Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Onkolojide dönüm noktaları

03 Nisan 2017

1846: Tümör rezeksiyonu için genel anestezi ilk kez kullanıldı

Ekim 1846'da, William T.G. Morton isimli doktor, bir hastanın çenesinden tümörü acısız şekilde rezekte ederek eterin anestetik olarak nasıl kullanılabileceğini ilk kez gösterdi. Bunun öncesinde, cerrahi girişim uygulanan hastalar prosedürler sırasında dayanılmaz acı çekmekteydi.

1870: Kanser zehri hipotezi

1870'li yıllarda, İngiliz cerrah Campbell De Morgan 'kanser zehrinin' lenf bezleri yoluyla primer tümörden diğer bölgelere yayılarak, metastaza yol açtığı hipotezini ortaya koydu.

1903: Kanser tedavisi için radyasyon ilk kez kullanıldı

Marie Curie'nin 1898 yılında radyumu keşfinin ardından, doktorlar 1903 yılında radyoaktif elementin kanser tedavisinde ilk kez kullanıldığını bildirdiler. Radyoterapi, günümüzde modern kanser tedavisinin belkemiğini oluşturuyor.

1943: Serviks kanseri için 'PAP'testi kullanılmaya başlandı

Günümüzde yaygın olarak kullanılan PAP testi (adını yaratıcısı George Papanicolaou'dan alır), doktorların serviks kanseri veya pre-kanserini, yayılma fırsatını bulamadan saptamasına ve tedavi etmesine olanak tanıyor. Test, rahim ağzı kanserine bağlı ölüm oranlarını ciddi oranda azaltmakla birlikte, taramaya erişimin sınırlı olduğu gelişmekte olan ülkelerde ölüm oranları hala yüksektir.

1949: Kanser tedavisi için onaylanan ilk kemoterapi ilacı

Kanser kemoterapisinde kulalnılmak için onaylanan ilk ilaç, 2. Dünya Savaşı'nda kimyasal savaş maddesi olarak kullanıldı.

İlerlemiş türde kan kanseri hastası olan kişilerde dikkat çekici sonuçlar gösteren klinik çalışmaların ardından, azot hardalı (hardal gazı) 1949 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı.

1950-1960lar: Sigara kullanımı kanserle ilişkilendirildi

ABD Genel Cerrahlar ve Birleşik Krallık Kraliyet Hekimleri Koleji, 1950-1960larda sigara ile, özellikle akciğer kanseri olmak üzre kanser arasındaki bağlantıyı ortaya koyan raporlar sundu. Akciğer kanseri olan kişi sayısındaki artışı azaltmak amacıyla, sigara içmeyi vazgeçirmeye yönelik tütün kontrolü ve sigara kullanımını sonlandırma kampanyaları, kısa sürede bir öncelik haline geldi.  

1960lar: Hormonlar kanser kontrolüyle ilişkilendirildi

1966 yılında, yaptığı araştırmayla prostat kanserinin hormonal tedavisinin mümkün olduğunu gösteren Charles Huggins'e Nobel Ödülü verilmiştir. Bu öncü çalışma hem prostat, hem de meme kanserine yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı.

1970ler: Bilgisayarlı Tomografi geliştirildi

Bilgisayarlı Tomografi (veya BT taraması), araştırmacıların beyin tümörü olduğu şüphelenilen bir kadında ilk insan taramasını gerçekleştirdiği 1970'li yıllarda görüldü. Bu teknoloji, vücut içindeki tümörün görüntülerinin oluşturulması için röntgen ışınlarını kullanır; böylelikle doktorların sağlıklı dokuya zarar vermeden ameliyat veya radyoterapi yoluyla doğru konumu hedeflemesine olanak tanır.

1971: Anjiyogenez keşfedildi

Anjiyogenezin tümör gelişimi ve yayılmasında rolünü ilk olarak Judah Folkman gösterdi .Bu önemli keşif, birçok yaygın ilerlemiş kanser türünün görüldüğü pek çok hastanın genel durumunu anlamlı ölçüde değiştiren anjiyogenez inhibitörlerinin geliştirilmesini sağladı.  

1975: Monoklonal antikorların temel prensiplerinin keşfedilmesi

Georges Kohler ve Cesar Milstein, günümüzde kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir biyolojik tedavi türü olan monoklonal antikorların üretimine yönelik prensiple ilgili deneyimlerini ana hatlarıyla açıklayan bir makale yayınladı.

1997: İlk hedefli kanser tedavisi onaylandı

1997 yılında, diğer tedavilere artık yanıt vermeyen bir lenfoma türüne sahip olan kişilerin tedavisi için moleküler hedefli ilk ilaç onaylandı. İlaç, monoklonal antikorlar olarak adlandırılan yeni bir ilaç sınıfındaki ilk ilaçtır (Kohler ve Milstein tarafından prensibin keşfedilmesinden 20 yıl sonra).

2003: İnsan genomunun şifresi çözüldü

2003 yılında, 13 yıllık araştırmanın bir sonucu olarak insan genomunun kodu yayınlandı. Bu devrim yaratan olay, spesifik kanserlerde genetik kusurların belirlenmesi de dahil olmak üzere, kapsamlı genetik araştırmaların önünü açtı. 2009 yılında araştırmacılar, en yaygın kanserlerden ikisi olan cilt ve akciğer kanserinin genetik kodunun tamamını çözdü.

2010: İlk kanser tedavisi aşısı onaylandı

Metastatik prostat kanserinin tedavisinde kullanılan ilk kanser tedavisi aşısı, 2010 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı. İnsan papilloma virüsü (serviks ve boğaz) ve Hepatit B virüsünün (karaciğer) yol açtığı kanserin önlenmesine yönelik aşıların kullanımı da onaylandı.

2013: ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından Devrim Yaratan Tedavi Sıfatı verilen ilk ilaç

Devrim yaratan tedavi sıfatı, var olan tedavilere göre ciddi oranda iyileşme gösteren ilaçların tedavinin hastaların kullanımına daha hızlı sunulması amacıyla, ilacın yetkililerin 'hızlandırılmış' incelemesinden geçmesine olanak tanır. Bu sıfatın verildiği ilk ilaç, 2013 yılında kronik lenfositik löseminin tedavisi için onaylandı.

2014: Kanser'de DNA Analizi

NCI ve Ulusal İnsan Genom Araştırma Enstitüsü tarafından 30'dan fazla kanser türünde DNA ve diğer moleküler değişiklikleri analiz etmek için yapılan ortak bir çalışma olan The Cancer Genome Atlas (TCGA)’nın araştırmacıları, gastrik (mide) kanserinin aslında tüm dünyada farklı özelleiklere sahip dört farklı hastalık olduğunu buldular. TCGA ve diğer ilgili projelerden elde edilen bu bulgu, kanserlerin moleküler anormalliklerinin yanı sıra orjin veya doku menşei bölgelerine göre potansiyel olarak kanser için yeni bir sınıflandırma sistemi oluşturulmasına yol açabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

http://www.cancerprogress.net/timeline/major-milestones-against-cancer

WILLIAM S. HALSTED, M.D., (I894) THE RESULTS OF OPERATIONS FOR THE CURE OF CANCER OF THE BREAST PERFORMED AT THE JOHNS HOPKINS HOSPITAL FROM JUNE, I889, TO JANUARY

Luther W. Brady, M.D.,* Bizhan Micaily, M.D.," Curtis T. Miyamoto, MAD.,* Hans-Peter Heilmann, M.D.,t and PaoEo Monternaggi, M.D (25 November 1995) 'Innovations in Brachytherapy in Gynecologic Oncology', CANCER Supplement, 76(10), pp. 2143-2151 [Online]

MAURICE FREMONT-SMITH, M.D. RUTH M. GRAHAM, B.S. LOIS T. JANZEN JOE VINCENT MEIGS, M.D. (01 January 1945) 'The Vaginal Smear in the Diagnosis of Uterine Cancer', J Clin Endocrinol, 5(1), pp. 40-41 [Online]. Available at: DOI: https://doi.org/10.1210/jcem-5-1-40

Dr Luisa L Villa, PhD (07 April 2005) 'Prophylactic quadrivalent human papillomavirus (types 6, 11, 16, and 18) L1 virus-like particle vaccine in young women: a randomised double-blind placebo-controlled multicentre phase II efficacy trial', The Lancet Oncology, 6(5), pp. 271-278 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/S1470-2045(05)70101-7

Sir RONALD BODLEY SCOTT (1970) 'Cancer Chemotherapy-The First Twenty-five Years', British Medical Journal, 4, pp. 259-265

Adam J. Bass (11 September 2014) 'Comprehensive molecular characterization of gastric adenocarcinoma', nature, 513, pp. 202–209 doi:10.1038/nature13480

Adjuvan Tedavide Kilo Alınması ve Sağkalım İlişkisi

11 Aralık 2017

Teşhis sırasında obez ve aşırı kilolu olan kadınlar meme kanseri ve buna bağlı kötü sonuçlar açısından önemli bir risk altındadır. Kadınlar meme kanseri tanısından sonra ve erken evre hastalık için kemoterapi sırasında kilo alma eğilimi gösterirler ve bu da daha kötü sonuçlar için riski artırır.

Hastalar Üç Grupta Toplanarak Analiz Edildi

Adjuvan kemoterapi sırasında kazanılan kilonun daha kötü sağkalım sonuçları ile ilişkili olup olmadığı ABD merkezli yapılan yeni bir çalışma ile araştırıldı. Bu amaçla erken evre meme kanseri için adjuvan üçüncü kuşak kemoterapi alan hastalar hakkındaki veriler araştırıldı.

Cox regresyonuna göre tek değişkenli ve çok değişkenli analizler, kemoterapinin başından sonuna kadar vücut kitle indeksi (VKİ) değişimine göre üç grupta yapıldı: > 0.5 kg / m2 kaybı veya kazanımı ve stabil VKİ (± 0.5 kg / m2). Bu gruplarda sağkalım sonuçları incelendi.

Kilo Alınması İle Hafif Artış Gösteren Risk

Çalışmaya 1998 hasta dahil edildi. 50 yaşın üzerindeki kadınlarda ve postmenopozal durumlarda adjuvan kemoterapi sırasında kilo verme eğilimi daha yüksekken, 30 yaş altı kadınlar daha fazla kilo aldı (P <0.001). Kemoterapi sonrası 1 yıllık dönemde hastalar orijinal ağırlığına geri dönme eğilimindeydi (ρ = -0.3, P <0.001). Çok değişkenli analizde, VKİ'yi korumakla karşılaştırıldığında VKİ> 0,5 kg / m2 düzeyinde artış, derece, evre ve radyasyona göre düzeltilmiş şekilde lokal ve bölgesel tekrarlama riskini arttırmaktaydı (HR: 2.53;% 95 GA, 1.18-5.45; P = 0.017).

Erken evre meme kanseri için adjuvan kemoterapi sırasında ağırlık değişimi hem kilo artışı hem de kilo kaybı dengeli bir şekilde ortaya çıkabilir. Dahası, bu varyasyon geçici bir değişim gibi gözükmekte ve rekürrens oranlarını ve genel sağkalımı belirgin olarak etkilemektedir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Schvartsman G et al. Association between weight gain during adjuvant chemotherapy for early-stage breast cancer and survival outcomes. Cancer Med. 2017 Oct 10. doi: 10.1002/cam4.1207. [Epub ahead of print]

BRCA Mutasyonunda Cerrahi Öncesi Genetik Tanının Önemi

30 Kasım 2017

BRCA mutasyonunun günümüzde meme kanseri için önemli bir risk faktörü olduğu bilinmekte ve hatta bu mutasyona sahip bireylerde koruyucu olarak cerrahi işlem yapılabilmektedir. Güney Kore’de çok merkezin dahil olduğu yeni bir araştırmada, BRCA mutasyon durumunu öğrendikleri zamana göre meme kanserine sahip mutasyon taşıyıcılarının cerrahiye karar verme durumları değerlendirildi. İkinci amaç olarak ise cerrahi tedavi sonrasında meme kanseri sonuçlarını incelemekti.

Yapılan bu çalışma, invaziv meme kanseri tanısı alan, BRCA mutasyonu için test edilen ve 2004 ile 2015 yılları arasında Seoul, Samsung Medical Center'da primer cerrahi ile tedavi edilen 164 hastanın retrospektif bir çalışmasıydı. Ameliyat türleri ve BRCA test sonucunun zamanlaması gözden geçirildi. BRCA mutasyonuna sahip meme kanseri hastalarının cerrahi karar verme yöntemlerini BRCA mutasyon durumunu öğrendikleri zamanlamaya göre incelediler.

Ameliyattan Önce BRCA Tayini Cerrahi Yöntem Kararını Etkileyebilir

Araştırmada elde edilen bulgulara göre cerrahi öncesi BRCA test sonuçlarını yalnızca 15 (% 9.1) hasta biliyordu; 149'u (% 90.9) ameliyat sonrası sonuçları öğrendi. Tek taraflı kanserli hastalarda ameliyattan önce BRCA mutasyon statüsü bilinen gruplar ile ameliyat öncesi BRCA durumu bilinmeyen gruplar arasında anlamlı farklılık vardı (p = 0.017). İpsilateral meme tümörü rekürrensi olan (p = 0.765) ve karşı taraf meme kanseri (p = 0.69) olan cerrahi tipler arasında ise anlamlı bir fark gözlenmedi.

Cerrahi öncesi genetik tanıya sahip olmak, meme kanseri olan BRCA mutasyon taşıyıcılarında tek taraflı mastektomiyi veya bilateral mastektomiyi seçmek için cerrahi karar üzerinde etkili olabilir. İlk cerrahiden sonra BRCA mutasyon durumu hakkında bilgi edinmek bu hastalar için ilave ameliyatlara neden oldu. Bu nedenle, cerrahi seçime katılmadan önce genetik danışmanlık ve genetik testlerin yapılması ve meme kanseri riski yüksek hastalar için tedavi stratejilerinin geliştirilmesi önemlidir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Park S et al. Genetic Diagnosis before Surgery has an Impact on Surgical Decision in BRCA Mutation Carriers with Breast Cancer. World J Surg. 2017 Nov 16. doi: 10.1007/s00268-017-4342-7. [Epub ahead of print]

GBM’de Radyolojik Değerlendirmenin Önemi

25 Kasım 2017

Glioblastomadaki manyetik rezonans görüntülemenin (MRG) değerlendirilmesi zor olabilir. Bu sebeple yeni klinik çalışmalarda değerlendirici hatasını en aza indirmek için tek bir merkezi laboratuarda yapılan değerlendirmeler kullanılmaya başlandı. Tekrarlayan glioblastomaya sahip hastalarda yapılan CABARET çalışmasında, hastanelerde değerlendirilen hastalık durumu ve daha sonra körleştirilmiş merkez uzman tarafından yapılan radyolojik inceleme karşılaştırıldı.

Hastalık durumunun lokal ve merkezi değerlendirilmesi için MRG sonuçları ve belirlenen zaman noktalarında klinik durum kullanıldı. Klinik durum lokal olarak belirlendi. Her iki değerlendirmede de Nöro-Onkolojide Yanıt Değerlendirme (RANO) kriterleri kullanıldı. Progresyonsuz sağkalım (PFS) ve yanıt oranları için lokal ve merkezi değerlendirmeler karşılaştırıldı. Merkezi gözden geçirme progresyon tarihleri ​​için aradaki değişkenlik değerlendirildi.

PFS Açısından Anlamlı Fark Görüldü

Merkezi gözden geçirme, değerlendirilebilir 89 hastanın (n = 40) % 45'inde daha kısa PFS ile sonuçlandı. Medyan PFS 3.9 aya (lokal) karşılık 3.6 ay (merkez) olarak ölçüldü (HR: 1.5,% 95 güven aralığı 1.3-1.8, p <0.001). Yanıtlar daha sık olarak lokal değerlendirmede saptanırken (n = 16,% 18) merkezi olarak daha az belgelendi (n = 11,% 12). 120 hastanın yedisi, lokal olarak belirlenmiş progresyon olmadığı için merkezi belirlenen progresyon sonrası 6 aydan uzun süre çalışmaya devam etti. Merkezi çalışan 3 ayrı gözden geçiren tarafından incelenen taramaların% 33'ü progresyon tarihi ile tamamen uyumluydu.

Lokal ve merkezi PFS tarihleri ​​arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olsa da, 0.3 aylık medyan fark oldukça küçüktür. Merkezi incelemedeki değişkenlik önceki çalışmalarla uyumludur ve bu bağlamda MRG yorumlamasındaki zorlukları vurgulamaktadır. Hastaların küçük bir kısmı, merkezi olarak belirlenen progresyon tarihinin çok ötesinde tedaviden yarar sağladı, bu da radyolojik sonuçlarla birlikte klinik durumun da önemli bir yol gösterici olduğunu tekrar kanıtlamış oldu.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Field KM et al. Comparison between site and central radiological assessments for patients with recurrent glioblastoma on a clinical trial. Asia Pac J Clin Oncol. 2017 Nov 8. doi: 10.1111/ajco.12806. [Epub ahead of print]

Serviks Kanserinde Histolojinin Prognostik Rolü

22 Kasım 2017

Serviks kanseri özellikle gelişmekte olan ülkelerde en sık görülen neoplazilerden biridir. Serviks kanseri ile ilgili literatüre bakıldığı zaman en sık rastlanan histopatolojik tip skuamöz hücreli karsinomdur (SCC), bunu adenokarsinom (AC) ve adenoskuamöz karsinom (ASC) izlemektedir. Ancak histolojik türe göre prognoz tartışmalıdır ve net olarak bilinmemektedir.

Meksika merkezli yapılan yeni bir çalışmanın amacı, en erken dönemde serviks kanserinin en sık görülen histolojilerinin prognozlarını tanımlamak ve karşılaştırmak olarak belirlendi. Bu amaçla Meksika'nın Instituto Nacional de Cancerología programına katılan hastaların kayıtlarını, SCC, AC ve ASC histolojik tipleri de dahil olmak üzere IA cerrahi olarak IA2-IB1 ve IIA1 aşamaları ile gözden geçirildi. Başka bir malign neoplazi, servikal kanser in situ, lokal olarak ilerlemiş neoplazm ve metastatik neoplazmı olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Açıklayıcı ve karşılaştırmalı bir analiz yapıldı. Her bir histolojik tip için Kaplan-Meier yöntemi ile genel sağkalım (OS) ve hastalıksız dönem hesaplandı ve log-rank testi ile karşılaştırıldı.

Histolojik Grupların Sağkalım Değerleri Benzer Bulundu

Çalışmaya dahil edilen hastaların 131’inde (% 64.9) SCC, 57’sinde (% 28.2) AC ve 14’ünde ASC (% 6.9) bulunmaktaydı. Bu üç histolojik tipteki kanserler için ortalama 5 yıllık DFS ve OS değerleri hesaplanarak kıyaslandı.

Üç histolojik grup arasında sağkalım değerleri açısından herhangi bir fark olmadığı görüldü. Beş yıllık DFS, SCC için % 94.4, AC için % 98.1 ve ASC için % 92.3 idi (p = 0.55). SCC için 5 yıllık OS % 97.9, AC için % 97.8 ve ASC için% 100 idi ve istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p = 0.702).

Bu tek merkezli yapılan büyük çalışma erken evrede serviks kanserinde histolojiye göre sağkalımların değerlendirildiği önemli bir çalışma olarak literatüre eklenmiş oldu. DFS ve OS, erken evrelerde en sık görülen histolojik serviks kanseri tipleri arasında fark göstermedi.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Barquet-Muñoz SA et al. Histology as Prognostic Factor in Early-Stage Cervical Carcinoma. Experience in a Third-Level Institution. Rev Invest Clin. 2017 Sep-Oct;69(5):286-292.

Kansere Karşı Çinko

03 Kasım 2017

Geçmişte yapılmış olan araştırmalar çinkonun insan sağlığını korumak için şart olduğunu ve özefagusu kanserden koruduğunu göstermişti. Bununla birlikte çinkonun özofagusta kanseri önleme yeteneği tam olarak anlaşılamamıştır. Dr Zui Pan'in liderliğinde bir ekip, çinkonun kanser hücrelerinin büyümesini seçici olarak durdurduğunu, ancak normal özofagus epitel hücrelerine bu yönde bir etkide bulunmadığını keşfetti.

Ulusal Kanser Enstitüsüne göre, özefagus kanseri, tüm dünyada kanser ölümlerinde altıncı sırada. Enstitü, 2016'da Amerika Birleşik Devletleri'nde neredeyse 16.000 özofagus kanseri ölümü olduğunu tahmin etmektedir. Beş yıllık ortalama sağkalım oranı ise yüzde 20'den az. Bu çalışmanın özefagus kanserinin önlemesi ve daha iyi tedavisi için bir yol sağlayabileceği umuluyor.

Çinko Aşırı Aktif Kalsiyum Sinyallerini Engelliyor

Çinko, pek çok proteinde ve birçok enzimde yer alan önemli bir elementtir ve çinko olmaması, hücrelerin işlevini imkânsız hale getirmektedir. Zenginleştirilmiş gıdalar, ıspanak, keten tohumları, sığır eti, kabak çekirdeği ve karides ve istiridye gibi deniz ürünleri çinko içerir. Ancak daha önce neden aynı çinko fizyolojik konsantrasyonlarının kanser hücresi büyümesini inhibe ettiğini, normal hücreleri inhibe etmediğini bilmiyorduk. Bu çalışma, çinkonun, normal hücrelerde görülmeyen kanser hücrelerinde görülen aşırı aktif kalsiyum sinyallerini engellediğini ortaya koydu ve dolayısıyla çinko seçici olarak kanser hücresi büyümesini engellemektedir. Yani çinko ve kalsiyum arasında çapraz bağlantı olabileceği anlamına geliyor.

Araştırmacılar, ileride bu iki sinyalin birbirini nasıl bağladığını ve birbirlerini nasıl etkilediğini inceleyeceklerini belirtti. Bu sayede daha iyi bir önleme ve tedavi stratejisi geliştirmede yön gösterici bulgular edilmesi umuluyor.

Özefagus kanseri ve çinko arasındaki bağlantıda elde edilen bu yeni bulgular tükettiğimiz gıdaların dengeli dağılımına dikkat etmemiz gerektiğini bir kez daha göstermiş oldu. Çinko, kanser dışında birçok hastalığın da gelişiminde kilit rolde olabilir ve kalsiyumla ilişkisinin çözülmesi daha bilinmeyen birçok gizemi de aydınlatabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Choi S et al. Selective inhibitory effects of zinc on cell proliferation in esophageal squamous cell carcinoma through Orai1. The FASEB Journal, 2017; fj.201700227RRR DOI: 10.1096/fj.201700227RRR

BCC’de Fibroblast Aktivasyonu

27 Ekim 2017

Dünya geneline bakıldığı zaman ciltteki kutanöz bazal hücreli karsinomun (BCC) en yaygın kanser olduğu görülmektedir. Bu kanser türünde BCC, lokal olarak invazivdir ve çevredeki stromal mikro ortam, tümör gelişimi için önem taşımaktadır. Ayrıca bilinmektedir ki mikro ortamdaki kanserle ilişkili fibroblastlar (CAF), çeşitli tümörlerdeki tümör büyümesi için şarttır, ancak BCC’deki rolleri ise  tam olarak anlaşılamamıştır.

mRNA Ekspresyonu NGS İle Kıyaslandı

Çalışmada yüzde görülen BCC ve kontrol amaçlı olarak peritümöral bölgeden ve kalçadan gelen cilt değerlendirildi. Yeni nesil sekanslama (NGS) ile BCC ve peritümoural cilt arasındaki mRNA ekspresyonu karşılaştırıldı. NGS sonuçlarını doğrulamak ve CAF ile ilişkili sitokin ve kemokinleri araştırmak için qRT-PCR, immünohistokimyasal ve immünofloresan boyama uygulandı.

NGS, hücre içi matris bileşenlerini kodlayan BCC'de 65 genin CAF ile ilişkili matris yeniden biçimlendirmesini işaret eden yukarı doğru regülasyonunu ortaya koydu. qRT-PCR, BCC'de CAF belirteçleri FAP-α, PDGFR-β ve prolil-4-hidroksilazın artmış mRNA ekspresyonunu gösterdi. Peritümoural ciltte de PDGFR-β ve prolil-4-hidroksilazın yüksek ekspresyonunu sergiledi ancak FAP-α için bu tarzda bir ekspresyon görülmedi Kalçadan alınan kontrol cildinde ise herhangi bir ekspresyon görülmedi. BCC ve peritümöral ciltte CAF'a bağlı kemokinler olan CCL17, CCL18, CCL22, CCL25, CXCL12 ve IL6 için benzer şekilde yüksek ekspresyon tespit edildi, ancak bu durum kalça derisinde yoktu. İmmunofloresan ile inceleme, FAP-α ve PDGFR-β ve CXCL12 ve CCL17 arasındaki korelasyonu ortaya koydu.

CAF Peritümöral Ciltte Aktive

Sonuçta görüldü ki matris yeniden modellemesi, BCC'nin en belirgin moleküler özelliğidir. CAF'ler BCC stromasında mevcuttur ve tümör progresyonu ve bağışıklık baskılamasında (CXCL12, CCL17) yer alan kemokinlerin artmış ekspresyonuyla ilişkilidir. Tümörlerin yakınında kronolojik olarak güneşe maruz kalan deri kaynaklı fibroblastlar da CAF'lerin benzeri olan gen ekspresyon paternlerini göstermektedir. Güneşe maruz kalmayan bölgelerden alınan kontrol cildinde ise böyle bir durum yoktur.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Omland SH et al. Cancer associated fibroblasts (CAFs) are activated in cutaneous basal cell carcinoma and in the peritumoural skin. BMC Cancer. 2017 Oct 7;17(1):675. doi: 10.1186/s12885-017-3663-0.

Göçmenlerde Kanser Taramasının Zorlukları

25 Ekim 2017

Serviks kanseri, insan papillomavirüsünden kaynaklanan bir kanser türü olup düzenli tarama sayesinde önlenebileceği düşünülmektedir. Bazı düşük ve orta gelirli ülkelerden gelen göçmenlerin de, erken yaşlarda viral enfeksiyonlara atfedilen kanserlere daha yatkın durumda olduğu bilinmektedir. Norveç merkezli yapılan bir çalışmada göçmenler arasında nüfusa dayalı servikal tarama programına katılım değerlendirildi ve farklı göçmen gruplardaki uyumsuzluğu öngören faktörler araştırıldı.

Çalışmada, birkaç farklı kaynak üzerinden ülke çapındaki kayıtlardan gelen veriler kullanıldı. Çalışma grubu 208 626 (% 15) göçmen ve 1 157 223 (% 85) Norveçliden oluşmaktaydı. 2008-12 yılları arasında test yaptırmamış olanlar uyumsuz olarak tanımlandı.

Göçmenlerin Çoğuna Tarama Yapılamadı

Toplamda göçmenlerin% 52'si taranmadı. Tüm göçmenler, doğum ve eşlik için ilgili faktörler düzeltildiğinde Norveçli kadınlarla karşılaştırıldığında, 1.72 kat daha yüksek uyumsuzluk oranı (% 95 GA 1.71-1.73) gösterdi. Uyumsuz göçmenlerin oranı, kaynak bölge ve kaynak ülkesine göre önemli derecede farklılık göstermiştir. İşsiz olmak veya işgücünde olmamak, evlenmek, düşük gelir elde etmek ve erkek pratisyen hekime sahip olmak, kaynak bölgelerine bakılmaksızın uyumsuzluk ile ilişkili kabul edildi. Norveç'te 10 yıldan daha kısa yaşamak, bütün göçmen grupların olmasa da çoğunluğun uyumsuzluğunun belirleyicisi bir etkendir.

Göçmenlerin giderek artan bir oranı ve aralarında düşük tarama katılımı, Avrupa'da yeni halk sağlığı sorunları yaratmaktadır. Göçmenler, sosyo-demografik özellikleri ve tarama katılımı açısından çok çeşitlidir. Göçmenler arasında kanser taramasını arttırmak için uyarlanmış bilgi ve hizmet sunumu gerekebilir.

Norveç’te yapılmış olan bu çalışma göçmenlerdeki kanser taramasına katılım oranlarının düşüklüğünün nedenlerini araştırmış ve ortaya olası birkaç neden çıkarmıştır. Diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapılarak sorunlar tanımlandıktan sonra yapıcı çözümler geliştirilmesi mümkün olabilecektir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Leinonen MK. Barriers to cervical cancer screening faced by immigrants: a registry-based study of 1.4 million women in Norway. Eur J Public Health. 2017 Oct 1;27(5):873-879. doi: 10.1093/eurpub/ckx093.

Akciğer Kanseri Mutasyonları Irklar Arası Farklılık Gösteriyor

24 Ekim 2017

Akciğer kanseri tedavisine yön verici olarak son yıllarda çok sayıda mutasyon tanımlanmıştır. Özellikle EGFR, ALK, ROS gibi mutasyonlar tespit edilmesi halinde hedefe yönelik ajanlarla uzun sağ kalım sürelerine ulaşmak mümkün olmaktadır. Bu mutasyonların ırklar arasında görülme sıklıklarının ise birbirine göre farklılık gösterebileceği bilinmektedir.

Çin merkezli yapılan bir çalışmada akciğer kanserindeki bu mutasyonların hangi oranlarda görüldüğü ve beyaz ırktan farklılaşıp farklılaşmadığı değerlendirildi. Bugüne kadar Asyalı akciğer adenokarsinomu hastalarında genomik değişikliklerin peyzajını yalnızca sınırlı çalışmalar araştırmıştı.

Kapsamlı Genomik İnceleme Uygulandı

Bu tek merkez çalışmada, Çin etnik kökenine sahip insanlardaki akciğer kanseri mutasyonel profilini aydınlatmak ve elde edilen bilgileri tedavi için karar verme kılavuzu olarak kullanmak amacıyla tümör numunelerinin kapsamlı genomik karakterizasyonunu yapmak için iyi geçerlilik kazanmış bir test kullanıldı. Çalışmaya 306 akciğer kanseri hastası dahil edildi.

Yapılan ayrıntılı analiz sonucunda 145 tümörle ilişkili gende toplam 845 bireysel genomik değişiklik bulundu; bunlar örnek başına ortalama 2,8 değişiklik anlamına gelmekteydi. En sık mutasyona uğramış olan genler EGFR (% 46.7), TP53 (% 21.2), ALK (% 12.1,% 8.8 mutasyon ve% 3.3 yeniden düzenlenme) ve KRAS (% 10.1) idi.

Veriler Asyalı Irkı Ayrıştırıyor

Kanser Genomu Atlası veri setiyle karşılaştırıldığında, EGFR'nin bu kohortta daha yüksek bir frekansta mutasyona uğradığı, KRAS'ın ise sadece % 10.1'inde mutasyona uğramış şekilde bulunduğu saptandı. Beyaz ırkta ise KRAS’ın EGFR’nin iki katı kadar daha fazla oranda mutasyon gösterdiği bilinmektedir.

Çalışmadaki 185 (% 60.5) hastada klinik olarak ilgili genomik değişiklikler tespit edildi; bunlar adenokarsinoma hastalarında% 50, skuamöz hücreli karsinoma hastalarında % 14 idi.

Elde edilen bulgular, Asya etnik kökenine sahip olmanın, somatik sürücü mutasyonlarının varlığı açısından beyaz ırktan önemli ölçüde farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Kapsamlı bir genotiplendirme yaklaşımının kullanılması tedavi kararının verilmesine yardımcı olabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Liu L et al. Comprehensive genomic profiling of lung cancer using a validated panel to explore therapeutic targets in East Asian patients. Cancer Sci. 2017 Sep 26. doi: 10.1111/cas.13410. [Epub ahead of print]

HPV Aşısının Toplum Üzerindeki Etkisi

19 Ekim 2017

İnsan papilloma virüsü (HPV), serviks kanseri ve serviksteki diğer malign ve benign neoplastik lezyonların önde gelen nedeni olarak bilinmektedir. HPV aşılamanın üç potansiyel hedefi vardır: geçişi, enfeksiyonu ve hastalığı önlemek. Ancak günümüzde HPV aşılaması sonucunda elde edilen sağlık sonuçlarına dair çok fazla veri yok. Bu yüzden İtalya merkezli yapılan bir çalışma ile, HPV aşı stratejisinin İtalya'daki etkisini değerlendirmek amaçlandı.

Özel Bir Modelde Etki İncelendi

Çalışmada kullanılmak üzere İtalyan kadının teorik bir kohortunda enfeksiyon sürecini tahmin etmek için çok aşamalı morbidite-mortalite modeli geliştirildi. Markov süreci dokuz sağlık durumunu (sağlık, anogenital siğiller, grade 1 ve grade 2/3 servikal intraepitelyal neoplazi, servikal kanser, anal kanser, servikal kansere bağlı ölüm, anal kanser ve diğer nedenler) ve her yaş için 26 geçiş durumunu düşünüyordu. Model ulusal ve uluslararası literatürdeki mevcut verilere göre oluşturuldu. Aşılamanın etkinliği, İtalya'da gözlemlenen modeller ve aşılama kapsam oranları ile ilgili bir literatür incelemesi göz önüne alınarak gerçekleştirildi. Herhangi bir müdahale (serviks kanseri taraması) ve aşılama stratejileri senaryoları için yaşam beklentisi (ex), Kalite Düzeltilmiş Yaşam Yılları (QALY), Özürlülük Düzeltilmiş Yaşam Yılları (DALY) ve atfedilebilir risk (AR) tahmin edildi.

Elde Edilen Fayda Sınırlı

Model, 100.000 İtalyan kadından oluşan bir kohortta, e0'ın 83.1 yıl olduğunu gösterdi. Geçerli HPV aşı stratejisi ile e0, 83.2 (+0.1) yıla yükselmektedir. HPV ile ilgili hastalıklar tamamen değerlendirildiğinde, QALY'ler müdahale grubunda 82.7'den aşılama grubunda 82.9'a (+0.2 QALY) yükselmektedir. Aşı nedeniyle DALY 0.6 azalmaktadır. Son olarak AR, 100.000 kadın başına tüm nüfusta 93 ve aşılanmamış olanlarda 265 vakaya eşittir.

Servikal kansere bağlı mortalite göz önüne alındığında, HPV aşılaması, İtalyan kadın nüfusunda sağlık birimi kazanımları üzerinde düşük bir etkiye sahip gibi gözükmektedir. Tersine, çeşitli HPV ile ilişkili ve kanser morbidite koşulları içerildiğinde, aşılama etkisi oldukça dikkat çekici hale gelebilmektedir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Marcellusi A. Impact of HPV vaccination: health gains in the Italian female population. Popul Health Metr. 2017 Sep 29;15(1):36. doi: 10.1186/s12963-017-0154-0.

Akciğer Kanserinde PD-L1 Pozitifliği Kötü Prognoza Yol Açıyor

29 Eylül 2017

PD-1 ve PD-L1 inhibitörü çok sayıda immünoterapi ilacı günümüzde bir çok kanser çeşidi üzerinde çalışılmaktadır. Bazı kanser türlerinde PD-L1 ekspresyonundan bağımsız olarak güçlü etki görülse de bazı tümörlerde ise PD-L1 ekspresyonu olan tümörlere verilen yanıt daha iyi olmaktadır. Peki PD-L1 pozitif olmak kötü prognozu gösterir mi? Akciğer kanserinde de çok sayıda immünoterapi ajanıyla çalışma yapılmıştır. Birçok çalışmada PD-L1 pozitifliğinin kötü prognostik olduğu söylense de elde edilen sonuçlar tartışmalıydı. Çin merkezli yapılan yeni bir çalışmada bu konu ele alındı.

Çalışmada PubMed, EMBASE ve Cochrane Kütüphanesi veritabanlarının sistematik olarak araştırılması sonrasında, PD-L1 ekspresyonu ile driver mutasyonu ve genel sağkalım (OS) arasındaki korelasyon tanımlanmaya çalışıldı. Yapılan meta-analiz, 47 çalışmada toplam 11.444 hastalık popülasyonu incelemiş ve toplanan sonuçlar artmış PD-L1 ekspresyonunun kötü prognoz ile ilişkili olduğunu göstermiştir (HR = 1.40,% 95 GA: 1.19-1.65, p <0.001). Histolojik tiplere göre katmanlı alt grup analizlerinde toplanan sonuçlar, PD-L1 ekspresyonunun artmasının, küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) (HR = 1.26,% 95 GA: 1.05-1.52, P = 0.01 ) ve pulmoner lenföepitelyoma benzeri karsinom için (LELC) (HR = 3.04,% 95 CI: 1.19-7.77, P = 0.02) (HRLC = 0.62,% 95 CI: 0.27-1.39, p = 0.24) olumsuz bir prognostik faktör olduğunu göstermiştir.

Elde edilen veriler, PD-L1 ekspresyonunun cinsiyet, sigara içme durumu, histoloji, farklılaşma, tümör boyutu, lenf nodal metastazı, TNM evresi ve EGFR mutasyonu ile ilişkili olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, PD-L1 ekspresyonu ALK yeniden düzenlenmesi ve KRAS mutasyonları ile korelasyon göstermemiştir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Zhang M et al. PD-L1 expression in lung cancer and its correlation with driver mutations: a meta-analysis. Sci Rep. 2017 Aug 31;7(1):10255. doi: 10.1038/s41598-017-10925-7.

Domates Tüketimi Cilt Kanseri Riskini Azaltıyor

29 Eylül 2017

Amerikan Kanser Derneği’ne göre, melanom dışı cilt kanserleri tüm kanserler arasında en yaygın olan kanser türüdür ve 2012'de 5,4 milyon vaka bildirilmişti. Bu sayı her yıl meme, prostat, akciğer ve kolon kanserlerinin toplamından daha fazladır. Düşük ölüm oranına rağmen, bu kanserler maliyetli ve görsel açıdan rahatsız edici olup oranları artmaktadır. Tükettiğimiz gıdaların bazı kanser türlerine karşı koruyucu olabileceği teorisi domatesler ve cilt kanseri için de geçerlidir. Bu teorinin arkasındaki rasyonel domateslere rengini veren pigment bileşikleri olan karotenoidlerin cildi UV ışığına karşı koruyabileceğine dayanmaktadır. Bu teoriyi test etmek isteyen ABD’li bilim insanları fareler üzerinde çalıştılar.

Geçmişteki insan klinik denemeleri, zamanla domates yedikten sonra insanların derisinde biriken karotenoidler sayesinde UV ışığın olumsuz etkilerinden korunulduğunu ve güneş yanıklarının azaldığını gösteriyor. Domateslerde birincil karotenoid olan likopenin, bu pigmentler içinde en etkili antioksidan olduğu gösterildi. Yeni çalışmada, Ohio State araştırmacıları, kurutulmuş kırmızı domateslerle beslenen yalnızca erkek farelerde tümör büyümesinde azalma olduğunu buldu. Önceki araştırmalarda biyolojik olarak elde edilebilen likopenin daha yüksek olduğu gösterilen mandolin domatesleri ile beslenenlerde ise, kontrol grubuna göre daha az tümör olsa da fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.

Önceki araştırmalar, erkek farelerin UV'ye maruz kaldıktan sonra erken dönemde tümörler geliştirdiğini ve tümörlerinin daha çok, daha büyük ve daha agresif olduğunu ortaya koymuş olsa da kurutulmuş domatesle beslenen erkek farelerde cilt kanseri gelişme oranı kontrol grubuna göre %50 azalmıştı. Dişi farelerde ise herhangi bir değişiklik görülmedi. Kurutulmuş domateslerle görülen bu etki, domatesin içinde likopen dışındaki bazı maddelerin de kansere karşı koruyucu olabileceğini düşündürüyor. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Cooperstone JL et al. Tomatoes protect against development of UV-induced keratinocyte carcinoma via metabolomic alterations. Scientific Reports, 2017; 7 (1) DOI: 10.1038/s41598-017-05568-7

Akciğer Kanserinde Yutma Zorluğu ve Yaşam Kalitesi

19 Eylül 2017

İleri evre akciğer kanserinde, doğrudan tümör invazyonu veya sinir basısı nedeniyle disfaji yani yutma bozukluğu görülebilir. Bunun yanı sıra anti-kanser tedavileri ve eşlik eden hastalık durumları da disfajik semptomlara neden olabilir. Akciğer kanserli hastalardaki disfajik semptomları gidermek için konuşma ve dil terapisinin yanı sıra tıbbi ve cerrahi müdahaleler kullanılabilir. Akciğer kanseri hastaları için potansiyel olarak kısa prognoz göz önüne alındığında, bu hastalardaki bakımın amacı semptom yükünü azaltmak ve yaşam kalitesini en üst düzeye çıkarmak olmalıdır. Bu amaca yönelik olarak, yutma zorlukları da tanınmalı ve tedavi edilmelidir.

Yeni bir çalışmada, ileri evre akciğer kanseri olan hastalarda disfajinin yaygınlığı yaşam kalitesi üzerinki etkisi saptanmaya çalışıldı. Bu amaçla tek merkezli, prospektif, araştırmacı bir çalışma yapıldı. Disfajinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek için daha önce valide edilmiş olan, EAT-10 değerlendirmesi ve SWAL-QOL değerlendirmesi kullanıldı. Çalışmada yer alan yetmiş iki katılımcı, EAT-10 değerlendirmesinin tamamlanmasından sonra disfaji yaşadığı tespit edilen% 18.1’lik kitleye denk gelmekteydi. SWAL-QOL kullanılarak daha ileri düzeyde değerlendirildiğinde, bu hastalarda yorgunluk ve yemek zamanı süresinin artması, besin seçimi zorlukları ve yeme tutkusu azalması nedeniyle azalmış yaşam kalitesi kaydedildi. Hastalarda ayrıca sık boğaz temizleme, öksürme ve farengeal tıkanıklık hissi bildirildi. Bu çalışmanın da onayladığı şekilde disfaji, ileri evre akciğer kanserinde yaşam kalitesini etkileyebilecek potansiyel bir semptomdur. Hastalar, bakıcılar ve sağlık uzmanları bunun farkında olmalı ve gerekli önlemler erkenden alınmalıdır. Bu rahatsız edici durumun optimal yönetimini belirlemek içinse daha yaygın popülasyonlarda girişimsel çalışmalara ihtiyaç vardır.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Brady GC et al. An investigation of the prevalence of swallowing difficulties and impact on quality of life in patients with advanced lung cancer. Support Care Cancer. 2017 Sep 2. doi: 10.1007/s00520-017-3858-6. [Epub ahead of print]

Meme Kanseri Sonrası Hamilelik Tekrarlama Riskini Arttırıyor mu?

11 Eylül 2017

Meme kanseri üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen kanserdir. Çocuk doğurmayı geciktirme yönündeki mevcut eğilimler göz önüne alındığında, genç kadınlarda henüz çocuk sahibi olmadan önce de gebelik görülebilir. Yeni teşhis edilen meme kanseri olan genç kadınların yarısı çocuk sahibi olmakla ilgileniyorsa da, tedaviden sonra% 10'dan daha azı gebe kalmaktadır. Doktorlar ve hastalar, gebeliğin, özellikle ER pozitif hastalığı olan kadınlar için, meme kanseri nüksünün görülme olasılığını artırabileceğinden uzun süredir endişe duyuyorlardı. ER-pozitif meme kanseri östrojen ile beslendiğinden korku, hamilelik dönemindeki hormon seviyelerinin, herhangi bir okült kanser hücresini büyümek için besleyebilir korkusu vardı.

ER pozitif kanserli kadınlarda gebelikle ilgili bir diğer endişe, gebelik başlamadan önce adjuvan hormon tedavisini kesmektir. Böyle bir hormon tedavisi kanser tekrarını önlemeye yardımcı olur ve kadınların en az 5 yıl ve bazı durumlarda en fazla 10 yıl bu tedaviyi alması önerilir. 1.207 hasta ile, meme kanseri sonrası hamileliğin güvenliğini araştıran büyük bir çalışmada bu sorunlar ele alındı. Bu çalışma popülasyonu, 2008'den önce 50 yaşın altında metastatik olmayan meme kanseri tanısı alan kadınları içermektedir. %57’lik çoğunluk ER pozitif kansere sahipti ve% 40'tan fazlasında büyük tümör boyutu ve prognostik faktörlerin kötü olduğu aksiller lenf düğümlerine yayılım vardı. Çalışmaya dahil edilen 1.207 hasta arasında 333 kadın hamile kaldı. ER pozitif meme kanseri olan kadınlar, ER negatif hastalığı olanlardan daha geç gebelik elde etme eğilimindeydi; ER pozitif hastalığı olan hastaların% 23'ünde tanıdan 5 yılın ötesinde gebelik vardı, buna karşılık ER negatif tümörlü hastalarda bu oran% 7 idi.

Kanser taramasından yaklaşık 10 yıl sonra yapılan bir medyan takip sonrasında, ER durumu ne olursa olsun, gebe kalan ve almayan kadınlar arasında hastalıksız sağkalıma ilişkin bir fark bulunmadı. İkincil analizler, hamileliği tamamlamamış olması veya kürtaj yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın, gebe kalmamış kadınlara kıyasla hastalıksız sağkalımda herhangi bir fark bulunmadığını gösteriyor.ER pozitif kanserden kurtulanların arasında, hamile kalanlar ve kalmayanlar arasında genel sağkalıma ilişkin bir fark da yoktu. Bu çalışmada emzirmeye ilişkin sınırlı veri olmasına rağmen, meme cerrahisinden sonra bile emzirmenin mümkün olduğunu düşündürmektedir. Yani 1.200 kadının retrospektif çalışmasından elde edilen bu veriler hamileliği düşünen meme kanseri hastalarına güvence sağlamaktadır. Çalışmada, ER pozitif tümörleri bulunan meme kanseri tanısı ile erken teşhis sonrasında gebe kalan kadınların, hamile kalanlara göre kanser tekrarlaması ve ölüm şansı yüksek değildi.

DNA’dan Yapılmış Yeni Bir Güneş Koruyucusu Üretildi

06 Eylül 2017

Ultraviyole (UV) ışınlar güneş tarafından yayılır ve yaz aylarında bronzlaşmamıza neden olurlar. UV ışınları cilde çok zararlıdır ve cilt kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre, UV ışınlarına maruz kalma, koruyucu tabakalar ve güneş kremi olmadığında 15 dakika içinde deriye zarar vermeye başlayabilir. UV radyasyonu, kansere, cildin erken yaşlanmasına ve kırışıklıklara neden olabilecek DNA zararına neden oluyor. Araştırmacılar ultraviyole ışığını kendisine maruz kaldıkça daha verimli bir şekilde absorbe eden bir DNA filmi geliştirdi. Bu ekstra katman güneş kremi yerine deriye uygulanarak, potansiyel olarak güneş yanıklarının olumsuz etkilerinden koruyabiliyor.

Binghamton'daki New York Eyalet Üniversitesi biyomedikal mühendisliği asistanı Dr. Guy German ve meslektaşları, UV ışığını absorbe edebilen ve böylece kullanıcının cildini etkili bir şekilde koruyan, DNA'dan yapılmış bir film tabakası tasarladı. Somon sperminden üretilen şeffaf DNA filmler, UV ışınına maruz kaldıkça daha iyi emilim gerçekleştiriyor.  Araştırmacılar, DNA'yı kurban bir katman olarak kullanarak, deride DNA'ya zarar vermek yerine cildin üstündeki tabakaya zarar verdiklerini belirtiyorlar. Bir UV lambasından UV ışığına maruz bırakıldığında, DNA filmleri maruz kalma süresiyle artan yüksek bir emilme kapasitesi gösteriyor. DNA katmanı ne kadar uzun süre UV ışığına maruz kalırsa, o kadar emici oluyor. Cildin su kaybını da önleyen film, suyla temasta cildi terk etmiyor, ancak havlu yardımıyla kolaylıkla ciltten çıkarılabiliyor. Güneş’in zararlı ışınlarından korurken bir yandan da cildin beslenmesine olanak sağlayan bu şeffaf katmanın yara iyileşme sürecinde de oldukça yararlı olabileceği düşünülüyor. DNA filminin yaralanmayı güneşe maruz kalma riskinden koruyabilmesinin yanı sıra, daha hızlı iyileşmeye elverişli nemlendirici bir ortamın korunmasına izin verebileceğine dikkat çekiliyor.

Araştırmalar, bu DNA filmlerinin daha geniş kapsamlı kullanımlara sahip olup olmadığını ve diğer koruyucu amaçlara hizmet edip edemeyeceğinin araştırması gerektiğini belirtiyorlar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

http://www.medicalnewstoday.com/articles/318626.php

Meme Kanseri Tekrarından Korunmanın Yollarından Birisi de Spor

28 Ağustos 2017

Erken evre meme kanseri bulunan kadınların yaklaşık dörtte birinde sonunda metastazlar ve ölüm riski oluştuğu bilinmektedir. Meme kanseri olan hastalar için yayınlanan kanıta dayalı bir incelemeye göre fiziksel aktivite ve kilo almadan kaçınma kanser tekrarlaması ve ölüm riskini azaltabilen en önemli yaşam tarzı seçimleri olarak ön plana çıkıyor. Çalışmada literatür taraması yapılarak 67 yayınlanmış makale gözden geçirildi. Egzersiz, kilo, diyet, sigara kullanımı ve daha fazlası gibi çeşitli yaşam tarzı faktörlerine bakaa araştırmacılar, kadınların hayatta kalma şansını artırmak ve kanser tekrarlama riskini azaltmak için yapabilecekleri değişiklikleri incelediler. Çalışmada elde edilen önemli bulgular şu şekilde:

Kilo almamak - meme kanseri tedavisi sırasında veya sonrasında kilo almak, meme kanseri ile ilgili ölümle bağlantılı bulundu. Tanıda fazla kilolu veya obez olan kadınlarda da daha kötü prognoz görüldü.

Egzersiz - Hastalar haftada beş gün günde en az 30 dakika orta derecede egzersiz yapmalı veya haftada 75 dakika yoğun egzersiz yapmalıdır. Büyük kas grupları için iki ila üç seans güce dayalı egzersizler de önerilir.

Diyet - belirli bir diyet tipinin meme kanseri nüksetme riskini azalttığı gösterilememiştir. Kanıtlar, hastaların soyadan kaçınmak zorunda olmadığını ve yüksek kalorili et proteininin yerine kullanılırsa kilo yönetimine yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Vitamin takviyesi - daha fazla kanıt gerekmekle birlikte C vitamininin orta düzeyde tüketilmesi faydalı olabilir. Kemoterapi ve hormonal tedaviler kemik yoğunluğunu azaltabileceğinden, D vitamini takviyeleri kemik gücünde uygun seviyeleri korumak için alınabilir.

Sigara – hastalar sigarayı bırakmalıdır. Bir meme kanseri teşhisi sonrasında sigarayı bırakmanın rekürrens üzerindeki etkisi belli olmamasına rağmen, sigaradan kaynaklı sağlık sorunlarından oluşan ölüm riski bırakmak için güçlü bir neden oluşturmaktadır.

Alkol - alkollü içecek tüketimini günde bir veya daha az ile sınırlamak ikinci bir meme kanseri riskini azaltabilir.

Yazarlar, bu tavsiyelerin meme kanseri olan tüm kadınlar için geçerli olmayabileceğine dikkat çekiyorlar. Bazı meme kanserleri agresif biyolojiye sahiptir ve en özenli yaşam tarzı davranışlarına rağmen tekrar eder. Ama elde edilen veriler ve öneriler oldukça değerli.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Hamer J, et al. Lifestyle modifications for patients with breast cancer to improve prognosis and optimize overall health. CMAJ, February 2017 DOI: 10.1503/cmaj.160464

Çocuklarda Cilt Kanseri Riski

24 Ağustos 2017

Cilt kanseri, ABD'de kanserin en yaygın şeklidir. Özellikle son 30 yıla bakıldığında, diğer kanserlerin hepsinden çok daha fazla cilt kanseri vakası görülmüştür. Cilt Kanseri Vakfı’na göre, cilt kanserinin ölümcül bir hastalık olmadığını düşünmek kolay olabilir, ancak gerçek şu ki, her saat başı melanom olarak adlandırılan cilt kanseri şekli nedeniyle bir kişi ölüyor. Pediyatrik melanoma bakıldığı zaman, 1973'ten 2009'a kadar her yıl ortalama yüzde iki büyümüş olduğu görülüyor. Çocuk vakalarının yüzde doksanı 10-19 yaşları arasında gerçekleşmiştir. Aslında, çocukken yalnızca beş tane güneş yanığı geçirmiş olmak ömür boyu melanom riskini yüzde 80 arttırır. Dayton Çocuk Hastanesinde Kanser ve Kan Bozuklukları için Kapsamlı Bakım Merkezi Tıbbi Direktörü Ayman El-Sheikh, "Tedavi edilmediği takdirde bu kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine de organları ve diğer dokuları enfekte edebilir" diyor. Güneş güvenliğini vurgulamak için Dayton Çocuk Hastanesi çocuğunuzun hassas cildi korumak için bazı öneriler sunuyor:

Daima güneş kremi kullanın

Bronzluk genellikle "sağlıklı" olarak görülüyor olsa da, aslında cilt hücrelerindeki hasarı temsil ediyor. Bir çocuğun hassas cildini korumak için, daima güneş kremi kullanmak gerekir. Tercihen 30 ila 50 arasında bir güneş koruma faktörü (SPF) olan ve UVA ve UVB ışınlarına karşı koruyan birini seçmek gerekir. Boyun sırtı ve kulak üstü gibi sıklıkla ihmal edilmiş alanlara dikkat etmek gerekir. Bir çocuk yüzüyorsa ya da terliyorsa, iki saatte bir uygulamayı tekrar etmek gerekir.

Giysiyi bir bariyer olarak kullanın

Şapkalar veya siperlikler güneşi çocuğun yüzünden uzak tutmaya yardımcıdır. Yüzme tişörtleri çocuğun göğsünü, sırtını, omuzlarını ve kollarını korur. Ayakların üstlerini korumak için flip-floplar yerine tenis ayakkabıları tercih edilmelidir. Uzun kollu ve pantolonlarda çocuğun giymek isteyeceği hava alan kumaşlar tercih edilmelidir.

Cilt hasarını sık sık kontrol edin

Al-Sheikh"Çocuklarda görülen melanom vakalarının yüzde 40'ında tanı ve tedavi için geç kalınmıştır" diyor. "Erken dönemde herhangi bir lezyon bulunursa ve tedavi edilirse başarı oranı o kadar artar." Çocuğunuzun cildi düzenli olarak kontrol etmeniz gerekir. Herhangi bir doğum lekesi, ben ya da leke hakkında bilgi edinin; böylece boyut, doku, şekil ve renk gibi herhangi bir değişiklik olup olmadığını ya da iyileşmeyen bir leke olup olmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Endişeleriniz varsa doktorunuza danışın.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

http://www.mydaytondailynews.com/lifestyles/skin-cancer-rise-for-tweens-and-teens/TSU5wAY3Lvd4hn5yex5JYJ/

Glioblastomada Perivasküler Niş

18 Ağustos 2017

Perivasküler niş, glioblastomda (GBM) yerleşik hücre tipleri arasındaki hücrelerarası iletişim için kritiktir ve glioma kök hücre mikro ortamının korunmasında hayati bir rol oynar. GBM'de birbirinden farklı çok sayıda mikrovasküler modellerin var olduğu birçok araştırmada gösterilmiştir. Farklı mikrovasküler modellerin perivasküler nişteki farklı patolojik yapılarla ilişkili olduğu ima edilebilir. Bununla birlikte, perivasküler nişin patolojik yapısı hala net değildir. Çin merkezli yapılan yeni bir araştırmada perivasküler nişin patolojik yapısı anlaşılmaya çalışıldı. Çalışmada çoklu-fleoresans kullanarak perivasküler nişte CD34, CD133, Nestin, α-SMA, GFAP ve CD14 ekspresyonunu saptayarak GBM'deki farklı mikrovasküler model nişlerinin (MVPN) dağılımını ve biyolojik özellikleri araştırıldı.

Yapılan araştırma sonucunda dört temel mikrovasküler model tanımlandı: mikrovasküler filizlenme (MS), vasküler küme (VC), vasküler çelenk (VG) ve glomerüloid vasküler çoğalma (GVP). Dört çeşit oluşumdaki her belirteç alanının oranı analiz edildiğinde sonuçlar, MS ve VC'de CD34, CD133 ve Nestin ekspresyonunun VG ve GVP'deki değerlerine göre anlamlı derecede düşük olduğunu gösterdi (P <0.05). Üstelik sonuçlar, α-SMA ekspresyonunun MS, VC, VG ve GVP'de farklı olduğunu gösterdi (P <0.05). Bununla birlikte, her formasyon tipinde GFAP ve CD14 ekspresyonu anlamlı bir fark göstermedi (P> 0.05). Bu çalışma glioblastomadaki perivasküler nişin biyolojik yapısına göre farklı modelleri ilk kez ortaya koymuştur. Daha ileri çalışmalarla bu modellerin hastalık üzerindeki etkisi de daha net anlaşılabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Chen J, et al. The pathological structure of the perivascular niche in different microvascular patterns of glioblastoma. PLoS One. 2017 Aug 3;12(8):e0182183. doi: 10.1371/journal.pone.0182183. eCollection 2017.

Cilt Kanseri Vakaları Artıyor

11 Ağustos 2017

Cilt kanseri toplumda en yaygın görülen kanser grubu olarak bilinmektedir. Mayo Clinic araştırmacılarının veritabanı verilerine dayandırdıkları son araştırmalarına göre ise melanom dışı cilt kanseri görülme sıklığında son yıllarda bir artış söz konusu. Araştırmacılar, 2000 ve 2010 yılları arasında skuamöz hücreli karsinomun % 263 ve bazal hücreli karsinomun % 145 oranında arttığını bildirdi. 30-49 yaşlarındaki kadınlar bazal hücreli karsinom teşhisinde en fazla artışı yaşadı; skuamöz hücreli karsinomalarda ise 40-59 ve 70-79 yaş gruplarındaki kadınlarda en fazla artış yaşanmıştır. Erkeklerde incelenen birinci ve ikinci zaman dönemi (1976-1984 ve 1985-1992) arasında skuamoz hücreli karsinomalarda bir artış yaşanırken, 2000-2010 döneminde hafif bir düşüş yaşandı. Bununla birlikte, bazal hücreli karsinomlar için, 29 yaş üzerindeki erkekler, 2000-2010 döneminde daha önceki iki dönemdekine benzer artışlar gösterdi.

Araştırmacılara göre güneş ve suni güneş ışığı cilde zararlı ultraviyole ışınları içermektedir. Oluşan cilt hasarı zamanla birikir ve genellikle cilt kanserine neden olabilir. Yani bronzlaşmak amacıyla güneşlenmek cilde ciddi zarar veriyor. Yazarlara göre, UV ışınlarına maruz kalmanın tanı konulan kanserin bulunduğu yerde bir değişime nedeni olabileceğini bildirdiler. Daha önceki dönemlerde hem bazal hem de skuamöz hücreli karsinomlar baş ve boyun bölgesinde daha sık teşhis konulmaktaydı. Fakat son zamanlarda kayıtlar gövde üzerindeki bazal hücre tümörlerinin arttığını ve kollarda ve bacaklarda skuamöz hücreli karsinomların arttığını gösterdi.

Araştırmacılar bu sebeple mutlaka güneş kremi kullanılmasını öneriyor. Örneğin araç kullananların koluna vuran güneş sonucu yüksek miktarda UV ışın maruziyeti olur. Güneş parlamazken bile bulutları geçen ve binalardan yansıyan güneş ışınları size zarar verebilir. 

HER2 Durumuna Göre Tümör Yükü Değerlendirmesi

09 Ağustos 2017

Mide kanseri özellikle Uzakdoğu ırklarında beslenme alışkanlıklarının da etkisiyle sık görülmektedir. Japonya merkezli yapılan yeni bir çalışmada mide kanseri hastalarında F18-FDG PET / BT ile değerlendirilen metastatik tümör yükünün klinik değeri incelendir. Araştırmacılar bu yükü HER2 durumu göz önüne alarak bulmayı amaçladılar. Çalışmada Ocak 2006 ile Aralık 2014 arasında Yonsei Kanser Merkezi'nde lokal olarak ilerlemiş veya metastatik mide kanseri olan 124 hasta retrospektif olarak incelendi. Bu hastalara ilk basamak kemoterapiden önce temel FDG PET / BT uygulanmıştı. Hastalarda maksimum standart alım değeri (SUVmax) ile birlikte WB (tüm vücut) SUVmax, WB SUVmean, WB metabolik tümör hacmi (WB MTV) ve WB toplam lezyon glikolizisi (WB TLG) değeri hesaplandı. Tüm metabolik olarak aktif metastatik lezyonlarda (SUV eşiği ≥2.5 veya ≤2.5 için % 40 izokontur) bu incelemeler yapıldı ve bunların hasta sağkalım sonuçlarıyla ilişkisi saptandı.

SUVmax, HER2-pozitif gastrik kanserlerde HER-2 negatif ile karşılaştırıldığında daha yüksekti (medyan 12.1’e karşılık 7.4, p <0.001). Tüm hastalar arasında, yüksek metastatik tümör yükü göstergesi olan WB TLG> 600 olması durumunda hem progresyonsuz sağkalımda [HR, 2.003; 95% CI, 1.300-3.086; P = 0.002] hem de genel sağkalımda (HR, 3.001;% 95 GA, 1.950-4.618; P <0.001), WB TLG ≤ 600'e göre daha kötü sonuçlar alındı. Trastuzumab ile tedavi edilen HER2-pozitif gastrik kanser hastalarında, metabolik tümör yükünün yüksek olması daha kötü genel sağkalım ile ilişkili bulundu. HER2-pozitif gastrik kanserlerde ayrıca HER2-negatif gastrik kanserlere kıyasla SUVmax daha yüksekti.

Bu çalışmada elde edilen sonuçlar PET/BT kullanılarak HER2 durumuna göre mide kanseri hastalarında bazı prognostik öngörülerin yapılabileceğini gösterdi.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Park JS, et al. The prognostic value of volume-based parameters using 18F-FDG PET/CT in gastric cancer according to HER2 status. Gastric Cancer. 2017 Jun 22. doi: 10.1007/s10120-017-0739-0. [Epub ahead of print]

Meme Kanserinde Sosyal Desteğin Önemi

09 Ağustos 2017

Meme kanseri mağdurlarında yetersiz sosyal desteğin kansere bağlı mortalitede belirgin bir artış ve yaşam kalitesinde azalma ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple yapılan yeni bir çalışmanın amacı, meme kanseri hastaları ile diğer bazı hastalıklarda sosyal desteğin katkılarının incelenmesi ve kıyaslanması planlandı.

Çalışmada uygulanan anketle elde edilen veriler ulusal sağlık kayıtları ile ilişkilendirildi. Çalışma grubunu meme kanseri olan (n = 64), depresyonu olan (n = 471), arteriyel hipertansiyonu olanlar (n = 841) ve sağlıklı kontroller (n = 6274) oluşturdu. Sosyal destek Sarason'un Sosyal Destek Anketinin (SSQ) 6 maddelik kısaltılmış versiyonu ile ölçülmüştür. Modifiye Antonucci'nin (1986) bireyler ağı sosyal destek konvoy modeli, sosyal desteğin baskın yönünü ölçmek için kullanıldı.

Bütün katılımcılar için sosyal desteğin temel sağlayıcısı, eş veya partner (% 94.3), yakın akraba (% 12.0) ve arkadaş (% 5.4) idi. Tüm gruplarda, özellikle meme kanseri ve arteriyel hipertansiyon grubunda, eş veya ortak en önemli destekçiydi. Depresyon şikayeti bulunan grup, her bir değerlendirme alanında sosyal desteğin anlamlı olarak daha düşük olduğunu bildirdi (p <0.001). Katılımcıların toplamının% 24,6'sı sosyal desteğin yeterince baskın olduğunu bildirdi.

Sosyal destek iyi bilinen bir refah belirleyicisidir. Bu çalışma, meme kanserinin kurtarma aşamasında eşin veya partnerin merkezi rolüne destek veriyor. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Salakari M, et al. Social support and breast cancer: A comparatory study of breast cancer survivors, women with mental depression, women with hypertension and healthy female controls. Breast. 2017 Jun 28;35:85-90. doi: 10.1016/j.breast.2017.06.017. [Epub ahead of print]

Gliomda PD-L1 Pozitifliği

03 Ağustos 2017

Glioma oldukça agresif seyreden bir beyin kanseri türü olarak bilinmektedir. Şimdiye kadar yapılmış olan birçok çalışma, programlanmış ölüm-ligand 1'in (PD-L1) gliomlarda anormal olarak eksprese edildiğini göstermiştir. Bununla birlikte, glioma hastalarında PD-L1 ekspresyonunun prognostik önemi henüz çözülmemiş haldedir. Yapılan bir meta analizde, gliomalı hastalarda yüksek PD-L1'in prognostik rolünü belirlemek amaçlandı. Bu hastalarda PD-L1 ekspresyonunu ve genel sağkalımı (OS) değerlendiren çalışmaları tanımlamak için elektronik veri tabanları tarandı. 1052 hastanın dahil edilmiş olduğu toplam 6 çalışma analize dahil edildi.

Toplanan sonuçlar, glioma hastalarında yüksek PD-L1 ekspresyonunun kötü OS ile ilişkili olduğunu gösterdi (HR = 1.30,% 95 GA: 1.02-1.65, P = 0.032). Alt grup analizi, glioblastomadaki (GBM) yüksek PD-L1 ekspresyonunun da kötü OS ile ilişkili olduğunu gösterdi (HR = 1.40,% 95 GA: 1.03-1.90, P = 0.030). Tersine, indeks alt-grup analizinde PD-L1 proteini de (HR = 1.43,% 95 GA: 0.97-2.10, P = 0.068) geni de (HR = 1.20,% 95 GA: 0.83-1.74, P = 0.322) ekspresyonu OS ile anlamlı derecede ilişkili bulunmadı. Elde edilen sonuca göre PD-L1, glioma veya glioblastomalı hastalardaki hastalık progresyonunu öngören umut verici bir biyobelirteç olabilir. Bununla birlikte, sınırlı örneklem büyüklüğü nedeniyle, bu sonucu doğrulamak için daha büyük popülasyonlu çalışmalar yapılmalıdır.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Xue S, et al. The prognostic significance of PD-L1 expression in patients with glioma: A meta-analysis. Sci Rep. 2017 Jun 26;7(1):4231. doi: 10.1038/s41598-017-04023-x.

Sigara ve HPV Enfeksiyonu İlişkisi

01 Ağustos 2017

Gerek HPV gerekse de sigaranın servikal kanser açısından risk faktörleri olduğu bilinmektedir. Yeni bir çalışmada da aktif ve pasif sigara içiciliğinin yüksek riskli HPV enfeksiyonu ve CIN 2+ gelişimindeki rolü incelendi. Çalışma kapsamında 1999-2007 yılları arasında Çin'in 10 ilinde serviks kanseri taramaları için yapılan kesitsel 12 çalışmadan elde edilen veriler toplandı. Toplam 16.422 kadın ve 2.392 yüksek riskli HPV (hr-HPV) pozitif kadın ve 381 CIN2 + vakası analiz edildi. Havuzlanmış odds oranları (OR) ve % 95 güven aralıkları cinsel ve cinsel olmayan karıştırıcı faktörleri kontrol eden lojistik regresyon modelleri kullanılarak hesaplandı.

Aktif sigara içimi ile hr-HPV enfeksiyonu ve CIN2 + arasında aşırı yükselmiş bir risk vardı. Hiç sigara içmeyenlerle içenler kıyaslandığı zaman ayarlanmış OR hr-HPV enfeksiyonu için 1.45 (% 95 GA = 1.10-1.91) ve CIN2 + için 1.89 (% 95 GA = 1.03-3.44) olarak hesaplandı. Pasif sigara içimi, hr-HPV enfeksiyonunda düzeltilmiş OR 1.11 (1.00-1.24) ile hafifçe artmış bir risk oluşturdu ancak pasif duman maruziyeti ile CIN2 + arasında istatistiksel bir ilişki gözlenmedi. Sigaraya hiç maruz kalmayanlarla kıyaslandığında, aktif ve pasif sigara içenlerde HPV enfeksiyonu riski 1.57 kat artmış (% 95 GA = 1.14-2.15) ve CIN2 + riski 1.99 kat daha fazla (% 95 GA = 1.02-3.88) olarak bulundu .

Çalışmadan elde edilen sonuçlar bir şekilde sigaraya maruz kalınması durumunda özellikle yüksek riskli HPV enfeksiyonu riskinin arttığını gösterdi. Bu da ileride gelişecek serviks kanseri için önemli bir risk oluşturmaktadır.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Feng RM, et al. Role of active and passive smoking in high-risk human papillomavirus infection and cervical intraepithelial neoplasia grade 2 or worse. J Gynecol Oncol. 2017 Mar 24. [Epub ahead of print]

Sosyal Medyada Meme Kanseri

20 Temmuz 2017

Sosyal medya platformları günümüzde çok sayıda aktif kullanıcıya hitap etmektedir. ABD’de bakıldığı zaman Facebook’un bu platformlar arasında en yaygın olarak kullanıldığı görülüyor. Meme kanseri taramaları için bu sosyal paylaşım platformlarının ne kadar aktif kullanılabileceği bir araştırma ile değerlendirildi. Yapılan araştırmada yaş gruplarına göre 3 temel alanın tespiti hedeflendi: (1) meme kanseri taramasına ilişkin en yaygın kullanılan terim ve ifadeler, (2) diğer kadınların etkileşime girdiği en yaygın paylaşılan web sitesi bağlantıları ve (3) en yaygın şekilde paylaşılan web sitesi bağlantıları.

15 Kasım - 15 Aralık 2016 tarihleri ​​arasında 1 ay içinde 1,1 milyondan fazla kadın Facebook kullanıcısı tarafından üretilen meme kanseri tarama anahtar kelimeleri ile ilişkili öyküler ve 1.7 milyondan fazla etkileşimi (hikayelerle ilgili yorumlar, yeniden paylaşımlar ve emoji reaksiyonları) analiz etmek için bir web aracı kullanıldı.

Sonuçlara göre ortalama olarak, ay boyunca 59.000 benzersiz öykünün her biri 1.5 kere yeniden paylaşıldı, yaklaşık 8 kez yorum yapıldı ve diğer kullanıcılar tarafından 20'den fazla kez tepki gösterildi. Yayınlanan hikayeler en çok 45-54 yaş arasındaki kadınlar tarafından yazılmıştı. Kullanıcılar, ağırlıklı olarak e-ticaret sitelerine (12.200 / 1.7 milyon, en popüler bağlantıların% 36'sı), ünlü haber sitelerine (n = 8800,% 26) ve büyük savunma kuruluşlarına web bağlantılarını paylaştı, yeniden paylaştı, yorumladı ve tepki verdi. Bu çalışmadaki verilere göre Facebook'ta kadınlar, meme kanseri ve taramayla ilgili ticari ve bilgilendirici web sitelerinin bağlantılarını paylaştı ve tepki gösterdi. Bu bilgi, meme kanseri taraması konusunda dolaylı olarak temel konuların daha iyi anlaşılması yoluyla ve bu alan içerisindeki içerikler üzerine yazarlık yapan kadınlara ödenen mesajlaşma yollarını anlama yoluyla hastalara ulaşmayı sağlayabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Huesch M, et al. Frequencies of Private Mentions and Sharing of Mammography and Breast Cancer Terms on Facebook: A Pilot Study. J Med Internet Res. 2017 Jun 9;19(6):e201. doi: 10.2196/jmir.7508.

Pediatrik Kanserlerde PD-L1 Ekspresyonu

18 Temmuz 2017

Tümör mikro ortamında programlanmış ölüm 1 (PD-1) sinyali, kansere karşı bağışıklık tepkilerini azaltır ve bu ekseni engellemek, çeşitli malignitelerde antitümör etkilere neden olur. Pediatrik hastalarda PD-1 blokajına ilişkin klinik çalışmalar henüz çok olgunlaşmış düzeyde değil ve ortak çocukluk çağındaki kanserlerde programlanmış ölüm-ligand 1 (PD-L1) ifadesi hakkında çok az şey biliniyor. Bu sebeple yapılan yeni bir çalışmada, pediatrik kanserlerde PD-L1 ekspresyonu ve tümörle ilişkili immün hücreleri (lenfositleri ve makrofajları) immünohistokimyasal yöntemle karakterize etmek amaçlandı.

Çalışmada değerlendirilebilir 451 tümörün 39'undaki (% 9) tümör hücrelerinin en az % 1'inde PD-L1 ekspresyonu görüldü. Burkitt lenfoma (% 80, 10 tümörün 8'i), glioblastoma multiforme (% 36, 14 tümörün 5'i) ve nöroblastom (% 118, tümörlerin 17'si) en sık görülen histotipleri oluşturdu. PD-L1 pozitifliği, nöroblastomlu hastalar arasında sağkalımın kötü olması ile ilişkiliydi (p = .004). Tümörlerin% 73'ünde lenfositler ve / veya makrofajlar vardı. Makrofajların, PD-L1-negatif tümörlere karşı PD-L1-pozitif olanlarda belirgin olarak daha yüksek olduğu görülmüştür (P <.001).

Pediatrik kanserlerin bir alt kümesi PD-L1 ekspresyonu sergilerken, çok daha büyük bir kısmı tümöre bağlı lenfositlerin infiltrasyonunu gösterir. PD-L1 ekspresyonu nöroblastomda kötü sonuç için bir biyolojik belirteç olabilir. Yapılacak yeni araştırmalar hem tanıda hem de kemoradyoterapiye maruz kaldıktan sonra çocukluk çağındaki kanserlerde PD-L1 ekspresyonunun öngörücü doğasını tanımlayacaktır.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Majzner RG, et al. Assessment of programmed death-ligand 1 expression and tumor-associated immune cells in pediatric cancer tissues. Cancer. 2017 Jun 13. doi: 10.1002/cncr.30724. [Epub ahead of print]

D Vitamini Düşüklüğü Mesane Kanseri Riskini Arttırıyor

18 Temmuz 2017

Vücut tarafından güneş ışığına maruz bırakılarak üretilen D vitamini, vücudun kalsiyum ve fosfat düzeylerini kontrol etmesine yardımcı olur. D vitamini yağlı balıklar ve yumurta sarısı gibi besin kaynaklarından da elde edilebilir. Geçmişte yapılmış olan çalışmalar D vitamini eksikliğini kardiyovasküler hastalık, bilişsel bozukluk, otoimmün hastalıklar ve kanser gibi bir dizi sağlık sorunu ile ilişkilendirdi.

Düşük güneş ışığı seviyesi olan ülkelerde, tek başına yiyeceklerden yeterli miktarda D vitamini elde etmek zordur. İngiltere'de yetişkinlerin 1 / 5'inde eksik D vitamini, 3 / 5'inde ise düşük seviyeleri vardır. Bu daha koyu ciltli insanlarda özellikle görülür: Kışın, İngiltere'deki koyu tenli insanların %75'inde D vitamini seviyesi düşüktür. İngiltere merkezli yapılan yeni bir çalışmada Warwick Üniversitesi'nden araştırmacılar D vitamini ve mesane kanseri riski arasındaki bağlantıyı araştırdılar. Konuyla ilgili 112 ila 1125 katılımcının olduğu 7 farklı çalışma değerlendirildi. 7 çalışmanın 5'inde düşük D vitamini düzeyleri, mesane kanseri riskinde artışa neden oldu.

Ayrı bir deneyde, araştırmacılar daha sonra, geçiş epitel hücreleri olarak bilinen mesaneyi tutan hücrelere baktılar ve bu hücrelerin D vitaminini aktive edebildiklerini ve yanıt verdiklerini buldular. Araştırmacılara göre bu ilişkiyi test etmek için daha fazla klinik çalışma gerekiyor, ancak yapılan çalışmada kandaki düşük D vitamini seviyelerinin mesane içindeki hücrelerin anormal hücrelere karşı yeterli tepki vermesini engelleyebileceği gösteriliyor. D vitamini kullanımı ile potansiyel olarak kansere karşı koruyucu bir etki oluşturulabileceği düşünülüyor.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

www.sciencedaily.com/releases/2016/11/161107110336.htm 

Meme Kanserinde Depresyon Riski

06 Temmuz 2017

Meme kanseri kadınlar arasında en yaygın görülen kanserler arasında başı çekmektedir. Tüm kanser türlerinde de olduğu gibi meme kanseri hastalarında da hastalığın beraberinde psikolojik sorunlar görmek mümkün olabilmektedir. Özellikle depresyon yaygın olarak görülür. Yapılan yeni bir çalışmayla çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanılarak meme kanseri hastalarındaki depresyon riski tahmin edilmeye çalışıldı. Çalışmaya dahil edilen 410 hastadan tanı konduktan 2 ± 1 ay sonra depresyona karşı savunmasızlık verisi toplanmıştır. Veriler toplanırken DRQ-7 ve PHQ-4 anketleri kullanıldı. PHQ-4 mevcut depresyon durumu hakkında bilgi verirken gelecek hakkında herhangi bir tahmin yürütmez. DRQ-7 anketi ise depresyon riskini tahmin etmeye çalışır.

Analizde DRQ-7 maddeleri, yalnızlık, sinirlilik, kalıcı hüzün ve duygunun düşük kabulünü ve aynı zamanda PHQ-4'ten üç maddeyi (anhedoni, depresyondaki ruh hali, endişe) değerlendirildi. DRQ-7 skoru > 6/23 olması, depresyon sonuçlarını 0.73 özgüllük, 0.83 duyarlılık, 0.68 PPV ve 0.86 NPV ile tanımladı. PHQ-4 skorunun ise > 3/12 olması, DRQ-7'ye göre az oranda iyi ancak daha az doğru bir şekilde tahmin yürüttürdü. DRQ-7 ve yeni bir kesme puanı olan PHQ-4, yeni teşhis edilen meme kanseri hastalarında depresyon riski açısından klinik olarak erişilebilir tarayıcılardır. Koruyucu müdahaleler için hastaları seçmek için kullanılması önerilmektedir. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Weihs KL, et al. Predicting Future Major Depression and Persistent Depressive Symptoms: Development of a Prognostic Screener and PHQ4 cutoffs in Breast Cancer Patients. Psychooncology. 2017 Jun 9. doi: 10.1002/pon.4472. [Epub ahead of print]

Mesane Kanseri Sonrası Yaşam Kalitesi

06 Temmuz 2017

Kas invaziv mesane kanseri (MIBC) geçirmiş olan hastalar, tedavi sonrası dönemde kanser tanısı ve tedavisinin fiziksel ve psikososyal yan etkilerini yaşamayı sürdürürler. Bu olumsuz yan etkilerin sağlıkla ilişkili yaşam kaliteleri üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bugüne kadar, fiziksel aktivite ve psikososyal destek gibi rehabilitasyon müdahalelerinin, kanserden kurtulanların yaşam kaliteleri üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu gösteren kanıtlar vardır. Ne yazık ki, MIBC kurbanları için rehabilitasyon veya hayatta kalma programları için özel bir kılavuz yok. Yapılacak olan yeni bir çalışmada MIBC’den kurtulanlarda egzersize dayalı ve psikososyal rehabilitasyon müdahalelerinin etkilerini değerlendirmek amaçlandı.

BMJ dergisinde yayınlanan bu incelemenin yaklaşımı Cochrane metodolojisiyle tutarlıdır. Randomize kontrollü çalışmalar ve randomize edilmemiş çalışmalar bu analize dahil edilecektir. Çalışmaya dahil edilmesi planlanan hastalar, MIBC tanısı alan ya da radikal sistektomi endikasyonu olan yüksek riskli non-MIBC hastalarıdır (≥18 yaş). Çalışmaya dahil edilen hastalara iki tür müdahale uygulanması planlanıyor: egzersiz ve psikososyal rehabilitasyon müdahaleleri. Birincil sonlanım ölçütleri, hasta tarafından bildirilen sonuçlar  ve fiziksel uygunluktur. Araştırmalar, iki inceleme yazarı tarafından, Kontrollü Çalışmaların Cochrane Merkezi Kayıt Defteri, MEDLINE, Embase, Web of Science ve Fizyoterapi Kanıt Veritabanı'nı arayarak bağımsız olarak belirlenecektir. Üçüncü gözden geçiren, anlaşmazlıklar tarafından sorulacak. Önyargı riski Cochrane Collaboration aracı ve Newcastle-Ottawa Ölçeği kullanılarak değerlendirilecektir.

İncelenen çalışmaların homojen dağılımı yeterli ise, meta-analiz yapılması planlanıyor. Bu gözden geçirmenin geniş kapsama sahip olması etkin rehabilitasyon müdahaleleri hakkında kapsamlı bir görüşe sahip olmak için gereklidir. Bu çalışmanın sonuçlarının yakın gelecekte yayınlanması bekleniyor. Böylece mesane kanserinden kurtulan ancak fiziksel ve psikososyal advers etkileri yaşayan hastalarda etkili olabilecek rehabilitasyon yöntemlerinin belirlenmesi amaçlanıyor.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Rammant E, et al. Rehabilitation interventions to improve patient-reported outcomes and physical fitness in survivors of muscle invasive bladder cancer: a systematic review protocol. BMJ Open. 2017 Jun 6;7(5):e016054. doi: 10.1136/bmjopen-2017-016054.

Bir Web Sitesi Kanserde Sağ Kalımı Artırabilir mi?

04 Temmuz 2017

UNC Lineberger Comprehensive Cancer ‘de onkoloji profesörü olan Dr. Ethan Basch, Chicago'daki Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında, metastatik solid tümörler için kemoterapi alan hastalarda, hastaların raporladığı sonuçlarla (PRO)  web tabanlı semptom takip aracı ile normal bakımı karşılaştırdıkları, geniş tek merkezli randomize kontrollü çalışmanın sonuçlarını sundu. Dr. Basch ve arkadaşları daha önce, ileri tümörler hastalar için Semptom İzleme ve Raporlama (STAR) aracının, yaşam kalitesi ölçütlerini iyileştirdiğini, acil servis ziyaretlerini % 7 düşürdüğünü ve hastaneye yatışları azalttığını raporlamışlardı.

Dr. Basch ve arkadaşları bu yeni çalışmalarına, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi'nde Eylül 2007 ile Ocak 2011 tarihleri arasında, metastatik solid tümörler için rutin ayakta kemoterapi tedavisi alan 766 hastayı dahil ettiler. Hastaların ortalama yaşı 61’di, %58’i kadındı, %86’sı beyazdı ve %22’si lise eğitiminden daha az eğitim almıştı. Hastaların % 32'si genitoüriner, %23’ü jinekolojik,%19’u meme ve %26’sı akciğer kanserine sahipti. Hastaları, 12 yaygın semptomu tablet bilgisayarlarla kendileri raporlayacak (PRO müdahale grubu) veya normal bakım alacak (kontrol grubu) şekilde rastgele olarak iki gruba ayırdılar. PRO müdahale grubundaki hastalara semptomları ile ilgili haftalık hatırlatıcılar gönderdiler. Hemşirelere, hastalar ciddi veya kötüleşen semptomlar bildirdiklerinde, e-posta uyarıları gönderildi ve tedavi eden doktorlar ise hasta vizitleri sırasında semptom çıktılarını aldılar.

Araştırmacılar, tıbbi kayıtlar ve Sosyal Güvenlik Ölüm Endeksi verilerini kullanarak, Kaplan-Meier yöntemiyle genel sağ kalımı hesapladılar.. Log-rank testi ve yaş, cinsiyet, ırk, eğitim düzeyi ve kanser tipine göre ayarlanmış Cox orantısal riskleri regresyonu kullanılarak iki grup arasında genel sağ kalımı karşılaştırdılar.

Sağ kalım sonuçları, ortalama 7 yıllık izlemin ardından Haziran 2016'da değerlendirildi ve izlem süresince 766 hastadan 517’si  (% 67) öldü. Araştırmacılar, PRO müdahale grubunda genel sağ kalımının 31,2 ay iken,  kontrol grubunda bu değerin 26,0 ay olduğunu gösterdiler. Çok değişkenli modelde, sonuçlar 0,832 risk oranı ile istatistiksel olarak anlamlı olduğunu gördüler.

Araştırmacılar, ayaktan hasta kemoterapisi sırasında web tabanlı hasta raporlu sonuçlar kullanılarak, sistemik semptom takibinin genel sağ kalımı arttırdığına dikkat çektiler. Bu web takip aracı ile, vizitler sırasındaki kısıtlı süre, hastaların tüm şikayetlerini anlatmaya isteksiz olmaları, semptomların başlamasından günler sonra doktora başvurmaları, doktorların yeterli sistematik soru sormamaları gibi iletişimin önündeki engellerin azaltılabildiğini belirttiler. Bu engellerin kaldırılması ile, ciddi ve potansiyel olarak geri dönüşü olmayan komplikasyonlar ortaya çıkmadan önce müdahale edilerek istenmeyen sonuçların önüne geçilebildiğini ve bunun da hem yaşam kalitesi hem de sağ kalımı arttırdığını aktardılar.

Sundukları bu tek merkez sonuçlarının, ulusal çok merkezli bir araştırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguladılar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

E. M. Basch et al. Overall survival results of a randomized trial assessing patient-reported outcomes for symptom monitoring during routine cancer treatment, J Clin Oncol 35, 2017.

Eğitimle Serviks Kanseri Erken Teşhisi Şansı Artıyor

29 Haziran 2017

Serviks kanserinin önlenmesi için kadınların etkili bir şekilde eğitimi sayesinde, serviks kanseri taramasının bilinirliğinin ve kullanımının artış gösterdiği görüldü. Bununla birlikte, bu artışın devam etmesi için daha fazla çaba sarf etmek gerekmektedir. Bu tarz bir davranış değişikliğini sürdürmek için de sağlık profesyonellerinin daha az tecrübeli olan kendi akranlarını eğitmesi etkili bir araç olarak kullanılabilir. Nijerya merkezli yapılan bir çalışma ile, akran sağlık eğitiminin algılama, tarama isteği ve kadınlar tarafından serviks kanseri taramasına alınma üzerindeki etkinliğini değerlendirmek amaçlandı.

Çalışma Nijerya, Enugu eyaletindeki 2 kent şehrinde gerçekleştirildi. 300 kadını seçmek için çok aşamalı örnekleme kullanıldı. Akran sağlık eğitimi 3 ay boyunca ayda bir kez olmak üzere üç ardışık oturum şeklinde sağlandı. Veriler, başlangıçta ve eğitim sonrasında, valide edilmiş anketler kullanılarak toplandı.

Çalışma sonucunda katılımcıların servikal kanser için bireysel risk algılamasında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme ve tarama yoluyla erken teşhisin faydalarının algılanmasında bir artış gözlendi. Serviks kanseri taramasının% 6.8 oranında arttığı ve gözlemlenen farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p = 0.02) görüldü. Bu durum medeni durum, eğitim düzeyi, istihdam durumu ve parite ile anlamlı düzeyde ilişkiliydi (p <0.05). Akran sağlık eğitimi, tarama yoluyla serviks kanserinin erken tespitinin yararları konusunda kadınların algı düzeyini arttırmak için etkili bir stratejidir. Servikal kanser taramalarının miktarının arttırılması için de etkilidir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Mbachu C, et al. Effects of peer health education on perception and practice of screening for cervical canceramong urban residential women in south-east Nigeria: a before and after study.

Dirençli Genler Servikal Kanser Prognozunu Etkiliyor

16 Haziran 2017

Tümör hücreleri çeşitli kemoterapi rejimlerine karşı çoklu ilaç direnci (MDR) geliştirebilir. Tüm kanser türlerinde görülebilecek olan bu fenomen servikal kanserde de görülebilir. Bu tür bir direnç, kemoterapi ilaçlarına karşı hücrelerin duyarlılığını azaltır ve servikal kanser tedavisinde başarısızlığa ve hastalığın ilerlemesine neden olur. Çin merkezli yapılan bir çalışmada çoklu ilaç direncine sahip servikal kanserde MDR1, akciğer direnç proteini (LRP) ve plasental glutatyon S transferaz π 1'in (GSTP1) rolü ve bu genlerin prognostik değeri araştırıldı.

Bu direnç ilişkili genlerin mRNA ekspresyon seviyeleri 47 servikal kanserli ve 20 sağlıklı servikal doku örneğinde belirlendi. Daha sonra, veriler klinikopatolojik parametrelerle birlikte analiz edildi. Servikal kanserde MDR1, LRP ve GSTP1'in mRNA ekspresyon seviyeleri sırasıyla 0.57 ± 0.32, 0.58 ± 0.29 ve 0.44 ± 0.24, sağlıklı servikal dokulardaki mRNA ekspresyon seviyeleri ise sırasıyla 0.19 ± 0.10, 0.17 ± 0.14 ve 0.18 ± 0.10 idi. Yani, bu genlerin ekspresyon seviyeleri sağlıklı servikal dokuya kıyasla servikal kanserde anlamlı olarak daha yüksekti (P ​​<0.05).

MRD1'in mRNA ekspresyon seviyeleri, iyi diferansiye edilmiş grupta (0.68 ± 0.27) kötü diferansiye grupla (0.38 ± 0.33; P <0.05) karşılaştırıldığında daha yükselmiş olarak bulundu. LRP ve GSTP1 içinse mRNA ekspresyon seviyeleri ile tümör farklılaşması veya klinik evre arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (P> 0.05). Çok değişkenli lojistik regresyon, farklılaşma derecesinin ve MDR1 gen ekspresyon düzeylerinin servikal kanser prognozunun prediktörü olduğunu göstermiştir (P <0.05). MDR1 negatif gruptaki hastaların hayatta kalma oranı MDR1 pozitif gruba göre anlamlı olarak daha yüksekti (P ​​<0.05). Tüm bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, MDR1 gen ekspresyonunun servikal kanserde zayıf sağkalımın bir göstergesi olduğunu önermektedir. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Yang F, et al. Expression levels of resistant genes affect cervical cancer prognosis. Mol Med Rep. 2017 Mar 15. doi: 10.3892/mmr.2017.6328. [Epub ahead of print]

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image