve prolil-4-hidroksilazın yüksek ekspresyonunu sergiledi ancak FAP-α için bu tarzda bir ekspresyon görülmedi Kalçadan alınan kontrol cildinde ise herhangi bir ekspresyon görülmedi. BCC ve peritümöral ciltte CAF'a bağlı kemokinler olan CCL17, CCL18, CCL22, CCL25, CXCL12 ve IL6 için benzer şekilde yüksek ekspresyon tespit edildi, ancak bu durum kalça derisinde yoktu. İmmunofloresan ile inceleme, FAP-α ve PDGFR-β ve CXCL12 ve CCL17 arasındaki korelasyonu ortaya koydu.

CAF Peritümöral Ciltte Aktive

Sonuçta görüldü ki matris yeniden modellemesi, BCC'nin en belirgin moleküler özelliğidir. CAF'ler BCC stromasında mevcuttur ve tümör progresyonu ve bağışıklık baskılamasında (CXCL12, CCL17) yer alan kemokinlerin artmış ekspresyonuyla ilişkilidir. Tümörlerin yakınında kronolojik olarak güneşe maruz kalan deri kaynaklı fibroblastlar da CAF'lerin benzeri olan gen ekspresyon paternlerini göstermektedir. Güneşe maruz kalmayan bölgelerden alınan kontrol cildinde ise böyle bir durum yoktur.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Omland SH et al. Cancer associated fibroblasts (CAFs) are activated in cutaneous basal cell carcinoma and in the peritumoural skin. BMC Cancer. 2017 Oct 7;17(1):675. doi: 10.1186/s12885-017-3663-0.

Göçmenlerde Kanser Taramasının Zorlukları

25 Ekim 2017

Serviks kanseri, insan papillomavirüsünden kaynaklanan bir kanser türü olup düzenli tarama sayesinde önlenebileceği düşünülmektedir. Bazı düşük ve orta gelirli ülkelerden gelen göçmenlerin de, erken yaşlarda viral enfeksiyonlara atfedilen kanserlere daha yatkın durumda olduğu bilinmektedir. Norveç merkezli yapılan bir çalışmada göçmenler arasında nüfusa dayalı servikal tarama programına katılım değerlendirildi ve farklı göçmen gruplardaki uyumsuzluğu öngören faktörler araştırıldı.

Çalışmada, birkaç farklı kaynak üzerinden ülke çapındaki kayıtlardan gelen veriler kullanıldı. Çalışma grubu 208 626 (% 15) göçmen ve 1 157 223 (% 85) Norveçliden oluşmaktaydı. 2008-12 yılları arasında test yaptırmamış olanlar uyumsuz olarak tanımlandı.

Göçmenlerin Çoğuna Tarama Yapılamadı

Toplamda göçmenlerin% 52'si taranmadı. Tüm göçmenler, doğum ve eşlik için ilgili faktörler düzeltildiğinde Norveçli kadınlarla karşılaştırıldığında, 1.72 kat daha yüksek uyumsuzluk oranı (% 95 GA 1.71-1.73) gösterdi. Uyumsuz göçmenlerin oranı, kaynak bölge ve kaynak ülkesine göre önemli derecede farklılık göstermiştir. İşsiz olmak veya işgücünde olmamak, evlenmek, düşük gelir elde etmek ve erkek pratisyen hekime sahip olmak, kaynak bölgelerine bakılmaksızın uyumsuzluk ile ilişkili kabul edildi. Norveç'te 10 yıldan daha kısa yaşamak, bütün göçmen grupların olmasa da çoğunluğun uyumsuzluğunun belirleyicisi bir etkendir.

Göçmenlerin giderek artan bir oranı ve aralarında düşük tarama katılımı, Avrupa'da yeni halk sağlığı sorunları yaratmaktadır. Göçmenler, sosyo-demografik özellikleri ve tarama katılımı açısından çok çeşitlidir. Göçmenler arasında kanser taramasını arttırmak için uyarlanmış bilgi ve hizmet sunumu gerekebilir.

Norveç’te yapılmış olan bu çalışma göçmenlerdeki kanser taramasına katılım oranlarının düşüklüğünün nedenlerini araştırmış ve ortaya olası birkaç neden çıkarmıştır. Diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapılarak sorunlar tanımlandıktan sonra yapıcı çözümler geliştirilmesi mümkün olabilecektir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Leinonen MK. Barriers to cervical cancer screening faced by immigrants: a registry-based study of 1.4 million women in Norway. Eur J Public Health. 2017 Oct 1;27(5):873-879. doi: 10.1093/eurpub/ckx093.

Domates Tüketimi Cilt Kanseri Riskini Azaltıyor

29 Eylül 2017

Amerikan Kanser Derneği’ne göre, melanom dışı cilt kanserleri tüm kanserler arasında en yaygın olan kanser türüdür ve 2012'de 5,4 milyon vaka bildirilmişti. Bu sayı her yıl meme, prostat, akciğer ve kolon kanserlerinin toplamından daha fazladır. Düşük ölüm oranına rağmen, bu kanserler maliyetli ve görsel açıdan rahatsız edici olup oranları artmaktadır. Tükettiğimiz gıdaların bazı kanser türlerine karşı koruyucu olabileceği teorisi domatesler ve cilt kanseri için de geçerlidir. Bu teorinin arkasındaki rasyonel domateslere rengini veren pigment bileşikleri olan karotenoidlerin cildi UV ışığına karşı koruyabileceğine dayanmaktadır. Bu teoriyi test etmek isteyen ABD’li bilim insanları fareler üzerinde çalıştılar.

Geçmişteki insan klinik denemeleri, zamanla domates yedikten sonra insanların derisinde biriken karotenoidler sayesinde UV ışığın olumsuz etkilerinden korunulduğunu ve güneş yanıklarının azaldığını gösteriyor. Domateslerde birincil karotenoid olan likopenin, bu pigmentler içinde en etkili antioksidan olduğu gösterildi. Yeni çalışmada, Ohio State araştırmacıları, kurutulmuş kırmızı domateslerle beslenen yalnızca erkek farelerde tümör büyümesinde azalma olduğunu buldu. Önceki araştırmalarda biyolojik olarak elde edilebilen likopenin daha yüksek olduğu gösterilen mandolin domatesleri ile beslenenlerde ise, kontrol grubuna göre daha az tümör olsa da fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.

Önceki araştırmalar, erkek farelerin UV'ye maruz kaldıktan sonra erken dönemde tümörler geliştirdiğini ve tümörlerinin daha çok, daha büyük ve daha agresif olduğunu ortaya koymuş olsa da kurutulmuş domatesle beslenen erkek farelerde cilt kanseri gelişme oranı kontrol grubuna göre %50 azalmıştı. Dişi farelerde ise herhangi bir değişiklik görülmedi. Kurutulmuş domateslerle görülen bu etki, domatesin içinde likopen dışındaki bazı maddelerin de kansere karşı koruyucu olabileceğini düşündürüyor. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Cooperstone JL et al. Tomatoes protect against development of UV-induced keratinocyte carcinoma via metabolomic alterations. Scientific Reports, 2017; 7 (1) DOI: 10.1038/s41598-017-05568-7

DNA’dan Yapılmış Yeni Bir Güneş Koruyucusu Üretildi

06 Eylül 2017

Ultraviyole (UV) ışınlar güneş tarafından yayılır ve yaz aylarında bronzlaşmamıza neden olurlar. UV ışınları cilde çok zararlıdır ve cilt kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre, UV ışınlarına maruz kalma, koruyucu tabakalar ve güneş kremi olmadığında 15 dakika içinde deriye zarar vermeye başlayabilir. UV radyasyonu, kansere, cildin erken yaşlanmasına ve kırışıklıklara neden olabilecek DNA zararına neden oluyor. Araştırmacılar ultraviyole ışığını kendisine maruz kaldıkça daha verimli bir şekilde absorbe eden bir DNA filmi geliştirdi. Bu ekstra katman güneş kremi yerine deriye uygulanarak, potansiyel olarak güneş yanıklarının olumsuz etkilerinden koruyabiliyor.

Binghamton'daki New York Eyalet Üniversitesi biyomedikal mühendisliği asistanı Dr. Guy German ve meslektaşları, UV ışığını absorbe edebilen ve böylece kullanıcının cildini etkili bir şekilde koruyan, DNA'dan yapılmış bir film tabakası tasarladı. Somon sperminden üretilen şeffaf DNA filmler, UV ışınına maruz kaldıkça daha iyi emilim gerçekleştiriyor.  Araştırmacılar, DNA'yı kurban bir katman olarak kullanarak, deride DNA'ya zarar vermek yerine cildin üstündeki tabakaya zarar verdiklerini belirtiyorlar. Bir UV lambasından UV ışığına maruz bırakıldığında, DNA filmleri maruz kalma süresiyle artan yüksek bir emilme kapasitesi gösteriyor. DNA katmanı ne kadar uzun süre UV ışığına maruz kalırsa, o kadar emici oluyor. Cildin su kaybını da önleyen film, suyla temasta cildi terk etmiyor, ancak havlu yardımıyla kolaylıkla ciltten çıkarılabiliyor. Güneş’in zararlı ışınlarından korurken bir yandan da cildin beslenmesine olanak sağlayan bu şeffaf katmanın yara iyileşme sürecinde de oldukça yararlı olabileceği düşünülüyor. DNA filminin yaralanmayı güneşe maruz kalma riskinden koruyabilmesinin yanı sıra, daha hızlı iyileşmeye elverişli nemlendirici bir ortamın korunmasına izin verebileceğine dikkat çekiliyor.

Araştırmalar, bu DNA filmlerinin daha geniş kapsamlı kullanımlara sahip olup olmadığını ve diğer koruyucu amaçlara hizmet edip edemeyeceğinin araştırması gerektiğini belirtiyorlar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

http://www.medicalnewstoday.com/articles/318626.php

Çocuklarda Cilt Kanseri Riski

24 Ağustos 2017

Cilt kanseri, ABD'de kanserin en yaygın şeklidir. Özellikle son 30 yıla bakıldığında, diğer kanserlerin hepsinden çok daha fazla cilt kanseri vakası görülmüştür. Cilt Kanseri Vakfı’na göre, cilt kanserinin ölümcül bir hastalık olmadığını düşünmek kolay olabilir, ancak gerçek şu ki, her saat başı melanom olarak adlandırılan cilt kanseri şekli nedeniyle bir kişi ölüyor. Pediyatrik melanoma bakıldığı zaman, 1973'ten 2009'a kadar her yıl ortalama yüzde iki büyümüş olduğu görülüyor. Çocuk vakalarının yüzde doksanı 10-19 yaşları arasında gerçekleşmiştir. Aslında, çocukken yalnızca beş tane güneş yanığı geçirmiş olmak ömür boyu melanom riskini yüzde 80 arttırır. Dayton Çocuk Hastanesinde Kanser ve Kan Bozuklukları için Kapsamlı Bakım Merkezi Tıbbi Direktörü Ayman El-Sheikh, "Tedavi edilmediği takdirde bu kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine de organları ve diğer dokuları enfekte edebilir" diyor. Güneş güvenliğini vurgulamak için Dayton Çocuk Hastanesi çocuğunuzun hassas cildi korumak için bazı öneriler sunuyor:

Daima güneş kremi kullanın

Bronzluk genellikle "sağlıklı" olarak görülüyor olsa da, aslında cilt hücrelerindeki hasarı temsil ediyor. Bir çocuğun hassas cildini korumak için, daima güneş kremi kullanmak gerekir. Tercihen 30 ila 50 arasında bir güneş koruma faktörü (SPF) olan ve UVA ve UVB ışınlarına karşı koruyan birini seçmek gerekir. Boyun sırtı ve kulak üstü gibi sıklıkla ihmal edilmiş alanlara dikkat etmek gerekir. Bir çocuk yüzüyorsa ya da terliyorsa, iki saatte bir uygulamayı tekrar etmek gerekir.

Giysiyi bir bariyer olarak kullanın

Şapkalar veya siperlikler güneşi çocuğun yüzünden uzak tutmaya yardımcıdır. Yüzme tişörtleri çocuğun göğsünü, sırtını, omuzlarını ve kollarını korur. Ayakların üstlerini korumak için flip-floplar yerine tenis ayakkabıları tercih edilmelidir. Uzun kollu ve pantolonlarda çocuğun giymek isteyeceği hava alan kumaşlar tercih edilmelidir.

Cilt hasarını sık sık kontrol edin

Al-Sheikh"Çocuklarda görülen melanom vakalarının yüzde 40'ında tanı ve tedavi için geç kalınmıştır" diyor. "Erken dönemde herhangi bir lezyon bulunursa ve tedavi edilirse başarı oranı o kadar artar." Çocuğunuzun cildi düzenli olarak kontrol etmeniz gerekir. Herhangi bir doğum lekesi, ben ya da leke hakkında bilgi edinin; böylece boyut, doku, şekil ve renk gibi herhangi bir değişiklik olup olmadığını ya da iyileşmeyen bir leke olup olmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Endişeleriniz varsa doktorunuza danışın.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

http://www.mydaytondailynews.com/lifestyles/skin-cancer-rise-for-tweens-and-teens/TSU5wAY3Lvd4hn5yex5JYJ/

Bir Web Sitesi Kanserde Sağ Kalımı Artırabilir mi?

04 Temmuz 2017

UNC Lineberger Comprehensive Cancer ‘de onkoloji profesörü olan Dr. Ethan Basch, Chicago'daki Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında, metastatik solid tümörler için kemoterapi alan hastalarda, hastaların raporladığı sonuçlarla (PRO)  web tabanlı semptom takip aracı ile normal bakımı karşılaştırdıkları, geniş tek merkezli randomize kontrollü çalışmanın sonuçlarını sundu. Dr. Basch ve arkadaşları daha önce, ileri tümörler hastalar için Semptom İzleme ve Raporlama (STAR) aracının, yaşam kalitesi ölçütlerini iyileştirdiğini, acil servis ziyaretlerini % 7 düşürdüğünü ve hastaneye yatışları azalttığını raporlamışlardı.

Dr. Basch ve arkadaşları bu yeni çalışmalarına, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi'nde Eylül 2007 ile Ocak 2011 tarihleri arasında, metastatik solid tümörler için rutin ayakta kemoterapi tedavisi alan 766 hastayı dahil ettiler. Hastaların ortalama yaşı 61’di, %58’i kadındı, %86’sı beyazdı ve %22’si lise eğitiminden daha az eğitim almıştı. Hastaların % 32'si genitoüriner, %23’ü jinekolojik,%19’u meme ve %26’sı akciğer kanserine sahipti. Hastaları, 12 yaygın semptomu tablet bilgisayarlarla kendileri raporlayacak (PRO müdahale grubu) veya normal bakım alacak (kontrol grubu) şekilde rastgele olarak iki gruba ayırdılar. PRO müdahale grubundaki hastalara semptomları ile ilgili haftalık hatırlatıcılar gönderdiler. Hemşirelere, hastalar ciddi veya kötüleşen semptomlar bildirdiklerinde, e-posta uyarıları gönderildi ve tedavi eden doktorlar ise hasta vizitleri sırasında semptom çıktılarını aldılar.

Araştırmacılar, tıbbi kayıtlar ve Sosyal Güvenlik Ölüm Endeksi verilerini kullanarak, Kaplan-Meier yöntemiyle genel sağ kalımı hesapladılar.. Log-rank testi ve yaş, cinsiyet, ırk, eğitim düzeyi ve kanser tipine göre ayarlanmış Cox orantısal riskleri regresyonu kullanılarak iki grup arasında genel sağ kalımı karşılaştırdılar.

Sağ kalım sonuçları, ortalama 7 yıllık izlemin ardından Haziran 2016'da değerlendirildi ve izlem süresince 766 hastadan 517’si  (% 67) öldü. Araştırmacılar, PRO müdahale grubunda genel sağ kalımının 31,2 ay iken,  kontrol grubunda bu değerin 26,0 ay olduğunu gösterdiler. Çok değişkenli modelde, sonuçlar 0,832 risk oranı ile istatistiksel olarak anlamlı olduğunu gördüler.

Araştırmacılar, ayaktan hasta kemoterapisi sırasında web tabanlı hasta raporlu sonuçlar kullanılarak, sistemik semptom takibinin genel sağ kalımı arttırdığına dikkat çektiler. Bu web takip aracı ile, vizitler sırasındaki kısıtlı süre, hastaların tüm şikayetlerini anlatmaya isteksiz olmaları, semptomların başlamasından günler sonra doktora başvurmaları, doktorların yeterli sistematik soru sormamaları gibi iletişimin önündeki engellerin azaltılabildiğini belirttiler. Bu engellerin kaldırılması ile, ciddi ve potansiyel olarak geri dönüşü olmayan komplikasyonlar ortaya çıkmadan önce müdahale edilerek istenmeyen sonuçların önüne geçilebildiğini ve bunun da hem yaşam kalitesi hem de sağ kalımı arttırdığını aktardılar.

Sundukları bu tek merkez sonuçlarının, ulusal çok merkezli bir araştırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguladılar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

E. M. Basch et al. Overall survival results of a randomized trial assessing patient-reported outcomes for symptom monitoring during routine cancer treatment, J Clin Oncol 35, 2017.

Sigara ve Cilt Kanseri Riski

26 Mayıs 2017

Güneş ışığı, keratinosit kanserlerinin gelişiminde başlıca çevresel risk faktörüdür ancak sigara dumanı da dahil olmak üzere diğer kanserojenler de risk faktörleri arasında sayılmaktadır. Ancak ek risk faktörleri hakkındaki kanıtlar çelişkilidir. Cilt kanseri için prospektif olarak yapılan QSkin çalışmasında sigara içilmesi ve bazal hücreli kanser (BCC) ya da skuamoz hücreli kanser (SCC) insidansı arasındaki ilişkiler araştırıldı. Çalışmaya toplamda 43,794 hasta dahil edildi.

Çalışmanın başlangıcında hikaye alınırken sigara öyküsü de belirtildi. Yeni teşhis konan BCC’ler ve SCC'ler veriler üzerinden tespit edildi ve histopatoloji raporlarıyla doğrulandı. Çalışmanın analizleri, başlangıçta cilt kanseri eksizyonları öyküsü olmayan ve yıkıcı olarak tedavi edilen 5 taneden fazla aktinik cilt lezyonu bildirmeyen beyaz katılımcılarla sınırlandı. Bilinen karıştırıcı faktörlere göre ayarlanmış Cox orantısal risk modellerini uygulandı. Hiç sigara içmemiş olanlara kıyasla, sigara içenlerin BCC riskleri anlamlı derecede düşük (HR 0.6;% 95 CI, 0.4-0.9) ancak SCC riskleri (HR 2.3;% 95 CI, 1.5-3.6) anlamlı derecede yüksek olarak hesaplandı. Eski sigara içenler BCC ve SCC için hiç sigara içmemiş olanlara benzer risklere sahipti. Sigara içenler arasında sigara bırakma, yoğunluk veya bırakma sonrasında geçen sürede herhangi bir doz yanıt eğilimi gözlemlenmedi.

Yapılan ek analizlere göre,  sigara içenler hiçbir zaman sigara içenlere kıyasla daha az cilt muayenesi oluyor ve daha az prosedür uygulanıyordu ve buna göre sigara içenler arasında kanser tespit imkânı daha yüksekti. Bu çalışmanın güçlü yanları geniş örnek büyüklüğü, prospektif tasarım ve neredeyse komple izlem olmasıyken, histolojik detaylar eksize tümörlerin bir kısmı için eksikti. Sonuç olarak, sigara içenlerin BCC sıklığı daha düşüktü, ancak daha yüksek SCC oranları vardı.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Dusingize JC, et al. Cigarette smoking and the risks of basal cell carcinoma and squamous cell carcinoma. J Invest Dermatol. 2017 Apr 13. pii: S0022-202X(17)31412-4. doi: 10.1016/j.jid.2017.03.027. [Epub ahead of print]

Keratinositik Tümörler ve Melanom Gelişme Riski

15 Mayıs 2017

Keratinositler, stratum korneumun oluşumunda görev alan epidermisin yapı taşı hücreleridir. Bazal hücreli karsinom ve skuamöz hücreli karsinom haricinde keratinositlerden köken alan tümöral oluşumlar klinik ve histopatolojik tanıda güçlüğe neden olabilmektedir. Bu tümörlerin ileride diğer tümörlere dönüşümü de olabilmektedir.

Keratinositik karsinom öyküsü ile invaziv melanom gelişme riski arasındaki ilişki prospektif verilerin kullanıldığı kapsamlı bir şekilde günümüze kadar değerlendirilmemişti. Bu sebeple ABD merkezli kapsamlı bir çalışma yapıldı. Hemşirelerin Sağlık Çalışması'nda (NHS; 1984-2010) 91.846 kadın, NHSII'de 114.918 kadın (1989-2011) ve Sağlık Uzmanları Takip Çalışmasında (1986-2010) 48.946 erkek, tanı için keratinositik karsinom ve melanom açısından iki yılda bir değerlendirildi. Çalışmada keratinositik karsinom öyküsü, bazal hücreli karsinom (BHK) ve skuamoz hücreli karsinom (SCC) öyküsü ile ilişkili melanomun istatistiğini hesaplamak için Cox orantısal risk modelleri kullanılmıştır. Tüm istatistiksel testler iki taraflı olarak yapıldı.

Çalışma takibinde 6.4 milyon kişi/yıllık takip süresince 1949 melanoma, 38 842 BCC ve 7462 SCC belgelendi. Diğer risk faktörleri için düzeltme yapıldıktan sonra keratinositik karsinom öyküsü melanom riskinde artış ile ilişkilendirilmiştir (meta-analiz HR = 2.22,% 95 GA = 1.73-2.85). Bu ilişki hem BHK hem de SCC öyküsü olan katılımcılar arasında yalnızca BHK veya SCC öyküsü olanlara göre daha belirgindi. Kadınlarda keratinositik karsinom öyküsü, baş / boyun melanomlarıyla  gövde veya ekstremitedeki melanomlara göre daha güçlü bir şekilde ilişkiliydi.

Elde edilen sonuçlar, keratinositik karsinom öyküsü ve melanom gelişme riski arasındaki ilişki için yeni bilgiler sunmakta olup melanomun önlenmesi için önemli olabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Wu S, et al. History of Keratinocyte Carcinoma and Risk of Melanoma: A Prospective Cohort Study. J Natl Cancer Inst. 2017 Apr 1;109(4). doi: 10.1093/jnci/djw268.

Onkolojide dönüm noktaları

03 Nisan 2017

1846: Tümör rezeksiyonu için genel anestezi ilk kez kullanıldı

Ekim 1846'da, William T.G. Morton isimli doktor, bir hastanın çenesinden tümörü acısız şekilde rezekte ederek eterin anestetik olarak nasıl kullanılabileceğini ilk kez gösterdi. Bunun öncesinde, cerrahi girişim uygulanan hastalar prosedürler sırasında dayanılmaz acı çekmekteydi.

1870: Kanser zehri hipotezi

1870'li yıllarda, İngiliz cerrah Campbell De Morgan 'kanser zehrinin' lenf bezleri yoluyla primer tümörden diğer bölgelere yayılarak, metastaza yol açtığı hipotezini ortaya koydu.

1903: Kanser tedavisi için radyasyon ilk kez kullanıldı

Marie Curie'nin 1898 yılında radyumu keşfinin ardından, doktorlar 1903 yılında radyoaktif elementin kanser tedavisinde ilk kez kullanıldığını bildirdiler. Radyoterapi, günümüzde modern kanser tedavisinin belkemiğini oluşturuyor.

1943: Serviks kanseri için 'PAP'testi kullanılmaya başlandı

Günümüzde yaygın olarak kullanılan PAP testi (adını yaratıcısı George Papanicolaou'dan alır), doktorların serviks kanseri veya pre-kanserini, yayılma fırsatını bulamadan saptamasına ve tedavi etmesine olanak tanıyor. Test, rahim ağzı kanserine bağlı ölüm oranlarını ciddi oranda azaltmakla birlikte, taramaya erişimin sınırlı olduğu gelişmekte olan ülkelerde ölüm oranları hala yüksektir.

1949: Kanser tedavisi için onaylanan ilk kemoterapi ilacı

Kanser kemoterapisinde kulalnılmak için onaylanan ilk ilaç, 2. Dünya Savaşı'nda kimyasal savaş maddesi olarak kullanıldı.

İlerlemiş türde kan kanseri hastası olan kişilerde dikkat çekici sonuçlar gösteren klinik çalışmaların ardından, azot hardalı (hardal gazı) 1949 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı.

1950-1960lar: Sigara kullanımı kanserle ilişkilendirildi

ABD Genel Cerrahlar ve Birleşik Krallık Kraliyet Hekimleri Koleji, 1950-1960larda sigara ile, özellikle akciğer kanseri olmak üzre kanser arasındaki bağlantıyı ortaya koyan raporlar sundu. Akciğer kanseri olan kişi sayısındaki artışı azaltmak amacıyla, sigara içmeyi vazgeçirmeye yönelik tütün kontrolü ve sigara kullanımını sonlandırma kampanyaları, kısa sürede bir öncelik haline geldi.  

1960lar: Hormonlar kanser kontrolüyle ilişkilendirildi

1966 yılında, yaptığı araştırmayla prostat kanserinin hormonal tedavisinin mümkün olduğunu gösteren Charles Huggins'e Nobel Ödülü verilmiştir. Bu öncü çalışma hem prostat, hem de meme kanserine yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı.

1970ler: Bilgisayarlı Tomografi geliştirildi

Bilgisayarlı Tomografi (veya BT taraması), araştırmacıların beyin tümörü olduğu şüphelenilen bir kadında ilk insan taramasını gerçekleştirdiği 1970'li yıllarda görüldü. Bu teknoloji, vücut içindeki tümörün görüntülerinin oluşturulması için röntgen ışınlarını kullanır; böylelikle doktorların sağlıklı dokuya zarar vermeden ameliyat veya radyoterapi yoluyla doğru konumu hedeflemesine olanak tanır.

1971: Anjiyogenez keşfedildi

Anjiyogenezin tümör gelişimi ve yayılmasında rolünü ilk olarak Judah Folkman gösterdi .Bu önemli keşif, birçok yaygın ilerlemiş kanser türünün görüldüğü pek çok hastanın genel durumunu anlamlı ölçüde değiştiren anjiyogenez inhibitörlerinin geliştirilmesini sağladı.  

1975: Monoklonal antikorların temel prensiplerinin keşfedilmesi

Georges Kohler ve Cesar Milstein, günümüzde kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir biyolojik tedavi türü olan monoklonal antikorların üretimine yönelik prensiple ilgili deneyimlerini ana hatlarıyla açıklayan bir makale yayınladı.

1997: İlk hedefli kanser tedavisi onaylandı

1997 yılında, diğer tedavilere artık yanıt vermeyen bir lenfoma türüne sahip olan kişilerin tedavisi için moleküler hedefli ilk ilaç onaylandı. İlaç, monoklonal antikorlar olarak adlandırılan yeni bir ilaç sınıfındaki ilk ilaçtır (Kohler ve Milstein tarafından prensibin keşfedilmesinden 20 yıl sonra).

2003: İnsan genomunun şifresi çözüldü

2003 yılında, 13 yıllık araştırmanın bir sonucu olarak insan genomunun kodu yayınlandı. Bu devrim yaratan olay, spesifik kanserlerde genetik kusurların belirlenmesi de dahil olmak üzere, kapsamlı genetik araştırmaların önünü açtı. 2009 yılında araştırmacılar, en yaygın kanserlerden ikisi olan cilt ve akciğer kanserinin genetik kodunun tamamını çözdü.

2010: İlk kanser tedavisi aşısı onaylandı

Metastatik prostat kanserinin tedavisinde kullanılan ilk kanser tedavisi aşısı, 2010 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı. İnsan papilloma virüsü (serviks ve boğaz) ve Hepatit B virüsünün (karaciğer) yol açtığı kanserin önlenmesine yönelik aşıların kullanımı da onaylandı.

2013: ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından Devrim Yaratan Tedavi Sıfatı verilen ilk ilaç

Devrim yaratan tedavi sıfatı, var olan tedavilere göre ciddi oranda iyileşme gösteren ilaçların tedavinin hastaların kullanımına daha hızlı sunulması amacıyla, ilacın yetkililerin 'hızlandırılmış' incelemesinden geçmesine olanak tanır. Bu sıfatın verildiği ilk ilaç, 2013 yılında kronik lenfositik löseminin tedavisi için onaylandı.

2014: Kanser'de DNA Analizi

NCI ve Ulusal İnsan Genom Araştırma Enstitüsü tarafından 30'dan fazla kanser türünde DNA ve diğer moleküler değişiklikleri analiz etmek için yapılan ortak bir çalışma olan The Cancer Genome Atlas (TCGA)’nın araştırmacıları, gastrik (mide) kanserinin aslında tüm dünyada farklı özelleiklere sahip dört farklı hastalık olduğunu buldular. TCGA ve diğer ilgili projelerden elde edilen bu bulgu, kanserlerin moleküler anormalliklerinin yanı sıra orjin veya doku menşei bölgelerine göre potansiyel olarak kanser için yeni bir sınıflandırma sistemi oluşturulmasına yol açabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

http://www.cancerprogress.net/timeline/major-milestones-against-cancer

WILLIAM S. HALSTED, M.D., (I894) THE RESULTS OF OPERATIONS FOR THE CURE OF CANCER OF THE BREAST PERFORMED AT THE JOHNS HOPKINS HOSPITAL FROM JUNE, I889, TO JANUARY

Luther W. Brady, M.D.,* Bizhan Micaily, M.D.," Curtis T. Miyamoto, MAD.,* Hans-Peter Heilmann, M.D.,t and PaoEo Monternaggi, M.D (25 November 1995) 'Innovations in Brachytherapy in Gynecologic Oncology', CANCER Supplement, 76(10), pp. 2143-2151 [Online]

MAURICE FREMONT-SMITH, M.D. RUTH M. GRAHAM, B.S. LOIS T. JANZEN JOE VINCENT MEIGS, M.D. (01 January 1945) 'The Vaginal Smear in the Diagnosis of Uterine Cancer', J Clin Endocrinol, 5(1), pp. 40-41 [Online]. Available at: DOI: https://doi.org/10.1210/jcem-5-1-40

Dr Luisa L Villa, PhD (07 April 2005) 'Prophylactic quadrivalent human papillomavirus (types 6, 11, 16, and 18) L1 virus-like particle vaccine in young women: a randomised double-blind placebo-controlled multicentre phase II efficacy trial', The Lancet Oncology, 6(5), pp. 271-278 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/S1470-2045(05)70101-7

Sir RONALD BODLEY SCOTT (1970) 'Cancer Chemotherapy-The First Twenty-five Years', British Medical Journal, 4, pp. 259-265

Adam J. Bass (11 September 2014) 'Comprehensive molecular characterization of gastric adenocarcinoma', nature, 513, pp. 202–209 doi:10.1038/nature13480

Çay / Kahve Tüketimi Cilt Kanserine Karşı Koruyucu Mu?

16 Ocak 2017

Çay ve kahvenin, kafein gibi biyoaktif bileşenler yoluyla cilt karsinogenezisinde koruyucu bir rol oynadığına dair çeşitli hipotezler vardır ancak şimdiye kadar elde edilmiş olan epidemiyolojik kanıtlar tutarlı bir yanıt sağlayamadı. Mevcut veriler, bazal hücreli karsinomayla (BCC) melanom veya skuamöz hücreli karsinomaya göre daha belirgin ters ilişkiyi desteklemektedir. 

Çay, kahve ve kafeinin erken başlangıçlı BCC ile ilişkili olup olmadığını anlamak için, Connecticut'taki bir vaka-kontrol çalışmasında 767 kişiden oluşan hispanik dışı beyaz bir popülasyondan gelen veriler değerlendirildi. BCC vakaları (n = 377) Yale Üniversitesi'nin Dermatopatoloji veritabanı ile tanımlandı. Kontrol grubu ise (n = 390) aynı veritabanındaki bireylere yaş, cinsiyet ve biyopsi açısından benzer, benign cilt teşhisi olan örneklendi. 

Katılımcılar, kafeinli kahve ve sıcak çay tüketiminin de değerlendirildiği görüşmeler yaptılar. Düzenli tüketim, sıklık ve süre ölçümleri için koşulsuz lojistik regresyon ile çok değişkenli odds oranlarını (OR'ler) ve % 95'i güven aralıklarını (CI'lar) hesaplandı. 

Analizin sonucuna göre kafeinli kahve ve sıcak çayın kombine düzenli kullanımı, erken başlangıçlı BCC ile ters orantılıydı (OR = 0.60,% 95 GA = 0.38-0.96). Bu kaynaklardan gelen en yüksek kafein tüketen kategoride olanlarda ise BCC riski % 43 azaldı (% 0,57,% 95 GA = 0.34-0.95, P-trend = 0.037). 

Bu çalışmada elde edilen bulgular, kısmen kafeinin neden olabileceği erken başlangıçlı BCC ile ilişkili olarak kafeinli kahve ve çay ile koruyucu bir etki olduğunu düşündürmektedir. Bu çalışma ile, bu içeceklerden potansiyel sağlık yararları önermek üzere giderek yeni bir literatür eklenmiş oldu.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Ferrucci LM et al. Tea, coffee, and caffeine and early-onset basal cell carcinoma in a case-control study. Eur J Cancer Prev. 2014 Jul;23(4):296-302. doi: 10.1097/CEJ.0000000000000037.

Güneş Kremi Sürerek Melanomdan Korunun

26 Aralık 2016

Son on yıla bakıldığı zaman kanserler arasında melanomun en yüksek insidans artışına sahip olduğu görülüyor. Norveç'te her yıl 2000 yeni hasta melanom tanısı alıyor. Melanom insidansındaki artış da diğer cilt kanserlerinde olduğu gibi güneş maruziyetinin artması ile açıklanıyor.

Geçmişte yapılmış olan bazı çalışmalarda bir paradoks olarak güneş kremi kullanan kişilerde de hafifçe artmış bir melanom riski olduğu ortaya çıkmıştı. Aslında bunun sebebi güneş kremi kullanan insanların bir nevi koruyucu etkiye inanıp güneşte fazlaca zaman geçirmeleri olabilir. Ayrıca birçok insan yeterli miktarda veya yeterli koruyucu faktörde güneş kremi kullanmıyor olabilir.

Oslo merkezli yapılan bir çalışma ile düşük faktörlü güneş kremi kullanan kişilerle yüksek faktörlü güneş kremi kullanan kişiler arasında melanom gelişimi açısından oluşan riskler kıyaslandı. 

Bu çalışma kapsamında görüldü ki yüksek faktörlü güneş kremi kullananlarda düşük faktörlü krem kullananlara göre melanom gelişme riski %33 oranında azalıyor. Ayrıca düşük faktörlü veya yetersiz güneş kremi kullananlarda güneşe maruziyet ve güneşe bağlı yanıklar, hiç güneş kremi kullanmayanlara göre de daha fazla olduğu için melanom riskinde bir artış meydana geliyor.

Çalışma kapsamında ulusal veritabanı aracılığıyla 140 binden fazla kişi 10 yıldan uzun bir süre boyunca takip edildi. Bu çalışma ile de güneşten etkili bir şekilde korunmanın cilt kanseri gelişimini engellemek için kilit olduğu bir kez daha anlaşılmış oldu.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Ghiasvand R et al. Sunscreen Use and Subsequent Melanoma Risk: A Population-Based Cohort Study. Journal of Clinical Oncology, 2016; DOI: 10.1200/JCO.2016.67.5934

Kanser Hastalarının Takibinde Hasta Tercihleri Araştırıldı

06 Aralık 2016

Kanser tanısı aldıktan sonra çeşitli tedavilerle kanseri yenen hastalarda uzun dönem takip ile kanserin nüksetmemesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Günümüzde bu takipte uzman hekimler önemli bir rol oynamaktadır. Ancak İskoç araştırmacılara göre bu yöntem hem pahalı, hem de polikliniklerin yoğunluğu sebebiyle hasta beklentilerini karşılayamamaktadır.

Hastaların beklentilerinin ne olduğunu tanımlamayı hedefleyen araştırmacılar melanom, meme kanseri, prostat kanseri ve kolon kanseri tanısı alıp kanseri yenen toplam 1201 hastaya anket uyguladılar. Takip döneminde ne gibi beklentileri olduğu ve nelerden feragat edebilecekleri hastalara soruldu.

Anketin gönderildiği hastaların 668’i (%56.6) (132 melanoma, 213 meme kanseri, 158 prostat kanseri, 165 kolorektal kanser) anketi yanıtladı. Sonuçlara göre kanser hastaları takip randevularında konsültan hekimle birebir görüşmeyi tercih ediyorlar. Ancak bu takipte birebir görüşmeler ve diyetleri hakkında ayrıntılı bilgilendirmenin artması halinde konsültan hemşire, kayıt elemanı ya da pratisyen hekimlerle görüşmeyi de kabul ediyorlar.

Hastalar randevu sürelerinin daha uzun olmasını isterlerken telefon ya da web tabanlı ve grup içi randevulara ise sıcak bakmadılar. Kolorektal kanser ve melanomu yenmiş olan hastalar takip randevuları için tüm alternatifleri kabul ederken, meme kanseri hastaları konsültan hemşire ve kayıt elemanını tercih ederken prostat kanseri hastaları ise pratisyen hekimi tercih ediyorlar.

İskoç araştırmacılar bu sonuçlar dahilinde takip randevularında alternatif yöntemler kullanılarak masrafların azaltılabileceğini düşünüyorlar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Murchie Pet al. Determining cancer survivors' preferences to inform new models of follow-up care. Br J Cancer. 2016 Nov 1. doi: 10.1038/bjc.2016.352.

Erkeklerde Yüksek Melanom Riski Sebepleri

02 Ağustos 2016

Cilt kanserlerinin çoğunlukla çevresel faktörlere bağlı olarak geliştiği bilinmektedir. Bu faktörler arasında en önemlisi güneşe maruziyet olmakla birlikte diğer genetik faktörler de önemlidir. Açık tenli veya açık tonlu göz rengine sahip insanların koyu tenli insanlara göre cilt kanserine yakalanma şansının 20-30 kat daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir.

Birkaç çalışmada ise kadınlarda salgılanan hormonların cildi güneşten koruyan pigment olan melanin üretimini tetiklediği gösterilmişti. Aslında aynı genetik yapıya sahip bireylerde bile kadınların daha koyu bir cilt tonuna sahip olmasının nedeni östrojen olabilir. Bu sebeple de cilt kanseri oluşum riskleri daha düşük olabilir.

İspanya’da daha önce yapılmış olan çalışmada aynı genetik değişkenliğe sahip erkeklerin kadınlara göre açık tonlu göz rengine sahip oldukları gösterilmişti. Aynı grup bu sefer de kadınlar ve erkekler arasındaki pigmentasyon ve güneşe olan yanıtlar açısından farklılıkları araştırdı. Çalışmada toplam 1057 kişi değerlendirildi ve bunların %52’si Castellón, Valencia, Madrid ve Bilbao’da melanom tanısıyla takip edilmekteydi.

Çalışmada toplam 384 genetik varyant ve 6 fiziksel karakteristik değerlendirildi. Sonuçlara göre aynı genetik değişkenlik içerisinde erkeklerin daha açık renkli cilt pigmentasyonuna sahip olduğu ve ultraviyole ışınların etkilerine karşı daha kötü yanıt verdiği gösterildi.

Araştırmacılara göre melanomdan en iyi korunma yöntemi UV ışınlarının en üst seviyeye ulaştığı noktada en az 30 faktörlük koruyucu güneş kremi kullanmak gerekiyor. Kişinin kendi kendini muayenesi ve şüpheli durumlarda hekime bir an önce başvurması da kritik önem taşıyor. Melanogen çalışma grubunun yapmış olduğu bu çalışma cilt kanseri gelişim biyolojisini anlamamız için kilit önem taşıyor.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Hernando B et al. Sex-specific genetic effects associated with pigmentation, sensitivity to sunlight, and melanoma in a population of Spanish origin. Biology of Sex Differences, 2016; 7 (1) DOI: 10.1186/s13293-016-0070-1

DNA Mutasyonlarını Tespit Eden Yeni Bir Biyosensör Geliştirildi

15 Temmuz 2016

Kaliforniya Üniversitesi’nden biyomühendisler DNA mutasyonlarını saptayabilen elektrikli grafen bir çip geliştirdiler. Araştırmacılar bu yeni teknolojinin erken kanser taramaları için kan-bazlı testleri,  virütik hastalık biyolojik belirteçlerinin görüntülenmesi ve mikrobik sekansların gerçek zamanlı saptanması gibi farklı medikal uygulamalarda kullanılabileceğini düşünüyorlar.

Araştırmacılar gen mutasyonlarının tespit edilmesinde hızlı ve ucuz dijital bir metodun geliştirilmesinde ön sıralarda olduklarını belirttiler. Geliştirme evresindeki bu teknolojinin gerçek zamanlı spesifik DNA mutasyonlarının vücuda yerleştirilebilen ve bilgileri laptop ve akıllı telefonlar gibi mobil cihazlara gönderebilen bir biyosensör çip için ilk adımlar olduğunu aktardılar.

Araştırmacılar SNP (single nucleotide polymorphism) denen en sık görülen genetik mutasyonları tespit etmek için geliştirilmiş yeni bir teknoloji olduğunu söylediler. SNP’lerin çoğunun sağlık üzerinde etkisi olmadığını, bazılarının ise kanser, diyabet, kalp hastalıkları, nörodejeneratif bozukluklar, otoimmün ve enflamatuar hastalıklarla ilişkili olduğunun altını çizdiler. Geçerli SNP tespit metodlarının yavaş, pahalı olduğunu ve hantal ekipmanların kullanımını gerektirdiğini fakat bu teknoloji ile bütün bu problemlerin geride bırakılabileceğini belirttiler.

Geliştirdikleri çip, grafen alan etkili transistör üzerine yerleştirilmiş DNA probunu içeriyor. DNA probu ise spesifik SNP tipleri için kodlanmış bir sekans içeriyor. Çip SNP’li DNA moleküllerini yakalamak üzere üretiliyor ve bu parçalar proba bağlandığında elektrik sinyali üretiliyor.

Araştırmacılar çipin DNA zincir yer değiştirmesi ile çalıştığını, bir DNA çift sarmalının bir zincirden diğer bir tamamlayıcı zincir ile değiştiğini aktardılar. Yeni tamamlayıcı zincirin (SNP mutasyonu içeren) çift sarmaldaki bir zincire daha güçlü bağlandığını ve diğer zincirle yer değiştirdiğini bildirdiler.

Araştırmacılar çift zincirli DNA probunun kullanıldığı bu teknolojinin tek zincirli DNA problarının kullanıldığı SNP tespit metodlarına göre oldukça önemli bir gelişme olduğunun altını çizdiler.  Bu yeni teknoloji ile yanlış pozitif sonuçların azaltıldığını söylediler. Çift zincir DNA probunun bir diğer avantajının ise probun daha uzun olabilmesi, daha uzun DNA parçalarındaki bir SNP’nin tespit edilebilmesi olduğunu aktardılar.

Araştırmacılar 47 nükleotid uzunluğundaki bir probla başarılı şekilde SNP tespiti yapabildiklerini ve geliştirdikleri teknoloji ile yüksek duyarlılık ve özgüllüğe ulaştıklarını belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Hwang et al. Highly specific SNP detection using 2D graphene electronics and DNA strand displacement,  Proceedings of the National Academy of Sciences, 2016

Sörf Yapanlarda Melanom ve Non-Melanom Cilt Kanseri

07 Haziran 2016

Sörf sporu Avustralya’da çok yaygın olup, profesyonel olarak bu sporu yapanların yanı sıra özellikle genç erişkin nüfusta 2,7 milyon kadar eğlence amaçlı sörf yapan insan olduğu bilinmektedir. Melanomanın Avustralya’da çok yaygın olduğu ve genç erişkin nüfusta en sık görülen kanser türü olduğu da bilinmektedir. Avustralyalı bilim adamları bu sebeple eğlence amaçlı ve profesyonel olarak sörf yapan insanlarda melanoma ve non-melanoma ( bazal hücreli kanser ve skuamoz hücreli kanser) prevalansını araştırdılar.

Bu çalışma için araştırıcılar bir sürveyans anketi oluşturdular ve sörfçüleri internet üzerinden bu anketi doldurmak üzere davet ettiler. Bu anket sonuçlarına göre yaşam boyu kanser prevalansını değerlendirdiler.

Çalışmaya toplamda 1348 sörfçü katıldı ve bu sörfçülerin %56,9’u profesyonel olmayıp, bu sporu eğlence amaçlı yapan insanlardan oluşmaktaydı. Bu grup içerisinde 184 sörfçü cilt kanseri tanısı almış olduğunu bildirdi. Bunların 96’sı profesyonel sporcuyken, 87’si ise eğlence amaçlı olarak yapmaktaydı. İki grup arasındaki riskin farkına bakıldığı zaman, profesyonel sporculardaki rölatif riskin diğer gruba göre daha yüksek olduğu hesaplandı.

Cilt kanserinin vücudun hangi bölgelerinde daha sık oluştuğuna bakıldığında ise %23,5 oranla yüz, %16,4 oranla sırt ve %12,4 oranla kollarda yerleştiği görüldü. Cinsiyet dağılımına bakıldığında ise erkeklerde kadınlara göre istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde daha fazla cilt kanseri bildirildiği görüldü. Erkeklerde oran %14,6 iken kadınlardaki oran ise %9,4 olarak hesaplandı.

Bu bulgular eşliğinde araştırmacılar sörf yapan insanların mutlaka güneş ışınlarına karşı koruyucu kremler kullanması gerektiğini ve özellikle 10:00 ile 15:00 saatleri arasında bu sporun yapılmaması gerektiğini belirttiler. Diğer bir önerileri de aile hekimlerinin sörf yapan insanları düzenli bir şekilde taramaları gerektiği yönünde oldu.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Climstein M. et al. Lifetime prevalence of non-melanoma and melanoma skin cancer in Australian recreational and competitive surfers. Photodermatol Photoimmunol Photomed. 2016 May 27. doi: 10.1111/phpp.12247. [Epub ahead of print]

Prof. Dr. Şuayib Yalçın: Cilt Kanserindeki Gelişmeler Umut Verici

23 Mayıs 2016

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Şuayib Yalçın, bazı organ kayıplarına neden olabilen cilt kanserinin tedavisinde kullanılmaya başlanan yeni ilaçların tedavi açısından umut verici olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Yalçın, Anadolu Ajansı(AA) muhabirine yaptığı açıklamada, bazal hücreli kanserin en sık görülen cilt kanseri türü olduğunu belirtti. Bunların bir kısmının göz, kulak ve burun gibi organlarda görülebildiğini ifade eden Yalçın, dokularda harabiyete neden olarak organ kayıplarına yol açabildiğini kaydetti. Yalçın, "Tek tedavisi genelde cerrahi veya radyoterapi. Bu zamana kadar vermiş olduğumuz kemoterapilerden bu tümörler fazla faydalanmıyordu. Ama son 1-2 yıldır özellikle cerrahi ve radyoterapi sonrasında nüks eden vakalarda yeni kullandığımız ilaçlarla çok anlamlı küçülmeler hatta bazı durumlarda organın korunması bile mümkün hale gelebiliyor." dedi. Bazal hücreli kanserlerin değişik şekillerde ortaya çıkabildiğini anlatan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sertlik veya yara şeklinde olabiliyor. En sık da özellikle güneşin doğrudan etkilediği burun ucu, gözler ve alın gibi yüzümüzle ilgili kayıplara yol açabilecek bir tümör. Çoğunlukla küçük bir cerrahi müdahaleyle çıkartılabiliyor. Bazen radyoterapiyle ışın tedavisiyle yok olabiliyor. Ancak tümörlerin yüzde 5-10'u var ki tedavilere rağmen nüks edebiliyor, büyüyebiliyor ve organ kayıplarına yol açabiliyor. Vücutta harabiyetlere neden olabiliyor. Bu vakalar için bugüne kadar elimizden gelen bir şey yoktu. O nedenle tıbbi tedavinin eklenmesi bizim için çok büyük bir umut ışığı oldu. Bundan dolayı çok mutluyuz çünkü hastalarımız için böyle bir seçenek mümkün hale geldi."

Açık tenliler, yaşlılar ve açık havada çalışanlar risk altında Cilt kanserine yakalanmamak için güneş ışığından dikkatli yararlanmak gerektiğini söyleyen Yalçın, yaz aylarında doğrudan güneş ışıklarına maruz kalınmaması uyarısında bulundu. Doktora erken başvurunun önem taşıdığını vurgulayan Yalçın, "Tümörler erken zamanda cerrahi olarak çıkartılmalı. Alan oluştuktan sonra ne yaparsak yapalım, bazen cerrahinin yetmediği durumlar oluyor ve tedavi çok fazla işe yaramıyor." diye konuştu. Açık tenli olmanın cilt kanseri açısından risk oluşturduğunu ifade eden Yalçın, ileri yaştakilerin ve açık alanlarda çalışanların da risk altında olduğunu belirtti. Yaşlıların, belirtileri genellikle güneş lekeleriyle karıştırabildiğini kaydeden Yalçın, şunları söyledi: "İyi huylu olarak görüyor ancak daha sonra büyüme ve dokuda yıkım olmaya başlıyor. O zaman mutlaka cerrahi müdahale gerekiyor. Cilt kanseri tarlada güneşin altında fazla çalıştıkları için köylü vatandaşlarımızda sıkça görülüyor. Çocukluk çağında aşırı güneş yanığı olanlar da risk altında. Bu bir birikim. Çocukluk çağından başlayan ve ileri yaşlara doğru birikerek giden bir risk durumu. O nedenle genç yaşlardan başlayarak güneşten akıllı yararlanmak lazım. Güneş ışıklarının fazlasının cilt yaşlanması ve kanserlerine yol açtığını bilmek lazım." Yalçın, bronzlaşma merkezlerindeki ultraviyole ışınlarına maruz kalmanın da cilt kanserine yol açabileceğini sözlerine ekledi.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

lar: Anadolu Ajansı

Kanserin Yeni Belirleyicisi

10 Mart 2016

Epigenetik yaş biyolojik yaşın hesaplanmasında kullanılan yeni bir yöntem ve bu iki yaş arasındaki en büyük fark kansere yakalanma ve ölme ihtimaliniz.

Kişinin epigenetik yaşı hesaplanırken kanda çevresel etmenler,kimyasallar, obezite, egzersizden etkilenen 71 DNA metilasyon markerı kullanılmış. Bu test genel olarak kullanılmasada Northwestern Üniversitesinin de dahil olduğunu araştırmalarda kullanılmakta. DNA metilasyonunda; genin DNA kodu değiştirilmeden, gene bir grup molekül bağlanarak geni vücuttan gelen biyokimyasal sinyallere karşı  daha az ya da daha çok hassas hale getiriliyor.

Araştırmacılar 1999 yılından 2013 yılına kadar kanser olmayan randomize seçilen 442 kişiden 834 kan örneği incelediler., Önceki çalışmalarda tek seferde kan alınırken bu çalışmada multiple kan örnekleri yapılarak, her  yıl epigenetik ve kronolojik yaş arasındaki dengenin değiştiğini gördüler. Çalışma grubunun yüzde 6’sında kanser görülme riskinin arttığını , yüzde 17’sinde ise 5 yıl içinde kanserden ölüm riskinin arttığını tespit ettiler. Araştırmaya göre epigenetik yaşı kronolojik yaşından 6 ay büyük olan insanlar kanserden dolayı 2.2 yıl geç ölecekler.

Araştırmacılardan Dr. Lifang Hou, kan testi ile kişilerin iki yaşı arasındaki farkı hesaplayarak erken kanser teşhisi koymanın umut vaad edici olduğunu; sağlıklı kişilerin yaşları arasındaki farkın küçük olduğu, verilere göre bu yaşlar arasındaki farkın yüksek olduğu kişilerin kansere meyilli olduğunu belirtti. Bu araştırma biyokimyasal yaş-epigenetik yaş- kan tetkiki ile kanser erken tanısı açısından ilk çalışma olması açısından önem arz ediyor. Önceki çalışmalardan farkı ise tek zamanlı olmaması, çeşitli faktörlerin de kanserle ilişkisi açısından çalışmaya dahil olması olarak özetlenmiş.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Yinan Zheng, Brian T. Joyce, Elena Colicino, Lei Liu, Wei Zhang, Qi Dai, Martha J. Shrubsole, Warren A. Kibbe, Tao Gao, Zhou Zhang, Nadereh Jafari, Pantel Vokonas, Joel Schwartz, Andrea A. Baccarelli, Lifang Hou. Blood Epigenetic Age may Predict Cancer Incidence and Mortality. EBioMedicine, 2016; DOI: 10.1016/j.ebiom.2016.02.008 

Karaciğer Kanserine Karşı Koruyucu Brokoli

02 Mart 2016

Amerikalı bilim adamlarının haftada 3 ila 5 öğün sebze tüketiminin kolon, göğüs, prostat kanseri ve birçok kanseri önleyeceği ile ilgili yayınlarının ardından ülkede brokoli tüketimi artıyor.
İlionis Üniversitesinin yaptığı araştırmaya göre de diyetlere brokoli eklenerek yüksek mortalite oranları olan karaciğer rahatsızlıkları ve hepatoselüler karsinomaya öncülük eden non alkolik yağlı karaciğer hastalığı önlenebilir. Daha önce brokolinin çeşitli kanserlere karşı koruyuculuğu hakkında çalışılmıştı ancak obezitenin Amerika'da epidemik olmasından ve karaciğer kanseri açısından 5 kat yüksek risk olmasından dolayı araştırma grubu karaciğere odaklanmış. Yüksek beden kitle indeksi, yüksek şeker içerikli diyet ve vücut yağ oranının yüksek olması alkole bağlı olmayan karaciğer hastalığı gelişimi için önemlidir. Alkol bağımsız karaciğer hastalıkları da siroz ve kanser açısından risk faktörleridir.

Önceki çalışmalar brokolide bulunan biyoaktif bileşiklerin karaciğer yağlanmasını ve alkol bağımsız karaciğer hastalığından koruduğunu fareler üzerinde göstermişti. Bu nedenle, araştırmacılar karaciğer kanseri olan farelerde brokolinin etkisi üzerine yoğunlaşmış. Karaciğerdeki karsinojen miktarını kontrol etmek amacı ile batı tarzı diyet alan, kontrol grubu diyeti alan, brokoli verilen ve verilmeyen grup olarak fareler dört gruba ayrılmış. Obezite gen dizisini ayırarak değil, tıpkı insanlar gibi beslenme ile obeziteye gidişatı göz önüne alınmış. Araştırmacılar brokolinin etkisine ve karaciğerdeki tümörlerin progresyonuna ağırlık verseler de, karaciğer sağlığını ve yüksek yağlı diyetlerde karaciğerin lipidleri metabolize edişini de gözlemlemek istemiş.

Çalışmaya göre batı tarzı diyeti alan farelerde karaciğerdeki kanserojen nodüllerin sayısı ve boyutu artmış ancak diyete brokoli eklendiğinde büyüklüğü değişmemekle birlikte nodül sayısı azalmış. Yani batı tarzı diyet karaciğer yağlanmasına neden olurken brokoli karaciğerin lipid alımını azaltarak ve yıkımını arttırarak karaciğeri korumuş. Diyete eklenen brokolinin fareyi zayıflatmadığı ancak karaciğer yağlanmasını azalttığına vurgu yapan araştırmacılara göre alınan sonuçlar tam bekledikleri gibi olup karaciğer yağlanmasının iki temel sebebi var; yağ ve şeker miktarı yüksek yiyecekler yemek ve yüksek alkol tüketimi.

Grubun bir önceki çalışmasına göre ise brokolinin kanserden koruyucu bileşik olan sulforafan açısından en uygun tüketim şekli taze ya da hafifçe buharda pişirilmesi. Yayın sadece brokoli üzerine olsa da araştırmacılar brüksel lahanası ve karnabaharında aynı etkiye sahip olduğunu söylemekteler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 

  1. Y.-J. Chen, M. A. Wallig, E. H. Jeffery. Dietary Broccoli Lessens Development of Fatty Liver and Liver Cancer in Mice Given Diethylnitrosamine and Fed a Western or Control Diet. Journal of Nutrition, 2016; 146 (3): 542 DOI: 10.3945/jn.115.228148

Gebelik İlişkili Melanom ile Daha Yüsek Ölüm Oranları

13 Şubat 2016

Cilt kanserlerinin en ölümcül formu olan melanom, doğurgan çağdaki kadınlarda son dönemlerde bir artış trendi ile görülmeye başladı. Cleveland Dermatoloji ve Plastik Cerrahi kliniğinde çalışmakta olan araştırıcılar yayınlamış oldukları son çalışmada daha büyük risk altındaki popülasyonu tanımlamayı hedeflediler.

Çalışmaya katılan hastaların verileri, yaşa, tümör lokasyonuna ve evreye göre düzenlendiği zaman gebeliği sırasında veya gebeliğinden sonraki bir yıl içinde malign melanom tanısı alan kadınların ölüm riskinin 5,1 kat arttığı; metastaz riskinin 6,9 kat ve rekürrens riskinin ise 9,2 kat yükseldiği tespit edildi. Araştırıcılara göre buna yol açan temel etken gebelik hormonunun kanseri alevlendirmesi.

Bu vaka kontrol çalışmasında 49 yaş altında olan kutanöz melanom gelişmiş 462 kadının elektronik ortamda verileri toplanarak yapıldı. 1988-2012 yılları arasında biyopsi ile hastalığı kanıtlanmış olan hastalar çalışmaya dahil edilirken 2 yıldan daha kısa takip süresine sahip kadınlar ise çalışmadan dışlandı.

ABD’de malign melanomun son 30 yılda görülme sıklığı oldukça yükseldi ve nerdeyse 2 katına çıktı. Araştırıcılara göre bu çalışmanın ışığında 50 yaşın altında gebe kadınların önemli bir riske sahip olduğu ve cilt lezyonlarının yakın bir şekilde takip edilerek mümkün olan en erken dönemde tanı konulması gerektiği anlaşıldı.

Güneşten ve diğer ışık kaynaklarından maruz kalınan ultraviyole ışınlar, tüm cilt kanserlerinde en kolay önlenebilir risk faktörüdür. Koruyucu önlemler alınarak bu ciddi sağlık sorunundan korunmak mümkündür.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Alejandra Tellez, Steven Rueda, Ruzica Z. Conic, Kristin Powers, Izabela Galdyn, Natasha Atanaskova Mesinkovska, Brian Gastman. Risk factors and outcomes of cutaneous melanoma in women less than 50 years of age. Journal of the American Academy of Dermatology, 2016; DOI: 10.1016/j.jaad.2015.11.014 

Cilt Bazal Hücreli Karsinomunda Yeni Mekanizmalar

27 Aralık 2015

Bazal hücreli cilt kanseri (BCC) dünyada her yıl birkaç milyon insanı etkileyen ve en yaygın izlenen kanser türüdür. BCC’de tümörün başlangıcı ve invazyonunu kontrol eden mekanizmalar çok iyi bir şekilde bilinmemektedir.

Cell Stem Cell dergisinde yayınlanan bir makaleye göre Belçikalı araştırıcılar, SoX9 geninin direk olarak cilt kanseri oluşumunu kontrol ettiğini ve bunu tümör başlangıcı ve invazyonunu regüle ederek gerçekleştirdiğini gösterdiler.

Araştırıcılar benzersiz genetik fare modelleri kullanarak SoX9’un cilt kanseri başlangıcı ve invazyonunu kontrol ederken fonksiyonel rolünü ve moleküler mekanizmalarını disseke ettiler. Araştırmalarının sonucunda SoX9’un normal hücrelerde üretilmezken, prekanseröz ve invaziv hücrelerde yoğun miktarda üretildiğini gördüler. SoX9’un delesyonu durumundaysa kanseröz bir oluşum gözlenmedi, bu da bu genin tümörogenezdeki kritik rolünü açıklar bir durumdur.

Tek bir genin delesyonu ile tümör formasyonu tamamen önlenmiş olduğu gibi aynı zamanda pre kanseröz hücrelerin de zaman içinde ortadan kayboldukları görüldü. Yani tek bir gen delesyonu sayesinde kanser oluşumu öncesinde onkojen eksprese eden hücrelerin elimine edilebileceği anlaşıldı.

Araştırıcılar SoX9’un hücresel ve moleküler mekanizmalarının yanı sıra cilt tümörü oluşumunun başlangıcında SoX9 tarafından regüle edilen gen ağını da ortaya çıkardılar. Bu sayede SoX9’un diferansiasyonu inhibe ederek ve kendini yenileyen bölümü destekleyerek onkojen eksprese eden hücrelerin uzun dönem idamesi ve yayılmasını kontrol ettiği anlaşılmış oldu. Bu sonuçların insanlarda en yaygın oranda görülen BCC için tümör oluşumu ve invazyonunu önlemek için yeni stratejiler geliştirilmesi için yol gösterici olması bekleniyor.

SoX9’un insanlarda izlenen kanserlerin bir çoğunda salınmakta olduğu göz önüne alındığı zaman bu çalışmanın sonuçlarının diğer kanser tiplerinin de oluşum ve invazyon mekanizmalarının anlaşılması üzerinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

  Jean-Christophe Larsimont et al. Sox9 Controls Self-Renewal of Oncogene Targeted Cells and Links Tumor Initiation and Invasion. Cell Stem Cell DOI: 10.1016/j.stem.2015.05.00

Solaryumlar Yasaklanıyor Mu?

25 Aralık 2015

Bilindiği gibi kapalı alanlarda bronzlaşmak için kullanılan solaryum gibi bronzlaşma aletleri aracılığıyla UV ışınlara karşı maruziyet artarak göz hasarı ve cilt hasarının yanı sıra en ölümcül kanser türlerinden biri olan melanomayı da içeren cilt kanseri oluşum riskinde ciddi bir artış meydana gelmektedir.

UV radyasyonun aynı zamanda gözde katarakta ve okuler melanoma da yol açabildiği bildirilmiştir. UV radyasyonun etkisi birikimle beraber artış göstermektedir yani ne kadar genç yaşta bu ışınlara maruz kalınırsa istenmeyen sonuçların görülme olasılığı da doğru orantılı olarak artış göstermektedir.

Amerikan Dermatoloji Akademisi’nin verilerine göre solaryum gibi cihazları kullananlarda bu cihazları hiç kullanmayanlara göre melanoma oluşma riski %59 oranında daha yüksektir. Bu gibi kanıtlar bize gençlik çağlarından itibaren bu tarz bronzlaşma yöntemlerini kullanan kişilerde uzun dönemde melanom gelişme riskinin normal popülasyona göre çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra yüzlerce genç bu tarz cihazları kullandığı için yaralanmaktadır.

FDA’in önerisi erişkinlerin bu tarz cihazları kullanmadan önce yeterince bilgilendirilmesi ve bu bilgilendirmenin ilk kullanımda ve her 6 ayda bir imza alınması suretiyle tekrarlanmasına yönelik. Öneride ayrıca bu tarz cihazların 18 yaş altı popülasyonda kullanılmaması için bir uyarı olması gerektiği belirtiliyor.

FDA’in kapsamlı önerisinde ayrıca bu tarz bronzlaşma ürünlerinin satışı ve dağıtımına kısıtlamalar getirilmesi ve performans standartlarının üreticiler tarafından iyileştirilmesi gerekliliğini içeriyor. Bu   iyileştirmeler arasında uyarıların düzenlenmesi, gözü koruyucu önlemler alınması, yedek ampullerin etiketlenmesi ve yeniden sertifikasyon alınmadan aletlerde yapılacak modifikasyonların önlenmesi yer alıyor.

FDA’in tüm önerileri kamuoyunun yorumlarına açıldı ve 21 Aralık 2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 90 gün boyunca halkın yorumları toplanacak. Yorum yapmak isteyenler FDA regülasyonları sayfası üzerinden dökümana ulaşabilecekler.

FDA kamuoyuna bu teklifini açarak bu teklif yasalaşmadan önce tüm kullanıcı ve ailelerle birlikte üreticilere de söz vermiş oldu. Böylece herkes öneriyle ilgili çekincelerini web aracılığıyla iletebilecek.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak:  http://www.medicalnewstoday.com/articles/304356.php

Antioksidanlar ile Malign Melanomda Artan Metastazlar

29 Kasım 2015

2014 yılı sonunda Gothenburg Üniversitesi Sahlgrenska Akademi’de görev yapan bilim insanları akciğer kanserinde antioksidanların progresyonu hızlandırdığını göstermişlerdi. Antioksidan verilen farelerde ek ve daha agresif tümörler oluşmuştu ve insan akciğer kanseri tümör hücreleri üzerinde yapılan deneylerle de bu sonuçlar onaylanmıştı. Oysa ki pazarlanmakta olan bir çok üründe yer alan antioksidanların, serbest radikalleri uzaklaştırarak kansere karşı koruyucu bir rolü olduğu düşünülmekteydi.

Sahlgrenska Akademi’de yapılan çalışmalar bu sefer antioksidanlar ve malign melanoma ilişkisini saptamaya yoğunlaştı. Bu çalışmada da görüldü ki malign melanomada kullanılan antioksidanlar ana tümör üzerinde çok etkili olmasa da metastaz oranını iki katına yükseltmiştir. Bilindiği üzere malign melanomada asıl sorun primer tümör değil metastaz yoğunluğudur.

Araştırıcılar iki farklı tümör tipinde antioksidanların bu olumsuz etkilerini gördükten sonra antioksidanların sadece sağlıklı hücreler üzerinde değil, tümör hücreleri üzerinde de koruyucu etkisi olabileceği sonucuna varmışlar. Malign melanoma çok yüksek mortalite oranına sahip olduğu için araştırıcılar bu kanser tipi üzerinde öncelikli olarak çalışmış ve bu sonuçlara ulaşmışlar.

Bilindiği üzere antioksidanlar sadece gıda takviyelerinde değil çeşitli losyonlarda da yer alabilmektedir. Buna ek olarak bu losyonlarda beta karoten ya da vitamin E gibi antioksidanlar gibi etki edebilecek maddeler bulunabilmektedir. Araştırıcılar losyonlardaki antioksidanların etkisinin de gıda takviyelerinde bulunan antioksidanlara paralel olup olmadığını araştırmak için de fareler üzerindeki çalışmalarını sürdürüyorlar.

Bu çalışmanın sonucunda araştırıcılar istemsiz bir şekilde tümörlerde progresyon ve metastaz oranlarını arttırabilme potansiyelleri sebebiyle, kanser hastalarının bu tarz gıda takviyelerinden kaçınması gerektiğini öneriyorlar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

  K. Le Gal, M. X. Ibrahim, C. Wiel, V. I. Sayin, M. K. Akula, C. Karlsson, M. G. Dalin, L. M. Akyurek, P. Lindahl, J. Nilsson, M. O. Bergo. Antioxidants can increase melanoma metastasis in mice. Science Translational Medicine, 2015; 7 (308)

Organ alıcılarında agresif melanom gelişme olasılığı daha mı fazla?

13 Ağustos 2015

ABD Bloomberg Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan yeni bir çalışmada, transplantasyon yapılan hastalarda, transplantasyon yapılmayan hastalara kıyasla melanom gelişme olasılığının 2 kat daha fazla olduğu, melanoma bağlı ölüm riskinin ise 3 kat daha fazla olduğu gösterildi.

Transplantasyon yapılan kişilerin organ reddini önlemek üzere kullandıkları immün süpresif ilaçların bu hastaları tedavisi daha güç olan ileri evre kanserlere daha yatkın hale getirdiği gösterildi.

Çalışmada 1987-2010 yılları arasında organ transplantasyonu yapılan 139.991 hastanın verileri incelendi ve 519 melanom vakası saptandı.

Çalışmanın yürütücüsü Dr. Robbins transplantasyon yapılan kişilerde melanom olasılığının daha yüksek olduğunu bildiklerini,  fakat bu hastalarda daha az ölümcül deri kanseri formlarının gelişmesi çok muhtemel olduğundan ve dermatologlar tarafından düzenli olarak kontrol edildiklerinden bunun yoğun taramanın bir sonucu olduğunu düşündüklerini, fakat aksine transplantasyon yapılan hastalarda melanom gelişme riskinin yüksek olduğunu gördüklerini belirtti.

Araştırmacılar, bu hasta grubunda melanom görülmesinin nedeni olarak, transplantasyon sırasında verilen ve immün sistemin yeni organa saldırısını önlemek amacıyla T hücrelerini durduran ilaçları gösterdiler. Ayrıca uzun süre boyunca idame tedavisi olarak verilen bazı ajanların da ultraviyole radyasyonunun etkilerini kat kat artırdığı ve bunun da melanom gelişimine neden olabileceği gösterildi.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak:  Science Daily, http://www.sciencedaily.com/releases/2015/08/150813123426.htm

Melanom gelişiminde sık mutasyona uğrayan yeni bir gen saptandı

28 Temmuz 2015

Melanom gelişiminde mutasyonların rolünün iyi bilinen bir konu olduğu fakat melanomların %30'unda halen genetik sorumluların bilinmediği bilgisinden yola çıkılarak yapılan bir çalışmada, melanomda mevcut bir alt mutasyon grubunu saptamak amacıyla 200'den fazla melanomlu hastadan alınan örnekte genetik analiz yapıldı.

Çalışmada görev alan araştırmacılar, hastalardan alınan 200'den fazla melanom örneğindeki mutasyonları incelemek üzere tam dizi ekzon analizini kullandılar.

NF1 melanom gelişiminde 'majör bir oyuncudur'

Araştırmacılar NF1 adlı genin melanom gelişiminde "majör bir oyuncu" olduğunu doğruladı ve NF1'in "melanomda BRAF ve NRAS'dan sonra üçüncü en sık mutasyona uğrayan gen" olduğunu gösterdiler.

Çalışmanın yürütücüsü olan Dr. Krauthammer "Anahtar bulgu, bilinen BRAF veya NRAS mutasyonlarının bulunmadığını, melanomların %45'inin NF1 fonksiyon kaybı sergilediğini ve bu durumun kansere neden olan aynı yolun aktivasyonuyla sonuçlandığını'' belirtti.

Çalışmada NF1 mutasyonunun çoğunlukla tümörlerinde daha fazla mutasyon bulunan yaşlı hastaların numunelerinde ortaya çıktığı gösterildi. Bunlara, aynı sinyal yolağını etkileyen ve topluca RAS yolağı genleri olarak adlandırılan genlerdeki mutasyonlar da dahil edildi.

Dr. Krauthammer yaptıkları çalışmanın yaklaşık 100 gende yalnızca malign hücrelerde bulunan ve sorumlu etken olması muhtemel değişimleri saptadığına dikkat çekti ve bu gen grubunun malign lezyonları teşhis etmek için tanı testlerinin ve tedavinin hastanın genomuna dayanarak bireyselleştirildiği tedavi modelinde kullanılabilir olduğunu belirtti.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak:  Medscape, http://www.medicalnewstoday.com/articles/297354.php

Derinin bazal hücre karsinomunda tümör başlangıcını ve invazyonunu düzenleyen yeni mekanizmalar

23 Haziran 2015

Université Libre de Bruxelles'den (ULB) araştırmacılar derinin bazal hücre karsinomunda tümör başlangıcını ve invazyonunu düzenleyen yeni bir mekanizmayı ortaya çıkardı.

Bazal hücre karsinomu (BCC), her yıl tüm dünyada birkaç milyon yeni hastayı etkileyen ve insanlarda en sık görülen kanser olmakla birlikte başlangıcını ve invazyonunu kontrol eden mekanizmalar çok az biliniyor.

Belçika, Université Libre de Bruxelles, IRIBHM'de profesör ve WELBIO araştırmacısı olan Dr. Pr. Cédric Blanpain, PhD yönetimindeki araştırmacıların Cell Stem Cell dergisinde yayınladıkları yeni bir çalışmada, Sox9'un tümör başlatıcı hücrelerin yayılmasını ve kanser hücrelerinin invazif özelliklerini düzenleyerek deri kanseri oluşumunu doğrudan kontrol ettiğini bildirdi.

Profesör Véronique Del Marmol (ULB,  Erasmus Hastanesi, Dermatoloji Departmanı) ve Profesör François Fuks'un grubuyla (ULB, Tıp Fakültesi, Kanser Epigenetiği Laboratuvarı) birlikte çalışarak Larsimont ve meslektaşları, normal deri hücrelerinde Sox9 ekspresyonu gerçekleşmezken, prekanseröz lezyonlarda Sox9 ekspresyonunun başladığını ve invazif tümörlerde devam ettiğini gösterdi. Sox9'un tümörigenez sırasındaki önemli rolünü gösteren şekilde, Sox9 delesyonu deri kanseri oluşumunu önleyip onkogen eksprese eden hücrelerin progresif biçimde kaybolmasına yol açtı. Bu çalışmanın birinci yazarı olan Jean-Christophe Larsimont yalnızca tek bir genin delesyonunun tümör oluşumunu tamamen önlemek için yeterli olduğunu görmenin gerçekten heyecan verici olduğunu ve Sox9 yokluğunda prekanseröz hücrelerin zaman içinde kaybolduğunu gözlemenin ise daha da şaşırtıcıydı olduğunu belirtti. Ayrıca bu bulgunun onkogen eksprese eden hücreleri kanser oluşmadan önce ortadan kaldırabileceğini gösterdiği yorumunu yaptı.

Bu sonuçların insanlarda en sık rastlanan kanserde tümör oluşumu ve invazyonunu bloke etmeye yönelik yepyeni stratejilerin geliştirilmesinde önemli yansımaları olacaktır. Bu çalışmanın son yazarı ve iletişim sorumlusu olan Cédric Blanpain insan kanserlerinin çoğunda Sox9 ekspresyonu gerçekleştiği dikkate alındığında, bu çalışmanın sonuçlarının insanlardaki diğer kanserler için de anlamlı olmasının muhtemel olduğunu ve kanser oluşumunun önlenmesi ve tümör invazyonunun engellenmesine yönelik yeni stratejilerin tanımlanmasına yardım edeceği yorumunu yaptı.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak:  Science Daily, ​http://www.sciencedaily.com/releases/2015/06/150623103654.htm

Kanserin Kökenlerini Belirlemede Sağlıklı Deri Kullanılabilir mi?

21 Mayıs 2015

Science dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre normal deri beklenmedik derecede yüksek sayıda kanserle ilişkili mutasyonlar barındırmaktadır. Bu çalışma, hücrelerin kansere dönüşmede geçirdiği ilk aşamaları aydınlatmakta ve bu hastalığın kökenleri hakkında daha fazla bilgi edinmek üzere normal dokuyu analiz etmenin önemini ortaya koymaktadır.

Araştırmacılar, dört hastadan alınan 234 biyopsi örneğinde gerçekleştirilen ultra derin genetik dizi analiziyle her bir santimetre kare deride kanser ile ilişkili 100'den fazla mutasyon ile birlikte toplam 3,760 mutasyon tespit ettiler. Bu mutasyonları taşıyan hücreler klonlar olarak bilinen hücre kümeleri oluşturmuştu ve normal klonların yaklaşık iki katı büyüklüğünde olan bu klonların hiçbiri kanserli hale gelmemişti.

Gözlenen mutasyonlar, daha nadir ve bazen ölümcül bir deri kanseri formu olan melanom yerine, derinin skuamöz hücreli karsinomu olarak bilinen, güneşe maruz kalımla bağlantılı en yaygın ve tedavi edilebilir deri kanseri formuyla ilişkili paternleri sergilemekteydi.

Bu çalışmada kullanılan deri örnekleri, görmeyi engelleyen gözkapağı derisi fazlalığını çıkarmak üzere rutin cerrahi uygulanan 55 -73 yaş arası dört kişiden alınmıştı. Her bir bireyin yaşamı boyunca gözkapaklarının güneş ışığına maruz kalmasıyla mutasyonlar birikmişti. Araştırmacılar, güneşe maruz kalan her bir deri hücresinin genomunda neredeyse her gün ortalama bir yeni mutasyonun oluştuğunu tahmin ediyorlar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak: Science Daily, http://www.sciencedaily.com/releases/2015/05/150521143851.htm

Ergenlik döneminde akne öyküsü, melanom riskinde artışla ilişkili midir?

19 Mayıs 2015

Ergenlik döneminde akne yaşamış olmak, bilinen risk faktörlerinden bağımsız olarak artmış melanom riskiyle ilişkilidir. Boston'dan bir grup araştırmacı, ergenlik döneminde şiddetli akne öyküsü olan kadınlarda sekiz spesifik kanserin risklerini incelemek üzere bir çalışma gerçekleştirdiler.

Araştırmacılar, Hemşire Sağlığı Çalışması II kohortunda yer alan 99,128 kadın hemşireyi 20 yıl boyunca takip ettiler ve ergenlik döneminde şiddetli akne öyküsü bulunan kadınlarda relatif melanom riskinin arttığını (HR, 1.44) saptadılar. Bu ilişki 930 olgu ve 1,026 kontrolü içeren bağımsız bir melanom olgu-kontrol çalışmasında da gözlendi (OR, 1.27). Her iki çalışmada da benlerin bulunma olasılığının ergenlik döneminde akne yaşamış kişilerde arttığı tespit edildi.   Araştırmacılara göre, bu bulgular akne ile hormon bağlantılı kanserler arasındaki ilişkinin sürekli araştırılmasını destekliyor.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak:  OncoLink, http://www.oncolink.org/news/index.cfm?ID=4380&function=detail

Kanser ilerlemesinin temelinde, melanomun glutamine olan bağımlılığı mı var?

17 Şubat 2015

Melanom hücreleri çoğalmak için çeşitli besin kaynaklarına ihtiyaç duyarlar. Sanford-Burnham Tıp Araştırmaları Enstitüsü'ndeki araştırmacılar glutamin kaynağı mevcut olmadığında melanom hücrelerinin çoğalmasının durduğunu ve öldüklerini keşfetmişlerdir. Araştırmacılar bu çalışma ile ilk kez glutaminin melanom hücreleri tarafından nasıl metabolize edildiğini ve glutamine karşı iştahlarının trikarboksilik asit (TCA) döngüsüyle nasıl ilerlediğini göstermişlerdir.

Bu hücrelerin glutamine duydukları ihtiyaç normal melanositlerin besin gereksinimlerinden farklıdır ve sağlıklı melanositleri tümörijenik hale gelecek şekilde dönüştüren BRAF, NRAS ve p53 gibi DNA mutasyonlarından tamamen bağımsızdır. Bu çalışma ile melanom hücre dizileri ile metabolomik teknolojisinin kombinasyonunu kullanarak glutamin ve glutamin türevlerinin TCA döngüsüne hem giriş hem de çıkışını yöneten ana enzim yollarını ortaya konmuştur.  Bu bulgular, potansiyel olarak besinsel müdahaleler veya glutamin alım inhibitörleri yoluyla tümörlere glutamin rezervini sınırlayan bir tedavi stratejisi için rasyonel gerekçeyi ortaya koymaktadır. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak: Science Dailyhttp://www.sciencedaily.com/releases/2015/02/150217144244.htm

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image