Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Kimlerde Multiple Skleroz Oluşacağını Tahmin Etmek

16 Şubat 2016

MS günümüzde yaygın bir şekilde görülen bir demyelinizan hastalık olup semptom başlangıcından itibaren gidişatı hastadan hastaya çok farklı seyretmektedir. Brigham and Women's Hospital (BWH) ve National Institute of Neurological Disorders and Stroke (NINDS) ekipleri bir araya gelerek MS riski taşıyan kişilerde çalışma başlatmışlardı. MS hastalarının birinci derece yakınlarına odaklanılarak yapılan çalışmada, hastalığın gelişimine neden olan etmenleri bulma, ayrıca hastalığa giden aşamalara müdahale ve test etme hedeflenilmişti. GEMS projesi adı verilen çalışmada genler ve çevre tanıtılarak geniş bir prospektif dizayn ile yapıldı ve geçtiğimiz günlerde sonuçları yayınlandı.

Araştırmacılardan Phil De Jager ,MS erken teşhisi ile erken tedavi ve hastaların engellilik progresyonunu geciktirmesi, uzun vadeli hedeflerinin sağlıktan hastalığa giden yolun haritasını çıkarıp, hastalığı tanımlayabilme ve yüksek riskli bireylerde erken müdahale edebilme olduğunu belirtmiş.

Amerika genelinde 2600’dan fazla aile üyesinin dahil edildiği çalışmaya kişiler hastalıkla ilgili güncel verilerinde olduğu facebook sayfası üzerinden dahil olmuşlar. Önümüzdeki 20 yıl boyunca devam edeceği düşünülen çalışmaya 5000 birinci derece aile ferdinin dahil olacağı tahmin ediliyor.

Katılımcılara tıbbi geçmişi, özgeçmiş, soygeçmiş, çevresel etmenler ve diğer konular hakkında web tabanlı bir anket yapılmış ve DNA çalışması yapılabilmesi için salya örneği alınmış.

Araştırmacılar kişilerde semptomlar başlamadan yıllar öncesinde hastalık başlamış olduğunu, yıllarca semptomsuz devam ettiğini , hastanın ilk nöroloji uzmanına gittiğinde beyin hasarının başlamış olduğunu belirttiler. MS hastalarının birinci derece akrabaları 20-40 kat daha fazla riske sahip olsa da riskin hala düşük olduğunu söyleyen araştırmacılar, 5 yıllık dönemde 10.000 birinci derece akraba arasından 62 hasta tespit ettiler.

Araştırmada ilk analize göre araştırıcılar bir hesaplama metodu kullanarak aile içinde bazı bireylerde MS gelişme riskinin ortalamadan daha yüksek olabileceğini gösterdiler. Bu skorlama sayesinde uzun dönemde yüksek riskli alt gruba yönelik çalışmaların dizayn edilebileceği düşünülüyor.

Araştırıcılara göre bu çalışmanın en önemli etkisi yüksek riskli bireylerin hastalığın erken dönemlerinde tespit edilmesi ve etkili tedavilerin erken dönemde verilebilmesini sağlaması olacak. Çünkü hastalık yerleştikten sonra mevcut tedavi alternatifleri ile ancak sınırlı oranlarda kontrol sağlanabiliyor.

Literatür talep et

Referanslar :

 Zongqi Xia et al. GEMS Project: A Platform to Investigate Multiple Sclerosis Risk. Annals of Neurology, 2015; DOI: 10.1002/ana.24560 

Alzheimer Tanısında Çığır Açan PET Görüntüleme Yöntemi

03 Ekim 2018

Yale’de görev yapmakta olan araştırmacılar, Alzheimer hastalığı olan bireylerde sinaptik kaybı doğrudan ölçmek için yeni bir yöntemi değerlendirdiler. Araştırmacılar, sinapslarla bağlantılı olarak beyinde spesifik bir proteini taramak için PET görüntüleme teknolojisini kullanan yöntemin, yeni Alzheimer tedavilerini araştırmayı hızlandırma potansiyeline sahip olduğunu belirttiler. Yapılan çalışma JAMA Nöroloji dergisinde yayınlandı. Alzheimer hastalığı günümüzde 5,7 milyon Amerikalıyı etkilemektedir ve bu sayının 2050 yılına kadar 14 milyona ulaşması beklenmektedir. Bugüne kadar, hastalığın beyindeki etkileri üzerine yapılan araştırmaların çoğu postmortem olarak yapılmıştır. Araştırmacılar yeni tedavileri araştırmak için yakın zamanda yaşayan hastalarda hafıza kaybını ölçmek için yeni yöntemler araştırdılar.

Bu çalışma, Yale PET Merkezi'ndeki araştırmacılar ve Yale Alzheimer Hastalık Araştırma Birimi (ADRU) arasındaki işbirliğiyle doğan ve sinaptik kayıpları ölçmek için yeni bir stratejiyi araştırmak için uygulanan bir çalışmaydı. Sinir hücreleri arasındaki kavşaklar olan sinapslarda azalma, Alzheimer hastalarında kognitif bozukluk ile ilişkilidir.

PET İle Görüntüleme Yapmak Mümkün

Sinaptik kaybı ölçmek için, araştırma ekibi, hemen hemen tüm sinapslarda bulunan bir protein, SV2A ile bağlanan spesifik bir radyoaktif kimyasal, [11C] UCB-J kullandı. Araştırmacılar, erken dönemde Alzheimer hastalığı veya normal bilişsel yetenekleri olan 21 yaşlı yetişkin ile çalışmaya başladı. Her birine [11C] UCB-J enjekte edildi ve daha sonra yüksek çözünürlüklü PET ile tarandı. Taramalar, araştırmacıların beynin farklı bölgelerindeki sinaptik “yoğunluğu” görselleştirmesine olanak verdi.

Araştırmacılar taramaların yanı sıra, her iki grupta da MRG ve bilişsel değerlendirmelerin sonuçlarını analiz ettiler. Normal bilişe sahip bireylerle karşılaştırıldığında, Alzheimer hastalığı olan katılımcılar, hafızayla ilişkili beyin bölgesinde SV2A işaretçisinde% 41'lik bir azalma gösterdi. Yani araştırmacılar Alzheimer hastalığının erken döneminde hipokampus bölgesinde sinaptik yoğunluğun kaybolduğunu gördüler. Bulgular, non-invaziv PET testinin hafif bilişsel bozukluğu olan erişkinlerde doğrudan bir sinaptik kayıp ölçümü sağlayabildiğini göstermektedir.

Yale ekibi şu anda bulgularını doğrulamak ve potansiyel olarak Alzheimer hastalığı ilaçlarını değerlendirmek için PET tekniğini kullanmak için daha fazla çalışma katılımcısı test ediyorlar. Bu PET görüntüleme aracı aynı zamanda sinaps kaybının hastalığın kritik bir bileşeni olduğu beynin diğer hastalıkları için Yale'deki klinik araştırma çalışmalarında da kullanılıyor. Bu hastalıklar arasında Parkinson hastalığı, epilepsi, uyuşturucu kullanımı, depresyon ve şizofreni bulunmaktadır.

Literatür talep et

Referanslar :

Chen MK, et al. Assessing Synaptic Density in Alzheimer Disease With Synaptic Vesicle Glycoprotein 2A Positron Emission Tomographic Imaging. JAMA Neurol. Published online July 16, 2018. doi:10.1001/jamaneurol.2018.1836

Multipl Sklerozda Yorgunluk için Nesnel Bir Ölçüt Kullanılabilir Mi?

19 Eylül 2018

Yorgunluk, multipl skleroz (MS) hastalarının çoğunluğu için en zorlu semptomdur. Prevalansı %65-%97 arasında değişmekte olup, MS hastalarının yaklaşık üçte birini ciddi şekilde etkilemektedir. Hastanın sosyal ve özel hayatı üzerinde olumsuz etkilerin dışında, yorgunluk önemli sosyoekonomik sonuçlar doğurur ve çalışma saatlerinin azaltılmasının ve erken emekliliğin temel sebebidir. Günlük yaşam aktiviteleri üzerindeki bu ciddi olumsuz etkiye rağmen, yorgunluk hala yeterince anlaşılmamıştır ve çoğu zaman tahmin edilememektedir.

Yakın zamanda MS ile ilgili yorgunluğun kökenini ve sonuçlarını açıklayan bir model geliştirildi. Bu modele göre, MS hastalarında öznel yorgunluk periferal enflamasyonla ilişkilidir. MS hastalarında yorgunluk hissi, hipotalamus, amigdala, insula ve anterior singulat gibi interosepsiyona katılan beyin bölgelerindeki sitokin aracılı aktivite değişikliklerinden kaynaklanan bir hastalık davranışı biçimi olarak kabul edilir. Proenflamatuar sitokinlere bakıldığında, IL-1ß, hastalık davranışının ana aracılarından biridir. IL-1ß, aferent vagal nöronları aktive eder ve yorgunluk da dahil olmak üzere hastalık davranışının semptomlarına güçlü ve tutarlı bir şekilde bağlanmıştır.

Kan ve idrarda bulunan çoğu biyolojik belirteç, tükürük örneğinde de tespit edilebilir. Tükürük, IL-1ß'nin tükürük konsantrasyonunu ölçmek için non-invazif bir yöntem, hastaları izlemek için ümit verici bir araç olabilir.

Yapılan yeni bir çalışmada, sistemik enflamasyonla ilişkili tükürük IL-1ß konsantrasyonunun MS'de subjektif yorgunluk ile ilişkili olup olmadığı araştırıldı. Çalışmaya 62 relapsing-remitting MS (RRMS), 54 sekonder progresif MS (SPMS) olmak üzere 116 MS hastası ve 51 sağlıklı kontrol dahil edildi. IL-1ß'nin tükürük konsantrasyonu, ticari olarak temin edilebilen enzime bağlı bir ELISA kiti kullanılarak belirlendi. Yorgunluk, çeşitli yorgunluk ölçekleri kullanılarak değerlendirildi. Gruplar arasındaki IL-1ß konsantrasyonları karşılaştırıldı ve hangi değişkenlerin yorgunluk skorlarını en iyi şekilde tahmin ettiğini araştırmak için regresyon analizleri gerçekleştirildi.

IL-1ß Sadece Yorgunluğu Değil Tedavi Etkililiğini de Gösterebilir

Araştırmacılar, RRMS hastaları ve sağlıklı kontroller arasında IL-1ß konsantrasyonunun önemli ölçüde farklılık göstermemesine rağmen, RRMS hastalarında yorgunluk skorlarını tahmin etmede oldukça iyi olduğunu buldular. SPMS hastaları, RRMS hastaları ve sağlıklı kontrollere kıyasla, bir miktar yüksek IL-1ß konsantrasyonu gösterdi. Ayrıca, hastalık modifiye edici tedavi, IL-1ß konsantrasyonu üzerinde önemli bir etkiye sahipti. Tedavi edilen hastalar, tedavi edilmemiş hastalara göre daha düşük bir IL-1ß konsantrasyonu gösterdi.

Araştırmacılar yaptıkları çalışmanın, proenflamatuar sitokin IL-1ß ile RRMS hastalarındaki yorgunluk arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösterdiğini belirttiler. Ayrıca, periferal IL-1ß konsantrasyonu üzerinde hastalık modifiye edici tedavinin potansiyel bir etkisini de ortaya koyduğunu aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Hanken K, Sander C, Qaiser L, Schlake H-P, Kastrup A, Haupts M, Eling P and Hildebrandt H (2018) Salivary IL-1ß as an Objective Measure for Fatigue in Multiple Sclerosis? Front. Neurol. 9:574.

Toplum ve Birey Açısından Multipl Sklerozun Hastalık Yükü

18 Eylül 2018

MS araştırmalarının odak noktası ve ilgili sonuçların tanımı, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi (HRQoL) gibi hasta odaklı sonuçlara doğru giderek değişmektedir. MS'in HRQoL'yi ciddi bir şekilde etkileyebileceği ve etkilenen kişiler üzerinde yüksek düzeylerde psikolojik stres ve mali baskılar uygulayabileceği gösterilmiştir. MS'de HRQoL kaybı multifaktöriyeldir, yorgunluk, depresyon, ağrı, hareket kısıtlılığı veya cinsel ve sfinkter disfonksiyonu ile seyredebilir. HRQoL'un bu çok yönlü doğası, HRQoL üzerindeki semptomların ve diğer faktörlerin bireysel katkısını incelerken analitik karmaşıklığı da ortaya koymaktadır ki bu, önceki araştırmalarda her zaman yeterince ele alınmamıştır. Bu nedenle, eşzamanlı olarak HRQoL üzerindeki çoklu semptomların etkilerini ve aynı zamanda demografik ve sosyoekonomik değişkenleri dikkate alan çalışmalara ihtiyaç vardır. Semptom yönetimi açısından bakıldığında, farklı semptomlar arasındaki göreceli önemi değerlendirmek sağlık bakım kararlarına yardımcı olabilir. Ayrıca, MS semptom yükü üzerindeki toplum düzeyi verileri, sağlık hizmeti kaynaklarının verimli bir şekilde dağıtılmasına rehberlik edebilir.

Yapılan yeni bir çalışmada, İsviçre Multipl Skleroz Kayıt Merkezi'nin (SMSR) kapsamlı veri toplama yöntemi kullanılarak, MS'e özgü semptomların bireysel ölçekte MS'li hastaları ve aynı zamanda toplum düzeyinde hastalık yükünü ne kadar etkilediğini, HRQoL üzerine olası etkileri olan çok sayıda ek klinik, demografik ve sosyoekonomik faktör için ayarlama yapıldıktan sonra araştırmak amaçlandı.

PMS’te Spastisite, Felç Hem Bireyi Hem Toplumu Etkiliyor

Araştırmacılar çalışmaya, 611 relapsing-remitting MS (RRMS) ve 244 progresif MS (PMS) tanısı olan toplam 855 SMSR katılımcısını dahil ettiler. HRQoL’yi, EuroQol 5-Dimension EQ-5D-index ve EQ-Visual Analog Scale (EQ-VAS) ile % 0–100 skalasında değerlendirdiler.

RRMS'de yürüyüş (−% 6,5) ve denge problemleri (−% 5,1) en büyük EQ-5D indeksi düşüşlerine sahipti ve bu toplum düzeyinde de önemliydi (% 45 ve % 52). Yorgunluk, depresyon ve spastisite de sırasıyla % 74,1, % 31 ve % 38 sıklık oranlarıyla toplum yüküne katkıda bulundu. PMS'de spastisite, felç ve bağırsak problemleri EQ-5D indeksi üzerinde hem bireysel hem de toplum düzeyinde en büyük etkiye sahipti. EQ-VAS'ın toplum seviyesindeki en büyük etkisi, RRMS’de denge bozukluğu, depresyon, baş dönmesi ve spastisite ile ilişkili iken, PMS’de zayıflık, ağrı ve felç ile ilişkiliydi.

Literatür talep et

Referanslar :

L. Barin et al. The disease burden of Multiple Sclerosis from the individual and population perspective: Which symptoms matter most?, Multiple Sclerosis and Related Disorders 25 (2018) 112–121.

Parçalı Beyin Lezyonları MS`de Hastalık Kötüleşmesini Gösterebilir

13 Ağustos 2018

Multipl sklerozda (MS) lezyon artışı, görüntüleme araştırması son noktası olarak yaygın olarak kullanılan önemli ve klinik olarak uygun bir ölçektir. MS hastalarına, rutin bakımlarının bir parçası olarak MRG taramaları yapılır, böylece doktorlar yeni lezyonların görünümünü ve tipik olarak hastalık progresyonu göstergeleri olarak görülen, var olanların genişlemesini izleyebilirler. Yeni MS ilaçları için FDA tarafından onay alınması tipik olarak ilacın 24 ay boyunca beyin lezyonlarının sayısını azaltma yeteneğine bağlıdır. Bununla birlikte, lezyonlar atrofiye bağlı olarak da küçülebilir veya tamamen ortadan kaybolabilir. Genel olarak göz ardı edilmesine veya tedavi edilmesine rağmen, bu fenomen aslında tek başına bir görüntüleme biyolojik belirteci olabilir.

Buffalo Üniversitesi araştırmacıları, MS alt tiplerinde başlangıçtaki lezyon hacmine ve yeni ve genişleyen lezyon hacimlerine kıyasla atrofi nedeniyle oluşan beyin lezyon kaybı (atrofik lezyon hacmi) oranı ve bu fenomenin klinik engellilik için bağımsız öngörü değerini değerlendiren bir çalışma yaptılar.

Atrofiye Lezyon Engelliliği Öngörüyor

Araştırmacılar, beş yıllık çalışmaya, 18’i klinik izole sendrom, 126’sı relapsing-remitting ve 48’i progresif olmak üzere hastalığın üç alt tipine sahip 192 hastayı dahil ettiler. Hastaların başlangıçta ve 5. yılda 3T manyetik rezonans görüntülemelerini değerlendirdiler. Lezyonlar başlangıçta ölçüldü ve çalışma aralığı boyunca yeni / genişleyen lezyon hacimleri hesaplandı. Atrofik lezyon hacmi, başlangıçtaki lezyon maskelerinin, takip edilen SIENAX türevli beyin omurilik sıvısı kısmi hacim haritalarıyla birleştirilmesiyle hesaplandı. Hastalık alt grupları arasında ölçütler karşılaştırıldı ve engellilik değişimi (Genişletilmiş Engellilik Durum Ölçeği [EDSS]) ile korelasyonlar değerlendirildi. Atrofik lezyon hacminin benzersiz katkı değerini belirlemek için hiyerarşik regresyon kullanıldı.

Atrofiye lezyon hacmi MS alt tipleri arasında farklıydı ve 298,1'e karşı 75,5 mm3 ile progresif MS'de yeni lezyon hacmi birikimini aştı. Atrofiye lezyon hacmi, EDSS değişiminin tek önemli korelasyonuydu ve beyin atrofisi ve yeni / genişleyen lezyon hacmini kontrol ederken anlamlı ek varyans açıkladı. Yineleyen MS'li hastalar çalışma süresince en yüksek oranda yeni lezyonlar gösterirken, en şiddetli alt tip olan progresif MS'li hastalar en fazla hızlanan beyin lezyon atrofisi hacmine sahipti.

Araştırmacılar, daha fazla veya daha büyük lezyonlar ile artan engellilik geliştiren insanlar arasında bir ilişki bulamadılar fakat atrofiye lezyon hacminin daha fazla fiziksel sakatlığın gelişimini öngördüğünü buldular.

Literatür talep et

Referanslar :

Michael G. Dwyer, Niels Bergsland, Deepa P. Ramasamy, Dejan Jakimovski, Bianca Weinstock-Guttman, Robert Zivadinov. Atrophied Brain Lesion Volume: A New Imaging Biomarker in Multiple Sclerosis. Journal of Neuroimaging, 2018.

Klinik İzole Sendromlu Erişkin ve Çocuklarda Yüksek NfL Seviyeleri

01 Ağustos 2018

Çocukluk başlangıçlı multipl skleroz (MS), tüm MS hastalarının %3-5'inde görülür. MS'li çocuklar, yetişkin hastalardan daha yüksek relaps oranına ve daha enflamatuar bir hastalık seyrine sahip olsalar da, klinik takip çalışmaları çocuklarda sakatlık ilerlemesinin yetişkinlere göre daha yavaş olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, pediatrik MS hastalarında erken hastalık seyrinde, yaşa göre beklenen beyin büyümesinde bozulma görülmüştür. Bu, sadece nöroenflamasyonun değil nörodejenerasyonun da çocukluk başlangıçlı MS'de erken ortaya çıktığını göstermektedir.

Akson hasarı, MS'de nörolojik sakatlığın devam etmesinin başlıca nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Aksonal hasar için umut veren bir biyolojik belirteç, nörofilaman hafif zincirdir (NfL). NfL, nöron hücre iskeletinin bir elementidir ve nöronal hücre ölümünden sonra hücre dışı alana salınır. Sağlıklı bireylerde NfL seviyeleri yaşla birlikte artar ve bu nörodejenerasyonu yansıtır ve fizyolojik yaşlanma sürecinin bir parçasıdır. NfL'nin, çocuklarda MS tanısı için yetişkinlerde olduğu gibi aynı prediktif değere sahip olup olmadığı bilinmemektedir.

Hollandalı araştırmacılar, pediatrik ve erişkin klinik izole sendromlu (CIS) hastalarda, MS tanısı için beyin omurilik sıvısındaki (BOS) NfL düzeylerinin prediktif değerini araştıran bir çalışma yaptılar.

Araştırmacılar, ilk demiyelinizasyon atağını geçiren toplam 88 erişkin ve 65 pediatrik hastayı çalışmalarına dahil ettiler. Yetişkin hastaları ortalama 62,8 ay ve çocuk hastaları 43,8 ay takip ettiler. Otuz kontrol hastasını da analize dahil ettiler. Semptomların başlangıcından sonraki 6 ay içinde lomber ponksiyon yapıldı. NfL, BOS’ta ELISA kullanılarak belirlendi. Klinik olarak kesin multipl skleroz (CDMS) tanısı için risk oranlarını hesaplamak için COX regresyon analizleri kullanıldı.

NfL Artmış Risk ile İlişkili

Yaş, oligoklonal bantlar (OCB) ve Bazal manyetik rezonans görüntülemede (MRG) asemptomatik T2 lezyonları için düzeltildikten sonra, hem pediyatrik hem de yetişkin CIS hastalarında artmış NfL seviyeleri, CDMS tanısı için daha kısa bir süre ile ilişkili bulundu. Gelecekte CDMS tanısı alan CIS hastaları için, çocuklar erişkinlerden daha yüksek NfL seviyeleri gösterdi.

Araştırmacılar BOS NfL seviyelerinin, CIS'lı çocuklarda ve erişkinlerde CDMS tanısı ile ilişkili olduğunu belirttiler. NfL'nin klinik pratikte potansiyel değeri olan hastalık seyri için ümit vaat eden bir biyolojik belirteç olduğunu aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

RM van der Vuurst de Vries, YYM Wong. et al. High neurofilament levels are associated with clinically definite multiple sclerosis in children and adults with clinically isolated syndrome, Multiple Sclerosis Journal 2018.

Yaşlanma ve Lenfosit Değişiklikleri MS’te PML Riskini Etkiliyor

12 Temmuz 2018

Progresif multifokal lökoensefalopati (PML), JC virüsünün (JCV) neden olduğu fırsatçı bir enfeksiyondur ve güçlü immünomodülatör hastalık modifiye edici tedaviler (DMT'ler) alan multipl skleroz (MS) hastaları için önemli bir endişe kaynağıdır. JCV antikor indeksi, yüksek riskle ilişkili olan 1,5'den daha yüksek antikor titreleriyle, riskin değerlendirilmesinde geçerli olan standarttır,  ancak güvenilirliğine yanlış negatifler nedeniyle gölge düşmüştür. Hangi hastaların PML geliştireceğini tam olarak tahmin etmek mümkün olmasa da, yaş önemli bir risk faktörü olarak ortaya çıkmıştır. Gerçekten de, JCV seroprevalansının MS popülasyonunda yaşla birlikte arttığı bulunmuştur. Yaşla birlikte artan seroprevalans eğiliminin, yetişkinlerde reaktive virüsün bulaşmasından kaynaklandığı ve yaşın hem viral enfeksiyon hem de reaktivasyon riskini artırdığı ileri sürülmektedir. Bu yüksek riskin immün yaşlanmaya bağlı azalan immün kapasitenin bir sonucu olduğuna inanılmaktadır. DMT'lerin neden olduğu lenfosit değişikliklerinin birçoğu bağışıklık kapasitesini de azaltır ve potansiyel olarak immün yaşlanmayı hızlandırabilir. Bununla birlikte, PML riski tüm DMT'lerde aynı değildir ve bu tedavilerin PML için risk profillerine göre bağışıklık fonksiyonunu nasıl değiştirdiğine dair bir analiz, en önemli katkı faktörlerini tanımlamaya yardımcı olabilir.

Amerikalı araştırmacılar, PML risk sınıflandırmasını iyileştirme amacıyla yaptıkları çalışmada, MS hastalarında PML'ye karşı yüksek veya orta derecede risk ile ilişkili olan hastalık modifiye edici tedaviler ile ortaya çıkan lenfosit değişikliklerini, bu değişikliklerin immün yaşlanma ile nasıl oranlandığını ve hangi ölçümlerin en iyi risk korelasyonu gösterdiğini tanımladılar. Bu tedavilerin lenfosit sayısında veya immün yaşlanmaya benzeyen fonksiyonlarda değişikliklerin ortaya çıktığını ortaya koyan, hastanın bağışıklık profillerini nasıl değiştirdiğini inceleyen çalışmaları gözden geçirdiler.

İmmün Yaşlanma Riski Artırıyor 

Araştırmacılar, DMT ile ilişkili CD4 + T hücre lenfositopenisinin, özellikle merkezi sinir sistemi içinde, PML riskinin önemli bir bileşeni olarak görünmesine rağmen, lenfosit fonksiyonel kapasitesinin kaybının en yüksek riskle ilişkili olduğunu ve yaşa bağlı immün yaşlanmanın bu etkileri arttırabildiğini gördüler. Bu nedenle, hızlandırılmış immün yaşlanmanın MS hastaları için bir endişe kaynağı olduğunu ve fonksiyonel immün kapasitesinden ziyade kronolojik yaşta güven, risk değerlendirmelerini çarpabileceğini belirttiler. Bundan sonra, JC virüsüne özgü T hücrelerinin işlevini değerlendirmenin, immünomodülatör tedavilerle tedavi edilen MS hastaları arasında PML duyarlılığını belirlemek için daha iyi bir ölçüm sağlayabileceğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Elizabeth A Mills and Yang Mao-Draayer. Aging and lymphocyte changes by immunomodulatory therapies impact PML risk in multiple sclerosis patients, Multiple Sclerosis Journal 2018.

Daha Fazla Balık Daha Az MS Riski

08 Haziran 2018

Balık açısından zengin bir diyet, daha düşük multipl skleroz (MS) riski ile ilişkilendirilmiştir. Balık, yaygın olarak balık yağları olarak adlandırılan omega-3 çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA'lar) en iyi kaynağıdır. Ancak, PUFA'ların ya da başka bir besin türünün daha düşük bir MS riski ile ilişkili olup olmadığı belirsizliğini korumaktadır. Ayrıca, yağ asidi seviyelerinde değişikliklere yol açan, yağlı asit desatüraz (FADS) geninin nükleotidlerindeki genetik varyasyonlar, biliş, kardiyovasküler hastalık ve enflamasyon ile ilişkilidir. Ancak MS ile ilişkili olup olmadıkları bilinmemektedir.

Amerikan Nöroloji Akademisi'nin 2018 Yıllık Toplantısı'nda, “Balık, Yağ Asidi Biyosentez Genleri ve Multipl Skleroz Duyarlılığı” başlığı ile sunulan bir çalışmada, balık tüketiminden zengin ve omega-3 PUFA'ları ile zenginleştirilmiş bir diyetin, multipl skleroz gelişme riskinde yüzde 45'lik bir azalma ile ilişkili olduğu gösterildi.

Balık Yağı Diğer Etkenlerden Bağımsız

Araştırmacılar, MS ya da prekürsörü olan klinik izole sendrom (CIS) insidansını inceleyen çok etnisiteli bir çalışma olan MS Sunshine çalışmasının 1.153 katılımcısında balık tüketiminin MS riskini nasıl etkilediğini incelediler. Çalışmada diyette balığın yüksek miktarda alımı, haftada en az bir kez balık tüketilmesi veya balık yağı takviyeleri ile birlikte ayda bir ila üç porsiyon olarak tanımlandı. Analiz, katılımcıların yaş, cinsiyet, sigara içme alışkanlıkları ve genetik kökenlerine göre düzenlendi. Sonuçlar, yüksek balık tüketimi olanların, düşük balık tüketimi olan (ayda bir öğünden daha az balık) ve balık yağı takviyeleri almayanlara kıyasla, MS veya CIS riskinde yüzde 45 azalma ile ilişkili olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar ayrıca, yağ asidi üretimi ile ilişkili üç gen olan FADS1, FADS2 ve ELOV2’de tek nükleotid polimorfizmleri olarak adlandırılan bazı nükleotitlerdeki varyasyonları da analiz ettiler. FADS2 genindeki iki genetik varyasyon (rs174611 ve rs174618), yüksek balık alımı hesaba katıldığında bile daha düşük bir MS riski ile bağımsız olarak ilişkiliydi.

Araştırmacılar, elde ettikleri bulguların, balık tüketimi ve PUFA biyosentezinin MS riskindeki koruyucu rolünü desteklediğini belirttiler. Omega-3 yağ asitlerinin MS riskini azaltmada önemli bir rol oynayabileceğinin altını çizdiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Fish, Fatty Acid Biosynthesis Genes, and Multiple Sclerosis Susceptibility (S44.002) AAN 2018 April 10, 2018; 90.

MS Hastalarında Talamus ve Hipokampusun Epizodik Bellek Performansındaki Rolü

20 Nisan 2018

Multipl sklerozlu (MS) hastaların % 40 ila % 65'inin bilişsel bozulma yaşadığı ve işlem hızında ve epizodik bellek kaybında azalmanın olduğu bildirilmiştir. MS'li hastalarda bellek disfonksiyonunun ardında yatan patofizyoloji hakkında bir fikir birliği bulunmamakla birlikte, ön raporlar hem hipokampus hem de talamus ile ilişkilidir. Hipokampus, uzun süreli hafızanın kodlanmasında ve epizodik anıların içeriği ve ilişkileri ile ilgili bilgilerin düzenlenmesi ve bağlanmasıyla ilgilidir. MS'de hipokampal atrofi ve demiyelinizasyon yaygındır ve hipokampal volüm kaybı hem sözel hem de görsel-uzaysal epizodik bellekte eksiklikler ile ilişkilidir. Yakın zamanlı bir fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) çalışması, görsel uyaranların kodlanması sırasında, bilişsel olarak korunmuş MS hastalarının hipokampus, parahipokampus ve anterior singulatta artmış aktivasyon gösterdiklerini, bilişsel engelli hastaların ise hipokampus da dahil olmak üzere aktivasyonda yaygın düşüşler gösterdiklerini bulmuştur. Fonksiyonel değişikliklerin hafıza bozukluğundan önce var olduğunun kanıtı, istirahatte alınan, intakt bellek fonksiyonuna sahip MS hastalarında ilerleyen atrofi ile hipokampal bağlantının gücünde azalma olduğu gösterildiği fMRI ölçümlerinden de kaynaklanmaktadır.

Spesifik talamik çekirdekler, epizodik hafıza fonksiyonunun belirli yönlerine bağlanmıştır. Anterior talamik nükleuslar, kodlama ve kodlama stratejileri için uyaranların seçiminde rol alırken, medial dorsal nükleus, geri çağırma stratejilerinin seçiminde rol oynar. Talamus atrofisi MS hastalarında yaygın olarak bildirilmiştir ve talamik hacimdeki değişiklikler epizodik bellek performansı ve genel kognitif bozukluk ile ilişkilendirilmiştir. Fonksiyonel değişiklikler, bilişsel işlevler ve hastalık değişkenleri ile ilişkili olup, toplam lezyon hacmi ile pozitif ilişkili bir sözel epizodik hafıza tanıma görevi sırasında medial dorsal ve ventral lateral talamik çekirdeklerin fonksiyonel aktivasyonu ve azalmış kognitif fonksiyon ile ilişkili talamik fonksiyonel bağlanabilirlik ile ilişkili bulunmuştur.

Hipokampal Hacim ve Görsel-Mekansal Hafıza İlişkisi

Amerika’dan araştırmacılar hipokampus ve talamusun hacimsel ve fonksiyonel ölçümlerinin epizodik bellek performansına görece katkılarını değerlendiren bir çalışma yaptılar. Fonksiyonel ölçümlerin, bilişsel fonksiyonun tahmininde hacimsel ölçütler üzerinde ek varyansa yol açtığını gösteren önceki çalışmalara dayanarak, volümetrik ölçümlerin epizodik hafıza fonksiyonunu en çok prediktifı ve kodlama sırasında geri çağırma ve talamik aktivasyon sırasında hipokampal aktivasyonun anlamlı olduğunu hesaba kattığını varsaydılar. Sözel ve görsel-mekânsal epizodik belleğe görece katkıları değerlendirmek için sözel epizodik hafıza görevi, lezyon yükü ve hipokampus ve talamusun hacimsel ölçümleri sırasında fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullandılar.

Araştırmacılar epizodik hafıza fonksiyonunun prediktif analizinde, 32 MS hastasından ve 16 sağlıklı kontrolün fonksiyonel aktivite, lezyon yükü ve hacimsel ölçümlerini kullandılar. Araştırmacılar hastalık süresine göre ayarladıktan sonra, görsel-mekansal epizodik bellek görevindeki ani hatırlama performansı, hipokampal hacim ile anlamlı olarak tahmin edebildi. Aynı görevdeki gecikmeli hatırlama, sol talamusun hacmi ile anlamlı olarak tahmin edildi. Her iki bellek ölçümü için, kodlama sırasında talamusun fonksiyonel aktivasyonu hacim ölçümlerinden daha belirleyiciydi.

Araştırmacılar elde ettikleri sonuçların, fonksiyonel aktivasyonun MS'li hastalarda epizodik hafıza kaybının tahmini bir ölçütü olarak yararlı olabileceğini düşündürdüğünü belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Katherine A Koenig, Stephen M Rao, Mark J Lowe, Jian Lin, Ken E Sakaie, Lael Stone, Robert A Bermel, Bruce D Trapp and Micheal D Phillips. The role of the thalamus and hippocampus in episodic memory performance in patients with multiple sclerosis, Multiple Sclerosis Journal 1–11.

MS Lezyonlarını Saymanın Daha Kolay Bir Yolu Mümkün mü?

31 Mart 2018

Multipl skleroz, merkezi sinir sisteminde oluşan demiyelinizan lezyonlarla karakterize edilen nöroenflamatuvar bir hastalıktır. MR görüntüleme, özellikle beynin beyaz maddesinde, bu lezyonların gözlenmesi için en yaygın kullanılan yöntemdir. MR görüntülemede yeni lezyonların bulunması sıklıkla hastalık aktivitesinin önemli bir klinik belirteci olarak kabul edilir, ancak hastalığın ciddiyetinin MR görüntülemeye dayalı ölçümleri zordur. Beyaz cevherdeki toplam lezyon yükü veya beyin boyutunun hacim veya hacim fraksiyonu olarak ölçülen "lezyon yükü" genellikle MS çalışmalarında, tipik olarak hastalık ciddiyetinin bir ölçümü olarak ve bir klinik araştırma sonucu olarak kullanılır. Bununla birlikte, lezyon yükü, hastalığın şiddetinin klinik ölçümleri ile şaşırtıcı derecede zayıf bir ilişki gösterir.

Konfluent Lezyonları Saymak Zor

Geçmiş yıllarda, birkaç klinik çalışma, hastanın beynindeki lezyon sayısını olası bir ilgi sonucu olarak tartıştı. Bu çalışmalarda, başlangıçtaki lezyon sayımının Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) ile korelasyonlu olduğu gösterilmiş ve lezyon sayımındaki değişiklikler, EDSS'deki değişikliklerle korele olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, beynin biyolojik açıdan belirgin lezyonlarının doğru bir şekilde bulunması maliyetli ve lojistik açıdan zorlayıcı olabilir, tipik olarak sık takip ziyaretlerinde elde edilen taramaların uzman incelemesi veya otomatik analizini gerektirir. Lezyon yükü yüksek ve birçok konfluent (birleşik) lezyonu olan hastalarda bu süreç özellikle zordur. Konfluent lezyonlar genellikle, patolojik olarak farklı lezyonlar (yani zamanla birbirinden ayrılan uzaysal olarak yapısal hasar kaynaklarına bağlı olarak ortaya çıkan lezyonlar) birbirine yakın olduğunda ortaya çıkar ve lezyon dokusundan daha geniş bir bağlantı bölgesi oluşturur. Lezyon yükünün seviyesine bağlı olarak, konfluent lezyonlar tek bir bağlantı kenarına sahip 2 üst üste yerleşmiş lezyondan, geniş beyaz madde paylarını kapsayan düzinelerce bağlı lezyona kadar değişebilir. Bu tür konfluent dokuların varlığı, herhangi bir ziyarette beyindeki farklı lezyonların sayısını tahmin etmeyi zorlaştırabilir veya imkansız hale getirebilir.

Amerika’dan araştırmacılar bu sorunu gidermek için yaptıkları çalışmada, tek bir kesitsel MR görüntüleme çalışmasından lezyon sayımlarının geçerli ve güvenilir tahminlerini elde etmek için istatistiksel bir analiz tekniği geliştirdiler.  

Araştırmacılar, her bir lokalizasyonda bir lezyon olasılığını değerlendirmek için MR görüntüleme kullandılar. Bu haritanın dokusunu yeni bir teknik kullanarak nicelleştirdiler ve bir lezyon merkezine benzeyen kümeleri saydılar. Tekniğin geçerliliği,  bir ölçüt standart sayıma kıyasla, 60 kişide derinlemesine incelendi ve güvenilirlik, klinik olarak stabil bir denekten 7 noktada elde edilen 14 tarama kullanılarak belirlendi.

Önerilen sayı ve ölçüt standart sayısı, yüksek korelasyona sahipti ve anlamlı olarak farklı değildi. Tekrarlanan taramalarda önerilen sayının değişkenliği lezyon yükününkiyle eşdeğerdi. Lezyon yükü ve yaşı hesaplandıktan sonra, Genişletilmiş Özürlülük Durumu Ölçeği ile lezyon sayımı negatif olarak ilişkilendirildi. Ortalama lezyon boyutu, tek başına lezyon yüküne veya lezyon sayısına göre Genişletilmiş Özürlülük Durumu Ölçeği ile daha yüksek bir ilişkiye sahipti.

Araştırmacılar çalışmalarında, kesitsel verileri kullanarak patolojik olarak farklı lezyonları saymak için yeni bir teknik sunduklarını ve belirsiz bilgileri kurtarma kabiliyetini gösterdiklerini belirttiler. Önerilen sayının, lezyon yüküne ya da tek başına lezyon sayımına göre daha fazla EDSS puanıyla korele olan lezyon boyutunun daha doğru tahmin edilmesini sağladığını aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Dworkin et al. An Automated Statistical Technique for Counting Distinct Multiple Sclerosis Lesions, AJNR Am J Neuroradiol 2018.

MS’de Yaşam Kalitesi Değerlendirmesinde Hastalarla Nörologların Algıları Farklı

28 Mart 2018

Multipl skleroz (MS), merkezi sinir sisteminin demiyelinizasyon ve nörodejenerasyona yol açan kronik enflamatuar bir hastalıktır. Yaşam kalitesi (YK) değerlendirmesinin kronik hastalık sonuç ölçümünde birçok belirgin faydası vardır. Dünya Sağlık Örgütü, YK'yı, yaşadığı kültür ve değerler sistemi bağlamında, amaçları, beklentileri, standartları ve endişeleri ile ilgili olarak bireyin yaşam algısı olarak tanımlar. YK'nın bazı tanımları, sağlık durumunun öznel hasta perspektifine odaklanırken, diğer yapılar daha geniştir ve sağlık, konut ve diğer maddi koşulların objektif göstergelerini içerir. Çoğu YK modeli sağlıkta fiziksel, zihinsel, sosyal ve fonksiyonel yönleri içeren çok boyutlu bir kavramsal yaklaşımı yansıtır. Sağlık-ilişkili YK (SİYK), çok boyutlu, fiziksel ve mesleki fonksiyon, duygusal durum, sosyal etkileşim ve somatik duyumları kapsar. Bu nedenle, SİYK anketleri, hastalık etkisinin geniş kapsamlı ve öznel bir ölçümünün yanı sıra, tedavinin ve yan etkilerin varlığının etkisinin ölçümünü sağlamayı amaçlamaktadır.

Multipl skleroz, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. MS hastalarında farklı çalışmalar YK'yı araştırmış olsa da, sonuçlar bölgelere, kültürlere ve sağlık sistemi bakımından farklılık gösterebilir. Son yıllarda, SİYK ölçümleri, hastalık ilerlemesi, tedavi yanıtı ve MS hastalarının ihtiyaç duyduğu yardım düzeyinin değerlendirilmesi için gittikçe daha fazla önemsenmektedir. SİYK değerlendirilmesinin NEDA (No Evidence of Disease Activity – Hastalık Aktivitesine Dair Kanıtın Olmaması) tanımına dahil edilmesi tavsiye edilmektedirler.

Arjantin’den araştırmacılar yaptıkları bir çalışmada, bir MS hastası kohortunda SİYK'yı etkileyen farklı faktörleri analiz ettiler ve MS'de SİYK'nın hasta ve doktor algılaması arasındaki farkları değerlendirdiler.

Araştırmacılar yaptıkları kesitsel çalışmaya, e-posta anketine cevap verecek toplam 700 MS hastası ve 300 nöroloğu davet ettiler. Anket, demografik veriler hakkında bilgi topladı ve Kısa Form anketini (SF-36) içeriyordu. Anketi doldurduktan sonra, hastalara SF-36 tarafından değerlendirilen alt alanların her birinin standart bir yazılı açıklaması verildi ve hangisinin sağlıkla ilişkili genel sağlık durumunun en önemli belirleyicileri olduğunu belirlemeleri istendi.

Canlılık Hastalar için Daha Önemli
 

Ankete toplam 135 nörolog ve 380 MS hastası yanıt verdi. Araştırma popülasyonu yaş ortalaması 42,1 ± 10,5’ti ve % 61'i relapsing-remitting MS tanılıydı. SF-36 sonuçlarında, fiziksel işlev 68,4 ± 30, fiziksel rol sınırlılığı 56,8 ± 41,7, canlılık 47,6 ± 21,4, ağrı 71,2 ± 26,1, sosyal işlev 72,6 ± 28,6, duygusal rol kısıtlılığı 63,2 ± 39,8, zihinsel sağlık 60 ± 14,1 ve genel sağlık 55,8 ± 22’ydi. MS'de en önemli YK belirteçleri olarak fiziksel işlev (%75) ve fiziksel rol kısıtlılığı (% 70) ve ardından duygusal rol kısıtlılığı (% 52) düşünüldü. Bununla birlikte, hastalar fiziksel işlev için (% 58) ve fiziksel rol kısıtlılığı (% 46) için önemli derecede farklı önem seviyeleri atamış ve canlılığı (% 52) hekimlerinden daha önemli bulmuşlardır. SF-36 anketinin sonuçları, hastalar ile nörologlar arasındaki algılama farklılığı ile önemli derecede koreleydi.

Araştırmacılar, MS'de YK ile ilgili endişelerın hastalar ve doktorlar için farklı olduğunu belirttiler. Gerçek hasta gereksinimlerini daha iyi anlamak için iletişimin geliştirilmesinin esas olduğuna dikkat çektiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Ysrraelit MC, Fiol MP, Gaitán MI and Correale J (2018) Quality of Life Assessment in Multiple Sclerosis: Different Perception between Patients and Neurologists. Front. Neurol. 8:729. doi: 10.3389/fneur.2017.00729

Pediatrik Multipl Sklerozda İmmünglobulin Serbest Hafif Zincir Analizi

20 Mart 2018

Pediatrik multipl skleroz (MS) nadir bir hastalıktır ve tüm MS vakalarının yalnızca % 3-% 5'ini oluşturur. MS'in ilk belirtileri klinik olarak optik nörit (ON), transvers myelit (TMY) veya beyin sapı, serebellar veya hemisferik disfonksiyona bağlı diğer nörolojik bulguları ortaya çıkarabilen bireysel demyelinatif olaylar olarak görülür. Artan kanıtlar, erken tedavinin MS ilerlemesini yavaşlattığını düşündürmektedir. Gelecekteki atakların tahmini ve karakterizasyonu faydalı olabilir, ancak maalesef bu tür prognostik testler hala eksiktir.

MS tanısı, MS için spesifik olmayan ancak öngörülemeyen tipik bir demyelinatif klinik sunumun yanı sıra McDonald kriterlerine uyan tipik bir dinamik manyetik rezonans görüntüleme (MRI) kombinasyonuna dayanır. Bununla birlikte, MR'nin yüksek duyarlılığına rağmen diğer merkezi sinir sistemi (MSS) hastalıkları MS'i radyolojik olarak taklit edebilir. Çocuklarda, ayırıcı tanı yaygın olarak demiyelinizan spektrum bozukluğu içinde yetişkinlere kıyasla daha geniştir. Bu gibi durumlarda, MRG bulgularının doğru bir şekilde yorumlanması güç olabilir ve doğru tanı için destekleyici laboratuvar verilere ihtiyaç duyulabilir. Yaygın olarak kullanılan diagnostik laboratuvar testinde, oligoklonal immünoglobülin (Ig) bantlarının gösterilmesi, intratekal bir Ig üretimini gösterir ve MS tanısını destekler. Bununla birlikte, bu yöntemin pediyatrik MS'de duyarlılığı net değildir. Bu nedenle, çocuk MS hastalarının yeni biyolojik belirteçlerinin araştırılması ve yeni, daha kesin tanı tekniklerinin geliştirilmesi etkili ve zamanında tedavi için çok önemlidir.

Κ ve λ Ig serbest hafif zincirlerinin (FLC) intratekal üretimi şu an MS hastalarının SSS'lerinde gelişen önemli bir immünolojik yanıt olarak görülür. Son derece hassas nefelometrik FLC testlerinin geliştirilmesi sayesinde, MS tanısında FLC analizinin önemi ortaya çıkmıştır. Monomerik artı dimerik FLC'nin toplam seviyesinin nicelenmesine izin veren nefelometrik analiz, MS hastalarının BOS'unda anlamlı bir κ-FLC artışı gösterir. Yine de, bu testin MS'in tanısı için spesifitesi, oligoklonalite testinin ve hatta IgG indeksininkinden daha düşüktür.

İsrail’den araştırmacılar, yakın zamanda yaptıkları bir çalışmada MS ve ilgili hastalıkları olan yetişkin hastaların BOS-serum örneklem çiftlerinde FLC'yi analiz etmek için yarı kantitatif bir Western blot tekniği kullandılar. Daha önce kullanılan FLC analizlerinin aksine, FLC'nin monomerik ve kovalent bağlı dimerik formlarını farklı olarak analiz ettiler. MS'i erişkinlerde bulunan diğer nörolojik hastalıklardan ayırmak için tanı açısından faydalı FLC indeksleri oluşturdular. Yöntemin özgüllüğü ve duyarlılığı oligoklonalite testine kıyasla yüksekti.

Pediyatrik MS’i Daha Kolay Tanımak Mümkün Mü?
 

Araştırmacılar yaptıkları yeni çalışmada, pediatrik MS'in yeni güvenilir biyolojik belirteçlerini ortaya çıkarmak amacıyla, FLC analizi için yeni metodolojik yaklaşımlarını uyguladılar ve çocuklarda MS tanısında bu tekniğin faydasını gösterdiler. Çalışmaya 21 MS tanılı ve 35 MS dışı demiyelinizan veya enflamatuvar nörolojik bozukluk tanılı hastaları dahil ettiler. MS tanısı klinik ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) bulgularına dayanıyordu. Hastaların BOS'larında ve serumlarında FLC'yi incelemek için Western blot analizi uyguladılar. FLC monomer ve dimer seviyeleri ve κ / λ oranları için FLC endekslerini hesapladılar. Örnekleri aynı zamanda oligoklonalite testi ile analiz ettiler.

Çalışma, 10 MS hastasının ("k-tipi MS") BOS'unda anormal derecede κ-FLC monomerlerinin ve dimerlerinin düzeylerinin yükseldiğini ortaya koydu. İki MS vakasında ("λ-tipi MS") λ dimerlerinin miktarları artarken, üç MS vakasında κ ve λ FLC'nin yüksek seviyeleri ("karışık tip MS") mevcuttu. MR ve klinik değerlendirme, "karışık" ve "λ-tipi" vakalar için daha agresif bir hastalık formu gösterdi. Araştırmacılar yöntemin, MS ve MS olmayan hastalar arasındaki ayrım için daha yüksek duyarlılık (% 90,5) ve özgüllük (% 91,4) ile oligoklonalite testine (sırasıyla % 81 ve % 65,7) kıyasla üstün olduğunu belirttiler. Yöntemlerinin pediatrik MS'in tanı ve prognozuna katkıda bulunabileceğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Ganelin-Cohen et al. Search for new biomarkers of pediatric multiple sclerosis: application of immunoglobulin free light chain analysis,  Clin Chem Lab Med 2018.

Progresif MS`de Engellilik ve T2 Lezyon Değişiklikleri İlişkisi

01 Mart 2018

MS'li hastalarda beyin MRG'lerinde spesifik değişiklikler görülür ve MR, hastalığın etkinliğini izlemede ve MS'in tanısı için klinik bağıntı çok güçlü olmasa da değerli bir araçtır MS'te hastalık kötüleşmesi hastalık lezyon hacminin artması, beyin hacminin azalması ve normal görünen beyaz cevherdeki (NAWM) değişikliklerle ilişkilidir. Progresif MS'de, kontrast arttırıcı lezyonlar relapsing-remitting MS'den (RRMS) daha az görülürken, yaygın NAWM ve gri cevher anormallikleri daha belirgindir. Bu nedenle, progresif MS'de MR ve hastalık kötüleşmesi arasındaki korelasyon daha da karmaşıktır.

Manyetizasyon transfer görüntüleme ve difüzyon tansör görüntüleme (DTI) gibi konvansiyonel olmayan MRG, yaygın mikroyapısal doku anormalliklerine duyarlıdır ve bu nedenle MS'in izlenmesinde umut verici bir araçtır. Manyetizasyon transfer oranı (MTR), dokuya bağlı protonlar arasındaki enerji transferini nicelleştirir ve serbest su protonlarını, fazladan bir frekans dışı manyetik darbeyle dokuyu stimüle ederek etkiler. MTR miyelin içeriğindeki değişikliklere duyarlıdır ve ayrıca aksonal kayıpla ilişkili bulunmuştur. DTI, mikroyapısal ortamdaki su moleküllerinin saçılmasından genel engel ve kısıtlamalarla belirlenen anizotropi derecesini tanımlayan indeksler sağlar. Ortalama difüzivite (MD), su moleküllerinin genel hareketliliğinin bir ölçüsüdür ve fraksiyonel anizotropi (FA), bir vokseldeki mikroyapısal uyum derecesinin bir ölçümüdür. MD ve FA'daki değişiklikler, MS'de demiyelinizasyon ve aksonal kayıp ile korelasyon gösterir.

Lezyon Hacmi ve Engellilik İlişkisi

Danimarka’dan araştırmacılar, progresif MS'de hem klinik hem de konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan MR görüntüleri ile klinik engellilik ilişkisini araştıran bir çalışma yaptılar.

Araştırmacılar yaptıkları kesitsel çalışmaya, üç faz 2 klinik çalışmaya katılan 93 primer ve sekonder progresif MS hastasından elde edilen veriler dahil ettiler. 3T MRG başlangıç taramasından, toplam T2 lezyon hacmini hesapladılar ve T2 lezyonlarında, NAWM ve kortikal gri cevherde, manyetizasyon aktarım oranı (MTR) ve difüzyon tensör görüntüleme endeksleri fraksiyonel anizotropi (FA) ve ortalama diffüsitesini (MD) analiz ettiler. Klinik engelliliğin değerlendirilmesi için, genişletilmiş sakatlık durum ölçeğini (EDSS) ve multipl skleroz fonksiyonel kompoziti (MSFC) kullandılar.

Araştırmacılar, T2 lezyon hacminin, tüm klinik ölçütlerde bozulma ile ilişkili olduğunu gördüler. T2 lezyonlarında MD ve MTR, engellilik ile anlamlı derecede ilişkiliydi ve NAWM'de daha düşük FA değerleri, daha kötü el fonksiyonu ile korelasyon gösteriyordu. Çok değişkenli analizlerde artan klinik engellilik artmış T2 lezyon hacimleri ve T2 lezyonlarında MTR ile bağımsız olarak ilişkilendirildi.

Araştırmacılar, progresif MS'de klinik engelliliğin lezyon hacmi ve mikroyapı ile ilişkili olduğunu gösterdiklerini belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Ammitzbøll et al. Disability in progressive MS is associated with T2 lesion changes, Multiple Sclerosis and Related Disorders 20 (2018) 73–77.

MS’te Derin Gri Cevher Hacmi Kaybı Özürlülüğü Kötüleştiriyor

21 Şubat 2018

Multipl sklerozun (MS) klinik seyri heterojendir. Bazı hastalarda, başlangıçtan itibaren (primer-ilerleyici [PPMS]) veya bir nüksten sonra (ikincil ilerleyici [SPMS]) ilerleyici özürlülük gelişirken, bazı hastalar iyileşme dönemleri ile birlikte relapslar (relapsing-remitting [RRMS])  yaşarlar.  RRMS hastaları başlangıç vakalarının yaklaşık % 90'ını oluşturur ve çoğunluğu daha sonra SPMS'ye ilerlemektedir. Özürlülüğe neden olan patojenik mekanizmalar aydınlatılmaya başlanmıştır. Nörodejenerasyon, zaman içinde özürlülük artışının belirlenmesinde önemli bir rol oyar. Nörodejenerasyon, MRG ile ölçülebilen azalmış beyin hacmiyle (veya beyin atrofisi) in vivo olarak yansıtılır. Zamanla beyin hacmi MS hastalarında yaşa uygun sağlıklı kontrollerle (HC) karşılaştırıldığında daha hızlı düşmektedir. MS fenotiplerinde, SPMS % 0,6 olarak tahmin edilen en hızlı yıllık beyin atrofisi oranını gösterir (yaşa uygun HC'lerde yaklaşık % 0,2). MS'teki tedavilere yanıtın izlenmesinde beyin atrofisinin rolü giderek gelişmektedir. SPMS'deki Faz II klinik araştırmalarda, tüm beyin atrofisi son zamanlarda birincil sonuç ölçütü olarak kullanılmaktadır. Tüm beyin atrofisi, esas olarak GM'deki nöroaksonal kaybın neden olduğu GM hacmi kaybı, uzun süreli sakatlık ile ilişkilidir ve bedensel sakatlığı beyaz cevher ve tüm beyin atrofisine göre daha iyi açıklar. Gri cevher (GM) atrofisi tüm MS fenotiplerinde görülür. Singulat korteks ve talamus gibi bazı GM bölgeleri, hacim kaybından diğerlerinden daha yoğun şekilde etkilenir ve hacim kaybının kapsamı, özürlülük ve kognitif bozukluk ile korelasyon gösterir.

Yapılan yeni bir çalışmada, MS'de daha hızlı özürlülük birikimi ile ilişkili bir spatiotemporal GM atrofi paterni olup olmadığı araştırıldı.

Çalışmada,  Avrupa’da 7 merkezinden ortalama 2,41 yıl takip ile 253’ü klinik izole sendrom [CIS], 708’i RRMS, 128’i SPMS, 125’i PPMS tanılı 1.214 MS hastası ve ortalama 1,83 yıl takip ile 203 sağlıklı kontrolden toplam 3,604 beyin yüksek çözünürlüklü T1 ağırlıklı MRG taraması analiz edildi. Özürlülük, Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) ile değerlendirildi. Derin GM (DGM), temporal, frontal, parietal, oksipital ve serebellar GM, beyin sapı ve serebral beyaz cevher hacimleri değerlendirildi. Hiyerarşik karma modeller ile, bölgesel doku kaybının yıllık yüzdesel oranını değerlendirildi ve EDSS'ye kadar geçen süre ile ilişkili bölgesel hacimler tanımlandı.

SPMS ve RRMS’te Daha Hızlı Atrofi

Başlangıçta, kortikal GM ve DGM'nin en düşük hacimleri SPMS’deydi.  Başlangıç DGM hacmindeki her standart sapma düşüşü için, başlangıçtaki bölgesel hacimlerin sadece DGM'ye göre EDSS'ye geçiş süresinin (risk oranı = 0.73) olacağı öngörülüyordu; izlem sırasında EDSS kötüleşmesi için daha kısa bir süre gösterme riski % 27 oranında arttı. Uzunlamasına ölçümlerin tümünde, DGM, SPMS'de (%-1,45), PPMS'de (%-1,66) ve RRMS'de (%-1,84), CIS'den (%-0,88) ve HC’den (% 0,94) daha hızlı olan, en hızlı yıllık atrofi oranını gösterdi. SPMS'de temporal GM atrofisi oranı (%- 1,21), RRMS (%-0,76), CIS (%-0,75) ve HC'lere (%-0,51) göre anlamlı derecede daha hızlıydı. Benzer şekilde SPMS'deki parietal GM atrofisi oranı (% -1,24), CIS (% -0,63) ve HC'lerden (% -0,23) daha hızlıydı. Sadece hastalarda, DGM'deki atrofi oranı özürlülük birikimi ile anlamlı derecede ilişkiliydi.

Araştırmacılar, DGM hacim kaybının MS'de özürlülük birikimine neden olduğunu ve temporal kortikal GM'nin, SPMS'de RRMS'den daha hızlı atrofi gösterdiğini belirttiler. Tedavi etkisini değerlendirirken, fenotipler arasındaki bölgesel GM atrofisi gelişimindeki farkın göz önüne alınması gerektiğini vurguladılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Eshaghi et al. Deep grey matter volume loss drives disability worsening in multiple sclerosis, Annals of Neurology 2018.

ABD’de Demografik Verilere Göre MS Mortalitesi

18 Şubat 2018

Multipl skleroz (MS) yüksek morbiditeye sahip bir hastalıktır ve sağ kalımı kısaltır. ABD azınlık popülasyonlarının, ırk / etnisite ile MS'e özgü mortalite eğilimleri tam anlamıyla incelenmemiştir.

Bir grup araştırmacı yaptıkları yeni bir çalışmada, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki MS mortalite oranlarını ve eğilimlerini cinsiyet, yaş ve ırk / etnik köken bazında incelediler.

Araştırmacılar, Hastalık Kontrolü ve Korunma Merkezi tarafından geliştirilen Epidemiyolojik Araştırmalar için geniş çaplı çevrimiçi veri sisteminden 1999-2015 yılları için “Sıkıştırılmış Ölüm Verisi” dosyasını, zaman içinde ırk / etnisite ve cinsiyete göre değişen,  yaşa göre düzeltilmiş (ABD 2000 standart popülasyonu) ve yaşa özgü MS ölüm hızını (100.000 başına ) hesaplamak için kullandılar. Analize, hispanik olmayan (Non-Hispanic - NH) beyaz, NH siyah, NH Asyalı veya Pasifik Adalı (API), NH Amerikan Hintli veya Alaska yerlisi ve hispanik olmak üzere beş karşılıklı eşsiz ırksal/etnik grubu dahil ettiler.

Beyazlarda ve Kadınlarda Artmış Ölüm Riski

Yaşa göre ayarlanmış yıllık ortalama MS mortalite oranı, NH beyazlar arasında (erkekler için 0,90, kadınlarda 1,50) en yüksekti, bunu NH siyahlar (erkeklerde 0,75, kadınlarda 1,42) takip ediyordu ve en düşük ise API'lardaydı (erkekler için 0,05, kadınlarda 0,12). 1999-2015 yılları arasında NH beyazlar ve NH siyahlar arasında, cinsiyete bakılmaksızın, daha belirgin olarak yaşa göre düzeltilmiş MS mortalitesinde istatistiksel olarak anlamlı artan bir eğilim gözlendi. Yaşa özgü MS mortalite paternleri, NH siyahların 55 yaşın altında en yüksek orana sahip olduğunu ve NH beyazların bu yaştan sonra en yüksek orana sahip olduğunu gösterdi. Bu iki grup için, MS mortalitesi her iki cinsiyette yaşla birlikte artıyordu ve risk düzeyi hispanikler ve API grupları için 55 yaşından sonra yüksekken, NH siyahlar için 55-64 yaş ve NH beyazlar için 65-74 yaş grubunda zirve yapıyordu.

Araştırmacılar, MS'e özgü mortalite eğilimlerinin, ırk / etnisite ve yaşa göre belirgin farklılıklar gösterdiğini belirttiler. Beyazlarda ve kadınlarda MS nedeniyle ölüm riskinin arttığının gözlenmesinin, bu grupların MS’den daha fazla etkilendiği anlayışıyla uyumlu olduğunu aktardılar. Siyahların, daha erken yaşta ve beyazlardan daha önemli ölçüde artmış mortalite eğilimlerinin, MS yükünün ırklarda eşit olmayan bir ağırlığa sahip olduğunu gösterdiğini söylediler.

Literatür talep et

Referanslar :

Amezcua et al. Multiple Sclerosis Mortality by Race/ Ethnicity, Age, Sex, and Time Period in the United States, 1999–2015,Neuroepidemiology 2018;50:35–40.

Yüksek Çözünürlüklü Retina Taraması ile MS ve NMOSD Optik Nöriti Ayırt Edilebilir

06 Şubat 2018

Nöromyelitis optik spektrum bozukluğu (NMOSD) ve relapsing remitting multipl skleroz (MS) merkezi sinir sisteminin otoimmün, enflamatuar hastalıklarıdır ve örtüşen klinik fenotiplerdir. Her ikisi de omurga ve optik sinirlerde demiyelinizasyon oluşturabilir. Akuaporin 4'e karşı serum IgG antikorlarının keşfi (NMO-IgG), NMOSD kliniği olan hastaların MS’lilerden ayırt edilmesinde çok yararlı olmuştur. NMO-IgG, NMOSD için klinik ve radyolojik kriterleri karşılayan hastaların % 60-90'ında saptanmıştır. NMO tanısını koymak için klinik ve MR kriterleri, ilave olarak NMO-IgG varlığı veya yokluğuna dayalı olarak tekrar gözden geçirilmiştir. Buna rağmen, NMOSD veya MS olarak açıkça tanı konulamayan klinik ataklarla sıklıkla karşılaşılır. NMO veya MS önermek için, başka klinik veya laboratuvar bulgu bulunmayan izole optik nörit (ON) vakaları sıktır. Bu nedenle, bu iki tanının farklı prognozlara ve tedavilere sahip olduğunu dikkate alarak, NMOSD'nin ON’sinin (NMOSD-ON) MS'in ON'sinden (MS-ON) ayırt etmesine yardımcı olabilecek diğer görüntüleme veya serum biyolojik belirteçlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç, son derece spesifik MRI özellikleriyle tanımlanabilen fakat tanısal kriterleri daha katı olan NMO-IgG seronegatif NMOSD-ON (NMOSD-ON (-)) hastalar için özellikle kuvvetlidir.

Optik Koherens Tomografi ile Ayırıcı Tanı

Amerika’dan araştırmacılar bu ihtiyaca bir yanıt bulmak amacıyla yaptıkları kesitsel çalışmada, peripapiller retina sinir lifi katmanı (pRNFL) ve intra-makülar katman (mRNFL) hasar paternlerini analiz ederek, NMOSD-ON ve MS-ON arasında bir ön kontrast oluşturmak için spektral alan optik koherens tomografi (SD-OCT) verileri kullandılar. 26 NMOSD-ON, 25 MS-ON hastası ve 26 yaş uyumlu sağlıklı kontrolün (HC) gözlerinde pRNFL ve mRNFL verilerini incelediler. Ek olarak, alt karşılaştırmalarda, akuaporin 4'e (NMOSD-ON (-)) karşı IgG antikorları için seronegatif olan 11 NMOSD-ON hastasının gözünü ve seropozitif (NMOSD-ON (+)) olan 16 NMOSD-ON hastasının gözünü yaşla uyumlu MS –ON hastalarının gözleri ile karşılaştırdılar. Katman kalınlıklarını otomatik bir algoritma kullanarak değerlendirdiler ve daha sonra, gözler arası korelasyonları hesaba katmak için genelleştirilmiş tahmin eşitliğini kullanarak istatistiksel olarak karşılaştırdılar.

Araştırmacılar, MS-ON ile karşılaştırıldığında NMOSD-ON'da pRNFL, mRNFL ve gangliyon hücre tabakasında (GCL) seçici incelme buldular. pRNFL nazal sektöründe ki incelme, MS-ON'a kıyasla hem NMOSD-ON (-)hem de NMOSD-ON (+)’te devam etti. mRNFL temporal sektördeki incelme, MS-ON'a kıyasla NMOSDON (+) 'de devam etti. NMOSD-ON'da pRNFL, mRNFL, GCL ve iç pleksiform katmanda(IPL) HC'ye kıyasla yaygın incelme mevcuttu ve HC ile karşılaştırıldığında MS-ON'de GCL ve IPL'de yaygın inceltme bulunmasına karşın, pRNFL ve mRNFL'de seçici inceltme saptandı.

Araştırmacılar, pRNFL'nin nazal bölgesinin, antikor durumuna bakılmaksızın NMOSD-ON ve MS-ON arasında ayrım yapabileceğini belirttiler. NMOSD-ON’nin, MS-ON'ye kıyasla daha derin nazal aksonal ve inferior arkuat nöronal dejenerasyona neden olabileceğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Marcel Bertsch-Gout, Richard Loeb, Ashley K. Finch, Adil Javed, Jacqueline Bernard. High resolution retinal scanning reveals regional structural differences between MS and NMOSD optic neuritis regardless of antibody status, Journal of the Neurological Sciences 384 (2018) 61–66.

Multiple Skleroz Hastalarında El Yazısı Hareketlerinin Kinematiği

29 Ocak 2018

Multipl skleroz (MS)hastalarının ortak klinik özelliklerinden birisi, el becerisinin bozulması ve dolayısıyla parmak hareketlerinin ince kontrolü ile ilgili eylemlerdeki sorunlardan kaynaklanan el işlevinin bozulmasıdır. Nesnelerin manipülasyonu ve parmakla vurma hareketleri, MS hastalarının hassasiyet, kas gücü ve koordinasyon eksikliklerinin bir sonucu olarak motor bozukluklar gösterdiği iki örnektir. Ayrıca, MS'de el yazısı bozukluklarına sıklıkla rastlanmaktadır. El yazısı, karmaşık sensorimotor, algısal ve bilişsel becerileri gerektiren önemli bir etkinliktir. Parkinson hastalığı ve MS gibi nörolojik hastalıklarda sıklıkla olduğu gibi, bu yeteneklerden birisi azalırsa, el yazısı bozulabilir ve hayal kırıklığı yaratabilir ve kendisini yeni kaligrafide tanımayabilir.

Yapılan bir dizi araştırmada, Parkinson hastalığında el yazısı becerileri araştırılmış ve muhtemelen kuvvet kontrolünde bozulmaya bağlı mikrografi ve bradikinezi ile sonuçlanan belirli bir boyut ve hızın korunmasında belirgin bozulmalar gösterilmiştir. MS hastalarındaki el yazısının davranışsal değerlendirmesiyle uğraşan bilimsel literatür, az sayıdaki çalışmayla sınırlıdır.

El Yazısındaki Değişim

İtalya’dan araştırmacılar, MS hastalarının el yazısı hareketi özelliklerini sağlıklı erişkinlere kıyasla karakterize etmek ve el yazısı hareketlerinin kinematik parametreleri ile bilişsel ve motor alan sonuçları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar, dijital bir tablete cümle yazmaları istenen 19 MS hastası ve 22 yaş-uyumlu sağlıklı kontrolün el yazısı özelliklerini belirlemek için yeni bir el yazısı değerlendirme yöntemi uyguladılar. El yazısı performansını değerlendirmek için cümlenin ve vuruşların kinematik parametreleri kullanıldı.

Araştırmacılar sonuçlara baktıklarında, MS hastalarının, sağlıklı kontrollere göre değişen bir el yazısı kinematiği gösterdiğini gördüler.  MS hastaları, daha yüksek hareket süresi, parçalanmış hız profili ve daha yüksek aksaklık gösteriyordu. Dahası, MS hastalarının motor yetenekleri ve bilişsel durumu, MS'in farklı alanları etkileyen çok faktörlü bir hastalık olduğuna dair kanıtlara uygun olarak, el yazısı parametreleriyle ilişkiliydi.

Araştırmacılar,  elde ettikleri sonuçların, tasarlanan metodolojinin el yazısı bozukluklarını ve MS hastalarındaki el yazısı tedavilerinin etkililiğini nicel olarak değerlendirmek için değerli bir araç olabileceğini düşündürdüğünü belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Bisio et al. The kinematics of handwriting movements as expression of cognitive and sensorimotor impairments in people with multiple sclerosis,  Scientific Reports (2017) 7:17730.

Akıllı Cihazlar İle Multipl Sklerozda Özürlülük Değerlendirmesi

18 Ocak 2018

Hastaların yürüme yeteneği, multipl skleroz (MS) klinik uygulamasında yaygın olarak kullanılan özürlülük ölçeği olan Kurtzke’nin genişletilmiş sakatlık durum ölçeği skorunun (EDSS) değerlendirilmesi için kritik önem taşır. MS hastalarında yürüme aktivitesi için şu andaki yaygın uygulama ölçümü, tipik olarak, doğrulukta hasta içinde ve hastalar arası önemli değişkenlikler gösteren, hasta tarafından bildirilen yürüme yeteneğini içerir. Aslında yürüme yeteneği, ekolojik faktörler ve kişinin duygusal ve ruh hali özelliklerinden etkilenebilir. Adım zaman değişkenliği gibi diğer klinik parametrelerin klinik uygulamada uygun olduğu öne sürülmüştür. Bu nedenle, periyodik ziyaretler sırasında nöroloji tedavisinin bir kerelik değerlendirmesi, hastalığın gerçek şiddetini temsil etmeyebilir. Son on yılda, bu kısıtlamaların üstesinden gelebilecek akıllı telefonlardaki veya giyilebilir cihazlardaki sensörler aracılığıyla farklı sağlık parametrelerini izleme uygulamaları kullanılmaya başlanmıştır.

İtalya San Raffaele Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden araştırmacılar, hastaların ve nörologların maksimum yürüme yeteneği tahminleri ile günlük yaşamlarında bir GPS akıllı gözetim aracılığıyla ölçülen ortalama yürüme yeteneği arasındaki uyumu ve mevcut yöntemlerin sınırlamalarını değerlendirmek amacıyla bir çalışma yaptılar.

Depresyon Sonuçları Etkiliyor

Çalışmaya, ortalama yürüme yeteneği 500 m olan (IQR 400-800), ortalama yaşları 47,6 ve %50,7’si kadın 73 hasta dahil edildi. Hastaların tahminleri ile GPS ölçümleri arasındaki uyuşma orta dereceydi ve hastalığın seyri, hastanın ruhsal durumu ve uzun mesafelerin hatalı tahmin edilmesinden etkileniyordu. Nörolog ölçümleri ve GPS ölçümleri arasında daha iyi bir güvenilirlik bulundu, ancak değişkenlik daha uzun mesafelerde arttı ve hastaların depresif semptomları, yorgunluğu ve hastalığın seyrinden etkilendi.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların, hastaların ve nörologların maksimum yürüme yeteneği tahminleri ile hastaların günlük yaşamında bir GPS akıllı gözetim aracılığıyla ölçülen maksimum yürüme yeteneği arasında kötü bir uyum olduğunu gösterdiğini belirttiler. Hasta ve nörologların EDSS tahminlerinin birçok faktörden etkilediğini aktardılar. Uzaktan ölçüm teknolojilerinin kullanılmasının, bir hastanın hayatında MS'in etkisini daha iyi anlayabilmemize olanak sağlayacağının altını çizdiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Gloria Dalla-Costa, Marta Radaelli, Simona Maida, Francesca Sangalli, Bruno Colombo, Lucia Moiola, Giancarlo Comi, Vittorio Martinelli. Smart watch, smarter EDSS: Improving disability assessment in multiple sclerosis clinical practice, Journal of the Neurological Sciences 383 (2017) 166–168.

Multipl Sklerozda Metabolik Defektler

12 Ocak 2018

Multipl sklerozda (MS) beyin hasarları miyelin kılıfı, oligodendrositler (OL), aksonlar ve nöronlarda immünopatolojik, yapısal ve metabolik kusurlar içerir, bu nedenle farklı hücresel mekanizmaların sonuç olarak MS plakları, demiyelinizasyon, enflamasyon ve beyin hasarına yol açtığını düşündürmektedir. Biyoenerjikler, oksijen ve iyon metabolizması, MS'in patogenezinde mitokondriyanın tutulumuna işaret eden doğrudan veya dolaylı olarak mitokondriyal bütünlüğü ve adenosin trifosfat (ATP) bulunabilirliğini gösteren nöronal canlılığı ve impuse iletimini sağlayan metabolik ve biyokimyasal yolaklarda önemli yer tutar. Miyelin bazik protein (MBP), proteolipit protein (PLP), miyelin ilişkili glikoprotein (MAG), miyelin oligodendrosit glikoproetin (MOG), 2, 3,- siklik nükleotid fosfodiestaraz (CNPaz) dahil miyelin proteinlerinin kaybı, mikroglia ve mikrofaj aktivasyonu, oligodendrosit apoptozu ve indüklenebilir nitrik oksit sentaz (i-NOS) ekspresyonu ve Balo tipi alt grubu ve relapsing remitting MS (RRMS) lezyonlarında miyeloperoksidaz aktiviteleri MS’de oksidatif stres ve  metabolik defekt  tutulumunu gösterir.

Mitokondrial Hasardaki Metabolik Etki

MS için kalıcı hastalık modifiye eden tedavi veya kür bulmak için yoğun araştırma devam ederken, mitokondriyal hedefler ve antioksidan korunma önemlidir. MS'deki metabolik bozukluklar, mitokondriyal ATP ve oksijen metabolizmalarından ayrılmaz bir şekilde çıkarılabilir, bu da mitokondriyal sağlığın korunması ve yaşayabilirliğin, ilerlemenin önlenmesinde, yavaşlatılmasında, etkisinin azaltılmasında ve / veya MS'in nihai tedavisinin bulunmasında önemli bir stratejidir.

Açıkçası, MS'teki moleküler, biyokimyasal ve metabolik kusurları anlamak ve çözmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ayrıca, insan MS'ini andıran nöronların ana yollarını ve nörotoksik faktörlerini tanımlamak ve anlamak için hayvan modellerinin kullanımı teşvik edilmelidir.

Literatür talep et

Referanslar :

Reginald C. Adiele, Chiedukam A. Adiele. Metabolic defects in multiple sclerosis, Mitochondrion (2017).

Multipl Skleroz Riski ve Progresyonunda Bağırsak Mikrobiyomunun Rolü

08 Ocak 2018

Multipl skleroz (MS) merkezi sinir sisteminin beyine ve omurilikte karakteristik lezyonlara neden olan demiyelinizasyon ve aksonal kayıp ile karakterize otoimmün bir hastalıktır. MS'in önceden varolan miyelin otoreaktif T hücrelerinin tolerans kaybından kaynaklandığı düşünülse de tetikleyici faktör henüz tanımlanmamıştır. T hücrelerini MS patojenezine dahil etmek için daha fazla kanıt mevcut olmakla birlikte, B hücrelerinin ve doğuştan gelen bağışıklık sisteminin rolü yakın zamanda araştırılmıştır. Çoğu deneysel model, efektör T hücrelerinin veya regülatör T hücrelerinin eksik bir bölümünün rolüne işaret eder ve ilk etkili MS tedavileri, aktive T hücrelerinin beynin ekstravazasyonunu hedef alır veya aktifleştirilmiş T hücrelerinin çıkışı lenfoid oluşturur organlar. Bununla birlikte, başarılı yeni MS tedavileri, CD20 yüzey belirteçlerini eksprese eden hücrelerin tamamen tükenmesinin hastalık aktivitesinin neredeyse tamamen durmasına neden olduğu için, B lenfositlerinin biraz beklenmedik ve öne çıkan bir rolüne işaret etmektedir.

Bugüne kadar, genomda> 200 bağımsız lokus MS riski ile ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte, bunlar sadece toplam fenotipik çeşitliliğin bir bölümünü açıklar ve ek genetik faktörlerin ve muhtemelen çevresel faktörlerin varlığını düşündürür. Yeni DNA sekanslama teknolojileri, insanlarda ve çevrelerinde yaşayanlar da dahil olmak üzere her türlü mikroorganizmanın genetik sekanslanmasına imkan sağlamıştır. Bağırsakta yaşayan bakteri popülasyonlarının incelenmesi, bağışıklık yanıtlarının şekillendirilmesinde kilit rolü nedeniyle otoimmün hastalıklarda özellikle ilgi çekicidir.

MS’te Mikrobiyota Çalışmaları Artık Daha Mümkün

Bağırsak mikrobiyotasının MS tetiklemede ve / veya sürdürülmesindeki rolü anlaşılmaya başlanmıştır. Bağırsak bakterileri ile bağışıklık sistemindeki hücreler arasındaki etkileşimler) yakın gelecekte daha ayrıntılı olarak karakterize edilecektir. Bununla birlikte, mikrobiyomu MS'te bağışıklık araştırmalarının ön planına koyan erken çalışmaların önemli kanıtları zaten ortaya çıkmaktadır. Bu öncü çalışmalar, çalışma katılım stratejilerini, analitik verileri ve örnek toplama yöntemlerini araştırmış ve hatta hastalıkla ilişkili çeşitli potansiyel organizmaları tanımlamıştır. En önemlisi anahtar patojen mikroorganizmaların doğrulanması, fonksiyonel karakterizasyonu sağlayacak ve bağırsak mikrobiyotasını akılcı ve kanıta dayalı bir şekilde modüle eden girişimsel stratejilerle hazırlanacak yeni nesil çalışmalara yol açacaktır.

Literatür talep et

Referanslar :

Anne-Katrin Pröbstel & Sergio E. Baranzini. The Role of the Gut Microbiome in Multiple Sclerosis Risk and Progression: Towards Characterization of the “MS Microbiome”, Neurotherapeutics 2017.

Mii-vitaliSe: Multiple Skleroz Hastaları İçin Bir Oyun Konsolu

03 Ocak 2018

Multiple skleroz için fiziksel aktivitenin birçok fayda sağladığı yaygın olarak bilinmektedir. Fiziksel zindelik, hareketliliğin, kas gücünün iyileşmesinin yanı sıra, yaşam kalitesinin ve ruh halinin iyileşmesi gibi muhtemel ikincil faydalar sağlar. Yakın zamanda yapılan araştırmalar, egzersizin, MS hastalarında, nüks veya advers olay riski yüksek olan kişiler için güvenli olduğunu önermektedir. Bununla birlikte, MS'li insanlar tipik olarak genel popülasyondan fiziksel olarak daha az aktiftir. Fiziksel olarak aktif olmak zorlu olabilir ve MS'li insanlar ek engeller ile karşı karşıya kalabilirler. Bunlar, ağrı, yorgunluk, hareketlilik ve denge sınırlamaları, aşırı ısınma gibi fiziksel, korku, utanç veya güven eksikliği gibi psikolojik ve ulaşım, maliyet, uygun tesis/eğitimli personel eksikliği gibi çevresel engellerdir.

Wii, evde egzersiz yapmak için nispeten ucuz, kullanışlı ve eğlenceli bir yol sunarak potansiyel olarak bu engellerin üstesinden gelmektedir. MS için son zamanlarda gerçekleştirilen fiziksel aktivite kılavuzları, haftada iki kez 30 dakikalık ılımlı aerobik aktivite ve haftada iki kez 10-15 kuvvet egzersizi yinelemelerine yönelik çalışmalar önermektedir.  Wii uygulamaları farklıdır ve bulgular umut vericidir fakat MS'deki kanıt tabanı, çoğu küçük çalışmalar, ön ve sınırlı takip ile sınırlıdır.

Wii Oynayarak MS Rehabilitasyonu

İngiltere’den araştırmacılar, MS'li kişilerin fiziksel aktivite düzeylerini arttırması amacıyla, ticari yazılımları kullanan ve fizyoterapist destekli Wii müdahale paketi ('Mii-vitaliSe') geliştirdiler. Araştırmacılar, evde fizyoterapist destekli bir Nintendo Wii müdahalesi olan Mii-vitaliSe'nin etkinliğini ve maliyet etkinliğini kesin bir şekilde test etmenin fizibilitesini test etmeyi amaçladılar. Mii-vitaliSe, fizyoterapist desteği ve kişiye özel kaynaklarla birlikte hastanede izlenen iki denetlenmiş Nintendo Wii egzersiz oturumunu ve ardından evde kullanımını (Wii Sports, Sports Resort ve Fit Plus yazılımı) kapsıyordu. Çalışmanın tasarımı, evde yapılan etkinlikler, kişiselleştirilmiş destekli davranış değişikliği teknikleri, karışık yöntemler kullanarak ve uzun dönem takip düşüncesi dahil edilerek, literatürde vurgulanan bazı sınırlamaları ortadan kaldırıyordu. Çalışmaya, klinik olarak doğrulanmış MS’li, ayakta tedavi alan, nispeten aktif olmayan 30 kişi dahil edildi. Katılımcıları, hemen (12 ay boyunca) veya 6 ay bekletildikten sonra (6 ay süreyle) Mii-vitaliSe almak üzere randomize edildi.  Çalışmaya, başlangıçta, 6 ve 12. aylarda, hastaların kendi raporladıkları fiziksel aktivite seviyeleri, yaşam kalitesi, ruh hali, öz-yeterlik, yorulma ve denge, yürüme, hareket kabiliyeti ve el becerisi verileri dahil edildi.

Katılımcıların yaş ortalaması 49,3’tü,% 90’ı kadındı,% 47'sine MS <6 yıl önce tanı konmuştu ve % 60'ı önceden oyun oynama tecrübesi yoktu. Çalışmaya dahil olma oranı % 31’di. Sonuç verileri 6 ayda 29 (% 97), 12 ayda 28'inde (% 93) mevcuttu. Çalışma sırasında herhangi bir ciddi advers olay bildirilmedi. Niteliksel veriler, Mii-vitaliSe'nin iyi kabul edildiğini gösterdi. Her iki grupta da ilk 6 aylık müdahale periyodunda ortalama Wii kullanımı haftada iki kez 27 dk /gündü. Araştırmacılar, bu çalışmanın MS hastalarında bu tür sistemlerin kullanılabileceğini ve gelecekte bu alanda daha fazla çalışmanın yapılabileceğini ortaya koyduğunu belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Thomas S, Fazakarley L, Thomas PW, et al. Mii-vitaliSe: a pilot randomised controlled trial of a home gaming system (Nintendo Wii) to increase activity levels, vitality and well-being in people with multiple sclerosis. BMJ Open 2017;7:e016966. 

Erken Multipl Sklerozda Fiziksel Defisite Neden Olmayan Yeni Beyin Lezyonları Kognisyonu Etkileyebilir

15 Aralık 2017

Multipl skleroz (MS), gençlerde fiziksel ve bilişsel defisitlerden sorumlu ilk travmatik olmayan nedendir. Beyin T2 lezyonlarının geri döndürülemez özürlülüğe katkısı genellikle T2 lezyonların yükü ile özürlülük arasındaki korelasyonların zayıflığını göz önünde bulundurarak ılımlı olarak yorumlanmıştır. Bununla birlikte, özürlülük genellikle fiziksel defisitlere duyarlı olan Genişletilmiş Özürlülük Durumu Ölçeği (EDSS) ile ölçülmüştür. Beyindeki lezyon birikimi bilişsel defisit ile daha fazla ilişkili olabilir. Bilişsel defisitlerin MS'te yaygın olduğu ve hastaların % 40 ila 70'ini etkilediği ortaya konmuştur. Bilişsel bozulma, hastalığın başlıca hafızayı, bilgi işleme hızını ve yönetici işlevleri etkileyen ilk klinik olaydan kaynaklanmaktadır. Hastalığın ilk aşamasında kognitif bozukluğun gelişimi ve lezyonların birikimi ile ilişkisi hakkında, özellikle hastalığın erken evresinde yapılan uzunlamasına çalışmaların azlığı nedeniyle, çok az şey bilinmektedir. MS'in ilk klinik olayından sonra kognitif bozukluğun kısa dönem gelişimini değerlendiren az çalışma vardır.

Amerika’dan araştırmacılar, bilişsel bozukluğun, Relapsing Remitting MS'in (RRMS) ilk on yılı boyunca arttığını ve beyin T2 lezyonlarının birikiminden oldukça etkilendiğini göstermeyi amaçladıkları bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar bu hipotezi test etmek için, ilk klinik olaydan sonra kaydedilen hastalarda uzunlamasına bir çalışma yaptılar.

T2 Lezyonları Kognisyonu Etkiliyor

Araştırmacılar, ilk klinik ataktan sonra çalışmaya dahil edilen 26 hastada, EDSS ve bellek, bilgi işlem ve yürütme işlevlerinin dikkatini / hızını araştıran kapsamlı nöropsikolojik paneli (22 ölçek) (extensive neuropsychological battery) başlangıçta, 1. yıl ve 10. yılda değerlendirdiler. “Test-retest” etkisi  taraflılığını sınırlandırmak için, analizde yalnızca Yıl 1 ve Yıl 10'da sağlanan ölçümler rapor edildi. Hastaların Ham Raw skorlarını, mevcutsa yayınlanmış normatif verileri kullanarak veya eşleşen kontrol grubunun skorlarını kullanarak z skorlarına dönüştürdüler. T2 lezyonlarının birikimi, bilişsel düşüş ve EDSS progresyonu arasındaki potansiyel ilişkileri değerlendirmek için lezyon olasılığı haritalaması kullandılar.

Araştırmacılar, Yıl 1'de, hastaların % 27'sinin dikkat/bilgi işleme hızı defisitleri,% 11,5'inin yürütücü işlev bozukluğu ve % 11,5'inin hafıza zayıflığı gösterdiğini gördüler. Takip sırasında, yürütücü işlev bozukluğunun sıklığı ve şiddeti artarken diğer bilişsel alanlar için önemli bir değişiklik gösterilemedi. Ortalama EDSS, 1. Yılda 0,5’ten, 10. Yıl'da 2,5 düzeyine arttı. On yıllık izlem sırasında lezyon birikimi sol serebellum ve semi-oval merkezlerinde EDSS progresyonu ile ilişkilendirildi. Bunun aksine, frontal, parietal ve temporal loblardaki lezyonların çoğunda bilişsel düşüş ile ilişkili bulunmakla birlikte, EDSS progresyonu üzerinde herhangi bir etki görülmedi.

Araştırmacılar yaptıkları çalışmanın, klinik olarak sessiz T2 lezyonlarının MS'in erken dönemindeki kognisyonu etkilediğine dair güçlü kanıtlar sunduğunu ve günlük uygulamada, T2 lezyonlarının artışından erken korunmanın bilişsel düşüşü sınırlamak için yararlı olabileceğini belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Wybrecht D, Reuter F, Pariollaud F, Zaaraoui W, Le Troter A, Rico A, et al. (2017) New brain lesions with no impact on physical disability can impact cognition in early multiple sclerosis: A ten-year longitudinal study. PLoS ONE 12(11): e0184650.

Bağırsak Mikrobiyotası MS’te Hastalık Patogenezinde Rol Oynuyor

11 Aralık 2017

Multipl skleroz (MS), genç yetişkinlerde nörolojik özürlülüğün önde gelen nedenini oluşturan, merkezi sinir sisteminin (MSS) otoimmün enflamatuvar bir hastalığıdır. Th1 ve Th17 efektör T hücrelerinin (Tef) MS patogenezinde merkezi bir rol oynadığı düşünülmektedir. Bu nedenle, Tef'i kontrol eden mekanizmaların ve bunları baskılayan düzenleyici T hücrelerinin (Treg'ler) üzerinde çalışılması, MS patogenezine ışık tutacak ve tedavi müdahaleleri için potansiyel hedefleri belirleyebilir. MS'de bağışıklık yanıtını kontrol eden çok sayıda genetik faktör bulunmuştur, ancak çevresel maruziyetlerin hastalık patogenezine katkıda bulunduğu da bilinmektedir. Komensal mikrobiyota, bağışıklık yanıtının önemli bir modülatörüdür. MS hastalarında bağırsak mikrobiyotasında değişiklikler tanımlanmıştır ve hastalık patogenezine katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

İki bağımsız çalışmada, MS'te T hücre düzenlenmesinde bağırsak mikrobiyomunun rolünü anlamak için, in vitro ve in vivo deneysel sistemlerini kullanarak, iyi tanımlanmış hasta kohortlarının analizi yapıldı. Cekanaviciute ve arkadaşları, MS'li hastalardan dışkı numunelerinden izole edilen bakteri ekstraktlarının, periferik kan mononükleer hücre (PBMC) kültürlerinde Treg'lerin farklılaşmasını teşvik etme yeteneğini bozduğunu keşfettiler. Dahası, MS'li hastalardan steril farelere bağırsak mikrobiyota transplantları, bir miyelin antijeniyle aşılanma ile indüklenen bir MS modelinde, deneysel otoimmün ensefalomiyelit (EAE) gelişimini kötüleştirdi. Berer ve arkadaşları, MS için uyuşmayan monozigot ikiz çiftlerden izole edilen örnekleri kullanarak MS'li ikizlerden alınan mikrobiyota transplantlarının, TCR transgenik farelerde spontan RR-EAE gelişim insidansını arttırdığını buldular. Önceki MS mikrobiyom çalışmalarıyla uyumlu olarak, Akkermansia muciniphila'nın MS örneklerinde arttığı bulundu. MS dışkı örneklerinde Acinetobacter cinsi üyeler de artmıştı ve Akkermansia calcoaceticus ekstraktları insan Th1'i artırdı ve Treg farklılaşmasını baskıladı. A. muciniphila ekstraktları insan efektör Th1 hücrelerinin farklılaşmasını artırdı.

Bağırsak Mikrobiyomu T Hücrelerine Nasıl Etki Ediyor?

Tersine, komensal bakterilerin de Treglerin gelişimini desteklediği gösterildi. Her iki çalışma, MS bağırsak mikrobiyotasının, özellikle IL 10 +T hücreleri tarafından aracılık edilen Treg yanıtlarını arttırma yeteneğini azalttığını gösterdi. Baranzini ve arkadaşları, sağlıklı kontrollerden ve MS'li hastalardan dışkı örneklerini analiz ederek, monoklonize farelerin bağışık bölmesi ve bakteri ekstraktlarının insan PBMC'lerine etkisi, Parabacteroides distasonis'i, bir bağırsak komensal olarak azaltıldığını tespit etti -10+ Tregs. Birlikte ele alındığında, bu bulgular, MS mikrobiyomunun patojenik T hücre yanıtlarını teşvik ettiğini, buna karşılık IL-10 + Tregleri indükleme yeteneğine sahip olduğunu göstermekteydi.

 Komensal mikrobiyotanın, T hücre yanıtının düzenlenmesinde rol oynayan mekanizmaları hala net değildir. Kişisel ve mikrobiyal patojenler arasındaki çapraz reaktivitenin, otoimmün bozuklukların gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, MS mikrobiyomunun bileşenleri tarafından eksprese edilen epitoplar, MS'de patojenik MSS çapraz reaktif T hücresi yanıtlarını indükleyebilir. Bu moleküler taklit, MS mikrobiyota transplantları yoluyla EAE'nin kötüleşmesine katkıda bulunabilirse de, sağlıklı donörlerin PBMC kültürlerinde Teff ve Treg farklılaşmalarını etkilemesi pek olası değildir. Bununla birlikte, mikrobik metabolitlerin Teff ve Treg’leri direkt olarak ve dolaylı olarak antigen sunan hücrelere etki ederek modüle ettiği bilinmektedir. Mikrobiyal metabolitler MS'de ek roller oynayabilir. Mikroglia ve astrositler gibi CNS-yerleşik hücrelerin, MS'te enflamasyon ve nörodejenerasyonu teşvik ettiği düşünülmektedir. Yakın zamanda mikrobiyal metabolitlerin mikroglia ve astrositlerin aktivitesini düzenlediği gösterilmiştir. Böylece, bağışıklık düzenleyici metabolitlerin üretimi yoluyla komensal flora çevredeki ve MSS içinde MS patogenezi ile ilgili süreçleri etkileyebilir. 

Literatür talep et

Referanslar :

Francisco J. Quintana and Marco Prinzc. A gut feeling about multiple sclerosis, PNAS October 3, 2017 vol. 114 no. 40.

MS’te Serebellar Lezyonların Bölgesel Dağılımı ve Bilişsel Bozukluk

14 Kasım 2017

Serebellumun motor fonksiyondaki rolü uzun zamandan beri tanımlanmış olsa da, bilişsel ve duygusal süreçlerin koordinasyonunda da önemli bir rol oynadığı açıktır. Hayvanlardaki travma yolu izleme çalışmaları, farklı serebellar bölgelerin serebral hemisferlerin sensorimotor, ilişkilendirme ve limbik alanlarını birbirine bağlayan kusursuz düzenlenmiş anatomik yolakları ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) araştırmaları, hastalarda ve sağlıklı kontrollerde, serebellumda görev spesifik ve intrinsik bağlantı ağına özgü topografiyi tanımlamaktadır. Bu bağlantılar, yürütme fonksiyonu, dil, dikkat ve çalışma belleği ile ilgili fMRI çalışmalarında gösterildiği gibi, kognisyonun serebellar katkısının kritik temelini oluşturmaktadır. Serebellum veya bağlantılarının hasarlanması, serebellar motor sendroma neden olan serebellar anteriyor lob lezyonları ve yürütme fonksiyonu, vizüospatiyal biliş, dilsel işleme ve duygusal düzenlemede defisitler ile karakterize serebellar bilişsel duygulanım sendromu üreten serebellar posterior lob lezyonları ile serebroserebellar devreyi bozar.

MS, olguların % 50'sinde bilişsel bozukluk ile sonuçlanır. Bununla birlikte, MS'deki bilişsel bozukluğun nörobiyolojik temelleri büyük oranda bilinmemektedir. MS ile ilişkili bilişsel bozukluğun, azalmış hacim, T1 lezyon yükü (LL) ve beyaz cevher (WM) fraksiyonel anizotropisi dahil serebellar patoloji ile ilişkili olduğunu gösteren güçlü kanıtlar vardır. Bilişsel bozukluğa ek olarak, serebellar lezyon yükü, MS ile ilişkili ataksi ortamında klinik sakatlık ile korelasyon gösterir. Dahası, serebellar anormallikler pediatrik MS'teki bilişsel bozukluğa belirgin bir katkıda bulunurken, serebellumun bu alt grupta anlamlı bir bölge olduğunu düşündürmektedir.

Beyaz Cevher Lezyonları Bilişsel Bozukluğu Gösterebilir Mi?

Bir grup araştırmacı, serebellar beyaz cevher lezyonlarının (CWML) mekansal dağılımını serebellar beyaz cevher boyunca haritalamak ve bu bölgesel dağılımın bilişsel bozukluğa sahip ve bilişsel olarak korunmuş MS vakalarını ayırt edip etmediğini değerlendirmek amacıyla bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar lezyonların spesifik serebellar WM yolaklarındaki kesinleşmiş lokasyonu ile bilişsel durum arasındaki ilişkiyi sistematik bir şekilde analiz ettiler.

Çalışmada, 3T'de 16 bilişsel bakımdan bozulmuş ve 15 bilişsel olarak korunmuş relapsing-remitting MS’Lİ (RRMS) birey üzerinde yüksek çözünürlüklü yapısal manyetik rezonans görüntüleme (MRG) elde edildi ve lezyon tanımlama ile voksel bazlı lezyon semptom haritası (VLSM) için kullanıldı.

Araştırmacılar, bilişsel bozukluklu RRMS’nin, orta serebellar pedinkül (MCP) için bir predileksiyon gösterdiğini gördüler. VLSM sonuçları, orta serebellar pedinkül lezyonlarının RRMS'deki bilişsel bozuluk ile anlamlı derecede ilişkili olduğunu gösteriyordu. Serebellar lezyon yükü ölçümleri, hastalığın başlangıcındaki yaşla korelasyon göstermekle birlikte hastalık süresi ile ilişkili değildi.

Araştırmacılar, toplam CWML yükü yerine, orta serebellar pedinkülü içeren belirli bir serebellar lezyon paterninin, RRMS'deki bilişsel işlev bozukluğuna katkıda bulunduğunu belirttiler. Serebellar lezyon profillerinin, RRMS'de bilişsel durum değişikliği için mevcut veya gelişmekte olan bir risk için biyolojik belirteç sağlayabileceğine dikkat çektiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Sean M Tobyne, Wilson B Ochoa, J Daniel Bireley, Victoria MJ Smith, Jeroen JG Geurts, Jeremy D Schmahmann and Eric C Klawiter. Cognitive impairment and the regional distribution of cerebellar lesions in multipl sclerosis, Multipl Sclerosis Journal 1–9.

Vitamin D Eksikliği Gerçekten MS Riskini Artırıyor Mu?

02 Kasım 2017

Görülme sıklığı giderek artan, güçsüzleştirici nörolojik bir hastalık olan multipl sklerozun (MS) etiyolojisi hala bilinmiyor. MS kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Yapılan birkaç küçük çalışmadan elde edilen veriler D vitamini seviyelerinin riski öngörebileceğini düşündürüyor.

Finlandiyalı kadınlarla yapılan yeni ve büyük çaplı bir çalışmada, D vitamini eksikliğinin MS riskini önemli ölçüde artırabildiğini ve hastalığın güvenilir bir prediktif belirteci olabileceği hatta eksikliğin ortadan kaldırılmasının riski azaltabileceği ortaya kondu.

Araştırmacılar, 800.000'den fazla Finlandiyalı kadının kan testlerinden elde edilen verileri incelediler. Kan örneklerini, Finlandiya Doğumevi'nde prenatal testin bir parçası olarak topladılar. Ulusal tıbbi kayıtlardan elde edilen verileri kullanarak, hangi kadının MS tanısı aldığını 9 yıllık bir süre boyunca incelediler.

Araştırmacılar, 1983 ve 2009 yılları arasında 1,092 kadında MS tespit ettiler. MS tanısından önce toplanan en az bir serum örneği; 511 olguda ≥2 serum örneği mevcuttu. Bu kadınları, MS gelişmeyen 2,123 yaşı uyumlu çalışma katılımcılarıyla kıyasladılar. Litre başına 30 nanomolün altını D vitamini eksikliği, litre başına 30 ila 49 nanomolü yetersiz litre başına 50 nanomol ve üstünü normal seviye olarak tanımlandılar. Kan örneğinin alındığı yıl, gebelik sayısı sayı ve term gebelik sayısı gibi muhtemel karışıklıkları düzeltmek için koşullu lojistik regresyonu kullandılar.

D Vitamini Eksikliği MS Riskini Artırıyor

Araştırmacılar, MS hastası olanların % 58'inde D vitamini eksikliği olduğunu gördüler.  MS gelişmeyen kadınların ise %52'si eksik vitamin seviyelerine sahipti. Bununla beraber, vitamin D eksikliğine sahip olan kadınların normal düzeyde vitamin seviyesine sahip olanlardan % 43 daha fazla MS geliştirme olasılığına sahip olduklarını keşfettiler. D vitamin eksikliğe sahip kadınların, yetersiz seviyeye sahip olanlara kıyasla MS'i geliştirme olasılığı %27 daha yüksekti. Ayrıca, litre başına 50 nanomol D vitamini artışının MS riskini %39 oranında azalttığını buldular.

Araştırmacılar, çok sayıdaki kadın üzerinde yaptıkları çalışmanın sonuçlarının, genç ve orta yaş kadınlarda D vitamini eksikliğinin düzeltilmesinin ileride MS riskini azaltabileceğini gösterdiğini belirttiler. MS riskini azaltmak için D vitamininin optimal dozu hakkında daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç olduğunun altını çizdiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Kassandra L. Munger, Kira Hongell, Julia Åivo, Merja Soilu-Hänninen, Heljä-Marja Surcel and Alberto Ascherio. 25-Hydroxyvitamin D deficiency and risk of MS among women in the Finnish Maternity Cohort, Neurology 2017.

Ergenlikteki Konküzyon Sonraki Yaşamda MS Riskini Arttırabilir

26 Ekim 2017

Multipl sklerozun (MS), genetik yatkınlık ve çevresel maruziyetlerin bir kombinasyonundan kaynaklandığı düşünülmektedir. MS için risk faktörlerini inceleyen önceki araştırmalar, çocukluk döneminde veya ergenlik döneminde geçirilen konküzyon ile MS birlikteliğini önermekle birlikte, retrospektif veri toplama ve küçük çalışma popülasyonlarında metodolojik sınırlamaları içermektedir.

Konküzyon MS ile İlişkili mi?

İsveçli araştırmacılar, çocukluk döneminde veya ergenlik döneminde ki konküzyonun multipl skleroz riski ile ilişkili olup olmadığını değerlendirmek amacıyla bir çalışma yaptılar. Hasta veri tabanlarının kurulduğu 1964'ten 2012 yılına kadar tüm MS tanılarını belirlemek için Ulusal İsveç Hasta ve  Multipl Skleroz kayıtlarını kullandılar. MS’li 7292 hastayı, cinsiyet, doğum yılı, MS tanısındaki yaş / vital durum ve ikamet bölgesi (ilçe bazlı) ile ayrı ayrı 10 kişiyle bireysel olarak eşleştirdiler. Böylece araştırmacılar 80.212 kişilik bir çalışma popülasyonu elde etti. Daha sonra araştırmacılar, hasta kayıtlarını kullanılarak, doğumdan 10 yaşa kadar (çocukluk çağı) veya 11 ile 20 yaş arasında (ergenlik çağı) konküzyon tanıları ve kırık ekstremite kontrol tanılarını tanımladılar. MS ile ilişkiyi incelemek için  lojistik regresyonu kullandılar.

Araştırmacılar, bir konküzyon tanısı için 1,22 ve birden fazla konküzyon tanısı için 2,33 düzeltilmiş olasılık oranları ile ergenlik döneminde konküzyonun artmış MS riski ile ilişkili olduğunu buldular. Çalışma sonuçlarına göre ergenlik döneminde konküzyon yaşandığında sonraki dönemde MS gelişme riski yüzde 22 oranında ve iki veya daha fazla konküzyon risk yüzde 133 ile iki kattan fazla artmaktaydı. Öte yandan çocukluk çağında konküzyon veya çocukluk ve ergenlik döneminde kırık ekstremite ile MS arasında belirgin hiçbir ilişki bulunamadı.

Ergenlikte Tekrarlanan Kafa Travmaları MS Riskini Artırıyor

Araştırmacılar ergenlikte kafa travmasının, özellikle tekrarlanan olgularda, muhtemelen merkezi sinir sisteminde bir otoimmün süreç başlatılması nedeniyle artmış bir MS riski ortaya çıkardığını belirttiler.  Çocukluğun ve ergenlik dönemindeki beynin gelişme biçimindeki farklılıkların, bu iki yaş grubunda konküzyonun, sonraki MS için neden aynı riski taşımadığını açıklayabileceğini aktardılar. Daha erken çocukluk döneminde hızla gelişen beyin, travmanın bazı gecikmeli sonuçlarını daha sonraki ergenlik yıllardan daha kolay önleyebilecek olabileceğini söylediler. Gençlerin, kask olmadan bisiklet sürmekten ve kafa travmasına neden olabilecek spor ve fiziksel aktivitelerden kaçmalarını önerdiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Scott Montgomery et al. Concussion in adolescence and risk of multipl sclerosis, Annals of Neurology 2017, doi: 10.1002/ana.25036.

MS’te hastalık Şiddetini Öngörebilecek Yeni Biyolojik Belirteçler Tanımlandı

17 Ekim 2017

Multipl skleroz (MS) merkezi sinir sistemini etkileyen, beyin ve omuriliği kapsayan kronik bir durumdur. MS'in nasıl ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir ve tedavi seçenekleri hala sınırlıdır. MS’te miyelin kılıf zamanla bozulur ve sinir lifleri boyunca sinyaller yavaşlar veya tamamen durur. Bu da kas güçsüzlüğü, koordinasyon ve denge sorunlarına yol açar. Bağışıklık sisteminin miyeline saldırmasına neden olan nedenler henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da, MS'in otoimmün bir hastalık olduğu düşünülmektedir. Semptomlar bireyler arasında önemli derecede farklılık gösterir. MS hafif bir seyirden kişide tam engelliliğe kadar uzanan etkileri olan, seyri önceden tahmin edilemeyen bir hastalıktır.

MS'li insanların çoğunda, semptom ataklarının veya relapsların zaman zaman ortaya çıktığı relapsing-remitting (RRMS) formu vardır. Nüksler arasında herhangi bir belirti olmaksızın aylar veya yıllar olabilir. RRMS'li hastaların yarısından fazlası, iyileşme evresi olmadan semptomların kademeli olarak kötüleştiği progresif MS’e ilerlemektedir. Ancak bazı kişiler relapsing-remitting evresini yaşamamaktadır ve bunun yerine progresifi MS'e gitmektedir. Bu primer ilerleyici MS olarak bilinir.

MS’in Seyrini MIF ve D-DT ile Başlangıçta Tahmin Edebilir Miyiz?

Son zamanlarda Amerika’dan bilim adamları, MS'de yavaş başlayan benin ya da şiddetli biçimde hızlanan daha şiddetli formları belirleyen moleküler mekanizmaları anlamaya çalışıyorlar. Araştırmacılar 100'den fazla MS hastasını incelediler, bu klinik gözlemleri 500'den fazla DNA ve plazma örneğinin analiziyle birleştirdiler ve makrofaj göç engelleyici faktör (MIF) ile D-dopakrom totomeraz (D-DT)  olarak bilinen iki yakından ilişkili molekülün, hastalığın daha şiddetli bir biçimine hızlı bir ilerleme ile ilişkili olduğunu buldular. Bu spesifik sitokinlerin, enflamasyonu arttırdığı ve belirli otoimmün hastalıkların kötüleşmesiyle ilişkili olduğunu belirttiler.

Araştırmacılar, progresif hastalığa sahip olan erkeklerin, relapsing-remitting hastalığa sahip erkekler ve MS’li kadınlarla karşılaştırıldığında, artmış MIF ve D-DT düzeylerine sahip olduklarını gördüler. Dahası, progresif hastalığa sahip erkeklerde artmış MIF ve D-DT düzeylerinin, a-794CATT5-8 mikro satellit tekrarı ve a-173 G / C SNP olmak üzere MIF geninde bulunan iki yüksek eksprese promoter polimorfizminin varlığı ile anlamlı korelasyon gösterdiğini gözlemlediler.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların önemli olduğunu, çünkü hangi hastada hastalığın hangi formda ilerleyeceğinin basit bir genetik test ile önceden belirlenebileceğini ve böylece daha erken şekilde uygun tedavilere başlanabileceğinin altını çizdiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Benedek et al. MIF and D-DT are potential disease severity modifiers in male MS subjects, PNAS 2017.

RRMS’de Direnç Egzersizi Beyin Atrofisini Azaltabiliyor

03 Ekim 2017

Multipl skleroz (MS), bağışıklık sisteminin, merkezi sinir sisteminde miyelin adı verilen, sinir liflerinin koruyucu kılıfına saldırdığı bir hastalıktır. Sinir lifleri hasar görebilir veya tahrip olabilir. Bu beyin ve omurilik arasındaki sinir sinyalizasyonunu bozar ve kas güçsüzlüğü, denge kaybı ve yürüme zorlukları gibi çeşitli semptomlara neden olur. Relapsing-remitting MS (RRMS), MS'in en yaygın görülen formu olup, hastada semptom atakları görülür ve bunu iyileşme dönemleri izler. Beyin atrofisi, beyin dokusunun boyutunda bir azalma ve nöron kaybı olarak tanımlanır ve progresif MS'in karakteristik özelliğidir. Ulusal Multipl Skleroz Derneği'ne göre, dünyadaki yaklaşık 2,3 milyon insanın MS ile yaşadığı tahmin edilmektedir.

Yapılan çalışmalarda, fiziksel aktivitenin bazı MS semptomlarının hafiflemesine yardımcı olabileceği gösterilmiştir. 2012'de yapılan bir incelemede, egzersizin kas kuvveti, aerobik kapasite ve ayakta tedavi performansı üzerinde olumlu etkileri olduğu ve MS'li hastalarda yorgunluğu azaltıp, yürüyüş, denge ve yaşam kalitesini artırabildiği sonucuna varılmıştır. Yeni bir araştırmada ise, direnç egzersizinin multipl sklerozun ilerlemesini yavaşlatmasına yardımcı olabileceği gösterildi. Araştırmacılar, en sık rastlanan MS formu olan RRMS hastalarında, altı ay boyunca haftada iki kez direnç eğitimine girmenin, beyin atrofisinde azalma ile ilişkili olduğunu buldular.  Bazı hastalar için, direnç eğitimi, bazı beyin bölgelerinin hacminde bir artış ile ilişkili bulundu. Almanya ve Danimarka’dan araştırmacılar, çalışmaya RRMS teşhisi konan ve hastalık için ilaç kullanan 35 hastayı dahil ettiler. Hastaları,  18’i hasta altı ay boyunca haftalık iki kez direnç egzersizi almak üzere ve geri kalan 17’si normal günlük aktivitelerine devam etmek üzere 2 gruba ayırdılar. 6 aylık çalışma periyodundan önce ve sonra her hastanın beyin hacmi ve korteks kalınlığını MR görüntüleme ile değerlendirdiler. Bulgular direnç eğitimine katılan hastaların, beyin atrofisindeki azalmanın, eğitimde yer almayanlara kıyasla daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, multipl skleroz hastalarında beyinin normalden belirgin şekilde daha hızlı küçüldüğünü, ilaçların bu gelişmeyi engellediğini, fakat egzersiz eğitimi alan hastalarda beyin küçülmesini daha az olma eğiliminde olduğunu belirttiler. Bununla beraber, eğitime yanıt olarak aslında daha küçük bazı beyin bölgelerinin büyümeye başladığını gözlemlediklerine dikkat çektiler. Bulguların fiziksel egzersizin sinir sistemini hastalığa karşı koruyabileceğinin ilk işaretlerini sağladığının altını çizdiler. 

Literatür talep et

Referanslar :

Kjølhede et al. Can resistance training impact MRI outcomes in relapsing-remitting multiple sclerosis? Multiple Sclerosis Journal First published date: July-28-2017

MS’te Yeni Lezyonlar Daha Doğru ve Hızlı Tespit Edilebilir

29 Eylül 2017

Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, multipl skleroz (MS) tanısını koymada ve önemli bir tanı aracıdır. MR taramalarında yeni veya genişlemiş lezyonların tanımlanmasıyla hastalık aktivitesinin izlenmesinde de kullanılır. Rutin klinik durumlarda, yeni lezyonların saptanması, seri MR taramalarını görsel olarak karşılaştırarak yapılır. Takip taramasındaki tüm lezyonları, başlangıç ​​taramasındakilerle karşılaştırma ihtiyacı, özellikle lezyon yükü yüksek olan hastalarda, bu yaklaşımın uzun zaman almasına neden olur. MS hastalarında seri taramaların MR görüntülerini farklı zaman noktalarında kaydetmek ve çıkarmak için çeşitli yaklaşımlar önerilmiştir. Böylece mevcut lezyonlar iptal ederken yeni lezyonları doğrudan görselleştiren görüntüler üretmek amaçlanmaktadır.

Son yıllarda MS'de bir görüntüleme aracı olarak “double inversion recovery” (DIR) görüntüleme önem kazanmıştır. DIR (double inversion recovery), çift inversiyon pulsu uygulanarak FLAIR (fluid attenuated inversion recovery) ve STIR (short time inversion recovery) sekanslarının hibrid özelliklerinin elde edildiği bir sekanstır. Çoğunlukla özellikle güçlü olduğu gri cevher lezyonlarının saptanması için bir araç olarak düşünülür, fakat diğer lezyon yerlerini de değerlendirmek için başarıyla uygulanmıştır. Dahası, MS hastalarında optik sinir ve servikal spinal kord görüntüleme için DIR sekansları kullanılmıştır. Almanya’dan araştırmacılar, DIR çıkartma (subtraction) haritalarının yeni veya genişlemiş lezyonlara duyarlılığı önemli ölçüde arttırdığını ve MS hastalarında klinik iş akışında takip MR incelemelerinin daha hızlı analiz edilmesine yardımcı olacağını düşünerek MS’li hastaların takip MR incelemelerinde, 3D DIR görüntülerinin boylamasına çıkartma işlemini gerçekleştiren bir araç geliştirdiler.

Araştırmacılar, MS’li 106 hastada seri MR incelemelerinin DIR subtraction görüntülerini değerlendirdiler. Yeni lezyonların varlığını standart görsel karşılaştırma ile FLAIR ve DIR çıkarma haritaları olmak üzere üç farklı yolla değerlendirdiler. Tek yöntemlerin karşılaştırıldığı bir referans standardı, tüm okunanlardan ve tüm okuyuculardan gelen tüm bilgileri birleştirerek tanımladılar. Yeni lezyonların varlığı ve sayısını belirleyip ve analiz için gereken süreyi ölçtüler. Araştırmacılar, duyarlılık ve daha yüksek negatif prediktif değer ile birlikte yeni lezyonların varlığını saptamadaki doğruluğun, DIR subtraction haritalarında, standart görsel karşılaştırma veya FLAIR subtraction haritalarından çok daha yüksek olduğunu gördüler. DIR subtraction haritaları kullanıldığında belirgin olarak daha fazla yeni lezyon tespit edildi. DIR subtraction haritalarının analiz edilmesi, standart görsel karşılaştırma için gereken sürenin üçte birinden daha kısa sürdü. 

Literatür talep et

Referanslar :

Eichinger et al.  A novel imaging technique for better detecting new lesions in multiple sclerosis, J Neurol. 2017 Jul 29.

Swank Diyeti Multipl Sklerozda Atakların Azaltılmasına Yardımcı Olur mu?

13 Eylül 2017

Yıllardır MS'li insanlar için en çok yarar sağlayan diyet çeşitleri araştırılmaktadır. Beslenme, MS'li insanlar tarafından yaygın olarak kullanılan tamamlayıcı ve alternatif tıp formudur. 2014 yılında yapılan bir anket, MS'li kişilerin neredeyse yüzde 30'unun tedavilerinin bir parçası olarak özel bir diyet izlediğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, şu anda, Ulusal Multipl Skleroz Derneği'ne göre, MS'li insanlar için bir diyet önermek için yeterli kanıt mevcut değildir. Swank diyeti 1950'lerde multipl sklerozlu insanlar için bir tedavi olarak geliştirilmiştir. Diyetin, atak sıklığını ve hastalıkla ilgili semptomların şiddetini azaltabileceği iddia edilmektedir. Dr. Swank, MS'li insanlar için az yağlı bir diyetin faydalarını savunan çok sayıda makale yayınlamıştır. 1990'da MS'li 144 kişide, 34 yıllık bir takip çalışması yayınlamıştır. MS’li hastaların günde 20 g'dan az doymuş yağ yediklerinin daha az hastalık ilerlemesine sahip olduğunu ve daha fazla doymuş yağ tüketenlere göre mortalitenin daha az olduğunu bildirmiştir. Dr. Roy Swank, 1940'lı yıllarda Kanada'da MS’li kişiler üzerinde çalışmaya başlamıştır. Ardından daha ileri araştırmalar yapmak için Avrupa'ya gitmiş ve Norveç'te bir anket düzenlemiştir. Çalışma sonuçlarına dayanarak, MS prevalansının dağlarda daha yüksek ve kıyı balıkçı kasabalarında düşük olduğunu tespit etmiştir. Swank daha sonra dağlarda yaşayan insanlarla kıyılarında yaşayanlar arasındaki beslenme farkları incelemiştir. Dağdaki insanların sahil yakınlarında yaşayanlardan daha fazla et, yumurta ve süt tükettiği yediğini keşfetmiştir. Bu bulgulara dayanarak Dr. Swank, diyetisyen olan Aagot Grimsgard ile şu anda Swank diyeti olarak bilinen düşük yağlı diyeti geliştirmiştir.

Swank diyetinin ana özelliği, yağın, özellikle de doymuş yağın sınırlanmasıdır. Diyette yağsız balık, yağsız süt ürünleri, meyve, sebze ve tahıl tüketmeleri önerilir. Swank diyetinde zeytinyağı, kanola yağı, soya yağı, yer fıstığı yağı ve keten yağı gibi bitki yağları çoğunlukla doymamış yağ içerdiğinden izin verilirken, yüksek doymuş yağ içeriğinden dolayı hindistan cevizi ve palmiye yağları ile yüksek doymuş veya trans yağ içeriğinden dolayı tereyağı, domuz yağı, margarin ve hidrojenize yağlar tavsiye edilmemektedir. Swank diyetinde tüm meyve ve sebzelere izin verilmektedir ve miktarlar sınırlandırılmamıştır. Diyette günde en az 2 porsiyon meyve ve sebze tüketilmesi önerilir. Kırmızı et ve domuz eti, ilk yıl yasaklanmıştır. Sonra, haftada bir kez 100gr. kırmızı et tüketilmesine izin verilir. Derisiz beyaz tavuk ve hindi eti tüketilirken, koyu etli kümes hayvanları ve işlenmiş kanatlı ürünleri tavsiye edilmemektedir. Swank diyetinde beyaz balık ve kabuklu deniz ürünlerine izin verilir. Swank diyeti her gün 2 porsiyon yağsız ya da az yağlı süt ürünleri önermektedir. Yumurta sarısının doymuş yağ içeriğinden dolayı, haftada üç kezden fazla olmayacak şekilde yumurta tüketilmesine izin verilir. Günde 4 porsiyon tahıl ürünü tüketilmesi önerilir ve tam tahıllı ürünler tercih edilir.

Kafeinli içecekler, günlük 3 bardak, şarap ya da likör günde 1 bardak ile sınırlıdır. Swank diyetinde balık yağı, C vitamini, E vitamini ve mineraller içeren bir multivitamin gibi belirli vitamin ve mineral takviyeleri önerilir.

Literatür talep et

Referanslar :

Swank diet: Does it help with multiple sclerosis? Megan Metropulos, MS, RDN and Megan Ware, RDN, 30 July 2017

Emzirme MS Gelişme Riskini Azaltıyor mu?

07 Eylül 2017

Kadınlar, multipl skleroz (MS) gelişimi için erkeklere oranla iki kat daha fazla riske sahipken, annelik ile hastalık arasında ilişki olup olmadığını anlamak önemlidir. MS relapslarının gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterlerinde azaldığı ancak postpartum ilk 3-6 ayda tekrar artma eğilimi gösterdiği gözlenmiştir. Anne sütü, hem nüks riski, hem de MS'te bir düşüş ile bağlantılı olarak zamanla tartışmalı bir konu haline gelmiştir. Yapılan yeni bir çalışmada, emzirmenin yeni anneleri MS'den koruyup koruyamayacağı araştırıldı. Çalışmada 15 ay veya daha uzun süre emzirmenin, annelerde daha sonraki bir zamanda multipl skleroz gelişmesini engelleyebildiği gösterildi. Ekip, korelasyonun nedenselliğe işaret etmediği, ancak emzirmenin iyi bir uygulama olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.

Araştırmacılar çalışmaya, yeni tanı MS veya MS'e dönüşebilen klinik izole sendrom (CIS) tanılı 397 kadın katılımcıyı dahil ettiler. Gruptaki kadınların yaş ortalaması 37’di. Bu gruptaki sonuçlar, ırk ve yaş açısından eşleştirilmiş ve MS tanısı bulunmayan 433 kadından oluşan bir grubun sonuçları ile karşılaştırıldı. Tüm kadınlar, gebelik dönemi, emzirme uygulamaları ve kontraseptif kullanımı gibi konuyla ilgili anket formlarını kullanarak değerlendirildi. Sağlıklı kadınların 85’i ve MS veya CIS'lı kadınların 44’ü, 15 ay veya daha uzun süre emzirdiklerini, MS'li kadınlardan 118'i ve sağlıklı kadınlarda 110’u, 0 ila 4 ay arasında emzirdiklerini belirttiler. Araştırmacılar sonuçları incelediklerinde, tek bir gebelik sonrasında veya birkaç gebelikte kümülatif olarak 15 ay veya daha uzun süre anne sütü veren kadınların, MS gelişme risknini en düşük olduğunu buldular. Bu kadınlarda MS veya CIS geliştirme riski, emzirmemiş kadınlara göre yüzde 53 daha düşüktü.

Araştırmacılar aynı zamanda ovülasyonun çalışma sonuçlarına herhangi bir etkisinin olup olmadığını anlamak için kadınların menstrüel sikluslarının uzunluklarını ve öykülerini araştırdılar. Sağlıklı kadınlardan 44’ü ve MS veya CIS’lı kadınların 27’si, ilk adet görme yaşlarının 15 ya da daha sonrasında olduğunu belirttiler. MS'li veya CIS’lı kadınların ise 131’i ve sağlıklı kadınların 120’si, ilk adet döngüsünde 11 yaşın altındaydı. İlk adet görüldüklerinde 15 ya da daha büyük yaştaki kadınların, ilk periyotları 11 ya da daha erken yaşta olan kadınlara göre MS ve CIS gelişme riskinin %44 daha düşük olduğu tespit edildi. Bu bulgular, katılımcıların ovülasyon yılı sayısının MS geliştirme riski üzerinde etkili olmadığını gösteriyordu. Çalışmada ilk doğumdaki yaş, çocuk sayısı ve hormonal kontraseptif kullanımı gibi diğer faktörlerin de MS riski ile ilişkisi olmadığı bulundu.

Uzmanlar uzun süre emzirmek ve MS riskinde azalma arasında bir korelasyon bulmalarına rağmen, bu korelasyonun nedensellik içermiyor olabileceğini belirttiler. Bununla birlikte, bulguların emzirmenin teşvik edilmesi gerektiği şeklinde değerlendirilebileceğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Annette Langer-Gould et al. Breastfeeding, ovulatory years, and risk of multiple sclerosis Published online before print July 12, 2017 Neurology 10.1212/WNL.0000000000004207

 

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image