Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Grip Virüsünün Hızlı Bir Şekilde Tanınmasını Sağlayan Yeni Nano Biyosensör Geliştirildi

28 Nisan 2016

Hong Kong Politeknik Üniversitesi’den araştırmacılar grip virüsü ve diğer farklı virüsleri oldukça hızlı bir şekilde saptayabilen yeni bir nano biyosensör geliştirdiler.

Araştırmacılar üst enerji dönüşümü ışıldama (Upconversion luminescence) rezonans enerji transfer süreci olarak adlandırılan optik metottan faydalanarak ultra hassasiyette virüs tanıma özelliğine sahip bu biyosensörü ortaya koydular. Bu buluş basit operasyonel prosedürleri içermektedir. Bu biyosensör geleneksel klinik metotlara da göre 10 kat kadar daha kısa bir sürede test etme olanağı sağlamaktadır. Geleneksel metotlarla testin sonuçlanma süresi 1-3 gün iken bu buluş ile 2-3 saat kadar kısa bir süreye düşmektedir. Bu teknoloji aynı zamanda farklı virüslerin saptanmasında kullanılabilen düşük maliyetli, hızlı ve oldukça yüksek hassasiyette bir yöntemdir.

Geleneksel biyolojik metotlar, grip virüsünün saptanmasında RT-PCR ve ELİSA gibi immünolojide kullanılan genetik analizleri de içermektedir. RT-PCR oldukça pahalı ve zaman alıcı bir işlemdir. ELİSA’nın ise duyarlılığı daha düşüktür.

Araştırmacılar geliştirdikleri biyosensörün mıknatısın çekim gücü ile iki parçasının eşleşmesine benzer çalışan ışıma teknolojisine dayandığını belirttiler. DNA baz çiftlerinin tamamlayıcı doğası gereği üstenerjidönüşümü nanopartiküllerinin prob oligosunun ve altın nanopartiküller grip virüsü oligosunun adeta bir mıknatıs gibi birbirlerini çektiğini söylediler. Bu sürecin aynı zamanda oligo hibridizasyon olarak ta adlandırıldığını belirttiler.

Araştırmacılar başlangıçta üstenerjidönüşümü ışıldama rezonans enerji transferinden faydalanarak likit faz sistemi içerisinde ultra duyarlılıkta virüs tespiti sağladılar. Araştırmacılar bu ışıldama saptama metodunu solid faz “nanaporous” membran sisteminden faydalanarak daha da geliştirdiler. Nanaporous membran çok sayıda boş kanal içerdiğinden oligo hibridizasyon için daha fazla alan sağlıyordu. İnaktive virüs örneklerini kullanarak testin klinik olarak duyarlılığını likit faz sistemlere göre 10 kattan fazla arttırdılar.

Araştırmacılar ayrıca üst enerji dönüşümü ışıldama rezonans enerji transferi teknolojisinin üst enerji dönüşümü nanopartikül yakalama probunun modifiye edilmesi ile farklı tipteki virüslerin saptanmasına da olanak sağladığını belirttiler.

Araştırmacılar İnovasyon ve Teknoloji Destek Programı’nın desteği ile hızlı virüs saptanması için nano biyosensör geliştirme çalışmalarına devam edeceklerini ve birden fazla virüsü tek bir testte saptayabilmek için bir matriks geliştirmeyi hedeflediklerini belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

 The Hong Kong Polytechnic University. "Novel nano biosensor developed for rapid detection of flu virus." ScienceDaily. ScienceDaily, 14 March 2016. .

Yatan Hastaya Grip Aşısı, Kalp Krizi Riskini Azaltıyor

09 Eylül 2019

Yapılan yeni bir çalışmada herhangi bir nedenle ABD'de hastaneye yatırılan 30 milyona yakın yetişkinden, taburcu edilmeden önce grip aşısı olanların, yıl boyunca miyokard enfarktüsü geçirme olasılıklarının %9 daha az olduğu bulundu. New York'taki Icahn Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ABD’ndan Dr.Mariam Khandaker: “Çalışmanın asıl mesajı; grip aşısının miyokard enfarktüsü insidansını azaltmak için birincil önleme yöntemi olarak kullanılması gerektiğidir.” dedi. Khandaker, araştırmayı ACC 2019 Bilimsel Oturumu'nda sundu. Toronto Üniversitesi’nden Dr. Jacob A. Udell, Bu çalışmanın kuşkusuz potansiyeli olan gözlemsel bir çalışma olduğunu belirtti. Ancak, çalışmada hasta yaşı veya hastaneye yatırılma nedenleri gibi faktörler hakkında ayrıntılı bilgi verilmedi. Ek olarak, grip aşısı mevsimi dışında veya sırasında kabul edilen hastalar arasında ayrım yapılmadı. INVESTED çalışması olarak bilinen çalışma için “İnsanları grip aşısının kalp aşısı olabileceği konusunda ikna etmek için bir çalışma yürütüyoruz.” yorumu yapıldı.

Khandaker: "İnfluenza, dünya çapında hastalık ve ölümlerin önde gelen nedenlerinden biridir ve bazı öncül çalışmalar, influenza aşılı hastaların nispeten daha az miyokard enfarktüsü geçirdiğini göstermektedir." dedi. Çalışmacılardan Udell ise "Grip ve diğer enfeksiyonların, kalp yetmezliği, kalp hastalığı veya diğer kronik hastalığı olan bireylerde kararsız plak rüptürünü tetikleyebileceğini düşünüyoruz." dedi.

Khandaker ve çalışma arkadaşları, 2014 ABD Ulusal Yatan Hasta Örneği (NIS) veritabanından, o yıl boyunca Birleşik Devletler'deki bir hastaneye kabul edilen 29.763.704 yetişkin tanımladı. Bu hastaların %1,6'sı taburcu edilmeden önce grip aşısı alırlen, %98,4'ü almadı. 2014 yılında hastaneye kaldırıldıklarında grip aşısı olan hastaların o yıl miyokard enfarktüsü geçirme olasılığı aşı olmayanlara göre daha düşüktü (%3.4'e karşılık %4.4). Miyokard enfarktüsü geçirme riski, hastanede yatarken grip aşısı olmayan hastalarda yaş, cinsiyet, ırk / etnik köken, sosyoekonomik durum, sigorta kapsamı ve hastanenin yeri, büyüklüğü ve türü için ayarlamalar yapıldıktan sonra önemli ölçüde yüksek kaldı ( düzeltilmiş oran oranı, 0,91; %95 CI, 0,87-0,96).  Dört grip mevsimi boyunca yaklaşık 9300 hastayı kayda geçirecek olan yeni çalışma ise şu an üçüncü yılında ve sonuçların 2020'de rapor edilmesi bekleniyor.

Miyokard Enfarktüsü Sonrası Aşılamanın Koruyuculuğu da Araştırılıyor

Benzer şekilde, Kanada’daki McMaster Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen, kalp yetmezliği olan hastalarda Grip Aşısının Randomize Kontrollü Çalışması, influenza aşısının kontrolle karşılaştırıldığında etkili olup olmadığını test etmek için yapılan en büyük randomize çalışmadır. Bu çalışma, 10 ülkede (Çin, Hindistan, Kenya, Mozambik, Nijerya, Filipinler, Suudi Arabistan, Uganda, Birleşik Arap Emirlikleri ve Zambiya) kalp yetmezliği olan hastaları kayıt altına almakta ve her yıl grip aşısı ya da plasebo almaları için randomize etmektedir. Bu çalışmanın da nihai veri toplama işleminin aralık ayında yapılması bekleniyor. Ve son olarak, Miyokard İnfarktüsü Sonrası Grip aşısı (IAMI) çalışması, hastane içi influenza aşılamasının STEMI veya non-STEMI hastalarda ölüm ve kardiyovasküler sonuçlara etkisini değerlendirmek için bugüne kadar yapılmış en büyük randomize çalışmadır.

Çalışmanın, influenza aşısının, akut miyokard enfarktüsü sonrası ikincil önleme olarak etkinliği ile ilgili oldukça yararlı klinik veriler sağlaması beklenmektedir. Bu çalışma da Danimarka ve İsveç'te devam etmekte olup, üç grip mevsiminin kesin sonuçlarının Ağustos 2020'de açıklanması beklenmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü Önlenemez Bir Grip Salgınına Karşı Uyardı

26 Ağustos 2019

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yakın zamanda yaptığı açıklamada, dünyanın kaçınılmaz bir şekilde grip salgınıyla karşı karşıya kalacağını ve ciddi risklere yol açabilecek bu salgına hazırlıklı olunması gerektiğini söyledi. Viral hastalıklarla savaşmak ve potansiyel bir küresel salgının önüne geçmek için küresel bir planın ana hatlarını çizen WHO, bir sonraki grip salgınının "an meselesi" olduğunu söyledi. WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, "Grip salgını tehdidi her zaman mevcuttur, dikkatli ve hazırlıklı olmalıyız - büyük bir grip salgınınının maliyeti, gribi önleme maliyetinden çok daha ağır olacaktır." şeklinde konuştu.

Dünyadaki son grip salgını 2009 ve 2010 yıllarında dünyaya yayılan H1N1 virüsünden kaynaklanmıştır. Bu salgınla ilgili yapılan araştırmalar, dünya çapında beş kişiden en az birinin ilk yılda enfekte olduğunu ve ölüm oranının yüzde 0,02 olduğunu göstermiştir. Küresel sağlık uzmanları ve WHO, daha ölümcül bir grip virüsünün bir gün hayvanlardan insana sıçraması, yüz binlerce kişiyi enfekte etmesi riski olduğu konusunda uyardı.

Salgına Yönelik Planlar Yapılmalı

Grip virüsleri sürekli değişiyor ve dünya genelinde mevsimsel salgınlarda her yıl yaklaşık bir milyar insanı enfekte ediyor. Bu enfeksiyonların yaklaşık 3 ila 5 milyonu ciddi vakalardır, bu da 290.000 ila 650.000 arasında grip kaynaklı ölüme yol açmaktadır. Aşılar bazı vakaların önlenmesine yardımcı olabilir ve WHO özellikle sağlık bakımı alanında çalışanlar ve yaşlı, çok genç ve kronik hastalığı olan bireyler için yıllık aşılama önerisinde bulunmaktadır. Bugüne kadarki en kapsamlı WHO planı olarak tanımlanan plan, popülasyonları mevsimsel grip salgınlarından mümkün olduğu kadar koruyabilmenin yanı sıra bir salgına hazırlıklı olmaya yönelik önlemleri de içermektedir. WHO, ana hedefinin, bütün hükümetleri ulusal bir grip planı geliştirmeye ve daha etkili aşılar gibi gribin önlenmesi, tespit edilmesi, kontrol edilmesi ve tedavi edilmesine yönelik daha iyi araçlar geliştirmeye teşvik ederek dünya genelinde sürveyans ve müdahale kapasitelerinin ve antiviral ilaçların geliştirilmesi olduğunu söyledi.

İnfluenza Aşılarını Daha İyi Yapabilir Miyiz?

25 Temmuz 2019

İnfluenza virüsleri, özellikle de influenza A virüsleri, dünya çapında önemli derecede morbidite ve mortaliteye neden olmakta ve küresel sağlık için kalıcı bir tehdit oluşturmaktadır. Grip virüsleri, sırasıyla mevsimsel ve pandemik influenza olarak adlandırılan, farklı epidemiyolojik formlarda ortaya çıkan antijenik “drift” ve antijenik “şift” olarak adlandırılan iki farklı antijenik çeşitlilik mekanizmasına sahiptir.

Antijenik drift, viral hemaglutinin ve nöraminidaz genlerinde nokta mutasyonlarının birikmesinden kaynaklanan sürekli bir süreçtir. Bu süreç hem influenza A hem de B virüslerinde meydana gelir ve mevsimsel grip salgınlarından sorumludur. Çünkü bu mutasyonlar virüsün, önceki doğal maruziyet veya aşılamalar tarafından indüklenen bağışıklık korumasından kaçmasına izin verir. Mevsimsel grip salgınları her yıl düzenli bir şekilde ortaya çıkar. Ancak bunlar genellikle bir grip pandemisine göre halkın dikkatini daha az çekmektedir. Bununla birlikte, pandemiden daha fazla kümülatif morbidite ve mortaliteye neden olmuştur. Her yıl dünya genelinde 291.233 - 645.832 arasında insanın mevsimsel influenzaya bağlı solunum sorunları nedeniyle hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir.

Öte yandan antijenik şift, insan popülasyonunun büyük çoğunluğunun bağışıklığa sahip olmadığı yeni influenza A virüslerinin, bir hayvan kaynağından veya hayvan ve insan virüsleri arasındaki rekombinasyon yoluyla de novo olarak ortaya çıktığı öngörülemeyen bir olaydır. Bu yeni virüsler ayrıca insanlar arasında önemli şekilde yayılma kapasitesine sahip olduğundan, grip salgını ortaya çıkarabilmektedir. Son 100 yıl boyunca 1918, 1957, 1968 ve 2009 yıllarında dört grip salgını meydana gelmiştir.

Aşı Üretim Çizelgesi Esnekliği Azaltıyor

Grip önlenmesinin temel dayanağı aşılamadır. Mevcut influenza aşıları, özellikle “suş-spesifik” aşılama olarak adlandırılan tek bir influenza suşuna karşı koruma sağlamak üzere tasarlanmıştır. İnfluenza virüsü suşlarının drift eğilimi göz önüne alındığında, her mevsimsel salgın için maksimum koruma sağlamak amacıyla, her yıl gelecek sezonda dolaşıma girmesi öngörülen virüslere karşı grip aşıları geliştirilmelidir. Geçmiş veriler, mevsimsel grip aşısının hastaneye yatış ve grip kaynaklı ölümlerin sayısını azalttığını açık bir şekilde göstermektedir.

Amerika Birleşik Devletleri'nde kullanılan 2017-2018 mevsimsel grip aşısı, küçük çocuklar hariç çoğu insanda baskın viral suşa (influenza A H3N2) karşı bildirilen çok düşük ara etkililik ile karışık koruma dereceleri sunmuştur. Bu mevsimsel influenza aşısı etkililiği derecesi, kısmen aşının halka sunulmadan en az 6 ay önce aşı virüsü suşlarının seçilmesini gerektiren aşı üretim zaman çizelgesinden kaynaklanabilir. Grip aşısının büyük bir çoğunluğu virüsün yumurtalarda çoğaltılmasıyla üretildiği için, yaygın dağıtım için yeterli aşı üretmek için bu süreye ihtiyaç vardır. Bazı yıllarda, dolaşımdaki influenza suşları, bu 6 aylık zaman diliminde suş seçiminden üretimin tamamlanmasına kadar önemli ölçüde kaymaktadır.

Üretim süreci başlatıldığında, farklı bir suş ile sürece yeniden başlamak çok pratik değildir. Sonuçta, aşı virüsü ve dolaşımdaki virüs suşu arasında bir antijenik uyumsuzluk ortaya çıkmakta ve bu da düşük aşı etkinliğine neden olmaktadır. Bunların yanı sıra aşı etkinliğini etkileyen diğer faktörler de mevcuttur. Örneğin, 2017-2018 influenza mevsiminde, dolaşımdaki H3N2 virüslerinin, aşı üretim sürecinde kullanılan virüse antijenik olarak iyi uyduğu görülmüştür ve henüz ara raporlar, genel aşı etkinliğinin dolaşımdaki H3N2 virüslerine karşı sadece %25 olduğunu göstermektedir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Catharine I. Paules and Anthony S. Fauci. Influenza Vaccines: Good, But We Can Do Better, J Infect Dis. 2019 Jan 31.

Bir Sonraki Grip Pandemisini Tahmin Edebilir miyiz?

11 Temmuz 2019

Dünya çapında grip salgınları (pandemiler), influenza A virüslerinden kaynaklanmaktadır ve insanların bu virüse karşı koruyucu bağışıklık tepkileri yoktur. Günümüzde hangi influenza virüsü suşlarının bir salgına neden olabileceği tahmin edilememektedir.

Küresel grip salgınlarını belirleyen tüm faktörler (viral, insan, hayvan, genetik, immünolojik, epidemiyolojik ve çevresel) hakkındaki bilgiler ile yeni grip salgınları tahmin edilebilir ve bir dizi antijenik olarak farklı influenza virüsüne karşı koruyucu grip aşıları geliştirilebilir. İnfluenza virüslerini ve bunların konakçı ile etkileşimlerini anlamada ilerlemeler kaydedilmesine rağmen, bir virüsü pandemiyi başlatabilen bir virüs yapan spesifik özellikler hala bilinmiyor.

Sürveyans ve deneysel veriler, insan enfeksiyonu sayıları, var olan popülasyon bağışıklığı ve ilgili virüsün doğadaki prevelansı hakkındaki verilerle birlikte, Grip Riski Değerlendirme Aracı (IRAT; CDC tarafından geliştirilen) veya Grip Pandemik Risk Değerlendirmesi (TIPRA; WHO tarafından geliştirilen) ile de değerlendirilebilir. Farklı alt tiplerdeki birkaç yüksek ve düşük patojenik influenza virüsünün IRAT değerlendirmesi, en yüksek pandemik potansiyele ve 2013'te ortaya çıkan H7N9 virüslerine etki etmiştir. Deneysel testler ve hesaplamalı risk değerlendirmesi, karar vericilerin potansiyel olarak sınırlı olan önlemleri (örneğin, antiviraller) tahsis etmelerine yardımcı olabilecek dolaşımdaki virüslerin pandemik potansiyelini belirlemek için önemlidir. Bununla birlikte, deneysel virüs karakterizasyonu ve risk değerlendirmesi birkaç ay sürer ve akut bir pandemik salgının gerisinde kalır.

Yapılan yeni bir araştırmada, influenza virüslerinin salgın potansiyelini daha iyi değerlendirmek için ihtiyaç duyulacak bilgilerin bir kısmı özetlendi.

Veri Madenciliği

Araştırmacılar çalışmalarında; 

  • Memeli hücrelerinde insan tipi reseptörlere bağlanma veya verimli replikasyon sağlayan mutasyonları belirlemeye yönelik kapsamlı mutajenez çalışmaları, 
  • İnfluenza virüslerinin etkin şekilde bağlandığı sialiloligosakaritlerin kataloglanması, 
  • Naif ve enfekte olmuş veya aşılanmış hayvanlarda kapsamlı bulaş çalışmaları,
  • İnfluenza virüsü bulaş çalışmaları için yeni hayvan modelleri geliştirme,
  • Kanatlı hayvanlarda, domuzlarda ve Afrika ile Güney Amerika gibi belirli coğrafi bölgelerde influenza virüsü sürveyansını genişletme,
  • Pandemik suşların ortaya çıkmasını kolaylaştıracak çevresel faktörleri inceleme ve çevrimiçi sosyal ağlarda paylaşılan veri madenciliği için sağlam hesaplama araçları geliştirme

gibi konuların üzerinde odaklanılmasının önemini vurguladılar.

Bu verilerin bir kısmının ayrıca antijenik olarak çeşitli influenza virüslerine karşı koruma sağlayan influenza aşılarının geliştirilmesine yardımcı olabileceğini belirttiler. Bu tür bilgilerin, evrensel influenza aşılarının gelişimi için ek stratejiler önerebileceğini aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Gabriele Neumann, Yoshiro Kawaoka. Can We Predict The Next Influenza Pandemics? J Infect Dis. 2019 Jan 31.

Erişkinlerde İnvaziv Grup B Streptokok Enfeksiyonları Artıyor

05 Temmuz 2019

Gebe olmayan erişkinlerde istilacı Grup B Streptococcus (GBS) hastalığının halk sağlığı yükü önemli bir şekilde artmaya devam etmektedir. Görülme sıklığı erkekler, 65 yaş ve üstü olanlar ve siyahlar arasında en yüksek olup yaşla birlikte artmaktadır. Klindamisine dirençli izolatların yüzdesi de artış göstermektedir. 

Konunun araştırmacıları, "Gebe olmayan erişkinlerde GBS'deki artış, obezite ve diyabet gibi altta yatan koşulların artan prevalansına paralel ilerliyor." şeklinde açıkladılar. Araştırmacılar, Aktif Bakteriyel Çekirdek sürveyansı ile 21.250 hastayı içeren, 2008'den 2016'ya kadar istilacı GBS tespitinde bulunan popülasyon temelli bir çalışma yürüttüler. Bu süre zarfında, gebe olmayan yetişkinler arasında istilacı GBS insidansı, 2008'de 100.000 nüfus başına 8.1 vakadan anlamlı bir şekilde yükseldi. Araştırmacılar, "Bu çalışmanın odağı, istilacı GBS hastalığı ile sınırlıydı. Grup B Streptococcus, idrar yolu enfeksiyonları, invaziv olmayan cilt ve yumuşak doku enfeksiyonları ve zatürre de dahil olmak üzere önemli miktarda noninvaziv yüke neden oluyor.” yorumunda bulundular.

Doğru Antibiyotik Seçimi Önemli

GBS'nin antimikrobiyal direncindeki eğilimlerin farkındalığı, duyarlılık sonuçları bulunmadığında ve ampirik tedavi gerekli olduğunda önemlidir. Klindamisin direncinin, birinci basamak antimikrobiyal bir ajan olarak kabul edildiği cilt ve yumuşak doku enfeksiyonlarında (SSTI) direncin belirlenmesi özellikle klinik öneme sahiptir. GBS enfeksiyonlarını tanımlamak zor olabilir, zira GBS enfeksiyonlarını geliştirmek için olağandışı epidemiyolojik maruziyetlere gerek yoktur. Klinik sendromlar genellikle GBS'ye özgü olmadığı için, teşhise yardımcı olacak kültürleri toplamak kritik önem taşır. Klindamisine karşı artan direnç, klindamisinin, özellikle beta-laktam antibiyotiklere alerjisi olanlarda, SSTI'ler ve solunum yolu enfeksiyonları için yaygın bir ampirik tedavi olduğu için, β-laktamlar ve vankomisin hala genel olarak GBS tedavisi için güvenilir antibiyotiklerdir. İdeal olarak, bu klinik durumlarda ampirik tedavi, GBS'ye karşı özellikle bir β-laktam veya vankomisin gibi bir antibiyotik içermelidir, çünkü klindamisin ve makrolidler, mevcut dönemde güvenilir ajanlar değildir. Öte yandan, önceden bilinen herhangi bir ön koşulu bulunmayan bir hastanın steril alan kültüründe GBS'yi bulmak, hastanın tanınmayan diyabet veya diğer altta yatan koşullara sahip olabileceği konusunda bir ipucu olabilir.

Çalışmacılardan Barshak; "Serotip dağılımı ve antibiyotik direncindeki gelecekteki eğilimleri izlemek için sürmekte olan sürveyans garanti altına alınmıştır. Obezite ve diyabet gibi risk faktörlerini azaltmaya yönelik cildin bütünlüğünü korumaya ve optimal yara bakımı sağlamaya yönelik çabaların yanı sıra, doktorların bu konuda bilinçlendirilmesi GBS enfeksiyonlarını önleyecektir.” şeklinde sözlerini bitirmiştir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Epidemiology of Invasive Group B Streptococcal Infections Among Nonpregnant Adults in the United States, 2008-2016 Louise K. Francois Watkins, MD, MPH; Lesley McGee, PhD; Stephanie J. Schrag, DPhil

Yatan Hastaya Grip Aşısı Uygulaması Güvenli Mi?

14 Haziran 2019

Yeni ve geniş kapsamlı bir çalışmaya göre hastanede yatış sırasında grip aşısı olan hastalarda, aşı olmayan hastalardan daha fazla ateş ve benzeri semptomlar görülmediği gibi, ekstra doktor muayenesine de ihtiyaç duyulmuyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl grip aşısı olmaları önerilse de pek çok insan düzenli biçimde aşılarını olmamakta, doktorlar da hastanede yatmakta olan hastalarına ekstra komplikasyonlara yol açabileceği endişesiyle aşı önermekten çekinmektedirler.

Bu çalışmada üç ardışık grip sezonunda hastanede yatan 255.737 hastayı içeren toplam 290.149 kişi incelendi. Hastaların yaklaşık yarısı hastaneye yatmadan önce grip aşısı olmuşlardı. %16’sı ise hastanede yattığı süre içerisinde aşılandı. %27’lik bir grup hiç aşılanmazken, geri kalan hastalar da hastaneden çıktıktan sonra aşılandı.

Araştırmacılar, hastanede aşılanan grup ile diğer gruplar arasında yüksek ateş riski, tekrarlayan hastaneye yatış, taburcu olduktan sonraki 1 haftada poliklinik ziyareti gibi parametreler açısından anlamlı bir fark bulunmadığını gözlemlediler. Çalışmanın baş yazarı Sara Tartof, “Hastanede yatmakta olan kişi oldukça hassas bir sağlık durumu içerisindedir. Doktorlar da bu hassas durumdaki hastaların daha komplike hale gelmesinden çekinmektedirler. Ancak çalışmamız böyle bir endişeye gerek olmadığını gösterdi.” şeklinde konuştu.

Amerikan Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, 6 yaşından büyük tüm vatandaşlarına yılda bir kez, tercihen Ekim ayı sonunda grip aşısı olmalarını önermektedir. Ancak Amerikalıların ancak yarısı bu öneriyi dikkate almaktadır.

Toronto Üniversitesi’nden Dr. Kevin Schwartz “Yıllık grip aşısının, ciddi sağlık problemleri olanlar da dahil olmak üzere çoğu birey için güvenli ve iyi tolere edilen bir önlem olduğu çalışmalarla kanıtlanmıştır. Gripten ve ilişkili semptomplardan hem kendinizi hem de yakınlarınızı korumanın en etkin yolu aşıdır. Bu çalışma, hastanede yatan ve daha önce aşılanmamış olan hastaların hastanede aşılanabileceklerini hatırlatan güzel bir çalışmadır.” ifadelerinde bulundu.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Safety of Influenza Vaccination Administered During Hospitalization, Sara Y. Tartof doi.org/10.1016/j.mayocp.2018.11.024

Sağlık Örgütü’ne Göre Günümüzün En Önemli 10 Sağlık Tehdidi

05 Haziran 2019

Günümüzde dünyamız birçok sağlık tehdidi ile yüz yüzedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2019 yılında üzerine düşülmesi gereken en önemli 10 tehdidi sıraladı.

DSÖ’nün hazırladığı listenin başını hava kirliliği ve iklim değişikliği çekiyor. DSÖ’ye göre her 10 kişiden 9’u her gün kirli hava soluyor ve hava kirliliği her gün 7 milyon insanın kanser, inme, kalp ve akciğer hastalıkları gibi nedenlerle erken ölümüne neden oluyor.

Hava kirliliğinin en önemli nedeni olan fosil yakıt tüketimi, aynı zamanda iklim değişikliğinin de temel nedenlerinden birini oluşturuyor. 2030-2050 yılları arasında iklim değişikliğinin beslenme yetersizliği, sıtma, ishal ve sıcaklığa bağlı stres gibi nedenlerle 250.000 kişinin ölümüne neden olması bekleniyor.

Listenin ikinci sırasında 41 milyon ölümden sorumlu olan, bir başka deyişle dünya çapındaki ölümlerin %70’inden sorumlu olan kanser, diyabet, kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklar geliyor ve tütün kullanımı, fiziksel inaktivite, sağlıksız diyet ve hava kirliliği bu hastalıkların insidansındaki artışın en önemli sebepleri arasında sayılıyor.

Listenin üçüncü sırasında küresel bir grip salgını riski geliyor. DSÖ’nün yaptığı açıklamada “Dünyayı yeni bir küresel grip salgını bekliyor. Bilmediğimiz şey ise bunun ne zaman olacağı ve ne kadar ciddi olacağı. Küresel önlemler ancak en zayıf halkanın önlemleri kadar etkili olacağından, her ülkenin bu konuda acil durum önlemlerini ve hazırlıklarını gözden geçirmesi gerekmektedir” denildi. DSÖ, halen 114 ülkedeki 153 kurum ile influenza virüsü dolaşımlarını izlemekte ve potansiyel pandemi türlerini anlık olarak takip etmektedir.

Dört numarada ise 1,6 milyardan fazla insanı etkileyen altyapı yetersizlikleri yer alıyor.

Listede göze çarpan bir başka madde ise aşı karşıtlığı. Aşı ile yılda 2-3 milyon ölümün önlendiğini ve küresel aşı kapsamının gelişmesi halinde 1,5 milyon ölümün daha önlenebileceğini belirten yetkililer, aşı karşıtlığı nedeniyle aşı ile önlenebilir hastalıklara karşı alınan mesafeyi hızla kaybedebileceğimizi ifade ediyorlar.

Listenin diğer maddeleri arasında antibiyotik direnci, ebola, zayıf birinci basamak sağlık hizmetleri, Dengue hastalığı ve HIV yer alıyor.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Top 10 Threats to Global Health Include Flu Pandemic, Air Pollution - Medscapea

Kalp Yetmezliği Olan Kişilerde Grip Aşısı Ölüm Riskini Azaltıyor

08 Mayıs 2019

Grip enfeksiyonu, kalp yetmezliği olan hastalar için oldukça ciddi bir durumdur. Grip gibi enfeksiyonlar, vücudun enerji talebini artırarak, kalbin daha güçlü pompalamasını gerektirir.  Kalp yetmezliği olan hastalarda influenza aşılaması ile sonuç arasındaki ilişki hakkında çok az veri mevcuttur.

Yapılan yeni bir çalışmada, yeni tanı almış kalp yetmezliği hastalarında influenza aşılamasının uzun süreli sağ kalım ile ilişkili olup olmadığı araştırıldı.

Araştırmacılar, 1 Ocak 2003 ile 1 Haziran 2015 tarihleri arasında Danimarka'da kalp yetmezliği tanısı almış ve 18 yaşından büyük tüm hastaları kapsayan ülke çapında bir kohort çalışması yaptılar (n = 134.048). Ülke çapındaki kayıtları kullanarak ilişkili verileri topladılar. Takip sırasındaki aşılama durumu, sayısı ve sıklığı, zaman ilişkili Cox regresyonunda zamana göre değişen değişkenler olarak değerlendirildi.

Etkili, Güvenli ve Düşük Maliyetli

Çalışmada ortalama takip süresi 3,7 yıl (çeyrekler arası aralık, 1,7-6,8 yıl) iken takip oranı %99,8’di. Çalışma kohortunun aşı kapsamı, çalışma süresi boyunca %16 ila %54 arasında değişti. Düzeltilmemiş analizde, takip sırasında bir veya daha fazla aşı uygulaması, daha yüksek ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Daha sonra veriler, dahil edilme tarihi açısından düzeltmeler yapıldıktan sonra, komorbiditeler, ilaçlar, hane halkı geliri ve eğitim düzeyi, vac1 aşılama uygulaması, %18'lik bir azalmış ölüm riski ile ilişkilendirildi (tüm nedenler: tehlike oranı 0,82; kardiyovasküler nedenler: tehlike oranı 0,82). Yıllık aşılama, yılın başında aşılama (Eylül-Ekim arası) ve daha fazla kümülatif aşı sayısı, aralıklı aşılama ile karşılaştırıldığında ölüm riskinde daha fazla azalma ile ilişkilendirildi.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların ışığında, kalp yetmezliği olan hastalarda influenza aşı uygulamasının, eşlik eden etkenler açısından kapsamlı ayarlamalar yapıldıktan sonra hem tüm nedenli ölüm hem de kardiyovasküler ölüm riskinin azalmasıyla ilişkili olduğunu belirttiler. Yıl içinde erken dönemde yapılan aşılama ve sık aşılamanın, aralıklı ve geç aşılamaya kıyasla ölüm riskinde daha büyük düşüşler ile ilişkilendirildiğine dikkat çektiler. Çalışma sonuçlarının, etkili, güvenli ve düşük maliyetli bir müdahale ile önemli fayda sağlanabileceğini göstermesi bakımından oldukça önemli olduğunu vurguladılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Daniel Modin et al. Influenza Vaccine in Heart Failure: Cumulative Number of Vaccinations, Frequency, Timing, and Survival: A Danish Nationwide Cohort Study. Circulation, 2018.

Grip Aşısı Hastanede Yatış Riskini Azaltıyor

24 Nisan 2019

İnfluenza virüsüne karşı aşılamanın tipik olarak, enfeksiyondan sonra hastalık şiddetini azaltarak, şiddetli gribe karşı korumayı arttırdığı düşünülmektedir. Bununla birlikte, çalışmalar bu korumayı tutarlı bir şekilde doğrulayamamış ve grip aşısının şiddetli hastalıkların önlenmesinde etkinliğini gösteren kanıtlar sınırlı kalmıştır.

Aşılamanın yetişkinler arasında grip nedenli yatışı önlemedeki etkinliğini anlamak için, 2015-2016'da başlatılan, çok yıllı, test negatif bir vaka kontrol çalışması olan ABD'deki Hastanede Yatan Yetişkin Grip Aşısı Etkililik Ağı (HAIVEN) yapıldı.

Araştırmacılar, 8 ABD hastanesine başvuran, akut solunum yolu hastalığı olan 18 yaşından büyük 1467 yetişkini çalışmalarına dahil ettiler. Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile influenza testi pozitif olanları vaka; negatif olanları kontrol olarak belirlediler. Aşı etkinliği, yaşa, komorbiditelere ve diğer karıştırıcı faktörlere göre ayarlanan lojistik regresyon ile hesaplandı ve kırılganlık, 2 yıllık aşılama öyküsü ve klinik sunuma göre sınıflandırıldı.

Aşılama ile Daha Az Hastaneye Yatış

Araştırmacılar, 236 vaka ve 1231 kontrolden gelen verileri analiz ettiler. İnfluenza vakalarında 192 hastada influenza A vardı ve bunlardan 180'inde o sırada baskın suş olan influenza A (H1N1) pdm09 vardı. Kalan 44 hastada ise influenza B vardı. Katılımcıların yaş ortalaması 58’di. Vakaların %34'ü ve kontrollerin %38'i 65 yaş ve üstüydü. Hastaların %90'ından fazlası, influenza komplikasyonu riskini arttıran 1 ya da daha fazla komorbiditeye sahipti. Kalp rahatsızlığı (%53), diyabet (%36) ve böbrek rahatsızlıkları (%36) ise en sık karşılaşılanlardı. Vakaların %50’si ve kontrollerin %70'i aşılıydı.

Çalışmada aşılamanın, influenza A (H1N1) pdm09 nedeniyle hastanede yatışı önlemede %51 oranında ve influenza B virüs enfeksiyonu nedeniyle hastanede yatışı önlemede %53 oranında etkili olduğu tespit edildi. Sonuçlar ayrıca aşılamanın tüm yaş grupları için eşit derece koruyucu olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, 2015-2016’da Amerika’da influenza A (H1N1) pdm09 baskın sezonu boyunca, aşılamanın, çoğu kez komorbidite veya yaş nedeniyle ciddi grip komplikasyonları riski altında olan yetişkinler arasında yatış riskini yarıya indirdiğini gördüler. Bununla birlikte, tek bir mevsimden gelen verilerin, influenza A H3N2'nin baskın olduğu diğer mevsimlere genellenemeyeceğini vurguladılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

J. M Ferdinands et al. Prevention of Influenza Hospitalization Among Adults in the United States, 2015–2016: Results From the US Hospitalized Adult Influenza Vaccine Effectiveness Network (HAIVEN), The Journal of Infectious Diseases, Published online December 14, 2018.

İnfluenza Enfeksiyonu İle Akut Miyokard Enfarktüsü İlişkisi

28 Mart 2019

Koroner arter hastalığı dünya çapında önde gelen ölüm nedenidir. İnfluenza'nın akut kardiyovasküler olayları ve ölümü tetikleyebileceği hipotezi, mevsimsel grip aktivitesi ile kardiyovasküler mortalite arasındaki ilişkinin ilk kez belirtildiği 1930'ların başlarında ortaya çıkmıştır. Bazı vaka kontrolleri ve oto-kontrollü çalışmalar,  akut solunum yolu enfeksiyonları veya grip benzeri hastalıklar için doktor muayenehane ziyaretlerinin ardından akut kardiyovasküler olaylar arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, bu çalışmalarda, influenza ve akut miyokard enfarktüsü arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuş, ancak bu çalışmalar spesifik olmayan influenza enfeksiyonu değerlendirmeleri veya yanlılığa duyarlı çalışma tasarımları kullanmıştır.

Grip ile akut miyokard enfarktüsü arasındaki ilişkinin doğrulanması önemlidir, çünkü grip tarafından tetiklenen kardiyovasküler olaylar aşılama ile potansiyel olarak önlenebilir. İnfluenza'nın kardiyovasküler olayları tetiklediğine dair daha iyi kanıtlar, akut miyokard infarktüsü riski yüksek olan kişiler arasında halihazırda suboptimal aşı kapsamını artıracak, pratikte bir değişikliğe yol açabilir.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, oto-kontrollü vaka serisi çalışma tasarımını kullanarak laboratuarda doğrulanmış influenza enfeksiyonu ile akut miyokard infarktüsü arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladılar.

Anlamlı İlişki

Solunum örneklerinde influenza enfeksiyonunu doğrulamak için çeşitli yüksek özgüllükte laboratuvar yöntemleri kullandılar ve akut miyokard infarktüsü için idari verilerden hastaneye yatışları tespit ettiler. Solunum örneği toplandıktan sonraki ilk 7 günü “risk aralığı”, risk aralığından 1 yıl önce ve 1 yıl sonrasını “kontrol aralığı” olarak tanımladılar.

Araştırmacılar, grip için pozitif bir test sonucundan 1 yıl önce ve 1 yıl sonra meydana gelen akut miyokard enfarktüsü için 364 hastaneye yatış tespit ettiler. Bunlardan 20'si (haftada 20 kabul) risk aralığında, 344'ü (haftada 3,3 kabul) kontrol aralığında gerçekleşti. Akut miyokard infarktüsü için hastaneye başvurma insidans oranın risk aralığı boyunca kontrol aralığına göre görülme oranı 6,05’ti. 7. günden sonra hiç insidans artışı görülmedi. İnfluenza B, influenza A, solunum sinsityal virüsü ve diğer virüslerin tespitinden sonraki 7 gün içinde akut miyokard enfarktüsü insidansı sırasıyla 10,11, 5,17, 3,51 ve 2,77’ydi.

Araştırmacılar bulguların solunum yolu enfeksiyonlarının, özellikle influenza’nın, akut miyokard enfarktüsü ile anlamlı şekilde ilişkili olduğunu gösterdiğini belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

J. C. Kwong et al. Acute Myocardial Infarction after Laboratory-Confirmed Influenza Infection, N Engl J Med 2018; 378:345-353.

Duş Başlığındaki Bakteriler Bizi Enfekte Edebilir Mi?

20 Şubat 2019

Duş başlıklarında ve ev tipi su dağıtım sistemlerinde zaman içinde bakterilerin ürediği bilinmektedir. Bu bakterilerin çoğu zararsız iken bazıları Mycobacterium cinsinin tüberküloz dışı mikobakteriyel (NTM) akciğer enfeksiyonuna yol açabilen türleri olabilir ve bu  bakteriler halk sağlığına yönelik bir tehdit oluşturabilen potansiyel patojenlerdir. Mycobacterium cinsindeki bakteriler duş başlıkları içinde bol miktarda olabilir ve daha önce yapılan çalışmalar duş alma sırasında aerosol haline gelmiş mikobakterilerin solunmasının, NTM akciğer enfeksiyonlarında bir bulaş yolu olabileceğini göstermiştir. Bu durumun kanıtlanmış riskine ve toplumsal önemine rağmen duş başlığına bağlı mikobakterilerin çeşitliliği, dağılımları ve çevresel belirleyicileri günümüzde hala büyük ölçüde tanımlanamamıştır.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da konutlardaki duş başlıklarını incelediler. Bilim insanları çalışma kapsamında Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa genelinde bulunan 656 haneden duş başlığı biyofilm örnekleri ve su ile ilgili çeşitli kimyasal veriler toplandı.  

Evin Konumu ve Suyun Kimyası Enfeksiyonlarda Belirleyici

Kültivasyondan bağımsız analizler, Mycobacterium cinsinin konut duş başlıklarında en fazla bulunan bakteri cinsi olduğunu ve mikobakter çeşitliliğinin ve bolluğunun oldukça değişken olduğunu ortaya koydu. Mikobakteriler, belediye suyunu alan duş başlıklarında, kuyu suyunu alanlara göre ve ABD hane halklarında, Avrupalı hane halklarına göre, muhtemelen klor dezenfektanlarının kullanımındaki farklılıklardan kaynaklanacak şekilde çok daha fazlaydı. Araştırmacılar ayrıca, su kaynağı, su kimyası ve hane lokasyonunun duş başlıklarında saptanan spesifik mikobakteriyel soyların prevalansını da etkilediğini buldular. Çalışmada Amerika Birleşik Devletleri'ndeki duş başlıklarında mikobakterilerin patojenik soylarının yüksek olduğu coğrafi bölgeler tespit edildi. Bilim insanları ilgi çekici şekilde bu bölgelerin genellikle NTM akciğer hastalığının en yaygın olduğu bölgelerle çakıştığını gördüler.

Araştırmacılar elde ettikleri sonuçların, duş başlığı biyofilmlerinde mikobakterilerin halk sağlığı açısından önemini vurguladığını belirttiler. Ayrıca, duş başlığı biyofilmlerindeki mikobakteriyel dağılımların genellikle evin konumu ve su kimyasından tahmin edilebilir olduğunu, bunun NTM’nin yayılma dinamikleri konusundaki bilgi birikimini geliştirdiğini aktardılar. Bilim insanları çalışmalarının bu yolla yayılan patojenlere maruziyeti azaltmak için stratejiler geliştirmeye yardımcı olacağını vurguladılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Matthew J. Gebert, Manuel Delgado-Baquerizo, Angela M. Oliverio, Tara M. Webster, Lauren M. Nichols, Jennifer R. Honda, Edward D. Chan, Jennifer Adjemian, Robert R. Dunn, Noah Fierer. Ecological Analyses of Mycobacteria in Showerhead Biofilms and Their Relevance to Human Health. mBio,2018; 9 (5).

Cildimizde Bulunan Ölümcül Bakteri

30 Ocak 2019

MRSA ve E. coli'yi unutun! Antibiyotik direnci nedeniyle giderek daha tehlikeli hale gelen başka bir bakteri var. Dahası bu bakteri gezegendeki her insanın derisinde doğal olarak yaşıyor.

MRSA’nın yakın bir akrabası olan staphylococcus epidermidis, ameliyat sonrası yaşamı tehdit eden enfeksiyonların ana nedenidir. Ancak çoğu zaman klinisyenler ve bilim adamları tarafından göz ardı edilmektedir, çünkü çok yaygın olarak bulunan bir bakteridir. Bath Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, bu organizmanın yarattığı tehdidin ciddi olduğunu ve cerrahi müdahale gerektirecek yüksek enfeksiyon riski taşıyanlar için ekstra önlemler alınması gerektiğini bildirdiler.

Normalde Zararsız Gibi Görünüyor

Araştırmacılar, bu normalde zararsız olan cilt bakterisinde hayatı tehdit eden hastalıklara yol açabilen 61 gen kümesi tanımladılar. Çalışmalarında, bazı vakalarda S. epidermidis'in neden hastalığa neden olduğunu anlayarak, gelecekte ameliyattan önce hangi hastaların en çok enfeksiyon riski altında olduğunu belirleyebileceklerini umuyorlar.

Araştırmacılar kalça veya diz eklemi replasmanı ve kırık fiksasyon ameliyatlarından sonra enfeksiyon geçiren hastalardan örnekler aldılar ve sağlıklı gönüllülerin cildinden sürüntü örnekleri ile karşılaştırdılar. Hastalıklı ve sağlıklı bireylerden alınan örneklerde bulunan bakteri genomlarının genetik varyasyonlarını karşılaştırdılar. Bundan, sağlıklı örneklerin çoğunda mevcut olmayan, hastalığa neden olan bakterilerde 61 farklı gen tespit ettiler.

Hastalığa neden olan genlerin, bakterinin kan dolaşımında çoğalmasına yardımcı olduğu, konakçının immün yanıtını önlediği, hücre yüzeyini yapışkan hale getirdiği, böylece organizmaların biyofilm oluşturabildiğini ve antibiyotiklere karşı dirençli hale gelebildiğini buldular.

Klinik olarak bu patojen her zaman göz ardı edildi, çünkü laboratuvar örneklerinde kontaminant olduğu ya da sadece bilinen bir cerrahi risk olarak kabul edildiği varsayıldı. Ameliyat sonrası enfeksiyonlar ise inanılmaz derecede ciddi ve ölümcül olabilir. Enfeksiyon İngiltere'deki cerrahi sonrası ölümlerin neredeyse üçte birini oluştuyor, bu yüzden riskleri azaltmak için gerekli önlemlerin alınmasının oldukça önemliolduğu vurgulandı.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Meric G, et al. Disease-associated genotypes of the commensal skin bacterium Staphylococcus epidermidis. Nature Communications, 2018; 9 (1) DOI: 10.1038/s41467-018-07368-7

Kızamıktaki Küresel Artış Endişe Yaratıyor

28 Ocak 2019

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nden (CDC) edinilen yeni verilere göre, çok sayıda ülke, aşı uygulamalarındaki boşluklar nedeniyle hastalığın şiddetli ve uzun süreli salgınlarına maruz kaldığından, kızamık vakaları 2017 yılında artmıştır. Raporda, 2000 yılından bu yana kızamık bağışıklamaları yoluyla 21 milyondan fazla hayatın kurtarıldığı, ancak yine 2017'de rapor edilen vakaların 2016'ya kıyasla %30 daha fazla olduğu bildirildi. DSÖ Genel Müdür Yardımcısı Dr. Soumya Swaminathan, kızamığın yeniden artmasının, özellikle de kızamığın tamamen ortadan kaldırıldığı veya kaldırılmasının çok yakın olduğu ülkelerde meydana gelen geniş çaplı salgınlar nedeniyle ciddi endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Eliminasyon Başarısız

Uzmanlar, aşılanmamış çocukları acilen tespit etmediğimiz ve aşı uygulamalarını artırmadığımız takdirde, toplumu bu yıkıcı, ancak tamamen önlenebilir hastalığa karşı korumak için on yıllar süren ilerlemeyi kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğumuzu belirttiler.

Kızamık oldukça bulaşıcı bir hastalıktır ve ancak iki doz kızamık aşısı ile önlenebilmektedir.  DSÖ’nün yayınladığı raporda, kızamığın eliminasyonu için izlenmesi gereken aşamaların iyi takip edilmediği ifadesi yer almaktadır. Birkaç yıl boyunca, ilk doz kızamık aşısı ile küresel aşılama oranı %85 oranında kalmıştır. Uzmanlar bu değerin salgınları önlemek için ihtiyaç duyulan %95'in çok uzağında olduğunu belirtilmiştir. Rapora göre günümüzde ikinci doz aşılama oranı sadece %67'dir. Aşılama programlarındaki boşluklar ve eksiklikler nedeniyle, dünyanın her bölgesinde kızamık salgınları meydana gelmiş ve 2017 yılında bu durum yaklaşık 110.000 kişinin ölümüne neden olmuştur. Amerika, Doğu Akdeniz Bölgesi ve Avrupa, bu hastalığa bağlı ölümlerde en büyük artışı geçen yıl yaşamıştır.

Artış Endişe Verici Fakat Şaşırtıcı Değil

Aşı İttifakı Gavi'nin CEO'su Seth Berkley’e göre "Kızamık vakalarındaki artış derinden endişe verici, fakat şaşırtıcı değil". Berkley’e göre hastalık ile ilgili rehavet ve Avrupa'da aşılama hakkında yanlış bilgilerin yayılması, Venezuella'da çökmekte olan sağlık sistemi, Afrika'daki kırılganlık ve düşük bağışıklama kapsamı gibi bir çok etken yıllar süren gelişmelerden sonra kızamığın küresel olarak yeniden ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu durumla mücadele etmek için mevcut stratejilerin değişmesi gerekiyor. Daha fazla çaba harcayarak rutin bağışıklama oranını artırmak ve sağlık sistemlerini güçlendirmek gerekiyor. Aksi halde birbirini takip eden salgınları kovalamaya devam edeceğiz.

DSÖ ve CDC, aşılama sistemlerine sürekli yatırım yapılmasına ve bu durumu tersine çevirmek için rutin aşılama hizmetlerini güçlendirmeye yönelik çalışmalara ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Bu çalışmalar özellikle savaşlar ve göçlerden etkilenen insanlar gibi en yoksul, en marjinal topluluklara ulaşmaya odaklanmalıdır. CDC'de hızlandırılmış hastalık kontrolü ve aşı önlenebilir hastalık sürveyansının baş şefi olan Robert Linkins, bağışıklama hizmet sunumunu güçlendirmek ve ihtiyaç duyanlara aşı sağlamak için her fırsatı kullanabilmek adına sürekli yatırımlara ihtiyaç olduğunu belirtti.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Dabbagh et al. Progress towards regional measles elimination – worldwide, 2000–2017, WHO Weekly epidemiological record, 30 NOVEMBER 2018, 93th YEAR / No 48, 2018, 93, 649–660

Helikobakter Enfeksiyonunda B Hücrelerinin Rolü Nedir?

21 Ocak 2019

B hücreleri, antijene özgü antikorlar üretme ve T hücresi aktivasyonu yeteneklerine sahip olmaları sebebiyle bağışıklık sisteminde pozitif düzenleyiciler olarak bilinirler. Regulatuar B hücreleri (Breg); otoimmün bozukluklar, alerji, enfeksiyöz hastalıklar ve kanser dahil olmak üzere birçok hastalıkta baskın olarak IL-10 üretimi aracılığıyla immünolojik tolerans gelişiminde önemli bir rol oynar.

Bugüne kadar yapılmış olan çeşitli araştırmalarda, birbiri ile örtüşen fenotiplere sahip çeşitli Breg alt kümeleri tanımlanmıştır. Bununla birlikte, helikobakter enfeksiyonunda Breg'lerin rolü çok iyi bilinmemektedir. Türk araştırmacıların da dahil olduğu yeni bir çalışmada, helikobakter ile stimüle olan B hücrelerinin fenotipi ve fonksiyonu araştırılmıştır.

Elde Edilen Bulgular Oldukça Kapsamlı

Araştırma ekibinin elde ettiği sonuçlar, helikobakter felis isimli bakteri ile stimüle olan IL-10- üreten B hücrelerinin (Hfstim-IL-10 + B) B10 ve Transizyonel 2 Marjinal Zon Prekürsör (T2-MZP) hücrelerinden oluştuğunu ve CD9, Tim-1 ve programlanmış ölüm 1 (PD-1) eksprese ettiğini gösterdi. Diğer taraftan, helikobakter felis ile uyarılmış IL-10- üretmeyen B (Hfstim-IL-10- B) hücreleri esas olarak marjinal bölge (MZ) B hücreleridir ve PD-L1 eksprese eden ve TGF-β, IL-6, TNF-a ve IgM ve IgG2b salgılayan hücrelerdir.

Dahası, hem Hfstim-IL-10 + B hücrelerinin hem de Hfstim-IL-10 - B hücrelerinin CD49b + LAG-3 + Tr1 hücrelerini uyardığı da bu çalışma sonucunda gösterildi. Elde edilen bulgular helikobakter enfeksiyonunda Breg’lerin rolü hakkında fikir sahibi olunmasını sağladı.

Bu çalışmada, PD-1 / PD-L1 güdümlü B hücresine bağımlı Tr1 hücre farklılaşması için yeni bir mekanizma açıklanmış oldu. Son olarak araştırma ekibi, Hfstim-IL-10- B hücrelerinin, TGF- β 'ye bağımlı olduğunu düşündüğü Th17 hücre farklılaşmasını indükleme kabiliyetini araştırdılar. Birlikte ele alındığında mevcut çalışma, Hfstim-B hücrelerinin, TGF-y'yi salgılayarak, PD-1 / PD-L1 ekseni ve Th17 hücreleri yoluyla Tr1 hücrelerini uyardığını göstermektedir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Said SS, et al. Bacterially activated B-cells drive T cell differentiation towards Tr1 through PD-1/PD-L1 expression.

Antibiyotik Sonrası Probiyotik Kullanımının Etkileri İncelendi

18 Ocak 2019

Probiyotikler, milyonlarca insanın mikrobiyomlarını zenginleştirmek veya antibiyotik aldıktan sonra bağırsak ekosistemini geri kazanmak için kullandıkları mikroorganizmalardır. Yine de gerçekten işe yarayıp yaramadıkları ile ilgili yeterli bilgiye henüz erişilebilmiş değildir.

Vücuda probiyotik alındığı zaman insanların mikrobiyomlarında neler olduğunu inceleyen çalışmaların birçoğu bağırsak mikropları için fekal örneklere dayanmaktadır. İsrail'de yapılan yeni araştırmada ise endoskopi ve kolonoskopi sonuçları kullanılmıştır. Başlangıçta kolonoskopik ya da endoskopik görüntülemesi yapılmış olan 15 sağlıklı insan, ticari olarak satılan bir probiyotik takviyesi veya bir plaseboyla beslenmiştir.

Çalışma sonunda çarpıcı sonuçlar elde edilmiştir. İlk olarak, dışkıda bulunan mikropların, normalde bağırsakta kolonize olan mikroorganizmalardan olmadığı görülmüştür. Ancak araştırmacılara göre bu dışkı örnekleri bağırsakların içinde ne olduğuna dair güvenilir bir gösterge değildir. Bu nedenle endoskopik ve kolonoskopik örneklemenin önemi araştırmacılar tarafından tekrar vurgulanmıştır.

Araştırmada ayrıca, probiyotiklerin bazı insanların gastrointestinal kanalını kolonize ederken, diğerlerinin bağırsak mikrobiyomlarının probiyotikleri dışarı attığı gösterilmiştir. Ancak insanların bu kategorilerden hansine girdiği dışkı örneğiyle anlaşılamamıştır. Probiyotik kolonizasyon paternlerinin bireye büyük ölçüde bağımlı olduğu görülmüştür. Yani, herhangi bir kişinin herhangi bir probiyotikten yararlanabileceği kavramının ampirik olarak yanlış olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Antibiyotik Sonrası Zararlı Olabiliyorlar

Daha sonra araştırmacılar tarafından, antibiyotik kullanımının ardından mikrobiyomu geri kazanma umuduyla probiyotik alan kişilerin mikrobiyomuna ne olduğu değerlendirilmiştir. Yirmi bir gönüllü, aynı antibiyotik tedavisini almış ve daha sonra bu gönüllüler üç gruba ayrılmıştır. İlk grubun mikrobiyomunun kendi başına iyileşmesine izin verilirken, ikinci gruba probiyotik verilmiştir. Üçüncü grup ise, bir fekal mikrobiyota transplantı ile kendi orijinal pre-antibiyotik mikrobiyomunun bir dozu ile tedavi edilmiştir.

Probiyotik bakteriler ikinci gruptaki herkesin bağırsaklarını kolaylıkla kolonize etmiştir. Ancak bu durum, kişilerin normal mikrobiyomunun geri dönmesini 6 aya kadar engellemiştir. Probiyotikler, mikrobiyomun orijinal durumuna geri dönmesini çok güçlü bir şekilde ve ısrarla engellemiştir. Bu olumsuz etki bugüne kadar yapılan hiçbir çalışmada açıklanmamıştır. Karşıt etki, fekal mikrobiyal transplantı ile kendi antibiyotik öncesi mikrobiyomu verilen hastalarda gözlenmiştir. Lokal bağırsak mikrobiyolojisi günler içinde normale dönmüştür.

Çalışma sonucunda araştırmacılar probiyotiklerin her zaman zararsız olmadıklarını ve etkili olmaları için formüllerinin bireye uyarlanması gerektiğini vurgulamışlardır.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Zmora N, et al. Personalized Gut Mucosal Colonization Resistance to Empiric Probiotics Is Associated with Unique Host and Microbiome Features. Cell. Volume 174, Issue 6, P1388-1405.E21, September 06, 2018. DOI:https://doi.org/10.1016/j.cell.2018.08.041

HPV Taraması mı Pap Testi mi?

16 Ocak 2019

Kanadalı kadınlarda yapılan büyük bir klinik çalışmada, erken evre serviks kanserinin tanınmasında HPV tarama testlerinin Pap smear testine göre daha başarılı olduğu tespit edildi. Pap testi günümüzde serviks kanseri taramasında standart olarak kullanılıyor. Dünya çapında, serviks kanseri kadınlar için dördüncü ölüm sebebi olarak sıralanıyor. Araştırmacılar, artık standart olarak HPV testlerinin kullanılmaya başlanması ve Pap testinden uzaklaşılması gerektiğini düşünüyor.

Önceki araştırmalarda da HPV testinin, bir Pap testi ile karşılaştırıldığında, kanserli hale gelmeden önce anormal servikal hücrelerini daha yüksek oranda saptayabildiği gösterilmişti. Örneğin, 2009 tarihli bir çalışmada Hindistan'da HPV testi sonrasında daha az sayıda serviks kanseri ve daha az ölüm vakası rapor edilmiştir. Çalışma, serviks kanseri taramalarının yaygın olmadığı daha fakir ülkelerde HPV testini desteklemiştir.

16.000 Kadınla Yapılan Yeni Bir Çalışma

Yeni çalışma, HPV testinin Amerika Birleşik Devletleri gibi iyi kurulmuş tarama programlarına sahip ülkelerde de tespit oranlarını arttırabileceğini göstermektedir. 1950'lerden beri, ABD’de yeni serviks kanseri vakalarının sayısı ve ölümler azalmıştır. Amerikan Kanser Derneği, 2018'de 13.240 yeni vaka ve 4.170 ölüm olacağını tahmin etmektedir. Bu düşüş, esas olarak hücrelerin serviksten çıkarıldığı ve anormal büyüme açısından incelendiği Pap testi ile yapılan taramadan kaynaklanmaktadır. Ancak test bazen kanserin erken belirtilerini gözden kaçırır.

HPV testi, Pap testine benzer şekilde, serviksten sürüntü ile alınan hücrelerde viral bir enfeksiyonun varlığını kontrol eder. Bu testte alınan pozitif bir sonucu takiben, doktorlar anormal hücreler için serviksi inceler.

Yeni çalışmada, yerleşik bir tarama programında 16.000 Kanadalı kadının yarısında HPV testi ve geri kalanında Pap testi uygulandı. Dört yıl sonra, olası atlanmış vakaları kontrol etmek için hastalara her iki test de birlikte yapıldı. Başlangıçta HPV testi negatif olan kadınlar için Pap testi sonrası üç yeni vaka tespit edildi. Başlangıçta Pap testi negatif olan kadınlar içinse HPV testinden sonra 25 ilave vaka bulundu.

Elde edilen sonuçlar taramada HPV testinin daha başarılı olduğunu gösteriyor, ancak HPV testi ile tarama sistemine geçiş için hastalar ve doktorların eğitim alması gerekecektir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Ogilvie G, et al. Effect of screening with primary cervical HPV testing vs cytology testing on high-grade cervical intraepithelial neoplasia at 48 months. JAMA. Vol. 320, July 3, 2018, p. 43. doi:10.1001/jama.2018.7464.

İnfluenzaya Bağlı Ölümler İncelendi

24 Ekim 2018

Her ne kadar grip denip geçilse de, influenzaya bağlı olarak her yıl milyonlarca insan hastanede tedavi görmekte ve yüz binlercesi de ölmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu verilere daha rahat ulaşılıyor olsa da Afrika kaynaklı griple ilişkili mortalite için risk ve risk grupları hakkındaki veriler sınırlıdır. Bu sebeple yapılan yeni bir çalışmada hastanede influenza ilişkili ciddi akut solunum yolu hastalığı (SARI) nedenli ölümler için insidans ve risk faktörleri tahmin edilmeye çalışıldı.

SARI ile hastaneye yatırılan hastalar, 2009-2013 yılları arasında Güney Afrika'nın dört ilinde prospektif olarak kaydedildi. Polimeraz zincir reaksiyonu kullanılarak, solunum yolu doku örnekleri, solunum yolunu etkileyen on farklı virüs ve pnömokok DNA'sı için kan test edildi. İnfluenza ilişkili SARI ölümlerinin insidansı, tanımlanmış bir havza popülasyonuna sahip bir kentsel hastanede tahmin edilmiştir.

İnfluenza Önemli Bir Yük Oluşturuyor

Grip ile ilişkili SARI olan 1376 hasta kayıt edildi ve bunların % 3'ü (mevcut sonuç verileriyle birlikte 1358'in 41’i) öldü. HIV ile enfekte olan hastalarda(% 5, 22/419), vaka-ölüm oranı (CFP), HIV ile enfekte olmayan kişilere göre (% 2, 13/620; p = 0.006) daha yüksekti. CFP'ler yaş grubuna göre değişmekte ve genel olarak 5 yaşın üzerinde artmaktadır (p <0.001). Çok değişkenli analizde, ölümle ilişkili faktörler yaş grubu 45-64 yaş (odds oranı (OR) 4.0,% 95 güven aralığı (CI) 1.01-16.3) ve ≥65 yaş (OR 6.5,% 95 CI 1.2-34.3), HIV enfeksiyonu (OR 2.9,% 95 CI 1.1-7.8), HIV dışındaki diğer tıbbi durumlar (OR 2.9,% 95 CI 1.2-7.3) ve pnömokokal koenfeksiyon (OR 4.1,% 95 CI 1.5-11.2) için en yüksek bulundu. 100.000 kişi başına düşen influenza ilişkili SARI ölümlerinin tahmini insidansı <1 yaş çocuklarda (20.1,% 95 CI 12.1-31.3) ve 45-64 yaş arası yetişkinlerde en yüksek bulunmuştur (10.4,% 95 CI 8.4-12.9). HIV ile enfekte bireylerde, HIV enfekte olmamış bireylere göre yaş için düzeltilmiş ölüm oranı 20 kat (% 95 CI 15.0-27.8) daha yüksekti.

İnfluenza, Güney Afrika'da, özellikle 1 yaşından küçük bebeklerde ve HIV ile enfekte olmuş bireylerde ciddi mortaliteye neden olmaktadır. Antiretroviral tedaviye ve grip aşısına daha yaygın erişim bu yükü azaltabilir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Cohen C, et al. Mortality amongst patients with influenza-associated severe acute respiratory illness, South Africa, 2009-2013. PLoS One. 2015 Mar 18;10(3):e0118884. doi: 10.1371/journal.pone.0118884. eCollection 2015.

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image