Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

İnfluenzaya Bağlı Ölümler İncelendi

24 Ekim 2018

Her ne kadar grip denip geçilse de, influenzaya bağlı olarak her yıl milyonlarca insan hastanede tedavi görmekte ve yüz binlercesi de ölmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu verilere daha rahat ulaşılıyor olsa da Afrika kaynaklı griple ilişkili mortalite için risk ve risk grupları hakkındaki veriler sınırlıdır. Bu sebeple yapılan yeni bir çalışmada hastanede influenza ilişkili ciddi akut solunum yolu hastalığı (SARI) nedenli ölümler için insidans ve risk faktörleri tahmin edilmeye çalışıldı.

SARI ile hastaneye yatırılan hastalar, 2009-2013 yılları arasında Güney Afrika'nın dört ilinde prospektif olarak kaydedildi. Polimeraz zincir reaksiyonu kullanılarak, solunum yolu doku örnekleri, solunum yolunu etkileyen on farklı virüs ve pnömokok DNA'sı için kan test edildi. İnfluenza ilişkili SARI ölümlerinin insidansı, tanımlanmış bir havza popülasyonuna sahip bir kentsel hastanede tahmin edilmiştir.

İnfluenza Önemli Bir Yük Oluşturuyor

Grip ile ilişkili SARI olan 1376 hasta kayıt edildi ve bunların % 3'ü (mevcut sonuç verileriyle birlikte 1358'in 41’i) öldü. HIV ile enfekte olan hastalarda(% 5, 22/419), vaka-ölüm oranı (CFP), HIV ile enfekte olmayan kişilere göre (% 2, 13/620; p = 0.006) daha yüksekti. CFP'ler yaş grubuna göre değişmekte ve genel olarak 5 yaşın üzerinde artmaktadır (p <0.001). Çok değişkenli analizde, ölümle ilişkili faktörler yaş grubu 45-64 yaş (odds oranı (OR) 4.0,% 95 güven aralığı (CI) 1.01-16.3) ve ≥65 yaş (OR 6.5,% 95 CI 1.2-34.3), HIV enfeksiyonu (OR 2.9,% 95 CI 1.1-7.8), HIV dışındaki diğer tıbbi durumlar (OR 2.9,% 95 CI 1.2-7.3) ve pnömokokal koenfeksiyon (OR 4.1,% 95 CI 1.5-11.2) için en yüksek bulundu. 100.000 kişi başına düşen influenza ilişkili SARI ölümlerinin tahmini insidansı <1 yaş çocuklarda (20.1,% 95 CI 12.1-31.3) ve 45-64 yaş arası yetişkinlerde en yüksek bulunmuştur (10.4,% 95 CI 8.4-12.9). HIV ile enfekte bireylerde, HIV enfekte olmamış bireylere göre yaş için düzeltilmiş ölüm oranı 20 kat (% 95 CI 15.0-27.8) daha yüksekti.

İnfluenza, Güney Afrika'da, özellikle 1 yaşından küçük bebeklerde ve HIV ile enfekte olmuş bireylerde ciddi mortaliteye neden olmaktadır. Antiretroviral tedaviye ve grip aşısına daha yaygın erişim bu yükü azaltabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

Cohen C, et al. Mortality amongst patients with influenza-associated severe acute respiratory illness, South Africa, 2009-2013. PLoS One. 2015 Mar 18;10(3):e0118884. doi: 10.1371/journal.pone.0118884. eCollection 2015.

Kalp Yetmezliği Olan Kişilerde Grip Aşısı Ölüm Riskini Azaltıyor

08 Mayıs 2019

Grip enfeksiyonu, kalp yetmezliği olan hastalar için oldukça ciddi bir durumdur. Grip gibi enfeksiyonlar, vücudun enerji talebini artırarak, kalbin daha güçlü pompalamasını gerektirir.  Kalp yetmezliği olan hastalarda influenza aşılaması ile sonuç arasındaki ilişki hakkında çok az veri mevcuttur.

Yapılan yeni bir çalışmada, yeni tanı almış kalp yetmezliği hastalarında influenza aşılamasının uzun süreli sağ kalım ile ilişkili olup olmadığı araştırıldı.

Araştırmacılar, 1 Ocak 2003 ile 1 Haziran 2015 tarihleri arasında Danimarka'da kalp yetmezliği tanısı almış ve 18 yaşından büyük tüm hastaları kapsayan ülke çapında bir kohort çalışması yaptılar (n = 134.048). Ülke çapındaki kayıtları kullanarak ilişkili verileri topladılar. Takip sırasındaki aşılama durumu, sayısı ve sıklığı, zaman ilişkili Cox regresyonunda zamana göre değişen değişkenler olarak değerlendirildi.

Etkili, Güvenli ve Düşük Maliyetli

Çalışmada ortalama takip süresi 3,7 yıl (çeyrekler arası aralık, 1,7-6,8 yıl) iken takip oranı %99,8’di. Çalışma kohortunun aşı kapsamı, çalışma süresi boyunca %16 ila %54 arasında değişti. Düzeltilmemiş analizde, takip sırasında bir veya daha fazla aşı uygulaması, daha yüksek ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Daha sonra veriler, dahil edilme tarihi açısından düzeltmeler yapıldıktan sonra, komorbiditeler, ilaçlar, hane halkı geliri ve eğitim düzeyi, vac1 aşılama uygulaması, %18'lik bir azalmış ölüm riski ile ilişkilendirildi (tüm nedenler: tehlike oranı 0,82; kardiyovasküler nedenler: tehlike oranı 0,82). Yıllık aşılama, yılın başında aşılama (Eylül-Ekim arası) ve daha fazla kümülatif aşı sayısı, aralıklı aşılama ile karşılaştırıldığında ölüm riskinde daha fazla azalma ile ilişkilendirildi.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların ışığında, kalp yetmezliği olan hastalarda influenza aşı uygulamasının, eşlik eden etkenler açısından kapsamlı ayarlamalar yapıldıktan sonra hem tüm nedenli ölüm hem de kardiyovasküler ölüm riskinin azalmasıyla ilişkili olduğunu belirttiler. Yıl içinde erken dönemde yapılan aşılama ve sık aşılamanın, aralıklı ve geç aşılamaya kıyasla ölüm riskinde daha büyük düşüşler ile ilişkilendirildiğine dikkat çektiler. Çalışma sonuçlarının, etkili, güvenli ve düşük maliyetli bir müdahale ile önemli fayda sağlanabileceğini göstermesi bakımından oldukça önemli olduğunu vurguladılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Daniel Modin et al. Influenza Vaccine in Heart Failure: Cumulative Number of Vaccinations, Frequency, Timing, and Survival: A Danish Nationwide Cohort Study. Circulation, 2018.

Grip Aşısı Hastanede Yatış Riskini Azaltıyor

24 Nisan 2019

İnfluenza virüsüne karşı aşılamanın tipik olarak, enfeksiyondan sonra hastalık şiddetini azaltarak, şiddetli gribe karşı korumayı arttırdığı düşünülmektedir. Bununla birlikte, çalışmalar bu korumayı tutarlı bir şekilde doğrulayamamış ve grip aşısının şiddetli hastalıkların önlenmesinde etkinliğini gösteren kanıtlar sınırlı kalmıştır.

Aşılamanın yetişkinler arasında grip nedenli yatışı önlemedeki etkinliğini anlamak için, 2015-2016'da başlatılan, çok yıllı, test negatif bir vaka kontrol çalışması olan ABD'deki Hastanede Yatan Yetişkin Grip Aşısı Etkililik Ağı (HAIVEN) yapıldı.

Araştırmacılar, 8 ABD hastanesine başvuran, akut solunum yolu hastalığı olan 18 yaşından büyük 1467 yetişkini çalışmalarına dahil ettiler. Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile influenza testi pozitif olanları vaka; negatif olanları kontrol olarak belirlediler. Aşı etkinliği, yaşa, komorbiditelere ve diğer karıştırıcı faktörlere göre ayarlanan lojistik regresyon ile hesaplandı ve kırılganlık, 2 yıllık aşılama öyküsü ve klinik sunuma göre sınıflandırıldı.

Aşılama ile Daha Az Hastaneye Yatış

Araştırmacılar, 236 vaka ve 1231 kontrolden gelen verileri analiz ettiler. İnfluenza vakalarında 192 hastada influenza A vardı ve bunlardan 180'inde o sırada baskın suş olan influenza A (H1N1) pdm09 vardı. Kalan 44 hastada ise influenza B vardı. Katılımcıların yaş ortalaması 58’di. Vakaların %34'ü ve kontrollerin %38'i 65 yaş ve üstüydü. Hastaların %90'ından fazlası, influenza komplikasyonu riskini arttıran 1 ya da daha fazla komorbiditeye sahipti. Kalp rahatsızlığı (%53), diyabet (%36) ve böbrek rahatsızlıkları (%36) ise en sık karşılaşılanlardı. Vakaların %50’si ve kontrollerin %70'i aşılıydı.

Çalışmada aşılamanın, influenza A (H1N1) pdm09 nedeniyle hastanede yatışı önlemede %51 oranında ve influenza B virüs enfeksiyonu nedeniyle hastanede yatışı önlemede %53 oranında etkili olduğu tespit edildi. Sonuçlar ayrıca aşılamanın tüm yaş grupları için eşit derece koruyucu olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, 2015-2016’da Amerika’da influenza A (H1N1) pdm09 baskın sezonu boyunca, aşılamanın, çoğu kez komorbidite veya yaş nedeniyle ciddi grip komplikasyonları riski altında olan yetişkinler arasında yatış riskini yarıya indirdiğini gördüler. Bununla birlikte, tek bir mevsimden gelen verilerin, influenza A H3N2'nin baskın olduğu diğer mevsimlere genellenemeyeceğini vurguladılar.

Literatür talep et

Referanslar :

J. M Ferdinands et al. Prevention of Influenza Hospitalization Among Adults in the United States, 2015–2016: Results From the US Hospitalized Adult Influenza Vaccine Effectiveness Network (HAIVEN), The Journal of Infectious Diseases, Published online December 14, 2018.

İnfluenza Enfeksiyonu İle Akut Miyokard Enfarktüsü İlişkisi

28 Mart 2019

Koroner arter hastalığı dünya çapında önde gelen ölüm nedenidir. İnfluenza'nın akut kardiyovasküler olayları ve ölümü tetikleyebileceği hipotezi, mevsimsel grip aktivitesi ile kardiyovasküler mortalite arasındaki ilişkinin ilk kez belirtildiği 1930'ların başlarında ortaya çıkmıştır. Bazı vaka kontrolleri ve oto-kontrollü çalışmalar,  akut solunum yolu enfeksiyonları veya grip benzeri hastalıklar için doktor muayenehane ziyaretlerinin ardından akut kardiyovasküler olaylar arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, bu çalışmalarda, influenza ve akut miyokard enfarktüsü arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuş, ancak bu çalışmalar spesifik olmayan influenza enfeksiyonu değerlendirmeleri veya yanlılığa duyarlı çalışma tasarımları kullanmıştır.

Grip ile akut miyokard enfarktüsü arasındaki ilişkinin doğrulanması önemlidir, çünkü grip tarafından tetiklenen kardiyovasküler olaylar aşılama ile potansiyel olarak önlenebilir. İnfluenza'nın kardiyovasküler olayları tetiklediğine dair daha iyi kanıtlar, akut miyokard infarktüsü riski yüksek olan kişiler arasında halihazırda suboptimal aşı kapsamını artıracak, pratikte bir değişikliğe yol açabilir.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, oto-kontrollü vaka serisi çalışma tasarımını kullanarak laboratuarda doğrulanmış influenza enfeksiyonu ile akut miyokard infarktüsü arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladılar.

Anlamlı İlişki

Solunum örneklerinde influenza enfeksiyonunu doğrulamak için çeşitli yüksek özgüllükte laboratuvar yöntemleri kullandılar ve akut miyokard infarktüsü için idari verilerden hastaneye yatışları tespit ettiler. Solunum örneği toplandıktan sonraki ilk 7 günü “risk aralığı”, risk aralığından 1 yıl önce ve 1 yıl sonrasını “kontrol aralığı” olarak tanımladılar.

Araştırmacılar, grip için pozitif bir test sonucundan 1 yıl önce ve 1 yıl sonra meydana gelen akut miyokard enfarktüsü için 364 hastaneye yatış tespit ettiler. Bunlardan 20'si (haftada 20 kabul) risk aralığında, 344'ü (haftada 3,3 kabul) kontrol aralığında gerçekleşti. Akut miyokard infarktüsü için hastaneye başvurma insidans oranın risk aralığı boyunca kontrol aralığına göre görülme oranı 6,05’ti. 7. günden sonra hiç insidans artışı görülmedi. İnfluenza B, influenza A, solunum sinsityal virüsü ve diğer virüslerin tespitinden sonraki 7 gün içinde akut miyokard enfarktüsü insidansı sırasıyla 10,11, 5,17, 3,51 ve 2,77’ydi.

Araştırmacılar bulguların solunum yolu enfeksiyonlarının, özellikle influenza’nın, akut miyokard enfarktüsü ile anlamlı şekilde ilişkili olduğunu gösterdiğini belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

J. C. Kwong et al. Acute Myocardial Infarction after Laboratory-Confirmed Influenza Infection, N Engl J Med 2018; 378:345-353.

Duş Başlığındaki Bakteriler Bizi Enfekte Edebilir Mi?

20 Şubat 2019

Duş başlıklarında ve ev tipi su dağıtım sistemlerinde zaman içinde bakterilerin ürediği bilinmektedir. Bu bakterilerin çoğu zararsız iken bazıları Mycobacterium cinsinin tüberküloz dışı mikobakteriyel (NTM) akciğer enfeksiyonuna yol açabilen türleri olabilir ve bu  bakteriler halk sağlığına yönelik bir tehdit oluşturabilen potansiyel patojenlerdir. Mycobacterium cinsindeki bakteriler duş başlıkları içinde bol miktarda olabilir ve daha önce yapılan çalışmalar duş alma sırasında aerosol haline gelmiş mikobakterilerin solunmasının, NTM akciğer enfeksiyonlarında bir bulaş yolu olabileceğini göstermiştir. Bu durumun kanıtlanmış riskine ve toplumsal önemine rağmen duş başlığına bağlı mikobakterilerin çeşitliliği, dağılımları ve çevresel belirleyicileri günümüzde hala büyük ölçüde tanımlanamamıştır.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da konutlardaki duş başlıklarını incelediler. Bilim insanları çalışma kapsamında Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa genelinde bulunan 656 haneden duş başlığı biyofilm örnekleri ve su ile ilgili çeşitli kimyasal veriler toplandı.  

Evin Konumu ve Suyun Kimyası Enfeksiyonlarda Belirleyici

Kültivasyondan bağımsız analizler, Mycobacterium cinsinin konut duş başlıklarında en fazla bulunan bakteri cinsi olduğunu ve mikobakter çeşitliliğinin ve bolluğunun oldukça değişken olduğunu ortaya koydu. Mikobakteriler, belediye suyunu alan duş başlıklarında, kuyu suyunu alanlara göre ve ABD hane halklarında, Avrupalı hane halklarına göre, muhtemelen klor dezenfektanlarının kullanımındaki farklılıklardan kaynaklanacak şekilde çok daha fazlaydı. Araştırmacılar ayrıca, su kaynağı, su kimyası ve hane lokasyonunun duş başlıklarında saptanan spesifik mikobakteriyel soyların prevalansını da etkilediğini buldular. Çalışmada Amerika Birleşik Devletleri'ndeki duş başlıklarında mikobakterilerin patojenik soylarının yüksek olduğu coğrafi bölgeler tespit edildi. Bilim insanları ilgi çekici şekilde bu bölgelerin genellikle NTM akciğer hastalığının en yaygın olduğu bölgelerle çakıştığını gördüler.

Araştırmacılar elde ettikleri sonuçların, duş başlığı biyofilmlerinde mikobakterilerin halk sağlığı açısından önemini vurguladığını belirttiler. Ayrıca, duş başlığı biyofilmlerindeki mikobakteriyel dağılımların genellikle evin konumu ve su kimyasından tahmin edilebilir olduğunu, bunun NTM’nin yayılma dinamikleri konusundaki bilgi birikimini geliştirdiğini aktardılar. Bilim insanları çalışmalarının bu yolla yayılan patojenlere maruziyeti azaltmak için stratejiler geliştirmeye yardımcı olacağını vurguladılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Matthew J. Gebert, Manuel Delgado-Baquerizo, Angela M. Oliverio, Tara M. Webster, Lauren M. Nichols, Jennifer R. Honda, Edward D. Chan, Jennifer Adjemian, Robert R. Dunn, Noah Fierer. Ecological Analyses of Mycobacteria in Showerhead Biofilms and Their Relevance to Human Health. mBio,2018; 9 (5).

Cildimizde Bulunan Ölümcül Bakteri

30 Ocak 2019

MRSA ve E. coli'yi unutun! Antibiyotik direnci nedeniyle giderek daha tehlikeli hale gelen başka bir bakteri var. Dahası bu bakteri gezegendeki her insanın derisinde doğal olarak yaşıyor.

MRSA’nın yakın bir akrabası olan staphylococcus epidermidis, ameliyat sonrası yaşamı tehdit eden enfeksiyonların ana nedenidir. Ancak çoğu zaman klinisyenler ve bilim adamları tarafından göz ardı edilmektedir, çünkü çok yaygın olarak bulunan bir bakteridir. Bath Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, bu organizmanın yarattığı tehdidin ciddi olduğunu ve cerrahi müdahale gerektirecek yüksek enfeksiyon riski taşıyanlar için ekstra önlemler alınması gerektiğini bildirdiler.

Normalde Zararsız Gibi Görünüyor

Araştırmacılar, bu normalde zararsız olan cilt bakterisinde hayatı tehdit eden hastalıklara yol açabilen 61 gen kümesi tanımladılar. Çalışmalarında, bazı vakalarda S. epidermidis'in neden hastalığa neden olduğunu anlayarak, gelecekte ameliyattan önce hangi hastaların en çok enfeksiyon riski altında olduğunu belirleyebileceklerini umuyorlar.

Araştırmacılar kalça veya diz eklemi replasmanı ve kırık fiksasyon ameliyatlarından sonra enfeksiyon geçiren hastalardan örnekler aldılar ve sağlıklı gönüllülerin cildinden sürüntü örnekleri ile karşılaştırdılar. Hastalıklı ve sağlıklı bireylerden alınan örneklerde bulunan bakteri genomlarının genetik varyasyonlarını karşılaştırdılar. Bundan, sağlıklı örneklerin çoğunda mevcut olmayan, hastalığa neden olan bakterilerde 61 farklı gen tespit ettiler.

Hastalığa neden olan genlerin, bakterinin kan dolaşımında çoğalmasına yardımcı olduğu, konakçının immün yanıtını önlediği, hücre yüzeyini yapışkan hale getirdiği, böylece organizmaların biyofilm oluşturabildiğini ve antibiyotiklere karşı dirençli hale gelebildiğini buldular.

Klinik olarak bu patojen her zaman göz ardı edildi, çünkü laboratuvar örneklerinde kontaminant olduğu ya da sadece bilinen bir cerrahi risk olarak kabul edildiği varsayıldı. Ameliyat sonrası enfeksiyonlar ise inanılmaz derecede ciddi ve ölümcül olabilir. Enfeksiyon İngiltere'deki cerrahi sonrası ölümlerin neredeyse üçte birini oluştuyor, bu yüzden riskleri azaltmak için gerekli önlemlerin alınmasının oldukça önemliolduğu vurgulandı.

Literatür talep et

Referanslar :

Meric G, et al. Disease-associated genotypes of the commensal skin bacterium Staphylococcus epidermidis. Nature Communications, 2018; 9 (1) DOI: 10.1038/s41467-018-07368-7

Kızamıktaki Küresel Artış Endişe Yaratıyor

28 Ocak 2019

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nden (CDC) edinilen yeni verilere göre, çok sayıda ülke, aşı uygulamalarındaki boşluklar nedeniyle hastalığın şiddetli ve uzun süreli salgınlarına maruz kaldığından, kızamık vakaları 2017 yılında artmıştır. Raporda, 2000 yılından bu yana kızamık bağışıklamaları yoluyla 21 milyondan fazla hayatın kurtarıldığı, ancak yine 2017'de rapor edilen vakaların 2016'ya kıyasla %30 daha fazla olduğu bildirildi. DSÖ Genel Müdür Yardımcısı Dr. Soumya Swaminathan, kızamığın yeniden artmasının, özellikle de kızamığın tamamen ortadan kaldırıldığı veya kaldırılmasının çok yakın olduğu ülkelerde meydana gelen geniş çaplı salgınlar nedeniyle ciddi endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Eliminasyon Başarısız

Uzmanlar, aşılanmamış çocukları acilen tespit etmediğimiz ve aşı uygulamalarını artırmadığımız takdirde, toplumu bu yıkıcı, ancak tamamen önlenebilir hastalığa karşı korumak için on yıllar süren ilerlemeyi kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğumuzu belirttiler.

Kızamık oldukça bulaşıcı bir hastalıktır ve ancak iki doz kızamık aşısı ile önlenebilmektedir.  DSÖ’nün yayınladığı raporda, kızamığın eliminasyonu için izlenmesi gereken aşamaların iyi takip edilmediği ifadesi yer almaktadır. Birkaç yıl boyunca, ilk doz kızamık aşısı ile küresel aşılama oranı %85 oranında kalmıştır. Uzmanlar bu değerin salgınları önlemek için ihtiyaç duyulan %95'in çok uzağında olduğunu belirtilmiştir. Rapora göre günümüzde ikinci doz aşılama oranı sadece %67'dir. Aşılama programlarındaki boşluklar ve eksiklikler nedeniyle, dünyanın her bölgesinde kızamık salgınları meydana gelmiş ve 2017 yılında bu durum yaklaşık 110.000 kişinin ölümüne neden olmuştur. Amerika, Doğu Akdeniz Bölgesi ve Avrupa, bu hastalığa bağlı ölümlerde en büyük artışı geçen yıl yaşamıştır.

Artış Endişe Verici Fakat Şaşırtıcı Değil

Aşı İttifakı Gavi'nin CEO'su Seth Berkley’e göre "Kızamık vakalarındaki artış derinden endişe verici, fakat şaşırtıcı değil". Berkley’e göre hastalık ile ilgili rehavet ve Avrupa'da aşılama hakkında yanlış bilgilerin yayılması, Venezuella'da çökmekte olan sağlık sistemi, Afrika'daki kırılganlık ve düşük bağışıklama kapsamı gibi bir çok etken yıllar süren gelişmelerden sonra kızamığın küresel olarak yeniden ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu durumla mücadele etmek için mevcut stratejilerin değişmesi gerekiyor. Daha fazla çaba harcayarak rutin bağışıklama oranını artırmak ve sağlık sistemlerini güçlendirmek gerekiyor. Aksi halde birbirini takip eden salgınları kovalamaya devam edeceğiz.

DSÖ ve CDC, aşılama sistemlerine sürekli yatırım yapılmasına ve bu durumu tersine çevirmek için rutin aşılama hizmetlerini güçlendirmeye yönelik çalışmalara ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Bu çalışmalar özellikle savaşlar ve göçlerden etkilenen insanlar gibi en yoksul, en marjinal topluluklara ulaşmaya odaklanmalıdır. CDC'de hızlandırılmış hastalık kontrolü ve aşı önlenebilir hastalık sürveyansının baş şefi olan Robert Linkins, bağışıklama hizmet sunumunu güçlendirmek ve ihtiyaç duyanlara aşı sağlamak için her fırsatı kullanabilmek adına sürekli yatırımlara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Literatür talep et

Referanslar :

Dabbagh et al. Progress towards regional measles elimination – worldwide, 2000–2017, WHO Weekly epidemiological record, 30 NOVEMBER 2018, 93th YEAR / No 48, 2018, 93, 649–660

Helikobakter Enfeksiyonunda B Hücrelerinin Rolü Nedir?

21 Ocak 2019

B hücreleri, antijene özgü antikorlar üretme ve T hücresi aktivasyonu yeteneklerine sahip olmaları sebebiyle bağışıklık sisteminde pozitif düzenleyiciler olarak bilinirler. Regulatuar B hücreleri (Breg); otoimmün bozukluklar, alerji, enfeksiyöz hastalıklar ve kanser dahil olmak üzere birçok hastalıkta baskın olarak IL-10 üretimi aracılığıyla immünolojik tolerans gelişiminde önemli bir rol oynar.

Bugüne kadar yapılmış olan çeşitli araştırmalarda, birbiri ile örtüşen fenotiplere sahip çeşitli Breg alt kümeleri tanımlanmıştır. Bununla birlikte, helikobakter enfeksiyonunda Breg'lerin rolü çok iyi bilinmemektedir. Türk araştırmacıların da dahil olduğu yeni bir çalışmada, helikobakter ile stimüle olan B hücrelerinin fenotipi ve fonksiyonu araştırılmıştır.

Elde Edilen Bulgular Oldukça Kapsamlı

Araştırma ekibinin elde ettiği sonuçlar, helikobakter felis isimli bakteri ile stimüle olan IL-10- üreten B hücrelerinin (Hfstim-IL-10 + B) B10 ve Transizyonel 2 Marjinal Zon Prekürsör (T2-MZP) hücrelerinden oluştuğunu ve CD9, Tim-1 ve programlanmış ölüm 1 (PD-1) eksprese ettiğini gösterdi. Diğer taraftan, helikobakter felis ile uyarılmış IL-10- üretmeyen B (Hfstim-IL-10- B) hücreleri esas olarak marjinal bölge (MZ) B hücreleridir ve PD-L1 eksprese eden ve TGF-β, IL-6, TNF-a ve IgM ve IgG2b salgılayan hücrelerdir.

Dahası, hem Hfstim-IL-10 + B hücrelerinin hem de Hfstim-IL-10 - B hücrelerinin CD49b + LAG-3 + Tr1 hücrelerini uyardığı da bu çalışma sonucunda gösterildi. Elde edilen bulgular helikobakter enfeksiyonunda Breg’lerin rolü hakkında fikir sahibi olunmasını sağladı.

Bu çalışmada, PD-1 / PD-L1 güdümlü B hücresine bağımlı Tr1 hücre farklılaşması için yeni bir mekanizma açıklanmış oldu. Son olarak araştırma ekibi, Hfstim-IL-10- B hücrelerinin, TGF- β 'ye bağımlı olduğunu düşündüğü Th17 hücre farklılaşmasını indükleme kabiliyetini araştırdılar. Birlikte ele alındığında mevcut çalışma, Hfstim-B hücrelerinin, TGF-y'yi salgılayarak, PD-1 / PD-L1 ekseni ve Th17 hücreleri yoluyla Tr1 hücrelerini uyardığını göstermektedir.

Literatür talep et

Referanslar :

Said SS, et al. Bacterially activated B-cells drive T cell differentiation towards Tr1 through PD-1/PD-L1 expression.

Antibiyotik Sonrası Probiyotik Kullanımının Etkileri İncelendi

18 Ocak 2019

Probiyotikler, milyonlarca insanın mikrobiyomlarını zenginleştirmek veya antibiyotik aldıktan sonra bağırsak ekosistemini geri kazanmak için kullandıkları mikroorganizmalardır. Yine de gerçekten işe yarayıp yaramadıkları ile ilgili yeterli bilgiye henüz erişilebilmiş değildir.

Vücuda probiyotik alındığı zaman insanların mikrobiyomlarında neler olduğunu inceleyen çalışmaların birçoğu bağırsak mikropları için fekal örneklere dayanmaktadır. İsrail'de yapılan yeni araştırmada ise endoskopi ve kolonoskopi sonuçları kullanılmıştır. Başlangıçta kolonoskopik ya da endoskopik görüntülemesi yapılmış olan 15 sağlıklı insan, ticari olarak satılan bir probiyotik takviyesi veya bir plaseboyla beslenmiştir.

Çalışma sonunda çarpıcı sonuçlar elde edilmiştir. İlk olarak, dışkıda bulunan mikropların, normalde bağırsakta kolonize olan mikroorganizmalardan olmadığı görülmüştür. Ancak araştırmacılara göre bu dışkı örnekleri bağırsakların içinde ne olduğuna dair güvenilir bir gösterge değildir. Bu nedenle endoskopik ve kolonoskopik örneklemenin önemi araştırmacılar tarafından tekrar vurgulanmıştır.

Araştırmada ayrıca, probiyotiklerin bazı insanların gastrointestinal kanalını kolonize ederken, diğerlerinin bağırsak mikrobiyomlarının probiyotikleri dışarı attığı gösterilmiştir. Ancak insanların bu kategorilerden hansine girdiği dışkı örneğiyle anlaşılamamıştır. Probiyotik kolonizasyon paternlerinin bireye büyük ölçüde bağımlı olduğu görülmüştür. Yani, herhangi bir kişinin herhangi bir probiyotikten yararlanabileceği kavramının ampirik olarak yanlış olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Antibiyotik Sonrası Zararlı Olabiliyorlar

Daha sonra araştırmacılar tarafından, antibiyotik kullanımının ardından mikrobiyomu geri kazanma umuduyla probiyotik alan kişilerin mikrobiyomuna ne olduğu değerlendirilmiştir. Yirmi bir gönüllü, aynı antibiyotik tedavisini almış ve daha sonra bu gönüllüler üç gruba ayrılmıştır. İlk grubun mikrobiyomunun kendi başına iyileşmesine izin verilirken, ikinci gruba probiyotik verilmiştir. Üçüncü grup ise, bir fekal mikrobiyota transplantı ile kendi orijinal pre-antibiyotik mikrobiyomunun bir dozu ile tedavi edilmiştir.

Probiyotik bakteriler ikinci gruptaki herkesin bağırsaklarını kolaylıkla kolonize etmiştir. Ancak bu durum, kişilerin normal mikrobiyomunun geri dönmesini 6 aya kadar engellemiştir. Probiyotikler, mikrobiyomun orijinal durumuna geri dönmesini çok güçlü bir şekilde ve ısrarla engellemiştir. Bu olumsuz etki bugüne kadar yapılan hiçbir çalışmada açıklanmamıştır. Karşıt etki, fekal mikrobiyal transplantı ile kendi antibiyotik öncesi mikrobiyomu verilen hastalarda gözlenmiştir. Lokal bağırsak mikrobiyolojisi günler içinde normale dönmüştür.

Çalışma sonucunda araştırmacılar probiyotiklerin her zaman zararsız olmadıklarını ve etkili olmaları için formüllerinin bireye uyarlanması gerektiğini vurgulamışlardır.

Literatür talep et

Referanslar :

Zmora N, et al. Personalized Gut Mucosal Colonization Resistance to Empiric Probiotics Is Associated with Unique Host and Microbiome Features. Cell. Volume 174, Issue 6, P1388-1405.E21, September 06, 2018. DOI:https://doi.org/10.1016/j.cell.2018.08.041

HPV Taraması mı Pap Testi mi?

16 Ocak 2019

Kanadalı kadınlarda yapılan büyük bir klinik çalışmada, erken evre serviks kanserinin tanınmasında HPV tarama testlerinin Pap smear testine göre daha başarılı olduğu tespit edildi. Pap testi günümüzde serviks kanseri taramasında standart olarak kullanılıyor. Dünya çapında, serviks kanseri kadınlar için dördüncü ölüm sebebi olarak sıralanıyor. Araştırmacılar, artık standart olarak HPV testlerinin kullanılmaya başlanması ve Pap testinden uzaklaşılması gerektiğini düşünüyor.

Önceki araştırmalarda da HPV testinin, bir Pap testi ile karşılaştırıldığında, kanserli hale gelmeden önce anormal servikal hücrelerini daha yüksek oranda saptayabildiği gösterilmişti. Örneğin, 2009 tarihli bir çalışmada Hindistan'da HPV testi sonrasında daha az sayıda serviks kanseri ve daha az ölüm vakası rapor edilmiştir. Çalışma, serviks kanseri taramalarının yaygın olmadığı daha fakir ülkelerde HPV testini desteklemiştir.

16.000 Kadınla Yapılan Yeni Bir Çalışma

Yeni çalışma, HPV testinin Amerika Birleşik Devletleri gibi iyi kurulmuş tarama programlarına sahip ülkelerde de tespit oranlarını arttırabileceğini göstermektedir. 1950'lerden beri, ABD’de yeni serviks kanseri vakalarının sayısı ve ölümler azalmıştır. Amerikan Kanser Derneği, 2018'de 13.240 yeni vaka ve 4.170 ölüm olacağını tahmin etmektedir. Bu düşüş, esas olarak hücrelerin serviksten çıkarıldığı ve anormal büyüme açısından incelendiği Pap testi ile yapılan taramadan kaynaklanmaktadır. Ancak test bazen kanserin erken belirtilerini gözden kaçırır.

HPV testi, Pap testine benzer şekilde, serviksten sürüntü ile alınan hücrelerde viral bir enfeksiyonun varlığını kontrol eder. Bu testte alınan pozitif bir sonucu takiben, doktorlar anormal hücreler için serviksi inceler.

Yeni çalışmada, yerleşik bir tarama programında 16.000 Kanadalı kadının yarısında HPV testi ve geri kalanında Pap testi uygulandı. Dört yıl sonra, olası atlanmış vakaları kontrol etmek için hastalara her iki test de birlikte yapıldı. Başlangıçta HPV testi negatif olan kadınlar için Pap testi sonrası üç yeni vaka tespit edildi. Başlangıçta Pap testi negatif olan kadınlar içinse HPV testinden sonra 25 ilave vaka bulundu.

Elde edilen sonuçlar taramada HPV testinin daha başarılı olduğunu gösteriyor, ancak HPV testi ile tarama sistemine geçiş için hastalar ve doktorların eğitim alması gerekecektir.

Literatür talep et

Referanslar :

Ogilvie G, et al. Effect of screening with primary cervical HPV testing vs cytology testing on high-grade cervical intraepithelial neoplasia at 48 months. JAMA. Vol. 320, July 3, 2018, p. 43. doi:10.1001/jama.2018.7464.

Grip Virüsünün Hızlı Bir Şekilde Tanınmasını Sağlayan Yeni Nano Biyosensör Geliştirildi

28 Nisan 2016

Hong Kong Politeknik Üniversitesi’den araştırmacılar grip virüsü ve diğer farklı virüsleri oldukça hızlı bir şekilde saptayabilen yeni bir nano biyosensör geliştirdiler.

Araştırmacılar üst enerji dönüşümü ışıldama (Upconversion luminescence) rezonans enerji transfer süreci olarak adlandırılan optik metottan faydalanarak ultra hassasiyette virüs tanıma özelliğine sahip bu biyosensörü ortaya koydular. Bu buluş basit operasyonel prosedürleri içermektedir. Bu biyosensör geleneksel klinik metotlara da göre 10 kat kadar daha kısa bir sürede test etme olanağı sağlamaktadır. Geleneksel metotlarla testin sonuçlanma süresi 1-3 gün iken bu buluş ile 2-3 saat kadar kısa bir süreye düşmektedir. Bu teknoloji aynı zamanda farklı virüslerin saptanmasında kullanılabilen düşük maliyetli, hızlı ve oldukça yüksek hassasiyette bir yöntemdir.

Geleneksel biyolojik metotlar, grip virüsünün saptanmasında RT-PCR ve ELİSA gibi immünolojide kullanılan genetik analizleri de içermektedir. RT-PCR oldukça pahalı ve zaman alıcı bir işlemdir. ELİSA’nın ise duyarlılığı daha düşüktür.

Araştırmacılar geliştirdikleri biyosensörün mıknatısın çekim gücü ile iki parçasının eşleşmesine benzer çalışan ışıma teknolojisine dayandığını belirttiler. DNA baz çiftlerinin tamamlayıcı doğası gereği üstenerjidönüşümü nanopartiküllerinin prob oligosunun ve altın nanopartiküller grip virüsü oligosunun adeta bir mıknatıs gibi birbirlerini çektiğini söylediler. Bu sürecin aynı zamanda oligo hibridizasyon olarak ta adlandırıldığını belirttiler.

Araştırmacılar başlangıçta üstenerjidönüşümü ışıldama rezonans enerji transferinden faydalanarak likit faz sistemi içerisinde ultra duyarlılıkta virüs tespiti sağladılar. Araştırmacılar bu ışıldama saptama metodunu solid faz “nanaporous” membran sisteminden faydalanarak daha da geliştirdiler. Nanaporous membran çok sayıda boş kanal içerdiğinden oligo hibridizasyon için daha fazla alan sağlıyordu. İnaktive virüs örneklerini kullanarak testin klinik olarak duyarlılığını likit faz sistemlere göre 10 kattan fazla arttırdılar.

Araştırmacılar ayrıca üst enerji dönüşümü ışıldama rezonans enerji transferi teknolojisinin üst enerji dönüşümü nanopartikül yakalama probunun modifiye edilmesi ile farklı tipteki virüslerin saptanmasına da olanak sağladığını belirttiler.

Araştırmacılar İnovasyon ve Teknoloji Destek Programı’nın desteği ile hızlı virüs saptanması için nano biyosensör geliştirme çalışmalarına devam edeceklerini ve birden fazla virüsü tek bir testte saptayabilmek için bir matriks geliştirmeyi hedeflediklerini belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

 The Hong Kong Polytechnic University. "Novel nano biosensor developed for rapid detection of flu virus." ScienceDaily. ScienceDaily, 14 March 2016. .

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image