Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Faz II PMS Çalışmalarında Omurilik Atrofisi Birincil Sonuç Ölçütü Olabilir mi?

03 Ağustos 2017

Progresif multipl sklerozda (PMS), ilerlemeyi yavaşlatacak tedavilere acil olarak ihtiyaç duyulmaktadır. Faz II çalışmalar, klinik ölçütlerden çok, tedavi etkilerine daha duyarlı biyolojik belirteçlere dayanır. Faz II çalışmalarda kabul edilen bir biyolojik belirteç olan servikal kord atrofisi SC-CSA’daki (spinal cord cross-sectional area) azalmayı, aksonal kaybı yansıtır ve engelliliğin bağımsız bir belirleyicisidir. Uzun hastalık süresine sahip olan multipl skleroz (MS) hastalarında yapılan çalışmalarda, kord atrofisinin, beyin lezyon yükü ve atrofisinden bağımsız olarak engellilik ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Servikal korddaki atrofi oranı, şu anda PMS çalışmalarında bir sonuç ölçütü olarak kullanılan, beyinde görülen atrofiden daha fazladır. Bugüne kadar sadece birkaç klinik çalışmada spinal kord (SC) atrofisi bir araştırmasal sonlanım noktası olarak kullanmıştır.

İngiltere’den araştırmacılar, PMS'de faz II, tek merkezli, nöroprotektif klinik çalışmalarda, SC atrofisinin, 1 yılda bir sonlanım noktası olarak kullanılma potansiyelini değerlendirdiler. Araştırmacılar, SC atrofisinin 1 yıldaki progresyonunu ölçmeyi, PMS'deki fiziksel engellilik ile olan ilişkisini değerlendirmeyi ve faz II klinik bir araştırmada SC atrofisinde ki azalmayı, birincil sonuç ölçütü olarak göstermek için gereken örneklem büyüklüğünü belirlemeyi amaçladılar. Erken dönem primer progresif multiple skleroz (PPMS) ve oturmuş sekonder progresif multiple sklerozulu (SPMS) hastaları içeren iki kohortu, bu iki fenotipin kendi aralarındaki klinik, patolojik ve görüntüleme özellikleri açısından farklılıklardan daha fazla benzerlik taşıdığını düşünerek, tek bir PMS kohortu olarak birleştirdiler. Beyin atrofisi gelişimini ve beyin lezyon yüklerinde meydana gelen değişiklikleri ayarlayarak, bağımsız olarak her gruba baktılar. Araştırmacılar, 26’sı PPMS ve 18’i SPMS tanılı, toplamda 44 PMS hastasını ve 29 sağlıklı kontrolü çalışmalarına dahil ettiler. Tüm katılımcılar başlangıçta ve 1 yıl sonra klinik olarak ve MR görüntüleme ile değerlendirildi. CSA, 3T'de elde edilen üç boyutlu (3D) hızlı alan yankı dizileri ve aktif yüzey modeli kullanılarak ölçüldü. Görüntüleme ölçümlerinde meydana gelen değişiklikleri araştırmak için çoklu doğrusal regresyonlar kullanıldı.

Araştırmacılar, PPMS hastalarının SPMS hastalarına göre daha kısa hastalık süresine ve daha düşük Genişletilmiş Özürlülük Durumu Ölçeği’ne (EDSS) ve daha büyük SC-CSA’ya sahip olduğunu gördüler. Tüm hastalar, PPMS’in neden olduğu HC-SCA’daki değişiklik yüzdelerinde anlamlı olarak daha fazla azalma gösterdi. Tüm hastalarda 1 yıl içinde kötüleşme görüldü fakat SC-CSA değişiklik yüzdesi ile klinik değişiklikler arasında herhangi bir ilişki gözlenmedi. %80'lik bir güçle, 1 yıl boyunca % 50'lik bir tedavi etkisini saptamak için gereken tedavi kolu başına örneklem boyutu, PPMS için 57 ve SPMS için 546 olarak belirlendi. Araştırmacılar, hastalığın erken evresindeyken, orta derecede özürlülüğe ve ılımlı bir SC atrofisine sahip olduklarında, PPMS hastalarının araştırmalarında, SC-CSA’nın bir sonuç ölçütü olabileceğini belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Cawley et al. Spinal cord atrophy as a primary outcome measure in phase II trials of progressive multiple sclerosis,  Multiple Sclerosis Journal 1–10 2017.

Bağırsak Mikrobiyotası MS’te Hastalık Patogenezinde Rol Oynuyor

11 Aralık 2017

Multipl skleroz (MS), genç yetişkinlerde nörolojik özürlülüğün önde gelen nedenini oluşturan, merkezi sinir sisteminin (MSS) otoimmün enflamatuvar bir hastalığıdır. Th1 ve Th17 efektör T hücrelerinin (Tef) MS patogenezinde merkezi bir rol oynadığı düşünülmektedir. Bu nedenle, Tef'i kontrol eden mekanizmaların ve bunları baskılayan düzenleyici T hücrelerinin (Treg'ler) üzerinde çalışılması, MS patogenezine ışık tutacak ve tedavi müdahaleleri için potansiyel hedefleri belirleyebilir. MS'de bağışıklık yanıtını kontrol eden çok sayıda genetik faktör bulunmuştur, ancak çevresel maruziyetlerin hastalık patogenezine katkıda bulunduğu da bilinmektedir. Komensal mikrobiyota, bağışıklık yanıtının önemli bir modülatörüdür. MS hastalarında bağırsak mikrobiyotasında değişiklikler tanımlanmıştır ve hastalık patogenezine katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

İki bağımsız çalışmada, MS'te T hücre düzenlenmesinde bağırsak mikrobiyomunun rolünü anlamak için, in vitro ve in vivo deneysel sistemlerini kullanarak, iyi tanımlanmış hasta kohortlarının analizi yapıldı. Cekanaviciute ve arkadaşları, MS'li hastalardan dışkı numunelerinden izole edilen bakteri ekstraktlarının, periferik kan mononükleer hücre (PBMC) kültürlerinde Treg'lerin farklılaşmasını teşvik etme yeteneğini bozduğunu keşfettiler. Dahası, MS'li hastalardan steril farelere bağırsak mikrobiyota transplantları, bir miyelin antijeniyle aşılanma ile indüklenen bir MS modelinde, deneysel otoimmün ensefalomiyelit (EAE) gelişimini kötüleştirdi. Berer ve arkadaşları, MS için uyuşmayan monozigot ikiz çiftlerden izole edilen örnekleri kullanarak MS'li ikizlerden alınan mikrobiyota transplantlarının, TCR transgenik farelerde spontan RR-EAE gelişim insidansını arttırdığını buldular. Önceki MS mikrobiyom çalışmalarıyla uyumlu olarak, Akkermansia muciniphila'nın MS örneklerinde arttığı bulundu. MS dışkı örneklerinde Acinetobacter cinsi üyeler de artmıştı ve Akkermansia calcoaceticus ekstraktları insan Th1'i artırdı ve Treg farklılaşmasını baskıladı. A. muciniphila ekstraktları insan efektör Th1 hücrelerinin farklılaşmasını artırdı.

Bağırsak Mikrobiyomu T Hücrelerine Nasıl Etki Ediyor?

Tersine, komensal bakterilerin de Treglerin gelişimini desteklediği gösterildi. Her iki çalışma, MS bağırsak mikrobiyotasının, özellikle IL 10 +T hücreleri tarafından aracılık edilen Treg yanıtlarını arttırma yeteneğini azalttığını gösterdi. Baranzini ve arkadaşları, sağlıklı kontrollerden ve MS'li hastalardan dışkı örneklerini analiz ederek, monoklonize farelerin bağışık bölmesi ve bakteri ekstraktlarının insan PBMC'lerine etkisi, Parabacteroides distasonis'i, bir bağırsak komensal olarak azaltıldığını tespit etti -10+ Tregs. Birlikte ele alındığında, bu bulgular, MS mikrobiyomunun patojenik T hücre yanıtlarını teşvik ettiğini, buna karşılık IL-10 + Tregleri indükleme yeteneğine sahip olduğunu göstermekteydi.

 Komensal mikrobiyotanın, T hücre yanıtının düzenlenmesinde rol oynayan mekanizmaları hala net değildir. Kişisel ve mikrobiyal patojenler arasındaki çapraz reaktivitenin, otoimmün bozuklukların gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, MS mikrobiyomunun bileşenleri tarafından eksprese edilen epitoplar, MS'de patojenik MSS çapraz reaktif T hücresi yanıtlarını indükleyebilir. Bu moleküler taklit, MS mikrobiyota transplantları yoluyla EAE'nin kötüleşmesine katkıda bulunabilirse de, sağlıklı donörlerin PBMC kültürlerinde Teff ve Treg farklılaşmalarını etkilemesi pek olası değildir. Bununla birlikte, mikrobik metabolitlerin Teff ve Treg’leri direkt olarak ve dolaylı olarak antigen sunan hücrelere etki ederek modüle ettiği bilinmektedir. Mikrobiyal metabolitler MS'de ek roller oynayabilir. Mikroglia ve astrositler gibi CNS-yerleşik hücrelerin, MS'te enflamasyon ve nörodejenerasyonu teşvik ettiği düşünülmektedir. Yakın zamanda mikrobiyal metabolitlerin mikroglia ve astrositlerin aktivitesini düzenlediği gösterilmiştir. Böylece, bağışıklık düzenleyici metabolitlerin üretimi yoluyla komensal flora çevredeki ve MSS içinde MS patogenezi ile ilgili süreçleri etkileyebilir. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Francisco J. Quintana and Marco Prinzc. A gut feeling about multiple sclerosis, PNAS October 3, 2017 vol. 114 no. 40.

MS’te Serebellar Lezyonların Bölgesel Dağılımı ve Bilişsel Bozukluk

14 Kasım 2017

Serebellumun motor fonksiyondaki rolü uzun zamandan beri tanımlanmış olsa da, bilişsel ve duygusal süreçlerin koordinasyonunda da önemli bir rol oynadığı açıktır. Hayvanlardaki travma yolu izleme çalışmaları, farklı serebellar bölgelerin serebral hemisferlerin sensorimotor, ilişkilendirme ve limbik alanlarını birbirine bağlayan kusursuz düzenlenmiş anatomik yolakları ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) araştırmaları, hastalarda ve sağlıklı kontrollerde, serebellumda görev spesifik ve intrinsik bağlantı ağına özgü topografiyi tanımlamaktadır. Bu bağlantılar, yürütme fonksiyonu, dil, dikkat ve çalışma belleği ile ilgili fMRI çalışmalarında gösterildiği gibi, kognisyonun serebellar katkısının kritik temelini oluşturmaktadır. Serebellum veya bağlantılarının hasarlanması, serebellar motor sendroma neden olan serebellar anteriyor lob lezyonları ve yürütme fonksiyonu, vizüospatiyal biliş, dilsel işleme ve duygusal düzenlemede defisitler ile karakterize serebellar bilişsel duygulanım sendromu üreten serebellar posterior lob lezyonları ile serebroserebellar devreyi bozar.

MS, olguların % 50'sinde bilişsel bozukluk ile sonuçlanır. Bununla birlikte, MS'deki bilişsel bozukluğun nörobiyolojik temelleri büyük oranda bilinmemektedir. MS ile ilişkili bilişsel bozukluğun, azalmış hacim, T1 lezyon yükü (LL) ve beyaz cevher (WM) fraksiyonel anizotropisi dahil serebellar patoloji ile ilişkili olduğunu gösteren güçlü kanıtlar vardır. Bilişsel bozukluğa ek olarak, serebellar lezyon yükü, MS ile ilişkili ataksi ortamında klinik sakatlık ile korelasyon gösterir. Dahası, serebellar anormallikler pediatrik MS'teki bilişsel bozukluğa belirgin bir katkıda bulunurken, serebellumun bu alt grupta anlamlı bir bölge olduğunu düşündürmektedir.

Beyaz Cevher Lezyonları Bilişsel Bozukluğu Gösterebilir Mi?

Bir grup araştırmacı, serebellar beyaz cevher lezyonlarının (CWML) mekansal dağılımını serebellar beyaz cevher boyunca haritalamak ve bu bölgesel dağılımın bilişsel bozukluğa sahip ve bilişsel olarak korunmuş MS vakalarını ayırt edip etmediğini değerlendirmek amacıyla bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar lezyonların spesifik serebellar WM yolaklarındaki kesinleşmiş lokasyonu ile bilişsel durum arasındaki ilişkiyi sistematik bir şekilde analiz ettiler.

Çalışmada, 3T'de 16 bilişsel bakımdan bozulmuş ve 15 bilişsel olarak korunmuş relapsing-remitting MS’Lİ (RRMS) birey üzerinde yüksek çözünürlüklü yapısal manyetik rezonans görüntüleme (MRG) elde edildi ve lezyon tanımlama ile voksel bazlı lezyon semptom haritası (VLSM) için kullanıldı.

Araştırmacılar, bilişsel bozukluklu RRMS’nin, orta serebellar pedinkül (MCP) için bir predileksiyon gösterdiğini gördüler. VLSM sonuçları, orta serebellar pedinkül lezyonlarının RRMS'deki bilişsel bozuluk ile anlamlı derecede ilişkili olduğunu gösteriyordu. Serebellar lezyon yükü ölçümleri, hastalığın başlangıcındaki yaşla korelasyon göstermekle birlikte hastalık süresi ile ilişkili değildi.

Araştırmacılar, toplam CWML yükü yerine, orta serebellar pedinkülü içeren belirli bir serebellar lezyon paterninin, RRMS'deki bilişsel işlev bozukluğuna katkıda bulunduğunu belirttiler. Serebellar lezyon profillerinin, RRMS'de bilişsel durum değişikliği için mevcut veya gelişmekte olan bir risk için biyolojik belirteç sağlayabileceğine dikkat çektiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Sean M Tobyne, Wilson B Ochoa, J Daniel Bireley, Victoria MJ Smith, Jeroen JG Geurts, Jeremy D Schmahmann and Eric C Klawiter. Cognitive impairment and the regional distribution of cerebellar lesions in multipl sclerosis, Multipl Sclerosis Journal 1–9.

Vitamin D Eksikliği Gerçekten MS Riskini Artırıyor Mu?

02 Kasım 2017

Görülme sıklığı giderek artan, güçsüzleştirici nörolojik bir hastalık olan multipl sklerozun (MS) etiyolojisi hala bilinmiyor. MS kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Yapılan birkaç küçük çalışmadan elde edilen veriler D vitamini seviyelerinin riski öngörebileceğini düşündürüyor.

Finlandiyalı kadınlarla yapılan yeni ve büyük çaplı bir çalışmada, D vitamini eksikliğinin MS riskini önemli ölçüde artırabildiğini ve hastalığın güvenilir bir prediktif belirteci olabileceği hatta eksikliğin ortadan kaldırılmasının riski azaltabileceği ortaya kondu.

Araştırmacılar, 800.000'den fazla Finlandiyalı kadının kan testlerinden elde edilen verileri incelediler. Kan örneklerini, Finlandiya Doğumevi'nde prenatal testin bir parçası olarak topladılar. Ulusal tıbbi kayıtlardan elde edilen verileri kullanarak, hangi kadının MS tanısı aldığını 9 yıllık bir süre boyunca incelediler.

Araştırmacılar, 1983 ve 2009 yılları arasında 1,092 kadında MS tespit ettiler. MS tanısından önce toplanan en az bir serum örneği; 511 olguda ≥2 serum örneği mevcuttu. Bu kadınları, MS gelişmeyen 2,123 yaşı uyumlu çalışma katılımcılarıyla kıyasladılar. Litre başına 30 nanomolün altını D vitamini eksikliği, litre başına 30 ila 49 nanomolü yetersiz litre başına 50 nanomol ve üstünü normal seviye olarak tanımlandılar. Kan örneğinin alındığı yıl, gebelik sayısı sayı ve term gebelik sayısı gibi muhtemel karışıklıkları düzeltmek için koşullu lojistik regresyonu kullandılar.

D Vitamini Eksikliği MS Riskini Artırıyor

Araştırmacılar, MS hastası olanların % 58'inde D vitamini eksikliği olduğunu gördüler.  MS gelişmeyen kadınların ise %52'si eksik vitamin seviyelerine sahipti. Bununla beraber, vitamin D eksikliğine sahip olan kadınların normal düzeyde vitamin seviyesine sahip olanlardan % 43 daha fazla MS geliştirme olasılığına sahip olduklarını keşfettiler. D vitamin eksikliğe sahip kadınların, yetersiz seviyeye sahip olanlara kıyasla MS'i geliştirme olasılığı %27 daha yüksekti. Ayrıca, litre başına 50 nanomol D vitamini artışının MS riskini %39 oranında azalttığını buldular.

Araştırmacılar, çok sayıdaki kadın üzerinde yaptıkları çalışmanın sonuçlarının, genç ve orta yaş kadınlarda D vitamini eksikliğinin düzeltilmesinin ileride MS riskini azaltabileceğini gösterdiğini belirttiler. MS riskini azaltmak için D vitamininin optimal dozu hakkında daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç olduğunun altını çizdiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kassandra L. Munger, Kira Hongell, Julia Åivo, Merja Soilu-Hänninen, Heljä-Marja Surcel and Alberto Ascherio. 25-Hydroxyvitamin D deficiency and risk of MS among women in the Finnish Maternity Cohort, Neurology 2017.

Ergenlikteki Konküzyon Sonraki Yaşamda MS Riskini Arttırabilir

26 Ekim 2017

Multipl sklerozun (MS), genetik yatkınlık ve çevresel maruziyetlerin bir kombinasyonundan kaynaklandığı düşünülmektedir. MS için risk faktörlerini inceleyen önceki araştırmalar, çocukluk döneminde veya ergenlik döneminde geçirilen konküzyon ile MS birlikteliğini önermekle birlikte, retrospektif veri toplama ve küçük çalışma popülasyonlarında metodolojik sınırlamaları içermektedir.

Konküzyon MS ile İlişkili mi?

İsveçli araştırmacılar, çocukluk döneminde veya ergenlik döneminde ki konküzyonun multipl skleroz riski ile ilişkili olup olmadığını değerlendirmek amacıyla bir çalışma yaptılar. Hasta veri tabanlarının kurulduğu 1964'ten 2012 yılına kadar tüm MS tanılarını belirlemek için Ulusal İsveç Hasta ve  Multipl Skleroz kayıtlarını kullandılar. MS’li 7292 hastayı, cinsiyet, doğum yılı, MS tanısındaki yaş / vital durum ve ikamet bölgesi (ilçe bazlı) ile ayrı ayrı 10 kişiyle bireysel olarak eşleştirdiler. Böylece araştırmacılar 80.212 kişilik bir çalışma popülasyonu elde etti. Daha sonra araştırmacılar, hasta kayıtlarını kullanılarak, doğumdan 10 yaşa kadar (çocukluk çağı) veya 11 ile 20 yaş arasında (ergenlik çağı) konküzyon tanıları ve kırık ekstremite kontrol tanılarını tanımladılar. MS ile ilişkiyi incelemek için  lojistik regresyonu kullandılar.

Araştırmacılar, bir konküzyon tanısı için 1,22 ve birden fazla konküzyon tanısı için 2,33 düzeltilmiş olasılık oranları ile ergenlik döneminde konküzyonun artmış MS riski ile ilişkili olduğunu buldular. Çalışma sonuçlarına göre ergenlik döneminde konküzyon yaşandığında sonraki dönemde MS gelişme riski yüzde 22 oranında ve iki veya daha fazla konküzyon risk yüzde 133 ile iki kattan fazla artmaktaydı. Öte yandan çocukluk çağında konküzyon veya çocukluk ve ergenlik döneminde kırık ekstremite ile MS arasında belirgin hiçbir ilişki bulunamadı.

Ergenlikte Tekrarlanan Kafa Travmaları MS Riskini Artırıyor

Araştırmacılar ergenlikte kafa travmasının, özellikle tekrarlanan olgularda, muhtemelen merkezi sinir sisteminde bir otoimmün süreç başlatılması nedeniyle artmış bir MS riski ortaya çıkardığını belirttiler.  Çocukluğun ve ergenlik dönemindeki beynin gelişme biçimindeki farklılıkların, bu iki yaş grubunda konküzyonun, sonraki MS için neden aynı riski taşımadığını açıklayabileceğini aktardılar. Daha erken çocukluk döneminde hızla gelişen beyin, travmanın bazı gecikmeli sonuçlarını daha sonraki ergenlik yıllardan daha kolay önleyebilecek olabileceğini söylediler. Gençlerin, kask olmadan bisiklet sürmekten ve kafa travmasına neden olabilecek spor ve fiziksel aktivitelerden kaçmalarını önerdiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Scott Montgomery et al. Concussion in adolescence and risk of multipl sclerosis, Annals of Neurology 2017, doi: 10.1002/ana.25036.

MS’te hastalık Şiddetini Öngörebilecek Yeni Biyolojik Belirteçler Tanımlandı

17 Ekim 2017

Multipl skleroz (MS) merkezi sinir sistemini etkileyen, beyin ve omuriliği kapsayan kronik bir durumdur. MS'in nasıl ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir ve tedavi seçenekleri hala sınırlıdır. MS’te miyelin kılıf zamanla bozulur ve sinir lifleri boyunca sinyaller yavaşlar veya tamamen durur. Bu da kas güçsüzlüğü, koordinasyon ve denge sorunlarına yol açar. Bağışıklık sisteminin miyeline saldırmasına neden olan nedenler henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da, MS'in otoimmün bir hastalık olduğu düşünülmektedir. Semptomlar bireyler arasında önemli derecede farklılık gösterir. MS hafif bir seyirden kişide tam engelliliğe kadar uzanan etkileri olan, seyri önceden tahmin edilemeyen bir hastalıktır.

MS'li insanların çoğunda, semptom ataklarının veya relapsların zaman zaman ortaya çıktığı relapsing-remitting (RRMS) formu vardır. Nüksler arasında herhangi bir belirti olmaksızın aylar veya yıllar olabilir. RRMS'li hastaların yarısından fazlası, iyileşme evresi olmadan semptomların kademeli olarak kötüleştiği progresif MS’e ilerlemektedir. Ancak bazı kişiler relapsing-remitting evresini yaşamamaktadır ve bunun yerine progresifi MS'e gitmektedir. Bu primer ilerleyici MS olarak bilinir.

MS’in Seyrini MIF ve D-DT ile Başlangıçta Tahmin Edebilir Miyiz?

Son zamanlarda Amerika’dan bilim adamları, MS'de yavaş başlayan benin ya da şiddetli biçimde hızlanan daha şiddetli formları belirleyen moleküler mekanizmaları anlamaya çalışıyorlar. Araştırmacılar 100'den fazla MS hastasını incelediler, bu klinik gözlemleri 500'den fazla DNA ve plazma örneğinin analiziyle birleştirdiler ve makrofaj göç engelleyici faktör (MIF) ile D-dopakrom totomeraz (D-DT)  olarak bilinen iki yakından ilişkili molekülün, hastalığın daha şiddetli bir biçimine hızlı bir ilerleme ile ilişkili olduğunu buldular. Bu spesifik sitokinlerin, enflamasyonu arttırdığı ve belirli otoimmün hastalıkların kötüleşmesiyle ilişkili olduğunu belirttiler.

Araştırmacılar, progresif hastalığa sahip olan erkeklerin, relapsing-remitting hastalığa sahip erkekler ve MS’li kadınlarla karşılaştırıldığında, artmış MIF ve D-DT düzeylerine sahip olduklarını gördüler. Dahası, progresif hastalığa sahip erkeklerde artmış MIF ve D-DT düzeylerinin, a-794CATT5-8 mikro satellit tekrarı ve a-173 G / C SNP olmak üzere MIF geninde bulunan iki yüksek eksprese promoter polimorfizminin varlığı ile anlamlı korelasyon gösterdiğini gözlemlediler.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların önemli olduğunu, çünkü hangi hastada hastalığın hangi formda ilerleyeceğinin basit bir genetik test ile önceden belirlenebileceğini ve böylece daha erken şekilde uygun tedavilere başlanabileceğinin altını çizdiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Benedek et al. MIF and D-DT are potential disease severity modifiers in male MS subjects, PNAS 2017.

RRMS’de Direnç Egzersizi Beyin Atrofisini Azaltabiliyor

03 Ekim 2017

Multipl skleroz (MS), bağışıklık sisteminin, merkezi sinir sisteminde miyelin adı verilen, sinir liflerinin koruyucu kılıfına saldırdığı bir hastalıktır. Sinir lifleri hasar görebilir veya tahrip olabilir. Bu beyin ve omurilik arasındaki sinir sinyalizasyonunu bozar ve kas güçsüzlüğü, denge kaybı ve yürüme zorlukları gibi çeşitli semptomlara neden olur. Relapsing-remitting MS (RRMS), MS'in en yaygın görülen formu olup, hastada semptom atakları görülür ve bunu iyileşme dönemleri izler. Beyin atrofisi, beyin dokusunun boyutunda bir azalma ve nöron kaybı olarak tanımlanır ve progresif MS'in karakteristik özelliğidir. Ulusal Multipl Skleroz Derneği'ne göre, dünyadaki yaklaşık 2,3 milyon insanın MS ile yaşadığı tahmin edilmektedir.

Yapılan çalışmalarda, fiziksel aktivitenin bazı MS semptomlarının hafiflemesine yardımcı olabileceği gösterilmiştir. 2012'de yapılan bir incelemede, egzersizin kas kuvveti, aerobik kapasite ve ayakta tedavi performansı üzerinde olumlu etkileri olduğu ve MS'li hastalarda yorgunluğu azaltıp, yürüyüş, denge ve yaşam kalitesini artırabildiği sonucuna varılmıştır. Yeni bir araştırmada ise, direnç egzersizinin multipl sklerozun ilerlemesini yavaşlatmasına yardımcı olabileceği gösterildi. Araştırmacılar, en sık rastlanan MS formu olan RRMS hastalarında, altı ay boyunca haftada iki kez direnç eğitimine girmenin, beyin atrofisinde azalma ile ilişkili olduğunu buldular.  Bazı hastalar için, direnç eğitimi, bazı beyin bölgelerinin hacminde bir artış ile ilişkili bulundu. Almanya ve Danimarka’dan araştırmacılar, çalışmaya RRMS teşhisi konan ve hastalık için ilaç kullanan 35 hastayı dahil ettiler. Hastaları,  18’i hasta altı ay boyunca haftalık iki kez direnç egzersizi almak üzere ve geri kalan 17’si normal günlük aktivitelerine devam etmek üzere 2 gruba ayırdılar. 6 aylık çalışma periyodundan önce ve sonra her hastanın beyin hacmi ve korteks kalınlığını MR görüntüleme ile değerlendirdiler. Bulgular direnç eğitimine katılan hastaların, beyin atrofisindeki azalmanın, eğitimde yer almayanlara kıyasla daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, multipl skleroz hastalarında beyinin normalden belirgin şekilde daha hızlı küçüldüğünü, ilaçların bu gelişmeyi engellediğini, fakat egzersiz eğitimi alan hastalarda beyin küçülmesini daha az olma eğiliminde olduğunu belirttiler. Bununla beraber, eğitime yanıt olarak aslında daha küçük bazı beyin bölgelerinin büyümeye başladığını gözlemlediklerine dikkat çektiler. Bulguların fiziksel egzersizin sinir sistemini hastalığa karşı koruyabileceğinin ilk işaretlerini sağladığının altını çizdiler. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kjølhede et al. Can resistance training impact MRI outcomes in relapsing-remitting multiple sclerosis? Multiple Sclerosis Journal First published date: July-28-2017

MS’te Yeni Lezyonlar Daha Doğru ve Hızlı Tespit Edilebilir

29 Eylül 2017

Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, multipl skleroz (MS) tanısını koymada ve önemli bir tanı aracıdır. MR taramalarında yeni veya genişlemiş lezyonların tanımlanmasıyla hastalık aktivitesinin izlenmesinde de kullanılır. Rutin klinik durumlarda, yeni lezyonların saptanması, seri MR taramalarını görsel olarak karşılaştırarak yapılır. Takip taramasındaki tüm lezyonları, başlangıç ​​taramasındakilerle karşılaştırma ihtiyacı, özellikle lezyon yükü yüksek olan hastalarda, bu yaklaşımın uzun zaman almasına neden olur. MS hastalarında seri taramaların MR görüntülerini farklı zaman noktalarında kaydetmek ve çıkarmak için çeşitli yaklaşımlar önerilmiştir. Böylece mevcut lezyonlar iptal ederken yeni lezyonları doğrudan görselleştiren görüntüler üretmek amaçlanmaktadır.

Son yıllarda MS'de bir görüntüleme aracı olarak “double inversion recovery” (DIR) görüntüleme önem kazanmıştır. DIR (double inversion recovery), çift inversiyon pulsu uygulanarak FLAIR (fluid attenuated inversion recovery) ve STIR (short time inversion recovery) sekanslarının hibrid özelliklerinin elde edildiği bir sekanstır. Çoğunlukla özellikle güçlü olduğu gri cevher lezyonlarının saptanması için bir araç olarak düşünülür, fakat diğer lezyon yerlerini de değerlendirmek için başarıyla uygulanmıştır. Dahası, MS hastalarında optik sinir ve servikal spinal kord görüntüleme için DIR sekansları kullanılmıştır. Almanya’dan araştırmacılar, DIR çıkartma (subtraction) haritalarının yeni veya genişlemiş lezyonlara duyarlılığı önemli ölçüde arttırdığını ve MS hastalarında klinik iş akışında takip MR incelemelerinin daha hızlı analiz edilmesine yardımcı olacağını düşünerek MS’li hastaların takip MR incelemelerinde, 3D DIR görüntülerinin boylamasına çıkartma işlemini gerçekleştiren bir araç geliştirdiler.

Araştırmacılar, MS’li 106 hastada seri MR incelemelerinin DIR subtraction görüntülerini değerlendirdiler. Yeni lezyonların varlığını standart görsel karşılaştırma ile FLAIR ve DIR çıkarma haritaları olmak üzere üç farklı yolla değerlendirdiler. Tek yöntemlerin karşılaştırıldığı bir referans standardı, tüm okunanlardan ve tüm okuyuculardan gelen tüm bilgileri birleştirerek tanımladılar. Yeni lezyonların varlığı ve sayısını belirleyip ve analiz için gereken süreyi ölçtüler. Araştırmacılar, duyarlılık ve daha yüksek negatif prediktif değer ile birlikte yeni lezyonların varlığını saptamadaki doğruluğun, DIR subtraction haritalarında, standart görsel karşılaştırma veya FLAIR subtraction haritalarından çok daha yüksek olduğunu gördüler. DIR subtraction haritaları kullanıldığında belirgin olarak daha fazla yeni lezyon tespit edildi. DIR subtraction haritalarının analiz edilmesi, standart görsel karşılaştırma için gereken sürenin üçte birinden daha kısa sürdü. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Eichinger et al.  A novel imaging technique for better detecting new lesions in multiple sclerosis, J Neurol. 2017 Jul 29.

Swank Diyeti Multipl Sklerozda Atakların Azaltılmasına Yardımcı Olur mu?

13 Eylül 2017

Yıllardır MS'li insanlar için en çok yarar sağlayan diyet çeşitleri araştırılmaktadır. Beslenme, MS'li insanlar tarafından yaygın olarak kullanılan tamamlayıcı ve alternatif tıp formudur. 2014 yılında yapılan bir anket, MS'li kişilerin neredeyse yüzde 30'unun tedavilerinin bir parçası olarak özel bir diyet izlediğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, şu anda, Ulusal Multipl Skleroz Derneği'ne göre, MS'li insanlar için bir diyet önermek için yeterli kanıt mevcut değildir. Swank diyeti 1950'lerde multipl sklerozlu insanlar için bir tedavi olarak geliştirilmiştir. Diyetin, atak sıklığını ve hastalıkla ilgili semptomların şiddetini azaltabileceği iddia edilmektedir. Dr. Swank, MS'li insanlar için az yağlı bir diyetin faydalarını savunan çok sayıda makale yayınlamıştır. 1990'da MS'li 144 kişide, 34 yıllık bir takip çalışması yayınlamıştır. MS’li hastaların günde 20 g'dan az doymuş yağ yediklerinin daha az hastalık ilerlemesine sahip olduğunu ve daha fazla doymuş yağ tüketenlere göre mortalitenin daha az olduğunu bildirmiştir. Dr. Roy Swank, 1940'lı yıllarda Kanada'da MS’li kişiler üzerinde çalışmaya başlamıştır. Ardından daha ileri araştırmalar yapmak için Avrupa'ya gitmiş ve Norveç'te bir anket düzenlemiştir. Çalışma sonuçlarına dayanarak, MS prevalansının dağlarda daha yüksek ve kıyı balıkçı kasabalarında düşük olduğunu tespit etmiştir. Swank daha sonra dağlarda yaşayan insanlarla kıyılarında yaşayanlar arasındaki beslenme farkları incelemiştir. Dağdaki insanların sahil yakınlarında yaşayanlardan daha fazla et, yumurta ve süt tükettiği yediğini keşfetmiştir. Bu bulgulara dayanarak Dr. Swank, diyetisyen olan Aagot Grimsgard ile şu anda Swank diyeti olarak bilinen düşük yağlı diyeti geliştirmiştir.

Swank diyetinin ana özelliği, yağın, özellikle de doymuş yağın sınırlanmasıdır. Diyette yağsız balık, yağsız süt ürünleri, meyve, sebze ve tahıl tüketmeleri önerilir. Swank diyetinde zeytinyağı, kanola yağı, soya yağı, yer fıstığı yağı ve keten yağı gibi bitki yağları çoğunlukla doymamış yağ içerdiğinden izin verilirken, yüksek doymuş yağ içeriğinden dolayı hindistan cevizi ve palmiye yağları ile yüksek doymuş veya trans yağ içeriğinden dolayı tereyağı, domuz yağı, margarin ve hidrojenize yağlar tavsiye edilmemektedir. Swank diyetinde tüm meyve ve sebzelere izin verilmektedir ve miktarlar sınırlandırılmamıştır. Diyette günde en az 2 porsiyon meyve ve sebze tüketilmesi önerilir. Kırmızı et ve domuz eti, ilk yıl yasaklanmıştır. Sonra, haftada bir kez 100gr. kırmızı et tüketilmesine izin verilir. Derisiz beyaz tavuk ve hindi eti tüketilirken, koyu etli kümes hayvanları ve işlenmiş kanatlı ürünleri tavsiye edilmemektedir. Swank diyetinde beyaz balık ve kabuklu deniz ürünlerine izin verilir. Swank diyeti her gün 2 porsiyon yağsız ya da az yağlı süt ürünleri önermektedir. Yumurta sarısının doymuş yağ içeriğinden dolayı, haftada üç kezden fazla olmayacak şekilde yumurta tüketilmesine izin verilir. Günde 4 porsiyon tahıl ürünü tüketilmesi önerilir ve tam tahıllı ürünler tercih edilir.

Kafeinli içecekler, günlük 3 bardak, şarap ya da likör günde 1 bardak ile sınırlıdır. Swank diyetinde balık yağı, C vitamini, E vitamini ve mineraller içeren bir multivitamin gibi belirli vitamin ve mineral takviyeleri önerilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Swank diet: Does it help with multiple sclerosis? Megan Metropulos, MS, RDN and Megan Ware, RDN, 30 July 2017

Emzirme MS Gelişme Riskini Azaltıyor mu?

07 Eylül 2017

Kadınlar, multipl skleroz (MS) gelişimi için erkeklere oranla iki kat daha fazla riske sahipken, annelik ile hastalık arasında ilişki olup olmadığını anlamak önemlidir. MS relapslarının gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterlerinde azaldığı ancak postpartum ilk 3-6 ayda tekrar artma eğilimi gösterdiği gözlenmiştir. Anne sütü, hem nüks riski, hem de MS'te bir düşüş ile bağlantılı olarak zamanla tartışmalı bir konu haline gelmiştir. Yapılan yeni bir çalışmada, emzirmenin yeni anneleri MS'den koruyup koruyamayacağı araştırıldı. Çalışmada 15 ay veya daha uzun süre emzirmenin, annelerde daha sonraki bir zamanda multipl skleroz gelişmesini engelleyebildiği gösterildi. Ekip, korelasyonun nedenselliğe işaret etmediği, ancak emzirmenin iyi bir uygulama olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.

Araştırmacılar çalışmaya, yeni tanı MS veya MS'e dönüşebilen klinik izole sendrom (CIS) tanılı 397 kadın katılımcıyı dahil ettiler. Gruptaki kadınların yaş ortalaması 37’di. Bu gruptaki sonuçlar, ırk ve yaş açısından eşleştirilmiş ve MS tanısı bulunmayan 433 kadından oluşan bir grubun sonuçları ile karşılaştırıldı. Tüm kadınlar, gebelik dönemi, emzirme uygulamaları ve kontraseptif kullanımı gibi konuyla ilgili anket formlarını kullanarak değerlendirildi. Sağlıklı kadınların 85’i ve MS veya CIS'lı kadınların 44’ü, 15 ay veya daha uzun süre emzirdiklerini, MS'li kadınlardan 118'i ve sağlıklı kadınlarda 110’u, 0 ila 4 ay arasında emzirdiklerini belirttiler. Araştırmacılar sonuçları incelediklerinde, tek bir gebelik sonrasında veya birkaç gebelikte kümülatif olarak 15 ay veya daha uzun süre anne sütü veren kadınların, MS gelişme risknini en düşük olduğunu buldular. Bu kadınlarda MS veya CIS geliştirme riski, emzirmemiş kadınlara göre yüzde 53 daha düşüktü.

Araştırmacılar aynı zamanda ovülasyonun çalışma sonuçlarına herhangi bir etkisinin olup olmadığını anlamak için kadınların menstrüel sikluslarının uzunluklarını ve öykülerini araştırdılar. Sağlıklı kadınlardan 44’ü ve MS veya CIS’lı kadınların 27’si, ilk adet görme yaşlarının 15 ya da daha sonrasında olduğunu belirttiler. MS'li veya CIS’lı kadınların ise 131’i ve sağlıklı kadınların 120’si, ilk adet döngüsünde 11 yaşın altındaydı. İlk adet görüldüklerinde 15 ya da daha büyük yaştaki kadınların, ilk periyotları 11 ya da daha erken yaşta olan kadınlara göre MS ve CIS gelişme riskinin %44 daha düşük olduğu tespit edildi. Bu bulgular, katılımcıların ovülasyon yılı sayısının MS geliştirme riski üzerinde etkili olmadığını gösteriyordu. Çalışmada ilk doğumdaki yaş, çocuk sayısı ve hormonal kontraseptif kullanımı gibi diğer faktörlerin de MS riski ile ilişkisi olmadığı bulundu.

Uzmanlar uzun süre emzirmek ve MS riskinde azalma arasında bir korelasyon bulmalarına rağmen, bu korelasyonun nedensellik içermiyor olabileceğini belirttiler. Bununla birlikte, bulguların emzirmenin teşvik edilmesi gerektiği şeklinde değerlendirilebileceğini aktardılar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Annette Langer-Gould et al. Breastfeeding, ovulatory years, and risk of multiple sclerosis Published online before print July 12, 2017 Neurology 10.1212/WNL.0000000000004207

 

Multiple Skleroz Alt Tiplerinde Hastalarda Neler Değişiyor?

02 Eylül 2017

Multiple skleroz (MS), merkezi sinir sisteminin demiyelinizan bir hastalığıdır ve nörolojik bozukluk ve ilerleyici engellilik ile karakterize, değişken ve genellikle öngörülemeyen bir klinik seyir gösterir. Nüksler ve remisyonlar ile birlikte bir seyir gözlendiğinde, hastalık yineleyen – düzelen (Relapsing-Remitting) MS (RRMS) olarak sınıflandırılır. Hastaların çoğunluğu nükseden-iyileşen bir seyir izlemektedir. Bununla birlikte, MS hastalarının, klinik engelliliğe ilerlemesinin remisyon olmadan sürekli olarak ortaya çıktığı primer progresif MS (PPMS) şekilde ortaya çıkması mümkündür. İlk yineleyen – düzelen evresini, nükseden bağımsız olarak, engelliliğin birikimi olarak tanımlanan aşamalı bir evre izlediğinde,  hastalık sekonder progresif MS (SPMS) olarak sınıflandırılır. SPMS gelişen RRMS hastalarının oranı, hastalık süresi uzadığında artar ve RRMS hastalarının çoğunluğunda uzun dönemde SPMS gelişir. Klinik uygulamada saptanması zor olsa da, RRMS'den SPMS'ye geçiş 10 yıl içinde RRMS hastalarının % 50'sinde ve 20-25 yıl içinde RRMS hastalarının% 90'ında, tedavi olmaması durumunda gerçekleşir. RRMS hastalarının çoğunda SPMS gelişeceği halde, multiple sklerozun hastalık alt tiplerinde, hastalık yükü hakkında çok az bilgi mevcuttur.

Amerika’dan araştırmacılar, MS hastalık alt tiplerinde demans, hastalık şiddeti, semptomlar, sağlık bakım kaynağı, hastalık modifiye edici terapi (DMT) kullanımı, iş ve aktivite bozukluğu, fiziksel işlevler açısından, hastalık yükünü tanımlanmayı amaçlayan bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar, ABD Ulusal Sağlık ve Zindelik Araştırması'nın 2012 ve 2013 dalgalarından gelen SPMS ve RRMS hasta yanıtlarını, demografik özellikler, hastalık şiddeti, semptomlar ve sağlık bakım kaynağı ve DMT kullanımındaki farklılıkları saptamak için değerlendirdiler. İş Verimliliği ve Aktivite Kusuru ve Kısa Form-36 anketlerinden elde edilen verileri analiz ettiler. Araştırmacılar, SPMS hastalarının ortalama yaşının 55,7 iken, RRMS hastalarının ortalama yaşının 48,9 olduğunu ve SPMS hastalarının %56,2’sinin kadın iken RRMS hastalarının %71,6’sının kadın olduğunu gördüler. SPMS hastalarının %20’si ve RRMS hastalarının % 39,7’si çalışıyordu.  SPMS hastaları hastalıklarını daha şiddetli olarak tanımladılar ve birçok nörolojik semptomu daha sık bildirdiler ve hastaneye yatış oranının RRMS hastalarından daha yüksek olduğu gözlendi.  RRMS hastalarından daha düşük bir SPMS hasta yüzdesinde DMT kullanımı bildirildi. SPMS hastalarının RRMS hastalarından daha fazla genel çalışma ve aktivitede azalma vardı. Başlangıç özellikleri standardize ettikten sonra, SPMS hastalarında fiziksel işlev bozukluğu daha fazlaydı.

Araştırmacılar, SPMS hastalarının RRMS hastalarından daha yüksek bir hastalık yüküne sahip olduklarını bunun da, gerçek dünyada etkili olan tedaviler kullanılarak, engellilik progresyonunu geciktirmek için, erken dönemde RRMS hastalarını tedavi etme ihtiyacını vurguladığını belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Hillary J Gross, Crystal Watson. Characteristics, burden of illness, and physical functioning of patients with relapsing-remitting and secondary progressive multiple sclerosis: a cross-sectional US survey, Neuropsychiatric Disease and Treatment 2017:13 1349–1357.

Hava Kirliliği Multiple Skleroz Relapslarını Tetikleyebilir mi?

23 Ağustos 2017

66 makaleye dayanan yeni bir incelemede ve üç sık görülen nörodejeneratif hastalık üzerine yapılan bir çalışmada, hava kirliliğinin nörolojik etkileri bildirilmektedir. Havadaki parçacık maddeleri (PM), Alzheimer ve Parkinson hastalıklarında potansiyel olarak rol oynayan çevresel faktörlerden biri olarak gösterilmiştir. Multiple skleroz (MS), merkezi sinir sistemini etkileyen kronik nörolojik bir hastalıktır. Vakaların % 85'inde tekrarlayan akut iltihaplı demiyelinizasyon ile karakterize bir tekrarlayıcı başlangıç gözlenir. Hem genetik hem de Epstein-Barr virüsü enfeksiyonu, düşük D vitamini ve sigara içimi gibi çevresel faktörlere sahip, multifaktöriyel bir hastalık olarak görülen MS’te, risk faktörleri üzerine birçok çalışma yapılmıştır.

Yineleyici MS hastalarındaki nüksetme tetikleyicileri hakkında çok az şey bilinmektedir. Viral enfeksiyonlar, allerjenlere maruziyet, stres, aşılar ve gebelik potansiyel tetikleyici faktörler olarak incelenmiş ve hem ajanların çeşitliliği hem de hastaların, nükslerin azaltılması ile ilgili farklı düzeylerde klinik etkinlik gösteren çeşitli moleküller kullanılarak tedavi edilmesinden dolayı, karışık sonuçlar elde edilmiştir. Mevsimsel değişiklikler, meteorolojik parametreler ve hava kirliliği gibi mevsime bağlı faktörlerin, nüksetme olaylarında rol oynayabileceği düşünülmektedir. Dahası, MS relapslarının, MS'i hava kirliliğinin rolünü incelemek için nörolojik hastalığın iyi bir modeli haline getiren, enflamatuar süreçlerine dayandığı bilinmektedir.  MS relapslarının patogenezinde hava kirleticilerinin, özellikle de aerodinamik çapı 10 μm'den (PM10) küçük olan partiküler maddelerin olası rolünü, araştıran az çalışma bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda farklı risk büyüklükleri ile dikkat çekici ilişkiler gösterilmiştir ancak hepsinde sonuçları sorgulatabilecek çeşitli metodolojik sınırlamalar mevcuttur. 

Fransa’dan bir grup araştırmacının,  hava kirliliğinin MS üzerindeki etkisini değerlendirmek için yaptığı bir çalışmada, PM10 ile hava kirliliği ve MS'in nüksü arasındaki ilişki vaka çapraz tasarımı ve güçlü bir veri kümesi kullanılarak araştırıldı. Çalışmaya Fransa’nın Strasbourg şehrinden 536 relapsing MS hastası dahil edildi ve 2000-2009 döneminde gözlenen 2052 nüks değerlendirildi. Relaps günleri olarak tanımlanan vakalar ve aynı hastada artı ve eksi 35 gün içinde seçilen kontroller için vaka çapraz tasarımı kullanıldı. 0 ila 30 gün arasındaki farklı gecikmeler dikkate alındı. Meteorolojik parametreler, okul ve ulusal tatiller için düzeltilmiş şartlı lojistik regresyonlar kullanıldı ve maruziyet, önce niceliksel değişken olarak, sonra ikili değişken olarak ele alındı. Ortalama PM10 konsantrasyonunun doğal logaritması, soğuk sezonda, nüks başlangıcından 1 ila 3 gün önce nüks riskiyle önemli ölçüde ilişkili bulundu. PM10 ikili değişken olarak değerlendirildiğinde ise çok dikkat çekici olmasa da tutarlı sonuçlar gözlemlendi. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Roux et al. Air pollution by particulate matter PM10 may trigger multiple sclerosis relapses, Environmental Research 156 (2017) 404–410.

NARCOMS Kayıtlarındaki PPMS Hastaları İncelendi

14 Ağustos 2017

Multiple skleroz (MS) merkezi sinir sisteminin kronik bir hastalığıdır. Hastalık seyri tarihsel olarak semptomların başlangıcından itibaren relapsing-remitting (yineleyen – düzelen) veya progresif (ilerleyici) olarak tanımlanmış olup, MS'li hastaların yaklaşık % 85'inde relapsing-remitting başlangıçlı multiple skleroz (RRMS) görülmektedir. RRMS'li hastalar için başlangıç evresini, genellikle ilerleyici bir evre olan sekonder ilerleyici multiple skleroz (SPMS) takip eder. Hastaların % 10 - % 15'inde başlangıçta progresif form ortaya çıkmaktadır ve bu form primer progresif multiple skleroz (PPMS) olarak sınıflandırılmaktadır. Klinik araştırmalar PPMS'nin tedavisini araştırmış olsa da, kontrollü çalışmaların sıkı dahil etme kriterleri nedeniyle çalışma popülasyonları, klinik uygulamada karşılaşılan hastalardan farklıdır. PPMS'de, sosyo-demografik özellikler, sağlık hizmeti kullanımı ve komorbiditelere ilişkin veriler sınırlıdır.

PPMS'den etkilenen bireyler, yüksek derecede engellilik ve yüksek oranda eşlik eden hastalıklara maruz kalmaktadır ve bu sıklıkla birden fazla sağlık hizmetinin kullanılmasına yansımaktadır. Longitudinal çalışmalar, PPMS hastalık seyri boyunca bu ihtiyaçların evriminin belirlenmesinde yardımcı olacaktır. Komorbidite ve engellilik yükü, SPMS'li bireylerde görülene benzer olsa da, nörologların bakımlarına daha az dahil olması, tedavi edilmiyor olabileceklerini ve hastalık modifiye edici tedaviler çağında klinisyenlerin semptomatik endişeleri gidermekte başarısız olabileceğini düşündürmektedir.

Kuzey Amerika Multiple Skleroz Araştırma Komitesi (NARCOMS) Kayıtları, katılımcılardan altı ayda bir hastaların kendilerinin raporladıkları sağlıkla ilgili bilgileri toplamaktadır. Bir grup araştırmacı bu kayıtlarda ki PPMS’li kişileri tanımlamak ve bu kohortun demografik ve hastalık özelliklerine ilişkin çağdaş bir profil sağlamak amacıyla bir çalışma yaptılar. Yayınlanan 2015 güncelleme anketinde PPMS raporlayan NARCOMS Kayıt Defteri katılımcılarının demografik ve sağlıkla ilgili özelliklerini, yayınlanan PPMS kohortlarının özellikleri ile birlikte RRMS ve SPMS raporlayanlarla karşılaştırıldı. Araştırmacılar, 8004 yanıt verenin 6774'ünün kendi raporlarında bir PPMS, SPMS veya RRMS klinik seyri bildirdiğini gördüler. PPMS kohortunda (n = 632,% 9.3) ortalama yaş 64,3’tü ve bunların  % 62,7'si kadındı. SPMS ve RRMS kohortları daha gençti ve kadınların oranı daha yüksekti. NARCOMS PPMS kohortunun yaşı, hastalık başlangıcından tanıya kadar geçen zaman ve kadınların oranı, popülasyona dayalı ve klinik araştırma kohortlarına göre farklılık gösteriyordu. Vasküler komorbiditelerle birlikte her kohort için ortalama komorbidite sayısı 2’ydi.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Amber Salter, Nina P Thomas, Tuula Tyry, Gary R Cutter and Ruth Ann Marrie. A contemporary profile of primary progressive multiple sclerosis participants from the NARCOMS Registry, Multiple Sclerosis Journal 1–12 2017.

MS Hastaları için Sıcak Bir Yaz ile Mücadele Etmenin 8 Yolu

07 Ağustos 2017

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Referans: Heat & Temperature Sensitivity, National Multiple Sclerosis Society, June 20th, 2017

Geleceğin Multiple Skleroz İşgücünün Yetiştirilmesi

27 Temmuz 2017

Multipl skleroz (MS), sürekli değişen ihtiyaçlarla insanları etkileyen karmaşık bir nörolojik hastalıktır. MS sağlık alanı, hastalığın immünolojik regülasyon bozukluğunun daha iyi anlaşılmasının, genişleyen bir dizi tedavi seçeneğine dönüştüğü, katlanarak büyüyen bir bilgi çağına girmiştir. En yüksek standartta bakım sağlamak için en son klinik ve araştırma gelişmelerinden haberdar olmak, yalnızca kararlı ve bilinçli bir iş gücü tarafından karşılanabilecek gerçek bir sorun oluşturmaktadır. Önümüzdeki on yıl içinde giderek büyüyen MS hastası popülasyonunun ihtiyaçlarının artacağı ve bu kronik, ömür boyu süren hastalığın yönetimine adanmış profesyonellerin sayısının daha fazla olacağı tahmin edilmektedir. Bu nedenle, bu dinamik alanda klinisyenleri cezbetmek ve elinde tutmak için acil bir ihtiyaç vardır.

Multipl Skleroz Merkezleri Konsorsiyumu (CMSC), MS sağlık uzmanları ve araştırmacılar için önde gelen eğitim, öğretim ve ağ organizasyonudur. CMSC'nin misyonu, canlı ve çevrimiçi etkinlikler, araştırma hibeleri, teknik dergiler ve hedeflenen savunma çabaları da dahil olmak üzere, eğitim programlamaları ve akreditasyon yoluyla, kaliteli MS bakımını geliştirmektir. CMSC üye ağı, Birleşik Devletler, Kanada ve Avrupa'da 225 MS merkezinden ve 60 MS programından ve 7000'den fazla uluslararası sağlık bakım klinisyeni ve bilim adamı katmaktadır. Multipl Skleroz Merkezleri Konsorsiyumunun Kuruluşu (FCMSC), MS alanındaki hasta bakım hizmetlerinin, eğitimin ve araştırmaların büyümesi, geliştirilmesi ve sağlanmasını teşvik etmek, CMSC faaliyetlerini ve girişimlerini destekleyerek MS tarafından etkilenenlerin yaşam kalitesini yükseltmek misyonuyla 1999 yılında kurulmuştur. FCMSC ve CMSC, heyecan verici MS ve nöroimmünoloji alanına, yetenekli klinisyenleri çekmek için programlar ve kaynaklar oluşturulmasını amaçlamaktadır.

FCMSC, 23-24 Ocak 2015'te, Kuzey Amerika'nın dört bir yanından MS ve nöroimmünoloji ile ilgilenen, yetenekli iç hastalıkları ve nöroloji asistanlarını bir araya getirerek 2 günlük bir konferans olan “Mentorship Forum” düzenlenmiştir. FCMSC Mentorluk Forumu, MS için uygun tanı ve yönetim stratejilerini belirlemeyi ve gelecekteki zorlukları öngörmeyi, MS'li hastaların bakımında klinisyenlerin ve araştırmacıların oynadığı hayati rolü tartışmayı, nöroimmünoloji ve MS'e ilgi duyan diğer eğitim profesyonelleri için içerik ve kaynak geliştirmeyi, alanında gelecekteki liderler için bir ağ kurmayı ve danışmanlık fırsatı sağlamayı amaçlamaktadır.

Forumdan elde edilen sonuçlar kayda değerdir ve kritik bilgi boşluklarını doldurmaktadır. Programın başarısı, kursiyerlerinin kariyer karar verme sürecinde etkin katılımını güçlendirmektedir. Gelecekte, FCMSC “Mentorship Forum” nöroloji asistanlarının da ötesine geçerek tıp öğrencileri, MS üyeleri ve Kuzey Amerika'daki MS fakültesinin genişleyen bir ağını içerecek şekilde genişlemesi beklenmektedir. Bu pilot projenin bitiminde, FCMSC ve CMSC, ilgilerini ve MS nöroimmünoloji hakkındaki bilgilerini geliştirmeleri için, çeşitli sağlık bakım disiplinlerinden öğrencilerin katılımını umuyorlar. Bu çabaların nihai hedefleri, MS'li hastaların bakımında yetkinlik ve performansı arttırmak ve geleceğin işgücünü genişletmektir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

DeLuca et al. Cultivating the Multiple Sclerosis Workforce of the Future, Int J MS Care. 2017;19:123–130.

MS’te Uyku Bozuklukları İle Bilişsel-Fiziksel İşlev İlişkisi İncelendi

10 Temmuz 2017

Multipl Skleroz (MS) hastalarında uyku bozuklukları çok yaygındır. MS'li bireylerin yaklaşık % 50'si tanı konabilen bir uyku bozukluğuna sahiptir ve % 67'sinden fazlası uyku bozukluğu bildirmektedir. Yeni yapılan geniş çaplı ulusal bir araştırmada, araştırmaya katılan 2375 kişinin % 70'inden fazlası, en az bir veya daha fazla uyku bozukluğu için pozitif olarak gösterilmiş, fakat % 13'ten daha azına tanı konmuştur. MS'li çok sayıda kişide tanı konulmamış ve bu nedenle tedavi edilmemiş bir uyku bozukluğu vardır. MS'li bireylerde uyku bozuklukları, hastalığın kendisinin neden olduğu primer veya ağrı, ilaç kullanımı, anksiyete, depresyon, spastisite, cinsel işlev bozukluğu ve mesane problemleri gibi hastalıkla birlikte görülen faktörlerin neden olduğu sekonder olarak sınıflandırılır. Primer uyku bozuklukları, sirkadiyen ritimleri koordine eden ve düzenleyen suprakrikazmatik çekirdeğin (SCN) demiyelinizasyonundan kaynaklanabilir. Enflamatuar ve otoimmün yanıtlardan kaynaklanan sitokin düzeylerindeki dengesizlik ve değişikliklerin, aşırı gündüz uykusu ve uykusuzluk gibi uyku bozukluklarına katkıda bulunduğunu gösteren kanıtlar da bulunmaktadır.

MS'li bireylerde kötü uyku kalitesinin yaşam kalitesindeki azalmanın bağımsız bir ön gördürücüsü olduğunu ve günlük yaşam, öz bakım, çalışma yeteneği, fiziksel işlev, psikolojik iyilik hali ve kişiler arası ilişkileri etkileyebildiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Ayrıca, kötü uyku kalitesi, MS'te en sık bildirilen semptom olan yorgunluk ile kuvvetli bir şekilde ilişkilidir ve bu kişilerin işlevsel yeteneklerini ve yaşam kalitesini daha da düşürür.

Amerika’dan araştırmacılar, ılımlı MS'li bireylerde uyku kalitesi ile bilişsel ve fiziksel işlev arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla bir çalışma yaptılar. Relapsing-remitting veya sekonder ilerleyici MS tanılı, ortalama yaşları 50,3 ± 11,6 olan 40 kişiyi çalışmalarına dahil ettiler. Uyku kalitesini belirlemek için Pittsburgh Uyku Kalitesi Endeksini (PSQI) kullandılar. PSQI <5 iyi uyku kalitesi ve > 5 iyi kötü kalitesi olarak kabul edildi. Bilişsel fonksiyonlar, bir kognitif test paketi kullanılarak değerlendirildi ve fiziksel fonksiyonlar 2 objektif ölçüt ve bir hasta tarafından bildirilen ölçütü kullanılarak değerlendirildi.

Araştırmacılar, çalışmaya dahil ettikleri 40 kişiden 13’ünün (% 32.5) iyi uyku kalitesine ve 27'sinin (% 67.5) kötü uyku kalitesine sahip olduğunu gördüler. İyi uyku kalitesi olanların, görsel-mekansal hafıza testinde anlamlı derecede daha iyi performans gösterdiklerini ve zayıf uyku kalitesindekilere kıyasla daha yüksek fonksiyonel yeteneklere sahip olduklarını gözlemlediler. Sözel bellek, bilgi işleme ya da icra işlevi kognitif testleri ya da nesnel fonksiyon ölçümleri üzerinde performans açısından bir fark bulamadılar. Zayıf uyku kalitesi olan bireylerde yorgunluk, depresyon ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğunu ve yaşam kalitesinin düştüğünü gördüler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Siengsukon et al. Individuals with mild MS with poor sleep quality have impaired visuospatial memory and lower perceived functional abilities, Disabil Health J. 2017 Apr 29.

PPMS’de Yeni Sonlanım Noktası

05 Temmuz 2017

Primer progresif multipl skleroz (PPMS) tüm MS hastalarının %10-15’ini temsil etmektedir. Özellikle hareket kabiliyetinin etkilendiği bu MS türünde yapılan klinik çalışmalarda sonlanım noktası olarak genellikle engelliliğe ait ölçekler kullanılmaktadır. Yapılan yeni bir çalışmada ise serebellar hacim değişikliklerinin hassas bir sonuç ölçütünü temsil edip edemeyeceği değerlendirildi.

26 PPMS hastası ve 20 kontrolün, Freesurfer longitudinal pipeline incelemesi ile bir yıllık izleminde serebellar hacimlerinde meydana gelen değişiklikler Wilcoxon testi kullanılarak değerlendirildi ve engellilikteki kötüleşme lojistik regresyon ile korelasyon açısından test edildi. Klinik kötüleşme, EDSS skorunda artış veya takipte 25 adım yürüme testi veya 9 delikli peg test skorundaki >% 20'lik değişim olarak tanımlandı. Verilen tedavi etkileri ve gücü için örneklem boyutları hesaplandı. Bulgular, 20 PPMS hastasından oluşan bağımsız bir kohortta doğrulandı.

Takipte beyin T1 lezyon hacminde (p <0.01), serebellar T2 ve T1 lezyon hacminde (p <0.01 ve p <0.05), serebellar hacimde, serebellar korteks hacminde ve serebellar WM hacminde anlamlı değişiklikler saptandı (p <0.001). Klinik olarak ilerlemiş hastalarda sadece serebellar hacim ve serebellar korteks hacim yüzdesi değişimi, ilerlememiş hastalarla karşılaştırıldığında anlamlı derecede azalmıştır (sırasıyla 0.91 ve 0.96'nın AUC'si p <0.01). İnceleme ve doğrulama kohortlarında serebellar hacim yüzde değişimleri bu bulgularla uyumludur (serebellar hacim -1.90 ± 1.11, -1.47 ± 2.30, serebellar korteks hacmi -1.68 ± 1.41 ve -1.56 ± 2.23). Bu bulgulara dayanarak,% 30 etki tespit etmek için gereken hasta sayısı serebellar hacim için kol başına 81, serebellar korteks hacmi için kol başına 162'dir (% 90 güç, tip 1 hata alfa = 0.05). Elde edilen bulgular PPMS klinik çalışmalarında tedavi etkisini izlemek için potansiyel kısa vadeli görüntüleme metrikleri olarak serebellar korteks hacmi ve serebellar hacim için bir rol önermektedir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Inglese M, et al. Cerebellar volume as imaging outcome in progressive multiple sclerosis. PLoS One. 2017 Apr 24;12(4):e0176519.

MS’te Genetik Risk Yolakları

23 Haziran 2017

Multiple skleroz (MS) enflamatuvar bir hastalık olarak değerlendirilir ve merkezi sinir sisteminin (MSS) en yaygın hastalıkları arasında sınıflandırılır. Büyük ölçekli genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), yolak analizi yöntemlerini kullanarak, genetik risk varyantlarını saptamak için güçlü destek sağlamaktadır.

Çin’den bir grup araştırmacı, faklı MS GWAS veri setlerinin genetik yolakları paylaşabileceğini düşünerek yaptıkları çalışmada, GWAS ve ekspresyon veri setlerinin üç aşamalı bir yolak analizini yaptılar. Birinci aşamada, iki MS GWAS veri setinin yolaklarını analiz ettiler ve çoğunlukla bağışıklık sistemi ve çeşitli hastalıklar, çevresel bilgi işleme, genetik bilgi işleme ve enfeksiyöz hastalıklar ile ilgili 15 ortak yol buldular. İkinci aşamada, paylaşılan bu 15 yolağın doğrulanması için, Uluslararası Multiple Skleroz Genetiği Konsorsiyumu’ndan (IMSGC) gelen geniş ölçekli MS GWAS veri seti için aday bir yolak analizi yaptılar. Bu 15 MS risk yolağının 14'ünü doğruladılar. Üçüncü aşamada ise, yolak analizi, beyaz ırk popülasyonlarından türetilen yedi insan MS vaka-kontrol ekspresyon datasetinde düzensiz MS gen listesine yönlendirildi. Bu aşamada, düzensiz MS genlerinin aşama 1 ve 2'de tanımlanan 15 MS risk yolaklarının 10'unda belirgin şekilde arttığını buldular.

Daha önceki kanıtlar, genlerin % 17-30'unun bireysel etnik popülasyonlar arasında farklı şekilde eksprese edildiğini gösteriyordu. Araştırmacılar, Çinli MS hastalarında MS genlerinin potansiyel bozulmasını daha ayrıntılı bir şekilde doğrulamak için, Çin MS'ten gelen gen ekspresyonu veri setlerini kullanarak, 132 MS hastası ve 76 sağlıklı kontrolde, bu 10 MS risk yolağında 42 MS geninin potansiyel yukarı ve aşağı regülasyonunu belirlemek için gerçek zamanlı PCR kullandılar. Daha sonra sağlıklı kontroller ile karşılaştırıldıklarında, Çinli MS hastalarında, faklı olarak eksprese edilen 31 gen tanımladılar. Dahası, bu genlerin 28'inde ekpresyon şablonlarının, beyaz ırktan MS hastalarından elde edilenler ile uyumlu olduğunu, fakat 14 genin bu gruptan farklı olduğunu gördüler.

Araştırmacılar elde ettikleri bu bulguların, hastaların genetik mirasına göre tedavi seçeneklerini belirlemede önemli olabileceğine dikkat çektiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Liu et al. Multiple sclerosis risk pathways differ in Caucasian and Chinese populations, Journal of Neuroimmunology 307 (2017) 63–68.

Klinik İzole Sendromdan MS’e Geçişi Tahmin Etmek

19 Haziran 2017

MRG kullanılmaya başladığından beri, multipl sklerozun (MS) erken ve kesin teşhisi üzerinde büyük bir etkiye sahip oldu ve 2010 tanı kriterleri bile tek bir ataktan hemen sonra MRG bulguları ile MS tanısı konulmasına izin vermektedir. Klinik olarak izole sendrom olan hastalarda, MR görüntülemesinden bağımsız olarak, başka birçok klinik belirteçin MS ile ilişkili olarak artmış gösterdiği rapor edilmiştir, ancak, mevcut tanı kriterlerine nu belirteçleri eklemenin yararlılığı değerlendirilmemiştir.

İtalya merkezli yapılan yeni bir çalışmada, çoklu biyolojik belirteçlerin, gerçek yaşamdaki klinik uygulamada klinik izole sendromlu hastalarda MS tahmini açısından kullanılabilirliği test edildi. Çalışmada, 2000 ve 2013 yılları arasında kliniğe başvuran klinik izole sendromlu hastalar geriye dönük olarak incelendi. Temel klinik, MRG, nörofizyolojik ve beyin omurilik sıvısı (BOS) verileri değerlendirildi. Ortalama 7,2 yıllık takip sırasında, 243 katılımcının 127'si (ortalama yaş: 31.6) MS geliştirdi. MRG kriterlerine göre düzeltilmiş Cox orantısal risk modelleri sonucunda, başlangıç ​​yaşı, T1 lezyon sayısı ve BOS oligoklonal bantların varlığı, 2 ve 5. yılda MS gelişme riskini önemli ölçüde öngördü. Birden fazla biyolojik göstergenin kullanılması, 2 yıl içinde% 29 (P <.001) ve 5 yılda% 30'a (P <.001)% 30 oranında yeniden sınıflandırmaya imkan verdi. Bu çalışma sonucuna göre MRG’nin yanı sıra birkaç biyolojik belirteçin eşzamanlı olarak eklenmesi, klinik izole sendromlu hastalarda MS gelişimi için risk derecelendirmesinde kullanılabilecek bir yöntemdir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Martinelli V, et al. Multiple biomarkers improve the prediction of multiple sclerosis in clinically isolated syndromes. Acta Neurol Scand. 2017 Apr 9. doi: 10.1111/ane.12761. [Epub ahead of print]

BOS NO Metabolit Seviyeleri ve Erken Dönem MS’te Bilişsel Bozukluk Arasındaki İlişki

31 Mayıs 2017

Bilişsel bozukluk, multipl sklerozun (MS) sıklıkla iş, okul devamlılığı ve diğer günlük yaşam aktiviteleri için bir engel oluşturan ve klinik izole veya radyolojik izole sendromlu hastalarda bile, hastalığın erken döneminde ortaya çıkabilen önemli bir klinik semptomudur. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, MS'te hem nöronal dejenerasyon hem de merkezi enflamasyonun, merkezi sinir sisteminde (MSS) nöropatolojik hasar oluşturduğunu önermektedir. MS ile ilişkili nörodejenerasyonda, oksidatif stres rol oynar. Daha önce yapılan bir çalışmada, NO'nun oksidan metabolitleri olan nitrit ve nitratın, MS'li hastaların beyin omurilik sıvılarında (BOS) yükseldiği gösterilmiştir. Fazla NO üretimi, MS ile ilişkili lezyon oluşumuna ve nöronal kayba neden olur. Japonya’dan araştırmacılar, MS'in erken safhasındaki nitrit - nitrat seviyeleri ile MSS hasarı arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için, erken evre hastalığı olan hastalarda bilişsel bozukluk ve BOS nitrit-nitrat seviyeleri arasındaki ilişkiyi araştırdılar.

Araştırmacılar çalışmalarına, 2010 McDonald kriterlerine göre relapsing-remitting MS tanısı alan toplam 23 hastayı dahil ettiler. Katılımcıların hepsi, klinik başlangıçlarından 2 yıl geçmiş ve en son kortikosteroid tedavisi veya akut alevlenme zamanından sonra 3 aydan uzun süredir remisyonda olan hastalardı. BOS örneklerinin toplanması sırasında hiç bir hasta hastalık modifiye edici tedavi almıyordu. Depresyon dahil olmak üzere diğer otoimmün veya psikiyatrik hastalıkları olan hastalar çalışmaya alınmadı. BOS nitrit-nitrat düzeyleri, bir nitrat / nitrit kolorimetrik test kiti kullanılarak protokole göre ölçüldü. Bilişsel işlev, Wechsler Adult Intelligence Scale, 3rd edition (WAIS-III), (WAIS-III) Japonca versiyonu kullanarak değerlendirildi. Sözel kavrama (VC), algısal organizasyon (PO), aktif hafıza (working memory - WM) ve işleme hızı (processing speed - PS) endeksleri, tam ölçekli IQ (FSIQ), sözlü IQ (VIQ) ve performans IQ (PIQ) puanları, kılavuzun standart talimatlarına göre 14 alt testten üretildi. Kılavuza göre, 80 puanın altında bir FSIQ Skoru sınırda veya anormal bilişsel işlev olarak tanımlandı.

Araştırmacılar 23 hastanın 9'unda (% 39) FSIQ’nun 80 puanın altında olduğunu buldular ve bunları bozulmuş biliş grubuna dahil ettiler. Kalan 14 hasta normal biliş grubuna alındı. Bozulmuş ve normal biliş grupları arasında yaş, eğitim, cinsiyet oranı, EDSS Skoru veya hastalık süresi bakımından anlamlı bir farklılık yoktu. Gruplar arasında BOS parametrelerinde de fark yoktu. IQ Skorları ve WAIS-III İndeks Skorları, bozulmuş biliş grubunda normal biliş grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. BOS nitrit-nitrat seviyeleri bozulmuş biliş grubunda normal biliş grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti ve VIQ ve PIQ skorları ile, diğer dört indeks gibi ters korelasyon gösteriyordu. Çoklu regresyon analizlerinde, PS'nin BOS nitrit-nitrat seviyeleri ile anlamlı korelasyona sahip olduğunu ortaya kondu. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Okada K, Kobata M, Sennari Y, et al. Levels of nitric oxide metabolites in cerebrospinal fluid correlate with cognitive impairment in early stage multiple sclerosis, J Neurol Neurosurg Psychiatry 2017 ;0:1–2.

Artmış MS riskiyle İlişkili Yeni Gen Etkileşimi Bulundu

22 Mayıs 2017

Amerika’dan bir grup araştırmacı, belirli iki genin varyantlarını taşıyan bir kişinin, multipl skleroz gelişme olasılığının neredeyse üç kat artabileceğini buldular. Bu varyantlardan bir tanesi daha önce MS ile ilişkili olan IL7R'de, diğeri ise daha önce hastalıkla ilişkilendirilmemiş bir gen olan DDX39B'de bulunuyor. Araştırmanın, MS'in ve muhtemelen diğer otoimmün hastalıkların gelişme riskini belirleyecek daha doğru testlerin geliştirilmesinin yolunu açabileceği düşünülüyor.

Multipl skleroz (MS), T hücrelerinin, merkezi sinir sistemindeki (MSS) nöronlara saldırdığı ve demiyelinizasyona ve nörolojik defisitlere yol açtığı bir otoimmün bozukluktur. MS, sıklıkla 20-50 yaş arasındaki genç yetişkinleri etkilemektedir ve özellikle kadınları daha sık etkilemektedir. MS riskinde artışa neden olan bir sürücü mutasyon,  IL7R ekzon 6'nın alternatif eklemlenmesiyle üretilen  interlökin-7 reseptör alfa zincir geninin çözünebilir bir formudur (sIL7R).

Araştırmacılar, RNA helikaz DDX39B'nin bu eksonun güçlü bir aktivatörü olduğunu ve dolayısıyla sIL7R'nin bir baskılayıcısı olduğunu tespit ettiler ve DDX39B'nin MS riski ile kuvvetli genetik ilişkisini olduğunu buldular. DDX39B'nin 5 'UTR'sindeki bir genetik varyantın, DDX39B mRNA'larının translasyonunu azalttığını ve MS riskini arttırdığını gösterdiler. Bu DDX39B varyantı, IL7R ekson 6'da allelik varyantlarla güçlü genetik ve fonksiyonel epistaz gösteriyordu.

Araştırmacılar, bir kişinin genetik kodunda DDX39B ve IL7R genlerinde bulunan iki belirli DNA varyantının bulunması durumunda, etkileşimlerinin, sIL7R’nin fazla üretimine neden olduğunu buldular. Bu proteinin vücudun bağışıklık sistemi ile olan etkileşimleri MS’te önemli fakat tam olarak anlaşılamamış bir rol oynuyordu. Araştırmacılar elde ettikleri verilerin, MS’in daha erken ve daha doğru tanılanmasına izin verecek testler hazırlamak ve MS ve belki diğer otoimmün bozukluklar ile savaşmak için tedavi araçlarını genişletmekte faydalı olabileceğini belirtiyorlar. Sağlık hizmeti sunucularının, daha sağlıklı risk ölçümleriyle, aile geçmişi olan MS hastalarını veya başka şüpheli belirtileri tarayabileceklerini ve belirli genotipleri olanları daha uyanık olmaya itebileceklerine dikkat çekiyorlar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

G. Galarza-Muñoz et al. Human Epistatic Interaction Controls IL7R Splicing and Increases Multiple Sclerosis Risk. Cell, 2017; 169 (1): 72

Artmış MS Riskiyle İlişkili Yeni Gen Etkileşimi Bulundu

15 Mayıs 2017

Amerika’dan bir grup araştırmacı, belirli iki genin varyantlarını taşıyan bir kişinin, multipl skleroz gelişme olasılığının neredeyse üç kat artabileceğini buldular. Bu varyantlardan bir tanesi daha önce MS ile ilişkili olan IL7R'de, diğeri ise daha önce hastalıkla ilişkilendirilmemiş bir gen olan DDX39B'de bulunuyor. Araştırmanın, MS'in ve muhtemelen diğer otoimmün hastalıkların gelişme riskini belirleyecek daha doğru testlerin geliştirilmesinin yolunu açabileceği düşünülüyor. Multipl skleroz (MS), T hücrelerinin, merkezi sinir sistemindeki (MSS) nöronlara saldırdığı ve demiyelinizasyona ve nörolojik defisitlere yol açtığı bir otoimmün bozukluktur. MS, sıklıkla 20-50 yaş arasındaki genç yetişkinleri etkilemektedir ve özellikle kadınları daha sık etkilemektedir. MS riskinde artışa neden olan bir sürücü mutasyon, IL7R ekzon 6'nın alternatif eklemlenmesiyle üretilen  interlökin-7 reseptör alfa zincir geninin çözünebilir bir formudur (sIL7R).

Araştırmacılar, RNA helikaz DDX39B'nin bu eksonun güçlü bir aktivatörü olduğunu ve dolayısıyla sIL7R'nin bir baskılayıcısı olduğunu tespit ettiler ve DDX39B'nin MS riski ile kuvvetli genetik ilişkisini olduğunu buldular. DDX39B'nin 5 'UTR'sindeki bir genetik varyantın, DDX39B mRNA'larının translasyonunu azalttığını ve MS riskini arttırdığını gösterdiler. Bu DDX39B varyantı, IL7R ekson 6'da allelik varyantlarla güçlü genetik ve fonksiyonel epistaz gösteriyordu. Araştırmacılar, bir kişinin genetik kodunda DDX39B ve IL7R genlerinde bulunan iki belirli DNA varyantının bulunması durumunda, etkileşimlerinin, sIL7R’nin fazla üretimine neden olduğunu buldular. Bu proteinin vücudun bağışıklık sistemi ile olan etkileşimleri MS’te önemli fakat tam olarak anlaşılamamış bir rol oynuyordu.

Araştırmacılar elde ettikleri verilerin, MS’in daha erken ve daha doğru tanılanmasına izin verecek testler hazırlamak ve MS ve belki diğer otoimmün bozukluklar ile savaşmak için tedavi araçlarını genişletmekte faydalı olabileceğini belirtiyorlar. Sağlık hizmeti sunucularının, daha sağlıklı risk ölçümleriyle, aile geçmişi olan MS hastalarını veya başka şüpheli belirtileri tarayabileceklerini ve belirli genotipleri olanları daha uyanık olmaya itebileceklerine dikkat çekiyorlar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

G. Galarza-Muñoz et al. Human Epistatic Interaction Controls IL7R Splicing and Increases Multiple Sclerosis Risk. Cell, 2017; 169 (1): 72

MS’de Kognitif Fonksiyonların Değerlendirmesi

15 Mayıs 2017

Kognitif bozukluk multipl sklerozda (MS) yaygın olarak gözlenen ve iş durumu ile birlikte yaşam kalitesini etkileyen önemli bir sorundur. Kognitif gerileme için risk faktörleri konusunda çeşitli hipotezler üretilmiş olsa da bunları net olarak belirlemek için büyük hasta gruplarında yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır. Şu anda, kognitif işlev için MS onaylı uzaktan değerlendirme mevcut değildir. MS'de geniş uzaktan bilişsel işlev araştırmalarının fizibilitesini belirleme çalışmaları yayınlanmamıştır. Bu sebeple uzaktan yapılacak çalışmalarla büyük kitlelere ulaşmak mümkün olabilir.

MS hastalarının uzaktan kognitif çalışmalara katılıp katılmayacağını belirlemek amacıyla ABD merkezli bir fizibilite çalışması yapıldı. Yöntem olarak sağlıklı yaşlı popülasyonlarda kognitif işlev için önceden onaylanmış bir telefon değerlendirmesi olan “Modified Telephone Interview for Cognitive Status” (TICS-M) kullanıldı. Bu bir fizibilite çalışması olduğu için katılım oranlarını etkileyen faktörler incelendi. Olguların MS risk faktörleri ile TICS-M skoru ve olgular ile kontroller arasındaki puan farkları arasındaki ilişki de araştırıldı. Doğrusal ve lojistik regresyon modelleri kullanıldı.

Çalışmaya katılmaya uygun bulunan MS hastalarının % 11.5'i kognitif testlere katılmadı. Düşük eğitim durumu olan bireylerin ve kadınların daha fazla reddetme ihtimali olduğu görüldü (p <0.001). Testi tamamlayan vakalar, katılmayan olgulara kıyasla, algılanan kognitif eksiklik açısından farklılık göstermedi. Daha şiddetli hastalık, sigara içimi ve erkek olmak, olgular arasında daha düşük TICS-M skoruyla ilişkili olarak bulundu (p <0.001). TICS-M skoru, kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha düşüktü (p = 0.007). Elde edilen sonuçlar, MS'de geniş epidemiyolojik çalışmalar yürütmek için uzaktan idare edilen bir kognitif değerlendirmenin oldukça uygulanabilir olduğunu göstermektedir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

George MF et al. Feasibility study for remote assessment of cognitive function in multiple sclerosis. J Neurol Neuromedicine. 2016;1(8):10-18.

MS’de Progresyon ve Sigara İlişkisi

30 Mart 2017

Sigara şimdiye kadar birçok hastalıkta önemli bir risk faktörü olarak kanıtlanmıştır. Bunlardan biri de multipl sklerozdur. Tekrarlayan düzelen MS (RRMS) hastalarında sigara içimi ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişki tanımlanmıştır. Bununla birlikte, sigaranın progresif MS'te hastalık ilerlemesine etkisi hakkında daha az bilgi mevcuttur.

İngiltere merkezli yapılan bir çalışmada primer progresif MS'de (PPMS) sigara içimi ve engellilik birikimi arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışmanın sonuçları geçtiğimiz günlerde European Journal of Neurology dergisinde yayınlandı.

Çalışmada inceleme yöntemi olarak sigara kullanımının Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) 4 ve 6'ya ulaşmasının yanı sıra PPMS'li hastalarda EDSS 4'ten 6'ya kadar geçen süre üzerindeki etkisini araştırmak için Kaplan-Meier sağkalım analizleri ve Cox orantısal tehlike modeli kullanıldı .

Çalışmaya PPMS tanılı ve sigara içme öyküsü olan 416 hasta dahil edildi. EDSS 4'e kadar geçen süre sigara içenlerde 4 yıl, sigara içmeyen kişilerde ise 5 yıl olarak hesaplandı (P = 0.27) EDSS’nin 6’ya ulaşması ise hem sigara içenlerde ve hiç sigara içmeyen kişilerde 9 yıl idi (P = 0.48). Sigara içenler, EDSS 4 ve 6'ya progresyon veya EDSS 4'ten 6'ya daha hızlı ilerleme açısından herhangi bir risk altında değildi. Hastalığın başlangıcındaki yaş, EDSS 4 ve 6'ya ve EDSS 4'ten 6'ya hızlı ilerleme için en güçlü risk faktörü olarak bulundu.

416 hastalık büyük ve iyi karakterize edilmiş nüfus tabanlı PPMS kohortu üzerinde yapılan bu araştırmanın sonuçları, sigara içilmesinin PPMS'deki sakatlık birikimini etkilemediğini düşündürmektedir. Elde edilen bu bulgular, PPMS'in, tekrarlayan düzelen MS’e göre altta başka patolojik mekanizmalara sahip olduğunu desteklemektedir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Javizian O, et al. Smoking does not influence disability accumulation in primary progressive multiple sclerosis. Eur J Neurol. 2017 Feb 26. doi: 10.1111/ene.13262. [Epub ahead of print]

Multipl Skleroz ve Hava Kirliliği Maruziyeti Arasındaki İlişki

30 Mart 2017

Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre, hava kirliliği yılda 3 milyondan fazla kişinin ölümünden sorumludur. Hava kirleticilerine maruz kalındığından başlıca ölüm nedenleri olarak solunum ve kardiyovasküler hastalıklar dikkat çekmektedir ancak son zamanlarda hava kirleticilerinin merkezi sinir sistemi üzerindeki etkileri bir dünya sağlık sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Son 20 yılda, nörodejeneratif hastalıklar ile çevresel maruziyetler, özellikle de hava kirliliği arasındaki bir ilişki olduğu fark edilmiştir, fakat bu çevresel faktörlerin multipl skleroz (MS) patogenezindeki rolü ve önemi henüz kapsamlı olarak değerlendirilmemiştir. Bununla birlikte, var olan yeni kanıtlar, enflamatuvar faktörlerin ekspresyonu, serbest radikallerin aşırı üretimi, kan beyin bariyerinin (BBB) ​​bozulması, nöroenflamasyon, D vitamini eksikliği ve mitokondriyal disfonksiyon gibi MS patogenezinde rol alan başlıca mekanizmaların, hava kirleticilerine maruz kalma nedeniyle oluşabileceğini göstermektedir.

Hava kirleticilerine maruz kalmanın, enflamatuar oksidatif kaskadları indükleyen destrüktif mekanizmaları, immünolojik self- toleransın azalmasını ve beyin otoimmünitesine yol açabilen nörodejenerasyonu başlatabildiği, prospektif bir hipotez önerilmektedir. Yüksek hava kirliliği seviyelerine kronik olarak maruz kalma, proinflamatuvar faktörlerin salgılanmasına ve beyin hücreleri dolaşım sistemi yoluyla reaktif oksijen türlerinin gelişimine neden olur. MSS enflamasyonu, kan beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulması ve beyindeki otoantikorların önemli miktarda artması, özellikle lipopolisakkarit (LPS)-partiküler madde (PM) ve PM ile hava kirleticilerine maruz kalma durumunda ortaya çıkan ve nöroinflamasyon ve nörodejenerasyona yol açan en önemli olaylardır. MS patogenezi, hava kirleticilerine maruz kalmanın katkıda bulunduğu enflamatuvar yan etkilerle önemli benzerliklere sahiptir. Hava kirliliğine maruz kalma, beyin otoimmünitesine katkıda bulunabilen bir enflamatuvar, oksidatif ve immünolojik geribildirim ağı oluşturabilir. Endüstriyel ve trafik hava kirleticileri, son 20 yılda İsfahan ve Tahran gibi kirli mega kentlerde, MS prevalansını artmasının ana ipuçlarından biri olabilir. Bu nedenle, hava kirliliğinin yüksek olduğu bölgelerde artan MS oranındaki rasyonel nedenlerden biri olarak, hava kirleticileri maruziyetini hesaba katmak mümkündür.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Sayed Esmaeil Mousavi, Pouria Heydarpour, Jacques Reis, Masoud Amiri, Mohammad Ali Sahraian. Multiple sclerosis and air pollution exposure: Mechanisms toward brain autoimmunity, Medical Hypotheses 100 (2017) 23–30.

MS’li Gençlerde Yürüyüş Özellikleri

11 Mart 2017

Multipl skleroz, merkezi sinir sisteminin progresif otoimmün bir hastalığıdır. Genellikle orta yaşlı erişkinlerde görülen bu hastalığın 18 yaşından önce görülmesi genellikle nadirdir. Bununla birlikte, literatür incelendiği zaman son on yılda daha fazla vaka bildirildiği görülüyor.

ABD merkezli yapılan bir çalışma ile multipl sklerozlu 24 ergende (12 kız, 12 erkek) yürüme özellikleri araştırıldı. Araştırılan gruptaki ortalama hastalık süresi 20.4 (S.D = 24.9) ay ve yaş ortalaması 15.5 (S.D = 1.1) yıl idi. Ortalama genişletilmiş özürlülük durumu skalası (EDSS) skoru, minimal özürlülük düzeyinde, 1.7 (S.D = 0.7) idi. Elde edilen sonuçlar, yaşları benzer sağlıklı ergenlerin yürüyüş zamanı ve yürüme hızı değişkenlik indeksi değeri ile karşılaştırıldı.

Multipl sklerozlu ergenler, yaşa uygun sağlıklı kontrollere kıyasla daha geniş bir taban desteği ile daha yavaş yürüdü. Ayrıca, yürüyüş türevi değişkenlik indeksi, sağlıklı ergenlerin değerlerine kıyasla multipl skleroz grubunda daha düşüktü. Multipl sklerozlu ergenlerde bu değer 85.4 (S.D = 8.1) iken sağlıklı grupta ise 96.5 (S.D = 7.4) olarak hesaplandı.

Multipl sklerozlu ergenlerin yürüyüş parametrelerini incelendiğinde yaşıtlarına göre bir gerileme olduğu görülüyor. Klinik açıdan, elde edilen bu veriler ışığında nispeten genç nüfusta yürüme disfonksiyonunun yönetiminin iyileştirilmesi üzerinde çalışılmalıdır.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kalron A et al. Gait Characteristics in Adolescents With Multiple Sclerosis. Pediatr Neurol. 2016 Dec 22. pii: S0887-8994(16)30723-8.

Obezite ve MS İlişkisi

06 Mart 2017

Multipl skleroz (MS) genetik ve çevresel risk faktörlerine sahip otoimmün bir hastalıktır. Son yıllardaki araştırmalar, çocukluk ve ergenlik çağındaki obezitenin MS riskini ikiye katladığını göstermiş olsa da, bu ilişki obezitenin nedensel etkilerinden ziyade ölçülmemiş farklı durumlardan kaynaklanıyor olabilir.

ABD’deki California Üniversitesi’nde görev yapan bir grup araştırmacı, vücut kütle indeksinin (BMI), MS'e yatkınlık üzerindeki nedensel etkisini tahmin etmek için ayrı örneklem Mendel randomizasyonu kullandıkları bir çalışma yaptılar. Çalışma kapsamında Kuzey Kaliforniya'daki Kaiser Permanente Medikal Bakım Planı’ndaki (KPNC) (2006-2014; MS 1.104 ve 10.536 kontrol) Hispanik dışı beyaz üyelerden gelen veriler ve İsveç'teki bir çoğaltma (MS'in Epidemiyolojik Araştırması (EIMS) ve 2005-2013 Genler ve Ortam ve MS (GEMS) çalışmalarındaki, 5.133 MS vakası ve 4.718 kontrol) verileri kullanıldı. Önceden vücut kitle indeksini öngörmek için daha önceden oluşturulmuş 97 varyant kullanılan ağırlıklı bir genetik risk skoru oluşturuldu.

Sonuçlar, doğum yılı, cinsiyet, eğitim, sigara içimi, soy ve genetik prediktörlere göre düzeltildi. KPNC ve İsveç veri kümelerindeki tahminler, genetik olarak indüklenen vücut kitle indeksinin yüksek MS'e duyarlılığını öngördüğünü öne sürdü (KPNC örneği için odds oranı = 1.13,% 95 güven aralığı: 1.04, 1.22; İsveç örneği için odds oranı = 1.09,% 95 güven aralığı: 1.03, 1.15).

Bu bulgular, mekanizması halen bilinmemekle birlikte, artmış vücut kitle indeksinin MS'e karşı duyarlılığına ilk etapta nedensel bir etkisini desteklemektedir. Hem obezite hem de MS hastalık sürecini karakterize eden inflamatuar yolaklar üzerinde bir rol olduğu düşünülebilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Gianfrancesco MA et al. Causal Effect of Genetic Variants Associated With Body Mass Index on Multiple Sclerosis Susceptibility. Am J Epidemiol. 2017 Jan 9. doi: 10.1093/aje/kww120.

Pediyatrik MS’te Puberte ve Obezitenin Etkileri Neler?

23 Şubat 2017

Puberte ve artmış vücut kitle indeksinin (VKİ), multiple skleroz (MS) riskine katkıda bulunduğuna dair kanıtlar mevcuttur. Pediatrik MS'de, 11 yaş civarında başlangıç yaşı ile birlikte artmış kız/erkek cinsiyet oranı, MS'in başlamasında ergenlik döneminin bir dönüm noktası olduğunu düşündürmektedir. Sağlıklı kadınlarla karşılaştırıldığında, yetişkin yaş başlangıçlı MS'li kadınlarda erken menarşın daha sık olduğu gösterilmiştir. Bu da ergenlik dönemindeki hormonal değişikliklerin, erken MS patogenetik mekanizmalarını etkileyebileceğini düşündürmektedir. Pubertal dönemin, EBV / enfeksiyöz mononükleoz maruziyeti, yaşanılan yer, güneş ışığına maruz kalma ve D vitemin eksikliği gibi MS gelişiminde rol oynadığı bilinen çevresel risk faktörlerine maruz kalmada kritik bir dönem olduğuna işaret eden kanıtlar vardır.

Daha önce yapılmış çalışmalar, menarşa ulaşmanın, akut demiyelinizan sendromlu kızlarda MS riskini arttırdığını ve ergenlik döneminde kızlarda relaps oranının arttığını göstermektedir. Yapılan başka bir çalışmada ise, menarş yaşındaki her bir yıl artışın MS semptomlarının ilk görüldüğü zamanı 1,16 yıl arttırdığı raporlanmıştır.

Ergenlik dönemindeki obezitenin, yetişkinlerde daha yüksek MS riskiyle ilişkili olduğuna dair artan kanıtlar vardır. Çocuklarda yapılan bir çalışmada, kızlarda obezitenin etkisi bulunmuş fakat erkek çocuklarda herhangi bir etki tespit edilememiştir.

Amerika’dan bir grup bilim insanı, VKİ ve pubertal ölçümlerin, pediyatrik MS'in başlangıç yaşı ve hastalık riski üzerindeki etkisini anlamak amacıyla bir vaka-kontrol çalışması yaptılar. Aynı merkezlerden MS tanılı ya da MS tanısı olmayan, çok merkezli bir ABD'li çocuk kohortunda, menarş yaşı, pubertal evrelendirme ve VKİ'nin MS riski ve başlangıç ​​yaşına olan etkilerini araştırdılar.

Araştırmacılar çalışmalarına 14 farklı merkezden 254 (% 63 kız) MS olgusunu ve 420 kişilik (% 49 kız) kontrol grubunu dahil ettiler. Cinsiyet ve yaşa göre sınıflandırılmış VKİ yüzdelerini, kontroller için kayıt sırasında ölçülen ve MS vakaları için hastalık başlangıcından sonraki 1 yıl içindeki boy ve kilo değerlerinin CDC büyüme çizelgelerini kullanarak hesapladılar.

Araştırmacılar, kızların yalnızca % 11'i ve erkeklerin % 15'inin, MS başlangıcında, prepubertal dönemde (Tanner evre I)  olduklarını gördüler. Kızların % 80'inde menarş sonrası MS başladığını gözlemlediler. VKİ persantilleri, MS hastalarında kontrollere göre daha yüksekti. Postpubertal kız ve erkek çocuklarda VKİ çok değişkenli modellerde MS oranları ile ilişkili bulundu. Menarş sonrası MS başlangıcı olan kızlarda,  daha yüksek VKİ, hastalığın daha genç yaşta ortaya çıkması ile ilişkili bulundu. Daha erken yaştaki menarş, mediasyon ve interaksiyon analizlerinde VKİ’nin daha güçlü etkileri ile ilişkiliydi. Pubertal ve postpubertal erkek çocukların % 89'u obez ya da aşırı kiloluydu ve daha erken cinsel olgunluk daha erken yaşta MS başlangıcı ile ilişkili bulundu.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Chitnis et al. Distinct effects of obesity and puberty on risk and age at onset of pediatric MS, Annals of Clinical and Translational Neurology 2016; 3(12): 897–907

Düzenli Egzersizle MS Riski Azalmıyor

11 Ocak 2017

Yıllardır düzenli egzersiz yapmanın MS oluşum riskini azaltabileceği konuşulmaktaydı. Bu hipotezin doğruluğunu test etmek için Harvard Üniversitesi’nde görev yapan bir grup bilim insanı bir araştırma yaptılar.

Ekip, geçmişte iki farklı sağlık çalışmasına katılan 193.000'den fazla kadının verisini değerlendirdi. Bu bireyler 1976'dan başlayarak 20 yıl boyunca takip edildi. Her kadın mevcut fiziksel aktivite seviyeleri hakkında ayrıntılı anketler doldurdu. 20 yıl boyunca toplamda 341 kadında MS vakası izlendi.

Veriler harmanlandıktan sonra, araştırmacılar her bir bireyin haftada bir gerçekleştirdiği egzersiz saatlerini ve ne tür egzersiz yaptıklarını hesapladı. Grup, etnik köken, yaş, sigara içme, 15 yaşındayken ikamet yeri, 18 yaşında vücut kitle indeksi ve vitamin D takviyesi alımı için sonuçları düzenledi.

Analiz tamamlandıktan sonra veriler, beklentinin aksine egzersizin MS görünümüyle herhangi bir şekilde ilişkili olmadığını gösterdi.

Baş araştırmacı "Genel olarak, herhangi bir yaş ve MS'de tutarlı bir egzersiz ilişkisi yoktu, egzersizin hastalığı olan insanlar için yararlı olduğu gösterildi, ancak egzersizin MS geliştirme riskine karşı korunması olasılığı düşük görünüyor" dedi.

"Fiziksel aktivitenin genel sağlığa olan faydaları göz önüne alındığında, MS'li kişilerin fiziksel aktivitesinin bir miktar fayda sağlayabileceğini düşündüren yeni çalışmalara ek olarak, çalışma hipotezimiz fiziksel aktivitenin MS riskinde azalmayla ilişkili olacağıydı. Şu an için MS için farklı bir çalışma planımız yok ancak gelecekte MS hastalarında sağlıklı yaşamı geliştirme ve yaşam kalitesini yükseltme konusunda fiziksel aktivitenin rolünü daha iyi anlamak için zaman ve para harcayacağız".

MS ve ilgili risk faktörleri hakkında daha fazla şey öğrenilmesi gerekiyor. Kuşkusuz daha fazla araştırma bu zayıflatıcı durumun önlenmesi için gerekli önerileri oluşturabilecektir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Dorans KS et al. Physical activity and the incidence of multiple sclerosis. Neurology October 25, 2016 vol. 87 no. 17 1770-1776

MS’de T Hücrelerini Aktifleştiren Sinyal

05 Ocak 2017

Multipl skleroz, vücudun bağışıklık sisteminin hastanın kendi hücrelerine saldırdığı otoimmün bir hastalıktır. Temel olarak sinir hücrelerini saran miyelin kılıfı hedeftedir. Myelin, sinir yollarını korur ve bu nedenle sinir hücrelerinin bilgi iletme kabiliyeti için gereklidir. Yakın tarihli bir araştırmada, interlökin 6 (IL-6) olarak bilinen bir maddenin, T hücrelerini merkezi sinir sistemindeki miyelin kılıflarına hasar vermeye yönlendirmesinde önemli bir rol oynadığını gösterdi.

Vücudun hangi bölgelerinin T hücreleri tarafından hedefleneceği ve oluşacak etkiler çeşitli faktörlere bağlıdır. Geçmişte yapılan bir çalışmada, interlökin 6 (IL-6) olarak bilinen bir maddenin, T hücrelerini merkezi sinir sistemindeki miyelin kılıflarına hasar vermeye yönlendirmesinde önemli bir rol oynadığı gösterildi. T hücreleri, belirli bir tür dendritik hücrelerle karşılaştıkları lenf nodlarında patojen hale getirilir. Dendritik hücrelerden alınan sinyaller, vücudun diğer bölgelerinde bağışıklık reaksiyonlarını tetiklemek için harekete geçirir. Virüs ve bakteri gibi yabancı antijenler olduğunda dokudan çıkarılacağı için yararlıdır. Bununla birlikte, patojenik T hücreleri otoantijenleri myelin kılıfı gibi vücudun kendi elemanlarını hedeflediğinde, bu T hücreleri otoimmün bir hastalığa neden olur.

Daha önce, dendritik hücrelerin IL-6'yı T hücrelerine iki şekilde ilettiği biliniyordu. Birincisi, iletici maddeleri çevrelerine salabilirler. Moleküller çözünür ve dendritik hücrenin yakınında bulut oluştururlar. İkincisi, trans-sinyalleşme olarak bilinen bir süreçte, çözünür IL-6 ve çözünür IL-6 reseptörü birleşerek bazı hücrelerde bir sinyali tetikleyebilen bir kompleks oluşturabilir. Araştırmacılar her iki durumdaki T hücrelerindeki değişimin tetiklenmediğini keşfettiler. Bunun yerine, üçüncü bir yol belirlediler: IL-6, dendritik hücrelerin hücre yüzeyinde de görüntülenebilir ve dolayısıyla doğrudan T hücrelerine sunulabilir. Bu "üçüncü" IL-6 sinyal modunu diğerlerinden ayıran şey, T hücresinin dendritik hücreden IL-6 sinyallerini neredeyse diğer sinyallerle aynı anda almasıdır. Bu zamansal yakınlık muhtemelen T hücresinin hedef antijene saldırmada oldukça agresif ve etkili hale gelmesine neden olur.

Çeşitli kronik inflamatuar otoimmün hastalıkların tedavisi için araştırma yapan ekipler bugün halihazırda IL-6 ve patojenik T hücreleri arasındaki bağlantıyı kullanıyorlar. Bu, yalnızca multipl skleroz için değil, aynı zamanda bağışıklık sistemindeki hataların neden olduğu başka bir durum olan romatoid artrit için de geçerlidir. MS için de IL-6 sinyal yolağının inhibisyonu ile başarılı sonuçlar elde etmek mümkün olabilir. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Heink S et al. Trans-presentation of IL-6 by dendritic cells is required for the priming of pathogenic TH17 cells. Nature Immunology, 2016; DOI: 10.1038/ni.3632

MS’de Kognisyon Rezervi

30 Aralık 2016

MS'li hastalarda kognitif bozuklukların yaygın olduğu ve en yaygın açıkların yavaş bilgi işlemeyi ve öğrenme ve hafıza zorluklarını içerdiği bilinmektedir. Kimi araştırmacılar, beyin patolojisinin derecesi ile kognitif bozukluğun klinik belirtisi arasında doğrudan bir ilişki olmadığını ve kognitif rezerv bulunduğunu düşündüklerini belirttiler. Bu nedenle, çalışan hafızayı iyileştirmeye yönelik müdahaleler kognitif rezervin iyileştirilmesine ve kognitif düşüşe karşı eşzamanlı koruma sağlanmasına neden olabilirler.

Şimdiye kadar kognitif bozukluğu olan MS hastaları için çeşitli "beyin oyunları" geliştirilmiş, başarı dereceleri değişmiştir. Yapılan son çalışmada ise evde herhangi bir tablette yapılabilen Bilişsel Eğitim Seti (COGNI-TRAcK) kullanıldı. Minimal veya hafif kognitif bozukluğu olan 18 MS hastasını kayıt ettiler ve bunları 18 sağlıklı kontrol ile karşılaştırdılar.

Tüm hastalar 8 hafta boyunca evde COGNI-TRAcK kullandı. Araştırmacılar, Rao'nun Nöropsikolojik Testlerin Kısa Tekrarlanabilir Pilini kullanarak tedaviden önce ve sonra bilişsel durumu değerlendirdiler ve Paced Visual Serial Addition Test (PVSAT) sırasında fMRI aracılığıyla beyin aktivitesini değerlendirdiler.

Genel olarak, MS hastalarının puanları sağlıklı kontrollerden daha düşük kalmasına rağmen, uyarıcı eğitim programı ile MS hastalarının kognisyon puanlarını belirgin şekilde geliştirdiklerini buldular.

Müdahaleden sonra sol santral girus ve sağ inferior parietal lobül aktivitesi en fazla azaldı, ancak Brodmann'ın 40 bölgesi (BA40) kognitif eğitimden sonra hala aktifti. Araştırmacılara göre bu alan hastalarda kognitif rezervin çekirdeğini temsil edebilir. 

Araştırmacılar şu anda eğitim bittikten sonra bu etkilerin uzun süre devam edip etmediğini değerlendirmeye odaklandılar. İlk değerlendirmede gördükleri gibi, eğitim bittikten 2 ay sonrasına kadar faydalar devam ediyor. Bu beyin reorganizasyonunun ne kadar süre kalıcı olacağı ise halen araştırılıyor.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Bonzano L, et al "Brain reorganization following adaptive working load cognitive training in multiple sclerosis" SFN 2016; Abstract 353.01/HHH8.

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image