Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Sigara ve HPV Enfeksiyonu İlişkisi

01 Ağustos 2017

Gerek HPV gerekse de sigaranın servikal kanser açısından risk faktörleri olduğu bilinmektedir. Yeni bir çalışmada da aktif ve pasif sigara içiciliğinin yüksek riskli HPV enfeksiyonu ve CIN 2+ gelişimindeki rolü incelendi. Çalışma kapsamında 1999-2007 yılları arasında Çin'in 10 ilinde serviks kanseri taramaları için yapılan kesitsel 12 çalışmadan elde edilen veriler toplandı. Toplam 16.422 kadın ve 2.392 yüksek riskli HPV (hr-HPV) pozitif kadın ve 381 CIN2 + vakası analiz edildi. Havuzlanmış odds oranları (OR) ve % 95 güven aralıkları cinsel ve cinsel olmayan karıştırıcı faktörleri kontrol eden lojistik regresyon modelleri kullanılarak hesaplandı.

Aktif sigara içimi ile hr-HPV enfeksiyonu ve CIN2 + arasında aşırı yükselmiş bir risk vardı. Hiç sigara içmeyenlerle içenler kıyaslandığı zaman ayarlanmış OR hr-HPV enfeksiyonu için 1.45 (% 95 GA = 1.10-1.91) ve CIN2 + için 1.89 (% 95 GA = 1.03-3.44) olarak hesaplandı. Pasif sigara içimi, hr-HPV enfeksiyonunda düzeltilmiş OR 1.11 (1.00-1.24) ile hafifçe artmış bir risk oluşturdu ancak pasif duman maruziyeti ile CIN2 + arasında istatistiksel bir ilişki gözlenmedi. Sigaraya hiç maruz kalmayanlarla kıyaslandığında, aktif ve pasif sigara içenlerde HPV enfeksiyonu riski 1.57 kat artmış (% 95 GA = 1.14-2.15) ve CIN2 + riski 1.99 kat daha fazla (% 95 GA = 1.02-3.88) olarak bulundu .

Çalışmadan elde edilen sonuçlar bir şekilde sigaraya maruz kalınması durumunda özellikle yüksek riskli HPV enfeksiyonu riskinin arttığını gösterdi. Bu da ileride gelişecek serviks kanseri için önemli bir risk oluşturmaktadır.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Feng RM, et al. Role of active and passive smoking in high-risk human papillomavirus infection and cervical intraepithelial neoplasia grade 2 or worse. J Gynecol Oncol. 2017 Mar 24. [Epub ahead of print]

Serviks Kanserinde Histolojinin Prognostik Rolü

22 Kasım 2017

Serviks kanseri özellikle gelişmekte olan ülkelerde en sık görülen neoplazilerden biridir. Serviks kanseri ile ilgili literatüre bakıldığı zaman en sık rastlanan histopatolojik tip skuamöz hücreli karsinomdur (SCC), bunu adenokarsinom (AC) ve adenoskuamöz karsinom (ASC) izlemektedir. Ancak histolojik türe göre prognoz tartışmalıdır ve net olarak bilinmemektedir.

Meksika merkezli yapılan yeni bir çalışmanın amacı, en erken dönemde serviks kanserinin en sık görülen histolojilerinin prognozlarını tanımlamak ve karşılaştırmak olarak belirlendi. Bu amaçla Meksika'nın Instituto Nacional de Cancerología programına katılan hastaların kayıtlarını, SCC, AC ve ASC histolojik tipleri de dahil olmak üzere IA cerrahi olarak IA2-IB1 ve IIA1 aşamaları ile gözden geçirildi. Başka bir malign neoplazi, servikal kanser in situ, lokal olarak ilerlemiş neoplazm ve metastatik neoplazmı olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Açıklayıcı ve karşılaştırmalı bir analiz yapıldı. Her bir histolojik tip için Kaplan-Meier yöntemi ile genel sağkalım (OS) ve hastalıksız dönem hesaplandı ve log-rank testi ile karşılaştırıldı.

Histolojik Grupların Sağkalım Değerleri Benzer Bulundu

Çalışmaya dahil edilen hastaların 131’inde (% 64.9) SCC, 57’sinde (% 28.2) AC ve 14’ünde ASC (% 6.9) bulunmaktaydı. Bu üç histolojik tipteki kanserler için ortalama 5 yıllık DFS ve OS değerleri hesaplanarak kıyaslandı.

Üç histolojik grup arasında sağkalım değerleri açısından herhangi bir fark olmadığı görüldü. Beş yıllık DFS, SCC için % 94.4, AC için % 98.1 ve ASC için % 92.3 idi (p = 0.55). SCC için 5 yıllık OS % 97.9, AC için % 97.8 ve ASC için% 100 idi ve istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p = 0.702).

Bu tek merkezli yapılan büyük çalışma erken evrede serviks kanserinde histolojiye göre sağkalımların değerlendirildiği önemli bir çalışma olarak literatüre eklenmiş oldu. DFS ve OS, erken evrelerde en sık görülen histolojik serviks kanseri tipleri arasında fark göstermedi.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Barquet-Muñoz SA et al. Histology as Prognostic Factor in Early-Stage Cervical Carcinoma. Experience in a Third-Level Institution. Rev Invest Clin. 2017 Sep-Oct;69(5):286-292.

Göçmenlerde Kanser Taramasının Zorlukları

25 Ekim 2017

Serviks kanseri, insan papillomavirüsünden kaynaklanan bir kanser türü olup düzenli tarama sayesinde önlenebileceği düşünülmektedir. Bazı düşük ve orta gelirli ülkelerden gelen göçmenlerin de, erken yaşlarda viral enfeksiyonlara atfedilen kanserlere daha yatkın durumda olduğu bilinmektedir. Norveç merkezli yapılan bir çalışmada göçmenler arasında nüfusa dayalı servikal tarama programına katılım değerlendirildi ve farklı göçmen gruplardaki uyumsuzluğu öngören faktörler araştırıldı.

Çalışmada, birkaç farklı kaynak üzerinden ülke çapındaki kayıtlardan gelen veriler kullanıldı. Çalışma grubu 208 626 (% 15) göçmen ve 1 157 223 (% 85) Norveçliden oluşmaktaydı. 2008-12 yılları arasında test yaptırmamış olanlar uyumsuz olarak tanımlandı.

Göçmenlerin Çoğuna Tarama Yapılamadı

Toplamda göçmenlerin% 52'si taranmadı. Tüm göçmenler, doğum ve eşlik için ilgili faktörler düzeltildiğinde Norveçli kadınlarla karşılaştırıldığında, 1.72 kat daha yüksek uyumsuzluk oranı (% 95 GA 1.71-1.73) gösterdi. Uyumsuz göçmenlerin oranı, kaynak bölge ve kaynak ülkesine göre önemli derecede farklılık göstermiştir. İşsiz olmak veya işgücünde olmamak, evlenmek, düşük gelir elde etmek ve erkek pratisyen hekime sahip olmak, kaynak bölgelerine bakılmaksızın uyumsuzluk ile ilişkili kabul edildi. Norveç'te 10 yıldan daha kısa yaşamak, bütün göçmen grupların olmasa da çoğunluğun uyumsuzluğunun belirleyicisi bir etkendir.

Göçmenlerin giderek artan bir oranı ve aralarında düşük tarama katılımı, Avrupa'da yeni halk sağlığı sorunları yaratmaktadır. Göçmenler, sosyo-demografik özellikleri ve tarama katılımı açısından çok çeşitlidir. Göçmenler arasında kanser taramasını arttırmak için uyarlanmış bilgi ve hizmet sunumu gerekebilir.

Norveç’te yapılmış olan bu çalışma göçmenlerdeki kanser taramasına katılım oranlarının düşüklüğünün nedenlerini araştırmış ve ortaya olası birkaç neden çıkarmıştır. Diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapılarak sorunlar tanımlandıktan sonra yapıcı çözümler geliştirilmesi mümkün olabilecektir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Leinonen MK. Barriers to cervical cancer screening faced by immigrants: a registry-based study of 1.4 million women in Norway. Eur J Public Health. 2017 Oct 1;27(5):873-879. doi: 10.1093/eurpub/ckx093.

HPV Aşısının Toplum Üzerindeki Etkisi

19 Ekim 2017

İnsan papilloma virüsü (HPV), serviks kanseri ve serviksteki diğer malign ve benign neoplastik lezyonların önde gelen nedeni olarak bilinmektedir. HPV aşılamanın üç potansiyel hedefi vardır: geçişi, enfeksiyonu ve hastalığı önlemek. Ancak günümüzde HPV aşılaması sonucunda elde edilen sağlık sonuçlarına dair çok fazla veri yok. Bu yüzden İtalya merkezli yapılan bir çalışma ile, HPV aşı stratejisinin İtalya'daki etkisini değerlendirmek amaçlandı.

Özel Bir Modelde Etki İncelendi

Çalışmada kullanılmak üzere İtalyan kadının teorik bir kohortunda enfeksiyon sürecini tahmin etmek için çok aşamalı morbidite-mortalite modeli geliştirildi. Markov süreci dokuz sağlık durumunu (sağlık, anogenital siğiller, grade 1 ve grade 2/3 servikal intraepitelyal neoplazi, servikal kanser, anal kanser, servikal kansere bağlı ölüm, anal kanser ve diğer nedenler) ve her yaş için 26 geçiş durumunu düşünüyordu. Model ulusal ve uluslararası literatürdeki mevcut verilere göre oluşturuldu. Aşılamanın etkinliği, İtalya'da gözlemlenen modeller ve aşılama kapsam oranları ile ilgili bir literatür incelemesi göz önüne alınarak gerçekleştirildi. Herhangi bir müdahale (serviks kanseri taraması) ve aşılama stratejileri senaryoları için yaşam beklentisi (ex), Kalite Düzeltilmiş Yaşam Yılları (QALY), Özürlülük Düzeltilmiş Yaşam Yılları (DALY) ve atfedilebilir risk (AR) tahmin edildi.

Elde Edilen Fayda Sınırlı

Model, 100.000 İtalyan kadından oluşan bir kohortta, e0'ın 83.1 yıl olduğunu gösterdi. Geçerli HPV aşı stratejisi ile e0, 83.2 (+0.1) yıla yükselmektedir. HPV ile ilgili hastalıklar tamamen değerlendirildiğinde, QALY'ler müdahale grubunda 82.7'den aşılama grubunda 82.9'a (+0.2 QALY) yükselmektedir. Aşı nedeniyle DALY 0.6 azalmaktadır. Son olarak AR, 100.000 kadın başına tüm nüfusta 93 ve aşılanmamış olanlarda 265 vakaya eşittir.

Servikal kansere bağlı mortalite göz önüne alındığında, HPV aşılaması, İtalyan kadın nüfusunda sağlık birimi kazanımları üzerinde düşük bir etkiye sahip gibi gözükmektedir. Tersine, çeşitli HPV ile ilişkili ve kanser morbidite koşulları içerildiğinde, aşılama etkisi oldukça dikkat çekici hale gelebilmektedir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Marcellusi A. Impact of HPV vaccination: health gains in the Italian female population. Popul Health Metr. 2017 Sep 29;15(1):36. doi: 10.1186/s12963-017-0154-0.

Bir Web Sitesi Kanserde Sağ Kalımı Artırabilir mi?

04 Temmuz 2017

UNC Lineberger Comprehensive Cancer ‘de onkoloji profesörü olan Dr. Ethan Basch, Chicago'daki Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında, metastatik solid tümörler için kemoterapi alan hastalarda, hastaların raporladığı sonuçlarla (PRO)  web tabanlı semptom takip aracı ile normal bakımı karşılaştırdıkları, geniş tek merkezli randomize kontrollü çalışmanın sonuçlarını sundu. Dr. Basch ve arkadaşları daha önce, ileri tümörler hastalar için Semptom İzleme ve Raporlama (STAR) aracının, yaşam kalitesi ölçütlerini iyileştirdiğini, acil servis ziyaretlerini % 7 düşürdüğünü ve hastaneye yatışları azalttığını raporlamışlardı.

Dr. Basch ve arkadaşları bu yeni çalışmalarına, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi'nde Eylül 2007 ile Ocak 2011 tarihleri arasında, metastatik solid tümörler için rutin ayakta kemoterapi tedavisi alan 766 hastayı dahil ettiler. Hastaların ortalama yaşı 61’di, %58’i kadındı, %86’sı beyazdı ve %22’si lise eğitiminden daha az eğitim almıştı. Hastaların % 32'si genitoüriner, %23’ü jinekolojik,%19’u meme ve %26’sı akciğer kanserine sahipti. Hastaları, 12 yaygın semptomu tablet bilgisayarlarla kendileri raporlayacak (PRO müdahale grubu) veya normal bakım alacak (kontrol grubu) şekilde rastgele olarak iki gruba ayırdılar. PRO müdahale grubundaki hastalara semptomları ile ilgili haftalık hatırlatıcılar gönderdiler. Hemşirelere, hastalar ciddi veya kötüleşen semptomlar bildirdiklerinde, e-posta uyarıları gönderildi ve tedavi eden doktorlar ise hasta vizitleri sırasında semptom çıktılarını aldılar.

Araştırmacılar, tıbbi kayıtlar ve Sosyal Güvenlik Ölüm Endeksi verilerini kullanarak, Kaplan-Meier yöntemiyle genel sağ kalımı hesapladılar.. Log-rank testi ve yaş, cinsiyet, ırk, eğitim düzeyi ve kanser tipine göre ayarlanmış Cox orantısal riskleri regresyonu kullanılarak iki grup arasında genel sağ kalımı karşılaştırdılar.

Sağ kalım sonuçları, ortalama 7 yıllık izlemin ardından Haziran 2016'da değerlendirildi ve izlem süresince 766 hastadan 517’si  (% 67) öldü. Araştırmacılar, PRO müdahale grubunda genel sağ kalımının 31,2 ay iken,  kontrol grubunda bu değerin 26,0 ay olduğunu gösterdiler. Çok değişkenli modelde, sonuçlar 0,832 risk oranı ile istatistiksel olarak anlamlı olduğunu gördüler.

Araştırmacılar, ayaktan hasta kemoterapisi sırasında web tabanlı hasta raporlu sonuçlar kullanılarak, sistemik semptom takibinin genel sağ kalımı arttırdığına dikkat çektiler. Bu web takip aracı ile, vizitler sırasındaki kısıtlı süre, hastaların tüm şikayetlerini anlatmaya isteksiz olmaları, semptomların başlamasından günler sonra doktora başvurmaları, doktorların yeterli sistematik soru sormamaları gibi iletişimin önündeki engellerin azaltılabildiğini belirttiler. Bu engellerin kaldırılması ile, ciddi ve potansiyel olarak geri dönüşü olmayan komplikasyonlar ortaya çıkmadan önce müdahale edilerek istenmeyen sonuçların önüne geçilebildiğini ve bunun da hem yaşam kalitesi hem de sağ kalımı arttırdığını aktardılar.

Sundukları bu tek merkez sonuçlarının, ulusal çok merkezli bir araştırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguladılar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

E. M. Basch et al. Overall survival results of a randomized trial assessing patient-reported outcomes for symptom monitoring during routine cancer treatment, J Clin Oncol 35, 2017.

Eğitimle Serviks Kanseri Erken Teşhisi Şansı Artıyor

29 Haziran 2017

Serviks kanserinin önlenmesi için kadınların etkili bir şekilde eğitimi sayesinde, serviks kanseri taramasının bilinirliğinin ve kullanımının artış gösterdiği görüldü. Bununla birlikte, bu artışın devam etmesi için daha fazla çaba sarf etmek gerekmektedir. Bu tarz bir davranış değişikliğini sürdürmek için de sağlık profesyonellerinin daha az tecrübeli olan kendi akranlarını eğitmesi etkili bir araç olarak kullanılabilir. Nijerya merkezli yapılan bir çalışma ile, akran sağlık eğitiminin algılama, tarama isteği ve kadınlar tarafından serviks kanseri taramasına alınma üzerindeki etkinliğini değerlendirmek amaçlandı.

Çalışma Nijerya, Enugu eyaletindeki 2 kent şehrinde gerçekleştirildi. 300 kadını seçmek için çok aşamalı örnekleme kullanıldı. Akran sağlık eğitimi 3 ay boyunca ayda bir kez olmak üzere üç ardışık oturum şeklinde sağlandı. Veriler, başlangıçta ve eğitim sonrasında, valide edilmiş anketler kullanılarak toplandı.

Çalışma sonucunda katılımcıların servikal kanser için bireysel risk algılamasında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme ve tarama yoluyla erken teşhisin faydalarının algılanmasında bir artış gözlendi. Serviks kanseri taramasının% 6.8 oranında arttığı ve gözlemlenen farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p = 0.02) görüldü. Bu durum medeni durum, eğitim düzeyi, istihdam durumu ve parite ile anlamlı düzeyde ilişkiliydi (p <0.05). Akran sağlık eğitimi, tarama yoluyla serviks kanserinin erken tespitinin yararları konusunda kadınların algı düzeyini arttırmak için etkili bir stratejidir. Servikal kanser taramalarının miktarının arttırılması için de etkilidir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Mbachu C, et al. Effects of peer health education on perception and practice of screening for cervical canceramong urban residential women in south-east Nigeria: a before and after study.

Dirençli Genler Servikal Kanser Prognozunu Etkiliyor

16 Haziran 2017

Tümör hücreleri çeşitli kemoterapi rejimlerine karşı çoklu ilaç direnci (MDR) geliştirebilir. Tüm kanser türlerinde görülebilecek olan bu fenomen servikal kanserde de görülebilir. Bu tür bir direnç, kemoterapi ilaçlarına karşı hücrelerin duyarlılığını azaltır ve servikal kanser tedavisinde başarısızlığa ve hastalığın ilerlemesine neden olur. Çin merkezli yapılan bir çalışmada çoklu ilaç direncine sahip servikal kanserde MDR1, akciğer direnç proteini (LRP) ve plasental glutatyon S transferaz π 1'in (GSTP1) rolü ve bu genlerin prognostik değeri araştırıldı.

Bu direnç ilişkili genlerin mRNA ekspresyon seviyeleri 47 servikal kanserli ve 20 sağlıklı servikal doku örneğinde belirlendi. Daha sonra, veriler klinikopatolojik parametrelerle birlikte analiz edildi. Servikal kanserde MDR1, LRP ve GSTP1'in mRNA ekspresyon seviyeleri sırasıyla 0.57 ± 0.32, 0.58 ± 0.29 ve 0.44 ± 0.24, sağlıklı servikal dokulardaki mRNA ekspresyon seviyeleri ise sırasıyla 0.19 ± 0.10, 0.17 ± 0.14 ve 0.18 ± 0.10 idi. Yani, bu genlerin ekspresyon seviyeleri sağlıklı servikal dokuya kıyasla servikal kanserde anlamlı olarak daha yüksekti (P ​​<0.05).

MRD1'in mRNA ekspresyon seviyeleri, iyi diferansiye edilmiş grupta (0.68 ± 0.27) kötü diferansiye grupla (0.38 ± 0.33; P <0.05) karşılaştırıldığında daha yükselmiş olarak bulundu. LRP ve GSTP1 içinse mRNA ekspresyon seviyeleri ile tümör farklılaşması veya klinik evre arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (P> 0.05). Çok değişkenli lojistik regresyon, farklılaşma derecesinin ve MDR1 gen ekspresyon düzeylerinin servikal kanser prognozunun prediktörü olduğunu göstermiştir (P <0.05). MDR1 negatif gruptaki hastaların hayatta kalma oranı MDR1 pozitif gruba göre anlamlı olarak daha yüksekti (P ​​<0.05). Tüm bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, MDR1 gen ekspresyonunun servikal kanserde zayıf sağkalımın bir göstergesi olduğunu önermektedir. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Yang F, et al. Expression levels of resistant genes affect cervical cancer prognosis. Mol Med Rep. 2017 Mar 15. doi: 10.3892/mmr.2017.6328. [Epub ahead of print]

Onkolojide dönüm noktaları

03 Nisan 2017

1846: Tümör rezeksiyonu için genel anestezi ilk kez kullanıldı

Ekim 1846'da, William T.G. Morton isimli doktor, bir hastanın çenesinden tümörü acısız şekilde rezekte ederek eterin anestetik olarak nasıl kullanılabileceğini ilk kez gösterdi. Bunun öncesinde, cerrahi girişim uygulanan hastalar prosedürler sırasında dayanılmaz acı çekmekteydi.

1870: Kanser zehri hipotezi

1870'li yıllarda, İngiliz cerrah Campbell De Morgan 'kanser zehrinin' lenf bezleri yoluyla primer tümörden diğer bölgelere yayılarak, metastaza yol açtığı hipotezini ortaya koydu.

1903: Kanser tedavisi için radyasyon ilk kez kullanıldı

Marie Curie'nin 1898 yılında radyumu keşfinin ardından, doktorlar 1903 yılında radyoaktif elementin kanser tedavisinde ilk kez kullanıldığını bildirdiler. Radyoterapi, günümüzde modern kanser tedavisinin belkemiğini oluşturuyor.

1943: Serviks kanseri için 'PAP'testi kullanılmaya başlandı

Günümüzde yaygın olarak kullanılan PAP testi (adını yaratıcısı George Papanicolaou'dan alır), doktorların serviks kanseri veya pre-kanserini, yayılma fırsatını bulamadan saptamasına ve tedavi etmesine olanak tanıyor. Test, rahim ağzı kanserine bağlı ölüm oranlarını ciddi oranda azaltmakla birlikte, taramaya erişimin sınırlı olduğu gelişmekte olan ülkelerde ölüm oranları hala yüksektir.

1949: Kanser tedavisi için onaylanan ilk kemoterapi ilacı

Kanser kemoterapisinde kulalnılmak için onaylanan ilk ilaç, 2. Dünya Savaşı'nda kimyasal savaş maddesi olarak kullanıldı.

İlerlemiş türde kan kanseri hastası olan kişilerde dikkat çekici sonuçlar gösteren klinik çalışmaların ardından, azot hardalı (hardal gazı) 1949 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı.

1950-1960lar: Sigara kullanımı kanserle ilişkilendirildi

ABD Genel Cerrahlar ve Birleşik Krallık Kraliyet Hekimleri Koleji, 1950-1960larda sigara ile, özellikle akciğer kanseri olmak üzre kanser arasındaki bağlantıyı ortaya koyan raporlar sundu. Akciğer kanseri olan kişi sayısındaki artışı azaltmak amacıyla, sigara içmeyi vazgeçirmeye yönelik tütün kontrolü ve sigara kullanımını sonlandırma kampanyaları, kısa sürede bir öncelik haline geldi.  

1960lar: Hormonlar kanser kontrolüyle ilişkilendirildi

1966 yılında, yaptığı araştırmayla prostat kanserinin hormonal tedavisinin mümkün olduğunu gösteren Charles Huggins'e Nobel Ödülü verilmiştir. Bu öncü çalışma hem prostat, hem de meme kanserine yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı.

1970ler: Bilgisayarlı Tomografi geliştirildi

Bilgisayarlı Tomografi (veya BT taraması), araştırmacıların beyin tümörü olduğu şüphelenilen bir kadında ilk insan taramasını gerçekleştirdiği 1970'li yıllarda görüldü. Bu teknoloji, vücut içindeki tümörün görüntülerinin oluşturulması için röntgen ışınlarını kullanır; böylelikle doktorların sağlıklı dokuya zarar vermeden ameliyat veya radyoterapi yoluyla doğru konumu hedeflemesine olanak tanır.

1971: Anjiyogenez keşfedildi

Anjiyogenezin tümör gelişimi ve yayılmasında rolünü ilk olarak Judah Folkman gösterdi .Bu önemli keşif, birçok yaygın ilerlemiş kanser türünün görüldüğü pek çok hastanın genel durumunu anlamlı ölçüde değiştiren anjiyogenez inhibitörlerinin geliştirilmesini sağladı.  

1975: Monoklonal antikorların temel prensiplerinin keşfedilmesi

Georges Kohler ve Cesar Milstein, günümüzde kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir biyolojik tedavi türü olan monoklonal antikorların üretimine yönelik prensiple ilgili deneyimlerini ana hatlarıyla açıklayan bir makale yayınladı.

1997: İlk hedefli kanser tedavisi onaylandı

1997 yılında, diğer tedavilere artık yanıt vermeyen bir lenfoma türüne sahip olan kişilerin tedavisi için moleküler hedefli ilk ilaç onaylandı. İlaç, monoklonal antikorlar olarak adlandırılan yeni bir ilaç sınıfındaki ilk ilaçtır (Kohler ve Milstein tarafından prensibin keşfedilmesinden 20 yıl sonra).

2003: İnsan genomunun şifresi çözüldü

2003 yılında, 13 yıllık araştırmanın bir sonucu olarak insan genomunun kodu yayınlandı. Bu devrim yaratan olay, spesifik kanserlerde genetik kusurların belirlenmesi de dahil olmak üzere, kapsamlı genetik araştırmaların önünü açtı. 2009 yılında araştırmacılar, en yaygın kanserlerden ikisi olan cilt ve akciğer kanserinin genetik kodunun tamamını çözdü.

2010: İlk kanser tedavisi aşısı onaylandı

Metastatik prostat kanserinin tedavisinde kullanılan ilk kanser tedavisi aşısı, 2010 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı. İnsan papilloma virüsü (serviks ve boğaz) ve Hepatit B virüsünün (karaciğer) yol açtığı kanserin önlenmesine yönelik aşıların kullanımı da onaylandı.

2013: ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından Devrim Yaratan Tedavi Sıfatı verilen ilk ilaç

Devrim yaratan tedavi sıfatı, var olan tedavilere göre ciddi oranda iyileşme gösteren ilaçların tedavinin hastaların kullanımına daha hızlı sunulması amacıyla, ilacın yetkililerin 'hızlandırılmış' incelemesinden geçmesine olanak tanır. Bu sıfatın verildiği ilk ilaç, 2013 yılında kronik lenfositik löseminin tedavisi için onaylandı.

2014: Kanser'de DNA Analizi

NCI ve Ulusal İnsan Genom Araştırma Enstitüsü tarafından 30'dan fazla kanser türünde DNA ve diğer moleküler değişiklikleri analiz etmek için yapılan ortak bir çalışma olan The Cancer Genome Atlas (TCGA)’nın araştırmacıları, gastrik (mide) kanserinin aslında tüm dünyada farklı özelleiklere sahip dört farklı hastalık olduğunu buldular. TCGA ve diğer ilgili projelerden elde edilen bu bulgu, kanserlerin moleküler anormalliklerinin yanı sıra orjin veya doku menşei bölgelerine göre potansiyel olarak kanser için yeni bir sınıflandırma sistemi oluşturulmasına yol açabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

http://www.cancerprogress.net/timeline/major-milestones-against-cancer

WILLIAM S. HALSTED, M.D., (I894) THE RESULTS OF OPERATIONS FOR THE CURE OF CANCER OF THE BREAST PERFORMED AT THE JOHNS HOPKINS HOSPITAL FROM JUNE, I889, TO JANUARY

Luther W. Brady, M.D.,* Bizhan Micaily, M.D.," Curtis T. Miyamoto, MAD.,* Hans-Peter Heilmann, M.D.,t and PaoEo Monternaggi, M.D (25 November 1995) 'Innovations in Brachytherapy in Gynecologic Oncology', CANCER Supplement, 76(10), pp. 2143-2151 [Online]

MAURICE FREMONT-SMITH, M.D. RUTH M. GRAHAM, B.S. LOIS T. JANZEN JOE VINCENT MEIGS, M.D. (01 January 1945) 'The Vaginal Smear in the Diagnosis of Uterine Cancer', J Clin Endocrinol, 5(1), pp. 40-41 [Online]. Available at: DOI: https://doi.org/10.1210/jcem-5-1-40

Dr Luisa L Villa, PhD (07 April 2005) 'Prophylactic quadrivalent human papillomavirus (types 6, 11, 16, and 18) L1 virus-like particle vaccine in young women: a randomised double-blind placebo-controlled multicentre phase II efficacy trial', The Lancet Oncology, 6(5), pp. 271-278 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/S1470-2045(05)70101-7

Sir RONALD BODLEY SCOTT (1970) 'Cancer Chemotherapy-The First Twenty-five Years', British Medical Journal, 4, pp. 259-265

Adam J. Bass (11 September 2014) 'Comprehensive molecular characterization of gastric adenocarcinoma', nature, 513, pp. 202–209 doi:10.1038/nature13480

Serviks Neoplazmı ve TLR ilişkisi

24 Ocak 2017

Bağışıklık sistemi insan papilloma virüsü (HPV) enfeksiyonuna karşı savunmada ve kalıcılığında kritik bir rol oynamaktadır. Toll benzeri reseptörler (TLR'ler) doğuştan gelen bağışıklık tepkisinin aktivasyonundan sorumlu membran reseptörleridir ve TLR ekspresyonu ile servikal kanser arasındaki bir ilişki gösterilmiştir. Tümör nekroz faktörleri (TNF) ise, deri ve mukoza inflamasyonunun ana mediyatörleri arasındadır. 

Brezilya merkezli yapılan bir çalışma ile TLR ve TNF bağışıklık ekspresyonu, servikal kanser ve premalign servikal lezyonlar arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışmanın sonuçları geçtiğimiz günlerde yayınlandı.

Jinekolojik prosedürler ile çalışmada kullanılmak üzere 64 gömülü doku elde edildi. Servikal intraepitelyal neoplazisi (CIN) olan 35 örnek ve servikal skuamöz hücreli karsinoma (CSCC) olan 10 örnek ile normal servikal özellik gösteren 19 örnek kullanıldı. Bu örneklerde TLR2, TLR3, TLR4, TNF-α ve TNF-β ekspresyonu, immünohistokimya ile ölçüldü ve düşük ve yüksek ekspresyon seviyelerine derecelendi.

Çalışma sonuçlarına göre servikal kanser ve CIN gruplarında TLR2 ile TNF-α ve TNF-β'nın ekspresyon seviyeleri arasında bir ilişki vardı (sırasıyla p = 0.01 ve p = 0.021). Bu iki grupta TLR4 ekspresyonu TNF-α ve TNF-β ekspresyonu ile ilişkiliydi (sırasıyla p = 0.016 ve p = 0.025). Tersine, TLR3, herhangi bir grupta TNF-α veya TNF-β ile istatistiksel olarak ilişkili değildi.

Bu çalışmada elde edilen sonuçlara göre servikal kanserde TNF-α ve TNF-β'nın immünolojik cevabı ile TLR2 ve TLR4 yolaklarının ilişkisi olabilir. Bu belirteçler, serviks kanseri ve premalign lezyonlarda normal kontrollere kıyasla daha yüksek seviyelerde eksprese edilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Matos I et al. Association between Toll-like receptor and tumor necrosis factor immunological pathways in uterine cervical neoplasms. Tumori. 2016 Nov 15:0. doi: 10.5301/tj.5000576. [Epub ahead of print]

Genç ve Genç Yetişkin 5 yıllık Sağ Kalımlı Kanser Hastaları Arasında Kardiyak Mortalite Riski

02 Ocak 2017

Hayatta kalan genç ve genç yetişkin kanser hastaları ile ilgili yeterince çalışma olmadığı herkes tarafından kabul gören bir durumdur. Bu konuda bugüne kadar yapılmış araştırmaların çoğu yetişkinlik ya da çocukluk çağının spesifik kanserlerine odaklanmıştır. Bu kişilerin uzun dönem advers sağlık riskleri, özellikle de kardiyotoksik tedavilerin kullanıldığı diğer kanser popülasyonlarında kardiyak hastalıklardaki artış ile ilgili çok az şey bilinmektedir.

İngiltere’den bir grup araştırmacı genç ve genç yetişkin 5 yıllık sağ kalımlı kanser hastaları arasında uzun dönem kardiyak mortalite riskini araştıran bir çalışma yaptılar. Bu büyük ölçekli popülasyon tabanlı çalışmaya 15-39 yaşları arasında, 1971-2006 yılları arasında tanı almış, 5 yıllık sağ kalıma sahip, 200,945 kişilik hasta grubunu dahil ettiler. Çalışmaya beyin ya da mesane tümörü dışında malign tümör tanılı bireyler dahil edildi. Standardize mortalite oranları, mutlak exess riskleri ve kümülatif riskleri hesapladılar. 

Araştırmacılar 200,945 kişiden 2,016 kişinin kardiyak hastalıklar nedeniyle öldüğünü gördüler. Tüm kanser tipleri toplandığında, tüm kardiyak hastalık toplamı için standardize mortalite oranlarının 15-19 yaş arasında tanı alan bireylerde daha fazla olduğunu, 35-39 yaş arasındaki bireyler için ise 1,2 daha az olduğunu buldular. Benzer patern iskemik kalp hastalıkları, kalp kapak hastalıkları ve kardiyomiyopatiler için hem standardize mortalite oranları hem de mutlak artmış riskler için de gözlendi. Genel popülasyondan beklenene göre Hodgkin lenfoma sağ kalanlarında 3,8, akut miyeloid lösemi sağ kalanlarında 2,7, mesane kanseri dışında genitoüriner kanser sağ kalanlarında 2, non-Hodgkin lenfoma sağ kalanlarında 1,7, akciğer kanseri sağ kalanlarında 1,7, akut miyeloid dışında lösemi sağ kalanlarında 1,6, santral sinir sistemi tümörleri sağ kalanlarında 1,4, servikal kanser sağ kalanlarında 1,3 ve meme kanseri sağ kalanlarında 1,2 kat daha fazla kardiyak ölüm sayısına rastladılar. 60 yaşın üzerindeki Hodgkin lenfoma sağ kalanları arasında toplam artmış ölüm sayısının neredeyse %30’u kalp hastalıkları nedeniyleydi. Araştırmacılar çalışma sonuçlarına baktıklarında kanser tanısının konulduğu yaşın sonrasında kardiyak nedenlerle gelişebilecek mortalite riskine karar vermede oldukça kritik olduğu sonucuna vardılar. Yaptıkları çalışma ile ilk kez uzun dönem izlemle geniş popülasyon tabanlı bir hasta grubundan 15-39 yaşları arasında kanser tanısı almış bireylerde sonrasında kardiyak ölüm riskinin hesaplandığını belirterek elde edilen verilerin kanıt tabanlı izlem kılavuzları geliştirilmesinde başlangıç temeli sağladığının altını çizdiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Henson et al. Cardiac Mortality Among 200 000 Five-Year Survivors of Cancer Diagnosed at 15 to 39 Years of Age The Teenage and Young Adult Cancer Survivor Study, Circulation 2016;134:1519–1531

Kanser Hastalarının Takibinde Hasta Tercihleri Araştırıldı

06 Aralık 2016

Kanser tanısı aldıktan sonra çeşitli tedavilerle kanseri yenen hastalarda uzun dönem takip ile kanserin nüksetmemesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Günümüzde bu takipte uzman hekimler önemli bir rol oynamaktadır. Ancak İskoç araştırmacılara göre bu yöntem hem pahalı, hem de polikliniklerin yoğunluğu sebebiyle hasta beklentilerini karşılayamamaktadır.

Hastaların beklentilerinin ne olduğunu tanımlamayı hedefleyen araştırmacılar melanom, meme kanseri, prostat kanseri ve kolon kanseri tanısı alıp kanseri yenen toplam 1201 hastaya anket uyguladılar. Takip döneminde ne gibi beklentileri olduğu ve nelerden feragat edebilecekleri hastalara soruldu.

Anketin gönderildiği hastaların 668’i (%56.6) (132 melanoma, 213 meme kanseri, 158 prostat kanseri, 165 kolorektal kanser) anketi yanıtladı. Sonuçlara göre kanser hastaları takip randevularında konsültan hekimle birebir görüşmeyi tercih ediyorlar. Ancak bu takipte birebir görüşmeler ve diyetleri hakkında ayrıntılı bilgilendirmenin artması halinde konsültan hemşire, kayıt elemanı ya da pratisyen hekimlerle görüşmeyi de kabul ediyorlar.

Hastalar randevu sürelerinin daha uzun olmasını isterlerken telefon ya da web tabanlı ve grup içi randevulara ise sıcak bakmadılar. Kolorektal kanser ve melanomu yenmiş olan hastalar takip randevuları için tüm alternatifleri kabul ederken, meme kanseri hastaları konsültan hemşire ve kayıt elemanını tercih ederken prostat kanseri hastaları ise pratisyen hekimi tercih ediyorlar.

İskoç araştırmacılar bu sonuçlar dahilinde takip randevularında alternatif yöntemler kullanılarak masrafların azaltılabileceğini düşünüyorlar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Murchie Pet al. Determining cancer survivors' preferences to inform new models of follow-up care. Br J Cancer. 2016 Nov 1. doi: 10.1038/bjc.2016.352.

Over Kanseri ve Beslenme Alışkanlığı İlişkisi

25 Ekim 2016

Over kanseri günümüzde ABD’de kanser ölümleri arasında en sık görülen beşinci sebep. Her ne kadar beyaz ırka sahip kadınlarda beş yıllık sağ kalım oranı 70’li yıllardaki %35’lik değerden günümüzde %46’ya kadar yükseldiyse de siyah ırkta bu oran %42’den %38’e geriledi.

Geçmişte yapılan bazı çalışmalarda günlük laktoz tüketimi ile over kanseri gelişimi arasında bir ilişki bulunmuş olsa da diğer bir kısım çalışmada ise bu tez kanıtlanamamıştı. Şimdiye kadar yapılan çalışmaların genellikle Avrupa merkezli ve beyaz kadın popülasyonunda yapıldığını göz önünde bulunduran New Jersey’deki Rutgers Kanser Enstitüsü araştırmacılarının öncü olduğu bir grup, sadece Afrika asıllı Amerikalılar üzerinde çalışmaya karar verdiler.

Çalışmada popülasyon temelli bir baz kontrol çalışması olan Afrika-Amerikan Kanser Epidemiyolojisi Çalışması’nın verileri değerlendirildi. Bu çalışmada 11 eyaletteki 20-79 yaş aralığında Afrika asıllı Amerikalı yeni tanı almış invaziv epitelyal over kanserine sahip hastaların verileri mevcuttu. Rastgele telefon araması yöntemi ile de Afrika asıllı Amerikalı olan sağlıklı kontrollerden oluşan bir kontrol grubu oluşturuldu. Sonuçta çalışmaya 490 kanser vakası ve 656 kontrol dahil edilmiş oldu.

Katılımcılara anket yoluyla çeşitli sorular sorularak risk faktörleri belirlenmeye çalışıldı. Bu sorular arasında beslenme alışkanlıkları ve güneşin altında ne kadar zaman geçirdiklerine dair sorular da vardı.

Araştırmacılar hem laktoz alımının hem de tam yağlı süt tüketiminin over kanseri riskini anlamlı oranda artırdığını tespit ettiler. Düşük yağlı ve yağsız süt tüketenlerde ise herhangi bir risk görülmedi. Peynir ve yoğurt ürünlerinin de herhangi bir risk oluşturmadığı görüldü. Yiyeceklerle veya suplementer olarak alınan kalsiyumun ise riski anlamlı şekilde azalttığı tespit edildi. D vitamini ile over kanseri riski arasında herhangi bir bağlantı bulunamamış olsa da çalışmaya katılan kadınların sadece %20’sinden daha azının günlük önerilen 600 IU (ya da 70 yaşın üstünde 800 IU) D vitamini aldığını tespit ettiler.

Araştırmada aynı zamanda güneş altında geçirilen sürenin artırılması durumunda over kanseri oluşum riskinin azalabileceği tespit edildi. Beyaz kadınlar için günde 15 dakika güneşin altında kalmak gerekli ve D vitamininin sentezi için yeterli olabilirken, Afrika asıllı kadınlarda bu süre cilt pigmentleri nedeniyle 5-10 kat daha uzun. Ayrıca cilt kanseri riski açısından da güneş altında geçirilen süreye dikkat edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Araştırmacılara göre çalışmaya dahil edilen büyük popülasyon sayesinde coğrafi ve sosyoekonomik açıdan farklı sınıflarda bir çok hasta ve kontrolün incelenmiş olması çalışmayı güçlü kılıyor. Bu çalışmanın sonuçlarının diğer bir önemli yanı ise over kanseri için bir erken tarama yöntemi bulunmaması sebebiyle riskin azaltılması konusunda topluma yol gösteriyor olması.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Qin B et al. Dairy, calcium, vitamin D and ovarian cancer risk in African–American women. British Journal of Cancer, 2016; DOI: 10.1038/bjc.2016.289 

Serviks Kanserinde Binlerce Hayat Kurtarmak Mümkün

07 Eylül 2016

Serviks kanserinin oluşum hızı son yıllarda özellikle etkili tarama ve aşılama programları sayesinde gelişmiş ülkelerde azalmaya başladı. Ancak bazı Doğu Avrupa ülkelerinde ise bu oranlar hala oldukça yüksek. Bunun temel sebebi ise yaygın bir tarama programının yerleştirilememiş olması. Bu ülkeler arasında Estonya, Letonya, Litvanya, Belarus, Bulgaristan ve Rusya yer alıyor.

Önümüzdeki 25 yıl boyunca serviks kanserinin bu ülkelerdeki dağılımının nasıl olacağını tahmin etmek üzere istatistiksel bir tahmin çalışması uygulandı. Bu nüfus temelli çalışmada, 2017-2040 yılları arasındaki gelecekte olası yeni vaka sayısına ulaşmak için iki senaryoda modelleme geliştirildi. A senaryosunda tarama programı olmamasına devam edilirken, B senaryosunda ise 2017’den itibaren etkili bir tarama programı başlatıldığı var sayıldı.

Etkili bir tarama programının olmadığı senaryoda serviks kanseri insidansının çoğu ülkede artarak devam edeceği öngörüldü. Yaş standardize oranlara bakıldığı zaman Estonya, Letonya, Litvanya ve Belarus’ta insidansın 100 binde 88’e kadar yükselebileceği hesaplandı. Bu oran oldukça yüksek.

Etkili bir tarama programı olması durumunda ise ciddi anlamda fayda görüleceği ve 2040 yılında beklenen insidans oranlarından %50-60 civarında daha düşün insidansların elde edilebileceği hesaplandı. Bu da Estonya’da 1500 ve Rusya’da ise 150.000’den daha fazla kadının hastalıktan korunacağı anlamına geliyor. Altı ülkenin toplamına bakıldığında ise 2017 başından itibaren etkili bir tarama programı başlatılması durumunda 180.000 yeni tanıdan korunulmuş olması mümkün olabilecek.

Bu altı Doğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi insidansın göreceli yüksek olduğu ve etkili bir tarama programının uygulamada olmadığı ülkelerde alınacak önlemlerle çok sayıda kadının hayatını kurtarmak mümkün olabilir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Vaccarella S et al. Preventable fractions of cervical cancer via effective screening in six Baltic, central, and eastern European countries 2017-40: a population-based study. Lancet Oncol. 2016 Aug 23. pii: S1470-2045(16)30275-3. doi: 10.1016/S1470-2045(16)30275-3. [Epub ahead of print]

Yaşlı Kadınlarda Rutin Servikal Tarama

27 Temmuz 2016

Günümüzde bir çok ABD merkezli tanı ve tedavi kılavuzuna baktığımız zaman eğer tanımlanmış risk faktörleri yoksa yaşlı insanlarda rutin sağlık taramasının önerilmediğini görüyoruz. Ancak Illinois Üniversitesi’nde görev yapan araştırmacıların bulgularına göre 65 yaş üstü insanlarda rutin Pap smear ile servikal tarama sayesinde serviks kanseri gelişimi riski azalıyor.

Pap smear ile servikal tarama başladıktan sonra erken dönemde yapılan araştırmalarda bu testin 50 yaşın üstündeki kadınlarda rutin olarak yapılması önerilmiyordu. İlerleyen yıllarda ise bu üst sınır daha ileri yaşlara taşınmaya başladı. Hastalık ise genellikle 65 yaş altı kadınlarda görülmesine rağmen 65 yaş üstü kadınlarda ise daha ölümcül seyredebiliyor.

Pap testi sonrası anormal aktivite izlenen kadınlarda servikse yapılan lokal işlem sonrasında kanserleşmenin önüne geçmek mümkün olabiliyor. Araştırmacılar 65 yaş üstünde rutin pap taraması ile kanser oluşum riskinin azaltılabileceği hipotezi ile bir çalışma tasarladılar.

Baş araştırıcı Rosenblatt ve arkadaşları 1991-1999 arasındaki Medicare sağlık verisini inceleyerek 1200 serviks kanseri tanılı ve 10 binden fazla kişilik kanser tanısı almayan grubun verilerini incelediler. Araştırmacılar serviks kanseri tanısından iki ile yedi yıl öncesinde hangi hastaların pap smear ile taranmış olduğunu belirlediler.

Araştırmacılar verileri değerlendirdiği zaman kontrol grubuna kıyasla serviks kanseri tanılı grupta pap smear ile tarama hikayesine daha az rastlandığını tespit ettiler. Bu sonuç 65 yaş üstü kadınların da rutin pap smear ile servikal taramadan fayda göreceğini gösteriyor.

Araştırmacılara göre yaşlı hastalarda pap smear ile servikal taramanın faydaları ve maliyet etkililiği daha farklı çalışmalarla da değerlendirilmeli, eğer yeterli veriye ulaşılırsa da kılavuz önerileri tekrardan gözden geçirilmeli.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Karin A et al. Case-control study of cervical cancer and gynecologic screening: A SEER-Medicare analysis. Gynecologic Oncology, 2016; DOI: 10.1016/j.ygyno.2016.06.016

DNA Mutasyonlarını Tespit Eden Yeni Bir Biyosensör Geliştirildi

15 Temmuz 2016

Kaliforniya Üniversitesi’nden biyomühendisler DNA mutasyonlarını saptayabilen elektrikli grafen bir çip geliştirdiler. Araştırmacılar bu yeni teknolojinin erken kanser taramaları için kan-bazlı testleri,  virütik hastalık biyolojik belirteçlerinin görüntülenmesi ve mikrobik sekansların gerçek zamanlı saptanması gibi farklı medikal uygulamalarda kullanılabileceğini düşünüyorlar.

Araştırmacılar gen mutasyonlarının tespit edilmesinde hızlı ve ucuz dijital bir metodun geliştirilmesinde ön sıralarda olduklarını belirttiler. Geliştirme evresindeki bu teknolojinin gerçek zamanlı spesifik DNA mutasyonlarının vücuda yerleştirilebilen ve bilgileri laptop ve akıllı telefonlar gibi mobil cihazlara gönderebilen bir biyosensör çip için ilk adımlar olduğunu aktardılar.

Araştırmacılar SNP (single nucleotide polymorphism) denen en sık görülen genetik mutasyonları tespit etmek için geliştirilmiş yeni bir teknoloji olduğunu söylediler. SNP’lerin çoğunun sağlık üzerinde etkisi olmadığını, bazılarının ise kanser, diyabet, kalp hastalıkları, nörodejeneratif bozukluklar, otoimmün ve enflamatuar hastalıklarla ilişkili olduğunun altını çizdiler. Geçerli SNP tespit metodlarının yavaş, pahalı olduğunu ve hantal ekipmanların kullanımını gerektirdiğini fakat bu teknoloji ile bütün bu problemlerin geride bırakılabileceğini belirttiler.

Geliştirdikleri çip, grafen alan etkili transistör üzerine yerleştirilmiş DNA probunu içeriyor. DNA probu ise spesifik SNP tipleri için kodlanmış bir sekans içeriyor. Çip SNP’li DNA moleküllerini yakalamak üzere üretiliyor ve bu parçalar proba bağlandığında elektrik sinyali üretiliyor.

Araştırmacılar çipin DNA zincir yer değiştirmesi ile çalıştığını, bir DNA çift sarmalının bir zincirden diğer bir tamamlayıcı zincir ile değiştiğini aktardılar. Yeni tamamlayıcı zincirin (SNP mutasyonu içeren) çift sarmaldaki bir zincire daha güçlü bağlandığını ve diğer zincirle yer değiştirdiğini bildirdiler.

Araştırmacılar çift zincirli DNA probunun kullanıldığı bu teknolojinin tek zincirli DNA problarının kullanıldığı SNP tespit metodlarına göre oldukça önemli bir gelişme olduğunun altını çizdiler.  Bu yeni teknoloji ile yanlış pozitif sonuçların azaltıldığını söylediler. Çift zincir DNA probunun bir diğer avantajının ise probun daha uzun olabilmesi, daha uzun DNA parçalarındaki bir SNP’nin tespit edilebilmesi olduğunu aktardılar.

Araştırmacılar 47 nükleotid uzunluğundaki bir probla başarılı şekilde SNP tespiti yapabildiklerini ve geliştirdikleri teknoloji ile yüksek duyarlılık ve özgüllüğe ulaştıklarını belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Hwang et al. Highly specific SNP detection using 2D graphene electronics and DNA strand displacement,  Proceedings of the National Academy of Sciences, 2016

Çevresel Sigara Dumanı ve Kanser

29 Haziran 2016

Sigara içilmesi ile birçok kanser riskinde artış oluştuğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Çevresel sigara dumanına maruz kalmak da belirli kanser türlerinin oluşumunda riski arttırmaktadır. Özellikle akciğer kanserinde bu riskin bariz bir şekilde artış gösterdiği biliniyor.

2002 yılında yapılmış bir araştırmada 38 tane çalışma incelenmiş ve akciğer kanseri dışındaki kanser türleri ve çevresel sigara maruziyeti arasındaki ilişki ortaya konulmuştu. O zamandan bugüne kadar çok sayıda çalışma biriktiği için araştırmacılar 87 çalışmalık yeni bir analiz yaptılar ve bu analizin sonuçları geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bu çalışmada da akciğer ve meme kanseri dışındaki kanser türleri ile çevresel sigara dumanı maruziyeti arasındaki ilişki incelendi.

Bu metaanalizin sonuçlarına göre çevresel sigara dumanı maruziyeti ile riski artmayan kanser türleri nazofarenks kanseri, baş-boyun kanseri, çeşitli sindirim kanalı kanserleri (mide, rektum, kolorektal, karaciğer ve pankreas), endometrium, over, mesane ve beyin kanserleri olarak sıralandı. Bazı kanser türleri içinse veriler sınırlıydı ve bir ilişki gösterilemedi; bu kanserler özefagus, kolon, safra kanseri ve lenfoma olarak tespit edildi.

Serviks kanserş içinse artmış bir riskten bahsetmek mümkün. Çalışma sonucuna göre çevresel sigara dumanı maruziyeti ile serviks kanseri oluşma riski %58’lik bir artış gösteriyor. Hatta HPV enfeksiyonu ve cinsel aktif yaşam gibi diğer bağımsız değişkenler dışlandığında dahi riskin %29’luk bir artış oranını korudğu görülüyor.

Total kanser oluşum riskinin ise %13’lük bir artış gösterdiği çıksa da bu sonucun birçok bağımsız değişkenden etkilenmiş olduğu söylenebilir.

Çalışma her ne kadar yol gösterici olsa da kendi içerisinde çok sayıda eksikliği de mevcut. Ancak ne olursa olsun çevresel sigara dumanı maruziyetinin belirli kanser türleri gelişimi üzerindeki etkisi ve insan sağlığını kötüleştirici etkiye sahip olduğu yadsınamaz.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Lee P et al. Epidemiological evidence on environmental tobacco smoke and cancers other than lung or breast. Regul Toxicol Pharmacol. 2016 Jun 16. pii: S0273-2300(16)30170-2. doi: 10.1016/j.yrtph.2016.06.012. [Epub ahead of print]

Kanserin Yeni Belirleyicisi

10 Mart 2016

Epigenetik yaş biyolojik yaşın hesaplanmasında kullanılan yeni bir yöntem ve bu iki yaş arasındaki en büyük fark kansere yakalanma ve ölme ihtimaliniz.

Kişinin epigenetik yaşı hesaplanırken kanda çevresel etmenler,kimyasallar, obezite, egzersizden etkilenen 71 DNA metilasyon markerı kullanılmış. Bu test genel olarak kullanılmasada Northwestern Üniversitesinin de dahil olduğunu araştırmalarda kullanılmakta. DNA metilasyonunda; genin DNA kodu değiştirilmeden, gene bir grup molekül bağlanarak geni vücuttan gelen biyokimyasal sinyallere karşı  daha az ya da daha çok hassas hale getiriliyor.

Araştırmacılar 1999 yılından 2013 yılına kadar kanser olmayan randomize seçilen 442 kişiden 834 kan örneği incelediler., Önceki çalışmalarda tek seferde kan alınırken bu çalışmada multiple kan örnekleri yapılarak, her  yıl epigenetik ve kronolojik yaş arasındaki dengenin değiştiğini gördüler. Çalışma grubunun yüzde 6’sında kanser görülme riskinin arttığını , yüzde 17’sinde ise 5 yıl içinde kanserden ölüm riskinin arttığını tespit ettiler. Araştırmaya göre epigenetik yaşı kronolojik yaşından 6 ay büyük olan insanlar kanserden dolayı 2.2 yıl geç ölecekler.

Araştırmacılardan Dr. Lifang Hou, kan testi ile kişilerin iki yaşı arasındaki farkı hesaplayarak erken kanser teşhisi koymanın umut vaad edici olduğunu; sağlıklı kişilerin yaşları arasındaki farkın küçük olduğu, verilere göre bu yaşlar arasındaki farkın yüksek olduğu kişilerin kansere meyilli olduğunu belirtti. Bu araştırma biyokimyasal yaş-epigenetik yaş- kan tetkiki ile kanser erken tanısı açısından ilk çalışma olması açısından önem arz ediyor. Önceki çalışmalardan farkı ise tek zamanlı olmaması, çeşitli faktörlerin de kanserle ilişkisi açısından çalışmaya dahil olması olarak özetlenmiş.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Yinan Zheng, Brian T. Joyce, Elena Colicino, Lei Liu, Wei Zhang, Qi Dai, Martha J. Shrubsole, Warren A. Kibbe, Tao Gao, Zhou Zhang, Nadereh Jafari, Pantel Vokonas, Joel Schwartz, Andrea A. Baccarelli, Lifang Hou. Blood Epigenetic Age may Predict Cancer Incidence and Mortality. EBioMedicine, 2016; DOI: 10.1016/j.ebiom.2016.02.008 

Karaciğer Kanserine Karşı Koruyucu Brokoli

02 Mart 2016

Amerikalı bilim adamlarının haftada 3 ila 5 öğün sebze tüketiminin kolon, göğüs, prostat kanseri ve birçok kanseri önleyeceği ile ilgili yayınlarının ardından ülkede brokoli tüketimi artıyor.
İlionis Üniversitesinin yaptığı araştırmaya göre de diyetlere brokoli eklenerek yüksek mortalite oranları olan karaciğer rahatsızlıkları ve hepatoselüler karsinomaya öncülük eden non alkolik yağlı karaciğer hastalığı önlenebilir. Daha önce brokolinin çeşitli kanserlere karşı koruyuculuğu hakkında çalışılmıştı ancak obezitenin Amerika'da epidemik olmasından ve karaciğer kanseri açısından 5 kat yüksek risk olmasından dolayı araştırma grubu karaciğere odaklanmış. Yüksek beden kitle indeksi, yüksek şeker içerikli diyet ve vücut yağ oranının yüksek olması alkole bağlı olmayan karaciğer hastalığı gelişimi için önemlidir. Alkol bağımsız karaciğer hastalıkları da siroz ve kanser açısından risk faktörleridir.

Önceki çalışmalar brokolide bulunan biyoaktif bileşiklerin karaciğer yağlanmasını ve alkol bağımsız karaciğer hastalığından koruduğunu fareler üzerinde göstermişti. Bu nedenle, araştırmacılar karaciğer kanseri olan farelerde brokolinin etkisi üzerine yoğunlaşmış. Karaciğerdeki karsinojen miktarını kontrol etmek amacı ile batı tarzı diyet alan, kontrol grubu diyeti alan, brokoli verilen ve verilmeyen grup olarak fareler dört gruba ayrılmış. Obezite gen dizisini ayırarak değil, tıpkı insanlar gibi beslenme ile obeziteye gidişatı göz önüne alınmış. Araştırmacılar brokolinin etkisine ve karaciğerdeki tümörlerin progresyonuna ağırlık verseler de, karaciğer sağlığını ve yüksek yağlı diyetlerde karaciğerin lipidleri metabolize edişini de gözlemlemek istemiş.

Çalışmaya göre batı tarzı diyeti alan farelerde karaciğerdeki kanserojen nodüllerin sayısı ve boyutu artmış ancak diyete brokoli eklendiğinde büyüklüğü değişmemekle birlikte nodül sayısı azalmış. Yani batı tarzı diyet karaciğer yağlanmasına neden olurken brokoli karaciğerin lipid alımını azaltarak ve yıkımını arttırarak karaciğeri korumuş. Diyete eklenen brokolinin fareyi zayıflatmadığı ancak karaciğer yağlanmasını azalttığına vurgu yapan araştırmacılara göre alınan sonuçlar tam bekledikleri gibi olup karaciğer yağlanmasının iki temel sebebi var; yağ ve şeker miktarı yüksek yiyecekler yemek ve yüksek alkol tüketimi.

Grubun bir önceki çalışmasına göre ise brokolinin kanserden koruyucu bileşik olan sulforafan açısından en uygun tüketim şekli taze ya da hafifçe buharda pişirilmesi. Yayın sadece brokoli üzerine olsa da araştırmacılar brüksel lahanası ve karnabaharında aynı etkiye sahip olduğunu söylemekteler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 

  1. Y.-J. Chen, M. A. Wallig, E. H. Jeffery. Dietary Broccoli Lessens Development of Fatty Liver and Liver Cancer in Mice Given Diethylnitrosamine and Fed a Western or Control Diet. Journal of Nutrition, 2016; 146 (3): 542 DOI: 10.3945/jn.115.228148

Uzun süre oturmak meme ve over kanseri riskini artırıyor mu?

16 Şubat 2016

Cancer Epidemiology, Biomarkers and Prevention dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre boş zamanlarının çoğunu oturarak geçiren kadınlarda multipl miyelom, meme ve over kanserleri riskinde artış olabilir.

Günümüzde televizyon, bilgisayar ve video oyunlarının yaygın kullanımı nedeniyle oturarak geçirdiğimiz süre uzamıştır. Bu değişikliğe bağlı olarak, oturarak geçirilen süre ve kanser riski arasındaki ilişki henüz tam  olarak bilinmemektedir. Bu konudaki kanıtlar, kanserin önlenmesi ile fiziksel aktivite arasındaki bağlantıyı gösteren kanıtlara kıyasla daha azdır.

Son 20-30 yılda oturarak geçirilen zaman, ulaşımdaki gelişmeler, bilgisayar ve video oyunlarının yaygın kullanımı nedeniyle giderek arttığından, oturarak geçirilen zamanın olumsuz sonuçları giderek daha dikkat çeken bir konu haline geldi.

Amerikan Kanser Derneği Kanser Önleme Çalışması II Beslenme Kohort Çalışması Sonuçları
Bu çalışmada, kanser tanısı konmamış 69.260 erkek ve 77.462 kadının verileri analiz edildi ve çalışma süresince (1992-2009) 18.555 erkek ve 12.236 kadına kanser teşhisi kondu.

Çalışmanın yazarları, çalışmaya katılan kadınların oturarak uzun zaman geçirmeleri nedeniyle multipl miyelom, invazif meme kanseri ve over kanserine yakalanma olasılığının daha yüksek olduğunu saptadılar. Ancak erkeklerde, oturarak geçirilen zamanın uzunluğu ile kanser riski arasında bir ilişki saptanamadı.

Araştırmacılar, oturarak geçirilen süre ve kanser riski arasındaki ilişki açısından erkek ve kadınlar arasındaki farkları anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirtti.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak:  Medical News Today, http://www.medicalnewstoday.com/articles/296883.php

Lokal İleri Serviks Kanserinde Cerrahi Yöntem

30 Aralık 2015

Serviks kanseri günümüzde kadın hasta popülasyonu için ciddi bir sağlık sorunu olup erken tanı ve tedavisi çok önemlidir. Lokal ileri serviks kanseri cerrahi tedavisinde de değişik metodlar kullanılmıştır. Çin merkezli yapılan bir çalışma ile laparoskopik yöntemle uygulanan sinir koruyucu radikal histerektominin lokal ileri serviks kanseri tedavisindeki uygulanırlığı ve güvenilirliği test edildi.

Pekin merkezli PLA General Hospital, Obstetri ve Jinekoloji Departmanı’nda tedavi edilen toplam 120 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar evre Ib2 veya IIa2 serviks kanseri tanısıyla takip edilmekteydiler. Hastalar neoadjuvan kemoterapi uygulaması sonrasında tercih edilen cerrahi yönteme göre 2 kola randomize edildiler. Bir kolda laparoskopik sinir koruyucu radikal histerektomi uygulanan hastalar varken diğer kolda ise laparoskopik radikal histerektomi hastaları mevcuttu.

İki gruptaki hastalara uygulanan anket çalışması ile mesane fonksiyonu ve bağırsak fonksiyonu düzelme zamanı ile genel klinik bulguları ve cerrahi karakteristikleri kıyaslandı.

İki gruptaki hastalar incelendiği zaman yaş ya da cerrahi karakteristikler açısından bir fark olmadığı görüldü. Post operatif kataterizasyon süresi incelendiği zaman bu sürenin istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde (P < 0.001) laparoskopik sinir koruyucu radikal histerektomi grubunda daha kısa olduğu görülmekteydi. Bu hasta grubunda aynı zamanda mesane ve bağırsak fonksiyonlarının da daha çabuk normale döndüğü görüldü.

Bu çalışmanın sonucuna göre laporoskopik yöntemle yapılan radikal histerektomilerde sinir koruyucu yöntem ile hastalar açısından daha tercih edilebilir bir yöntem seçilmiş olabilir. Bu çalışmada operasyon sonrası kısa dönemdeki bulgular kıyaslanmış olup uzun dönemde sağ kalım üzerinde herhangi bir fark olup olmadığını incelemek için daha uzun süreli ve çok merkezli randomize klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

  Zhongyu Liu et al. Clinical efficacy and safety of laparoscopic nerve-sparing radical hysterectomy for locally advanced cervical cancer. Int J Surg. 2015 Nov 26. pii: S1743-9191(15)01345

Serviks Kanseri, HPV ve Aşılama

26 Kasım 2015

HPV, serviks kanseri, aşı, insan papilloma virus, hemşire, samsun

Kansere yönelik engelleyici programlarda sağlık profesyonellerine çok önemli bir iş düşüyor. Serviks kanserinin engellenmesine yönelik insan papilloma virüsü (HPV) ve bu virüse karşı aşı ile mücadelenin çok önemli bir yeri mevcut. Türkiye’de hastane hemşirelerinin serviks kanseri, HPV ve  HPV aşısı ile alakalı bilgi düzeyleri, farkındalıkları ve rutin pratikleri tek merkezli bir çalışma ile değerlendirildi.

Çalışma, 1 Şubat-30 Mart 2013 tarihleri arasında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çalışmakta olan 464 hemşirenin katılımı ile gerçekleştirildi. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışmaydı.

Çalışmaya katılan hemşirelerin %13.8’ine servikal kanser taraması uygulandı ve %11.6’sından Pap smear testi için material alındı. Taramaya katılmama nedenleri arasında %28.2’sinde seksüel aktif olmamak, %18.3’ünde kendilerini riskte kabul etmemek ve %16.8’inde utangaçlık başlıca sebepler arasında göze çarptı. Hemşirelerin hiçbiri HPV aşısı olmayı kabul etmedi ve başlıca sebepler olarak %57.3’ü aşı hakkında yeterli bilgi sahibi olmadıklarını, %20.7’si ise aşının çok yaygın kullanımda olmadığını ileri sürdüler.

Hemşirelerin neredeyse yarısı (%44’ü) HPV aşısını hastalarına önermeyeceklerini çünkü aşı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarını belirtti. Aşı hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığını söyleyen toplam hemşire yüzdesi ise %56 olarak hesaplandı.

Bu çalışma sonucunda görüldü ki HPV enfeksiyonu ve HPV aşısı hakkında Türk hemşireleri yeterli bilgiye sahip değiller. Yeterli bilgiye sahip olmadıkları için de kendileri aşılanmak istemedikleri gibi hastalarına da önermiyorlar. Bu durumla ilgili bir eğitim açığı bulunduğu ve gerekli önlemlerin alınması gerektiği bu çalışma ile anlaşılmış oldu.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Koç Z, Çınarlı T. Cervical Cancer, Human Papillomavirus, and Vaccination: Knowledge, Awareness, and Practices Among Turkish Hospital Nurses. Nurs Res. 2015 Nov-Dec;64(6):452-65.

BRCA ile ilişkili kanser riski mutasyon tipine göre farklılık gösterebilir

07 Nisan 2015

BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki bazı mutasyonlar meme ve jinekolojik kanser riski oluşturur. Pensilvanya Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı, BRCA1 veya BRCA2 genlerinde mutasyonlar taşıyan kadınlarda risk değerlendirmesini ve kanserin önlenmesini iyileştirmek amacıyla bu genlerdeki mutasyonlarla ilişkili meme ve over kanseri risklerini daha iyi tanımlamak üzere gözlem çalışmalarının verilerini kullandılar.

1937 ile 2011 yılları arasında BRCA1 (n = 19,851) veya BRCA2 (n = 11,900) mutasyonları olduğu saptanan kadınlar üzerinde gözlemsel bir çalışma yürütüldü ve veriler 33 ülkedeki 55 merkezden toplandı.  BRCA1 mutasyonu taşıyıcılarından %46'sına meme kanseri, %12'sine over kanseri ve %5'ine her iki kanser tanısının da konduğu saptandı. BRCA1 taşıyıcılarının yalnızca %37'sine kanser tanısı konmadı. BRCA2 mutasyonu taşıyıcısı olan kadınların ise %52'sine meme kanseri, %6'sına over kanseri ve %2'sine her iki tanının da konduğu görüldü.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kaynak: Cancer Network, http://www.cancernetwork.com/gynecologic-cancers/brca-associated-cancer-risk-may-vary-mutation-type

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image