Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Erken Evre Kronik Lenfositik Lösemide BT Taramaları Ne Zaman Gereklidir?

15 Mayıs 2017

Kronik lenfositik lösemi (KLL), sık rastlanan bir lösemi olup genellikle yaşlı erişkinlerde ortaya çıkar. KLL tanısı konan hastaların çoğu tanı sırasında asemptomatiktir ve rutin tam kan sayımında tesadüfi lenfositoz ile dikkat çeker. Hastalar ağrısız lenfadenopati, ateş, kilo kaybı ve gece terlemesi veya lenfadenopatinin neden olduğu visseral kompresyona bağlı nadiren semptomlar sunabilir. Lenfadenopati ve hepatosplenomegali muayenede en sık görülen bulgulardır. Anemi ve trombositopeni, kemik iliği infiltrasyonu veya eş zamanlı otoimmün süreçler nedeniyle ortaya çıkabilir. Tanı genellikle, periferik kan flowsitometrisi ile klonal hücre popülasyonları gösterilerek konur. KLL tanısı koymak için kemik iliği tetkiki veya görüntüleme rutin olarak gerekmez. Evreleme, muayene bulgularına ve tam kan hücresi sayımına dayanır. Şu anda, modifiye Rai sistemi ve Binet sistemi olmak üzere iki evreleme sistemi kullanılmaktadır. Her ikisi de, lenfadenopati, hepatomegali, splenomegali, anemi ve trombositopeni varlığını veya yokluğunu göz önüne alır. Diğer lenfoproliferatif hastalıklardan farklı olarak, BT taramaları KLL evrelemesi için gerekmez. Lenf nodlarının tutulumu ve organomegali tek başına muayene ile değerlendirilir ve görüntüleme sonuçları dikkate alınmaz. Erken evre asemptomatik KLL olan hastalar iyi prognoza sahiptir ve genellikle öykü, muayene ve tam kan hücre sayısı analizi ile 3-6 ayda bir takipleri yapılır. Lenfosit katlanma zamanı, daha agresif hastalık ile ilişkili olarak 12 aydan kısa sürelerle prognostik bilgi sağlayabilir. Karyotipleme, immünoglobülin ağır zincir mutasyon durumu ve ZAP-70 seviyeleri gibi moleküler belirteçlerin değerlendirilmesi prognostik olarak daha fazla yardımcı olabilir.

KLL hastalarında tanı erken dönemde konulduğundan, klinisyenlerin rutin bazal görüntülemenin gerekli olmadığının farkında olmaları gereklidir. Erken evre hastalıkta görüntülemeden kaçınmak güncel “Akıllı Seçim” bildirisinde netleştirilmiştir. Erken KLL'de tedaviye yanıtın öngörülmesi veya tahmin edilebilmesi için, mevcut klinik ve laboratuvar ölçütlere BT taramasının eklenmesinin herhangi bir fayda sağladığı gösterilmemiştir. “National Comprehensive Cancer Network” kılavuzları, erken dönem KLL'de rutin görüntülemeyi önermemektedir. Rutin evrelemede BT görüntüleme uygun olmasa da, üreteral tıkanıklık, tıkanma sarılığı gibi büyümüş abdominal veya pelvik nodlardan kaynaklandığı düşünülen bulgu veya semptomları olan hastalarda görüntüleme yapılmalıdır. BT taramaları, hastalar üzerindeki maddi yükün yanı sıra kontrast maddelerin toksik etki potansiyelleri nedeniyle de hastalara zarar verebilir. Radyasyona bağlı malign anormallik riski küçük ama kümülatiftir ayrıca tesadüfi bulgulara bağlı anksiyete de söz konusudur. Bir meta-analiz, BT taramalarının % 30'unun tesadüfi bulguların tespit edildiği ve bunun ek taramaları tetikleyebileceğini göstermiştir. Bu kaskat etkisi, en başta gereksiz görüntülemeleri önleyerek engellenebilir.

Erken evre KLL hastalarının evrelendirilmesi ve klinik takibi için tıbbi geçmiş, muayene ve tam kan sayımı değerlendirmesi halen tercih edilen yöntemlerdir. Bilgisayarlı tomografik incelemeler, bu hastaların başlangıç ​​aşamasında veya gözlemlerinde yapılmamalıdır

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Arjun Gupta, MD; David H. Johnson, MD; Sung-hee Choi, MD. Staging CT Scans in Early-Stage Chronic Lymphocytic Leukemia, JAMA Intern Med. 2017. doi:10.1001/jamainternmed.2017.0348

Lenfoma Alt Gruplarında İnsidans, Sağ kalım ve Mortalite İçin Uzun Dönem Zaman Eğilimleri

23 Ağustos 2017

Genel non-Hodgkin lenfoma (NHL)  insidansı, 1990'ların ortalarından önce küresel olarak giderek artmıştır. Daha sonra zaman eğilimleri,  Avrupa gibi bazı bölgelerde insidans sürekli artarken diğer bölgelerde düşecek şekilde farklılaşmıştır. Hodgkin lenfoma (HL)  insidansı nispeten sabittir ancak temporal eğilimler içerisinde coğrafi farklılıklar da gözlenmiştir. Lenfoma tanısı ve sınıflandırılmasındaki değişiklikler nedeniyle, zaman eğilimlerini yorumlamada, hastalık oluşumundaki gerçek değişiklikleri, bu faktörlerin zaman içindeki değişimlerinin neden olduğu artefaktlardan ayırt etmek bir zorluk haline gelmiştir. Geçen on yıllarda HL ve NHL mortaliteside farklı zamansal eğilimler göstermiştir. HL mortalitesi 1960'lardan beri istikrarlı bir şekilde azalırken, NHL mortalitesi 1990'ların ortasından önce artarken, sonra azalmıştır. Relatif sağ kalım, nüfusa dayalı kanser sağ kalım analizinde giderek daha fazla kullanılmaktadır. Lenfoma hastalarının daha önceki relatif sağ kalım analizleri, hasta sosyodemografik özelliklerine ve lenfoma özelliklerine göre değişmekle birlikte, zamanla düzelme göstermiştir. Spesifik lenfoma alt tipleri için epidemiyolojik modeller daha az açıktır. İnsidans, mortalite ve sağ kalım genellikle ayrı olarak yorumlanır, ancak kansere karşı gelişme, önleme, tanı, tedavi ve destekleyici bakım da dahil olmak üzere kanser kontrol spektrumunun birden fazla bileşenine dayanır. Bu nedenle insidans, mortalite ve sağ kalım trendlerini eşzamanlı olarak incelemek daha değerlidir. Bu kombine yaklaşım, kanser kontrol önlemlerinin ve etkileşimlerinin artmış sağ kalım üzerindeki bağımsız etkisini anlamak için yararlıdır.

Kanada’dan bir grup araştırmacı, Kanada Manitoba 'daki yetişkinlerde lenfoid malignite insidansı, mortalitesi ve relatif sağ kalımındaki 30 yıllık zaman eğilimlerini incelediler. 1984 ile 2013 yılları arasında tanı konan lenfoma olgularını, 2008 WHO lenfoid neoplaziler için sınıflama sistemine göre sınıflandırdılar. Manitoba Yaşam İstatistikleri Kurumu'ndan 1984-2014 arasındaki ölüm verilerini aldılar. İnsidans ve mortalitedeki zaman eğilimlerini incelerken, yıllık yüzde değişimini ve ortalama yıllık yüzde değişimini hesaplamak için regresyon analizi kullandılar. Yaş, periyod ve kohortun, insidans ve ölüm zamanı eğilimlerine etkilerini ölçmek için, yaş-periyod-kohort modellemesi yaptılar. Yaşa özgü ve standartlaştırılmış 5 yıllık relatif sağ kalımı hesapladılar ve Poisson regresyon modelini relatif sağ kalımdaki zaman eğilimlerini test etmek için kullandılar.

Araştırmacılar, çalışma süresince erkeklerde ve kadınlarda toplam HL insidansının istikrarlı olduğunu gördüler. Yaşa göre standardize edilmiş toplam NHL insidansı yılda yaklaşık % 4 oranında artarak 2000 yılına kadar yükseliyordu ve bu eğilim cinsiyet ve NHL alt türüne göre değişiyordu. Toplam HL mortalitesi, erkeklerde yıllık % 25 ve kadınlarda % 2,7 oranında sürekli olarak azalırken, toplam NHL mortalitesi erkeklerde 1998'e kadar yılda % 4,4 oranında ve kadınlarda 2001'e kadar yılda % 3,2 oranında artıp daha sonra ise erkeklerde yılda % 3,6 oranında ve kadınlarda yılda % 2,5 oranında azalıyordu. Yaşa göre standartlaştırılmış 5 yıllık relatif sağ kalım, 1984-1993 yılları arasındaki % 72,6'dan 2004-2013 yılları arasında % 85,8'e ve NHL için 1984-1993 yılları arasındaki % 57,0'dan 2004-2013 yılları arasında % 67,5'e yükseliyordu. Foliküler lenfoma için 1984-1993'te % 65,3'ten 2004-2013'de % 87,6'ya en büyük iyileşme ile NHL alt türleri için de değişen oranlarda sağ kalımda iyileşme gözlendi. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Ye X, Mahmud S, Skrabek P, et al. Long-term time trends in incidence, survival and mortality of lymphomas by subtype among adults in Manitoba, Canada: a population-based study using cancer registry data. BMJ Open 2017;7:e015106.

Hematolojik Malignitelerde Irk ve Etnik Farklılıklar

15 Ağustos 2017

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, 2017'de Amerika Birleşik Devletleri'nde tanısı konmuş yaklaşık 1.688.780 yeni kanser vakası ve 600.920 kanser ölümü olacağını öngördüklerini açıkladı. Bu yeni kanser tanılarından yaklaşık 172.910’unun hematolojik maligniteleri olan hastalar olması ve yaklaşık 58.300'ünün bu hastalıklar nedenli ölmesi bekleniyor. Ülkenin sürekli değişen demografisi dikkate alındığında, bu tanı ve ölümlerin büyük bir kısmının gelecekte ırksal ve etnik azınlıklarda olacağını tahmin etmek mantıklı görünüyor. Aslında, 2055 yılında ABD'nin tek bir ırk veya etnik çoğunluğa sahip olmayacağı öngörülüyor. Pek çok araştırmada, kanser tanısı alan ırk ve etnik azınlık hastalarında zayıf sağlık sonuçları gösteriliyor ancak bunların hematolojik maligniteleri olan hastalarda aynı olup olmadığı bilinmiyor. Yeni kemoterapötiklerin ve hedefe yönelik moleküler, hücresel ve immünolojik tedavilerin ortaya çıkmasıyla, farklı sonuçlara götürebilecek bakımdaki farklılıkların belirlenmesi önemlidir.

Non-Hodgkin lenfoma tanısı alan hastalar için önemli ırk farklılıkları mevcuttur. Yapılan bir çalışmada, diffüz büyük B hücreli lenfoma (DLBCL), folliküler lenfoma (FL) ve kronik lenfositik lösemi (CLL) / Küçük lenfositik lenfoma (SLL) tanısı alan hastalar için 1992-2010 yılları arasındaki SEER (Surveillance, Epidemiology, and End Results Program) veri tabanını analiz edilmiştir. 65 yaş ve üzeri hastaların, siyah hastalar en düşük DLBCL ve FL insidans oranlarına sahip olduğu görülmüştür. Aynı yaş grubunda Latin olmayan beyazlar en yüksek KLL / SLL insidansına sahiptir. Nadir görülen non-Hodgkin lenfomalar arasında benzer ırk farklılıkları mevcuttur. NK / T hücre non-Hodgkin lenfomaları tanısı alan hastalar için, Asya-Pasifik adalıların (API), Hispanik beyazlarla birlikte yaşa göre düzeltilmiş insidans oranları en yüksektir. Ergen ve genç yetişkinler için siyahlar ve API'lerin, diğer gruplara göre ileri evrede tanı konulması ihtimali daha yüksektir. İlginç bir şekilde ekstranodal tutulum Hispanik olmayan beyazlar için önemli bir advers risk faktörüdür ancak diğer ırk grupları için değildir.

1992-2005 yılları arasında teşhis edilen DLBCL için sağ kalımdaki ırk farklılıkları evreye göre değişmektedir. Evre I hastalık için, Hispanik olmayan beyazlar % 67 ile en iyi 5 yıllık sağ kalım oranına sahipken, siyahlar için bu oran % 60’dır. Evre IV hastalıkta, % 35 ile API'ler en kötü sağ kalım oranına sahipken, Hispanik olmayan beyazlar %41 ile en iyi sağ kalım oranına sahiptir.

Folliküler lenfoma, ırk farklılıklarına göre değişir. Evre II-IV'te sağ kalımı öngören tutarlı bir ırk model yoktur. Siyah hastalar evre II hastalık için, Hispanik beyazlar evre III hastalık için ve Hispanik olmayan beyazlar evre IV hastalık için en iyi sağ kalım oranlarına sahiptir.

KLL / SLL için, evre II ve III hastalar için anlamlı bir ırk farkı yoktu. Evre I hastalarda, API'ler en iyi sağ kalım oranına sahipken, non-Hispanik beyazlar evre IV hastalar arasında en iyi sağ kalıma sahiptir. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kirtane, Kedar, and Stephanie J. Lee. "Racial and Ethnic Disparities in Hematologic Malignancies." Blood (2017): blood-2017.

Mesleki Solvent Maruziyeti ve Kronik Lenfositik Lösemi İlişkisi

07 Temmuz 2017

Kronik lenfositik lösemi (KLL), İskandinav ülkelerindeki yetişkinler arasındaki en yaygın lösemi türüdür. İnsidansı erkeklerde kadınlardan daha fazladır ve ortalama tanı yaşı 72’dir. KLL'nin nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Çalışmalarda, sigara kullanımı, immün yetmezlikler ve enfeksiyonlar, ailede KLL geçmişi ve diğer hematolojik maligniteler ve yetişkinlik boyu ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Enerji hattı frekanslı elektromanyetik alana maruziyet için KLL riskinin hafifçe arttığı yönünde zayıf bir kanıt vardır. Bazı çalışmalarda formaldehit ile ilişki bildirilmiştir. Çiftçilik ve tarımla ilgili maruziyetler ve profesyonel kuaförler de KLL riskinde artış ile bağlantılı bulunmuştur. İyonlaştırıcı radyasyon ile KLL arasındaki ilişki üzerine kanıtlar da mevcuttur. KLL'nin gelişmesinde solventlerin rolü üzerine sınırlı sayıda kanıt tutarsızdır. Bazı çalışmalarda, toluen, stiren ve butadien ve etilen oksit ile ilişki gözlemlenmiştir. Avustralya petrol endüstrisi çalışanları ile ilgili bir çalışmada, İtalyan çok merkezli vaka kontrol çalışmasında ve bir meta analizde benzen için dikkat çekici olmayan artmış bir KLL riski bildirilmiştir. Kohort ve vaka kontrol çalışmalarının bir meta-analizinde, trikloroetilen için önemli olmayan KLL riski gözlenmiştir ve yüksek trikloroetilen maruziyeti, yapılan bir vaka-kontrol çalışmasında artmış KLL riski ile anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur.

Bir grup araştırmacı, “İskandinav Mesleki Kanser Araştırması” (NOCCA) kohortunda, mesleki solvent kullanımının yetişkin kronik lenfositik lösemi (KLL) riskine etkisini değerlendirmek amacıyla bir vaka-kontrol çalışması yaptılar. Çalışmaya, Finlandiya, İzlanda, Norveç ve İsveç'te 1961-2005'te tanı konan 20,615 KLL vakası ile doğum yılı, cinsiyet ve ülke ile eşleşen 103.075 kontrolü dahil ettiler. Olgular ve kontroller için mesleki geçmişleri, 1960, 1970, 1980/81 ve 1990 yıllarında yapılan nüfus sayımı kayıtlarından elde ettiler. Seçilen solventlere maruziyeti, NOCCA iş-maruziyet matrisini (NOCCA-JEM) kullanarak değerlendirdiler.

Araştırmacılar, metilen klorid, perkloroetilen ve 1,1,1-trikloroetan için anlamlı olmayan bir KLL risk artışı gözlemlediler. Maruziyet altında olmayanlara kıyasla, doz-yanıt paterni olmaksızın 5 yıl gecikme süreli bir analizde  kadınlar arasında kümülatif perkloroetilen maruziyeti ≤ 13,3 ppm-yıl ve ortalama yaşam boyu perkloroetilen maruziyeti ≤ 2,5 ppm ve erkekler arasında kümülatif metilen klorür maruziyeti <12,5 ppm-yıl ve 12,5-74,8 ppm-yıl olarak tespit edildi. Alifatik ve alisiklik hidrokarbon solventler ve tolüen için ise azalmış KLL riski gösterdiler. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Talibov et al. Occupational solvent exposure and adult chronic lymphocytic leukemia: no risk in a population-based case-control study in four Nordic countries, Int. J. Cancer. Accepted Author Manuscript. doi:10.1002/ijc.30814.

KLL Progresyonunda Lipitlerin Rolü Nedir?

01 Mart 2017

Kronik lenfositik lösemi (KLL), kür sağlayan bir tedavisi olmayan ve sık karşılaşılan bir B-hücresi malignitesidir.  Son on yılda hastalık için birçok yeni tedavi seçeneği geliştirilmiştir fakat hala kür sağlanamamıştır. Bu yüzden yeni tedavi hedeflerinin tanımlanmasına ihtiyaç vardır.

Uzun yıllardır KLL progresyonunda ve sonuçlarında lipidlerin önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Özellikle lipoprotein lipaz (LPL), klinik olarak rutin ölçülmemesine rağmen, KLL'de iyi bilinen bir prognostik faktördür ve LPL’nin daha yüksek seviyelerde olması daha kötü klinik sonuçlarla ilişkilidir.  LPL normal lenfositlerde eksprese edilmez, fakat KLL hücrelerinde, özellikle mutasyona uğramamış IGHV alt grubunda ekspresyonu artmıştır. LPL, VLDL ve şilomikronların hidrolizini katalize eder, yağ asitlerini serbest bırakır. LPL aynı zamanda hücre yüzeyinde lipoproteinlerle birlikte yer alır. KLL hücrelerinde, LPL'nin gerçek işlevi ve normal B hücrelerine kıyasla daha fazla eksprese edilmesinin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Yapılan yeni çalışmalarda, LPL'nin orlistat ile inhibisyonunun KLL apoptozunu indüklediği ve LPL ekspresyonunun BCR çapraz bağlanmasıyla, STAT3'ün LPL promoter bağlanmasıyla ve LPL geninin demetilasyonunu indükleyen belirli CLL uyarıcılarıyla artırıldığı ortaya konmuştur. Bütün bu kanıtların ışığında önceki çalışmalar LPL tarafından serbestleştirilmiş serbest yağ asitlerinin KLL lenfositleri açısından koruyucu bir etken olabileceğine işaret etmiştir. 

Kanada’da yapılan yeni bir vaka-kontrol çalışmasında, KLL hastalarında yaş-cinsiyet uyumlu kontrollere göre daha fazla dislipidemi görüldüğü ve bu KLL hastaları arasında statinler ile tedavi görenlerin görmeyenlere göre daha iyi sağ kalıma sahip oldukları gösterilmiştir. 

En son McCaw ve arkadaşları ise yaptıkları çalışmada sitokinle indüklenen STAT3 fosforilasyonunun LDL potensiyelizasyonuna odaklandılar. LDL'lerin STAT3 fosforilasyonunu, BCR çapraz-bağlanmasıyla değil, sitokin stimülasyonuyla arttırabildiklerini gösterdiler. İndüklenen STAT3 fosforilasyonu, anti-IL10 antikorları ve küçük molekül JAK inhibisyonu tarafından bastırılıyordu.  Araştırmacılar, LDL'nin hangi bileşenlerinin STAT3 fosforilasyonu üzerindeki etkisine katkıda bulunduğunu değerlendirdiklerinde ise uzun zincirli yağlı asitlerin ve serbest kolestrolün ana faktörler olduğunu keşfettiler.  Ayrıca LDL ile güçlendirilmiş STAT3 fosforilasyonu miktarı ve HMGCoA redüktaz ekspresyonu arasında negatif bir korelasyon buldular.  HMGCoA redüktaz, kolestrol sentezinde hız sınırlayıcı adım olduğu için, hücre içi kolesterol sentezi düşük olan KLL hücresi alt gruplarının LDL inkübasyonundan daha fazla etkilendiğini ve bu hastalarda bu mekanizmanın hastalık ilerlemesi için önemli olabileceğini düşündüler. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Friedman, D.R., Lipids and Their Effects in Chronic Lymphocytic Leukemia, EBioMedicine 2016 Dec 2. pii: S2352-3964(16)30557-6.

KLL Yapbozunda Bir Parça Daha Bulundu

05 Aralık 2016

Kronik lenfositik lösemi (KLL) ileri yaşta en sık rastlanan lösemilerden biridir. Hastalık olgun B lenfositlerin periferik kan, kemik iliği ve lenfatik organlarda birikimi ile karakterizedir. Lösemik hücreler hem spontan hem de anti-lösemik ilaçlar ile indüklenen apoptozise karşı dirençlidir. Bu durum artmış anti-apoptotik gen benzeri BCL2 ya da MCL1 ile azalmış proapoptotik proteinler ile ilişkilidir. Bu anormallikler gen mutasyonları ve post-transkripsiyonel bozuklukların neden olduğu uygunsuz gen ekspresyonları ya da mezenkimal stromal hücreler, hemşire hücreler (NLC), T-lenfositler ve diğerlerinin birleşik mikroçevresel prosurvival sinyalizasyonunun sonucu olarak ortaya çıkıyor olabilir.

Mikro RNA’lar (miRNA) posttranskripsiyonel düzeyde gen ekspresyonunu düzenlerler ve tüm biyolojik süreçlerde anahtar rol oynarlar. miRNA’lar onkogenezis ve tümör süpresyonunu düzenleyerek onkogenezise katkıda bulunurlar. Ayrıca miRNA ekspresyon paterninin elçi RNA (mRNA) ekspresyonu ile kıyasla kanser hücrelerini daha iyi tanımladığını kanıtlanmıştır. Bu yüzden mRNA’nın muhtemel olarak tanısal, prognostik ve prediktif bir etken kullanılması mümkün olabilir.

Kanserde miRNA ekspresyonu bozulmuştur. Vücut sıvılarında miRNA düzeylerinin ölçülmesi genellikle tümör hücrelerinin ekspresyonlarını yansıtmaktadır. Lösemide bununla birlikte lösemik ve non-lösemik hücrelerin her ikisi de periferik kanda dolaşan miRNA ekspresyon profilini oluşturmaktadır. Hücre dışı miRNA havuzuna olan bu katkı, proliferasyon ve sağ kalımı artıran belli mikro çevresel sinyallere neden olabilmektedir.

Polonya’dan bir grup araştırmacı KLL hastalarında T hücre ve B hücre gelişiminin spesifik evreleri ile en çok ilişkili dolaşan miRNA’ların ekspresyonunu değerlendirmeyi amaçlayan bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar çalışma sonuçlarının hastaların klinik ve biyokimyasal özellikleri ile olduğu kadar sitogenetik ve moleküler prognostik etkenlerle de ilişkili olduğunu belirttiler.

Araştırmacılar 22 KLL hastasının periferik kan serumlarında B ve T lenfositlerin aktivasyonu ve farklılaşması ile ilişkili 84 miRNA’nın ekspresyonu için analizde T-PCR’yi kullandılar. Sonuçları en önemli prognostik faktörlere göre analiz ettiler. Sağlıklı gönüllüler ile karşılaştırıldığında KLL hastalarında test edilen miRNA’ların genel ekspresyonunun daha düşük olduğunu buldular. Sadece miR-34a-5p, miR31-5p, miR- 155-5p, miR-150-5p, miR-15a-3p ve miR-29a-3p daha yüksek düzeyde eksprese ediliyordu. KLL hastalarında gözlemlenen ekspresyon bozuklukları B ve T lenfositlerin her ikisinin farklılaşması ve aktivasyonu ile ilişkili miRNA’ları içermekteydi. Tüm fonksiyonel miRNA grupları için en önemli ayırt edici faktörler trizomi 12, CD38 ekspresyonu, B2M düzeyi, WBC ve NOTCH1 gen mutasyonuydu. T lenfositlerle ilişkili miRNA’ların ekspresyonu ile prognostik faktörler arasındaki korelasyon onların lösemik mikro çevredeki destekleyici fonksiyonunu gösteriyordu.

Çalışmada konu ile ilgili daha büyük bir hasta grubu ile yapılacak bir çalışmanın dolaşımdaki miRNA’ların hücre içi etkileşimlerdeki kilit rolünün tanımlanması için önemli olduğunu belirtildi. Bu tür bir çalışmanın mikro çevre hedefli tedavilerin tasarlanması için çok önemli olduğunun altı çizildi.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Agata A. Filip et al. Expression of circulating miRNAs associated with lymphocyte differentiation and activation in CLL—another piece in the puzzle, Ann Hematol DOI 10.1007/s00277-016-2840-6

B Hücre Bozukluğu Patofizyolojisinde Fc Reseptörü Benzeri Proteinler

26 Ekim 2016

FcγRI homoloğu Fc reseptörü benzeri proteinler (FcRL) ailesi üyeleri bir çok araştırmacı grup tarafından tanımlanmıştır. Sonrasında bu proteinler Fc reseptör homologları (FcRH), immünglobulin süperailesi reseptör translokasyon ilişkili genler (IRTA), immünglobulin Fc gp42 ilişkili genler (IFGP), Src homoloji 2 domain-içeren fosfat ankor proteinleri (SPAP) ve B hücre çapraz ilişkili anti-immünoglobulin M-aktive edici sekanslar (BXMAS) gibi çeşitli isimlendirmeler kullanılarak tanımlanmıştır. Günümüzde bunlar FCRL adında birleşik olarak isimlendirilmektedir.

Şu an sekiz farklı FCRL geni tanımlanmıştır. Bunların hepsinin hücresel adezyon moleküllerinin immunglobulin süperailesi genleri (IgSF) ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Tip 1 transmembran glikoproteinler, 5 tip immünoglobulin benzeri domainlerin çeşitli kombinasyonlarından oluşmaktadır ve bu proteinlerin her biri 3-9 arası domain içermektedir. Bütün FCRL proteinlerinde bireysel domain tipi ise gözlenmemiştir. FCRL’lerin çoğunluğunun ligandları bilinmemektedir. Genel olarak FCRL ekspresyonu lenfositlere özgüdür ve özellikle B-lenfositlerde eksprese edilirler. Bu durum özellikle FCRL’nin çeşitli oto-immün hastalıkların etiyogenezine dahil olmasını açıklayabilir. Diğer FCRL’ler gibi FCRL1’in sık ekspresyonu non-Hodgkin B-hücresi lenfomasında ve kronik lenfositer lösemi (KLL) hasta serilerinde tespit edilmiştir. KLL’de ayrıca FCRL2 de önemli bir molekül olarak öne çıkmıştır.

Çoğu FCRL işlevi B hücre aktivasyonunu baskılar öte yandan bazılarının lenfosit işlevleri üzerinde çift rolü olabileceği düşünülmektedir. Çünkü bu proteinler sıklıkla immünoreseptör tirozin aktivasyon (ITAM) ve inhibitör motif (ITIM) elementlerine sahiptir. Yeni tanımlanan FCRL’lerin biyolojik işlevleri yavaş yavaş gün ışığına çıkmaktadır. Bu da lenfosit bozukluklarının patofizyolojisini anlamada ve farklı immün hastalıkları tedavi etmede yardımcı olabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Capone et al. Fc Receptor-Like Proteins in Pathophysiology of B-cell Disorder Clin Cell Immunol. 2016 June ; 7(3):

KLL’de Genetik Predispozisyona Ne Neden Oluyor?

05 Eylül 2016

Kronik lenfositik lösemi (KLL) yetişkinlerde görülen bir B hücre malignitesidir. Genom boyutunda yapılan ilişkilendirme çalışmalar 15q15.1’deki varyasyonun KLL riskini etkilediğini göstermektedir. Bir grup araştırmacı 15q15.1’in bir varyantını çözümlediler ve tümör oluşumunu etkileyen mekanizmaları anlama yolunda önemli bir adım attılar.

Araştırmacılar lokus üzerindeki bütün muhtemel genotipleri incelediler ve kromatin erişilebilirliği, evrimsel koruma ve transkripsiyon faktörü bağlama alanları ile ilişkili SNP’lerin (Super Enhancer Polymorfizm) haritasını çıkardılar. Çalışmaları sonunca SNP s539846 C>A’in bu durum ile en çok ilişkili varyantı olduğunu gördüler. Bu SNP, B hücre lenfoma 2 (BCL2) modifiye edici faktörün (BMF) intron 3 kısmındaki aşırı histon H3 lizin 27 aselitasyonu ile tanımlanan bir süper enhancer’a yerleşiktir. s539846-a risk aleli iyi korunmuş bir RELA-bağlayıcı motifi değiştirmektedir. Bu durum RELA bağlanmasını bozmakta ve KLL’deki azalmış BMF ekspresyonuna neden olmaktadır.

Bilim insanları bu bulguların s539846’nin KLL’yi RELA bağlanması üzerinden etkilediği şüphelerini desteklediğini söylediler. RELA bağlanması, KLL’deki onkojenik bağlılığın bir işareti olan anti-apoptotik BCL2 üzerinde BMF ekspresyonunun doğrudan modülasyonu ile KLL’yi etkilemektedir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kandaswamy et al. Genetic Predisposition to Chronic Lymphocytic Leukemia Is Mediated by a BMF Super-Enhancer Polymorphism Cell Reports 16, 1–7August 23, 2016

Non-Hodgkin Lenfoma Alt Tipleri Sahip Adölesanlarda Kilo ve Boy ile Hastalık İlişkisi Araştırıldı

11 Mart 2016

Non-hodgkin lenfomalar (NHL), farklı histolojik alt tiplerden oluşan heterojen bir grup neoplazmdır. Tüm alt tipleri hesaba katıldığında dünyada en sık görülen 10. kanser grubudur. En sık görülen alt tipleri sırası ile diffüz büyük B hücreli lenfoma (DBBHL), primer kutanöz lenfoma (PKL), foliküler lenfoma (FL) ve kronik lenfositer lösemidir (KLL). NHL’nin etiyolojisi tam olarak aydınlatılamamıştır.  Son 30 yılı aşkın sürede hastalığın insidansında keskin ve açıklanamayan bir artış söz konusudur.

Yetişkinlerde vücut kitle indeksi (VKİ) ve NHL insidansı arasındaki ilişkiyi araştıran çok sayıda kohort ve vaka-kontrol çalışması yapılmıştır. Yapılan bir meta-analizde fazla kilolu/obez olmanın hastalık insidansında rölatif risk olduğu raporlanmıştır. NHL alt gruplarında yapılan başka bir meta-analizde ise VKİ’nin DBBHL’da dikkat çekici bir risk faktörü olduğu gösterilirken FL ve KLL ile herhangi bir ilişksi gösterilememiştir. Uluslararası Lenfoma Epidemiyoloji Kurulu’nun analizlerine göre DBBHL ile şiddetli obezite arasında ilişki gözlenirken genel olarak NHL’de herhangi bir risk artışı olduğu gösterilememiştir. Ayrıca bu çalışmada obez ve fazla kilolularda hastalık insidansı ile tutarlı bir ilişki bulunamamıştır. Boy için ise sadece erkekler için, uzun boylu olmanın ortalama boya sahip olanlara göre NHL için artmış risk ile ilişkili olduğu bulunmuştur. En son yapılan bir meta-analizde ise DBBHL’da her 10 kg fazlanın hastalık insidansını %14 arttırdığı gösterilmiştir.

Obezite ile NHL arasındaki olası mekanik ilişkinin kronik enflamasyon ve artan insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1)olduğu düşünülmektedir. Maskarinec ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada VKİ’nin 21 yaşında olmanın 45-75 yaşlarında olmaya göre daha iyi NHL risk belirleyicisi olduğunu raporlamışlardır.

Daha önce yapılan çalışmalarda, tüm NHL alt tiplerinde adölesan risk faktörleri değerlendirilmemişti. İsrail ve Amerikalı bir grup araştırmacı yaptıkları çalışmada, 16-19 yaşları arasında ki 2,352,988 adölesanda boy ve kilonun NHL insidansı ile ilişkisini değerlendirdiler ve en sık görülen 5 NHL alt tipinin her birinin gelişme riskini araştırdılar.

Araştırmacılar, İsrail Ulusal Kanser Kayıtlarından 1967-2011 arasında 16-19 yaş arası 2,352,988 adölesanın sağlık kayıtlarını incelediler. Ortalama izlem süresi 20,36+12,1 yıldı. Çalışma periyodu boyunca  4021 NHL vakası ile karşılaştılar. Bunlardan 1402 kişi DBBHL, 553 kişi PKL, 528 kişi FL, 340 kişi KLL ve 246 kişi marjinal zon lenfomaya (MZL)sahipti. Çalışmaya dahil edilen adölesanların ortalama yaşı 17,3+0,4’tü. 201,842 kişi fazla kilolu ve 90,502 kişi obezdi.  Cox orantısal riskler modelini kullanarak, adölesanların VKİ ve boyları ile ilişkili NHL alt tipleri için çok değişkenli risk oranlarını hesapladılar.

Araştırmacılar, adölesanlarda fazla kilolu ve obez olmayı normal kilolu olanlara göre 1,25 risk oranı ile NHL gelişimi ile ilişkili buldular. Uzunluk ile NHL arasında ise kademeli bir ilişki olduğunu gördüler. En uzun boya sahip adölesanlarda 1,28 risk oranı ile daha fazla NHL gelişme riski olduğunu gördüler. Araştırmacılar fazla kiloluluk/obezite ile en güçlü ilişkinin MZL, PKL ve DBBHL arasında olduğunu gördüklerini belirttiler. Ayrıca boy ile en güçlü ilişki gösteren NHL alt tiplerinin ise DBNHL ve PKL arasında olduğunu da söylediler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

  Leiba et al. Adolescent Weight and Height Are Predictors of Specific Non- Hodgkin Lymphoma Subtypes Among a Cohort of 2,352,988 Individuals Aged 16 to 19 Years, Cancer. 2016 Feb 22.

Uzun süre düşük dozda radyasyona maruziyet lösemi riskini artırabilir

10 Temmuz 2015

Fransa, ABD ve İngiltere'de 300.000'den fazla işçi ile yapılan uzun süreli bir çalışmada, uzun yıllar boyunca düşük dozda radyasyona maruz kalanlarda lösemi nedeniyle ölüm riski daha yüksek bulundu.

1945'te Japonya'ya atılan atom bombası örneğinde olduğu gibi, löseminin yüksek dozlarda radyasyona maruziyet sonrası oluşabileceği biliniyor. Yapılan araştırmalarda, atom bombasından sonra hayatta kalan kişilerde lösemi vakalarının arttığı saptandı.

Dr. Leraud ve arkadaşları tarafından yürütülen çalışmada, radyasyon maruziyetleri takip edilen, Fransa Atom Enerjisi Komisyonu'nda, ABD'de Enerji ve Savunma Departmanı'nda, İngiltere'de Ulusal Radyasyon İşçileri Kayıt Sistemi'ne üye olan 308.297 nükleer enerji işçisi değerlendirildi.

İşçiler ortalama 27 yıl boyunca izlendi, maruziyet ve sağlık durumlarına ilişkin veriler işçilerin hangi ülkede bulunduklarına bağlı olarak 2000'li yılların başlarından ortalarına kadar kaydedildi; lösemi veya lenfomaya bağlı ölümler incelendi.

Takip döneminin sonunda işçilerin yaklaşık %22'sinin öldüğü, lösemi nedeniyle 531 kişi, lenfomaya bağlı 814 kişinin hayatını kaybettiği saptandı.

Araştırmacılar maruz kalınan kümülatif radyasyon dozu arttıkça, belirli lösemi tiplerine bağlı ölüm riskinin de arttığını tespit etti.

Ortalama olarak, işçiler çalışmanın yapıldığı yıllar boyunca kümülatif 16 mGy radyasyona, ya da yılda yaklaşık 1 mGy radyasyon dozuna maruz kaldılar (karşılaştırma yapmak için: lomber vertebranın bilgisayarlı tomografi taramasında hasta 1-2 mGy'ye maruz kalır).

Dr. Leraud ve meslektaşları ABD'de, ortalama bir kişinin iyonize radyasyona yıllık maruziyet düzeyinin 1982'de 0.5 mGy iken 2006 yılı itibariyle,  tıbbi görüntüleme yöntemlerine bağlı olarak 3 mGy'ye yükseldiğine dikkat çekti.

Araştırmacılar toplam radyasyon maruziyetinin her bir gray'i (1,000 mGy) başına bir işçinin lösemi riskinin üç kat arttığını hesapladı. Bu etki, her bir gray başına riskin 10.45 kat arttığı kronik miyeloid lösemi için en fazla bulundu.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak:  Medscape,  http://www.medscape.com/viewarticle/847735

İleri yaşta baba olanların çocukları yüksek kanser riski taşıyor

13 Mayıs 2015

​İleri yaşta baba olan erkeklerin çocukları, yetişkin çağa geldiklerinde lösemi ve lenfoma gibi kan ve bağışıklık sistemi kanserlerinin artmış riskiyle karşı karşıya kalabilirler. Araştırmacılar 138,003 kişinin verilerini analiz etti ve 1992 ile 2009 yılları arasında 2,532 kişide kan ve bağışıklık sistemi kanserleri geliştiğini saptadılar. Araştırmacılar, genel olarak, ileri yaşta baba olanların çocuklarında bu kanserlere ilişkin riskin arttığını ve bu riskin tek çocuk olma durumunda daha yüksek olduğunu tespit ettiler. Bu grupta, babaları 35 ve daha ileri yaştayken doğan çocuklarda kan kanserleri gelişme olasılığı, babalarının yaşı 25'in altındayken doğanlara göre yüzde 63 daha fazlaydı. İleri yaştaki anneden dünyaya gelmek ile bu kanser risklerindeki artış arasında ise hiçbir ilişki saptanmadı.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak: OncoLink, http://www.oncolink.org/news/index.cfm?ID=4372&function=detail

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image