Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

İnhalasyon Tedavisine Uyum ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Üzerindeki Etkisi

07 Ağustos 2019

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), dünya çapında prevalansı giderek artan, tanı konulması zor, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. KOAH hastalarında mortaliteyi azaltmak, ekonomik ve klinik yükü azaltmak ve yaşam kalitesini arttırmak için hastalığın ilerlemesini önlemek, alevlenme oranlarını azaltmak ve komorbidite tedavisine odaklanmak çok önemlidir. İnhalasyon tedavisine bağlı kalmanın tedavi hedefleri üzerinde önemli bir etkisi olduğu görülmektedir. Bu nedenle, hasta ve hekimlerin bu konudaki farkındalıklarını arttırmak çok önemlidir.

Tedaviye bağlılık ve etkileyen faktörler hakkında sadece birkaç veri bulunmaktadır. Tedaviye uyum konusundaki 50 yıldan uzun süren araştırmaların bir meta analizi, bağlılık ile sosyal ve duygusal kaynaklar arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. KOAH'lı hastaları içeren bir çalışmada, reçete edilen tedaviye bağlı hastalarda hastanede yatış oranları ve doktor ziyaretleri azalmıştır. Uyum, genel olarak hastaların tedavisinde sık karşılaşılan bir sorundur. Ayrıca, KOAH hastalarında uyum özellikle zayıftır ve tedaviye bağlılık oranlarının %50 ila %80 arasında değiştiği bildirilmiştir.

KOAH'lı hastalarda inhalasyon tedavisine uyumsuzluk çeşitli faktörlerden kaynaklanır ve hastaneye yatış ve düşük yaşam kalitesinin yanı sıra yüksek mortalite ve morbiditeye neden olabilir. Bu nedenle, bağlılığın klinik ve ekonomik olarak sonuçları tam olarak anlaşılmamıştır, ancak bağlılık ile sağlık maliyetleri arasında artan bir ilişki vardır.

Bir grup araştırmacı, KOAH evresinin uyum ile ilişkisini ve uyum ile KOAH alevlenmeleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla retrospektif bir veri analizi yaptılar. Araştırmacılar, daha iyi uyumun, daha az hastaneye yatışa yol açan KOAH alevlenmesiyle ilişkili olduğunu varsaydılar.

Hastalığın Şiddetlenmesi Tedavi Uyumunu Arttırıyor

Avusturya'daki üçüncü basamak bir hastanede KOAH'ın akut alevlenmesi nedeniyle hastaneye yatırılan ve kılavuza uygun inhale tedavi ile taburcu edilen hastaların retrospektif bir analizini yaptılar. Tıbbi kullanımla ilgili takip verileri sonraki 24 ay boyunca kaydedildi. İnhale tedaviye bağlılık, hastaya verilen reçete edilen inhalatör yüzdesine göre tanımlandı ve tam (>%80), kısmi (%50-80) veya düşük (<%50) olarak sınıflandırıldı.

357 hastanın %65,8'i erkek, yaş ortalaması 66,5 yıl ve ortalama FEV1 %55,0 idi. Genel olarak, %35,3'ü mevcut sigara içicisiydi ve sadece %3,9'u hiç sigara kullanmamıştı. %77,0'sına inhale üçlü tedavi (LAMA + LABA + ICS) verildi. %33,6'sı, tedaviye tam uyum gösterdi (erkeklerde %33,2, kadınlarda %34,4). GOLD spirometri sınıf I - IV'e göre ortalama ilaç kullanma oranı sırasıyla 0,486, 0,534, 0,609 ve 0,755'tir. Bu nedenle, tedaviye tam uyumu olan hastalar, düşük uyuma sahip olanlara kıyasla anlamlı şekilde daha düşük bir FEV1'e sahipti (sırasıyla %59,2 ve %49,2).

Hastanede yatmaya yol açan alevlenme riski, GOLD spirometri sınıf IV'te GOLD spirometri sınıf I ile karşılaştırıldığında 10 kat daha yüksekti (OR 13.62) ve bu fark çok değişkenli analizlerde daha belirgindi.

Araştırmacılar, inhalasyon tedavisine tam uyumun sadece %33,6 hastada görüldüğünü ve daha şiddetli KOAH'lılarda daha yüksek olduğunu belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Humenberger et al. Adherence to Inhaled Therapy and Its Impact on Chronic Obstructive Pulmonary Disease (COPD), BMC Pulm Med. 2018;18(163).

Kistik Fibrozis`de Akciğer Enfeksiyonlarına Hangi Bakteri Türü Neden Olabilir?

31 Temmuz 2019

Tse7 adı verilen bir protein toksinin, Pseudomonas aeruginosa tarafından komşu bakterileri öldürmek için kullanıldığı bilinmektedir. Yapılan yeni bir çalışmaya göre bu toksin, P. Aeruginosa’nın kistik fibrozis hastalarındaki akciğer enfeksiyonlarına neden sıklıkla yol açtığını açıklayabilir.

Yiyecek kaynaklarını verimli kullanmak için gerekli olan bakteri etkileşimi, bakterileri, diğer avcı bakteriler veya bağışıklık sistemine karşı da korumaktadır. Bakterilerin kendileri ile rekabet eden organizmalar arasında mücadele etmesi yaygındır ve bakterilerin bu amaç için birden fazla strateji geliştirdiği bilinmektedir. Bu stratejilere, hidrojen siyanür gibi yayılabilir moleküllerin salınmasının yanı sıra, içinden bir toksinin komşu hücrelere iletildiği temas-bağımlı inhibisyon sistemi gibi yöntemleri içeren bakteriyel silahlar dahildir.

Londra’daki Imperial College’tan araştırmacılar, temas-bağımlı hücre ölümüne yol açan veya büyümeyi önleyen tip VI salgı sistemini (T6SS) araştırdılar. Antibakteriyel toksinler, T6SS tarafından iletilen en ayrıntılı şekilde karakterize edilmiş molekül türüdür.

Bakteri Toksini Nötralize Etmek

Tip VI salgı sistemi (T6SS), bakteriler arası rekabet için kullanılan moleküler bir silahtır. Hedef hücrelere toksik etki kazandırmak için bir ok gibi davranır. Araştırmacılar çalışmalarında Tse7 adını verilen bir T6SS toksinini tanımladılar. Çalışmada bu toksinin bir DNaz olduğu ve iki alanlı PAAR-nükleaz yapısının, PAAR bölgesi yoluyla T6SS VgrG ucuna bağlanmasını sağladığı gösterildi. Bu arayüzün bozulması toksin iletimini ortadan kaldırmakta ve bakteriler arası öldürme kabiliyetinin kaybına neden olmaktadır. Çalışmada ayrıca antagonist bağışıklık proteini, Tsi7 de tanımlandı ve doğrudan Tse7 toksini ile etkileşime girdiği gösterildi.

Araştırmacılar bir edinsel bağışıklık proteini olan Tsi7’nin, üreticiyi Tse7'nin zararlı bir etkisinden koruduğunu, böylece spesifik toksin / bağışıklık çiftleri sadece aynı P. aeruginosa izolatından kaynaklanırsa da etkili olacağını belirttiler. Çalışmalarının, T6SS efektörlerinin çeşitliliğini, T6SS'nin ucuna toksinlerin mükemmel bir şekilde uymasını ve Tsi7'ye bağlı korumada özgüllüğü vurgulayarak aynı dizgi içinde suşlar arasında rekabetinde bir rol olduğunu vurguladığını ileri sürdüler. Bilim insanları çalışmaları sayesinde bakterilerin enfeksiyon davranışlarının daha iyi anlaşılacağını ve böylelikle ileride KF hastalarındaki bu sık enfeksiyonlarla daha iyi mücadele edileceğini umduklarını belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Pissaridou et al. The Pseudomonas aeruginosa T6SS-VgrG1b spike is topped by a PAAR protein eliciting DNA damage to bacterial competitors, PNAS December 4, 2018 115 (49) 12519-12524.

Genç Kistik Fibrozis Hastalarında Fiziksel Aktivitenin İzlenmesi İçin Takip Cihazları

30 Temmuz 2019

Kistik Fibrozisli hastalarda fiziksel aktivite, hastanede yatış sürelerinin azalması ve akciğer fonksiyonlarının sürdürülmesi ile ilişkilidir. Bu nedenle fiziksel aktivite standart bakımın bir parçası olarak önerilmektedir. Buna rağmen, fiziksel aktivitenin izlemi konusunda bir fikir birliği yoktur ve Kistik Fibrozisli çocuklar ve gençler arasında fiziksel aktivite izlemi hakkında çok az şey bilinmektedir.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, hastaların fiziksel aktiviteye ilişkin algılarını ve Kistik Fibrozisli çocuk ve gençlerle fiziksel aktivite izleme cihazlarının kullanılmasının kabul edilebilirliğini araştırmayı amaçladılar. Çalışmada, daha önceki araştırma fazlarından elde edilen bulguların sonraki fazları bilgilendirdiği bir eylem araştırması yaklaşımı kullanıldı. Katılımcılar, hasta görüşmeleri, fiziksel aktivite izlemi, takip hasta görüşmeleri ve sağlık profesyoneli görüşmeleri dahil olmak üzere dört aşamada değerlendirildi. Daha sonra, bir uzman paneli uygulama ve gelecekteki araştırmalar için öneriler geliştirmek amacıyla çalışmayı tartıştı.

Bulgular, çocuklarda ve Kistik Fibrozisli gençlerde fiziksel aktivite deneyimlerinin, Kistik Fibrozisli olmayan akranları ile büyük ölçüde karşılaştırılabilir olduğunu, bireylerin çeşitli aktivitelerde bulunduğunu gösterdi. Katılımcılar, semptomların sınırlayıcı olabileceğini kabul etseler de, Kistik Fibrozis kendi başına bir engel olarak algılanmadı. Sağlığın korunması kilit bir kolaylaştırıcı olarak ortaya çıktı, bazı durumlarda fiziksel aktivite hastalara durumlarını normalleştirme fırsatı sundu.

Hastalar Giyilebilir Cihazları Sevdiler

Katılımcılar, izleme cihazlarını giymekten zevk aldıklarını ve bu cihazlarla iyi uyum içinde olduklarını bildirdiler. Bileğe giyilen cihazlar ve geri bildirim sağlayan cihazlar tercih edildi. Sağlık çalışanları klinik uygulamada cihazların potansiyel faydalarını kabul ettiler.

Bu bulgulara dayanarak yapılan öneriler, Kistik Fibrozisli çocuklarda ve gençlerde fiziksel aktiviteyi teşvik etmeye yönelik müdahalelerin bireyselleştirilmesi ve fiziksel aktiviteyi yaşam tarzının bir parçası olarak teşvik etmek için ailelerin de dahil edilmesi gerekliliğini vurguladı. Hastaların, izleme cihazlarından elde edilen fiziksel aktivite verilerinin yanı sıra destek almaları gerektiği belirtildi.

Araştırmacılar, fiziksel aktivite izleme cihazlarının, Kistik Fibrozisli çocuklar ve gençler ile klinisyenleri arasında fiziksel aktivitenin objektif değerlendirilmesi için kabul edilebilir bir yöntem olarak kullanılabileceğini belirttiler. Göze çarpmayan ve geri bildirim verebilen, bileğe giyilen cihazların, en kabul edilebilir olarak algılandığını aktardılar. Kistik Fibrozis sağlık uzmanlarının, fiziksel aktiviteyi etkileyen faktörleri anlayarak, hastaları desteklemek ve sağlık sonuçlarını iyileştirmek için daha iyi bir konumda olacaklarının altını çizdiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Shelley et al. A formative study exploring perceptions of physical activity and physical activity monitoring among children and young people with cystic fibrosis and health care professionals, BMC Pediatrics201818:335.

Hipertonik-Salin İnhalasyonu Kistik Fibrozisli Bebeklerde Akciğer Fonksiyonunu Arttırıyor

24 Temmuz 2019

Kistik fibrozis akciğer hastalığı erken bebeklik döneminde başlar. Kistik fibrozisli bebeklerde, hava yolu mukus tıkanması, hava hapsi, nötrofil enflamasyonu ve bronş duvarı kalınlaşması gibi potansiyel olarak geri dönüşümlü anomaliler ortaya çıkabilir. Erken bebeklik döneminde başlayan önleyici müdahaleler, bu bebeklerde geri dönüşümlü akciğer hasarını geciktirebilir veya önleyebilir.

Akciğer klerens indeksi (LCI) ve göğüs manyetik rezonans görüntüleme (MRG) erken kistik fibrozis akciğer hastalığının ümit verici son noktaları olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte kistik fibrozisli bebeklerde koruyucu tedavilerin güvenliğini ve etkinliğini test eden randomize kontrollü çalışmalar eksiktir.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, kistik fibrozisli bebeklerde izotonik salinle karşılaştırıldığında hipertonik salinle önleyici inhalasyon tedavisinin uygulanabilirliğini, güvenliğini ve etkinliğini belirlemeyi amaçladılar. Çalışmada sonuç ölçütü olarak, anormal akciğer fonksiyonunun hassas bir ölçümü olan akciğer klirensi endeksi (LCI) ile hastalık ilerlemesi, tedaviye yanıt ve akciğer yapısındaki ve perfüzyondaki erken anormallikleri tespit eden MRG kullandılar.

Araştırmacılar yaptıkları randomize, çift kör, kontrollü çalışmada 4 aydan küçük kistik fibrozisli 42 bebeği, 52 hafta boyunca günde iki kez %6 hipertonik salin (n = 21) veya %0,9 izotonik salin (n = 21) almak üzere randomize ettiler. Hem hipertonik salin grubunda hem de izotonik salin grubunda ortalama LCI normaldi (8 üst sınırının altında), ancak hipertonik salin grubunda 21’kişinin beşinde ve izotonik salin grubunda 21 kişiden üçünde 8'in üzerinde seviyeler vardı.

Hipertonik Salin Tedavisi Güvenli ve Etkili

Çalışmada hipertonik salin ve izotonik salin inhalasyonu genellikle Kistik fibrozisli bebekler tarafından iyi tolere edildi ve advers olayların sayısı gruplar arasında farklılık göstermedi. LCI'da başlangıçtan 52. haftaya kadarki değişim, hipertonik salin (-0,6) ile tedavi edilen kistik fibrozisli bebeklerde izotonik salin (-0,1) ile karşılaştırıldığında daha büyüktü. Ek olarak, hipertoink salin ile tedavi edilen Kistik fibrozisli bebeklerde kilo artışı gözlendi, bunula birlikte pulmoner alevlenmeler ve göğüs MRG skorları iki grup arasında farklılık göstermedi.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların, yaşamın ilk aylarında başlatılan hipertonik salin ile önleyici inhalasyon tedavisinin güvenli olduğunu ve iyi tolere edildiğini gösterdiğini belirttiler. Kistik fibrozisli bebeklerde LCI ve kilo alımında iyileşmeler sağladığını aktardılar. Sonuçların, kistik fibrozisli bebeklerde randomize kontrollü çalışmalarda LCI'nın son nokta olarak uygulanabilirliğini desteklediğini söylediler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Stahl et al. Preventive Inhalation of Hypertonic Saline in Infants with Cystic Fibrosis (PRESIS): A Randomized, Double-Blind, Controlled Study, Am J Respir Crit Care Med 2018.

Elde Taşınabilir Kablosuz Ev Spirometresi İle KF İzlemi

19 Temmuz 2019

Spirometreler, kullanıcıların akciğerlerinin ne kadar iyi durumda olduğunu ölçmelerine olanak sağlayan cihazlardır. Küçük ve kullanımı kolay bir el spirometresi olan Air Next, kistik fibrozis tedavisini değiştirebilir ve hastaların evde kendi akciğer fonksiyonlarını izlemelerine ve sonuçları sağlık ekipleriyle uzaktan paylaşmalarına olanak sağlar. Air Next, Bluetooth ile Aria adı verilen kullanıcı dostu bir akıllı telefon uygulamasına bağlanır. Hem Air Next spirometresi hem de Aria uygulaması, İsveçli bir dijital sağlık şirketi tarafından geliştirilmiştir.

Kistik fibrozis izlemine yönelik bu yeni yaklaşım, İsveç merkezli NuvoAir ve Avrupa'nın en büyük kistik fibrozis merkezlerinden birine ev sahipliği yapan Royal Brompton Hastanesi arasındaki öncü ortaklığıyla ortaya çıktı. Son zamanlarda, cihazı ve kistik fibrozis hastalarında uygulamayı test eden pilot bir çalışmadan cesaret verici sonuçlar elde edildi.

Royal Brompton'daki bu pilot çalışmada, akciğer fonksiyonlarının kendi kendine test edilmesinin birçok avantaj sağladığı ve kronik bir akciğer hastalığı olanlar için yenilikçi bir bakım yönteminin başlangıcı olduğu gösterildi.

Air Next avuç içi spirometresi, 75 gram ağırlığında ve alkalin pillerle çalışan küçük bir cihazdır. Akciğerlerin bir saniye içinde zorlu ekspirasyon hacmi (FEV1) ve zorlu vital kapasitesini (FVC) ölçebilir. Aria uygulaması Apple Store veya Google Play Store üzerinden ücretsiz olarak indirilebilir. Fiziksel tasarımdan uygulama deneyimine kadar her şeyin teknolojisi hasta düşünülerek geliştirilmiştir.

Hastalar için Şaşırtıcı

Araştırmacılar, kistik fibrozis hastalarının kendi sağlıkları hakkında öğrendiklerinin ve Royal Brompton'dan gelen geri bildirimlerin, ihtiyaçlarını ve günlük yaşamını anlama konusundaki anlayışları için şaşırtıcı olduğunu belirttiler. Cihaz için şu ana kadar elde edilen sonuçların çok memnun edici olduğunu ve hastaları bir sonraki hastane ziyaretine değil, yaşadıkları hayata odaklanmalarına olanak tanıyan bu uygulama ile evde bakımı rahatça destekleyebildikleri için çok mutlu hissettiklerini aktardılar. Yaklaşımın, hastaları kliniğe bu kadar sık getirmek yerine, telefon ya da internet üzerinden sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla yapılan konuşmalarla veri elde edilmesini teşvik edebileceğini söylediler.

Kistik fibrozisli hastaların akciğer fonksiyonlarını evde test edebilmek suretiyle, akciğerlerinin sağlığını daha etkili ve potansiyel olarak daha sık izleyebileceklerini, bunun da bir sonraki klinik ziyaretinden daha erken bir zamandaki iyileşmeleri veya bozulmaları ortaya koyabileceğini vurguladılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Alberto Molano. Handheld Wireless Home Spirometer Could Transform CF Monitoring, Pilot Study Suggests, Cystic Fibrosis News Today December 10, 2018.

Kırılganlık Değerlendirmesi Risk Altındaki İPF Hastalarının Belirlenmesine Yardımcı Olabilir

17 Haziran 2019

Yaygın idiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) ilişkili yaşa bağlı komplikasyonların tanınması, İPF hastalarının daha kötü bir sonuç riski altında bulunmamasına yardımcı olabilir. İPF’li yaşlı hastalarda kırılganlık ve idrar kaçırma, baş dönmesi, görme bozukluğu, işitme bozukluğu ve düşme gibi geriatrik durumlar yaygındır.

İPF'nin insidansı ve prevalansının, yaşamın her on yılında anlamlı bir şekilde arttığı, hastaların yaklaşık üçte ikisinin hastalığın başlangıcında 60 yaş veya daha yaşlı olduğu bilinmektedir. Önceki çalışmalar İPF ve yaşlanma arasındaki ilişkinin tesadüf olmanın ötesine geçtiğini ve ortak biyolojik mekanizmaları paylaştıklarını ileri sürmüştür. Her ne kadar İPF esas olarak akciğerleri etkilese de, diğer doku ve organların fonksiyonlarını ve aktivitelerini de etkileyebilir. Hastalar tanı sırasında ve hastalık ilerledikçe sıklıkla başka tıbbi durumlara sahiptir veya zaman içinde bu hastalıklara yakalanırlar. Öte yandan yaşlı hastalarda sağlık sonuçlarının önemli bir belirleyicisi olan fonksiyonel durum İPF popülasyonunda çalışılmamıştır.

Yapılan yeni bir çalışmada İPF'li yaşlı hastalarda kırılganlık ve geriatrik durumların sıklığını belirlemek amaçlandı. Araştırmacılar, Michigan Üniversitesi'nde ≥65 yaşları arasında İPF hastalarını prospektif olarak belirlediler. Hastalardaki kırılganlık, Fried kırılganlık fenotipi kullanılarak değerlendirildi. Fonksiyonel durum, geriatrik durumlar ve semptomları ele alan anketler uygulandı. Pektoralis kas bölgesinin kantitatif ölçümü yapıldı. Hasta değişkenleri farklı kırılganlık grupları arasında karşılaştırıldı.

İPF, Kırılganlık Riskini Arttırıyor

50 katılımcının %48'i kırılgan ve %40'ı ≥ 2 geriatrik duruma sahipti. Geriatrik durumu iki veya daha fazla olan 20 katılımcının 9'u (%45), geriatrik durumu olan veya olmayan 30 katılımcının 15'i (%50) kırılgandı. Kırılganlık; artmış yaş, düşük akciğer fonksiyonu, daha kısa 6 dakikalık yürüme mesafesi, daha yüksek semptom skorları ve daha fazla komorbidite, geriatrik durumlar ve fonksiyonel kısıtlamalar ile ilişkiliydi. Pektoral kas alanı ise neredeyse anlamlıydı. Hasta tarafından rapor edilen yorgunluk skoru (olasılık oranı [OR] = 2,13) ve difüzyon kapasitesi (OR = 0,54) kırılganlığın bağımsız ön gördürücüleriydi.

Daha ileri analizler, daha ileri yaş ve oksijen kullanımının İPF hastalarında 5.6 ve 4.9 kat daha yüksek kırılganlık riski ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Daha iyi solunum fonksiyonu ve egzersiz kapasitesine sahip olanlar azaltılmış bir kırılganlık riskine sahipti. Kırılgan İPF hastalarında daha fazla komorbidite ve geriatrik durum olduğu ve daha kötü fonksiyonel kısıtlamalar yaşadığı tespit edildi. Günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmede daha fazla zorluk çektiklerini ve kırılgan olmayan İPF hastalarından daha fazla yorgunluk yaşadıklarını bildirdiler.

Araştırmacılar kırılganlığın varlığının, objektif ve subjektif verileriyle ilişkili olduğunu belirttiler. Kırılganlığın İPF'de hastalıkla ilişkili sonuçlar üzerindeki etkisini belirlemek için ileri değerlendirmelere ihtiyaç olduğunu aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Jamie S. Sheth, Meng Xia, Susan Murray, Carlos H. Martinez, Catherine A. Meldrum, Elizabeth A. Belloli, Margaret L. Salisbury, Eric S. White, Colin H. Holtze, Kevin R. Flaherty. Frailty and geriatric conditions in older patients with idiopathic pulmonary fibrosis, Respiratory Medicine March 2019 Volume 148, Pages 6–12.

Yeni İkili-Antibiyotik Toz İnhalasyonu İlaca Dirençli Bakterilere Karşı Daha Etkili

24 Mayıs 2019

Kistik fibrozis (KF) hastalarında çoklu ilaca dirençli bakterilerin neden olduğu akciğer enfeksiyonları genellikle ölümcüldür. Bunun nedeni bu 'süper' mikropların mevcut tüm antibiyotiklere dirençli olmasıdır. Daha da kötüsü, bu antibiyotiklerin damar içine verilen veya oral yoldan verilen geleneksel sistemik uygulamaları, tedavinin etkili olabilmesi için potansiyel olarak yüksek dozlar gerektirir ve bakterileri öldürmek için akciğer yüzeyine erişemez. Bir kişiye yüksek dozlarda ilaç verilmesi böbreklerde veya karaciğerde tehlikeli ve bazen ölümcül olabilen bir stres yaratabilir.

Son çare antibiyotikler hala etkili olabilir, ancak bunlar sistematik olarak verilirse çok toksik etki yapabilmektedir. Mevcut alternatif, antibiyotiklerin nebülize edilmesi ve doğrudan akciğerlere verilmesidir. Bu da sistemik toksisite riskini azaltırken lokal konsantrasyonları arttırır. Bununla birlikte bu metot, pahalı ve karmaşık dağıtım cihazları ve uzun uygulama süreleri gerektirir.

Purdue Üniversitesi araştırmacıları, kolistin ve siprofloksasin isimli iki antibiyotiğin kistik fibrozis hastalarının akciğerlerine derinlemesine aktarmanın yeni bir yolunu buldular. Ayrıca hastaları bu tedavilerin yüksek sistemik dozlarına maruz bırakmadan çok daha etkili bir şekilde antibiyotiğe dirençli bakterilerin öldürülmesini sağladılar.

Araştırmacılar geliştirdikleri yeni formülasyonda, iki antibiyotiği kuru toz olarak verilebilecek tek bir partikülde birleştirmeyi başardılar. Bir jet nebülizör ile sadece %10'luk oranın aksine, antibiyotiklerin %60'ından fazlası akciğerlere ulaştı. Ek olarak, kuru formülasyon iyileştirilmiş kimyasal stabilite sağladı ve kullanımı geleneksel inhalasyon ürünlerinden daha kolaydı.

Sinerjik Etki

Araştırmacılar, farklı kimyasal özelliklere sahip iki antibiyotiği tek bir partikül içine dahil etmenin büyük bir zorluk olduğunu aktardılar. Yeni formülasyonun, iki sinerjik antibiyotik aynı anda aynı enfeksiyon bölgesine verilebildiğinden, akciğerlerin derin bölgelerinde ilaca dirençli bakterilerin daha etkili bir şekilde öldürülmesine olanak verdiğini belirttiler. Bu teknolojinin, birkaç antibiyotik ve bileşik kombinasyonuna uygulanabileceğini de söylediler.

Bu yeni uygulama ile antimikrobiyal direncin küresel kriziyle mücadele etmek için umut verici bir seçenek sunduklarını, KF hastalarını ve ventilatör yardımlı pnömoni hastalarını etkileyenler de dahil olmak üzere bazı ölümcül akciğer enfeksiyonlarından potansiyel olarak on binlerce can kurtarılabileceğini vurguladılar. Araştırmacılar bu yeni teknoloji için patent başvurusunda bulundular ve yöntemlerini geliştirmek için çalışmalarına devam ediyorlar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Alberto Molano. New Dual-antibiotic Powder Inhalation More Effective Against Drug-resistant Bacteria, Cystic Fibrosis News December 18, 2018.    

Plazma Bazlı Fonksiyonel Genomiklerle KF’nin Moleküler İmzalarının Belirlenmesi

22 Mayıs 2019

Kistik fibrozis (KF), tek bir genin disfonksiyonuna atfedilse de, anormal gen ürünü ile enflamasyon gelişimi ve akciğer hastalığının progresyonu arasındaki ilişkiler tam olarak anlaşılmamıştır. Bu durum, bireysel bir hastanın klinik seyrini, tedavi stratejilerini ve tedavi yanıtını öngörme yeteneğini sınırlamaktadır.

Ann ve Robert H. Lurie Çocuk Hastanesi Stanley Manne Çocuk Araştırma Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, KF hastalığının ilerlemesini daha iyi anlamak ve hasta bakımını iyileştirmek için yaptıkları çalışmada, hastalardan kan örnekleri topladılar ve seçilen bir gen dizisinin sırasını ve seviyelerini değerlendirdiler. Daha sonra, elde edilen genetik verileri tıbbi kayıtlara dayanan hastaya özgü klinik öyküyle ilişkilendirdiler ve sağlıklı bireylerden alınan gen ekspresyon şablonlarıyla karşılaştırdılar.

Araştırmacılar çalışmada KF hastalığının moleküler imzalarını plazma bazlı fonksiyonel genomiklerle karakterize ettiler. Sağlıklı donörlerden periferik kan mononükleer hücreleri (PBMC'ler); 103 KF hastasından ve ilişkisiz, sağlıklı 31 kontrolden alınan plazma örnekleri ile kültürlendi. Çalışmada gen ekspresyon seviyelerini ölçmek için affimetriks mikroarray yöntemi kullanıldı. KF hastalarının bir alt grubundan (40 hasta) periferik kan örnekleri, flow sitometri ile immünofenotiplendi. Elde edilen veriler, yaşla eşleştirilen 351 sağlıklı kontrol için geçmiş verilerle karşılaştırıldı. Başka bir KF hasta alt grubundan (56 hasta) ve 16 sağlıklı kontrolden plazma örnekleri, çok sayıda sitokin ve kemokinler için multipleks ELISA ile analiz edildi.

İmmünmodülatörler Sürece Etki Ediyor

Temel bileşen analizi ve indüklenmiş transkripsiyonel verilerin hiyerarşik olarak kümelenmesi, hastalığa özgü plazmadan kaynaklanan PBMC profilleri ortaya çıkardı. Diferansiyel olarak eksprese edilen 1.094 prob seti arasında, 51 gen pankreas yetmezliği ile ilişkilendirildi ve 224 gen Pseudomonas aeruginosa enfeksiyonu ile ilişkilendirildi. Flow sitometri ve ELISA verileri, çeşitli immün modülatörlerinin KF moleküler imzasına katkıda bulunduğunu doğruladı.

Araştırmacılar yaptıkları çalışmanın, KF hastaları arasındaki spesifik moleküler imzalar için güçlü kanıtlar sunduğunu belirttiler. Bu moleküler imzaların anlaşılmasının, daha kişiselleştirilmiş prognozları, bireyselleştirilmiş tedavi planlarını ve tedavi yanıtının hızlı izlenmesini sağlayacak benzersiz moleküler belirteçlere yol açabileceğini vurguladılar. Hastaya özel tedavilerin, sadece KF'nin erken tedavisi için değil, aynı zamanda enfeksiyonlara bağlı solunum yollarının enflamasyonu veya pankreasın işleviyle ilgili konular dahil olmak üzere ilgili komplikasyonların yönetimi için de önemli olacağını aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Lavy et al. Identification of molecular signatures of cystic fibrosis disease status with plasma-based functional genomics. Physiol Genomics 51: 27– 41, 2019.a

Araştırmacılar Dirençli Pnömoniyi Önlemek İçin Aşı Arıyor

21 Mayıs 2019

P. aeruginosa, Hastalık Kontrol Merkezleri (WHO) tarafından, bir dizi antibiyotiğe dirençli olması nedeniyle ve tekrar aktive olup hasar verebilmesi nedeniyle ciddi bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir. Pseudomonas, evrimi boyunca çok sayıda intrinsik direnç mekanizması edinmiştir ve bu mekanizmalarla çok sayıda antibiyotiğe karşı doğal olarak dirençli hale gelmiştir. Bu patojen kronik akciğer enfeksiyonunun sık görülen bir nedenidir ve kistik fibrozis hastalarında ciddi sorunlara neden olmaktadır.

West Virginia Üniversitesi'nde yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, tedaviye yüksek dirençli bakteri Pseudomonas aeruginosa'ya karşı bir aşı geliştirmeyi amaçladılar. Araştırmacılar, kistik fibrozisi olan veya olmayan diğer hastalarda bakteriyel kolonizasyonu ve ardından akciğer hasarını önlemeye odaklandılar. Çalışmada organizma ile mücadele edebilmesi için bağışıklık sistemini eğitmek amacıyla kullanılabilecek bir “Aşil'in patojen topuğu (Achilles' heel of the pathogen)” tespit edildi.

2016 yılında yayınlanan bir makalede, bir fare modelinde enfeksiyonun erken aşamalarında, transkriptom olarak da adlandırılan bakterilerin total haberci RNA'sını tarayan çalışmalar incelendi. Bu çalışmada ayrıca fare transkriptomu da analiz edildi.

Demir için Savaş

Araştırmacılar, enfeksiyon sırasında hem bakterilerin hem de konağın aktive edici demir sekestrasyon yolu ile demir alımı için savaştıklarını buldular. Demirin insanlar ve bakteriler için çok uzun zamandır gerekli olduğunun bilindiğini belirten bilim insanları, bu durumun bir çalışma ile ilk kez kanıtlandığını söylediler.

Araştırmacılar, bakterilerin demir toplama proteinlerinin birkaç parçasını içeren büyük bir molekül tasarlayarak bu molekülü farelere bağışıklık kazandırmak ve bakterilere karşı bağışıklık yanıtı oluşturmak için kullandılar. Bu fareler P. aeruginosa ile enfekte olduklarında, bağışıklık sistemlerinin bakterilerin %99,9'unu etkili bir şekilde öldürdüğü gösterildi.

Araştırmacılar şimdiki çalışmalarında ise, P. aeruginosa'ya karşı korunmak için hangi bağışıklık hücrelerinin sorumlu olduğunu araştırmaktalar. Bağışıklık sisteminin bakterilerin öldürülmesine kadarki ilk tespitini kapsayan moleküler kaskadın belirlenmesinin, aşıların hassas bir şekilde ayarlamasına yardımcı olacağı düşünülüyor.

Çalışmacılar ayrıca, Pseudomonas’ın çok kolay adapte olabildiğini ve bakterinin kolayca yeni bir yol bulup tedaviden kurtulabileceğini; bu nedenle de geniş bir koruma sağlamak için çok değerlikli bir aşı geliştirmek istediklerini belirttiler ve çoklu bakteriyel proteinlerden üretilen çoklu hedef aşıları da araştırmaya devam ettiklerini eklediler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Patricia Inacio. Researchers Working on Vaccine Against P. aeruginosa Before Infection Sets In. Cystic Fibrosis News December 3, 2018.

Geliştirilen Yeni Test KF`de Öksürme ve Hava Yolu Klirensine Yardımcı Olabilir

16 Mayıs 2019

Öksürüğün ürettiği yüksek hızlı hava akımı ile intrapulmoner mukusun temizlenmesi, kistik fibrozis (KF) veya kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOPD) hastalıklarında olduğu gibi, muko-obstrüktif durumu ve bozulmuş siliyer ilişkili mukus klirensi olan hastalarda ana kurtarma klirens mekanizmasıdır. Önceki çalışmalar hava yolu yüzeylerinde oluşan mekanik kuvvetleri öksürük yoluyla araştırmış ancak mukus biyofiziksel özelliklerinin öksürüğün etkinliği üzerindeki etkilerini dikkate almamıştır. Teorik olarak mukus, akciğerden bir öksürük, mukus tabakasının müsin iplikçiklerinin yırtılması yoluyla parçalandığı koheziv yetmezlik veya mukus hücre bağlarının parçalanmasını gerektiren adeziv yetmezlik ile giderilebilir.

Pulmoner mukus klirensi, vücudu potansiyel olarak zararlı mikroorganizmalardan ve partiküllerden korumada kritik bir mekanizmadır. Ancak KF, KOAH ve astım gibi hastalıklarda, bu klirens sistemi arızalıdır ve bunun sonucu olarak akciğerlerde, enfeksiyonu teşvik eden ve solunum fonksiyonunu bozan yoğun mukus birikimi görülür. Verimli mukus klirensi, hava yollarını kaplayan hücrelerin normal aktivitesine, ayrıca mukusun su ve iyon içeriğine ve müsin adı verilen yapışkan moleküllerin doğru dengesine bağlıdır.

North Carolina Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, öksürüğün neden olduğu mukus klirensi mekanizmasını daha iyi anlamak için, hem sağlıklı bireylerden hem de KF hastalarından doku kullanarak, hava yolu astar hücrelerinin çeşitli özelliklerini taklit eden bir peel testi deneyi geliştirdiler. Yeni test, KF’si ve diğer akciğer hastalıkları olan insanların akciğerlerinde biriken mukusun çeşitli özelliklerini değerlendirdi.

Transplantasyon hastalarının akciğerlerinden hava yolu astar hücreleri topladılar ve bunları laboratuvarda kültüre ektiler. Daha sonra, bu hücre kültürlerine, küçük ağsı yapılar, mukozaya sıkıca bağlanmaları için gömüldü. Ağlar da mukusun çekilmesi ve yırtılması için gereken kuvveti ölçmek için kuvvet sensörlü bir motora bağlandı.

Deneyler, organik maddede mukusun konsantrasyonunun sağlıklı bireylere göre yaklaşık %20 olduğu bilinen KF hastalarında mukusun kuvvet ve soyulma velositesinin çok daha yüksek olduğunu gösterdi. Bu bulgunun, KF hastalarının neden sıklıkla akciğer mukusunu öksürük yoluyla dışarı atamadığını açıklamaya yardımcı olabileceği düşünüldü.

Salin Konstrasyonu Da Azaltıyor

Araştırmacılar, hava yolu hücre-mukus etkileşimine bakarken, aynı mukus konsantrasyonunda karşılaştırıldığında, KF’li ve KF’siz örnekler arasında adeziv kuvvette bir fark görmediler. Değişken hastalık şiddeti olan KF ve KOAH hastalarından toplanan balgamın koheziv kuvvetinin analizi, daha yüksek bir koheziv kuvvetin mukus konsantrasyonuyla güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu, ancak hastalık tipine bağlı olmadığını gösterdi.

Araştırmacılar daha sonra, soyulma testi analizlerini kullanarak, inhale salin ve hipertonik salin çözeltileri gibi hidrate edici ajanlar ve daha klasik mukolitik ajanları içeren tedavi yaklaşımlarını test ettiler. Mukusun hidrate edilmesine yönelik salin çözeltisi, KF mukusunun adeziv ve koheziv kuvvetlerini önemli ölçüde azaltırken, konsantrasyonunu da yarı yarıya azaltıyordu. Normal müsin iplikçiklerinin oluşumunu ve bağlanmasını önleyebilen bir mukolitik ajan olan asetil sisteinin, KF mukusunun adeziv/koheziv kuvvetlerini etkili bir şekilde azaltarak, daha kolay bir klirense olanak sağladığını gördüler.

Araştırmacılar sonuçların, KF hastalarında hidrate edici ve mukolitik ajanların veya her ikisinin birlikte kullanılmasının, öksürük yoluyla mukus klirensine yardımcı olabileceğini gösterdiğini belirttiler. Çalışmada geliştirdikleri araçların, klirensin başarısız olduğu bazı önemli hastalıklarda mukus klirensini iyileştirmek için stratejileri test etmeye yardımcı olacağını aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Alberto Molano. New 2-in-1 powder aerosol to upgrade fight against deadly superbugs in lungs, Cystic Fibrosis News December 18, 2018.

Kistik Fibrozis Tedavisinde Tele-Sağlık ve Entegre Sağlık Koçluğu İş Birliği

06 Mayıs 2019

Kistik Fibrozis Vakfı (CFF) tarafından yayınlanan enfeksiyon kontrol rehberleri uyarınca, bir odada bir kerede yalnızca bir hasta bulunabilmektedir. Bu, bilgiye en acil şekilde ihtiyaç duyan hastaların, konferanslardan faydalanabilmelerini ciddi şekilde sınırlandırır. Kısıtlamalar ile başa çıkmak için ve mümkün olan maksimum hasta sayısına ulaşmak için, KF klinikleri giderek daha fazla video konferans, internet sohbetleri ve diğer teknikleri de içeren tele sağlık yöntemlerine yönelmektedir.

Rationale Attain Health ismindeki yeni bir hasta merkezli program, kistik fibrozis ile yaşayan insanların sağlığını optimize etmek için toplumun katılımı ve akran sorumluluğuyla bütünleştirici sağlık ve fiziksel performans koçluğunu birleştirmeyi amaçlıyor. Hastaların egzersiz, sağlıklı beslenme, zaman yönetimi, farkındalık ve verimli tedavilerin sağlıkları ve yaşam beklentileri üzerindeki faydaları hakkında bilinçlenmeleri hedefleniyor.

Program Sayesinde Nakilden Vazgeçildi

Programda hastalar, haftalık sanal toplantılarda, haftalık grup koçluğu oturumlarında ve KF topluluğundaki uzmanların eğitim web seminerlerinde performans koçu ve entegre sağlık koçu ile bir araya geliyor. Entegre sağlık ve fiziksel performans koçluğu platformu, müşterilere kişisel sağlık hedefleri belirleme, uygulama planları geliştirme, alışkanlıklar oluşturma ve sağlık hedeflerine ulaşmak için kaçınılmaz engelleri aşma fırsatı sunuyor.

Sanal bir topluluk aracılığıyla gerçekleştirilen bu programda, izlenebilirlik ve topluluğun pozitif değişimi entegre etmeleri için hastaların birbirlerini desteklemesi sağlandı. Program kapsamında her bir hastaya entegre sağlık koçu ile 90 dakikalık bir danışma sunuldu. Entegre sağlık koçu; program parametreleri, vizyon çalışması, müşterinin program için hedeflerinin bir taslağının oluşturulması ile grup koçluğu ve danışmanlığı görevlerini aldı. 90 dakikalık bir konsültasyon, bir hareket değerlendirme ekranı yürüten ve uygunluk hedefleri belirleyen performans koçuyla takip edildi. Hastalar, motivasyonlarını sürdürmek, farkındalık teknikleri kullanmak ve nihai sağlık hedeflerine doğru ilerlemek için sağlık koçuna sınırsız erişime sahiplerdi. Hastalar böylelikle, uygun egzersiz tekniğini öğrenmek için performans koçu ile video konferanslar yapma ve egzersiz programında yaşadığı zorlukları çözme fırsatı buluyorlardı.

Üç aylık pilot program ile, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Danimarka'dan 17-54 yaş arası 15 hastaya hizmet sağlandı. Bu süre boyunca hastaların FEV1'indeki ortalama artış, üç aylık çalışma döneminde %-2 ile %+15 arasında değişmekteydi. Hatta bir hastadaki FEV1 değerinin %21’den %33’e çıktığı görüldü ve bu hasta nakil listesinden çıkarıldı. VKİ 10/15 hastada düzeldi. İki hastanın kilo verme hedefi vardı (BMI 29 ve 31) ve bu hedeflere ulaşıldı.

Program yetkilileri kistik fibrozis hastalarının sadece ilaç tedavisi ile iyileştirilemeyeceğini, bu hastaların gelişen teknolojinin mümkün kıldığı tele-sağlık gibi yöntemlerden de fayda gördüğünü belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

C. Landon, K. Q. Porco. Integrating Telehealth and Integrative Health Coaching In Cystic Fibrosis Care, Attain Health 2019.

Muc5b’nin Artmış Ekspresyonu IPF için Risk Faktörü Müdür?

30 Nisan 2019

MUC5B geni, mukusa jel benzeri özellikleri veren ve mukus oluşumunun kilit bir bileşeni olan, musin ailesinin bir protein üyesinin üretilmesinde görev alır. Genin artmış ekspresyonunun idiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) ve romatoid artrit için en güçlü risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Herhangi bir gende olduğu gibi, MUC5B'nin protein ekspresyonu, gen transkripsiyonu adı verilen süreci başlatan bir promotör tarafından kontrol edilir.

Yapılan yeni bir çalışmada, MUC5B ile indüklenen mukus birikimi ile İPF'nin ilerlemesi arasında bir ilişki bulunmuştur. Bir MUC5B mutasyonunun, küçük solunum yollarında mukus klirensini önleyebileceği ve skarlaşmayı indükleyebileceği, dolayısıyla İPF'de güçlü bir risk faktörü olabileceği gösterilmiştir.

Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden bilim adamları çalışmalarında, MUC5B'nin insanlarda, tip 2 alveoler epitelde ve petek kistlerini kaplayan epitel hücrelerde yüzey aktif protein C (SFTPC) ile birlikte eksprese edildiğini göstermişlerdir. Bu da, distal hava alanlarında akciğer fibrozisinde yer alan hücre tiplerinin MUC5B eksprese ettiği anlamına gelir. Farelerde, bronkoalveoler epiteldeki Muc5b konsantrasyonunun, bozulmuş mukosiliyer klirensle (MCC) ve bleomisin ile indüklenen akciğer fibrozisinin kalıcılığı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Çalışmada ayrıca, mukolitik ajan P-2119'un, MCC'yi geri kazanma ve Muc5b artmış ekspresyonu durumunda bleomisin ile indüklenen akciğer fibrozisini baskılama kabiliyeti olduğu da ortaya konmuştur.

Mutasyon İPF İçin Risk Faktörü

Bu disfonksiyonel MUC5B geni, patojenlere karşı birincil ve doğal bir savunma mekanizması olan uygun akciğer (mukosiliyer) klirensini önleyebilen küçük solunum yollarında mukus birikmesine neden olmaktadır. Araştırmacılar, bu mutasyona uğramış MUC5B promotörünün İPF için güçlü bir genetik risk faktörü olduğunu aktarmışlardır.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların, mukosiliyer disfonksiyonun, MUC5B'yi aşırı eksprese eden farelerde bleomisin ile indüklenen pulmoner fibroziste nedensel bir rol oynayabileceğini ve distal hava alanlarında bulunan MUC5B'nin İPF'li insanlarda potansiyel bir tedavi hedefi olduğunu gösterdiğini belirtmişlerdir. Çalışma sonuçlarının; risk altındaki bir popülasyonu tanımlamaya, geri dönüşü olmayan skar oluşmadan önce hastalığı teşhis etmeye, eşsiz bir tedavi hedefine (MUC5B), akciğerde belirli bir yere (distal solunum yolu) odaklanmaya ve şu anda tedavi edilemeyen bir hastalığa terapötik müdahaleye olanak sağladığını vurgulamışlardır.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Hancock et al. Muc5b overexpression causes mucociliary dysfunction and enhances lung fibrosis in mice, Nature Communicationsvolume 9, Article number: 5363 (2018).

Nazal Epitelden Non-İnvaziv İPF Tanısı Konulabilir Mi?

11 Nisan 2019

İdiyopatik pulmoner fibrozis (İPF), solunum yetmezliği ve ölüme neden olan akciğer parankiminin ilerleyen skarlaşması ile karakterizedir. İPF tanısında sıklıkla yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi kullanılır. Ancak maliyeti ve radyasyona maruz kalma riski, hastalık riski yüksek olan hastalarda bile tarama aracı olarak kullanımını sınırlandırır. Ayrıca, İPF için kan biyo-belirteçleri çalışmaları başarılı olamamıştır. Diğer çalışmalar, hücre dışı matris ve büyüme faktörlerinin yanı sıra epitelyal genler de dahil olmak üzere İPF'de çeşitli protein seviyelerinin arttığını göstermiştir. Ancak bu çalışmalar akciğer biyopsileri gerektirdiğinden, tarama veya hastalık yönetimi için sınırlı uygulanabilirliği vardır.

Akciğer kanseri ile ilgili yapılan bir çalışma, bronşlardan gelen epitel dokularında 11 gen ekspresyon seviyesinin, akciğerdeki küçük asemptomatik nodüllerin yönetilmesine yardımcı olduğunu göstermiştir. Nazal epitelde daha sonra yapılan çalışmalar benzer sonuçlar vererek, epitelyal değişikliklerin, solunum sistemindeki değişikliklerin bir sonucu olduğu fikrini desteklemiştir.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, hastalık boyunca güvenle ve tekrar tekrar örneklenebilen nazal epitelyal küretaj örneklerinin transkriptomik profiliyle İPF hastalarını, yaşları eşleştirilmiş kontrollerden ayırmanın uygulanabilirliğini değerlendirmişlerdir.

Araştırmacılar, ortalama yaşları 68 olan 10 İPF hastasının ve ortalama yaşları 64,4 olan yaş-uyumlu 23 kontrolün burun epitelinin transkriptomunu karşılaştırmışlardır. Meksika'daki bir ayakta tedavi kurumunda, her bir katılımcının burun mukozasının beş biyopsisi toplanmıştır ve tüm İPF hastaları klinik olarak stabildir. İPF tanısı öncesi ortalama semptom süresi 28 aydır.

Genler Bağışıklık Yolakları ile İlişkili

İPF numunelerinde toplam 224 genin, kontrol grubundan farklı ekspresyon seviyelerine sahip olduğu, İPF'li hastalarda bunların 222'sinin artmış ve sadece ikisinin azalmış olduğu saptanmıştır. Yolak zenginleştirme analizi, İPF hastalarında kontrollere kıyasla immün yanıt ve enflamatuar sinyalleme ile ilgili yolakların up-regülasyonunu ortaya koymuştur.

İşlevsel bir analiz daha sonra farklı ekspresyon seviyelerine sahip çoğu genin, patern tanıma reseptörü fonksiyonlarını reseptör aktivitesi, ana histo-uyumluluk kompleksine bağlanma ve peptit-antijen bağlanması ile enzim ve sitokin bağlanmasıyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Çalışmada tespit edilen genlerin doğal ve edinilmiş bağışıklık yolakları ile de ilişkili olduğu belirtilmiştir.

Araştırmacılar elde ettikleri bu bulguların, İPF hastalarını tanımlamak ve izlemek için burun örneklemesini, invaziv olmayan ve ucuz bir yaklaşım olarak desteklediğini belirtmişlerdir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

M. A. Sala et al. Inflammatory pathways are upregulated in the nasal epithelium in patients with idiopathic pulmonary fibrosis, Respiratory Research 2018 19:233.

Gebelikte Astım, Doğum Sonrası Depresyona Mı Neden Oluyor?

27 Mart 2019

Amerikan Psikologlar Birliği'ne göre her 7 yeni anneden yaklaşık biri doğum sonrası depresyona girmektedir ve bu durum bu annelerin yaklaşık yarısı için ilk depresyon olayıdır. Kanada merkezli yapılan bir çalışmada, gebeliklerinde astımı olan kadınların doğum sonrası depresyon yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu öne sürüldü.

Montreal Üniversitesi'nde baş araştırmacı Dr. Blais, "Genel olarak (hamileliğin dışında) astımın, artan depresyon riski ile ilişkili olduğunu biliyorduk, bu nedenle hamilelik sırasında astımın doğum sonrası depresyon riskini arttırabileceğinden şüphelendik" şeklinde bir açıklamada bulundu.

Riski değerlendirmek için Blais ve meslektaşları tarafından, 1998-2009 yılları arasında Quebec şehrinde doğum yapan ve astımı olan 35.000’den fazla hamile kadının ve astımı olmayan yaklaşık 200.000 kadının sağlık geçmişleri karşılaştırıldı.

Elde edilen sonuçlar, doğumdan sonraki yılda astımlı kadınlarda doğum sonrası depresyon oranlarının kabaca ikiye katlandığını gösterdi.

Doğumdan Sonra Depresyon Oranı Artıyor

Çalışmada, astımı olan kadınların %0,8'i, astımı olmayan kadınların ise %0,4'ü doğum sonrasındaki bir ayda depresyona girdi. Üç ayda, astımlı kadınların yaklaşık %2'sine astımı olmayan kadınların ise %1’ine depresyon tanısı kondu. Bir yıl sonunda, astımlı kadınların yaklaşık %6'sında ve astım olmayan kadınların yaklaşık %3'ünde doğum sonrası depresyon görüldü.

Araştırmacılar ayrıca diğer sağlık koşullarını ve demografik bilgileri de incelediler ve astımlı kadınların 25 yaşın altında olma, kentsel alanlarda yaşama ve kronik hastalıklar veya hamilelikle ilgili rahatsızlıklara sahip olma ihtimalinin daha yüksek olduğu bulundu.

Ayrıca; preterm doğum, sezaryen doğum, düşük doğum ağırlığı, zayıf fetal büyüme veya doğumdaki konjenital malformasyon oranlarının astımı olan kadınlarda daha fazlaydı.

Bu faktörler göz önünde bulundurulduktan sonra, depresyon öyküsü de dahil olmak üzere yazarlar, astımı olan kadınların, doğum sonrası depresyon yaşamaya, astımı olmayanlara göre %58 daha fazla meyilli olduğu hesaplanmıştır.

Yazarlar tarafından, hamilelik sırasındaki astımın neden doğum sonrası depresyon riskini arttırdığı konusunda net bir gerekçe verilmemektedir. Bununla birlikte, astımlı kadınlarda artan endişe veya stres hissi nedeniyle olabileceğini ve enflamasyonun da bu süreçte bir rol oynayabileceği öne sürülmektedir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Asthma During Pregnancy Tied to Postpartum Depression Risk - Medscape - Oct 11, 2018. 

Akut Alevlenmeli İPF Hastalarında Kan Dekorin Seviyeleri Prognostik Belirteç Olabilir

21 Mart 2019

Akut alevlenmeler olarak da bilinen akut solunum fonksiyonlarının kötüleşmesi, idiyopatik pulmoner fibrozisli (İPF) hastaların klinik sonuçları üzerinde önemli bir olumsuz etkiye sahip olabileceği düşünülmektedir. Bu akut olayların, tanıdan bir yıl sonra İPF vakalarının yaklaşık %8,6'sında meydana geldiği ve tanıdan üç yıl sonra % 23,9'a çıktığı bildirilmiştir.

Akut alevlenmelerin başlamasından sonra İPF hastalarının ölüm oranı yaklaşık %50'dir. Bu yüksek ölüm oranı, gerekli önlemeyi sağlamak için bu akut olayların gelişmesine katkıda bulunabilecek risk faktörlerini tanımanın önemini vurgulamaktadır.

Dekorin, kolajen fibrillogenezinde kritik bir rol oynayan ve enflamasyon, yara iyileşmesi ve anjiyogenezi düzenleyen küçük lösin bakımından zengin tekrar proteoglikandır. İPF’de, fibrotik lezyonlarda eksprese edilir. Ayrıca, dekorin intratrakeal gen transferinin, bleomisin ile indüklenen pulmoner fibrozisi inhibe ettiği gösterilmiştir. Her ne kadar bu sonuçlar, dekorinin pulmoner fibrozisteki kritik rolünü öne sürse de, idiyopatik interstisyel pnömoninin akut alevlenmesindeki (AE-İİP) rolü ayrıntılı olarak açıklanamamıştır.

Yürütülen yeni bir çalışmada Japon araştırmacılar, dekorin proteininin, İPF ve İİP hastalarında akut alevlenmelerin gelişimi ve ilerlemesindeki rolünü değerlendirdiler.

Araştırmacılar, hastanelerine başvuran AE-İİP hastalarını geriye dönük olarak analiz ettiler. İlk olarak serum dekorin düzeylerini; AE-İİP'li hastalar, stabil idiyopatik interstisyel pnömoni (SD-İİP) hastaları ve sağlıklı denekler arasında karşılaştırdılar. Daha sonra AE-İİP hastalarında serum dekorin düzeyleri ile klinik parametreler arasındaki ilişki analiz edildi. Son olarak, AE-İİP hastalarında serum dekorin düzeyleri ile prognoz arasındaki ilişki değerlendirildi. İİP, yayınlanan kılavuzlara göre İPF ve non-İPF olarak ayrıldı.

AE-İİP hastalarının serum dekorin seviyelerinin, hem sağlıklı deneklerin hem de SD-İİP hastalarınınkinden anlamlı derecede düşük olduğu görüldü. Serum dekorin düzeyleri, tüm İİP hastaları incelendiğinde, klinik parametrelerle ve prognozla ilişkili bulunmadı. İPF hastalarında serum dekorin düzeylerinin oksijenlenme ile anlamlı bir korelasyon gösterdiği saptandı. Ayrıca serum dekorin düzeyi düşük olan IPF hastalarında, serum dekorin düzeyi yüksek olan hastalara göre anlamlı derecede daha fazla sağkalım oranı elde edildi.

Araştırmacılar çalışma sonucunda, kandaki dekorin proteinlerinin azalmış seviyelerinin, akut alevlenmeler yaşayan idiyopatik pulmoner fibrozis hastalarında daha düşük ölüm riski ile ilişkili olabileceğini belirttiler. Serum dekorin düzeylerinin AE-İPF'de potansiyel bir prognostik biyolojik belirteç olarak kullanılabileceğini aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Nikaido et al. Serum decorin is a potential prognostic biomarker in patients with acute exacerbation of idiopathic pulmonary fibrosis,  Journal of Thoracic Disease 2018.

Düşük Akciğer Fonksiyonu Demans Riskinde Artışla İlişkili Bulundu

18 Mart 2019

Demans ve hafif bilişsel bozukluk sıklığının yüksek olması, bu durumları ön plana çıkarmıştır ve gelişimine katkıda bulunabilecek potansiyel değiştirilebilir risk faktörlerini bulmak toplumsal açıdan çok önemlidir. Yapılan önceki çalışmalar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kronik bronşit ve astım gibi akciğer hastalıklarının, daha yüksek bir demans riski veya bilişsel yetenek kötüleşmesine neden olabileceğini göstermiştir. Ancak bu durumların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğu tam olarak ortaya konmamıştır. Araştırmacılar, enflamasyon, oksidatif stres ve akciğer bozukluklarının neden olduğu anormal doku oksijenasyonunun önemli bir rol oynayabileceğine inanmaktadırlar.

Yapılan yeni bir çalışmada, orta yaştaki bozulmuş akciğer fonksiyonunun veya akciğer hastalığının, daha sonraki yaşamda görülen demans ve hafif bilişsel bozulma (MCI) riskinin daha yüksek olması ile ilişkili olacağı hipotezi test edildi.

Araştırmacılar, spirometri uygulanan ve akciğer sağlığı hakkında sorular sorulan (1987-1989) toplam 14.184 ARIC çalışması katılımcısını değerlendirdiler. ARIC çalışması, ortalama olarak 23 yıl boyunca takip edilen, dört ABD topluluğundan, yaş ortalaması 54,2 yıl olan 15.792 kişiyi kapsıyordu. Bu özel analiz için,% 17,6'sı KOAH, % 5,9'u restriktif akciğer yetmezliği tanılı, % 33,5'i normal akciğer fonksiyon sonuçları olan ancak solunum semptomları gösteren ve % 43,1’i sağlıklı akciğerlere sahip olduğu kabul edilen 14.184 kişinin klinik kayıtları incelendi. Demans ve MCI’ya,  tüm kohortta hastaneye yatış tanı kodları (1987-2013) kullanılarak ve kapsamlı bir nörobilişsel sınava (2011-2013) katılan % 42'sinde yargılama ile karar verildi.

Restriktif ve Obstrüktif Akciğer Hastalarında %27 Daha Fazla Demans

Kararlı ve ayarlanmış sonuçlar kullanılarak yapılan analizlerde, demans veya MCI oranları restriktif ve obstrüktif akciğer hastalığı olan katılımcılar arasında hastalık veya solunum semptomları olmayanlara göre daha yüksekti. Solunum fonksiyonlarında azalma olan orta yaştaki erişkinlerin daha sonraki yaşamda demans veya bilişsel bozulma gelişme riskinin % 27'ye varan bir oranda daha yüksek olduğu gösterildi. Bu risk paterni, idiyopatik pulmoner fibroz (IPF) gibi kısıtlayıcı akciğer hastalıkları olan hastalarda daha belirgindi.  Bu bağlantı, sadece sigara içmeyenlerle sınırlı olan analizlerde benzer bir şekilde mevcuttu ve Hem alzheimer hastalığı ilişkili demans ve serebrovasküler etyolojili demans için de mevcuttu. Çalışmalarda düşük zorlu tahmini ekspiratuar hacim ve vital kapasitenin artmış demans riski ile ilişkili olduğu görüldü.

Araştırmacılar yaptıkları geniş çaplı çalışmanın sonuçlarının, bu akciğer hastalıklarının, özellikle de restriktif akciğer bozukluğu bozukluklarının önlenmesinin, demans ve bilişsel bozulmanın insidansını ve yükünü azaltmaya yardımcı olabileceğini gösterdiğini belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Pamela L Lutsey, Nemin Chen, Maria C. Mirabelli, Kamakshi Lakshminarayan, David S Knopman, Keith A Vossel, Rebecca F Gottesman, Thomas H Mosley, Alvaro Alonso. Impaired Lung Function, Lung Disease and Risk of Incident Dementia, American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine 2018.

Akciğerlerde Yeni Bir Hücre Tipi Keşfedildi

14 Kasım 2018

1980'lerin sonlarında tanımlanan CFTR (kistik fibrozis transmembran regülatör) geni, hücre zarları boyunca klorür iyonları taşıyan bir proteini kodlar. CFTR'deki mutasyonlar, akciğer, pankreas ve diğer organlarda kalın mukus birikimine yol açabilir, bu da sık solunum yolu enfeksiyonlarına ve kistik fibrozisi karakterize eden diğer semptomlara yol açar. Bu mutasyonlar, dünya çapında 70.000'den fazla kişiyi etkileyen bir multiorgan hastalığı olan kistik fibrozise neden olan mutasyonlardır. Bilim adamları uzun zaman önce, CFTR'nin, yaygın bir havayolu hücre tipi olan silli hücrelerde düşük seviyelerde eksprese edildiğini kabul etmişlerdir.

CFTR ile ilgili on yıllardır süren çalışmalara ve kistik fibrozis (KF) hastalığının tedavisindeki ilerlemelere rağmen, bu alanda hala tam bir kür sağlanamamıştır. Yeni bulgular, CFTR aktivitesinin kistik fibrozise karşı gelecekteki tedavi stratejileri için ümit vaat eden hedefler olarak hizmet eden daha önceden bilinmeyen küçük bir hücre popülasyonunda yoğunlaştığını göstermektedir.

Harvard Tıp Okulu ve Novartis Biyomedikal Araştırma Enstitüsü (NIBR) bilim adamları tarafından yönetilen bir çalışma ile Massachusetts Genel Hastanesi'nde bulunan Harvard Tıp Okulu araştırmacıları, MIT Broad Enstitüsü ve Harvard’lı bilim insanları tarafından yönetilen başka bir çalışmada, insan hava yolunda yeni ve nadir bir hücre türü keşfedildi. Araştırmacılar hücreleri, tatlı su balıkları ve kurbağa derisinin solungaçlarında bulunan ve hücre dengesini düzenleyen bir hücre türü olan iyonositlerle benzerlik gösterdikleri için "dengesiz iyonositler" olarak adlandırdılar.

Gen Tedavisi için Bir Umut

Yeni çalışmalar, CFTR ekspresyonunun çoğunun, solunum yolu hücrelerinin sadece yüzde 1'ini oluşturan pulmoner iyonositlerde oluştuğunu göstermektedir. CFTR'nin aktivitesinin, sadece ekspresyonu değil, dokudaki pulmoner iyonosit sayısı ile ilişkili olduğu gösterildi.

Çalışmalar ayrıca, akciğer biyolojisi ve hastalığının mevcut anlayışını genişleten diğer yeni, nadir ve kötü anlaşılmış hücre tiplerinin özelliklerini ortaya çıkardı. Tek hücreli dizileme teknolojisini kullanılarak, insan ve fare solunum yollarından izole edilen on binlerce hücrede gen ekspresyonu analiz edildi. Gen ekspresyonu paternlerini ve daha önce tarif edilen hücreleri referans olarak kullanan araştırmacılar, farklı hücre tipleri ve durumları, bunların miktarı ve dağılımı hakkında kapsamlı kataloglar oluşturdular. Analizler ile hem bilinen hem de önceden tanımlanmamış hücre tiplerinin genetik kimliklerini haritaladılar. Pulmoner iyonositler olarak adlandırdıkları bir yeni hücre tipi, diğer hücrelerden daha yüksek seviyede CFTR eksprese ettikleri için özellikle dikkat çekiciydi. Farelerde pulmoner iyonositlerde kritik bir moleküler süreci bozduğunda, özellikle yoğun mukus oluşumu olmak üzere, kistik fibrozis ile ilişkili temel özelliklerin başlangıcını gözlemlediler. 

Araştırmacılar, bu hücrelerin tanımlanmasının, CFTR mutasyonlarını düzeltmek için gen tedavisi kullanmaya çalışan ekiplere yardımcı olabileceğini belirtiyorlar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Lindsey W et al. A single-cell atlas of the airway epithelium reveals the CFTR-rich pulmonary ionocyte. Nature, 2018


Daniel T. Montoro et al. A revised airway epithelial hierarchy includes CFTR-expressing ionocytes. Nature, 2018

 

İPF Hastasıyken Enerjinizi Nasıl Korumalısınız?

19 Ekim 2018

2016 yılının başında idiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) tanısı olan Charlene Marshall, bir zamanlar yapabileceği şeyleri artık yapamayacağının farkında.  Öte yandan bu durum Charlene’i profesyonel kariyerini geliştirmek için konferanslara katılmasına engel olmuyor. Charlene, bu konferansa bilgi ve içerik paylaşımı yapmak, yeni insanlarla tanışmak ve diğer katılımcılarla profesyonel iş ağını genişletmek için geldi. Etkinliğin çok yoğun geçeceğini bilen Charlene ve bu tempoya ayak uydurmak zorunda olduğumu biliyordu. Onun beklemediği şey ise her şeyi yapmak istemek, hiçbir şeyi gözden kaçırmamayı istemek ile bedeninin ve zihnin ihtiyaçları arsında sıkışıp ikilemde kalmanın ne kadar zor olduğuydu.

Aslında bu durum IPF ile yaşayan çoğu hasta için ortak bir sorundur ve ne yazık ki bu durum sadece işle ilgili konular için geçerli değildir. İPF hastaları günlük hayatın spor, gezme gibi olağan aktivitelerinde bu ikilemle sürekli yüz yüze kalmaktadırlar.

Charlene’den Tavsiyeler

Charlene için bu sefer hastalığının konferans veya mesleki gelişim fırsatlarında tam olarak katılma potansiyeline ilk kez müdahale ettiği zaman oldu. Her ne kadar konferansa yine de katılabildiği için minnettar olsa da, etkinlik sırasında sürekli duraklamalar yapmak zorunda kaldı. Charlene bu tecrübesi sırasında diğer İPF hastalarının işine yarayabilecek bazı tavsiyelerde bulundu:

  • Hastalığınızı Açıklayın: Bu bilgi, bazı savunmasızlıkları ve sorunları beraberinde getirse de başkalarından yardım istemekten çekinmeyin. Büyük oksijen tankım nedeniyle bir akciğer hastalığım olduğunu gizlemek zor, ancak bu bilgilendirme sayesinde insanlar neyim olduğunu ve neye yardıma ihtiyaç duyabileceğimi bilirler ve  uzun, yorucu günler boyunca bu benim için çok yararlı olur.
  • Arkadaş edinin: Yeni insanlarla tanışmak ve buluşmak en sevdiğim konferans bölümlerinden bazılarıdır ve bana yardım etmek için ekstra bir çift ele sahip olmak benim için rahatlatıcı olabilir.
  • Maske takın: Bu sosyal olarak rahat hissetmenize engel olabilir, özellikle de ilk kez toplandığınız bir kalabalıkta. Ancak, bağışıklık sisteminizin ilaçlara bağlı olarak baskılanması ciddi bir durumdur. Bu yüzden hastalıkları önlemek için konferans sırasında özellikle de büyük grup etkinlikleri sırasında maskemi taktım.
  • Devam etmeye çalışmayın: Profesyonel gelişim konferansları olabildiğince çok içerik almakla ilgilidir. Hem konferans içeriği hem de sosyalleşme fırsatları arasında erken sabah ve geç geceler olacağını keşfettim. Ayrıca, konferans boyunca dayanıklılığımı sürdürmeye kalkarsam, bunun için tıbbi bir acil durum veya hastalık şeklinde ödeme yapacağımı da çabucak öğrendim. Bu yüzden, hangi öğrenme modüllerine katıldığımı ve gün içinde bir ara verdiğimde seçmem gerekiyordu. Oturumları kaçırmayı sevmiyorum, ancak başkalarının bana not almasını istedim, böylece bilgileri alabiliyorum.
  • Yardım isteyin: Profesyonel bir roldeyken bunu yapmak her zaman kolay değildir. Yoğun günlerde enerjinizi biraz daha uzun süre korumanız için yardım istemek gerekli olabilir.
İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Tips on Conserving Your Energy During Professional Events, Charlene Marshall, Pulmonary Fibrosis News July 23rd 2018

Kistik Fibrozis ve Pulmoner Mikrobiyom

13 Ağustos 2018

İnsan mikrobiyomunun ve daha yakın zamanda solunum sisteminin karmaşık moleküler biyoloji teknikleri aracılığıyla incelenmesi, insanlarda, insan sağlığında ve çeşitli hastalıklarda mikrobiyal kolonizasyonun muazzam çeşitliliğini ortaya çıkarmıştır. Akciğerlerin bakteriler, mantarlar ve virüsler gibi mikroorganizmalar tarafından patojenik olmayan bir şekilde kolonizasyonu olabilir. Bu fizyolojik akciğer mikrobiyomu düşük koloni yoğunluğu göstermesine rağmen, yüksek çeşitlilik sunar. Bununla birlikte, bazı patolojik durumlar, bazı bakteri cinslerinin artan konsantrasyonları ile diğerlerinin zararına olan, bu çeşitliliğin kaybına yol açmaktadır. Farklı sağlık veya hastalık durumlarında akciğerlerde bulunan bakterilerin nitel bilgisi mevcuttur ve bu bilgi, bu mikrobiyotanın, bağışıklık yanıtını modüle ettiği lokal ve sistemik bağışıklık sistemleri ile etkileşimini anlamayı geliştirmiştir. Mikrobiyota ve akciğerler arasındaki bu intrinsik ilişki göz önüne alındığında çalışmalar, solunum sisteminde homeostazın patofizyolojik mekanizmaları ve kistik fibrozis, KOAH, astım ve interstisyel akciğer hastalığı gibi bazı hastalıklarda potansiyel disbiyosiz (belli bir floradaki bakteri konsantrasyonundaki dengesizlik) hakkında yeni kavramlar ortaya koymuştur. Akciğer mikrobiyotası ile ilgili bilgilere dair paradigmaların geride bırakılması, olası terapötik hedefleri tanımlamak ve yenilikçi klinik yaklaşımlar geliştirmek için mikrobiyomun rolünün anlaşılmasını zorunlu kılmıştır.

Patojenik ve Komensal Bakteriler Tanımlanmalı

Kistik fibrozis (KF) gibi süpüratif akciğer hastalıklarında hava yolu kolonizasyonu, klinik ve radyolojik bulguların ilerlemesinde önemli bir rol oynar ve mikrobiyotaların rolünün anlaşılması, bu bulguların patofizyolojisini anlamada anahtar roldedir. Mevcut veriler KF'deki Staphylococcus aureus ve Burkholderia cepacia kompleksinin önemini gösterirken, moleküler çalışmalar daha önce tanınmamış organizmaların olduğunu göstermiştir. Bu kolonizasyonun örnekleri arasında Stenotrophomonas maltophilia ve Achromobacter spp.'nin varlığının yanı sıra Mycobacterium abscessus ve Aspergillus fumigatus'un raporları yer alır. KF'li hastalarda mikrobiyom çalışmaları, daha genç ve sağlıklı hastalardan alınan örneklerin genellikle daha çeşitli bakteriyel topluluklar sergilediğini, son evre akciğer hastalığı olan hastaların akciğer eksplantlarının ise P. aeruginosa ve S. maltophilia gibi sadece bir veya iki saptanabilir patojenik bakteriyle çok düşük çeşitlilik gösterdiğini göstermiştir. Bu mikrobiyolojik değişim, KF'li bir hastanın ömrü boyunca, her bir türün kolonileri arasında artan bolluk ve daha büyük filogenetik benzerlik ile birlikte görülür. Süpüratif hastalıklarda, enfeksiyon ve kolonizasyon, yani denge / sağlık ve disbiyoz / hastalık arasında ayrım yapmak için patojenik ve komensal mikrobiyotanın anlaşılması çok önemlidir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Costa AN, Costa FM, Campos SV, Salles RK, Athanasio RA. The pulmonary microbiome: challenges of a new paradigm, J Bras Pneumol. 2018

İPF Hastaları Neden Düşünme Problemleri Yaşıyor?

01 Ağustos 2018

İdiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) hastalarında net düşünmede yaşanan sorunların hastalık kaynaklı olup olmadığı merak konusudur.  Kardiyovasküler ve pulmoner hastalıklar konusunda uzmanlaşmış bir fizik tedavi doktoru olan Noah Greenspan, birçok faktörün, bir kişinin açık bir şekilde düşünmede güçlük yaşamasına katkıda bulunabileceğini ve tüm sorunları pulmoner fibrozise atfetmek cazip gelse de, hastalığın her zaman suçlu olmadığını söyledi.

Birçoğumuzun neden açık bir şekilde düşünmekte zorlandığıyla ilgili olası durumları açıkladı.

  • Kronik hipoksi: Hipoksi, beyninize ve diğer organlarınıza yeterince oksijen gitmemesi durumudur. Kronik olarak yüzde 90’dan daha az oksijen satürasyonuna sahip olmak beyinde değişikliklere neden olabilir ve bu da daha az net düşünmeye neden olabilir.
  • Azalmış kan akımı: Bu, ateroskleroz ile özellikle de beyne kan sağlayan karotid arterlerle ilgili olabilir. Ya da, beynin kendi damarlarındaki değişikliklerle ilgili olabilir. Bu, yaşlandıkça düşünmede ve beynin yeteneklerinde ince değişikliklere neden olabileceğinden daha yaygındır.
  • Duygusal stres: Kronik bir hastalıkla uğraşmanın uzun süreli duygusal etkilerinin üstesinden gelmek zordur. Bu, zamanla kişiye zarar verir. Fiziksel ve duygusal stresle baş ederken, endişe, depresyon ve düşünmede zorluk yaşamak olasıdır.

Doktor Noah hastalara yardımcı olabilecek bazı ipuçları vermeyi ihmal etmedi:

  • Oksijen seviyeleri: Oksijen doygunluğunuzu güvenli bir seviyede tutmak önemlidir. Hastaların oksijen doygunluğunu yüzde 93’ün üzerinde tutması önemlidir. Kullandığımız çoğu oksimetrenin hata oranı artı veya eksi yüzde 3’dür. Bu demektir ki, oksimetre yüzde 93 gösteriyorsa, gerçek değer yüzde 90 ila 96 arasında olabilir. Araştırmalar, yüzde 90 ila 100 arasında oksijen seviyelerinin hastalar için güvenli olduğunu göstermiştir. Oksijen satürasyonu yüzde 90’ın altına düştüğünde, beyin ve vücutta hasar meydana gelebilir.
  • Kan basıncı yönetimi: Kan basıncı çok yüksekse, kalp vücudun geri kalan kısmına kan pompalamak için çok çalışır. Kardiyovasküler sisteme dikkat çekmek özellikle pulmoner fibrozis hastaları için önemlidir çünkü hastalık kalbe fazladan baskı yapar. Tansiyonu kontrol etmek önemlidir.
  • Uygulama gevşeme teknikleri: Vücudun altında olduğu sürekli stresten kurtulmak için bir yola ihtiyacı vardır. Tai chi ve qi gong gibi gevşeme teknikleri çok yararlıdır.
  • Kendinize yardımcı olmak için rutinler kurmak: Birçok rutin, düşünce sistemine yardımcı olabilir. Hatırlamak ve başarmak için gereken şeylerin listesini yazmak önemlidir. 
İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Kim Fredrickson. Why Do PF Patients Have Trouble Thinking Clearly? https://pulmonaryfibrosisnews.com/2018/05/15/why-do-pf-patients-have-trouble-thinking-clearly/

Kistik Fibrozis Akciğerleri İçin Otomatik Bilgisayarlı Tomografi Skoru

25 Temmuz 2018

Bilgisayarlı tomografi (BT), kistik fibrozisli (KF) hastaların akciğerlerindeki yapısal değişiklikleri değerlendirmek için altın standart yöntemdir. BT, hafif hastalık progresyonunu saptamak için spirometriden daha duyarlı olmasına rağmen, özellikle kümülatif radyasyon dozu nedeniyle hastalık izlemindeki rolü tartışmalıdır. Bununla birlikte, kombine posteroanterior ve lateral göğüs röntgenlerine yakın dozlar uygulayan, çok düşük doz BT protokolleri yakın zamanda tanımlanmıştır.

Pulmoner yapısal değişikliklerin nicelleştirilmesi için çok sayıda görsel BT skorlama yöntemi önerilmiştir. En yeni olanı, Brody-II skorundan türetilen CF-CT skorudur. Görsel BT skorları, KF akciğerinde erken değişikliklerin saptanması için pulmoner fonksiyon testlerinden daha yüksek bir duyarlılığa sahiptir ve sağ kalım, yaşam kalitesi ve alevlenme oranı gibi klinik sonlanım noktaları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, görsel yöntemler sorgulanabilir tekrarlanabilirliğe sahiptir, kapsamlı bir eğitim gerektirir ve klinik çalışmalarda olduğu kadar klinik pratikte kullanımlarını önleyecek şekilde zaman alıcıdır. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda BT yapısal değişikliklerinin bir son nokta olarak kullanıldığı dikkat çekmektedir. Otomatik yöntemler görsel puanlamanın sınırlamalarının üstesinden gelebilir.

Fransız araştırmacılar, amfizemde BT düşük atenüasyon alanlarının otomatik olarak ölçülmesi ile kıyaslandığında, KF'deki yüksek atenüasyonlu yapıların otomatik miktarının hastalığın şiddetini ve yeni ortaya çıkan tedaviler altında iyileşmeyi objektif olarak yansıtabileceğini varsaydılar. KF’li hastalarda yüksek atenüe akciğer yapısal anormalliklerinin değerlendirilmesi için otomatik yoğunluk-temelli bir BT skorlama yöntemi geliştirdiler. BT radyasyon dozunu olabildiğince düşük tutmak için, sadece inspirasyon görüntüleri gerektiren bir skorlama metoduna odaklandılar.

Yeni Skorlama ile Daha İyi Takip

Araştırmacılar, 70 yetişkin KF hastasıni değerlendirdiler. Gelişim kohortu, 45 tedavi öncesi ve takip göğüs BT'leri mevcut tedavi almakta olan 17 hastayı kapsıyordu. Doğrulama için tedavi almayan 53 kişilik başka bir hasta kohortu kullanıldı. BT yoğunluk skorları, mod ve standart sapma (SD) gibi histogram özelliklerine göre sabit ve uyarlanmış eşikler kullanılarak hesaplandı. Görsel CF-CT skoru da hesaplandı. BT skorları ve FEV1% pred ve bunların zaman içindeki değişimleri arasındaki korelasyon değerlendirildi.

Kesitsel değerlendirmede, FEV1% pred ve otomatik skorlar arasındaki korelasyon katsayıları, gelişim ve doğrulama kohortlarındaki görsel skordan biraz daha düşüktü. Tersine, FEV1% pred ile korelasyon, uzunlamasına takipte otomatik skorlarda görsel skorlardan daha yüksek olma eğilimi gösterdi. Mod + 3 SD ve Mod +300 HU'ya dayalı otomatik puanlar, FEV1%pred için en yüksek kesitsel ve uzunlamasına korelasyon katsayılarını gösterdi.

Araştırmacılar, geliştirilen BT-yoğunluk skorunun, KF'deki yüksek atenüe akciğer yapısal anormalliklerini güvenilir bir şekilde ölçtüğünü belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Chassagnon et al. An automated computed tomography score for the cystic fibrosis lung, European Radiology 2018.

Kistik Fibrozisli Hastalar İçin Eczane Temelli Tedavi Yönetim Programı

13 Haziran 2018

Kistik fibrozisli hastalar arasında tedavi uyumsuzluğu, hem akciğer fonksiyon düşüşü hem de IV antibiyotik gerektiren pulmoner alevlenmelerin bir ön belirteci olarak bulunmuştur. 2014 yılında yapılan bir çalışmada, pulmoner ilaçlara düşük veya orta derecede uyumu olan hastaların, yüksek bağlılık gösteren hastalara kıyasla KF ile ilişkili veya tüm nedenlerle hastaneye yatma olasılıklarının daha yüksek olduğu belirtilmiştir. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, zayıf bağlılık, yüksek uyumu olan hastalarla karşılaştırıldığında, daha yüksek sağlık maliyetleri ile ilişkilidir.

2014 yılının Mayıs ayında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki büyük bir eczane zinciri,  KF klinik bakımının, hasta ilaçları yönetimi, KF ilaçlarına ve ürünlerine erişim, hasta ve bakıcı eğitimi ile erişim engelleri olmak üzere dört temel yönünün bütünsel yönetimine yardımcı olmak için Connected Care® Kistik Fibrozis (CC-CF) klinik programını başlatmıştır. Programda hasta yeni bir KF programı ilacına başladığı zaman, özel eczane eczacısı tarafından ilaç (ve nebulizatör kullanımı), saklama / stabilite ve yan etkiler de dahil olmak üzere özel bir eğitim almaktadır. Hasta ya da bakıcılar ayrıca bağlılık ve enfeksiyon kontrol eğitimini de alır. Bu danışma, hasta ek KF ilaçlarını da değiştirdiğinde veya başlattığında sağlanır. Daha sonra, aylık temas noktaları, ilaç da dahil olmak üzere, ilaçla ilgili yan etkiler, kaçırılmış dozlar ve uyuşma önündeki engeller için hastayı tarayan yeniden doldurma hatırlatma çağrılarından oluşur. Hastanın ihtiyaçları değişebileceğinden, CC-CF programı hasta ya da bakıcıyı başlangıçta ve tedavi süresi boyunca desteklemeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, programın öncelikli hedefi, hastaların KF uzmanlık ilaçlarına uyum sağlamaları ve onlara bağlı kalmalarına yardımcı olmaktır.

Daha Yüksek Tedavi Bağlılığı Daha Az Acil Müdahale İhtiyacı

Amerikalı araştırmacılar, bu eczacı temelli tedavi yönetim programını kullanan KF’li hastalar ve eşleştirilmiş bir kontrol grubunda, ilaç bağlılığı, pulmoner alevlenmeler, sağlık hizmeti kullanımı ve maliyetleri karşılaştıran bir çalışma yaptılar.

Araştırmacılar bu retrospektif, gözlemsel kohort çalışmasında, Registry®'den gelen verileri kullandılar. Örneklem 6 yaşından büyük ve 02.06.2014 – 31.05.2015 tarihleri arasında inhale tobramisin, inhale aztreonam, ivacaftor veya dornaz alfa olmak üzere bir ilaç kullanan KF hastalarından oluşuyordu. Çalışmada tedavi bağlılığı, kapsanan günlerin oranı (PDC) olarak ölçüldü. Ayrıca çalışmadaki katılımcıların ve eşleştirilmiş kontrollerdeki sonuçları karşılaştırmak için eşitlik puanlaması ve çok değişkenli regresyon teknikleri kullandılar.

Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 236 müdahale ve 724 kontrol hastasından, 202'si her bir özellik açısında eşleşti. Kontrol grubu ile ilişkili olarak, program hastaları tobramisin için % 23 daha yüksek ortalama PDC'ye sahipti ve eşlesen kontrol grubuna kıyasla iki kat daha fazla tedaviye bağlı olma ihtimalleri vardı. Üstelik program hastalarında kontrol grubuna göre daha düşük acil servis ziyareti ve acil servis maliyetleri de gözlendi.

Araştırmacılar, KF hastaları için eczane temelli bir tedavi yönetim programının etkili KF bakım yönetimini destekleyebileceğini belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Kirkham et al. Outcome evaluation of a pharmacy-based therapy management program for patients with cystic fibrosis, Pediatric Pulmonology. 2018;1–8.

İPF’li Hastaların Ekip Merkezli Bakımını İyileştirmek İçin Bir Eğitim Girişimi

30 Mart 2018

İnterstisyel akciğer hastalığı (ILD) programı ile İdiyopatik pulmoner fibroziste (İPF) en iyi bakım uygulamalarını temsil eden bir dizi kalite göstergesinin uygulanması ve değerlendirilmesi sürecinde İPF’nin tedavisi karmaşıktır. 2015 yılında National Jewish Health (NJH), temel kalite göstergelerini, klinik uygulamayı ve İPF hasta bakımı algısını nasıl etkileyebileceklerinin ölçmeye yönelik bir proje tasarlamak ve uygulamak için ILD bölümü sağlık uzmanları (10 doktor, 4 hemşire, 2 tıbbi asistan, 1 doktor asistanı) ve mesleki eğitim ve biyoistatistik ekiplerini birleştirdi. Araştırmacılar, İPF bakım ölçütlerinin performansını, yoğun bir eğitim ve uygulama geliştirme girişimi yoluyla iyileştirmenin mümkün olduğunu kanıtladılar. Ayrıca, kalite göstergelerinin iyileştirilmiş dokümantasyonuna ihtiyaç duyulduğunu tespit ettiler ve hasta merkezli İPF ekip tabanlı bir yaklaşımın geliştirilmesinde bir İPF hasta eğitimi etkinleştirme kartının etkisini değerlendirdiler.

ILD ekibi, Plan-Do-Study-Act (PDSA) basamaklı yaklaşımını kullanarak, İPF'li hastaların bakımıyla ilgili mevcut uygulamaları ve süreçleri gözden geçirdiler ve çalışmada ele alınacak sekiz ölçüt belirlediler. Ölçütler prospektif olarak izlendi ve 15 Ocak 2016 ile 15 Ocak 2017 (n = 587 İPF hastası) arasında üçer aylık dönemlerde hekimler tarafından ölçüldü ve daha sonra başlangıç olarak 2014 takvim yılı ile karşılaştırıldı (n = 276 İPF hastaları). Ölçütler, temel elektronik tıbbi kayıt (EMR) denetimleri, disiplinler arası ILD ekibinin üyeleriyle yapılan görüşmeler ve hakemli bir literatür taraması ile harmanlanmış bir yaklaşımla seçildi ve geliştirildi.

Ölçütler Sonuçları İyileştiriyor

Girişimin ilk 3 ayında, başlangıç EMR raporları, listelenen ölçütler üzerindeki kendi performanslarını değerlendirmek için bireysel sağlayıcılara dağıtıldı, sağlayıcılardan anahtar kalite performans ölçümleri hakkındaki geribildirim raporlarına yanıt olarak bir kendi kendini yansıtma anketi doldurmaları istendi ve ILD hemşireleri, hastaları yönlendirmek için sistem tabanlı kaynaklara katılmak suretiyle, sağlayıcı performansını ve hasta verilerini yakından takip etmek ve sağlık ekibine hasta eğitimi vermesine yardımcı olmak için eğitildi. Her 4 ayda bir, ikinci PDSA döngüsünün uygulanması boyunca, eğitim ve öğretim ILD ekibine dağıtıldı. Eğitim, dokümantasyon ve takip için yeni süreçler, İPF için farmakolojik olmayan tedaviler ve hasta eğitimi stratejileri de dahil olmak üzere ihtiyaç değerlendirmesinde tanımlanan boşlukları ele aldı, multidisipliner ekip eğitimi, rol oynama gösterileri ve EMR dokümantasyon eğitimi içeriyordu.

Araştırmacılar, İPF tanısı alan hastaların klinikte kullanılacakları bir hasta eğitim etkinleştirme kartı geliştirdiler. Karta ek olarak, İPF hasta ziyaretleri için özel olarak geliştirilen iki tedavi talimatı seti de dahil olmak üzere, girişim sırasında başka birçok müdahale yapıldı. Birincil sonuç ölçütü, belgelenen sekiz ölçüt ve hemşire tarafından yönlendirilen eğitim kartı müdahalesine uygun olarak, her üç ayda bir ziyarette kaydedilen veriler başına ölçütlerin oranıydı.

Ölçülen tüm alanlarda toplam sağlayıcı ölçütleri zaman içinde gelişti. Genel olarak, sekiz ölçütten her birine ilişkin dokümantasyon ve davranışların ortalama göreli yüzde değişimi, başlangıçtan girişim sonuna % 141 arttı. ILD bölümü sağlayıcıları, programın belirli unsurları hakkında geri bildirim sağlamak için girişim sonunda incelendi. Bu sağlayıcıların % 71'i, program aracılığıyla, ağırlık kaybı yönetimi ve gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH) gibi konuları İPF hastalarıyla konuşmanın yararlarını ifade etti ve % 51'i programın kendilerini, İPF hastaları eğitim sınıfları veya destek grupları gibi örgütsel destek kaynaklarını konuşmalarını veya başvurmalarını motive ettiğini belirtti. Bütün sağlayıcılar, programın onları, ILD hemşirelerini İPF hasta ziyaretinde isteyerek dahil etmeye ve örgütsel destek kaynaklarını konuşmaya veya bunlara yönlendirmeye teşvik ettiğini belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Fernández Pérez ER, Zelarney P, Thomas S, et al. An educational initiative to improve the team-based care of patients with idiopathic pulmonary fibrosis. ERJ Open Res 2018; 4: 00093-2017 [https://doi.org/10.1183/23120541.00093-2017].

Kistik Fibrozisli Çocuklarda Vücut Büyümesi Enerji Alımı ile Nasıl İlişkili?

19 Mart 2018

Vücut büyümesi, kilo ve boy kazancı olarak ifade edilir; kistik fibrozisli (KF) hastalarda morbidite ve mortalitenin güçlü bir belirleyicisidir. Yüksek enerjili bir diyetle ilgili mevcut tarihsel temelli önerilerin optimal büyüme için yeterli olup olmadığı sorgulanabilir.

Hollanda’dan araştırmacılar, pediyatrik KF'li hastalarda vücut büyümesi ve rutin enerji alımı arasındaki boylamasına ilişkiyi değerlendiren bir çalışma yaptılar.

Çalışmaya, diyet kayıtlarıyla birlikte 969 kilo ve boy ölçümü ve 786 yağ emilim ölçüm katsayısı (CFA) elde edilen, 2-10 yaşındaki KF'li hastalar dahil edildiler. 8 yıllık izlem süresi boyunca vücut büyümesi, enerji alımı, makro besin alımı ve enerji alımı ve yağ emilim katsayısının vücut büyümesi üzerindeki uzun vadeli etkisini tanımladılar.

Daha Fazla Kalori Daha Fazla Büyüme

Çalışmaya 191 KF’li çocuk dahil edildi ve bu çocuklar sağlıklı çocuklara kıyasla, büyüme geriliğine sahipti. Diyet alımı, ölçümlerin % 47'sinde (457/969) % 110 tahmini ortalama gereksinimdeydi (EAR) ve önerilen yüksek enerji seviyesine (% 110-200 EAR) tam olarak ulaşamadı. Ayrıca, EAR olarak ifade edilen alım, yaş arttıkça azaldı. Kesitsel olarak, daha kalorili alımı olan erkek ve kızların yaşa göre ağırlığı (WFA) daha yüksekti. Ayrıca, daha yüksek kalori almış erkeklerin yaşa göre ayarlanmış-hedef boyları (HFA / TH) veya VKİ’leri daha yüksekti. Kalori alımı hem erkek hem de kızlarda WFA ve erkeklerde VKİ ile ilişkiliydi. Her 100 kalorinin alımının artması z-skoru WFA'da 0,01 (kızlar) -0,02 artış ve z-skoru VKİ'de 0,03 artışa neden oluyordu. CFA ve WFA, HFA / TH veya VKİ arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Protein, yağ ve karbonhidratların katkısı WFA ve HFA / TH veya VKİ ile ilişkili değildi.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların, nispeten erken yaşta dahi, sağlıklı çocuklara kıyasla, KF’li çocuklarda uzlaşmacı bir büyümeyi işaret ettiğini belirttiler. Ölçümlerin % 47'sinde enerji alımının %110'tan daha az olduğunu ve 8 yıllık izlem süresince optimal olmayan vücut büyümesini önlemek için yetersiz göründüğünü aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Woestenenk JW, et al. The relationship between energy intake and body-growth in children with cystic fibrosis, Clinical Nutrition (2018), https://doi.org/10.1016/j.clnu.2018.02.005

Kistik Fibroziste Solunum Yolu Tuz Konsantrasyonu ve Enfeksiyonlar

25 Şubat 2018

Kistik fibrozis (KF), kuzey yarımkürede en yaygın görülen genetik hastalıktır. Bir siklik AMP-tarafından regüle edilen Cl-kanalını kodlayan kistik fibroz transmembran iletkenlik düzenleyicisi (CFTR) genindeki mutasyonlar, CFTR protein üretiminde bozulmaya ve solunum yollarında klorür ve bikarbonat atılımı kaybına neden olur. İkincil elektrolitik ve asit-baz dengesizliklerinin mukoid bronşiyal sekresyonlardan ve fırsatçı patojenler tarafından kolonizasyondan sorumlu olduğu düşünülmektedir ancak ilişkili mekanizmalar belirsizdir.

Havayolu yüzey sıvısı (ASL) tuz konsantrasyonu ve asit-baz ortamı ile bunların mukus üretimi ve mikrobiyal kolonileşme ile kesin ilişkileri tam olarak anlaşılamamıştır. KF'li bireylerin normal kişilerle karşılaştırıldığında daha yüksek sodyum klorür konsantrasyonuna sahip olup olmadıkları tartışmalıdır. Bronşiyal epitel hücreleri in vitro deneysel modeller ve hayvan çalışmaları uyuşmayan sonuçlar verir. Benzer şekilde, deneysel in vitro modellerde hayvan ve insan çalışmaları, ASL'nin KF'de daha asidik olup olmadığını değerlendirmiştir ve bu konuda dada görüş birliği bulunmamaktadır. Bununla birlikte, solunum salgıları NaCl konsantrasyonu ve asidik ortamın bağışıklık savunmasının önlenmesi ve artmış patojen duyarlılığından sorumlu olduğu öne sürülmüştür. Ayrıca, sıklıkla kolonize olan ve kistik fibroz hastalarının hava yollarını bulaştıran bağırsak dışı mikobakterilerin konakçı adaptasyonunun çevresel tuz konsantrasyonları ile korele olduğu gösterilmiştir.

Tuz Konsantrasyonu ile Enfeksiyonlar İlişkili Mi?

Fransa’dan araştırmacılar, KF’li hastaların ve KF’li olmayan kontrollerin balgam tuz konsantrasyonu ve asit-baz özelliklerini karşılaştıran noninvaziv prospektif kontrollü bir klinik çalışma yaptılar.

Araştırmacılar, mikrobiyolojik analiz için rutin tanı laboratuvarlarına gönderilen balgam numuneleri, Kasım 2014'te prospektif olarak topladılar. Çalışmaya, Marsilya'daki Kistik Fibroz Referans Merkezi'nde aktif olarak takip edilen pediyatrik ve erişkin KF hastalarını dahil ettiler. Kişi başına bir örnek incelendi.  Çalışmaya, toplam 57 hasta ve 62 kontrol dahil edildi. Hastalarda balgam tuzu konsantrasyonları 10,5 g / L ve yaş uyumlu kontrollerde 7,4 g / L’ydi. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Hastalar ve kontroller arasında pH'da bir fark gözlenmedi.

Araştırmacılar, solunum salgıları tuz konsantrasyonlarındaki bu farklılıkların, kistik fibroz solunum yolu enfeksiyonları bağlamında konak patojen etkileşimlerini etkileyebileceğini belirttiler. Bakteri kültürü için gönderilen kistik fibroz hastalarının balgamlarında solunum salgı tuzu ölçümünü rutin bir analiz olarak dahil etmeyi önerdiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Grandjean Lapierre et al. Cystic fibrosis respiratory tract salt concentration An Exploratory Cohort Study, Medicine (2017) 96:47.

Kistik Fibrozis Kolorektal Kanser Tarama Konsensüs Önerileri

11 Ocak 2018

Gelişmiş tedavi, kistik fibrozisli (KF) kişilerin sağ kalımını önemli ölçüde arttırmıştır. Fakat KF'li yetişkinlerde kolorektal kanser riski, genel popülasyona kıyasla 5-10 kat ve organ nakli sonrasında 25-30 kat daha fazladır. Bu riski gidermek için KF Vakfı kolorektal kanser tarama önerileri geliştirmek için multi-disipliner bir takım topladı. 18 üyeli görev gücü, göğüs hastalıkları doktorları, gastroenterologlar, sosyal hizmet uzmanı, hemşire koordinatörü, cerrah, epidemiyolog, istatistikçi, KF’li yetişkin ve ebeveynlerinden oluşuyordu. Komite, Kanser Riski, Transplantasyon, Prosedür ve Hazırlık olmak üzere 3 çalışma grubunu içeriyordu.

KF Vakfı'ndaki bir rehber uzmanı Şubat Mart 2016'da PubMed literatür araştırmalarına dayanan bir kanıt sentezi yaptı. Görev gücü üyeleri ek bağımsız taramalar yaptılar. Toplam 1159 makale değerlendirildi. İlk taramadan sonra, komite 198 makaleyi tam olarak okudu ve öneri tablolarını geliştirmek için 123 makaleyi analiz ettiler. Taramanın gerekliliklere ve zararlara göre yararlarını değerlendiren bağımsız bir karar analizi, Hollanda'daki Erasmus Medikal Merkezi Halk Sağlığı Departmanı tarafından Kanserle İnterervasyon ve Gözetim Modelleme Ağı'ndan Mikrosimülasyon Tarama Analizi modeli kullanılarak gerçekleştirildi. Görev gücü, öneri tablolarını son başvuru kılavuzuna yalnızca % 80'lik bir kabul eşiğine ulaştıysa ekledi.

KF’li Hastalarda Kanser Taraması

Görev gücü, paylaşılan, bireyselleştirilmiş karar vermeyi ve KF'ye özel gastrointestinal zorluklarla aşinalık vurgulayan 10 kolorektal kanser tarama önerisi belirledi. Tercih edilen tarama yöntemi olarak kolonoskopi, 40 yaşın üstünde taramaya başlanması, 5 yıl arayla tekrar tarama ve daha kısa aralık bireysel bulgularla belirtilmediği sürece 3 yıllık sürveyans aralıkları ve KF'ye spesifik yoğun bağırsak preparasyonu önerdiler. Transplantasyondan sonraki organ nakil alıcıları için, bağışıklık baskılanması ile bağlantılı kolon kanseri riskinin daha fazla olması nedeniyle, kolorektal kanser taramasını transplantasyondan sonraki 2 yıl içerisinde 30 yaşında başlanması gerektiğini belirttiler.

Bu önerilerin KF erişkinlere, ailelere, birinci basamak hekimlerine, gastroenterologlara ve KF ve transplantasyon merkezlerine kolorektal kanser taraması konularında yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Genel popülasyon için geliştirilen kılavuzlardan, taramaya başlama yaşı, tarama yöntemi, hazırlık ve tekrar tarama ve gözlem aralığı bakımından farklılık göstermektedir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Hadjiliadis et al. Cystic Fibrosis Colorectal Cancer Screening Consensus Q1 Recommendations, Gastroenterology 2017.

Oksijen Desteği Kullanmayan Pulmoner Fibrozisli Hastalarda Fiziksel Aktivite ve Aktivite Alanı

04 Ocak 2018

Pulmoner fibrozis (PF) diffüz, geri dönüşümsüz parankimal skarlaşma ile karakterize bir akciğer hastalığıdır. PF bağ dokusu hastalıkları veya mesleki/çevresel maruziyetler ile ilişkili olabilir. Birçok hastada kapsamlı bir değerlendirmeye rağmen, altta yatan neden bilinmemektedir. Bu gibi durumlarda, hastalara genellikle idiyopatik interstisyel pnömoni (İİP) teşhisi konur ve en sık karşılaşılan alt tip idiyopatik pulmoner fibrozistir (İPF). PF’li hastalar, yorgunluk, kuru bir öksürük, aktivite-sınırlayıcı nefes darlığı gibi semptomlar yaşarlar ve bunlar bozulmuş yaşam kalitesine (QOL) katkıda bulunur. Şu anda fibrozisi tersine çeviren herhangi bir tedavi bulunmadığından müdahalenin birincil hedefleri ilerlemeyi yavaşlatmak, semptomları azaltmak ve QOL'yi iyileştirmektir.

Dispne, PF'li hastalarda QOL bozukluğunun en önemli nedenidir. PF'nin erken evrelerinde bile, nefes darlığı hastaları yavaşlatmaya ya da zevk aldıkları belirli fiziksel aktiviteleri bırakmaya zorlayabilir. PF'nin sonraki evrelerinde, nefes darlığı, günlük yaşam aktivitelerini dahi "iş olarak" hissettirir. Pek çok geç evre PF hastası, "küçülen dünya sendromu" olarak isimlendirilen bir durumdan şikayetçidir. Bu evlerine bağlandıkları ve dünyada istedikleri kadar hareket edemediği algısını yaşadıkları bir durumdur. Bir metrik olan "faaliyet alanı", çeşitli alanlardaki araştırmacılar tarafından insanların taşıdıkları veya gezdikleri bölgeyi tanımlamak için kullanılmaktadır. Spesifik olarak, bir bireyin günlük yaşamış deneyiminin mekansal hareket bileşenini temsil eder ve yaşama ortamını, hareketlilik için bireysel kapasiteyi, hareket için mevcut kısıtlamaları, ihtiyaçları, tercihleri ​​ve kaynakları birleştirir. KP'li hastaların fiziksel aktivite düzeyleri ve aktivite alanlarının ve diğer hasta merkezli sonuçlarla nasıl ilişkili olduklarının daha net anlaşılması, PF hastaları ve bakım sağlayıcıları arasındaki iletişimi artırabilir ve tedavi müdahalesi için hedeflerin belirlenmesine yardımcı olabilir.

Oksijen Desteği Aktiviteyi Artırıyor

Amerika’dan araştırmacılar yaptıkları bir çalışmada, gün boyunca O2'ye gereksinim duymayan, PF'li hastalarda O2 tedavisi üzerine yapılan bir çalışmaya kaydedilen hastaların heterojen bir örneğinde fiziksel aktivitenin ve aktivite alanının metriklerini kullanarak başlangıçtaki hareketin miktarını belirlemeyi amaçladılar.

Gün boyunca ilave oksijen alımında bulunmayan PF'li kişiler, Ağustos 2013'ten Ekim 2015'e kadar ABD genelinde kaydedildi. Kayıt sırasında her bir hastadan anket doldurmaları istendi ve hastalara 7 gün boyunca bir ivme-ölçer ve GPS izleyici takıldı.

Araştırmacılar, 194 katılımcı için tam analiz edilebilir GPS verileri elde ettiler. Katılımcıların %56’sı erkek ve %95’i Kafkas’tı. %30’u idiyopatik pulmoner fibrozis ve %31’i bağ dokusu hastalığı-PF tanılıydı. Denekler günde ortalama 7497 (çeyrekler arası [IQR] 5766-9261) adım yürüdü. Günlük adım sayısı semptomlar ve birkaç yaşam kalitesi alanı ile ilişkili bulundu. Yaş, vücut kütle indeksi, bilekliğe (veya bele) takılan ivmeölçere göre ve difüzyon kapasitesinin tahmin edilen yüzdesi (%DLCO) için kontrol edilen bir modelde, yorgunluk adım sayısının bağımsız bir ön gördürücüsüydü.

Araştırmacılar, gün boyunca kullanım için O2 reçete edilmemiş PF'li hastaların hareketliliklerinde çok değişkenlik olduğunu ve günlük fiziksel aktivitenin, yaşam kalitesini etkileyen çeşitli alanlarla ilgili olduğunu ancak GPS-kaynaklı aktivite alanı ile ilgili olmadığını belirttiler. Giyilebilir veri toplama cihazlarının, PF hastalarında tedavi müdahalelerin hareketi nasıl etkilediğini belirlemek için kullanılabileceğini aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Root et al. Physical activity and activity space in patients with pulmonary fibrosis not prescribed supplemental oxygen, BMC Pulmonary Medicine (2017) 17:154.

İdiyopatik Pulmoner Fibrozisin Akut Alevlenmesinde Prognostik Faktörler

29 Aralık 2017

İdiyopatik interstisyel pnömoni (İİP) ilerleyici, fibrotik bir akciğer hastalığıdır ve hipoksi ve azalan akciğer hacmi ile sonunda solunum yetmezliği ile karakterizedir. Histolojik olarak usual interstisyel pnömoni (UİP) tanısı alan idiopatik pulmoner fibrozis (İPF), İİP'nin en sık görülen alttürüdür. İPF'nin etiyolojisi ve patogenezi tam olarak anlaşılamamıştır, ancak fibrotik sürecin genellikle epitel hasarından ve aktivasyondan sonra fibroblastların oluşumu ve ekstraselüler matriks birikiminden kaynaklandığı düşünülmektedir. İPF'nin klinik seyri oldukça değişkendir ve İPF hastalarının ortalama sağ kalım süresinin ilk tanıdan 2-5 yıl sonra olduğu tahmin edilmektedir.

İPF genellikle yavaş yavaş ilerlemekle birlikte, klinik seyirin herhangi bir aşamasında İPF'nin akut alevlenmesi (İPF-AE) meydana gelebilir. İPF-AE, enfeksiyon, kalp yetmezliği veya pulmoner emboli gibi diğer nedensel hastalıkların yokluğunda, hastalığın hızla kötüleşmesi olarak tanımlanır. İPF-AE'nin prognozu zayıftır, genellikle birkaç hafta veya ayda ölümle sonuçlanır ve mortalite % 60 ila % 80 arasındadır. Uluslararası kılavuzlar İPF-AE'li hastaların çoğunda kortikosteroid önermesine rağmen henüz kanıtlanmış etkin bir tedavi bulunamamıştır. İPF-AE için yüksek doz intravenöz kortikosteroidler de dahil yoğun tedaviyi alan hastaların sadece küçük bir kısmının iyileştiği rapor edilmiştir. Daha önce, mortaliteyi ön gördürücü hasta özellikleri araştırılmıştır ancak İPF-AE'nin kesin prognostik faktörleri bilinmemektedir.

Tedavi Öncesi Puls Kortikosteroid?

Japonya’dan araştırmacılar, İPF-AE'li hastaların klinik verilerini analiz etmek ve İPF-AE'nin potansiyel prognostik faktörlerini belirlemek amacıyla bir çalışma yaptılar.

Araştırmacılar, 59 İPF-AE vakasının tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelediler. Klinik veriler, laboratuvar verileri, radyografik bulgular, tedavi ve semptomların başlangıcından puls kortikosteroid tedavisinin başlangıcına, yani semptom süresi ve sonucuna kadar geçen sürede analiz ettiler.

Araştırmacılar, tek değişkenli analizde, İPF evresi, cinsiyet-yaş-fizyoloji (GAP) indeksi, semptom süresi ve yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi (YRBT) skorunu prognoz ile ilişkili buldular. Çok değişkenli analizde de, semptom süresi önemli bir prognostik faktör olarak kaldı ve 1 günlük risk artış oranı 1,11 olarak hesaplandı. Semptom süresinin alıcının çalışma karakteristiği eğrisi altındaki alan, hayatta kalanlar için kurtarılamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlıydı. Yaşama süresi, geç tedavi gruplarında (5 gün, n = 30) erken tedavi grubuna (<5 gün, n = 29; log-rank testi) göre anlamlı derecede daha kısa bulundu.

Araştırmacılar, belirtilerin başlangıcı ile puls kortikosteroid tedavisinin başlaması arasındaki zaman aralığının, İPF-AE'li hastalarda bağımsız bir prognostik faktör olabileceğini belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Atsumi et al. Prognostic Factors in the Acute Exacerbation of Idiopathic Pulmonary Fibrosis: A Retrospective Single-center Study, Intern Med Advance Publication 2017.

Normal Ter Klorür Testi Sonucu Kistik Fibrozis Tanısını Dışlamaz

20 Aralık 2017

Kistik fibrozis (KF), transmembran iletken düzenleyici geninde bir mutasyon sonucu ortaya çıkan, otozomal resesif bir hastalıktır. Kistik fibroz sıklığı, sınırlı çalışmalarda Türkiye'de 1/3000 olarak bildirilmiştir. Türkiye'de yapılan bir araştırmada, tekrarlayan akciğer enfeksiyonu ve / veya malnutrisyon nedeniyle hastaneye başvuran çocukların % 7,1'inde kistik fibrozis olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak, Türkiye'de yayınlanan bir başka araştırmaya göre, kistik fibrozis tanısı alan çocukların % 12'sinde psödo-Bartter sendromu tespit edilmiştir.

Günümüzde, terdeki klorür seviyesinin ölçümü (ter testi) KF tanısında en yaygın kullanılan biyokimyasal yöntemdir. Bununla birlikte, KF hastalarında yalancı pozitif veya yanlış negatif ter testi sonuçları ile ilgili literatürde çeşitli raporlar bulunmaktadır. Bu nedenle, ter test sonuçlarının yorumlanması, hastanın klinik durumu ve eşlik eden ek tanı durumları göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Literatürde ter testinde yanlış negatif sonuçların nedenleri teknik nedenler, spesifik mutasyonlar, hipohidrotik ektodermal displazi, yetersiz ter toplama, mineralokortikoid tedavi, genç yaş, ödem, hipoproteinemi ve penisilin tedavisi olarak gösterilmektedir. İlk dört nedeni en yaygın nedenlerdir ve bu spesifik mutasyon negatif ter test sonucundan sorumlu olabilir. P.E92K'nın neden olduğu KF nadirdir. CFTR2 veri tabanına göre, sadece 33 hasta bu mutasyona sahiptir. Ekzon 4'teki p.E92K mutasyonu, ilk olarak 1993 yılında Nunes ve arkadaşları tarafından iki hastada tanımlanmıştır. P.E92K mutasyonunun, Anadolu'daki hastalarda KF kromozomlarının analizi sırasında taranması gerektiği belirtilmektedir. 2008'de bu homozigot mutasyona sahip yalnızca bir hasta bildirilmiştir. Literatürde, bu mutasyon sıklığı, İspanyollar için % 0,1 ve Çuvaş hastalarında % 66,6 olarak bildirilmektedir. P.E92K mutasyonunun klinik fenotipi hakkında çok az şey bilinmektedir.

Bazı Durumlar Ter Testi Sonucunu Etkileyebiliyor

CFTR geninin ekzon 17B'sinde bulunan p.F1052V mutasyonuda nadirdir. CFTR2 veri tabanında bu mutasyona uğramış 33 hasta rapor edilmiştir. Bu mutasyon, 1993 yılında Mercier ve arkadaşları tarafından bir hastada tanımlanmıştır. Onay ve arkadaşları Türk KF hastalarında p.F1052V mutasyon sıklığını % 1,2 olarak bulmuştur. 2015 CFTR2 gen veri tabanına göre; p.E92K mutasyonu KF'ye neden olan varyant olarak sınıflandırılırken, p.F1052V mutasyonu çeşitli klinik sonuç mutasyonlarına dahil edilmiştir. p.F1052V mutasyonu ile ter testi arasında literatürde bir ilişki bulunamamıştır.

Türkiye’den araştırmacılar yaptıkları bir çalışmada, psödo-Bartter sendromu ve p. E92K/p.F1052V mutasyonları için heterozigot bulgu tespit edilen ancak ter testi negatif, KF tanısı konan beş aylık bir erkek çocuğu sundular. Hastada, hiponatremik hipokloremik metabolik alkaloz etiyolojisi araştırılmış ve hipnotremi, hipokloremi ve düşük idrar Cl seviyesi bulguları ile psödo-Bartter sendromu teşhisi konmuştu.

Araştırmacılar, hastada tespit edilen mutasyonların ter testinde negatif sonuçlara neden olabileceğini belirttiler. 

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Abdurrahman Erdem Başaran, Nimet Karataş-Torun, İbrahim Cemal Maslak, Ayşen Bingöl, Özgül M. Alper. Normal sweat chloride test does not rule out cystic fibrosis, Turk J Pediatr 2017; 59: 68-70.

İdiyopatik Pulmoner Fibroziste Anksiyete ve Depresyon

13 Aralık 2017

İdiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) hastalarının uzun dönem anksiyete ve depresyon sıklığını ve bu durumlara katkıda bulunan faktörleri belirlemek amacıyla bir çalışma yapıldı. Çalışmada araştırmacılar, Avustralya İPF Kayıtlarını kullanarak, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeğini (HADS) tamamlamış tüm bireylerden, başlangıçta ve 12 aylık verileri kulandılar.  Hastaları, HADS skorları standart kriterlere göre, > 10 puan muhtemel bir klinik anksiyete veya depresyon vakasını ve 8-10'luk puan sınırda vaka olarak sınıflandırdılar. Hastaları, başlangıçta ve 12 aylık izlemde HADS skorları >8 olduğunda, uzun dönem anksiyete ve depresyon olarak değerlendirdiler.  Analiz demografik ve fizyolojik verileri ve hasta tarafından bildirilen tıbbi komorbiditeleri içeriyordu. Analiz sırasında, Avustralya İPF kayıt sistemi, muhtemel veya kesin İPF'si olan 435 katılımcı içeriyordu. Başlangıçta ve takipte (12 ± 3 ay) HADS anketini tamamlayan 102 katılımcı çalışmaya dahil edildi. Bu grubun, başlangıçtaki analiz dışında bırakılanlarla karşılaştırılması, demografik veya fizyolojik özelliklere göre farklılık göstermedi. 12 aylık takipte 96 katılımcı HADS kaygı alanını ve 98 HADS depresyon alanını tamamladı.

Dispne ve Öksürük Anksiyeteyi Tetikliyor

20 katılımcıda (% 21) uzun dönem anksiyete mevcuttu, bunlardan 15 katılımcı (% 75) anksiyolitik almıyordu. Uzun dönemde anksiyete ve mortalite arasında bir ilişki yoktu. Tek değişkenli analizde, uzamış anksiyete, başlangıçta daha şiddetli dispne, başlangıçtaki ek oksijen kullanımı, daha fazla komorbidite ve başlangıçta daha şiddetli ​​öksürük ile ilişkiliydi. Uzamış anksiyetenin FVC düşüşüyle ​​ilişkisi yoktu. Çok değişkenli analizde, ek oksijen kullanımı, uzun süreli anksiyete için tek bağımsız belirteçti ve varlığı 4,3 kat daha yüksek olasılıkla ilişkiliydi. Öksürük şiddeti ile ilişki için bir eğilim mevcuttu.

Katılımcıların % 13'ünde HADS skorunda değişiklik mevcuttu ve 12 ayda kötüleşmiş anksiyete riskini öneriyordu. Tek değişkenli analizde, anksiyete riskinde kötüleşme, 12 ayda öksürük şiddetinde artış ve kötüleşmiş dispne ile ilişkiliydi. Çok değişkenli analiz, öksürük şiddetinde ki sadece bir artışın, 12 ay boyunca anksiyete riskinin kötüleşmesinin bağımsız bir ön gördürücüsü olduğunu gösterdi.

14 katılımcıda (% 14) uzamış depresyon mevcuttu, bunlardan 10’u (% 71) antidepresan almıyordu. Tek değişkenli analizde, uzun süreli depresyon, başlangıçtaki daha kötü dispne ve ​​öksürük, daha fazla komorbidite, daha genç yaş ve kötüleşen dispne ile ilişkiliydi. Çok değişkenli analiz, başlangıç öksürük şiddetinin uzamış depresyonun bağımsız bir belirteci olduğunu gösterdi. Başlangıçtaki öksürük şiddetinde 10 mm'lik bir artış, uzun süreli depresyon oranını % 45 oranında arttırıyordu.

Katılımcıların % 7'sinde 12 ayda kötüleşmiş depresyon riski vardı. Tek değişkenli analizde, başlangıçtaki daha kötü dispne, 12 ayda kötüleşmiş dispne ve dispne değişikliği ile ilişkiliydi. Çok değişkenli analizde, kötüleşen dispne,  kötüleşmiş depresyon riskiyle ilişkili bulundu.

Araştırmacılar yaptıkları çalışmanın, dispnenin ve öksürüğün anksiyete ve depresyona önemli katkıda bulunduğunu doğruladığını belirttiler. 

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Glaspole IN, Watson AL, Allan H, et al. Determinants and outcomes of prolonged anxiety and depression in idiopathic pulmonary fibrosis. Eur Respir J 2017; 50: 1700168.

İPF’de Gen Ekspresyon Analizleri

22 Kasım 2017

Kronik ve ölümcül fibrotik akciğer hastalığı olan idiyopatik pulmoner fibrozisin (İPF) klinik seyri oldukça değişkendir. Ortalama sağ kalım yaklaşık 3 yıl olmakla birlikte, 5 yıl ve üzeri bir sürede akciğer fonksiyonlarının yavaş, sürekli bir şekilde kaybedilmesinden, hızlı bir ilerleyici ve tanı sonrası 1-3 yıl içinde ölüme kadar değişir. İPF'nin tipik olarak yavaş ilerleyen seyri, akut alevlenme (AEİPF) olarak adlandırılan ve genellikle solunum yetmezliğinin yeni, kötüleşmiş bir temeline yol açan akciğer fonksiyonlarındaki ani bozulmalarla kesintiye uğrayabilir. AEİPF'nin altında yatan mekanizmalara henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Dahası, biyolojik heterojenliği belirleme ve ilgi sonuçları için risk altındaki hasta kohortlarını seçme konusunda sağlam bir araç eksikliği, İPF'deki girişimsel klinik araştırmaların kapsamını ve tasarımını sınırlamaya devam etmektedir.

İPF tanısında mevcut yaklaşım, görüntüleme ve histoloji özelliklerine dayalı klinik değerlendirme ile sınırlıdır. Bununla birlikte, gelecekte genetik imzalar ve kana spesifik veya akciğer spesifik biyolojik belirteçler geliştirmek için yıldız çalışmaları yapılmaktadır. Transkriptomik çalışmalarla elde edilen gen imzalarının İPF hastalarını ve diğer interstisyel akciğer hastalıklarını ve sağlıklı kontrollerden ayırt ettiği bildirilmiştir. Sağlıklı kontrollerin genetik imzalarının gruplanmamış İPF hastaları ile karşılaştırılması, hastalık örneklerinde geniş genetik heterojenite ortaya çıkarmıştır ve çeşitli çalışmalarda İPF alt gruplarındaki farklı gen ekspresyon profilleri bildirilmiştir.

Amerika’dan araştırmacılar, prediktif veya prognostik değere sahip yeni gen işaretleri ile potansiyel İPF alt gruplarının tanınmasını kolaylaştırmak için, diferansiyel gen ekspresyon analizinden önce makine öğrenme yaklaşımlarının uygulanabileceğini düşünerek bir çalışma yaptılar. İPF alt gruplarını tanımlamak ve karakterize etmek için veri temelli kümeleme analizi ve bilgi temelli bir yaklaşım kullandılar.

6 Farklı İPF Alt Türü

Araştırmacılar, İPF / UIP'li 131 hasta ve 12 sağlıklı kontrolün akciğer dokusunda transkripsiyonel profiller kullanarak, hastalık şiddetini yansıtan altı İPF alttürü tanımladılar. Ağa dayalı kümeleme ile, enflamatuar süreçleri, kan basıncını ve akciğerin dallanma morfogenezisini düzenleyen genlerle zenginleştirilmiş İPF'nin en ağır alt grubunu tanımladılar. Sağlıklı kontrol ile karşılaştırıldığında İPF’nin altı alt grubunda bulunan, farklı olarak eksprese edilen genler arasında, hücre dışı matriksin transkriptleri, epiteliyal simant hücrelerin çapraz-talk, kalsiyum iyonu homeostazı ve oksijen taşınımı yer alıyordu.  İPF'yi normal kontrollerden ve hafif derecede İPF'den ayırt edebilen moleküler imzaları tespit ettiler. Bu imzaları, daha sonra üç bağımsız İPF / UIP kohortunda doğruladılar. Ayrıca, bilgiye dayalı yaklaşımları kullanarak, İPF için birkaç yeni aday gen ve potansiyel biyolojik belirteç tanımladılar. 

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Wang et al.  Unsupervised gene expression analyses identify IPF-severity correlated signatures, associated genes and biomarkers, BMC Pulmonary Medicine (2017) 17:133.

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image