Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Kistik Fibrozis Hastalarında Uzun Periyotlu Sigara Kullanımını Önleme ve Bırakma Programlarının Etkileri Araştırıldı

26 Nisan 2016

Kistik fibrozis (KF); pankreas yetmezliği, malabsorbsiyon, akciğer fonksiyonlarında ilerleyici bozulma ve büyüme geriliği gibi ciddi bozukluklara neden olabilen Avrupa’da her 0,73/10.000 oranında görülen otozomal resesif bir hastalıktır. KF hastalarında tütün dumanı maruziyetinden zarar görme riskinin artmış olduğu gösterilmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda prenatal ya da postnatal tütün dumanı maruziyetinin çocukların akciğer fonksiyonlarını etkilediği raporlanmıştır. Yayınlanmış bazı KF çalışmalarında tütün dumanı maruziyeti prevelansının %6-21 oranıyla genel popülasyondan daha düşük olduğu saptanmıştır. Sigara kullanımının mukozal duvarda irritasyona neden olduğu ve öksürme ile solunum yollarında mukus üretimini arttırdığı bilinmektedir. Bu süreçler, KF hastalarında bakteriyel enfeksiyon gelişme olasılığı, semptomlarda kötüleşme ve hastaneye yatış oranlarında artışa neden olmaktadır. Çalışmalarda bu hastalarda kullanılan sigara miktarı ile solunumsal hastalık şiddeti arasında doz bağımlı ilişki olduğu gösterilmiştir.

Telefon tabanlı yardım programları sigara bırakmada uygulanan faydalı yöntemlerdir fakat KF hastalarında etkililiğinin daha ciddi bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Telefon tabanlı yardım programlarına ilave psikolojik danışmanlığın daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Sigara kullanımını önleme ve bırakmada kullanılan bu müdahale yönteminde KF hastalarının ve ailelerinin bir yıllık izlem sürecinde yeterli bağlılığı gösterdiği gösterilmiştir.

İspanya’dan bir grup araştırmacı yaptıkları çalışmada beş yıllık gözlem süreci boyunca KF hastaları arasında entegre telefon bazlı sigara kullanımını önleme ve bırakma müdahale programının dikey etkilerini araştırdılar. Araştırmacılar yaptıkları deneysel prospektif çalışmayı, 2008-2013 yılları arasında, bütünleştirici sigara bırakma programı kullanan KF hastalarının kohortu ile yürüttüler. Hedef popülasyon KF ünitelerinden hastalar ve bunların aileleriydi. Bu çalışmada başlangıçta tütün maruziyeti anketi uygulandı ve akciğer fonksiyonları değerlendirmesi, üriner kotinin düzeyleri, antropometrik değerlendirmeler yapıldı.

Araştırmacılar çalışmalarına 49’u erkek 38’i kadın toplam 88 hastayı dahil ettiler. Katılımcıların ortalama yaşı 23,61’di ve ortalama sigara kullanımına başlama yaşı 15,3’tü. Katılımcılar haftada ortalama 45,25 adet sigara kullanıyorlardı. Araştırmacılar 5 yıllık gözlem sürecinin sonunda sonuçları değerlendirdiklerinde, aktif sigara kullanım oranının %10,23’ten %4,55’e düştüğünü ve çevresel sigara maruziyeti oranının sigara kullanmayan hastalarda %62,03’ten %36,90’a düştüğünü gördüler. Ayrıca ev tütün dumanı maruziyetinde de %31,65’ten %19,05’e dikkat çekici bir düşüş gözlemlediler. Kotinin düzeylerinin de aktif ve pasif maruziyetin her ikisi ile ilişkili şekilde %63,13’ten %20,56’ya düştüğünü buldular. Araştırmacılar çalışma sonundaki tüm spirometrik parametrelerde başlangıca göre artış olduğunu gözlemlediler.

Araştırmacılar telefon bazlı sigara kullanımını önleme ve bırakma müdahale programının uzun süreli uygulamalarda oldukça yararlı olduğu sonucuna vardıklarını belirttiler. KF’nin tedavisinde çevresel sağlık yaklaşımlarında bu alanda eğitimli müdahale profesyonellerine ihtiyaç olduğunu söylediler.

Literatür talep et

Referanslar :

J A Ortega-García et al. Long term follow-up of a tobacco prevention and cessation program in cystic fibrosis patients, Adicciones. 2016 Mar 2:778.

Yeni İkili-Antibiyotik Toz İnhalasyonu İlaca Dirençli Bakterilere Karşı Daha Etkili

24 Mayıs 2019

Kistik fibrozis (KF) hastalarında çoklu ilaca dirençli bakterilerin neden olduğu akciğer enfeksiyonları genellikle ölümcüldür. Bunun nedeni bu 'süper' mikropların mevcut tüm antibiyotiklere dirençli olmasıdır. Daha da kötüsü, bu antibiyotiklerin damar içine verilen veya oral yoldan verilen geleneksel sistemik uygulamaları, tedavinin etkili olabilmesi için potansiyel olarak yüksek dozlar gerektirir ve bakterileri öldürmek için akciğer yüzeyine erişemez. Bir kişiye yüksek dozlarda ilaç verilmesi böbreklerde veya karaciğerde tehlikeli ve bazen ölümcül olabilen bir stres yaratabilir.

Son çare antibiyotikler hala etkili olabilir, ancak bunlar sistematik olarak verilirse çok toksik etki yapabilmektedir. Mevcut alternatif, antibiyotiklerin nebülize edilmesi ve doğrudan akciğerlere verilmesidir. Bu da sistemik toksisite riskini azaltırken lokal konsantrasyonları arttırır. Bununla birlikte bu metot, pahalı ve karmaşık dağıtım cihazları ve uzun uygulama süreleri gerektirir.

Purdue Üniversitesi araştırmacıları, kolistin ve siprofloksasin isimli iki antibiyotiğin kistik fibrozis hastalarının akciğerlerine derinlemesine aktarmanın yeni bir yolunu buldular. Ayrıca hastaları bu tedavilerin yüksek sistemik dozlarına maruz bırakmadan çok daha etkili bir şekilde antibiyotiğe dirençli bakterilerin öldürülmesini sağladılar.

Araştırmacılar geliştirdikleri yeni formülasyonda, iki antibiyotiği kuru toz olarak verilebilecek tek bir partikülde birleştirmeyi başardılar. Bir jet nebülizör ile sadece %10'luk oranın aksine, antibiyotiklerin %60'ından fazlası akciğerlere ulaştı. Ek olarak, kuru formülasyon iyileştirilmiş kimyasal stabilite sağladı ve kullanımı geleneksel inhalasyon ürünlerinden daha kolaydı.

Sinerjik Etki

Araştırmacılar, farklı kimyasal özelliklere sahip iki antibiyotiği tek bir partikül içine dahil etmenin büyük bir zorluk olduğunu aktardılar. Yeni formülasyonun, iki sinerjik antibiyotik aynı anda aynı enfeksiyon bölgesine verilebildiğinden, akciğerlerin derin bölgelerinde ilaca dirençli bakterilerin daha etkili bir şekilde öldürülmesine olanak verdiğini belirttiler. Bu teknolojinin, birkaç antibiyotik ve bileşik kombinasyonuna uygulanabileceğini de söylediler.

Bu yeni uygulama ile antimikrobiyal direncin küresel kriziyle mücadele etmek için umut verici bir seçenek sunduklarını, KF hastalarını ve ventilatör yardımlı pnömoni hastalarını etkileyenler de dahil olmak üzere bazı ölümcül akciğer enfeksiyonlarından potansiyel olarak on binlerce can kurtarılabileceğini vurguladılar. Araştırmacılar bu yeni teknoloji için patent başvurusunda bulundular ve yöntemlerini geliştirmek için çalışmalarına devam ediyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

Alberto Molano. New Dual-antibiotic Powder Inhalation More Effective Against Drug-resistant Bacteria, Cystic Fibrosis News December 18, 2018.    

Plazma Bazlı Fonksiyonel Genomiklerle KF’nin Moleküler İmzalarının Belirlenmesi

22 Mayıs 2019

Kistik fibrozis (KF), tek bir genin disfonksiyonuna atfedilse de, anormal gen ürünü ile enflamasyon gelişimi ve akciğer hastalığının progresyonu arasındaki ilişkiler tam olarak anlaşılmamıştır. Bu durum, bireysel bir hastanın klinik seyrini, tedavi stratejilerini ve tedavi yanıtını öngörme yeteneğini sınırlamaktadır.

Ann ve Robert H. Lurie Çocuk Hastanesi Stanley Manne Çocuk Araştırma Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, KF hastalığının ilerlemesini daha iyi anlamak ve hasta bakımını iyileştirmek için yaptıkları çalışmada, hastalardan kan örnekleri topladılar ve seçilen bir gen dizisinin sırasını ve seviyelerini değerlendirdiler. Daha sonra, elde edilen genetik verileri tıbbi kayıtlara dayanan hastaya özgü klinik öyküyle ilişkilendirdiler ve sağlıklı bireylerden alınan gen ekspresyon şablonlarıyla karşılaştırdılar.

Araştırmacılar çalışmada KF hastalığının moleküler imzalarını plazma bazlı fonksiyonel genomiklerle karakterize ettiler. Sağlıklı donörlerden periferik kan mononükleer hücreleri (PBMC'ler); 103 KF hastasından ve ilişkisiz, sağlıklı 31 kontrolden alınan plazma örnekleri ile kültürlendi. Çalışmada gen ekspresyon seviyelerini ölçmek için affimetriks mikroarray yöntemi kullanıldı. KF hastalarının bir alt grubundan (40 hasta) periferik kan örnekleri, flow sitometri ile immünofenotiplendi. Elde edilen veriler, yaşla eşleştirilen 351 sağlıklı kontrol için geçmiş verilerle karşılaştırıldı. Başka bir KF hasta alt grubundan (56 hasta) ve 16 sağlıklı kontrolden plazma örnekleri, çok sayıda sitokin ve kemokinler için multipleks ELISA ile analiz edildi.

İmmünmodülatörler Sürece Etki Ediyor

Temel bileşen analizi ve indüklenmiş transkripsiyonel verilerin hiyerarşik olarak kümelenmesi, hastalığa özgü plazmadan kaynaklanan PBMC profilleri ortaya çıkardı. Diferansiyel olarak eksprese edilen 1.094 prob seti arasında, 51 gen pankreas yetmezliği ile ilişkilendirildi ve 224 gen Pseudomonas aeruginosa enfeksiyonu ile ilişkilendirildi. Flow sitometri ve ELISA verileri, çeşitli immün modülatörlerinin KF moleküler imzasına katkıda bulunduğunu doğruladı.

Araştırmacılar yaptıkları çalışmanın, KF hastaları arasındaki spesifik moleküler imzalar için güçlü kanıtlar sunduğunu belirttiler. Bu moleküler imzaların anlaşılmasının, daha kişiselleştirilmiş prognozları, bireyselleştirilmiş tedavi planlarını ve tedavi yanıtının hızlı izlenmesini sağlayacak benzersiz moleküler belirteçlere yol açabileceğini vurguladılar. Hastaya özel tedavilerin, sadece KF'nin erken tedavisi için değil, aynı zamanda enfeksiyonlara bağlı solunum yollarının enflamasyonu veya pankreasın işleviyle ilgili konular dahil olmak üzere ilgili komplikasyonların yönetimi için de önemli olacağını aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Lavy et al. Identification of molecular signatures of cystic fibrosis disease status with plasma-based functional genomics. Physiol Genomics 51: 27– 41, 2019.a

Araştırmacılar Dirençli Pnömoniyi Önlemek İçin Aşı Arıyor

21 Mayıs 2019

P. aeruginosa, Hastalık Kontrol Merkezleri (WHO) tarafından, bir dizi antibiyotiğe dirençli olması nedeniyle ve tekrar aktive olup hasar verebilmesi nedeniyle ciddi bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir. Pseudomonas, evrimi boyunca çok sayıda intrinsik direnç mekanizması edinmiştir ve bu mekanizmalarla çok sayıda antibiyotiğe karşı doğal olarak dirençli hale gelmiştir. Bu patojen kronik akciğer enfeksiyonunun sık görülen bir nedenidir ve kistik fibrozis hastalarında ciddi sorunlara neden olmaktadır.

West Virginia Üniversitesi'nde yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, tedaviye yüksek dirençli bakteri Pseudomonas aeruginosa'ya karşı bir aşı geliştirmeyi amaçladılar. Araştırmacılar, kistik fibrozisi olan veya olmayan diğer hastalarda bakteriyel kolonizasyonu ve ardından akciğer hasarını önlemeye odaklandılar. Çalışmada organizma ile mücadele edebilmesi için bağışıklık sistemini eğitmek amacıyla kullanılabilecek bir “Aşil'in patojen topuğu (Achilles' heel of the pathogen)” tespit edildi.

2016 yılında yayınlanan bir makalede, bir fare modelinde enfeksiyonun erken aşamalarında, transkriptom olarak da adlandırılan bakterilerin total haberci RNA'sını tarayan çalışmalar incelendi. Bu çalışmada ayrıca fare transkriptomu da analiz edildi.

Demir için Savaş

Araştırmacılar, enfeksiyon sırasında hem bakterilerin hem de konağın aktive edici demir sekestrasyon yolu ile demir alımı için savaştıklarını buldular. Demirin insanlar ve bakteriler için çok uzun zamandır gerekli olduğunun bilindiğini belirten bilim insanları, bu durumun bir çalışma ile ilk kez kanıtlandığını söylediler.

Araştırmacılar, bakterilerin demir toplama proteinlerinin birkaç parçasını içeren büyük bir molekül tasarlayarak bu molekülü farelere bağışıklık kazandırmak ve bakterilere karşı bağışıklık yanıtı oluşturmak için kullandılar. Bu fareler P. aeruginosa ile enfekte olduklarında, bağışıklık sistemlerinin bakterilerin %99,9'unu etkili bir şekilde öldürdüğü gösterildi.

Araştırmacılar şimdiki çalışmalarında ise, P. aeruginosa'ya karşı korunmak için hangi bağışıklık hücrelerinin sorumlu olduğunu araştırmaktalar. Bağışıklık sisteminin bakterilerin öldürülmesine kadarki ilk tespitini kapsayan moleküler kaskadın belirlenmesinin, aşıların hassas bir şekilde ayarlamasına yardımcı olacağı düşünülüyor.

Çalışmacılar ayrıca, Pseudomonas’ın çok kolay adapte olabildiğini ve bakterinin kolayca yeni bir yol bulup tedaviden kurtulabileceğini; bu nedenle de geniş bir koruma sağlamak için çok değerlikli bir aşı geliştirmek istediklerini belirttiler ve çoklu bakteriyel proteinlerden üretilen çoklu hedef aşıları da araştırmaya devam ettiklerini eklediler.

Literatür talep et

Referanslar :

Patricia Inacio. Researchers Working on Vaccine Against P. aeruginosa Before Infection Sets In. Cystic Fibrosis News December 3, 2018.

Geliştirilen Yeni Test KF`de Öksürme ve Hava Yolu Klirensine Yardımcı Olabilir

16 Mayıs 2019

Öksürüğün ürettiği yüksek hızlı hava akımı ile intrapulmoner mukusun temizlenmesi, kistik fibrozis (KF) veya kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOPD) hastalıklarında olduğu gibi, muko-obstrüktif durumu ve bozulmuş siliyer ilişkili mukus klirensi olan hastalarda ana kurtarma klirens mekanizmasıdır. Önceki çalışmalar hava yolu yüzeylerinde oluşan mekanik kuvvetleri öksürük yoluyla araştırmış ancak mukus biyofiziksel özelliklerinin öksürüğün etkinliği üzerindeki etkilerini dikkate almamıştır. Teorik olarak mukus, akciğerden bir öksürük, mukus tabakasının müsin iplikçiklerinin yırtılması yoluyla parçalandığı koheziv yetmezlik veya mukus hücre bağlarının parçalanmasını gerektiren adeziv yetmezlik ile giderilebilir.

Pulmoner mukus klirensi, vücudu potansiyel olarak zararlı mikroorganizmalardan ve partiküllerden korumada kritik bir mekanizmadır. Ancak KF, KOAH ve astım gibi hastalıklarda, bu klirens sistemi arızalıdır ve bunun sonucu olarak akciğerlerde, enfeksiyonu teşvik eden ve solunum fonksiyonunu bozan yoğun mukus birikimi görülür. Verimli mukus klirensi, hava yollarını kaplayan hücrelerin normal aktivitesine, ayrıca mukusun su ve iyon içeriğine ve müsin adı verilen yapışkan moleküllerin doğru dengesine bağlıdır.

North Carolina Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, öksürüğün neden olduğu mukus klirensi mekanizmasını daha iyi anlamak için, hem sağlıklı bireylerden hem de KF hastalarından doku kullanarak, hava yolu astar hücrelerinin çeşitli özelliklerini taklit eden bir peel testi deneyi geliştirdiler. Yeni test, KF’si ve diğer akciğer hastalıkları olan insanların akciğerlerinde biriken mukusun çeşitli özelliklerini değerlendirdi.

Transplantasyon hastalarının akciğerlerinden hava yolu astar hücreleri topladılar ve bunları laboratuvarda kültüre ektiler. Daha sonra, bu hücre kültürlerine, küçük ağsı yapılar, mukozaya sıkıca bağlanmaları için gömüldü. Ağlar da mukusun çekilmesi ve yırtılması için gereken kuvveti ölçmek için kuvvet sensörlü bir motora bağlandı.

Deneyler, organik maddede mukusun konsantrasyonunun sağlıklı bireylere göre yaklaşık %20 olduğu bilinen KF hastalarında mukusun kuvvet ve soyulma velositesinin çok daha yüksek olduğunu gösterdi. Bu bulgunun, KF hastalarının neden sıklıkla akciğer mukusunu öksürük yoluyla dışarı atamadığını açıklamaya yardımcı olabileceği düşünüldü.

Salin Konstrasyonu Da Azaltıyor

Araştırmacılar, hava yolu hücre-mukus etkileşimine bakarken, aynı mukus konsantrasyonunda karşılaştırıldığında, KF’li ve KF’siz örnekler arasında adeziv kuvvette bir fark görmediler. Değişken hastalık şiddeti olan KF ve KOAH hastalarından toplanan balgamın koheziv kuvvetinin analizi, daha yüksek bir koheziv kuvvetin mukus konsantrasyonuyla güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu, ancak hastalık tipine bağlı olmadığını gösterdi.

Araştırmacılar daha sonra, soyulma testi analizlerini kullanarak, inhale salin ve hipertonik salin çözeltileri gibi hidrate edici ajanlar ve daha klasik mukolitik ajanları içeren tedavi yaklaşımlarını test ettiler. Mukusun hidrate edilmesine yönelik salin çözeltisi, KF mukusunun adeziv ve koheziv kuvvetlerini önemli ölçüde azaltırken, konsantrasyonunu da yarı yarıya azaltıyordu. Normal müsin iplikçiklerinin oluşumunu ve bağlanmasını önleyebilen bir mukolitik ajan olan asetil sisteinin, KF mukusunun adeziv/koheziv kuvvetlerini etkili bir şekilde azaltarak, daha kolay bir klirense olanak sağladığını gördüler.

Araştırmacılar sonuçların, KF hastalarında hidrate edici ve mukolitik ajanların veya her ikisinin birlikte kullanılmasının, öksürük yoluyla mukus klirensine yardımcı olabileceğini gösterdiğini belirttiler. Çalışmada geliştirdikleri araçların, klirensin başarısız olduğu bazı önemli hastalıklarda mukus klirensini iyileştirmek için stratejileri test etmeye yardımcı olacağını aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Alberto Molano. New 2-in-1 powder aerosol to upgrade fight against deadly superbugs in lungs, Cystic Fibrosis News December 18, 2018.

Kistik Fibrozis Tedavisinde Tele-Sağlık ve Entegre Sağlık Koçluğu İş Birliği

06 Mayıs 2019

Kistik Fibrozis Vakfı (CFF) tarafından yayınlanan enfeksiyon kontrol rehberleri uyarınca, bir odada bir kerede yalnızca bir hasta bulunabilmektedir. Bu, bilgiye en acil şekilde ihtiyaç duyan hastaların, konferanslardan faydalanabilmelerini ciddi şekilde sınırlandırır. Kısıtlamalar ile başa çıkmak için ve mümkün olan maksimum hasta sayısına ulaşmak için, KF klinikleri giderek daha fazla video konferans, internet sohbetleri ve diğer teknikleri de içeren tele sağlık yöntemlerine yönelmektedir.

Rationale Attain Health ismindeki yeni bir hasta merkezli program, kistik fibrozis ile yaşayan insanların sağlığını optimize etmek için toplumun katılımı ve akran sorumluluğuyla bütünleştirici sağlık ve fiziksel performans koçluğunu birleştirmeyi amaçlıyor. Hastaların egzersiz, sağlıklı beslenme, zaman yönetimi, farkındalık ve verimli tedavilerin sağlıkları ve yaşam beklentileri üzerindeki faydaları hakkında bilinçlenmeleri hedefleniyor.

Program Sayesinde Nakilden Vazgeçildi

Programda hastalar, haftalık sanal toplantılarda, haftalık grup koçluğu oturumlarında ve KF topluluğundaki uzmanların eğitim web seminerlerinde performans koçu ve entegre sağlık koçu ile bir araya geliyor. Entegre sağlık ve fiziksel performans koçluğu platformu, müşterilere kişisel sağlık hedefleri belirleme, uygulama planları geliştirme, alışkanlıklar oluşturma ve sağlık hedeflerine ulaşmak için kaçınılmaz engelleri aşma fırsatı sunuyor.

Sanal bir topluluk aracılığıyla gerçekleştirilen bu programda, izlenebilirlik ve topluluğun pozitif değişimi entegre etmeleri için hastaların birbirlerini desteklemesi sağlandı. Program kapsamında her bir hastaya entegre sağlık koçu ile 90 dakikalık bir danışma sunuldu. Entegre sağlık koçu; program parametreleri, vizyon çalışması, müşterinin program için hedeflerinin bir taslağının oluşturulması ile grup koçluğu ve danışmanlığı görevlerini aldı. 90 dakikalık bir konsültasyon, bir hareket değerlendirme ekranı yürüten ve uygunluk hedefleri belirleyen performans koçuyla takip edildi. Hastalar, motivasyonlarını sürdürmek, farkındalık teknikleri kullanmak ve nihai sağlık hedeflerine doğru ilerlemek için sağlık koçuna sınırsız erişime sahiplerdi. Hastalar böylelikle, uygun egzersiz tekniğini öğrenmek için performans koçu ile video konferanslar yapma ve egzersiz programında yaşadığı zorlukları çözme fırsatı buluyorlardı.

Üç aylık pilot program ile, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Danimarka'dan 17-54 yaş arası 15 hastaya hizmet sağlandı. Bu süre boyunca hastaların FEV1'indeki ortalama artış, üç aylık çalışma döneminde %-2 ile %+15 arasında değişmekteydi. Hatta bir hastadaki FEV1 değerinin %21’den %33’e çıktığı görüldü ve bu hasta nakil listesinden çıkarıldı. VKİ 10/15 hastada düzeldi. İki hastanın kilo verme hedefi vardı (BMI 29 ve 31) ve bu hedeflere ulaşıldı.

Program yetkilileri kistik fibrozis hastalarının sadece ilaç tedavisi ile iyileştirilemeyeceğini, bu hastaların gelişen teknolojinin mümkün kıldığı tele-sağlık gibi yöntemlerden de fayda gördüğünü belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

C. Landon, K. Q. Porco. Integrating Telehealth and Integrative Health Coaching In Cystic Fibrosis Care, Attain Health 2019.

Gebelikte Astım, Doğum Sonrası Depresyona Mı Neden Oluyor?

27 Mart 2019

Amerikan Psikologlar Birliği'ne göre her 7 yeni anneden yaklaşık biri doğum sonrası depresyona girmektedir ve bu durum bu annelerin yaklaşık yarısı için ilk depresyon olayıdır. Kanada merkezli yapılan bir çalışmada, gebeliklerinde astımı olan kadınların doğum sonrası depresyon yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu öne sürüldü.

Montreal Üniversitesi'nde baş araştırmacı Dr. Blais, "Genel olarak (hamileliğin dışında) astımın, artan depresyon riski ile ilişkili olduğunu biliyorduk, bu nedenle hamilelik sırasında astımın doğum sonrası depresyon riskini arttırabileceğinden şüphelendik" şeklinde bir açıklamada bulundu.

Riski değerlendirmek için Blais ve meslektaşları tarafından, 1998-2009 yılları arasında Quebec şehrinde doğum yapan ve astımı olan 35.000’den fazla hamile kadının ve astımı olmayan yaklaşık 200.000 kadının sağlık geçmişleri karşılaştırıldı.

Elde edilen sonuçlar, doğumdan sonraki yılda astımlı kadınlarda doğum sonrası depresyon oranlarının kabaca ikiye katlandığını gösterdi.

Doğumdan Sonra Depresyon Oranı Artıyor

Çalışmada, astımı olan kadınların %0,8'i, astımı olmayan kadınların ise %0,4'ü doğum sonrasındaki bir ayda depresyona girdi. Üç ayda, astımlı kadınların yaklaşık %2'sine astımı olmayan kadınların ise %1’ine depresyon tanısı kondu. Bir yıl sonunda, astımlı kadınların yaklaşık %6'sında ve astım olmayan kadınların yaklaşık %3'ünde doğum sonrası depresyon görüldü.

Araştırmacılar ayrıca diğer sağlık koşullarını ve demografik bilgileri de incelediler ve astımlı kadınların 25 yaşın altında olma, kentsel alanlarda yaşama ve kronik hastalıklar veya hamilelikle ilgili rahatsızlıklara sahip olma ihtimalinin daha yüksek olduğu bulundu.

Ayrıca; preterm doğum, sezaryen doğum, düşük doğum ağırlığı, zayıf fetal büyüme veya doğumdaki konjenital malformasyon oranlarının astımı olan kadınlarda daha fazlaydı.

Bu faktörler göz önünde bulundurulduktan sonra, depresyon öyküsü de dahil olmak üzere yazarlar, astımı olan kadınların, doğum sonrası depresyon yaşamaya, astımı olmayanlara göre %58 daha fazla meyilli olduğu hesaplanmıştır.

Yazarlar tarafından, hamilelik sırasındaki astımın neden doğum sonrası depresyon riskini arttırdığı konusunda net bir gerekçe verilmemektedir. Bununla birlikte, astımlı kadınlarda artan endişe veya stres hissi nedeniyle olabileceğini ve enflamasyonun da bu süreçte bir rol oynayabileceği öne sürülmektedir.

Literatür talep et

Referanslar :

Asthma During Pregnancy Tied to Postpartum Depression Risk - Medscape - Oct 11, 2018. 

Düşük Akciğer Fonksiyonu Demans Riskinde Artışla İlişkili Bulundu

18 Mart 2019

Demans ve hafif bilişsel bozukluk sıklığının yüksek olması, bu durumları ön plana çıkarmıştır ve gelişimine katkıda bulunabilecek potansiyel değiştirilebilir risk faktörlerini bulmak toplumsal açıdan çok önemlidir. Yapılan önceki çalışmalar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kronik bronşit ve astım gibi akciğer hastalıklarının, daha yüksek bir demans riski veya bilişsel yetenek kötüleşmesine neden olabileceğini göstermiştir. Ancak bu durumların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğu tam olarak ortaya konmamıştır. Araştırmacılar, enflamasyon, oksidatif stres ve akciğer bozukluklarının neden olduğu anormal doku oksijenasyonunun önemli bir rol oynayabileceğine inanmaktadırlar.

Yapılan yeni bir çalışmada, orta yaştaki bozulmuş akciğer fonksiyonunun veya akciğer hastalığının, daha sonraki yaşamda görülen demans ve hafif bilişsel bozulma (MCI) riskinin daha yüksek olması ile ilişkili olacağı hipotezi test edildi.

Araştırmacılar, spirometri uygulanan ve akciğer sağlığı hakkında sorular sorulan (1987-1989) toplam 14.184 ARIC çalışması katılımcısını değerlendirdiler. ARIC çalışması, ortalama olarak 23 yıl boyunca takip edilen, dört ABD topluluğundan, yaş ortalaması 54,2 yıl olan 15.792 kişiyi kapsıyordu. Bu özel analiz için,% 17,6'sı KOAH, % 5,9'u restriktif akciğer yetmezliği tanılı, % 33,5'i normal akciğer fonksiyon sonuçları olan ancak solunum semptomları gösteren ve % 43,1’i sağlıklı akciğerlere sahip olduğu kabul edilen 14.184 kişinin klinik kayıtları incelendi. Demans ve MCI’ya,  tüm kohortta hastaneye yatış tanı kodları (1987-2013) kullanılarak ve kapsamlı bir nörobilişsel sınava (2011-2013) katılan % 42'sinde yargılama ile karar verildi.

Restriktif ve Obstrüktif Akciğer Hastalarında %27 Daha Fazla Demans

Kararlı ve ayarlanmış sonuçlar kullanılarak yapılan analizlerde, demans veya MCI oranları restriktif ve obstrüktif akciğer hastalığı olan katılımcılar arasında hastalık veya solunum semptomları olmayanlara göre daha yüksekti. Solunum fonksiyonlarında azalma olan orta yaştaki erişkinlerin daha sonraki yaşamda demans veya bilişsel bozulma gelişme riskinin % 27'ye varan bir oranda daha yüksek olduğu gösterildi. Bu risk paterni, idiyopatik pulmoner fibroz (IPF) gibi kısıtlayıcı akciğer hastalıkları olan hastalarda daha belirgindi.  Bu bağlantı, sadece sigara içmeyenlerle sınırlı olan analizlerde benzer bir şekilde mevcuttu ve Hem alzheimer hastalığı ilişkili demans ve serebrovasküler etyolojili demans için de mevcuttu. Çalışmalarda düşük zorlu tahmini ekspiratuar hacim ve vital kapasitenin artmış demans riski ile ilişkili olduğu görüldü.

Araştırmacılar yaptıkları geniş çaplı çalışmanın sonuçlarının, bu akciğer hastalıklarının, özellikle de restriktif akciğer bozukluğu bozukluklarının önlenmesinin, demans ve bilişsel bozulmanın insidansını ve yükünü azaltmaya yardımcı olabileceğini gösterdiğini belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Pamela L Lutsey, Nemin Chen, Maria C. Mirabelli, Kamakshi Lakshminarayan, David S Knopman, Keith A Vossel, Rebecca F Gottesman, Thomas H Mosley, Alvaro Alonso. Impaired Lung Function, Lung Disease and Risk of Incident Dementia, American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine 2018.

Akciğerlerde Yeni Bir Hücre Tipi Keşfedildi

14 Kasım 2018

1980'lerin sonlarında tanımlanan CFTR (kistik fibrozis transmembran regülatör) geni, hücre zarları boyunca klorür iyonları taşıyan bir proteini kodlar. CFTR'deki mutasyonlar, akciğer, pankreas ve diğer organlarda kalın mukus birikimine yol açabilir, bu da sık solunum yolu enfeksiyonlarına ve kistik fibrozisi karakterize eden diğer semptomlara yol açar. Bu mutasyonlar, dünya çapında 70.000'den fazla kişiyi etkileyen bir multiorgan hastalığı olan kistik fibrozise neden olan mutasyonlardır. Bilim adamları uzun zaman önce, CFTR'nin, yaygın bir havayolu hücre tipi olan silli hücrelerde düşük seviyelerde eksprese edildiğini kabul etmişlerdir.

CFTR ile ilgili on yıllardır süren çalışmalara ve kistik fibrozis (KF) hastalığının tedavisindeki ilerlemelere rağmen, bu alanda hala tam bir kür sağlanamamıştır. Yeni bulgular, CFTR aktivitesinin kistik fibrozise karşı gelecekteki tedavi stratejileri için ümit vaat eden hedefler olarak hizmet eden daha önceden bilinmeyen küçük bir hücre popülasyonunda yoğunlaştığını göstermektedir.

Harvard Tıp Okulu ve Novartis Biyomedikal Araştırma Enstitüsü (NIBR) bilim adamları tarafından yönetilen bir çalışma ile Massachusetts Genel Hastanesi'nde bulunan Harvard Tıp Okulu araştırmacıları, MIT Broad Enstitüsü ve Harvard’lı bilim insanları tarafından yönetilen başka bir çalışmada, insan hava yolunda yeni ve nadir bir hücre türü keşfedildi. Araştırmacılar hücreleri, tatlı su balıkları ve kurbağa derisinin solungaçlarında bulunan ve hücre dengesini düzenleyen bir hücre türü olan iyonositlerle benzerlik gösterdikleri için "dengesiz iyonositler" olarak adlandırdılar.

Gen Tedavisi için Bir Umut

Yeni çalışmalar, CFTR ekspresyonunun çoğunun, solunum yolu hücrelerinin sadece yüzde 1'ini oluşturan pulmoner iyonositlerde oluştuğunu göstermektedir. CFTR'nin aktivitesinin, sadece ekspresyonu değil, dokudaki pulmoner iyonosit sayısı ile ilişkili olduğu gösterildi.

Çalışmalar ayrıca, akciğer biyolojisi ve hastalığının mevcut anlayışını genişleten diğer yeni, nadir ve kötü anlaşılmış hücre tiplerinin özelliklerini ortaya çıkardı. Tek hücreli dizileme teknolojisini kullanılarak, insan ve fare solunum yollarından izole edilen on binlerce hücrede gen ekspresyonu analiz edildi. Gen ekspresyonu paternlerini ve daha önce tarif edilen hücreleri referans olarak kullanan araştırmacılar, farklı hücre tipleri ve durumları, bunların miktarı ve dağılımı hakkında kapsamlı kataloglar oluşturdular. Analizler ile hem bilinen hem de önceden tanımlanmamış hücre tiplerinin genetik kimliklerini haritaladılar. Pulmoner iyonositler olarak adlandırdıkları bir yeni hücre tipi, diğer hücrelerden daha yüksek seviyede CFTR eksprese ettikleri için özellikle dikkat çekiciydi. Farelerde pulmoner iyonositlerde kritik bir moleküler süreci bozduğunda, özellikle yoğun mukus oluşumu olmak üzere, kistik fibrozis ile ilişkili temel özelliklerin başlangıcını gözlemlediler. 

Araştırmacılar, bu hücrelerin tanımlanmasının, CFTR mutasyonlarını düzeltmek için gen tedavisi kullanmaya çalışan ekiplere yardımcı olabileceğini belirtiyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

Lindsey W et al. A single-cell atlas of the airway epithelium reveals the CFTR-rich pulmonary ionocyte. Nature, 2018


Daniel T. Montoro et al. A revised airway epithelial hierarchy includes CFTR-expressing ionocytes. Nature, 2018

 

Kistik Fibrozis ve Pulmoner Mikrobiyom

13 Ağustos 2018

İnsan mikrobiyomunun ve daha yakın zamanda solunum sisteminin karmaşık moleküler biyoloji teknikleri aracılığıyla incelenmesi, insanlarda, insan sağlığında ve çeşitli hastalıklarda mikrobiyal kolonizasyonun muazzam çeşitliliğini ortaya çıkarmıştır. Akciğerlerin bakteriler, mantarlar ve virüsler gibi mikroorganizmalar tarafından patojenik olmayan bir şekilde kolonizasyonu olabilir. Bu fizyolojik akciğer mikrobiyomu düşük koloni yoğunluğu göstermesine rağmen, yüksek çeşitlilik sunar. Bununla birlikte, bazı patolojik durumlar, bazı bakteri cinslerinin artan konsantrasyonları ile diğerlerinin zararına olan, bu çeşitliliğin kaybına yol açmaktadır. Farklı sağlık veya hastalık durumlarında akciğerlerde bulunan bakterilerin nitel bilgisi mevcuttur ve bu bilgi, bu mikrobiyotanın, bağışıklık yanıtını modüle ettiği lokal ve sistemik bağışıklık sistemleri ile etkileşimini anlamayı geliştirmiştir. Mikrobiyota ve akciğerler arasındaki bu intrinsik ilişki göz önüne alındığında çalışmalar, solunum sisteminde homeostazın patofizyolojik mekanizmaları ve kistik fibrozis, KOAH, astım ve interstisyel akciğer hastalığı gibi bazı hastalıklarda potansiyel disbiyosiz (belli bir floradaki bakteri konsantrasyonundaki dengesizlik) hakkında yeni kavramlar ortaya koymuştur. Akciğer mikrobiyotası ile ilgili bilgilere dair paradigmaların geride bırakılması, olası terapötik hedefleri tanımlamak ve yenilikçi klinik yaklaşımlar geliştirmek için mikrobiyomun rolünün anlaşılmasını zorunlu kılmıştır.

Patojenik ve Komensal Bakteriler Tanımlanmalı

Kistik fibrozis (KF) gibi süpüratif akciğer hastalıklarında hava yolu kolonizasyonu, klinik ve radyolojik bulguların ilerlemesinde önemli bir rol oynar ve mikrobiyotaların rolünün anlaşılması, bu bulguların patofizyolojisini anlamada anahtar roldedir. Mevcut veriler KF'deki Staphylococcus aureus ve Burkholderia cepacia kompleksinin önemini gösterirken, moleküler çalışmalar daha önce tanınmamış organizmaların olduğunu göstermiştir. Bu kolonizasyonun örnekleri arasında Stenotrophomonas maltophilia ve Achromobacter spp.'nin varlığının yanı sıra Mycobacterium abscessus ve Aspergillus fumigatus'un raporları yer alır. KF'li hastalarda mikrobiyom çalışmaları, daha genç ve sağlıklı hastalardan alınan örneklerin genellikle daha çeşitli bakteriyel topluluklar sergilediğini, son evre akciğer hastalığı olan hastaların akciğer eksplantlarının ise P. aeruginosa ve S. maltophilia gibi sadece bir veya iki saptanabilir patojenik bakteriyle çok düşük çeşitlilik gösterdiğini göstermiştir. Bu mikrobiyolojik değişim, KF'li bir hastanın ömrü boyunca, her bir türün kolonileri arasında artan bolluk ve daha büyük filogenetik benzerlik ile birlikte görülür. Süpüratif hastalıklarda, enfeksiyon ve kolonizasyon, yani denge / sağlık ve disbiyoz / hastalık arasında ayrım yapmak için patojenik ve komensal mikrobiyotanın anlaşılması çok önemlidir.

Literatür talep et

Referanslar :

Costa AN, Costa FM, Campos SV, Salles RK, Athanasio RA. The pulmonary microbiome: challenges of a new paradigm, J Bras Pneumol. 2018

Kistik Fibrozis Akciğerleri İçin Otomatik Bilgisayarlı Tomografi Skoru

25 Temmuz 2018

Bilgisayarlı tomografi (BT), kistik fibrozisli (KF) hastaların akciğerlerindeki yapısal değişiklikleri değerlendirmek için altın standart yöntemdir. BT, hafif hastalık progresyonunu saptamak için spirometriden daha duyarlı olmasına rağmen, özellikle kümülatif radyasyon dozu nedeniyle hastalık izlemindeki rolü tartışmalıdır. Bununla birlikte, kombine posteroanterior ve lateral göğüs röntgenlerine yakın dozlar uygulayan, çok düşük doz BT protokolleri yakın zamanda tanımlanmıştır.

Pulmoner yapısal değişikliklerin nicelleştirilmesi için çok sayıda görsel BT skorlama yöntemi önerilmiştir. En yeni olanı, Brody-II skorundan türetilen CF-CT skorudur. Görsel BT skorları, KF akciğerinde erken değişikliklerin saptanması için pulmoner fonksiyon testlerinden daha yüksek bir duyarlılığa sahiptir ve sağ kalım, yaşam kalitesi ve alevlenme oranı gibi klinik sonlanım noktaları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, görsel yöntemler sorgulanabilir tekrarlanabilirliğe sahiptir, kapsamlı bir eğitim gerektirir ve klinik çalışmalarda olduğu kadar klinik pratikte kullanımlarını önleyecek şekilde zaman alıcıdır. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda BT yapısal değişikliklerinin bir son nokta olarak kullanıldığı dikkat çekmektedir. Otomatik yöntemler görsel puanlamanın sınırlamalarının üstesinden gelebilir.

Fransız araştırmacılar, amfizemde BT düşük atenüasyon alanlarının otomatik olarak ölçülmesi ile kıyaslandığında, KF'deki yüksek atenüasyonlu yapıların otomatik miktarının hastalığın şiddetini ve yeni ortaya çıkan tedaviler altında iyileşmeyi objektif olarak yansıtabileceğini varsaydılar. KF’li hastalarda yüksek atenüe akciğer yapısal anormalliklerinin değerlendirilmesi için otomatik yoğunluk-temelli bir BT skorlama yöntemi geliştirdiler. BT radyasyon dozunu olabildiğince düşük tutmak için, sadece inspirasyon görüntüleri gerektiren bir skorlama metoduna odaklandılar.

Yeni Skorlama ile Daha İyi Takip

Araştırmacılar, 70 yetişkin KF hastasıni değerlendirdiler. Gelişim kohortu, 45 tedavi öncesi ve takip göğüs BT'leri mevcut tedavi almakta olan 17 hastayı kapsıyordu. Doğrulama için tedavi almayan 53 kişilik başka bir hasta kohortu kullanıldı. BT yoğunluk skorları, mod ve standart sapma (SD) gibi histogram özelliklerine göre sabit ve uyarlanmış eşikler kullanılarak hesaplandı. Görsel CF-CT skoru da hesaplandı. BT skorları ve FEV1% pred ve bunların zaman içindeki değişimleri arasındaki korelasyon değerlendirildi.

Kesitsel değerlendirmede, FEV1% pred ve otomatik skorlar arasındaki korelasyon katsayıları, gelişim ve doğrulama kohortlarındaki görsel skordan biraz daha düşüktü. Tersine, FEV1% pred ile korelasyon, uzunlamasına takipte otomatik skorlarda görsel skorlardan daha yüksek olma eğilimi gösterdi. Mod + 3 SD ve Mod +300 HU'ya dayalı otomatik puanlar, FEV1%pred için en yüksek kesitsel ve uzunlamasına korelasyon katsayılarını gösterdi.

Araştırmacılar, geliştirilen BT-yoğunluk skorunun, KF'deki yüksek atenüe akciğer yapısal anormalliklerini güvenilir bir şekilde ölçtüğünü belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Chassagnon et al. An automated computed tomography score for the cystic fibrosis lung, European Radiology 2018.

Kistik Fibrozisli Hastalar İçin Eczane Temelli Tedavi Yönetim Programı

13 Haziran 2018

Kistik fibrozisli hastalar arasında tedavi uyumsuzluğu, hem akciğer fonksiyon düşüşü hem de IV antibiyotik gerektiren pulmoner alevlenmelerin bir ön belirteci olarak bulunmuştur. 2014 yılında yapılan bir çalışmada, pulmoner ilaçlara düşük veya orta derecede uyumu olan hastaların, yüksek bağlılık gösteren hastalara kıyasla KF ile ilişkili veya tüm nedenlerle hastaneye yatma olasılıklarının daha yüksek olduğu belirtilmiştir. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, zayıf bağlılık, yüksek uyumu olan hastalarla karşılaştırıldığında, daha yüksek sağlık maliyetleri ile ilişkilidir.

2014 yılının Mayıs ayında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki büyük bir eczane zinciri,  KF klinik bakımının, hasta ilaçları yönetimi, KF ilaçlarına ve ürünlerine erişim, hasta ve bakıcı eğitimi ile erişim engelleri olmak üzere dört temel yönünün bütünsel yönetimine yardımcı olmak için Connected Care® Kistik Fibrozis (CC-CF) klinik programını başlatmıştır. Programda hasta yeni bir KF programı ilacına başladığı zaman, özel eczane eczacısı tarafından ilaç (ve nebulizatör kullanımı), saklama / stabilite ve yan etkiler de dahil olmak üzere özel bir eğitim almaktadır. Hasta ya da bakıcılar ayrıca bağlılık ve enfeksiyon kontrol eğitimini de alır. Bu danışma, hasta ek KF ilaçlarını da değiştirdiğinde veya başlattığında sağlanır. Daha sonra, aylık temas noktaları, ilaç da dahil olmak üzere, ilaçla ilgili yan etkiler, kaçırılmış dozlar ve uyuşma önündeki engeller için hastayı tarayan yeniden doldurma hatırlatma çağrılarından oluşur. Hastanın ihtiyaçları değişebileceğinden, CC-CF programı hasta ya da bakıcıyı başlangıçta ve tedavi süresi boyunca desteklemeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, programın öncelikli hedefi, hastaların KF uzmanlık ilaçlarına uyum sağlamaları ve onlara bağlı kalmalarına yardımcı olmaktır.

Daha Yüksek Tedavi Bağlılığı Daha Az Acil Müdahale İhtiyacı

Amerikalı araştırmacılar, bu eczacı temelli tedavi yönetim programını kullanan KF’li hastalar ve eşleştirilmiş bir kontrol grubunda, ilaç bağlılığı, pulmoner alevlenmeler, sağlık hizmeti kullanımı ve maliyetleri karşılaştıran bir çalışma yaptılar.

Araştırmacılar bu retrospektif, gözlemsel kohort çalışmasında, Registry®'den gelen verileri kullandılar. Örneklem 6 yaşından büyük ve 02.06.2014 – 31.05.2015 tarihleri arasında inhale tobramisin, inhale aztreonam, ivacaftor veya dornaz alfa olmak üzere bir ilaç kullanan KF hastalarından oluşuyordu. Çalışmada tedavi bağlılığı, kapsanan günlerin oranı (PDC) olarak ölçüldü. Ayrıca çalışmadaki katılımcıların ve eşleştirilmiş kontrollerdeki sonuçları karşılaştırmak için eşitlik puanlaması ve çok değişkenli regresyon teknikleri kullandılar.

Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 236 müdahale ve 724 kontrol hastasından, 202'si her bir özellik açısında eşleşti. Kontrol grubu ile ilişkili olarak, program hastaları tobramisin için % 23 daha yüksek ortalama PDC'ye sahipti ve eşlesen kontrol grubuna kıyasla iki kat daha fazla tedaviye bağlı olma ihtimalleri vardı. Üstelik program hastalarında kontrol grubuna göre daha düşük acil servis ziyareti ve acil servis maliyetleri de gözlendi.

Araştırmacılar, KF hastaları için eczane temelli bir tedavi yönetim programının etkili KF bakım yönetimini destekleyebileceğini belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Kirkham et al. Outcome evaluation of a pharmacy-based therapy management program for patients with cystic fibrosis, Pediatric Pulmonology. 2018;1–8.

Kistik Fibrozisli Çocuklarda Vücut Büyümesi Enerji Alımı ile Nasıl İlişkili?

19 Mart 2018

Vücut büyümesi, kilo ve boy kazancı olarak ifade edilir; kistik fibrozisli (KF) hastalarda morbidite ve mortalitenin güçlü bir belirleyicisidir. Yüksek enerjili bir diyetle ilgili mevcut tarihsel temelli önerilerin optimal büyüme için yeterli olup olmadığı sorgulanabilir.

Hollanda’dan araştırmacılar, pediyatrik KF'li hastalarda vücut büyümesi ve rutin enerji alımı arasındaki boylamasına ilişkiyi değerlendiren bir çalışma yaptılar.

Çalışmaya, diyet kayıtlarıyla birlikte 969 kilo ve boy ölçümü ve 786 yağ emilim ölçüm katsayısı (CFA) elde edilen, 2-10 yaşındaki KF'li hastalar dahil edildiler. 8 yıllık izlem süresi boyunca vücut büyümesi, enerji alımı, makro besin alımı ve enerji alımı ve yağ emilim katsayısının vücut büyümesi üzerindeki uzun vadeli etkisini tanımladılar.

Daha Fazla Kalori Daha Fazla Büyüme

Çalışmaya 191 KF’li çocuk dahil edildi ve bu çocuklar sağlıklı çocuklara kıyasla, büyüme geriliğine sahipti. Diyet alımı, ölçümlerin % 47'sinde (457/969) % 110 tahmini ortalama gereksinimdeydi (EAR) ve önerilen yüksek enerji seviyesine (% 110-200 EAR) tam olarak ulaşamadı. Ayrıca, EAR olarak ifade edilen alım, yaş arttıkça azaldı. Kesitsel olarak, daha kalorili alımı olan erkek ve kızların yaşa göre ağırlığı (WFA) daha yüksekti. Ayrıca, daha yüksek kalori almış erkeklerin yaşa göre ayarlanmış-hedef boyları (HFA / TH) veya VKİ’leri daha yüksekti. Kalori alımı hem erkek hem de kızlarda WFA ve erkeklerde VKİ ile ilişkiliydi. Her 100 kalorinin alımının artması z-skoru WFA'da 0,01 (kızlar) -0,02 artış ve z-skoru VKİ'de 0,03 artışa neden oluyordu. CFA ve WFA, HFA / TH veya VKİ arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Protein, yağ ve karbonhidratların katkısı WFA ve HFA / TH veya VKİ ile ilişkili değildi.

Araştırmacılar elde ettikleri bulguların, nispeten erken yaşta dahi, sağlıklı çocuklara kıyasla, KF’li çocuklarda uzlaşmacı bir büyümeyi işaret ettiğini belirttiler. Ölçümlerin % 47'sinde enerji alımının %110'tan daha az olduğunu ve 8 yıllık izlem süresince optimal olmayan vücut büyümesini önlemek için yetersiz göründüğünü aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Woestenenk JW, et al. The relationship between energy intake and body-growth in children with cystic fibrosis, Clinical Nutrition (2018), https://doi.org/10.1016/j.clnu.2018.02.005

Kistik Fibroziste Solunum Yolu Tuz Konsantrasyonu ve Enfeksiyonlar

25 Şubat 2018

Kistik fibrozis (KF), kuzey yarımkürede en yaygın görülen genetik hastalıktır. Bir siklik AMP-tarafından regüle edilen Cl-kanalını kodlayan kistik fibroz transmembran iletkenlik düzenleyicisi (CFTR) genindeki mutasyonlar, CFTR protein üretiminde bozulmaya ve solunum yollarında klorür ve bikarbonat atılımı kaybına neden olur. İkincil elektrolitik ve asit-baz dengesizliklerinin mukoid bronşiyal sekresyonlardan ve fırsatçı patojenler tarafından kolonizasyondan sorumlu olduğu düşünülmektedir ancak ilişkili mekanizmalar belirsizdir.

Havayolu yüzey sıvısı (ASL) tuz konsantrasyonu ve asit-baz ortamı ile bunların mukus üretimi ve mikrobiyal kolonileşme ile kesin ilişkileri tam olarak anlaşılamamıştır. KF'li bireylerin normal kişilerle karşılaştırıldığında daha yüksek sodyum klorür konsantrasyonuna sahip olup olmadıkları tartışmalıdır. Bronşiyal epitel hücreleri in vitro deneysel modeller ve hayvan çalışmaları uyuşmayan sonuçlar verir. Benzer şekilde, deneysel in vitro modellerde hayvan ve insan çalışmaları, ASL'nin KF'de daha asidik olup olmadığını değerlendirmiştir ve bu konuda dada görüş birliği bulunmamaktadır. Bununla birlikte, solunum salgıları NaCl konsantrasyonu ve asidik ortamın bağışıklık savunmasının önlenmesi ve artmış patojen duyarlılığından sorumlu olduğu öne sürülmüştür. Ayrıca, sıklıkla kolonize olan ve kistik fibroz hastalarının hava yollarını bulaştıran bağırsak dışı mikobakterilerin konakçı adaptasyonunun çevresel tuz konsantrasyonları ile korele olduğu gösterilmiştir.

Tuz Konsantrasyonu ile Enfeksiyonlar İlişkili Mi?

Fransa’dan araştırmacılar, KF’li hastaların ve KF’li olmayan kontrollerin balgam tuz konsantrasyonu ve asit-baz özelliklerini karşılaştıran noninvaziv prospektif kontrollü bir klinik çalışma yaptılar.

Araştırmacılar, mikrobiyolojik analiz için rutin tanı laboratuvarlarına gönderilen balgam numuneleri, Kasım 2014'te prospektif olarak topladılar. Çalışmaya, Marsilya'daki Kistik Fibroz Referans Merkezi'nde aktif olarak takip edilen pediyatrik ve erişkin KF hastalarını dahil ettiler. Kişi başına bir örnek incelendi.  Çalışmaya, toplam 57 hasta ve 62 kontrol dahil edildi. Hastalarda balgam tuzu konsantrasyonları 10,5 g / L ve yaş uyumlu kontrollerde 7,4 g / L’ydi. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Hastalar ve kontroller arasında pH'da bir fark gözlenmedi.

Araştırmacılar, solunum salgıları tuz konsantrasyonlarındaki bu farklılıkların, kistik fibroz solunum yolu enfeksiyonları bağlamında konak patojen etkileşimlerini etkileyebileceğini belirttiler. Bakteri kültürü için gönderilen kistik fibroz hastalarının balgamlarında solunum salgı tuzu ölçümünü rutin bir analiz olarak dahil etmeyi önerdiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Grandjean Lapierre et al. Cystic fibrosis respiratory tract salt concentration An Exploratory Cohort Study, Medicine (2017) 96:47.

Kistik Fibrozis Kolorektal Kanser Tarama Konsensüs Önerileri

11 Ocak 2018

Gelişmiş tedavi, kistik fibrozisli (KF) kişilerin sağ kalımını önemli ölçüde arttırmıştır. Fakat KF'li yetişkinlerde kolorektal kanser riski, genel popülasyona kıyasla 5-10 kat ve organ nakli sonrasında 25-30 kat daha fazladır. Bu riski gidermek için KF Vakfı kolorektal kanser tarama önerileri geliştirmek için multi-disipliner bir takım topladı. 18 üyeli görev gücü, göğüs hastalıkları doktorları, gastroenterologlar, sosyal hizmet uzmanı, hemşire koordinatörü, cerrah, epidemiyolog, istatistikçi, KF’li yetişkin ve ebeveynlerinden oluşuyordu. Komite, Kanser Riski, Transplantasyon, Prosedür ve Hazırlık olmak üzere 3 çalışma grubunu içeriyordu.

KF Vakfı'ndaki bir rehber uzmanı Şubat Mart 2016'da PubMed literatür araştırmalarına dayanan bir kanıt sentezi yaptı. Görev gücü üyeleri ek bağımsız taramalar yaptılar. Toplam 1159 makale değerlendirildi. İlk taramadan sonra, komite 198 makaleyi tam olarak okudu ve öneri tablolarını geliştirmek için 123 makaleyi analiz ettiler. Taramanın gerekliliklere ve zararlara göre yararlarını değerlendiren bağımsız bir karar analizi, Hollanda'daki Erasmus Medikal Merkezi Halk Sağlığı Departmanı tarafından Kanserle İnterervasyon ve Gözetim Modelleme Ağı'ndan Mikrosimülasyon Tarama Analizi modeli kullanılarak gerçekleştirildi. Görev gücü, öneri tablolarını son başvuru kılavuzuna yalnızca % 80'lik bir kabul eşiğine ulaştıysa ekledi.

KF’li Hastalarda Kanser Taraması

Görev gücü, paylaşılan, bireyselleştirilmiş karar vermeyi ve KF'ye özel gastrointestinal zorluklarla aşinalık vurgulayan 10 kolorektal kanser tarama önerisi belirledi. Tercih edilen tarama yöntemi olarak kolonoskopi, 40 yaşın üstünde taramaya başlanması, 5 yıl arayla tekrar tarama ve daha kısa aralık bireysel bulgularla belirtilmediği sürece 3 yıllık sürveyans aralıkları ve KF'ye spesifik yoğun bağırsak preparasyonu önerdiler. Transplantasyondan sonraki organ nakil alıcıları için, bağışıklık baskılanması ile bağlantılı kolon kanseri riskinin daha fazla olması nedeniyle, kolorektal kanser taramasını transplantasyondan sonraki 2 yıl içerisinde 30 yaşında başlanması gerektiğini belirttiler.

Bu önerilerin KF erişkinlere, ailelere, birinci basamak hekimlerine, gastroenterologlara ve KF ve transplantasyon merkezlerine kolorektal kanser taraması konularında yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Genel popülasyon için geliştirilen kılavuzlardan, taramaya başlama yaşı, tarama yöntemi, hazırlık ve tekrar tarama ve gözlem aralığı bakımından farklılık göstermektedir.

Literatür talep et

Referanslar :

Hadjiliadis et al. Cystic Fibrosis Colorectal Cancer Screening Consensus Q1 Recommendations, Gastroenterology 2017.

Normal Ter Klorür Testi Sonucu Kistik Fibrozis Tanısını Dışlamaz

20 Aralık 2017

Kistik fibrozis (KF), transmembran iletken düzenleyici geninde bir mutasyon sonucu ortaya çıkan, otozomal resesif bir hastalıktır. Kistik fibroz sıklığı, sınırlı çalışmalarda Türkiye'de 1/3000 olarak bildirilmiştir. Türkiye'de yapılan bir araştırmada, tekrarlayan akciğer enfeksiyonu ve / veya malnutrisyon nedeniyle hastaneye başvuran çocukların % 7,1'inde kistik fibrozis olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak, Türkiye'de yayınlanan bir başka araştırmaya göre, kistik fibrozis tanısı alan çocukların % 12'sinde psödo-Bartter sendromu tespit edilmiştir.

Günümüzde, terdeki klorür seviyesinin ölçümü (ter testi) KF tanısında en yaygın kullanılan biyokimyasal yöntemdir. Bununla birlikte, KF hastalarında yalancı pozitif veya yanlış negatif ter testi sonuçları ile ilgili literatürde çeşitli raporlar bulunmaktadır. Bu nedenle, ter test sonuçlarının yorumlanması, hastanın klinik durumu ve eşlik eden ek tanı durumları göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Literatürde ter testinde yanlış negatif sonuçların nedenleri teknik nedenler, spesifik mutasyonlar, hipohidrotik ektodermal displazi, yetersiz ter toplama, mineralokortikoid tedavi, genç yaş, ödem, hipoproteinemi ve penisilin tedavisi olarak gösterilmektedir. İlk dört nedeni en yaygın nedenlerdir ve bu spesifik mutasyon negatif ter test sonucundan sorumlu olabilir. P.E92K'nın neden olduğu KF nadirdir. CFTR2 veri tabanına göre, sadece 33 hasta bu mutasyona sahiptir. Ekzon 4'teki p.E92K mutasyonu, ilk olarak 1993 yılında Nunes ve arkadaşları tarafından iki hastada tanımlanmıştır. P.E92K mutasyonunun, Anadolu'daki hastalarda KF kromozomlarının analizi sırasında taranması gerektiği belirtilmektedir. 2008'de bu homozigot mutasyona sahip yalnızca bir hasta bildirilmiştir. Literatürde, bu mutasyon sıklığı, İspanyollar için % 0,1 ve Çuvaş hastalarında % 66,6 olarak bildirilmektedir. P.E92K mutasyonunun klinik fenotipi hakkında çok az şey bilinmektedir.

Bazı Durumlar Ter Testi Sonucunu Etkileyebiliyor

CFTR geninin ekzon 17B'sinde bulunan p.F1052V mutasyonuda nadirdir. CFTR2 veri tabanında bu mutasyona uğramış 33 hasta rapor edilmiştir. Bu mutasyon, 1993 yılında Mercier ve arkadaşları tarafından bir hastada tanımlanmıştır. Onay ve arkadaşları Türk KF hastalarında p.F1052V mutasyon sıklığını % 1,2 olarak bulmuştur. 2015 CFTR2 gen veri tabanına göre; p.E92K mutasyonu KF'ye neden olan varyant olarak sınıflandırılırken, p.F1052V mutasyonu çeşitli klinik sonuç mutasyonlarına dahil edilmiştir. p.F1052V mutasyonu ile ter testi arasında literatürde bir ilişki bulunamamıştır.

Türkiye’den araştırmacılar yaptıkları bir çalışmada, psödo-Bartter sendromu ve p. E92K/p.F1052V mutasyonları için heterozigot bulgu tespit edilen ancak ter testi negatif, KF tanısı konan beş aylık bir erkek çocuğu sundular. Hastada, hiponatremik hipokloremik metabolik alkaloz etiyolojisi araştırılmış ve hipnotremi, hipokloremi ve düşük idrar Cl seviyesi bulguları ile psödo-Bartter sendromu teşhisi konmuştu.

Araştırmacılar, hastada tespit edilen mutasyonların ter testinde negatif sonuçlara neden olabileceğini belirttiler. 

Literatür talep et

Referanslar :

Abdurrahman Erdem Başaran, Nimet Karataş-Torun, İbrahim Cemal Maslak, Ayşen Bingöl, Özgül M. Alper. Normal sweat chloride test does not rule out cystic fibrosis, Turk J Pediatr 2017; 59: 68-70.

Kistik Fibrozis Hastaları İçin Yeni Biyolojik Belirteçleri Keşfedildi

23 Ekim 2017

Kistik fibrozis (KF), sindirim problemleri ve akciğer enfeksiyonları da dahil olmak üzere yaşam boyu sağlık komplikasyonları bırakarak, çocukları ve genç yetişkinleri etkileyen genetik bir hastalıktır. Ter klorür testi,  KF tanısında altın standart tanı yöntemidir. Test evrensel yeni doğan hastalık tarama programlarında yaygın olarak kullanılır ve tuz konsantrasyonlarını ölçer. Yüksek ter klorürü, bebekte KF tanısını doğrular. Bununla birlikte, gen modifikatörlerinin ve çevrenin pleiotropik etkileri göz önüne alındığında, kompleks KF hastalığının spektrumunu sınıflandırırken hastalık ilerlemesini yansıtmamakla birlikte ara ter klorür vakaları için belirsiz sonuçlar vermektedir. KF’de akciğer fonksiyonunu iyileştirmek için daha iyi tedavilerin ortaya çıkması, daha iyi beslenme ve akciğer transplantasyonu ile yaşam beklentisi oranları son yıllarda dramatik bir şekilde artmıştır.

Kanada’dan araştırmacılar, peritoneal pozitif KF bebeklerde ter metabolomunun ilk karakterizasyonu ve ter klorür testini tamamlayacak hastalık durumuyla ilişkili metabolitleri tanımlamak amacıyla bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar KF’de iki yeni biyolojik belirteç tespit ettiler.

Çalışma için, 50 etkilenmemiş bebek ve teyit edilmiş 18 KF vakası da dahil olmak üzere iki KF kliniğinden pilokarpin ile uyarılmış ter numuneleri toplandı. Hacim kısıtlı ter numunelerinde, polar/iyonik metabolitlerin analizi için yüksek verimli bir platform olarak kullanılan çok segmentli enjeksiyon-kapiller elektroforez-kütle spektrometresi ile hedeflenmemiş metabolit profillemesi gerçekleştirildi. Yüksek çözünürlüklü tandem kütle spektrometresi ile asparagin ve glutamin gibi etkilenmiş ama henüz asemptomatik KF bebekleri ile ilişkili metabolitler de dahil olmak üzere, ter içinde aminoasitler, organik asitler, aminoasit türevleri, dipeptitler, purin türevleri ve bilinmeyen eksojen bileşikler tespit edildi.

KF için Yeni Belirteçler: Pilokarpik Asit ve Monoftalik Asit

Araştırmacılar ilginç bir şekilde, ter salgılanmasını tetiklemek için kullanılan bir pilokarpin metaboliti olan pilokarpik asit ve çevresel maruziyetten bir plastikleştirici metaboliti mono (2-etilhekzil) ftalik asitin,  KF’li bebeklerin terinde, etkilenmemiş KF taraması pozitif kontrollere kıyasla önemli ölçüde düşük konsantrasyonlarda salgılandığını gördüler. Bu sonuçlar, CFTR mutasyonlarıyla ve bozulmuş klorür transportu ile ilgisi olmayan bir enzim olan, sonradan etkilenen KF’li çocuklarda enflamasyon, bakteriyel biyofilm oluşumu ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına aracılık ettiği bilinen non-spesifik bir arilesteraz / laktonaz olan, insan paraoksonazında bir eksikliği gösteriyordu.

Araştırmacılar, bu biyolojik belirteçlerin test edilmesinin, klorür ter testi sonucunun net olmadığı vakalarda yapılabileceğini ve biyolojik belirteçlerin,  KF'nin ilerlemesine katkıda bulunan ve yaşamın erken dönemlerinde daha iyi terapötik girişimlere yol açabilecek diğer altta yatan mekanizmaları da işaret ettiğini belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Adriana N. Macedo, Stellena Mathiaparanam, Lauren Brick, Katherine Keenan, Tanja Gonska, Linda Pedder, Stephen Hill, and Philip Britz-McKibbin. The Sweat Metabolome of Screen-Positive Cystic Fibrosis Infants: Revealing Mechanisms beyond Impaired Chloride Transport, ACS Central Science 2017.

Çocuklarda Spirometri Destekli HRCT Görüntü Kalitesini Etkiliyor mu?

10 Temmuz 2017

Görüntü protokollerini çeşitli klinik endikasyonlar için optimize etmek, radyologlara ve klinisyenlere hastalık süreçleri için mümkün olan en yüksek duyarlılığı ve özgünlüğü sağlamayı mümkün kılar. Bu, radyasyon dozu ve maliyet açısından bilgisayarlı tomografi (BT) için özellikle önemlidir. Yüksek çözünürlüklü göğüs bilgisayarlı tomografileri (HRCT), genellikle kistik fibrozisli (KF) hastaları monitörize etmek ve hastaları interstisyel akciğer hastalığı açısından değerlendirmek için kullanılır.

HRCT görüntü kalitesi, inspirasyon ve eksprasyon sonunda yeterli nefes tutulmasına bağlıdır. Bir grup araştırmacı yaptıkları çalışmada, HRCT uygulanan çocuklarda spirometri destekli nefes tutma uygulanmasının, hareket artefaktını ve atelektaziyi azaltarak, gönüllü nefes tutmalarıyla elde edilen görüntü kalitesini artırıp artırmayacağını değerlendirmeyi amaçladılar.

Araştırmacılar, üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında elde edilen, spirometri destekli BT protokolünün uygulanmasından önce ve sonrasında ≥8 yaşındaki çocuklara ait HRCT'lerin retrospektif bir vaka-kontrol çalışmasını yaptılar. Çocuklar önce yavaş sıralı vital kapasite manevralarında eğitim aldı ve daha sonra bir solunum terapistinin koçluğu ile BT tarayıcıdaki manevraları tekrar ettiler. Spirometri destekli BT taramaları yani olgular ile yaş, cinsiyet ve tanı (kistik fibroz ve diğer) uyumlu, spirometri yardım protokolünün uygulanmasından önceki 6 yıl içinde, gönüllü solunum ile elde edilen BT taramaları, yani kontroller ile eşleştirildi ve 2 körleştirilmiş pediatrik radyolog tarafından değerlendirildi. Hem vakalardan hem de kontrollerden 10'u kistik fibroz tanılıydı ve 40'ında diğer tanılar mevcuttu. Vakaların yaş ortalaması 12,9’du ve kontrollerin 13,0’tü. Vakaların ortalama inspiratuar görüntü dansitesi -852 (37) Hounsfield birimi (HU) ve kontrollerin  -828 HU’ydu (43). Ortalama ekspiratuvar görüntü yoğunluğu, olgular arasında -629 (95) HU ve kontroller arasında -688 (83) HU’ydu. İnspiratuar ve ekspiratuar görüntüler arasında görüntü dansitesinde ki ortalama değişimler, olgular arasında +222 (85) HU ve kontroller arasında +140 (76) HU’ydu. 5 vaka ve 9 kontrolün inspiratuar görüntülerinde ve 20 vaka ile 18 kontrolün ekspiratuvar görüntülerinde, hareket artifaktı mevcuttu. 9 olguda ve 9 kontrolte inspiratuar görüntülerde, 9 olguda ve 10 kontrolte ekspiratuar görüntülerde atelektazi mevcuttu.

Araştırmacılar, spirometri destekli BT'lerin, inspirasyon ve ekspirasyon taramaları arasındaki akciğer dansitesinde, hava tutma özelliğini geliştiren, gönüllü nefes tutmalarıyla yapılanlara göre anlamlı olarak daha fazla fark olduğunu belirttiler. Hareket artefaktı veya atelektazi bakımından görüntü kalitesinde kayda değer bir fark tespit edilmediğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Jeffrey Parke Otjen, Jonathan Ogden Swanson, Assaf Oron, Robert M. DiBlasi, Tim Swortzel, Jade Adriana Marievan  Well, Eva Anna Elisabeth Gommers, Margaret Rosenfeld. Spirometry-Assisted High Resolution Chest Computed Tomography in Children: Is it Worth the Effort?, Current Problems in Diagnostic Radiology  (2017).

Kistik Fibrozis`te Tanı Yöntemleri

29 Mayıs 2017

Kistik fibroz (KF), beyaz ırkta yaşamı sınırlayan en sık görülen resesif genetik bozukluktur. KF gen ürünü, kistik fibroz transmembran kondüktans regülatörü (CFTR), epitel hücrelerinin apikal yüzeyinde siklik bir adenosin monofosfatla düzenlenmiş klorür kanalı olarak işlev görür. Şimdiye kadar, CFTR geninin 500'den fazla mutasyonu tespit edilmiştir. CFTR mutasyonları varlığında, disfonksiyonel epitelyal transport, KF'li hastalarda görülen klinik bulguları beraberinde getirir. Gereksiz testlerden kaçınmak, uygun terapötik girişimler ve prognostik ve genetik danışmanlık sağlamak ve uzmanlaşmış tıbbi hizmetlere erişim sağlamak için KF'nin zamanında ve doğru bir şekilde doğrulanması veya dışlanması oldukça önemlidir. Çoğu vakada, bir veya daha fazla tipik klinik özellik varlığı nedeniyle KF tanısı konur ve daha sonra artmış (> 60 mmol / L) ter klorür konsantrasyonu gösterilerek tanı doğrulanır.

Hemen hemen tüm hastalarda kronik sinopulmoner hastalık ve postpubertal erkeklerde obstrüktif azoospermi bulunmaktadır. Tüm hastaların yaklaşık % 85-90'ı ekzokrin pankreatik yetmezliğe sahiptir. Hastaların yaklaşık % 2'sinde, kronik sinopulmoner hastalık, pankreatik yetmezlik ve sınırda veya normal ter klorür konsantrasyonlarından oluşan "atipik" bir fenotip vardır. Buna ek olarak, elektrolit anormallikleri, pankreatit, karaciğer hastalığı, sinüzit veya obstrüktif azoospermi gibi tek bir klinik özelliğin baskın olduğu hastalar bulunmaktadır. Bu gibi durumlarda, her bir CFTR geninde KF mutasyonlarının gösterilmesi veya in vivo burun epitelinde anormal iyon transportunun gösterilmesi, tanıya yardımcı olarak kullanılabilir. KF tanısı da klinik özelliklerin yokluğunda düşünülebilir. Etkilenen bir kardeşi olan bir kişinin hastalığa yakalanma olasılığı % 25'tir. Yeni doğan tarama programlarında KF için testlerin eklenmesiyle yeni doğan döneminde artmış sıklıkta KF tanısı konmaktadır.

KF'li hastaların büyük çoğunluğu için tanı, bir veya daha fazla karakteristik klinik özellik, bir kardeşte KF öyküsü veya pozitif bir yeni doğan tarama testi sonucunun varlığı ile konur ve CFTR disfonksiyonu laboratuvar bulguları ile doğrulanmalıdır. Anormal CFTR fonksiyonu genellikle ayrı günlerde elde edilen iki yükselmiş ter klorür konsantrasyonu veya iki KF mutasyonu tanımlayarak belgelenir. Ter klorür konsantrasyonlarının normal veya sınırda olduğu ve iki KF mutasyonunun tanımlanmadığı hastalar için, 2 ayrı gün içinde kaydedilen anormal burun içi PD (potansiyel fark) ölçümü, CFTR işlev bozukluğunun kanıtı olarak kullanılabilir. Tipik veya "atipik" klinik özelliklere sahip ancak CFTR işlev bozukluğuna dair kesin kanıt bulunmayan hastalarda klinik karar önemlidir. Bu tür hastalar, uygun şekilde laboratuvar yeniden değerlendirmesi ile birlikte yakın klinik takip gerektirir.

Literatür talep et

Referanslar :

Beryl J. Rosenstein and Garry R. Cutting for the Cystic Fibrosis Foundation Consensus Pane, TThe diagnosis of cystic fibrosis: A consensus statement, J Pediatr 1998;132:589-95.

Kistik Fibroziste Erken Yaşlarda Havayolu Mikrobiyotasına Genel Bakış

20 Şubat 2017

Kistik fibroz (KF), hava yollarının bakteriyel enfeksiyonlarının uzun dönem klinik sonuçlarda önemli bir rol oynadığı, genetik bir hastalıktır. KF otozomal resesif geçişli bir bozukluktur. Hastalığın nedeni, kistik fibroz transmembran kondüktans regülatör (CFTR) genini hedef alan bir genetik mutasyondur.

Epitel hücrelerinde iyon transportunda ki bozukluk, pankreas, karaciğer, bağırsak ve çoğunlukla akciğerler de dahil olmak üzere birçok organın fonksiyon bozukluğuna yol açmaktadır. Genetik defekt hava yollarında, mukosiliyer klerensi ve anti-mikrobik savunmayı bozarak mikrobiyal kolonizasyon için mükemmel bir ortam yaratmaktadır. Bu yüzden viral, mantar ve bakteriyel enfeksiyonlar, KF hastalarında mortaliteye katkıda bulunmaktadır.

Son yıllarda, hava yolları mikrobiyotasının yapısını ve kompozisyonunu çözmeyi amaçlayan, yeni nesil sekanslama (NGS) tabanlı çalışmalar yapılmaktadır. KF hastalarının burun boşluğunda yaşamın erken dönemlerinde disbiyozis görülmesinin, sağlıklı bir mikrobiyotanın ilk yerleşiminde başarısızlığı işaret ettiği gösterilmiştir. Bunun aksine, alt solunum yollarında yerleşimin önce normal olarak gerçekleştiği, fakat sonraki hayatta klasik patojenlerle kronik enfeksiyonlar da dahil olmak üzere gelecekteki disbiyozise karşı duyarlı oldukları görülmüştür.

Solunum yollarının mikrobiyota kazanımı, KF hastalarında sağlıklı kişilerde de olduğu gibi yaşamın ilk günlerinde gerçekleşir. Aynı kolonizasyon süreci, yaşamın ilk aylarında hızla uyum sağlayan, büyüme ve klerense direnç kapasitesine göre seçilmiş, zengin bir bakteri havuzu tarafından ilk kolonileşme ile üst solunum yollarının tüm bölümlerinde de gözlenir. Bağırsak mikrobiyomu erken solunum mikrobiyomu ile birbirine bağlıdır ve başlangıç ​​kaynağı olarak rol oynayabilir. Genç KF hastalarının orofaringeal organizma topluluklarında sağlıklı kontrollere kıyasla az farklılık görülürken, burun boşluğu organizma topluluklarında yaşamın erken dönemlerinde belirgin farklılıklar göstermektedir. Hastaların yaşamlarının erken dönemlerinde, normal bir burun mikrobiyomunu restore ederek, S. aureus taşıyıcılığını azaltmak klinik açıdan değerli olabilir.

Akciğerlerde, örneklemedeki kısıtlamalar, yaşamın ilk günlerindeki mikrobiyom kazanımını aydınlatmak için longitudinal çalışmalar yapılmasını engellemektedir. Bununla birlikte, yapılan çalışmalarda, genç KF çocuklarında boğazdaki mikrobiyotanın, alt solunum yollarını iyi yansıttığını göstermektedir. Alt solunum yollarının mikrobiyatası, üst solunum yollarının bakteri topluluklarından oldukça etkilenmektedir ve bir ‘ada ekoloji’ modelinin önerdiği gibi başlamaktadır.

‘Nötr’ model sağlıklı akciğer mikrobiyolojisi için geçerlidir, ancak KF'de mikro çevre faktörleri, üst hava yollarının "anakara" ’nın etkisinden ayrılmış iyi niyetli bir yerel mikrobik topluluğun kurulmasına zaman içinde katkı sağlamaktadır. 

Literatür talep et

Referanslar :

Sébastien Boutin and Alexander H. Dalpke. Acquisition and adaptation of the airway microbiota in the early life of cystic fibrosis patients, Boutin and Dalpke Molecular and Cellular Pediatrics (2017) 4:1

Asemptomatik Kistik Fibrozisli Bebeklerde Havayolu Mikrobiyotası

27 Ocak 2017

Kistik fibroziste (KF) ilerleyici, obstrüktif akciğer hastalıkları en önemli morbidite ve erken mortalite sebebidir. Mukus stazının ve bozulmuş bakteriyel öldürmenin, KF’de hava yollarında kronik bakteriyel enfeksiyon oluşumu için en uygun ortamı sağladığı düşünülmektedir. Standart bakım tüm KF hastalarında, havayolu ortamını değiştirebilecek ve daha agresif akciğer hastalığına neden olabilecek bakterilerin tanımlanması amacıyla 3 ayda bir havayolu kültürü gerektirmektedir. Bununla birlikte, geleneksel kültür kapsamı sınırlı olduğu için, hava yolu üzerindeki polimikrobiyal toplulukların tam boyutunu göstermemektedir. Daha da sınırlayıcı olan ise bebeklerin ve küçük çocukların çoğunlukla balgam çıkaramaması nedeniyle üst solunum yolu kültürü alt solunum yollarında bulunabilecek bakterilerin tespitinde kullanılmasıdır. Bebekler ve çocuklarda yeni nesil sekanslama teknikleri kullanan kültürden bağımsız yaklaşımlar, CF üst hava yolunda daha önce geleneksel kültüre göre belirlenenden daha karmaşık, çoklu mikrobiyal bir topluluk ortaya çıkarmıştır.

Bakterilerin göreceli olarak çokluğu ve KF havayolunun mikrobiyotasının stabilitesi hakkında bilgi sahibi olmaya devam etsek de, özellikle pediatrik popülasyon için hala önemli boşluklar mevcuttur. Bronkoalveoler lavaj ile yapılan bronkoskopi, üst solunum yolu kontaminasyonu için sınırlı imkanları olan alt havayolu örneği sağlamakla birlikte, KF'li bebeklerde izlem bronkoskopi rutin olarak uygulanmaz ve KF'li bebekler ve küçük çocuklar genellikle balgam çıkaramazlar. KF’li bebeklerden ve sağlıklı kontrollerden elde edilen orofaringeal (OP) ve nazofaringeal (NP) örneklerde 16S ribozomal RNA (rRNA) gen dizilişini kullanan yeni çalışmalar, üst solunum yolunda bulunan mikrobiyota ile karakterizedir. Bu çalışma KF’li bebeklerin üst hava yolunda mevcut olan bakteriler için önemli bilgiler sağlarken, alt hava yolu örneği (Bronkoalveoler lavaj sıvısı  - BALF) kullanılarak, bu bakterilerin gerçekten alt solunum yollarında mevcut olup olmadığını tespit edilmektedir. KF’li bebeklerin bu asemptomatik popülasyonundaki alt solunum yolu mikrobiyotası ile ilgili veriler ve bu bulguların klinik önemi hakkındaki bilgiler hala bilinmemektedir.

Amerika’dan bir grup araştırmacı asemptomatik KF’li bebeklerin yaşamlarının ilk yılındaki BAL sıvısını kullanarak hava yolu mikrobiyotasını karakterize etmeyi ve BAL sıvısı mikrobiyotası, standart kültür ve klinik özellikler arasındaki ilişkiyi tanımlamayı amaçlayan bir çalışma yaptılar. Yeni doğan taraması sırasında KF tanısı konan bebeklerin klinik stabil periyodları boyunca, 6 ay ve 1 yaşlarındaki BAL sıvısı, NP kültür ve bebek pulmoner fonksiyon testleri verilerini topladılar. BAL sıvısında qPCR ile toplam bakteri yükünü ve 16S ribozomal RNA dizilemesi ile bakteri topluluğu kompozisyonunu analiz ettiler. Beş yıllık takip boyunca klinik özellikler ve standart BAL sıvısı ve NP kültür sonuçlarını kaydettiler. 

Araştırmacılar 8 KF’li bebeğin BAL sıvılarını topladılar. BAL sıvılarında Streptokok, Burkholderia, Prevotella, Haemophilus, Porphyromonas, ve Veillonella en yüksek ortalamaya sahipti. 3 bebekten ikisinin tekrarlayan BAL sıvılarında 6 ay boyunca mikrobiyal topluluklarında değişiklik gözlemlediler. Standart NP ve BAL sıvısı kültürleri arasında mükemmel bir uyum söz konusuyken, bu tekniklerin sekanslama ile tanımlanan tüm bakterileri rutin olarak tespit etmediğini gördüler.

Araştırmacılar asemptomatik KF'li bebeklerin BAL sıvılarının karmaşık bir mikrobiyotaya sahip olduğunu ve bunun genellikle geleneksel kültür ile saptanamadığını aktardılar. KF’li bebeklerin alt solunum yollarında anaerobik bakterin sıklıkla bulunduğunu belirttiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Laguna TA, Wagner BD, Williams CB, Stevens MJ, Robertson CE, Welchlin CW, et al. (2016) Airway Microbiota in Bronchoalveolar Lavage Fluid from Clinically Well Infants with Cystic Fibrosis. PLoS ONE 11(12): e0167649.

Kistik Fibrozisin Tanısında Kullanılabilecek Yeni Bir Cihaz Geliştirildi

29 Aralık 2016

Amerika’da Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen bir grup araştırmacı kistik fibrozis (KF) için yeni bir tanı testi geliştirdiler. Bu yeni cihaz ile KF hastalarında yükselen ter kloridi düzeylerinin ölçümü daha ucuz ve daha kolay yapılabiliyor. 

Araştırmacılar benzer bir strateji bromit ve iyodit farklı iyonların düzeylerinin yükseldiği diğer hastalıklarda uygulanabileceğini ve bu yaklaşımın basitliğinin tüm dünyada daha ulaşılabilir tanı koydurucu testlerin yapılabilmesine imkan sağlayacağını belirtiyorlar. 

KF kloridin hücre içinde ve hücre dışında akımını etkileyen genin iki hatalı kopyasının sebep olduğu bir hastalıktır ve akciğerler ile gastrointestinal sistemde hasara yol açar. Hastalık için henüz kür sağlayan bir tedavi yöntemi olmamasına rağmen erken tanı akciğerlerde sıvı birikiminin azaltılması ve malnütrisyonun önlenmesi için anahtar bir adımdır ve erken tanı ile hastaların 40-50’li yaşlara kadar yaşaması sağlanabilmektedir. Hastalığın tanısında ise genellikle pahalı genetik testler ya da ter testi kullanılmaktadır. 

Şu anda terde klorit düzeylerinin test edilmesi manuel titrasyon ile yapılıyor ve bu insana bağlı hatalı sonuçlar için açık kapı bırakıyor. Fakat araştırmacılar geliştirdikleri bu yeni yöntemin klorit varlığında azalan bir floresan boyasına dayalı olduğunu ve bununda testin otomatik olmasına olanak sağladığını belirtiyorlar. Test sayesinde daha ucuz dolayısıyla daha geniş ve daha kolay uygulanabilir, daha hızlı ve daha güvenilir tanının mümkün olduğunu aktarıyorlar. 

Araştırmacılar sensörü yaratmak için ilk olarak floresan ışık yayan sitrat bazlı bir boya geliştirdiklerini, klorit varlığında ise molekül tarafından yayılan ışık miktarının azaldığını ve tespit sisteminin bu prensiple çalıştığını belirtiyorlar. Ortamda ne kadar fazla miktarda klorit varsa floresan ışık o kadar çok azalıyor. Araştırmacılar geliştirdikleri tespit sistemini test etmek için günümüzde kullanılan her iki klorit tespit metotları ile kontrol yaptıklarını ve benzer sonuçlar aldıklarını söylüyorlar. Bununla birlikte yeni testin daha geniş konsantrasyon aralıklarında kloridi tespit edebildiğinin altını çiziyorlar.

Kullanılan geleneksel testlerde yanlış sonuçlar alınabildiğini çünkü bu testlerin klorit ile bazı ilaçlar ve durumlarda terde miktarları yükselebilen bromit ile iyodit gibi diğer benzer iyonları ayırt edemediklerini fakat bu yeni test ile bunun mümkün olduğunu belirtiyorlar.

Araştırmacılar ayrıca klorit düzeylerinin test edilmesinin tedavinin işe yarayıp yaramadığının takibinde de kullanılabildiğini fakat mevcut testler için hastaların hastaneye ya da klinik laboratuvarlara gitmeleri gerektiğini aktarıyorlar. Ekiplerinin ise bu durum için ışık değişimini tespit etmek için cep telefonuna bağlanan, cihazlarının bir prototipini geliştirdiklerini böylece cihazın taşınabilir versiyonunun hastaların evlerinde kullanabilmelerine olanak sağladığını belirtiyorlar. 

Literatür talep et

Referanslar :

Jimin P. Kim, Zhiwei Xie, Michael Creer, Zhiwen Liu, Jian Yang. Citrate-based fluorescent materials for low-cost chloride sensing in the diagnosis of cystic fibrosis. Chem. Sci., 2016

Adölesanlarda Kistik Fibroziste Ağrı ile Klinik Sonuçlar Arasındaki İlişki Araştırıldı

02 Aralık 2016

Kistik fibrozis (KF) Kafkas ırkında en sık rastlanılan ve hayatı kısaltan genetik hastalıktır. Dünyada 70,000 kişi bu hastalıktan etkilenmektedir. Sağ kalımın dramatik şekilde iyileşmesine rağmen KF’li hastaların yarısından fazlası 18 yaşında ya da daha genç hastalar olup ve öksürük, dispne, diyabet ve yağ malabsorbsiyonu gibi problemler yaşarlar. Son 10 yıl içerisinde yapılan birçok çalışmada KF’li bireylerin ağrı prevalansının yüksek olduğu gösterilmiştir. Bu güne dek konu ile ilgili yapılan en büyük çalışmada yetişkin hastaların %94’ünün ağrı şikayetini ve üçte birinin şiddetli ağrı şikayetini raporladığı gösterilmiştir. KF’de ağrının sık görülen bir problem olduğu gösterilse de ağrı ile ilişkili faktörler ve KF’li çocuklarda ağrının kötü klinik sonuçlarla ilişkili olup olmadığı henüz çok az anlaşılmıştır.

Amerika’dan bir grup araştırmacı daha önce yaptıkları bir çalışmada KF’li yetişkinlerde ağrının anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesinde azalma ile ilişkili olduğunu göstermişlerdi. Bununla beraber ağrının pulmoner kötüleşme için daha yüksek risk ve ölüm ile de ilişkili olduğunu da raporlamışlardı. Araştırmacılar bu bulguların akciğer hastalıklarının daha ılımlı olma eğilimindeki ve ko-morbid kronik medikal problemlerin daha az rastlandığı pediatrik KF’li hasta popülasyonunda da geçerli olup olmadığını anlamak için pediatrik KF’li hastalarda ağrının prevalansı, şiddeti ve lokasyonunu inceleyen bir çalışma daha yapmaya karar verdiler. Çalışmalarında başlangıçtaki artmış düzeydeki ağrının altı aylık gözlem sürecinde düşük yaşam kalitesi ve daha sık pulmoner kötüleşmeler ile ilişkili olabileceğini ön gördüler. 12-20 yaş arasındaki KF’li hastalarda başlangıçta ve 6 ay sonra anketler uyguladılar.

84 hastadan 73’ü (%86,9) başlangıç anketini ve 53’ü (%63,1) ise 6 aylık izlem sonrası anketi tamamladılar. Ortalama yaş 15,6+2,5’tu ve ortalama öngörülen FEV1 %79+26 idi. Araştırmacılar hastaların %89’unun anketten önceki 3 ay içinde ağrı raporladıklarını fakat bunların kısa süreli ve ılımlı-orta şiddette ağrılar olduğunu gördüler. En sık abdominal ağrı şikayeti raporlanmıştı. Ağrı artmış pulmoner kötüleşme ve düşük yaşam kalitesi ile ilişkili bulundu.

Literatür talep et

Referanslar :

Lechtzin et al. The Association Between Pain and Clinical Outcomes in Adolescents With Cystic Fibrosis, Journal of Pain and Symptom Management (2016).

DNA Sekanslaması ile Kistik Fibrozis’te Yeni Boyut

23 Ağustos 2016

Children's Hospital Los Angeles (CHLA), Brigham and Women's Hospital ve California Department of Public Health’den araştırmacıların yaptığı çalışmaya göre Kistik fibrozis (KF) için bilinen bir mutasyonu ve 5T alel diye bilinen ikinci mutasyonu olan tüm bebeklerin daha sonraki hayatlarında KF gelişme riskini önceden daha iyi tahmin edebilmek için ek bir tarama almaları gerekiyor.

Çalışmanın sonuçları mevcut yeni doğan taramalarına spesifik bir DNA dizisinin eklenmesinin etnik olarak farklı popülasyonlarda erken tanıya izin verebileceğini ve zamanla Amerika’da KF tanısı alan hasta sayısının azalabileceğini işaret ediyor. Araştırmacılar erken tanı sayesinde tedaviye de erken başlanacağını ve bunun da hastalığa sahip çocukların sonuçlarını geliştirerek yaşam sürelerini uzatacağını belirtiyorlar.

KF için uygulanan yeni doğan tarama programları bebeklerin doğduktan sonraki ilk 24-48 saatleri arasında basit bir kan testi kullanarak uygulanıyor ve yıkıcı bozuklukların erken tanı ve tedavisine olanak sağlıyor. Amerika’da her yıl milyonlarca bebeğe KF için yeni doğan tarama testleri yapılıyor. Her eyalette farklı algoritmalarda tarama testleri kullanılıyor. Kaliforniya’da CFTR denen ve KF için tüm genlerin tarandığı bir tarama testi uygulanıyor fakat diğer çoğu eyalette hala KF’de yükselen pankreatik enzim düzeylerine bakılıp, yüksek olan bebeklerde, bilinen 140 CTFR mutasyonundan 23 tanesinin bakıldığı ikinci bir testin uygulandığı, 2 aşamalı bir tarama programı kullanılıyor. Bu 23 mutasyonu belirlerken kişileri en şiddetli şekilde etkileyenler arasından en sık görülenler dikkate alınıyor ve bu tipler genelde Kafkas ırkında daha sık görülüyor. Araştırmacılar yeni doğanlara sadece bu testin uygulanmasının Afro-amerikanlar ve İspanyolların gözden kaçırılmasına neden olabileceğini söylüyorlar. Bunun tanının konmasında gecikmeye sebep olacağını ve tanı konduğunda akciğer hasarının geri dönüşümsüz noktasında olunacağını belirtiyorlar.

Kaliforniya’da CTFR mutasyonu tespiti durumunda kan örneğinin ikinci patojenik mutasyonların varlığının tespiti için CTFR-DNA sekanslamasına gönderildiğini aktarıyorlar. 2007 yılında 4 milyon yeni doğanın tarandığını ve mutasyon saptanan bebeklerden sadece 3’te birinin hastalık semptomlarına sahip olduğunu, 3’te ikisinin ise KF tanısı için altın standart kabul edilen ter testinin anormal bulunmadığını söylüyorlar.

Araştırmacılar çalışmalarında her 10 kişiden birinin taşıyıcısı olduğu 5T alel diye bilinen spesifik, yaygın, ılımlı bir CFTR gen varyantının etkilerini değerlendirdiler. KF yeni doğan taramasında her iki CTFR gen kopyasında bir ağı KF’e sebep olan mutasyon ve bir T alel saptanan bebek grubunu 8 yıldan uzun süre takip ettiler. 5T alellerine direk ilişkili bulunan değişen uzunlukta DNA tekrar paterni ‘TG tekrarı’ nı baz alarak risk belirteçlerini oluşturabildiler.

Araştırmacılar tekrarlama uzunluğu değerlendirmesine göre 11 TG olan yeni doğanların 8 yıllık takip süresi boyunca KF için herhangi bir semptom göstermediğini gördüler. Bununla beraber 12 TG grubundaki bebeklerin %6’sı ve 13 TG grubundakilerin %40’ı 8 yıl içinde KF olarak değerlendirdiler.

Araştırmacılar 5T-TG tekrar uzunluğu bilgisine göre KF ile tutarlı bir doğal seyir gösterme riskinin önceden tahmin edilebileceğini belirttiler. Kaliforniya dışında diğer eyaletlerde bu bebeklerin tespit edilemediğini aktardılar. Yeni doğan taramasının bir parçası olarak CTFR-DNA sekanslamanın bu bozuklukların tümünün ortaya çıkarılmasını ve farklı etnik kökendeki vakaların erken tanınmasını sağlayabileceğinin altını çizdiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Salinas et al. Phenotypes of California CF Newborn Screen-Positive Children with CFTR5T Allele by TG Repeat Length. Genetic Testing and Molecular Biomarkers, 2016

Kistik Fibrozisli Çocuklar ve Ailelerde Ruhsal Durum Ne Kadar Önemli?

27 Temmuz 2016

Kistik fibrozis (KF) hayatı tehdit edebilen genetik bir hastalıktır. Her 1500-2500 canlı doğumda 1 görülme oranıyla beyaz ırkta en sık karşılaşılan genetik tabanlı hastalıktır. KF’de primer olarak sindirim sistemi ve akciğerler etkilenir fakat sistemik de seyredebilir. Hastalığa, akciğerler ve diğer organlarda yoğun mukus üretimine neden olan bir gen defekti neden olur. Zamanla mukus hava yollarında tıkanıklıklara ve nefes almada güçlüğe neden olur. Bununla birlikte kronik karaciğer hastalıkları, diyabet, nazal polip, rektal prolapsus, pankreatit, infertilite, kardiyak yetmezlik gibi diğer birçok komplikasyona da sebep olabilir.

Erken çocukluk döneminde hastalığın işaretleri mekonyum ileusu, malnütrisyon, diyare ve tekrarlayan solunumsal sıkıntılar ve enfeksiyonlar olabilmektedir. Erken tanı hastalığın prognozu ve yaşam beklentisi için oldukça önemlidir fakat 2 yaşa kadar tanı konan KF vakası sadece %5,75’tir. KF’nin medikal tedavisi oldukça kapsamlıdır ve güçlü fiziksel terapi ile birlikte dengeli beslenme önemlidir. 1980’lerde hastalarda yaşam beklentisi 20 yıl iken şimdi bu rakam ortalama 40 yılı bulmaktadır. Hastalar ve aileleri hastalık ve tedavi süreci ile ilgili mutlaka bilgilendirilmelidir.

KF’li hastalarda psikolojik stresi değerlendiren çalışmalarda depresyon ve anksiyetenin yüksek oranlarda görüldüğü raporlanmıştır. Hastalar ve ailelerinde görülen psikolojik semptomların azalan akciğer fonksiyonları, düşük vücut kitle indeksi, tedaviye bağlılığın daha kötü olması, yaşam kalitesinin düşük olması, artan hastaneye yatış ve sağlık harcamaları ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur.

Makedonya’dan araştırmacılar okul çağındaki KF’li çocukların psikolojik özelliklerini, uyumsuzluklarını ve ailelerinin bununla başa çıkma durumlarını değerlendiren bir çalışma yaptılar. Bununla beraber ailelerin tartışmalı yanları ve anne-çocuk uyuşmazlıklarını da değerlendirdiler. Araştırmacılar KF tedavisi alan 60 çocuk arasından ortalama yaşları 13,13± 2,29 olan 23’ü erkek ve 2’si kız toplam 25 çocuğu çalışmalarına dahil ettiler. Çocukları herhangi bir süperenfenksiyon, wheezing ya da gastrointestinal problemin olmadığı sağlık durumlarının daha stabil olduğu periyodda değerlendirdiler. Elde ettikleri sonuçları ilkokul çağındaki aynı yaş grubundan sağlıklı çocuklar arasından rastgele seçtikleri 25 tanesi ile karşılaştırdılar.

Araştırmacılar çalışmalarında “Kohs Design Test”, “Child Behavior Checklist”, “Eysenck Personality Questionnaire”, “General Anxiety Scale”, “Emotional Profile Index”, MMPI-201 ve “Human Values Test” ile birlikte iki adet projektif çizme testi (Machover ve Corman) gibi psikometrik ölçümleri kullandılar. Psikometrik testleri değerlendirdiklerinde çocukların gerçek durumu kabullendiklerini ve canlılık gösterdiklerini düşündüren beklenmedik şekilde iyi sonuçlar elde ettiler. Bununla çalışmada beraber çocukların korku hisleri çocukları yüksek düzey otokontrol ve dirençliğe zorladığı görüldü. Child Behavior Checklist’ten sağlanan sonuçlara göre KF’li çocukların kişiler arası ilişkilerde saldırganlık gösterdiği ortaya kondu. En önemli problemin ise pubertal değişikliklerde gecikme ile ilişkili özsaygının düşük olması sonucuna vardılar. Çocuğun psikopatolojileri için anne/çocuk raporlarındaki çelişkilere rağmen genel olarak aile bireylerinin çocuklarının hastalıkları ile başa çıktıklarını gözlemlediler.

Araştırmacılar KF hastalığına sahip çocuklar ve aileleri için psikolojik desteğin çok önemli olduğunun altını çizdiler. Hastalığın değerlendirilmesi ve tedavisi için biyogeribildirim tekniğinin de dahil olduğu bütünleştirici bir yaklaşıma olan ihtiyaca dikkat çekildi.

Literatür talep et

Referanslar :

Nada Pop-Jordanova, Aneta Demerdzieva. Emotional health in children and adolescents with cystic fibrozis, Contributions. Section of Medical Sciences 37.1 (2016).

Kistik Fibrozis ve Gastroparezis Ne Kadar İlişkili?

24 Haziran 2016

Kistik fibrosiz (KF) gastroparezis (GP), gastroözefageal reflü, mekonyum ileusu, distal intestinal obstrüksiyon sendromu ve kronik konstipasyon gibi çok farklı gastrointestinal motilite bozuklukları ve sendromları ile karakterize bir hastalıktır. KF hastalarında ince bağırsak ve total geçiş süresinin uzadığı bilinmektedir. Buna rağmen kistik fibrozisin mide boşalması üstündeki etkisi ve bu popülasyondaki GP insidansı değişkendir. Bazı çalışmalar sağlıklı kontrol gruplarına kıyasla KF’li hastalarda  daha hızlı mide boşalması tespit etmişken, bazı çalışmalar daha yavaş mide boşalması tespit etmiş, bazıları da her iki grup arasında bir fark tespit edememiştir.

GP tanısı, KF bakımında ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Hastalardaki kronik malnütrisyonu kötüleştirip, hastaların oral kalori alımını düşürmektedir.

Bu soruna açıklık getirmeyi amaçlayan Amerikalı bir grup araştırmacı konu ile ilgili mevcut literatürlerin sistemik analizi ile sağlıklı kontrollere kıyasla KF’li hastaların mide boşalmasını değerlendirmeyi hedeflediler. Çalışmada KF’li hastalardaki boşalma süreleri sağlıklı kontrol grubundakiler ile rastgele etki modelleri kullanılarak karşılaştırıldı. Alt grup analizleri ise yaş ve tanı çeşitlerine göre katmanlaştırıldı. 7 ülkeden seçilen on dokuz çalışmaya 574 kişi (359 KF hastası, 215 kontrol) dahil edilmiştir. Öte yandan çalışmaya dahil edilen bilimsel makaleler küçük örneklemlere sahipti ve çoğu metodolojik ve raporlama sınırlamalarına sahipti. Havuz analizi kullanıldığında gastroparezis sıklığı yüksekti fakat sonuçlar yüksek oranda tanı çeşidine bağımlıydı. Gecikmiş mide boşalması genel popülasyona oranla KF grubunda daha fazlaydı. Sintigrafi bir KF hasta alt grubunda hızlı mide boşalmasını tespit etti fakat bu bulgu da yeterli pankreatik enzim replasmanı ve tanısal çeşitliliklerin eklenmesiyle ortadan kayboldu.

Literatür talep et

Referanslar :

Corral JE et al. Is Gastroparesis Found More Frequently in Patients with Cystic Fibrosis? A Systematic Review. Scientifica (Cairo). 2016;2016:2918139.

Antibiyotik Direncine Karşı Yeni Umut: ``Bakteriyofaj``

13 Haziran 2016

Yale Üniversitesi ekibi önemli patojenlerle mücadelede faydalı olan doğal yöntemler aranırken, 26 Mart 2016'da Journal Scientific Reports'ta yayınlanan makaleye göre Connecticut Göletinde antibiyotik direnci için yeni bir umut bulundu. Burada bulunan Myoviridae ailesinden OMKO1 adlı bakteriyofajın birçok ilaca direnci olan ve bağışıklık sistemi düşük olan kişilerde ölümcül hastalıklara neden olabilen psöudomonas aeroginosa patojenine saldırdığı görüldü.

Evrimin güzel bir yönü ile, bakterinin antibiyotiği attığı hücre zarını etkileyerek, antibiyotik direnci oluşumuna baştan engel olabiliyor. Virüsün etkisi ile bakteri membranındaki değişiklikler sonucu pompa mekanizması, daha etkin hale gelerek bakterinin antibiyotiklere karşı daha duyarlı bir hale gelmesini sağlıyor. Bir başka deyişle patojenlerin hücre zarına bağlanıp onları evrimsel bir değişikliğe sürükleyerek onları daha şu an başarısız olan antibiyotiklere karşı duyarlı hale getiriyor. Dolayısıyla bu virüs ölümcül bakterilerle olan mücadelemizde sınırlı antibiyotiklerimizin korunmasına yardımcı olabilir.

Bu "faj" terapisi, tehlikeli P. aeruginosa enfeksiyonları tedavi etmek için ciddi yanıklar, cerrahi yaralar, kistik fibroz, ve bağışıklık sistemini tehlikeye diğer koşullarda antibiyotiklerle birlikte kullanılabilir. Ayrıca tarım ve hayvancılıkta önemli kayıplara neden olan patojenlerle mücadelede kullanılabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

 Benjamin K. Chan, Mark Sistrom, John E. Wertz, Kaitlyn E. Kortright, Deepak Narayan, Paul E. Turner. Phage selection restores antibiotic sensitivity in MDR Pseudomonas aeruginosa.Scientific Reports, 2016; 6: 26717 DOI:10.1038/srep26717

Elektronik Sigara Kullanımı Yaygınlaşıyor

07 Haziran 2016

Sigara ile savaşta son yıllarda önemli bir mesafe kat edilmiş olsa da özellikle genç nüfusta eletronik sigara, tütün ürünlerinin yerini almaya başladı. Türk Toraks Derneği Tütün Kontrolü Çalışma Grubu geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu yazılı açıklamada gençlerde e-sigara kullanımındaki artışın çok süratli ve endişe verici olduğunu bildirdi.

Grubun açıklamasında Dünya Sağlık Örgütüne üye ülkeler tarafından oluşturulan Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi'nin (TKÇS) tamamen tütün kontrolüne adanmış ilk küresel anlaşma olduğu ve Türkiye'nin 2004'te Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi'ni imzaladığı hatırlatıldı.

Açıklamada vurgulandığı üzere TKÇS'nin 2014 olağan genel toplantısında, e-sigara tehdidine dikkat çekildiği belirtilen açıklamada, tüm üye ülkelerin

  • Sigara içmeyen bireyler ve özellikle de gençlerin e-sigaraya başlamalarının önlenmesi
  • E-sigara ilişkili potansiyel sağlık risklerin minimize edilmesi ve pasif maruziyetinin önlenmesi
  • E-sigara ile ilişkili ticari çevreler, özellikle de tütün endüstrisinin, tütün kontrol faaliyetlerine müdahil olmasının önlenmesi konusunda gerekli düzenlemeleri yapmak ve gerekli önlemleri almak konusunda uyarmıştır. 

Mevcut verilerin dünyada e-sigara satışlarının belirgin ölçüde arttığını gösterdiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Elektronik sigara, tütün endüstrisinin ürünüdür. Özellikle ürünü pazarlayan tütün endüstrisinin ana hedef kitlesini oluşturan gençlerde e-sigara kullanımındaki artış çok süratli ve endişe vericidir. Yakın gelecekte e-sigara satışlarının klasik sigara satışlarını geride bırakabileceği öngörülmektedir. Tütün kontrol sağlık politikalarının halk sağlığı açısından potansiyel riskleri en aza indirgeyecek şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Böylece tütün endüstrisinin e-sigarayı normalize etmeye çalışmasının önüne geçilerek, sigara ve e-sigara kullanımının azalması sağlanabilecektir.

E-sigaranın internette satışının yaygın olması, zamanının çoğunu bilgisayar başında  geçiren gençlerin e-sigaraya ulaşmasına neden olmaktadır. Yapılan çalışmalarda gençlerin, web sitelerinde e-sigaranın daha az zararlı olduğu, sigarayı bırakmak için kullanılabileceği, pasif maruziyete sebebiyet vermeyeceği iddialarından etkilendikleri gözlenmiştir. Ayrıca e-sigara ve sigaranın ikili kullanımının en sık e-sigara kullanım türü olduğu da çalışmalarda belirtilmiştir.

E-sigara, sigarayı taklit eden, kullanıcısının nikotin çekmesini sağlayan bir cihazdır. Elektronik-sigarada nikotinin yanı sıra propilen glikol, gliserol gibi kimyasal maddeler, uçucu organik bileşenler ve ince partiküller bulunmaktadır. Ayrıca özellikle gençlerin ilgisini çekecek meyveli, tatlı, alkollü katkı maddeleri yer almaktadır. Farklı markalarda farklı içerikler bulunabilmekte, içerikleri etiket bilgileriyle uyuşmamaktadır. E-sigara kullanan kişide bağımlığa ve solunum sistem fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilmektedir. Diğer yandan tıpkı sigara da olduğu gibi, elektronik sigaraya bağlı pasif içicilik de söz konusudur. Vücutta nikotinin metabolize olması (işlem görmesi) sonucunda idrarda atılan kotinin isimli metabolik ürünün ise e-sigara kullanan bireylerde tıpkı sigara kullanan bireylerle aynı düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, e-sigaranın kısa dönem sağlık riskleri konusundaki veriler oldukça sınırlı iken, uzun dönem sağlık riskleri de bilinmeyenler arasında yer almaktadır.”

İki Farklı Dekattaki Kistik Fibrozisli Çocukların Akciğer Fonksiyonları Karşılaştırıldı

22 Mart 2016

Kistik fibrozis (KF), kafkas ırkında yaklaşık her 3000 yeni doğandan birinde görülen ve yaşam ömrünü kısaltan hastalıklar arasındaki en yaygın genetik hastalıktır. Ölümlere en sık solunum yetmezliği ile sonuçlanan alt solunum yolu enfeksiyonları neden olur. Yakın zamana kadar hastalık modifiye edici antiromatizmal ilaçlar kullanılamıyordu. Bu ilaçların gelmesiyle hastaların sağ kalımlarında ve pulmoner fonksiyonlarında önemli gelişme sağlandı fakat bu iyileşmeyi tek bir değişime bağlamak da güçtür. Daha agresif tedaviler ve erken tanı ile bakımda global bir iyileşme olduğu söylenebilir.

 Hastalık doğumdan itibaren var olmasına rağmen puberte ve adolesan çağında hastalık ilerlemesi kritik bir döneme girer. Bu yaşlarda KF hastalarının akciğer fonksiyonlarında, kısmen tedaviye olan bağlılığında düşmesine de bağlı olarak, hızlı bir kötüleşme gözlenir.

Şimdiye kadar yapılan çalışmaların hiçbirinde preadolesan KF hastalarında kohort etkisi araştırılmamış ve yeni doğan taraması sırasında tanı konan hastaların kohort karşılaştırması yapılmadı.

İtalyalı bir grup araştırmacı yaptıkları çalışmada, yeni doğan tarama programında KF tanısı almış farklı dekatlarda takip edilen 10-15 yaş arası hastalarda pulmoner fonksiyon testlerini karşılaştırdılar ve bu kritik yaşlarda pulmoner fonksiyonlarda düzelme olup olmadığını araştırdılar.

Kohort 1 1976-1984 yılları arasında KF ile doğmuş ve kohort 2 1991-1996 yılları arasında doğmuş, her birinin her yıl en az iki pulmoner fonksiyon değerlendirmesi yapılmış çocuklardan oluşuyordu. Doğrusal karışık model yaklaşımı ile FEV 1% ve FEF 25-75% değerleri analiz edildi. İki kohort arasında ki farklılıklar değerlendirildi ve genel kohort etkisi test edildi.

Çalışma için kriterleri karşılayan 51’i kız ve 41’i erkek toplam 92 KF seçildi. Hastaların %91’inde pankreas yetmezliği ve %20’sinde KF ilişkili diyabet mevcuttu.  Kohort 1’deFEV 1%’deki ortalama mutlak azalma 9,2’ydi ve kohort 2’de bu değer 0,6’ydı. Kohort 1’de FEF 25-75 %’de ki azalma 16,3 iken kohort 2’de 1,3’tü Pseudomonas aeruginosa kolonizasyonu görülme oranı kohort 1’de %28 ve kohort 2’de %15’ti.

 Çalışmada on yıl içinde KF hastalarının akciğer fonksiyonlarında açık bir iyileşme olduğunu gösterildi. Araştırmacılar bu iyileşmenin dornase alfa, tobramisin ve hipertonik salin gibi önemli tedavilere bağlı olduğunu belirttiler. 

Literatür talep et

Referanslar :

Tridello et al.  Lung Function Comparison Between Two Decades in Cystic Fibrosis Children: A Single Centre Study, Pediatric Pulmonology 50:1237–1243 (2015)

Kistik Fibrozis İçin Hassas, Hızlı ve Ucuz Bir Tarama Testi Geliştirildi

22 Mart 2016

Kistik fibrozis (KF), akciğerler, pankreas ve diğer organlarda mukus birikimi ile karakterize, Amerika’da en sık rastlanılan ölümcül genetik hastalıktır. Hastalığın gelişmesi için, anne ve babanın her birinden KF geninin mutasyona uğramış birer kopyasının çocuğa aktarılması gerekmektedir. Amerika’da 2010 yılından beri her yeni doğan KF için taranmaktadır fakat kullanılan testin geliştirilmeye ihtiyacı vardır.

Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesinden bir grup araştırmacı KF için hassas, hızlı ve ucuz bir tarama testi geliştirdiler. Araştırmacılar bu testin neredeyse tüm kistik fibrozis gen mutasyonlarını saptayabildiğini ve tanı atlamayı önleyerek bebeklerin temel tedaviyi almasında ki gecikmeleri önleyebildiğini belirtiyorlar. Araştırmacılar şu anda kullanılmakta olan testin artık zamanının tükendiğini ayrıca tüm KF gen mutasyonlarını saptamada kullanılamadığını söylüyorlar. Araştırmacılar geliştirdikleri testin erken tanı için önemli olduğunun özellikle altını çiziyorlar.

Daha önce yapılan çalışmalarda yeni doğan taraması ve zamanında medikal izlem ile KF’nin akciğer enfeksiyonu, solunum yolları enflamasyonu, sindirim problemleri ve büyüme geriliği gibi semptomlarının azaltılabildiğine dikkat çekiyorlar.

Günümüzde kullanılan testte KF vakalarında kanda yüksek düzeyde rastlanılan immünoreaktif tripsinojen enzimine bakılıyor ve bu enzim aynı zamanda, KF geninin bir kopyasının normal diğerinin mutasyona uğramış olduğu bebeklerde de yüksek bulunabiliyor. Yüksek tripsinojen düzeyine sahip bebeklerin büyük kısmında KF gelişmiyor. KF geninin şu anda bilinen 2,000 mutasyonu mevcut. Kaliforniya’da yeni doğanlar en sık rastlanılan 40 mutasyon için taranıyor ve eğer bunlardan biri saptanırsa sonrasında nadir görülen diğer mutasyonlar için de bakılıyor. Bu süreç iki haftadan uzun sürebiliyor ayrıca nadir görülen mutasyonlara sahip yeni doğanlar atlanabiliyor.

Araştırmacılar taramanın gen sekanslama kısmını  ilerleterek,  tek adımda tüm KF mutasyonlarını saptayabilen, daha düşük maliyetli ve şu an ihtiyaç duyulanın yarısı kadar zamanda uygulanabilir bir metod geliştirdiklerini belirtiyorlar.

Araştırmacılar yeni bir teknik ile,  kurutulmuş 1 nanogram kadar küçük miktarda kandan elde edilen oldukça küçük DNA örneğinden KF gen kopyası çıkarmayı amaçlıyorlar. Araştırmacılar tekniklerinin yeni ortaya çıkabilecek mutasyonları da tanımlayabilecek şekilde olması gerektiğini ve bunu da göz önünde bulundurduklarını söylüyorlar.

Araştırmacılar bu yeni testin kabul edilmesi için uygulayacak personele moleküler patoloji laboratuvarlarında eğitim verilmesine ve testin güvenilirliği ile uygulanabilirliğinin yapılacak daha geniş çaplı çalışmalarla doğrulanmasına ihtiyaç olduğunu belirtiyorlar. Ayrıca geliştirdikleri tekniğin diğer yeni doğan problemlerinin saptanmasında da kullanılabileceğini iddia ediyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

www.sciencedaily.com/releases/2016/02/160204151459.htm

Yeni Doğanlarda Kistif Fibrozis İsimlendirmesinde Konsensus Sağlandı

23 Şubat 2016

Kistik Fibrozis (KF) için yapılan yeni doğan taraması hastalık insidansının yüksek olduğu toplumlarda geçerli halk sağlığı stratejilerindendir. Son on yıl içinde stratejide, kullanılan geniş protokol çeşitliliğiyle, hızlı ve önemli küresel gelişmeler yaşanmaktadır. Bütün tarama programları doğumdan sonraki ilk bir hafta içerisinde alınan kan örneğinde ölçülen immünoreaktif tripsinojene dayanmaktadır. Bu test hassas bir tarama testidir fakat ikinci aşama bir test ile özgüllüğü desteklenmektedir. İkinci aşama test programdan programa değişmekle birlikte sıklıkla DNA analizini içerir. Tanı klinik değerlendirme, DNA testi ve terde klorid konsantrasyonu ölçümü (ter testi) ile doğrulanır.

 Bazı vakalarda fenotipik sonuçlar belirsizken ter klorid sonuçları orta düzeyde olabilir ya da CFTR gen değişiklikleri tanımlanabilir. Bu grupta daha önce yapılan çalışmada, tarama sonrası belirsiz ve şüpheli kalınan durumlarda değerlendirme ve erken yönetim için görüş birliği kılavuzu oluşturulmuştur. Bu çalışma yeni doğanların aileleri ile iletişimini odak alan bir araştırma için algoritma geliştirilmesini sağladı.

Amerikalı bir grup da Avrupa’daki kılavuzlara benzer amaçla ayrı bir kılavuz geliştirdiler. Amerika grubu bu vakalar için CFTR- ilişkili metabolik sendrom terimini önerdiler. Avrupa kılavuzlarında isimlendirme önerilmemektedir ve bu belirsiz durumdaki ailelerle açık iletişim savunulmaktadır. Bu iki kılavuza rağmen, KF merkezinde az bilgi ile erken taburculuktan tüm KF tedavisini alanlara kadar değişen aralıkta bu yeni doğanların yönetimi ile ilgili farklı uygulamaların olduğu Avrupa programlarının yayınlanan eleştiri ve incelemeleri sayesinde belirgin hale gelmiştir.

Uzun dönem sonuçlarla ilgili yeterli bilgi yoktur. Fakat epidemiyolojik çalışmalar önemli sayıda hastada bu durumun çok az ya da hiç fenotipik sonucunun olacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca küçük vaka raporlarından, iyilik halini ve yaşam süresi potansiyeli üzerinde etkisi olan önemli CFTR ilişkili solunum yolu hastalıklarının az sayıda gelişeceği de düşünülmektedir. Görüş birliği eksikliği ve tedavi kılavuzu için baz alınacak kanıtların sınırlı olması nedeniyle, EC FS Yeni Doğan Taraması Çalışma Grubu (NSWG) bu yeni doğanların yönetimi ile ilgili bir görüş birliğine karar verilmesi için daha fazla Delphi süreci organize ettiler.

Delphi konsensüs yaklaşımı, bir çekirdek uzman grup tarafından oluşturulan ifadeler üzerinde anlaşmas sağlamak için kullanıldı. İsimlendirme egzersizleri birinci aşama sonrası gerekliydi ve bu sürece kılavuzluk edecek daha fazla uzman görüşü arandı. İkinci aşamadan sonra, sonraki anlaşma düzeyleri üzerindeki yıpranmanın etkisini değerlendirmeyi duyarlılık analizleri üstlendi.

Çekirdek grup bir dizi yüz yüze görüşme, telekonferans ve e-posta tartışmaları ile ön ifadeler oluşturdular. Her ifadeyi destekleyen kanıt düzeyleri kaydedildi. İfadeler çekirdek grup tarafından sonlandırılır sonlandırılmaz e-posta yoluyla iki ECFS grubunun tüm üyelerine dolaştırıldı.

Yeni doğanlar normal ter kloridi ve iki CFTR mutasyonu, en az bir belirsiz fenotipik sonucu olanlardan oluşan A grubu ve orta ter kloridi ve bir CFTR mutasyonu olan ya da hiç mutasyonu olmayanlardan oluşan B grubu şeklinde ikiye bölündü. Birinci aşama için 32 ifade oluşturuldu ve 24 tanesinde görüş birliğine varıldı. Birinci aşamadan sonra ifade egzersizleri yapıldı ve ikinci aşama için ‘KF taraması pozitif - yetersiz tanı’ (CFSPID) terimi önerildi. “Rutin solunum kültürü” dışında bu ve bütün ifadeler için ortak karara varıldı. “Rutin solunum kültürü gerekenler” ifadesi içinse farklı görüşler mevcuttu. Çekirdek grup bu konu için yerel uygulamaları savundu. İkinci aşamadaki fikir birliğinin görüş değişikliği ile gerçekleştiği duyarlılık analizi ile tespti edildi.

Araştırmacılar,  güvenilir uluslararası delphi metodu  ile  “KF taraması pozitif, yetersiz tanı”lı yeni doğanların yönetiminde yol gösterecek yeni bir isimlendirme ve açıklama kılavuzu meydana getirdiklerini belirttiler. Bu açıklamanın KF grubu için mükemmel bir araç olacağını ve yeni doğanların yönetiminde tutarlılığın gelişmesini sağlayacağını söylediler.

Literatür talep et

Referanslar :

  Munck et al. Cystic Fibrosis Screen Positive, Inconclusive Diagnosis (CFSPID): A new designation and management recommendations for infants with an inconclusive diagnosis following newborn screening, Journal of Cystic Fibrosis 14 (2015) 706–713

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image