Medikaynak Search
Üye Ol Üye Giriş
Medikaynak Menü
Üye Olun / Giriş Yapın Medikaynak Icon

Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) salgını, onkolojide tedavinin risklerine karşı yararlarının yeniden değerlendirilmesine yol açmıştır. İmmünoterapi, onkolojide genişleyen bir varlığa sahip olup melanom, akciğer, ürotelyal, böbrek, baş ve boyun kanserleri gibi hastalıklarda birincil sistemik tedavi seçeneği haline gelmiştir. Bağışıklık kontrol noktası inhibitörü (ICI) tedavisi, yani anti-programlanmış hücre ölümü proteini 1 (anti-PD-1), anti-programlanmış hücre ölümü ligandı 1 (anti-PD-L1) ve anti-sitotoksik T-lenfosit ilişkili protein 4 ( anti-CTLA-4) antikorları, T lenfositlerin negatif düzenleyici kontrollerini durdurmakla birlikte tümörlere karşı bağışıklık tepkisini aktive etmektedir. Bilim insanları bu tedavileri alan kanserli hastaların, bir otoimmün mekanizma tarafından yönlendirilen benzersiz bir dizi tedaviye bağlı toksisiteyle karşı karşıya olduğunu belirtmişlerdir.

Mevcut salgın sırasında bağışıklık ile ilgili advers olaylar (irAE'ler) ve şiddetli COVID-19 arasında bir ilişki ortaya çıkmıştır. Özellikle, immünoterapinin aracılık ettiği pnömoni ve şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2) ile ilişkili interstisyel pnömoniden kaynaklanan fizyolojik hakarette bir örtüşme varsayılmaktadır. Araştırmacılar her iki durum da akciğer parankimal değişiklikleri ile ortaya çıkabileceğini ve bunların bir arada bulunmalarının, altta yatan interstisyel enflamatuar infiltrasyonu ve yaygın alveolar hasarı potansiyel olarak şiddetlendirebileceğini ve bunun da solunum yetmezliğinin ortak bir nihai yoluna yol açacağını belirtmişlerdir. Önceden var olan akciğer patolojisinin, akciğer kanseri olan ve sigara içen hastalarda daha yüksek insidansla COVID-19 pnömonisi için bir risk faktörü olması beklenmekle birlikte önceki torasik radyasyonun COVID-19 pnömonisinin sonuçları üzerinde bir etkisinin olup olmadığı bilinmemektedir. COVID-19 ile ilişkili akut solunum sıkıntısı sendromunu tetikleyen sitokin fırtınası ile kimerik antijen reseptörü T hücresi ve CD3 bazlı bispesifik T hücresi angajman terapileri gibi T hücresiyle ilgili tedavilerin ardından bir komplikasyon olarak sitokin salınım sendromu arasında paralellikler çizilmiştir. İnterlökin (IL) -6, IL-10 ve interferon (IFN) -γ'nın sitokin salım sendromunun arkasındaki anahtar itici güçler olduğu bilinmekle birlikte COVID-19 ile ilişkili pnömoni hastalarında yüksek dolaşımdaki IL-6 seviyeleri gözlenmiştir.

Kanser immünoterapisinin onkolojideki artan rolü

Araştırmacılar şiddetli COVID-19 hastalarının, daha hafif COVID-19 vakaları ile karşılaştırıldığında, IL-1B, IL-6, IL-8 ve IL-10 dahil olmak üzere dolaşımdaki proinflamatuar sitokinlerin önemli ölçüde daha yüksek seviyelere sahip olduğunu ve artmış IL-6'nın ölüm riski için bir ön gösterge olduğunun gösterildiğini belirtmişlerdir. Bağışıklık ile ilişkili toksisiteye sahip hastalar, G-CSF, GM-CSF, IFN-α-2, IL-1a, IL-1B, IL-2 ve IL-12 gibi sirküle eden 11 sitokin düzeyine sahip olmasına karşın şiddetli COVID-19 vakalarında görülen sitokin ortamı ile örtüşmenin bazılarında eksik olduğu gözlemlenmiştir.

İmmünoterapi ile tedavi edilen kanserli hastalardaki COVID-19'un sonuçları, araştırılmaya devam etmekte olup bazı çalışmaların tümü olmasa da, daha ciddi bir sonuç olduğunu düşündürmektedir. Çin'den SARS-CoV-2 ile enfekte kanserli 105 hastayı içeren çok merkezli bir çalışmada, %6'sı COVID-19 semptom başlangıcından sonraki 40 gün içinde anti-PD-1 tedavisi almakla birlikte ölüm riski ve kritik semptomlarda artış yaşadığı gözlemlenmiştir. New York City'den SARS-CoV-2 enfeksiyonlu 423 kanser hastasından oluşan bir başka seri de, 90 gün içinde ICI tedavisi ile tedavi, hastaneye yatış ve yüksek akışlı oksijen takviyesi veya mekanik ventilasyon gereksinimi olarak tanımlanan şiddetli solunum yolu hastalığı için bir öngörücü olmuştur.

Özetle araştırmacılar, ICI tedavisinin onkolojideki artan rolünün, COVID-19 salgını sırasında kullanımlarının etkisinin dikkate alınmasını gerektirdiğini belirtmişlerdir. Bu ajanlar, sitotoksik kemoterapide olduğu gibi doğrudan immünosupresif olmasa da, ICI ile ilişkili toksisiteler, COVID-19 salgını durumunda tedavi için tanısal ve terapötik zorluklar oluşturmaktadır. İmmün aracılı pnömoni ve COVID-19 ile ilişkili pnömonide örtüşen klinik ve radyografik özellikler, ilk başvuruda tanısal zorluklara neden olabilmekle birlikte kortikosteroidler ve uzun süreli immünosupresyon gerektiren ciddi irAE'ler, hastaları fırsatçı enfeksiyonlara yatkın hale getirebilir. Ayrıca araştırmacılar, altta yatan immün aracılı pnömoni ve immün kontrol noktası blokajından kaynaklanan hasar verici inflamatuar yanıt ile COVID-19 ortamında daha kötü sonuçların olasılığı olduğunu belirtmişlerdir.

Medikaynak Referanslar

Kanjanapan Y, Yip D. Considerations for cancer immunotherapy during the COVID-19 pandemic. Med J Aust. 2020 Oct 8. doi: 10.5694/mja2.50805. Epub ahead of print. PMID: 33034044.

+ Tüm Referansları Göster
  1. Benzer İçerikler