Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Sörf Yapanlarda Melanom ve Non-Melanom Cilt Kanseri

07 Haziran 2016

Sörf sporu Avustralya’da çok yaygın olup, profesyonel olarak bu sporu yapanların yanı sıra özellikle genç erişkin nüfusta 2,7 milyon kadar eğlence amaçlı sörf yapan insan olduğu bilinmektedir. Melanomanın Avustralya’da çok yaygın olduğu ve genç erişkin nüfusta en sık görülen kanser türü olduğu da bilinmektedir. Avustralyalı bilim adamları bu sebeple eğlence amaçlı ve profesyonel olarak sörf yapan insanlarda melanoma ve non-melanoma ( bazal hücreli kanser ve skuamoz hücreli kanser) prevalansını araştırdılar.

Bu çalışma için araştırıcılar bir sürveyans anketi oluşturdular ve sörfçüleri internet üzerinden bu anketi doldurmak üzere davet ettiler. Bu anket sonuçlarına göre yaşam boyu kanser prevalansını değerlendirdiler.

Çalışmaya toplamda 1348 sörfçü katıldı ve bu sörfçülerin %56,9’u profesyonel olmayıp, bu sporu eğlence amaçlı yapan insanlardan oluşmaktaydı. Bu grup içerisinde 184 sörfçü cilt kanseri tanısı almış olduğunu bildirdi. Bunların 96’sı profesyonel sporcuyken, 87’si ise eğlence amaçlı olarak yapmaktaydı. İki grup arasındaki riskin farkına bakıldığı zaman, profesyonel sporculardaki rölatif riskin diğer gruba göre daha yüksek olduğu hesaplandı.

Cilt kanserinin vücudun hangi bölgelerinde daha sık oluştuğuna bakıldığında ise %23,5 oranla yüz, %16,4 oranla sırt ve %12,4 oranla kollarda yerleştiği görüldü. Cinsiyet dağılımına bakıldığında ise erkeklerde kadınlara göre istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde daha fazla cilt kanseri bildirildiği görüldü. Erkeklerde oran %14,6 iken kadınlardaki oran ise %9,4 olarak hesaplandı.

Bu bulgular eşliğinde araştırmacılar sörf yapan insanların mutlaka güneş ışınlarına karşı koruyucu kremler kullanması gerektiğini ve özellikle 10:00 ile 15:00 saatleri arasında bu sporun yapılmaması gerektiğini belirttiler. Diğer bir önerileri de aile hekimlerinin sörf yapan insanları düzenli bir şekilde taramaları gerektiği yönünde oldu.

Literatür talep et

Referanslar :

 Climstein M. et al. Lifetime prevalence of non-melanoma and melanoma skin cancer in Australian recreational and competitive surfers. Photodermatol Photoimmunol Photomed. 2016 May 27. doi: 10.1111/phpp.12247. [Epub ahead of print]

Güneş Koruyucular Cildimizi Nasıl Korur?

10 Temmuz 2019

Tüm güneş kremlerinin aktif madde ve emülsiyon olmak üzere iki ana kısmı vardır. Aktif madde, güneşten korunma işini yapar. Bunlar, UV emiciler ve UV reflektörleri olarak iki kategoriye ayrılır. UV emiciler, UV radyasyonunu emen ve çok düşük bir ısı seviyesine dönüştüren kimyasallardır. UV emici kimyasallara ayrıca “organik” de denir, çünkü tüm organik maddeler için bir temel olan karbon atomları içerirler.

Bazıları, güneş yanığına neden olduğu ve cilt kanseri riskini arttırdığı bilinen spektrumun UVB kısmını emerken, diğerleri spektrumun UVA kısmını emer. Son araştırmalar, daha uzun UVA dalga boylarının sadece derinin daha derin katmanlarına nüfuz etmekle kalmayıp aynı zamanda DNA hasarına karşı bağışıklık tepkisini tehlikeye sokarak cilt kanserine de katkıda bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle, en iyi korumayı sunduğu için “geniş spektrum” etiketli güneş kremleri önerilir. UV reflektörleri çoğunlukla UV radyasyonunu emen ve dağıtan çinko oksit ve titanyum dioksit gibi oksitlerden oluşur.

Çoğu güneş koruyucuda normalde birden fazla ve genellikle altıya kadar veya daha fazla aktif bileşen bulunur. Emülsiyon etken maddeyi taşır. Genellikle, bir miktar yağ ve su, ayrıca diğer maddelerden oluşur. Bunlar ürünü korudukları için önemlidir.

SPF Ne Demektir ve Nasıl Ölçülür?

SPF güneşten korunma faktörü anlamına gelir. UV'nin ekrandan ne kadar geçtiğinin ölçüsüdür. Sayı ne kadar yüksek olursa, UV o kadar az geçer. SPF 30, otuzda bir veya UV'nin %3,3'ünün cildinize ulaşmasını izin verir. Bu, UV'nin %96,7'sini filtrelediği anlamına gelir. 50'lik bir SPF ile UV ışınlarının %98'i filtrelenir.

Ne Zaman ve Nasıl Uygulanmalıdır?

Güneşe çıkmadan yaklaşık 20 dakika önce güneş kremi uygulanması, ürünün cilde düzgün şekilde bağlanmasını sağlar. Birçok güneş kreminin iki saatte bir yeniden uygulanması ve cömertçe kullanılması önerilir. Çoğu insan, etikette iddia edilen güneşten korunmayı sağlamak için gereken güneş koruyucu miktarının çok azını kullanır. Ekstremite başına, yüze, ön ve arka gövdeye bir çay kaşığı, yani toplamda yani yedi çay kaşığı (35ml) uygun bir miktardır.

Cildi korumak için ayrıca şapkalar, gölge yerler, kıyafetler ve hatta en yüksek UV dönemlerinde iç mekanda kalmak önemlidir. Öğle saatlerine yaklaştıkça, öğleden sonra ve öğleden sonra saat 12.30 arasında UV yükselir.

Dünya Sağlık Örgütü, UV Endeksi 3 veya daha yukarı olduğunda cildin güneşten korunmasını önerir.

Literatür talep et

Referanslar :

Terry Slevin. Explainer: how does sunscreen work, what is SPF and can I still tan with it on?, The Conversation January 7, 2018

Kalp ve Akciğer Naklinde Yüksek HLA Uyumu Sonrasında Gelişen Cilt Kanseri İle İlişkili Bulundu

08 Temmuz 2019

Büyük bir retrospektif çalışma, akciğer ve kalp nakli sonrası de novo cilt kanseri oranlarının donör ve alıcı HLA antijenlerinin iyi eşleşmesi durumunda daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Dr. Sarah T. Arron, HLA uyumsuzluğu olan akciğer ve kalp alıcılarının daha yakın eşleşmeye sahip olanlardan daha az cilt kanseri geçirdiklerini belirtti. “Bu, uyumsuz hastaların bağışıklık sisteminin, nakledilen organı korumak için gerekli olan yüksek bağışıklık bastırma seviyesine rağmen cilt kanseri hücrelerini tanımaya ve savaşmaya devam edebileceğini göstermektedir. Organ nakli alıcılarını tedavi eden internistler ve dermatologlar, torasik nakil yapılan ve iyi eşleşmiş bir organ alan hastalarda cilt kanseri riskinin daha yüksek olabileceğinin farkında olmalılar." şeklinde konuştu. Greft reddi riskini azaltan immün sistemi baskılayan rejimlerin, solid organ nakli alıcılarında majör bir morbidite kaynağı olarak kanser riskini arttırdığı belirtildi. Daha fazla araştırma yapmak için ekip, 2003 ve 2008 yılları arasında 10 bin 500'den fazla akciğer, kalp, pankreas, karaciğer ve böbrek alıcısı hakkındaki verileri inceledi.

Antijen Uyuşmazlığı Koruyucu Bir Etkiyle İlişkili

 Özellikle, her bir uyuşmayan alel için cilt kanseri riskinde %7 ila %8 oranında bir azalma bulundu. Alt grup analizi, HLA antijen uyumsuzluğunun akciğer alıcılarında (aHR, 0.70) ve kalp alıcılarında (aHR, 0.75) önemli bir koruma sağladığını, ancak karaciğer, böbrek veya pankreas alan hastalar için bunun geçerli olmadığını gösterdi. Araştırmacılar, "Skuamöz hücreli karsinom ve melanom için aHR'ler, herhangi bir cilt kanseri için olanlara benzerdi, ancak HR, daha az sayıda olay nedeniyle melanom için istatistiksel olarak anlamlı değildi." şeklinde açıkladılar. Bu bulgular ışığında, "İyi eşleşmiş kalp ve akciğer nakli alıcılarının nakil sonrası cilt kanseri riskinin daha yüksek olabileceği" sonucuna varıldı. Arron, “Farklı immünosüpresif ilaçların bu bulguyu nasıl etkilediğini öğrenmek için gelecekteki çalışmalara hala ihtiyaç var.” dedi.

Literatür talep et

Referanslar :

Association of HLA Antigen Mismatch With Risk of Developing Skin Cancer After Solid-Organ Transplant Yi Gao, MD1; Amanda R. Twigg, MD2; Ryutaro Hirose, MD3; et al Garrett R. Roll, MD3; Amy S. Nowacki, PhD4; Edward V. Maytin, MD, PhD5; Allison T. Vidimos, RPh, MD5; Raja Rajalingam, PhD6; Sarah T. Arron, MD, PhD2 JAMA Dermatol. 2019;155(3):307-314. doi:10.1001/jamadermatol.2018.4983

Bir Doktorun Kanser Teşhisini Çocukları İle Paylaşma Hikayesi

03 Temmuz 2019

Tıp fakültesinde hastaya kötü haberi nasıl vereceğimizle ilgili beş aşamalı bir model öğrendim. Birinci basamak kliniğimde hala bu yönteme tekrar tekrar başvuruyorum ama dürüstçe söylemek gerekirse bu adımları kendi çocuklarım için uygulayacağımı hiç düşünmemiştim; annelerinin meme kanseri olduğu haberiyle.

2016 yılında, pratisyen hekim olarak, kendi kendine meme muayenesi yaparken bir şişlik buldum. Bir şeylerin doğru gitmediğini biliyordum; mamogram şüpheli bir bulgu gösterdiğinde o kadar şaşırmadım. İlki, aslında 44 yaşında; henüz taramaya başlamamıştım, yaşıma göre mamografinin kanıt düzeyine de emin değildim. Şimdi, biyopsinin kanser lehine olumlu sonuçlar vermesinden bu yana 1 hafta geçti. Cerrahi ve onkoloji departmanıyla görüştüm ve önümdeki planı daha iyi anlamaya başladım. Görünüşe göre şimdi çocuklarımın bu durumdan haberdar olmalarına izin vermenin zamanı geldi, ama doğal olarak gergin hissediyorum.

Hekim olan birkaç arkadaşımdan ve onların ebeveynlerinden yardımcı olabilecek bazı tavsiyeler aldım. “Onlara yeterince bilgi ver ama çok fazla değil; soru sormalarına izin ver ve  seni nasıl şaşırtacaklarını gör.” diyenler oldu. 50 yaşında ilk tarama kolonoskopisinde metastatik kolon kanseri teşhisi konan radyoloji meslektaşım, çocukların öğretmenlerini de dahil etmemi ve açık, dürüst ve doğrudan konuşmamı tavsiye etti. Çocukları yine de yaşlıydı; peki ya 8 ve 11 yaşlarında ki kuzım ve oğlum? Tartışmaya öncülük etmem gerektiğini düşünen bir mimar olan kocamla konuşuyorum ve belki de öyle, ikimiz de tıbbi geçmişe sahip olmamın ve bu özel beceri setindeki eğitimin işe yarayacağını umduğumuzu biliyoruz.

Konuşma fırsatı Perşembe akşamı, ebeveyn-öğretmen konferanslarının hemen ardından doğmuştu. Oğlumun beşinci sınıf konferansının bir parçası olarak, ne öğrendiği, en çok neyi sevdiği ve gelecek çeyrek için hedeflerinin ne olduğu hakkında bir yazı verildi. Bu belgeyi daha önce görmüştüm. Bu yazı 15 dakikalık bir süre boyunca hocasına danışmayı amaçlıyordu. Bunun üzerine “Hücre” yi en zevkli öğrenme konularından biri olarak yazmıştı. Bu, sohbeti açmak için iyi bir yol olabilir diye düşündüm ve ikisini de mutfağa çağırdım. Eminim ki bunun rapor kartları ya da test puanları hakkında bir tür bilgi toplantısı olacağını düşünüyorlardı.

Ben akşam yemeğini tezgahta hazırlıyordum: Karidesli Diablo, makarna üzerine karidesli baharatlı domates sosu. Oğlum baharatı sever, kızım tipik olarak onu daha iyi bir hale getirmek için parmesan ile kullanıyor.

“Ebeveyn öğretmen konferansları iyi geçti!” dedim. Karidesleri makarnada kullanmak üzere soyarken rahat davranmaya çalışıyorum. Çatlak kabukları ve garip şekilli bacakları ayıklamaya çalışırken kızım ce oğlum mutfak masasında oturuyorlardı. Oğluma “Hücre hakkında ne biliyorsunuz?” diye sordum.

“Biliyorsun, hücre insan vücudunun yapı taşı ve her birimiz hücrelerden oluşuyoruz.”. Gerçekten de, ne kadar etkileyici olduğunu görüyordum. “Kanser hakkında ne biliyorsun?” diye sordum (Adım 1: Ne bildiklerini öğrenin). Oğlum, “Kanser, hücreler kontrolden çıktığında ve vücudunuzu ele geçirip yayıldığında olan şeydir.” diyor. Çok iyi, bence. Eğitime yatırdığımız ücretler anlamlı bir yere gidiyor.

“Peki, korkarım ki annenizin size söyleyeceği bir şey var.” (Adım 2: Uyarı çekimi) “Göğsümde bir yumru buldum, doktorlarım biyopsi yaptılar ve kanser olduğunu keşfettiler. ”

Durakladım, sertçe yutkundum. Kelimeleri kestirmemeye çalıştım, ama belki de bu çok fazlaydı. Yüzlerindeki ifadeleri asla unutmayacağım. Sessizce oturan Oğlumun uzun kumlu sarı kirpikleri ile soluk mavi gözleri basitçe genişledi — gözle görülür şekilde genişledi ve bana baktı, dondu. Sonra Kızım, onun güzel ela gözleri ve koyu renk kirpikleriyle, onunkiler kırmızıya döndü ve hemen gözyaşlarıyla doldu.

“Kulağa çok korkutucu geldiğini biliyorum ama çok şanslıyım: Bu yumruları erken buldum.” diyerek devam ettim. Onlara üniversitede en iyi hekimleri bulmak için araştırma yaptığımı söyledim, A takımı. Çıkarmak için ameliyat olacağım ve onu kontrol altına almak için ilaçla devam edeceğim. Ve iyileşiyorum! Bu mümkün olan en iyi senaryo! Bence tedavi edilebilir bir hastalık bu (Adım 3: Bilgi paylaşımı).

Oğlum soruyor, “Hangi seviyede, tedavi edilebilir mi?”, yaşına göre çok akıllı. Cevabım evet, potansiyel olarak tedavi edilebilir.

“Ama geri gelebilir mi?”. Bence bu çok iyi bir soru; Teoride geri gelebilirdi, ancak ilaç bunun olmasını engellemeye yardımcı olacak.

Kızım hala gözyaşı döküyor ve kollarımın ve bacaklarımın kanserden zayıflayıp zayıflamayacağını soruyor. Ona güven vermeye çalışıyorum, "Hayır." dedim, "Koşmaya, hala bisiklet sürmeye devam edebileceğim."

Oğlum, “En azından ne yapmak istiyorsan onu yapmaya devam edebiliyorsun.” diyor. Gelecekten gelmiş birer onkolog gibi fonksiyonel durum hakkında yorum yapıyorlar, bu yanıtları duyduğuma inanamıyorum.

Biraz daha konuştuktan sonra birbirmize sarıldık. Onlara, üzgün veya korkmuş hissetmenin tamamen normal olduğunu ve elbette benim de öyle hissettiğimi, ancak doktor ekibime tamamen güvendiğimi söyledim (4. Adım: Duygularına cevap verin). Sonunda yemek yemeye oturduk ve yemekte eğer yardımı olacaksa okulda arkadaşlarına söyleyebileceklerini ve eğer bilmek isterlerse öğretmenleriyle konuşabileceğimi söyledim (Adım 5: Seyri planlayın). Daha sonra "Yatmadan önce hepimiz bunun için birlikte dua ederiz." dedim.

Ancak sonraki günlerde, oğlum konu hakkında tamamen sakin kalmayı seçti ve arkadaşlarına söylemedi. Öğretmeni ile konuşmama da gerek olmadı. Ancak kızım, en iyi iki arkadaşına söyledi ve onlar da diğer iki arkadaşlarına söylediler ve sadece mevcut üçüncü sınıf öğretmenini değil aynı zamanda sevdiği ikinci sınıf öğretmenini de bilgilendirdi. O, resim yapmayı seven zeki, yaratıcı bir kız; o ve sınıf arkadaşları okulda benim için bir kart hazırladılar. Daha sonra oğlumun bir günlük tuttuğunu ve kanser teşhisi hakkında birkaç yazı yazdığını öğrendim. Bunu duyduğuma sevindim, çünkü yazı son derece iyileştirici olabilirdi. Her birinin bilgiyi nasıl işlediğini görmek ilginç ve biraz iç açıcıydı. İki yol da daha iyi ya da daha kötü değildi, sadece farklıydı.

Aslında, ilk panikten sonra kızım aniden vites değiştirdi ve neredeyse evde hemşirem oluverdi. Her gün nasıl hissettiğimi bilmek istiyordu: Herhangi bir acım var mı, bugün yeterince yedim mi, egzersiz yaptım mı, diğer testlerimin sonuçları ne zaman gelecek... Bedenimdeki kitleyi hissetmek istedi ve ne yapacağımı bilemedim. Birden ilk inkarımı hatırladım. Birkaç gün boyunca bu şişliği hissetmeye devam ettiğimde, bir şekilde mucizevi bir şekilde ortadan kalkacağını umuyordum, belki de sadece sıvı dolu bir kist ya da başka bir şeydi. Sonunda iş kliniğe başvurmaya gelinceye kadar gerçekten orada olup olmadığını görmek için dokunup kontrol etmeye devam ettim.

Sonunda karar verdim, neden olmasın. Neler olup bittiğine dair somut bir açıklama yapılması yardımcı olabilir. İlk başta hissettiğim yere bastırdı. Söylediğim gibi, göğsümün hemen üstünde, oldukça açık ve hissedilebilir. Biyopsiden sonra bir miktar şişlik vardı ve şimdi başlangıçta keşfettiğimden daha büyük görünüyordu (Ya da hayal gücüm mü bu?). Kızım onu hemen hissediyor ve kaşlarını çatmakla iğrenme arasında bir ifade takınıyor yüzüne, “Iyyy” olarak yorumluyorum.

Bundan daha fazla katılamazdım ona, “Bu çok çirkin ve iğrenç, şimdi ondan kurtulma zamanı geldi.” diyorum. "26 Nisan Salı günü, kesin olarak."

O gün evden çıkmadan önce, çocuklarıma  beklenmedik bir şey olmadıkça aynı gün içerisinde bitecek bir operasyon olması gerektiğini söyledim ve  sonunda hastaneye yatırılmam gereken bir durum olursa onları buna hazırlamak istedim. Fakat ameliyat sorunsuz geçti ve o öğleden sonra ön kapıdan eve girdiğimde yüzlerindeki ifadeyi de asla unutmayacağım. Dadımızla koltukta otururken havaya sıçradılar, mutluluktan deliye döndüler ve hatta kendimi daha iyi hissettim ve acım azaldı. İyileşme sürecinde, kızım bir kez daha ev hemşirem oldu. Kesiye bakmak, boşaltma çıkışını kontrol etmek, pansuman değişikliklerine yardımcı olmak istedi. Buna izin vermedim, ancak bu deneyimlerin potansiyel bir kariyer yolu üzerinde herhangi bir etkisi olup olmayacağını da merak ediyorum.

Daha sonraki haftalarda, daha fazla soru gelmeye başladı. Gece kızımın  odasına girdiğimde, yatağının kenarında oyuncak hayvanlar arasında bir yığın kitap arasında otururken buldum onu ve  “Ya meme kanseri olursam?” diye sordu birden. "Peki ya evre 1 değil evre 4 olursa?”

Zoraki bir şekilde yutkundum ve derin bir nefes alarak düşündüm: Çocuklar, sandığımdan daha fazla konuşmaya kulak misafiri oluyorlar bu evde. 8 yaşındaki kızım kanser evrelemesini soruyor!

“Peki,” dedim, nasıl cevap vereceğinden emin değildim. “Sadece emin olmak için, vaktinden önce, hatta benden daha genç bir yaşta eğer bir şey varsa diye röntgen çekileceksin. Hesaplarıma göre 34 yaşındayken."

“Bir MRI mı demek istiyorsun? MR yaptırmak istemiyorum!” dedi. Yine, o büyük kulaklar kulak misafiri oldu bana demek ki. Makinenin ne kadar gürültülü ve sıkışmış hissettirdiğini açıkladı.

“Evet, evet, muhtemelen bir MR. Veya o zamana kadar, vücudun herhangi bir yerinde herhangi bir kanser için değerlendirme yapabilen bazı yeni teknolojilere sahip tüm vücut taraması!” dedim. Bir an için içimdeki doktor meydana çıktı, meme kanseri de dahil olmak üzere birçok kanser türünün erken teşhisinde ve tedavisinde ne kadar ilerleme kaydedildiğini tartışmaya devam ettim. Ancak bu noktadan sonra, onu negatif genetik testim konusunda rahatlatabiliyordum. Kalıtsal bir etken yok, söyleyebileceğimiz en iyi şey bu. Bu bilgiyi iletmek onu gözle görülür bir şekilde sakinleştirdi. Ama, bir kez daha, beşinci adımı düşünüyordum ve hatırladığım şey "Onların duygularına cevap vermek" oldu. Sohbeti buna doğru kaydırdım ve onun endişelerini, korkumu, etrafımı çevreleyen hisleri doğruladım. Onunla nasıl başa çıktığımı onunla paylaştım. Müzikten, yazmaktan ve egzersiz yapmaktan bahsettim.

Birkaç ay sonra, 12 aylık takip randevum yaklaşırken o tarihin öneminden (1 yıl kansersiz) bahsettik ve kızım  bunun için yeni bir terim bile yazdı: “Kansere karşı”. Şimdi korku, yerini ailece bir kutlama enerjisine ve rahatlığa bıraktı. Sam, o tarihte bir yıl önce yazdığı günlüğün girişini okumama bile izin verdi: 26 Nisan. Tipik genç erkek tarzında, kısa ve doğrudan. “4/26/16 Salı. Bugün İngilizce dersi yerine oyunumu oynadım ve pratik yaptım. Ve... Annem kanserden kurtuldu! Bugün güzeldi.”

Aslında geçmişe bakıldığında, dürüstçe söyleyebilirim ki o gün gerçekten iyiydi. Bu basit ama derin kelimeleri okuduğumda, şairin ifadesini hatırlattı: Umut, insanın içindeki ebedi bir bahardır. Evet, küçük çocukların kalplerinde ve zihinlerinde bile olan. Bir dahaki sefere hastaya kötü haber vermek için çağrıldığımda bu önemli noktayı aklımda tutacağım. Kötü haberi vermenin başka bir yolu daha olabilir: Umut, olumlu bir şey paylaşma ihtiyacı. Çünkü en karanlık durumlarda bile ümitli olunabilir, her zaman yapabileceğimiz bir şeyler vardır. Tedavi edilmese de yaşamı uzatsa veya acıyı ve ıstırabı gidermeye yardımcı olsa bile.

Teşhisten 2 yıl sonra, bir kez daha çocuklara kötü haberi vermenin karmaşıklığını hatırlatıyorum. Uzun zamandır hastam olan birisini klinikte gördüm, stresli olduğu dışarıdan çok belli oluyordu. Daha sonra, hayatında bir gün bile hiç sigara içmemesine rağmen, karısına daha çok yeni metastatik akciğer kanseri teşhisi konduğunu söyledi. Biraz daha konuştuktan sonra, empatiyi ve daha fazla terapötik dinlemeyi ifade ettiğimde aniden şunu sordu: "Çocuklara nasıl söyleyecegiz?"

Bir anlık duraksamadan ve zor bir yutkunmadan sonra yine düşündüm, ne kadarını paylaşmalıyım? Faydalı Web siteleri ve konuyla ilgili iki kitap dahil, birkaç kaynaktan söz ettim. Muayene odasından çıktıktan sonra, çocuklarıma anlatmak için verdiğim mücadelelerden bahsettim. Geriye dönüp baktığımda bu, sevdiğim insanlar üzerindeki duygusal etkilerinden dolayı vermek zorunda kaldığım en zor haberdi. Ama aynı zamanda aileyi, küçük çocukları bile dahil etmenin önemini öğretti ve bana çocukların ne kadar sezgisel ve sağduyulu olabileceğini hatırlattı.

Daha fazla tefekkür ve mücadelemden sonra, tecrübelerimi hastalarıma fayda sağlamak için kullanabileceğime karar verdim: Diğer anneler ve babalar ve diğer çocuklar, onlarla hiç karşılaşmasam bile. Bir elimde ziyaret sonrası özeti, diğerinde bu makalenin kopyasıyla tekrar odaya döndüm.

Literatür talep et

Referanslar :

: Heather A. Thompson Buum, MD, University of Minnesota, MMC 741, 420 Delaware St SE, Minneapolis, MN 55455; e-mail: thomp057@umn.edu

Kanser Teşhisi Almak İntihar Riskini Arttırıyor

01 Temmuz 2019

Kanser teşhisi almak hastalar ve aileleri için yıpratıcı olabilir ve aşırı sıkıntı yaratabilir, ancak iki yeni çalışma teşhisin intihar riskini de arttırdığını gösteriyor. Yakın zamanda yayınlanan bu çalışmalardan biri, intihar riskinin, kanser teşhisinden sonraki bir yıl boyunca önemli ölçüde arttığını ve riskin başka nedenlere bağlı intihatlardan yaklaşık 2,5 kat daha yüksek olduğunu tespit etti. Nature Communications'da yayınlanan diğer çalışma ise kanser hastalarının genel popülasyona kıyasla intihar nedeniyle ölme ihtimalinin yaklaşık dört kat daha fazla olduğu buldu. Her iki çalışmada da intihar riskinin farklı kanser türlerine göre değiştiği ve özellikle akciğer kanseri tanısından sonra yüksek olduğu bulundu. Bir çalışmada pankreas kanseri tanısı konulduktan sonra da risk yüksekti. Araştırmacılar 4.671.989 kanser hastasını belirlemek için 2000-2014 dönemine ait veriler kullandılar.

Charité Üniversitesi‘nden Ahmad Alfaar konu ile ilgili “İnternette veya başka yerlerdeki net olmayan veya yanlış yorumlanmış sağlık mesajlarından kaynaklanan ilk şok ve kaygının bundan sorumlu olabileceğine inanıyoruz. Zihinsel sağlık planları, hastaların kanserle olan yolculuklarında günlük yaşamlarına entegre edilmelidir." şeklinde konuştu. 

En Yüksek Risk İkinci Ayda

Bu kohort içinde ekip, tanı konulmasının ardından 1 yıl içinde 1585 hastanın intihar nedeniyle öldüğünü tespit etti. Bu sayı ilk 6 ay için 1062 idi. Bu dönemde gözlenen/beklenen intihar oranı ikinci 6 aya göre daha yüksekti (sırasıyla 3,13 ve 1,8). En büyük risk artışı, gözlenen/beklenen oranı 4.81 olarak kanser teşhisi konulduktan sonraki ikinci ay boyunca meydana geldi. Uzak metastazı olan hastalar için oran daha da yüksekti (5,63). Alfaar, bulguların şaşırtıcı olmadığını söyledi ve ekledi; ”Ancak, kanser hakkındaki tıbbi bilgileri ve hastaların hastalıkları hakkındaki duygularını tanımlayan sonuçlar bulmak gerçekten ilginç bir yolculuktu."

Araştırmacılar bulgularına dayanarak, intihar önleme stratejilerinin prostat, akciğer, kolorektum ve mesane kanseri olan yaşlı hastaların yanı sıra lösemiler, lenfomalar ve germ hücreli tümörleri olan yaşlılara yönelik uygulanabileceğini öne sürüyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

Suicidal death within a year of a cancer diagnosis: A population‐based study Anas M. Saad  Mohamed M. Gad MD  Muneer J. Al‐Husseini MD  Mohamad A. AlKhayat  Ahmad Rachid Ahmad Samir Alfaar MBBCh, MSc, MD  Hesham M. Hamoda MD, MPH

Doktor ve Kanser Hastası Arasındaki İletişim

17 Nisan 2019

Tıpta belirli beceriler gözlemlenebilir ve nesneldir; örneğin tedavinin doğru ya da yanlış uygulandığı kanıtlanabilir. Ancak hasta ile iletişim böyle değildir. Bazen bir hastanın duyguları hakkında konuşması rahatlatıcı olabilir, ancak bazı hastalar duyguları hakkında konuşmayı sevmezler. Bu nedenle 'beceriler' kelimesi iletişim konusuna tam olarak uymaz. İletişim her zaman içeriğe bağlıdır ve bir hasta için yararlı olabilirken başka bir hasta için olmayabilir.

Bu sebeple doktor hasta iletişiminde herkese uyan bir yaklaşım tanımlamak zordur. Avrupa konsensüsü ise, doktorların hastalarıyla nasıl iletişim kurduğunun, ilişkisel yönlerini göz önünde bulundurmanın daha önemli olduğunu düşünmektedir. Örneğin, doktor olarak, bir hasta gördüğümde korkum nedir? Neyi iyi idare edebilirim? Ne zaman savunmacı olurum ve diğer konular hakkında konuşmaktan kaçınmak için tıp hakkında konuşmaya çalışırım?

Öneriler 3 Çatı Altında Toplandı

Bildirgede doktorların kendi duygularını ele alması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca dünya görüşlerinin, kurumsal faktörlerin ve toplumsal görüşlerin iletişimi etkileyebileceği kabul edilmiştir. Önceki iki konsensüs toplantısında belirlenenlere dayanan yeni öneriler, aşağıdakileri desteklemeye çalışmaktadır:

  • Onkoloji klinisyenlerinin kendi iç dünyaları (duyguları ve tutumları) ve dış dünya (kurumsal ve toplumsal kısıtlamalar) ile ilgili yaşadıkları deneyimler hakkındaki farkındalıkları ve bunların hastalarıyla ilişkilerini nasıl şekillendirdikleri;
  • Klinisyenin hastalarıyla nasıl ilişki kurduğunu takdir etmesi;
  • Hastaların psikolojik durumlarını ve kırılganlıklarını, hem hasta hem de diğerleriyle ilişki kurmalarına yardımcı olacak şekilde tanıması.

Araştırmacılara göre doktor-hasta iletişiminde, doktorun hastayla ilişkisi yönlendirici olmaktadır. Doktor, hastanın psikolojisi ve tekilliği hakkında ne kadar az şey anlarsa, onunla o kadar fazla ilişki kurabilir. Hasta hakkında keskin bir duyarlılığa ihtiyaç vardır. Davranışlarının ardında ne yatıyor? Geçmişte neler yaşadı? Neden hastalığını inkar ediyor? Yani hekimler ne kadar çok anlarsa, ilişki o kadar iyi olur ve iletişim de bunu takip eder.

Oluşturulan öneriler, kanser bakımında iletişimin yol gösterici ilkelerini hatırlatır, klinisyenin öz-farkındalığının ve klinik iletişimdeki ilişkisel ve bağlamsal faktörlerin önemli rolünün altını çizer ve iletişim eğitiminin daha da geliştirilmesi için yöntem sağlar.

Literatür talep et

Referanslar :

Steifel F, et al. Training in communication of oncology clinicians: a position paper based on the third consensus meeting among European experts in 2018. Annals of Oncology, Volume 29, Issue 10, 1 October 2018, Pages 2033–2036

Cep Telefonları Kansere Yol Açıyor Mu?

05 Mart 2019

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), radyo frekansı radyasyonunun (RFR) etkilerine yönelik yaptıkları bir çalışmanın sonucunda, bu radyasyonun kalp kanserinin bir alt türü ile bir ilişki gösterdiğini net kanıtlar ile saptandı.

Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü'nün bir parçası olan Ulusal Toksikoloji Programı'ndan (NTP) bilim adamları, çalışmalarında erkek sıçanların yüksek düzeyde RFR'ye maruz kaldıklarında insanlarda çok nadir görülen bir kanser şekli olan kalp schwannomlarını geliştirdiğini göstermiştir.  Ayrıca, maruz kalan erkek sıçanların beyinlerinde ve adrenal bezlerinde tümör gelişme riski olduğunu öne süren bazı kanıtlar bulunmuştur.

FDA, bu çalışmanın sonuçlarına yanıt olarak "Cep telefonları için mevcut güvenlik sınırlarının halk sağlığını korumak için kabul edilebilir olduğuna" kanaat getirmiştir.

NTP çalışmalarının tamamlanması 10 yıldan fazla sürmüş ve 430 milyon dolara mal olmuştur. Çalışmalarda, erkek ve dişi fareler ve sıçanlar, 2G ve 3G cep telefonlarında kullanılan modülasyonlarla RFR'ye maruz bırakılmıştır. Bunlar, araştırmanın başlangıcında kullanılan standart teknolojilerdir.

Çeşitli Kanserlerle İlişki Saptandı

Maruz kalma seviyeleri, tipik olarak cep telefonu kullanan insanlar tarafından yaşananlardan çok daha yüksek olacak şekilde ayarlanmıştır. En düşük seviye, cep telefonu kullanıcıları için izin verilen maksimum maruziyet iken, sonraki seviyeler bunun dört katına denk gelecek şekilde yükseltilmiştir. Sıçanlar 900 MHz frekansında; fareler, 1900 MHz frekansında RFR’ye maruz kalmıştır.

Maruz kalma, sıçanlar ve fareler için 5 ila 6 haftalıkken başlatılmış ve 2 yıla kadar devam etmiştir. Kanser insidansı oranları, kontrol grubundaki hayvanlarla karşılaştırılmıştır.

Araştırmacılar, erkek deneklerin kalbindeki malign schwannomlar ile RFR maruziyeti arasındaki ilişkiyi "net kanıt" olarak tanımlamışlardır. Ayrıca, erkek sıçanlarda RFR'ye maruz kalma ile malign gliomalar ve adrenal bez tümörlerinin gelişimi arasında benzer kanıtlar olduğu görülmüştür.

Bununla birlikte, dişi sıçanlarda ve hem erkek hem de dişi farelerde, RFR'ye maruz kalma ile kanser gelişimi arasında bir ilişki olup olmadığına dair kanıtlar "eşdeğer" dir.

Araştırmacılara göre elde edilen bu kanıtların ışığında RFR’nin insan sağlığı üzerindeki etkisinin de daha yakından izlenmesi gerekmektedir.

Literatür talep et

Referanslar :

Cancer Fears Over Cell Phones, Again, but FDA Disagrees - Medscape - Nov 02, 2018.

İmmün Kontrol Noktası İnhibitörlerinin Yan Etkilerini Biliyor Musunuz?

22 Şubat 2019

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin kullanılmaya başlanması, bir dizi kanser türünün tedavisini dramatik bir şekilde değiştirmiştir. Ancak bu ilaçlar daha önce kullanılmış olanlardan oldukça farklı olması sebebiyle, klinisyenler tamamen yeni bir advers etki spektrumunu yönetmek zorundadır.

Bu ajanların olumsuz etkilerinin çok çeşitli organları etkileyebileceği bilinmektedir. En sık görülenler; cilt, gastrointestinal sistem, akciğerler, endokrin organlar (tiroid, adrenal bezi, hipofiz bezi) ve kas-iskelet sistemi, böbrek, sinir, hematolojik, kardiyovasküler ve oküler sistemler üzerine olan advers etkilerdir. Bu etkiler yeni bir derleme yazısında incelenmiştir.

Otoimmün olaylar genellikle, anti-CTLA-4 rejimlerinde doza bağımlıdır, ancak programlanmış hücre ölüm ligandı, anti-PD-1 üzerinde etki eden birçok kontrol noktası inhibitörü ise doza bağımlı değildir. Tedavinin sıklıkla ilk 12 haftasında advers olaylar ortaya çıkarken, hastaların, tedavi durdurulduktan 6 ay sonrasına kadar bu etkileri yaşayabileceği bilinmektedir.

Çoğu etki akut olaydır ve genellikle 1 ila 7 gün sonra steroidlerle tedaviye cevap verir. Genellikle hafif reaksiyonlar için düşük doz glukokortikoidler (prednizon, 0.5 mg / kg) ve daha ciddi olaylar için yüksek doz glukokortikoidler (1-2 mg / kg) kullanılır.

Cilt Reaksiyonları ve Kolit Sık Görülüyor

Araştırmacılar, hastaların yaklaşık %10'unda, steroid tedavisinin sona ermesinden sonra advers olayların tekrar edeceğini ve anti-PD-1 monoterapisi alan hastaların yaklaşık % 5'inin hastaneye yatırılması gerekeceği belirtildi. Anti-CTLA-4 / anti-PD-1 immünoterapilerin kombinasyonu, advers olaylar için riski arttırır ve bu kombinasyonu alan hastaların %36'sında hastaneye yatış gerekebilir.

Araştırmacılara göre hastalar 3 ila 7 günlük steroid tedavisinden sonra iyileşme görülmnezse, infliksimab veya mikofenolat mofetil gibi hastalığa özgü ikinci basamak immün baskılama düşünülmelidir. Ayrıca, kontrol noktası inhibitörlerinin yalnızca 2011'den beri ticari olarak temin edilebilmesi nedeniyle, uzun vadeli advers olayların karakterize edilemediği dikkat çekmektedir.

En sık karşılaşılan olaylar ciltle ilgili olaylardır. Hastaların%30'un da kaşıntı, akneiform döküntü ve toksik epidermal nekroliz gibi bulgular görülmektedir. Hafif inflamasyon, topikal steroidler ve antihistaminikler ile etkili bir şekilde yönetilebilir. Araştırmacılar, kalıcı veya daha ciddi vakaların yüksek doz sistemik steroid gerektirebileceği belirtilmektedir. 

Kabarcıklar veya mukozal tutulum nadirdir (< %1); oluşumları bir büllöz hastalık veya Stevens-Johnson sendromu olduğndan şüphelendirmelidir. Acil dermatolojik değerlendirmeyi ve yüksek doz steroidlerle tedavi gerektirir.

Bir başka yaygın advers olay ise Kolit'tir. Anti-CTLA-4 ile tedavi edilen hastaların yaklaşık %25'inde ve anti-PD-1 / PD-L1 monoterapisi ile tedavi edilen hastaların %5'inden azında görülür. Belirtileri, hastaların %90'ından fazlasında meydana gelen sulu ishal ve hastaların %20'sinde gözlenen karın rahatsızlığı ve alt gastrointestinal kanamadır.

Hafif ila orta dereceli kolit genellikle hidrasyon ve antidiyaretik ilaçlar ile tedavi edilebilir. Şiddetli ishal veya 5-7 günden uzun süren hafif-orta dereceli vakalar yüksek doz steroid gerektirir (1-2 mg/kg/gün). Periton belirtileri olan hastalarda dehidratasyon, elektrolit dengesizlikleri veya çok sık (>günde 10-15) yüksek hacimli dışkı durumunda intravenöz steroidler ve hastaneye yatış endikasyonu vardır. Araştırmacılara göre, bu yan etkiler yaşamı tehdit edici olabilmektedir.

Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) ve Ulusal Kapsamlı Kanser Ağı (NCCN), yakın zamanda kontrol noktası inhibitörlerinin yan etkilerini değerlendirmek ve yönetmek için ortak kılavuzlar geliştirmektedirler. Bu yaygın yan etkilerin yanı sıra, daha az yaygın çeşitli yan etkiler de ciddiyet derecesine göre tedavi edilmelidir. 

Literatür talep et

Referanslar :

Johnson DB, Chandra S, Sosman JA. Immune Checkpoint Inhibitor Toxicity in 2018. JAMA. 2018;320(16):1702–1703. doi:10.1001/jama.2018.13995

Güneş Kremi Melanom Riskini %40 Azaltıyor

28 Kasım 2018

Melanom, 25-49 yaşlarındaki Avustralyalı erkeklerde en sık rastlanan kanser olup, 25-49 yaşlarındaki kadınlarda ise meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir. Üç Avustralyalıdan yaklaşık ikisinde, 70 yaşına geldiğinde melanom veya diğer cilt kanseri türleri teşhis edilmektedir. JAMA Dermatoloji dergisinde yayınlanmış olan yeni bir çalışma, 40 yaşın altındaki gençlerde güneş koruyucu kullanımı ile melanom riski arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışma olma özelliğine sahiptir. Çalışma, Avustralya Melanom Aile Çalışmasına katılan yaklaşık 1700 kişiden toplanan verileri analiz etti.

Düzenli Kullanımla Risk Azalıyor

Yapılan çalışma, çocukluk ve yetişkinlikte güneş koruyucu kullanımının 18-40 yaşlarındaki gençlerde melanoma karşı koruyucu olduğunu gösteriyor. Düzenli olarak güneş kremi kullananlar için risk, ara sıra kullananlara göre yüzde 35 - 40 oranında azaldı. Özellikle çocukluk çağında, güneşe maruz kalma ve güneş yanığının melanom riski ile ilişkisi iyi bilinmektedir ve bu çalışma güneş korumasının güneş ışığının zararlı etkilerine karşı koruyucu olduğunu göstermiştir. Düzenli güneş koruyucu kullanıcılarının demografik özellikleri incelendiğinde bu bireylerin sıklıkla İngiltere/Kuzey Avrupa kökenli, daha yüksek eğitim seviyesine, daha açık cilt pigmentasyonuna ve güçlü bir güneş yanığı geliştirme profiline sahip genç kadınlar oldukları gözlendi. İnsanlar erkek, yaşlı, daha az eğitimli veya güneş yanığı daha koyu veya daha dirençli olan bir cilde sahiplerse güneş koruyucu kullanma olasılıkları daha azdı.

Güneş koruyucuların yaygın şekilde ulaşılabilir olmasına ve güneşten korunma için önerilmesine rağmen, güneş koruyucularının kullanımını optimize etmek hala zorlayıcı bir durumdur ve kullanımları üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bu çalışma, güneş kreminin etkili bir güneş koruması şekli olduğunu ve genç bir yetişkinde melanom gelişme riskini azalttığını doğrulamaktadır. Bu çalışma, melanom gelişme riskini azaltmak için UV İndeksi 3 veya daha yüksek derecelerde güneş koruyucuların hem çocukluk hem de yetişkinlik döneminde düzenli olarak uygulanmasının önemini bir kez daha göstermiştir.

Literatür talep et

Referanslar :

Watts CG, et al. Sunscreen Use and Melanoma Risk Among Young Australian Adults. JAMA Dermatology, 2018; DOI: 10.1001/jamadermatol.2018.1774

Kanser Metabolizması ile Glikoz ve Lipid Regülasyonu Arasında Yeni Bir İlişki Bulundu

25 Eylül 2018

Lipid metabolizmasının düzensizliği kanser hücrelerinde yaygındır, ancak altta yatan mekanizmalar yeterince anlaşılmamıştır. Sağlıklı insan hücreleri, yağ asitlerinin ve kolesterolün çoğunu alırken, kanser hücrelerinin hücre zarlarını kan dolaşımından aldıkları lipidlerle oluşturmaları gerekir, kanser hücreleri yapı malzemelerinin bu yolla teslim edilmesini bekleyemez. Bunun yerine, kanser hücreleri sıklıkla, hücredeki lipidleri sentezleyen enzimlerin aktivitesini artırırlar. Bu enzim ailelerinden biri, sterol düzenleyici element bağlayıcı proteinlerdir (SREBP'ler). SREBP'ler lipojenik enzimlerin transkripsiyonel aktivasyonu yoluyla lipid biyosentezini uyarır.  SREBP'ler hücre çekirdeği içine girer ve genellikle spesifik sinyallere yanıt olarak lipid üretiminde rol alan genleri etkinleştirir. Bazı karaciğer, kolon ve meme kanserleri dahil olmak üzere bazı kanser hücre hatlarında, SREBP1a adı verilen belirli bir SREBP aşırı aktiftir. SREBP'lerin kanser hücrelerindeki rolleri ve potansiyel etkileşimli ortakları tam olarak tanımlanmamıştır.

Albert Einstein Tıp Fakültesi ve Çin'deki Şanghay Jiao Tong Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin kendilerini lipidlerle nasıl beslediğini araştıran bir çalışma yaptılar. Kanser hücrelerinin hızlı bir şekilde çoğalması için ihtiyaç duydukları yapı malzemelerini yapmalarına yardımcı olan bir enzim tanımladılar.

Araştırmacılar, biyokimyasal bir yaklaşım kullanarak, piruvat kinaz M2'nin (PKM2), nBP1a'da 43-56 amino asitlerine bağlanma yoluyla SREBP-1a'nın (nBP1a) nükleer formu ile fiziksel olarak etkileştiğini gösterdiler. Ayrıca PKM2'nin, nBP1a proteinlerini stabilize ederek SREBP hedef gen ekspresyonunu ve lipid biyosentezini aktive ettiğini de buldular. PKM2'nin aynı zamanda, glikoz metabolizması sırasında piruvat adı verilen küçük bir molekülü kimyasal olarak değiştirmek suretiyle aç kanser hücrelerine fazla enerji sağladığı da bilinmektedir. SREBP-1a / PKM2 kompleksinin oluşumunu engellemek için rekabetçi bir peptid inhibitörü kullanarak, bu blokajın lipogenik gen ekspresyonunu inhibe ettiğini gözlemlediler. Thr-59'daki nBP1a fosforilasyonu, PKM2'ye bağlanmayı ve kanser hücresi büyümesini arttırdı. Dahası, PKM2 Thr-59'u in vitro fosforile etti. Hepatoselüler karsinomlu insan hastalarda Thr-59'da nBP1a fosforilasyonu klinik sonuçlar ile negatif korelasyon gösterdi.

Yeni Bulgular Kanser Tedavisinde Kullanılabilir

Araştırmacılar, sonuçların nBP1a / PKM2 etkileşiminin kanser hücrelerindeki lipid metabolizması genlerini aktive ettiğini ve SREBP-1a'nın Thr-59 fosforilasyonunun kanser hücresi proliferasyonunda önemli bir rol oynadığını ortaya koyduğunu belirttiler. Bu enzimi inhibe etmenin, kanser büyümesini yavaşlatacak ve daha etkili tedavilere yol açacak bir strateji olabileceğine dikkat çektiler. Yaklaşımın sağlıklı hücrelerde yüksek oranda eksprese edilmeyen proteinleri hedeflediğini, kanser hücresi büyümesinin bu yolu bloke ederek yavaşlatılmasının, kanser hücrelerini gerçekten öldüren ve böylece daha az yan etki yaşatacak olan toksik ilaçların daha düşük dozlarını gerektirebileceğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Xiaoping Zhao, Li Zhao, Hao Yang, Jiajin Li, Xuejie Min, Fajun Yang, Jianjun Liu, Gang Huang. Pyruvate kinase M2 interacts with nuclear sterol regulatory element–binding protein 1a and thereby activates lipogenesis and cell proliferation in hepatocellular carcinoma. Journal of Biological Chemistry, 2018; 293 (17): 6623 DOI: 10.1074/jbc.RA117.000100

Kanser Verisini Bağışlamak Mümkün Oluyor

23 Temmuz 2018

Kanserli kişiler kısa bir süre sonra tıbbi bilgilerini yeni tedavileri keşfetmeyi amaçlayan küresel bir veritabanına bağışlayabilecekler. Nadir bir beyin kanserine sahip olan eski İngiliz Çalışma Bakanı Tessa Jowell, bugün Universal Cancer Databank adlı veri tabanına kayıt olan ilk kişi oldu.

Jowell, Londra'daki girişimin başlatılmasında “Kanser yolculuğum ve verilerimi paylaşarak, kanser için daha iyi tedaviler geliştirebileceğimizi ve yeni tedavilerin keşfini hızlandıracağımızı umuyoruz” dedi. “Umutla birlikte, dünya çapında kanser hastaları için daha fazla sağkalım sağlayabiliriz.”

Veritabanının bu yıl içinde tamamen işlevsel hale gelmesi durumunda, kansere yakalanan herhangi bir kişi, tıbbi ve genetik verilerini tüm kanser araştırmacılarının serbestçe erişebilmelerini sağlayacak “Evrensel Hasta Onayı Formu” isimli bir belgeye erişebilecektir. Nihayetinde, mümkün olduğunca çok sayıda insanın verisini bağışlayacağı bekleniyor, ancak başlangıçta odak nadir kanserlere sahip insanlar olacaktır.

İlk Çalışma GBM Hastalarında

Veritabanını kullanan ilk proje, yıl sonunda başlayacak olan GBM Agile adlı bir beyin kanseri klinik çalışması olacak. Çalışma, veritabanına yeni bilgi girdiğinde adapte edilebilir olacak.

Cambridge, Massachusetts'deki Broad Institute’un Nikhil Wagle veritabanını kullanan araştırmacılardan biri ve “veri paylaşımı kavramını ve insanların verilerini paylaşmalarına izin vermenin bu yeni çabasını çok destekliyoruz” diyor. “Benzersiz olan şey, onun küresel doğası, bu şekilde birçok ülkeyi kapsayan mevcutta başka bir proje yok.”

500 milyon dolarlık projeyi hayata geçirmenin ana desteği, Avustralyalı hayırsever Andrew Forrest'dan geldi. Glioblastoma adı verilen kanser türündeki gelişmelerin beklenenden yavaş olduğunu düşünen bu hayırseverin katkısı ile Universal Cancer Databank kurulmuş oldu.

Forrest, “Ben bir onkolog değil girişimciyim, ama olağanüstü zorlukların olağanüstü önlemler gerektirdiğini anlıyorum” dedi. “Bu proje sayesinde, dünyanın dört bir yanındaki hastalar ve araştırmacılar, en ölümcül kanserlerdeki tıkanıklığı kırmak için klinik ve genomik verileri paylaşıyorlar.”

Kanser Sonrası Uykusuzluk Semptomları Nasıl İyileşir?

18 Temmuz 2018

Kanserden kurtulan hastalarda uykusuzluk için bilişsel davranış terapisi (CBT-I) ve akupunktur ile insomnia şiddeti skorlarında klinik olarak anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Ancak randomize CHOICE klinik çalışmasından elde edilen verilere göre, CBT-I uykusuzluğun şiddetini azaltmak için genel olarak daha etkili olmuştur.

Kanserden kurtulanların % 60 kadarı bir çeşit uykusuzluk yaşar, ancak bu duruma çoğu zaman tanı konulmaz ve yetersiz tedavi edilir. British Journal of Cancer'da yayınlanan bir önceki çalışmanın sonuçları, düzenli uyku güçlüğü çeken meme kanseri hastalarının, tüm nedenlere bağlı mortalite riskinin artmış olabileceğini öne sürmüştür.

Uykusuzluk tedavisinde en sık kullanılan yol, ilaçla tedavidir. Ancak bu çalışma ile elde edilen bulgular, ilaçlar dışındaki 2 farklı yöntemin kullanılmasının da hem uyku hem de yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor.

CBT-I İle Daha Başarılı Sonuçlar

CBT-I, hastanın uyku ile ilgili düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını değiştirmek için tasarlanmış bir psikoterapi şeklidir. Uykusuzluk tedavisi için “altın standart” olarak görülse de uyum genellikle zayıftır ve birçok kanser merkezinde bulunmayan çok özel bir tedavidir.

Çalışmaya klinik olarak tanı konmuş insomniaya sahip 160 hasta dahil edildi ve hepsi kanser tedavisini tamamlamıştı. Katılımcılara 8 haftalık CBT-I (n = 80) veya akupunktur (n = 80) tedavisi uygulandı ve tedavi edilmeden 12 hafta sonra yeniden değerlendirildi.

Çalışmanın bulguları CBT-I ile, Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (ISI) skorlarının 18,5'ten 7,5'e kadar ortalama 10.9 puan (% 95 CI, 9,8-12,0) azaldığını göstermiştir. Akupunktur için ise, ISI skorlarının 17.5'den 9.2'ye kadar 8.3 puan (% 95 CI, 7.3-9.4) azaldığı görüldü. İyileşme, tedavinin tamamlanmasından sonra bile devam etti.

Tedavi sonundaki yanıt oranları, akupunktur ile karşılaştırıldığında hafif uykusuzluk olanlarda CBT-I için anlamlı olarak daha yüksekti (n = 33; %18'e karşı% 18; P <.0001). Yanıt oranları orta-şiddetli uykusuzlukta benzerdi (n = 127;% 75'e karşı% 66; P = .26). Advers olaylar her iki grupta da hafif idi. Ek olarak, fiziksel sağlık (P = .4) ve mental sağlık (P = .36) için yaşam kalitesindeki gelişmeler her iki grupta da benzerdi.

ASCO Başkanı Bruce E. Johnson, basın açıklamasında, bu sonuçların, klinisyenlerin bir hastanın uykusuzluğuna en iyi nasıl müdahale edeceğini seçmelerine yardımcı olabileceğini belirtti. Uykusuzluk şiddetinin tedavi seçimini etkileyebileceğini ekledi.

Literatür talep et

Referanslar :

https://www.targetedonc.com/news/insomnia-symptoms-in-cancer-survivors-improved-with-cognitive-behavior-therapy-acupuncture 

Kanserde Düşük Proteinli Diyetin Yeri

12 Temmuz 2018

Çok sayıda epidemiyolojik araştırmada diyet ile kanser riski arasında bağlantı bulundu. Yüksek kalorili ve hayvansal gıdaların fazla miktarda tüketilmesi sonucunda kanda dolaşan insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF1) düzeylerinde bir artış meydana gelir. Bu da fosfoinositol 3 kinaz – AKT (PI3K-AKT) ve memelilerdeki rapamisin hedefi (mTOR) yolağını beslemektedir. mTOR yolağının aktive edilmesi makrofaj kaynaklı anjiogenezi arttırırken inhibe edilmesi durumunda ise makrofaj aracılı antitümör etki oluşmaktadır.

Eğer yüksek miktarda sebze, baklagil ve balık tüketilirse kanser insidansı, progresyonu ve mortalitesi azalabilmektedir. Diyetimizdeki protein tüketimini kısıtlarsak sağlığımız olumlu bir şekilde etkilenirken, diyetteki amino asit miktarının azalması sonucunda bağırsak mikrobiyatası, mTOR aktivasyonu, doku iyileşmesi, inflamasyon ve immün tolerans da olumlu bir şekilde etkilenebilmektedir. Ancak protein kısıtlamasının nasıl böyle bir etki yaptığı hala bilinmemektedir. Çünkü bilinen tümörün gelişmesini önleyen ana mekanizmada killer-T hücrelerinin sorumlu olduğu bilinmektedir.

Orta Miktarda Protein Kısıtlaması İle Antitümör Etki

Yapılan yeni bir araştırmada fare kanser modellerinde protein kısıtlamasının etkileri incelendi. Farelere lenfoma hücreleri enjekte edildikten sonra araştırma ekibi, fareleri kontrol diyetine kıyasla %25 daha az protein veya %25 daha az karbonhidrat içeren diyetlerle beslediler. İlginç bir şekilde sadece düşük proteinli diyetin farelerde tümör boyutunu küçülterek, daha uzun bir sağkalıma yol açtığını tespit ettiler.

Bu antitümör etkinin interferon gama seviyesindeki artışla ilişkili olduğu bulundu. Normal diyetle beslenen farelere kıyasla düşük proteinle beslenen farelerde tümör infiltre eden CD8+ T hücrelerinin daha yüksek oranlarda bulunduğu tespit edildi. Bu T lenfositler eğer ortamdan uzaklaştırılırsa sağ kalımda herhangi bir iyileşme olmadığı da görüldü. Bu da sağkalımdaki iyileşmenin CD8+ T hücreleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Araştırıcıların diğer bir önemli bulgusu da IRE1α ve RIG1 (DDX58 olarak da bilinen) düzeylerinin azaltılması durumunda, düşük proteinli diyetle elde edilen antitümör etkinin ortadan kaybolduğunu gözlemlediler. Bu sebeple düşük proteinli izokalorik diyetin mTOR yolundan bağımsız bir şekilde IRE1α bağımlı aktivasyonla CD8+ T hücrelerini arttırdığını öne sürdüler.

Araştırmacıların sunmuş oldukları verilere bakıldığında tümör oluşumunda olmasa bile tümör progresyonunda orta miktarda protein kısıtlamasının olumlu bir etkisi olabileceği görülüyor.

Literatür talep et

Referanslar :

Rubio-Patiño, C. et al. Low-protein diet induces IRE1α-dependent anticancer immunosurveillance. Cell Metab.27, 828–842.e7 (2018).

BCC ve Lipid Profili İlişkisi

07 Nisan 2018

Günümüze kadar yapılmış olan çok sayıda çalışmada, çeşitli kanser türlerine sahip hastalarda, kırmızı kan hücresi toplam lipidlerin yağ asidi kompozisyonunda farklı değişiklikler olduğu görülmüştür. Omega-3 / omega-6 oranının ise cilt kanserine sebep olan fotokarsinogenezin genel sonucunda önemli bir rol oynadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, şimdiye kadar bazal hücreli karsinom (BCC) hastalarında doymamış yağ asidi profilini inceleyen bir çalışma yoktu. Bu nedenle, İran merkezli yapılan yeni bir çalışmada hastane verilerine dayalı bir vaka kontrol çalışması ile, yeni tanı konan BCC hastalarında kırmızı kan hücrelerinin yağlı asit kompozisyonu araştırıldı.

Bu çalışma İran, Tahran'daki Razi Hastanesi'ndeki yeni BCC hastaları üzerinde yürütüldü. Eritrosit membranlardaki yağ asidi konsantrasyonu gaz kromatografisiyle ekstraksiyon, saflaştırma ve preparasyondan sonra nispi değerler olarak tanımlandı.

Doymamış Yağ Asitlerinde Farklılıklar Tespit Edildi

Analizler BCC hastalarında heptadekenoik asit (p = 0.010) ve oleik asidin (p <0.001) kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğunu ortaya koydu. Çoklu doymamış yağ asitleri arasında, linoleik asit ve araşidonik asit de BCC hastalarında anlamlı derecede yüksekti (p <0.001). BCC hastalarında omega-3'ün anlamlı olarak daha düşük (p = 0.040) ve omega-6'nın anlamlı olarak daha yüksek (p = 0.002) olduğu belirtildi.

Buna ek olarak, BCC hastalarında toplam çoklu doymamış yağ asidi (p <0.001) ve omega-6 çoklu doymamış yağ asitleri / omega-3 çoklu doymamış yağ asitlerinin (p = 0.002) kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi.

Bu çalışmada yeni BCC hastalarında n-6 çoklu doymamış yağ asidi değerlerinin yüksek ve n-3 çoklu doymamış yağ asidi değerlerinin ise düşük olduğu gösterildi. Ayrıca sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında doymamış yağ asidi dağılımında bazı farklılıkların olduğu belirtildi. Bu çalışma, BCC gelişiminde lipidlerin önemli olduğunu kanıtlamaktadır.

Literatür talep et

Referanslar :

Rahrovani F. et al. Erythrocyte Membrane Unsaturated (Mono and Poly) Fatty Acids Profile in Newly Diagnosed Basal Cell Carcinoma Patients. Clin Nutr Res. 2018 Jan;7(1):21-30

Cilt Kanseri İnsidansı Artış Gösteriyor

05 Nisan 2018

Merkel hücreli karsinom, nadir görülen bir cilt kanseri türüdür ve her yıl birkaç bin kişiyi etkilemektedir. Bu sayı melanomun etkilediği onbinlere kıyasla oldukça düşük kalıyor. Ancak, diğer cilt kanserleri kadar yaygın olmamasına rağmen, Merkel hücreli karsinom çok agresif ve genellikle ölümcül bir hastalıktır ve yeni araştırmalara göre daha yaygın hale gelmektedir. Melanom ile karşılaştırıldığında, Merkel hücreli karsinomun ölümcül olma ihtimali çok daha yüksek, bu yüzden insanların bunun farkında olması önemlidir. ABD’li araştırmacılar Ulusal Kanser Enstitüsü'nden SEER-18 kayıt defterindeki verileri inceledikten sonra, bu kanser türünün son yıllarda beklenenden daha fazla arttığını tespit ettiler.

2000-2013 yılları arasında rapor edilen Merkel hücreli karsinom vakalarının sayısının yüzde 95 oranında arttığı görüldü. Bu oran melanom için yüzde 57 ve diğer kötü huylu tümörler için yüzde 15 olarak hesaplandı.  Araştırma ekibi, ABD’deki mevcut nüfus trendlerine dayanarak Merkel hücreli karsinom vaka sayısının 2013'teki yaklaşık 2,500 vakadan 2025'te 3,200'ün üzerine çıkacağını öngörüyor. Diğer cilt kanserleri gibi, Merkel hücreli karsinom da erkeklerde, beyaz ırkta ve 50 yaşından büyük insanlarda daha sık görülmektedir. Araştırmacılar ABD nüfusunun yaşlanmasının, Merkel hücreli karsinomda artışa neden olduğuna inanıyorlar, çünkü bu kanser yaşlı bireylerde daha yaygındır.

Erken Teşhis ve Tedavi Edilmezse Agresif Seyrediyor

Diğer cilt kanserleri gibi, Merkel hücreli karsinom erken teşhis edildiğinde en iyi prognoza sahiptir. Hastalık erken aşamalarında başarıyla tedavi edilebilirken tanıda geç kalınırsa, hızla büyüyebilir ve metastaz yapması muhtemel oldukça agresif bir kanser türüdür. Son birkaç yılda ortaya çıkan immünoterapi tedavilerinin önceki kemoterapi tedavilerine kıyasla hayatta kalma oranlarını önemli oranda iyileştirmesine rağmen, metastatik Merkel hücreli karsinomun ölümcül olma potansiyeli hala yüksek.

Merkel hücreli karsinom, melanomdan farklı olarak ciltte koyu bir ben olarak görülmez. Bunun yerine, kırmızı, mor veya cilt renginde olan bir yumru gibi gözükür. Bu yumru hızlı büyüme eğilimindedir ve kist veya folikülitlerin aksine yumuşamaz. Bu sebeple özellikle cildinizdeki diğer lekelerden farklı veya hızlı büyüyen yeni, olağan dışı bir büyüme fark ederseniz, en kısa zamanda bir dermatoloğa görünmenizde fayda var.

Literatür talep et

Referanslar :

https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180216174658.htm

Vitaminler Cilt Kanseri Riskini Azaltıyor

09 Mart 2018

Skuamöz hücreli karsinom, kronik güneşe maruziyet ile ilişkilidir ve yüz, eller ve kafa derisinde daha sık görülür. Cilt kanserinin en ölümcül şekli olan melanom, güneş yanığı, özellikle de gençken güneş yanıklarıyla ilişkilidir. UV radyasyonu, skuamöz hücreli ve bazal hücre gibi belirli cilt kanseri riskinizi artırır. Ancak bu kanserler arasında bile önemli farklılıklar mevcuttur ve uygun güneş maruziyeti bazı durumlarda zararlı olmak yerine faydalı olabilir.

UV ışınları cildinize dokunduğunda metabolize olan D vitamininin yalnızca ölümcül form veya cilt kanseri olan melanom riskinizi değil aynı zamanda en yaygın kanser türlerini de azalttığı gösterilmiştir. D vitamini cildimizde aktive olur ve aktive edilmiş D vitamini cildimizdeki genleri etkiler ve ultraviyole ışının neden olduğu anormallikleri önler. Sonuç olarak, güneşten kaçınma paradoksal olarak cilt kanserini tetikleyen faktör haline gelir.

Düzenli olarak güneş kremi uygulayarak cildimizdeki vitamin D aktivasyonunu etkili bir şekilde önlediğimizden, doğal olarak sağlayacağı korumayı engelleyebiliriz. Kanıtlar akıllı bir stratejinin, cildimizin pembeye dönmesinden kısa bir süre önce bol miktarda çıplak derinin korumasız güneşe maruz kalmasını sağlamak ve daha sonra ince bir giysi tabakası ile örtmek olduğunu önermektedir. Ayrıca, uzun süre açık havada olduğumuzda, yüzünüzdeki cildin zarar görme eğilimi daha yüksek olduğu için D vitamini depolarına çok fazla katkı sağlamayacağı için geniş bir şapka takmak da akıllıca olacaktır.

UV Maruziyetine Karşı Koruma

Avustralyalı araştırmacılara göre, B3 vitamini (nikotinamid) de belirli cilt kanserlerine yatkın hastalarda koruma sağlayabilir. Araştırmacılar hipotezlerini, daha önce son derece yaygın ve yavaş ilerleyen ve melanomdan daha az ciddi olan skuamöz hücreli ya da bazal hücreli karsinom olmak üzere deri kanseri tanısı konmuş 386 kişi üzerinde test ettiler.  Katılımcılara, bir yıl boyunca günde iki 500 mg vitamin B3 hapı veya plasebo verdiler. B3 vitamini alanlara bir yıl sonra yüzde 23 daha az kanser tanısı kondu. Haplar ayrıca aktinik keratoz adı verilen kanser öncesi lezyonların sayısını azalttı. Dokuz aylık tedaviden sonra nikotinamid alan gönüllüler arasında bu lezyonlar yüzde 20 azaldı. Nikotinamid kullananlar yaklaşık üç ayda sonuç almaya başladılar. Bununla birlikte, korunma vitamini almayı bıraktıklarında kayboldu.

Araştırmacılar, aşırı UV maruziyetinin neden olduğu DNA hasarının onarılmasına ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine nikotinamidin yardımcı olduğunu ve cilt kanserine yatkınlığı olanlara tavsiye edildiğini belirttiler. Genel popülasyonda cilt kanserine karşı koruma sağlayıp sağlayamayacağının ise hala bilinmediğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Make Vitamin D Not UV A Priority, Skin Cancer Foundation

Alkol Melanom Riskini Artırıyor Mu?

24 Şubat 2018

Son yıllarda yapılan birçok çalışma alkol alımıyla malign melanom riski arasındaki ilişkiyi araştırmış ve çelişkili sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunu açıklığa kavuşturmak için bir grup araştırmacı 30 Haziran 2017'ye kadar yayınlanan çalışmalarda alkol tüketimi (genel ve içeceğin türü) ile melanom riski arasındaki ilişkiyi inceleyen bir literatür taraması ve doz yanıt meta-analizi gerçekleştirdi.

Çalışmada özet rölatif risk (SRR) ve% 95 güven aralıkları (% 95 GA) hesaplamak için en olası tahmin ile rasgele etki modelleri kullanıldı.

Alkol Tüketimi ile Risk Artıyor

1986-2016 yılları arasında yayınlanan 20 bağımsız çalışma (10.555 melanom olgusu ve 1.6 milyondan fazla kişiden oluşan kontrol grubu) analizde kapsandı ve bunlardan altısı prospektif bir kohort çalışma dizaynına sahipti. Fenotipik özelliklere göre 11 çalışmada ve güneş ışığına maruz kalma için 9 çalışmada ayarlama gerçekleştirildi. Alkol tüketiminin melanom riski ile orta derecede ilişkili olduğu görüldü: SRR, mevcut alkol alımının en yüksek ve en düşük kategorisinde olanlar için 1.29 (% 95 GA 1.14-1.45) ve toplu alım miktarı için 1.96 (% 95 CI 1.02-3.76, I2 =% 0) idi. Doz tepki analizinde, günlük alkol alımındaki 10 g artış ile ilişkili risk artışları 1.07 (% 95 GA 1.03-1.11) olarak hesaplandı. Risk tahminleri, cinsiyet, çalışma tasarımı ve karıştırıcılar için ayarlamalara göre farklılık göstermedi; araştırmalar arasında heterojenite kabul edilebilirdi ve yayın yanlılığı hakkında bir kanıt bulunamadı.

Bu meta-analizde elde edilen bulgular alkol tüketiminin artan melanom riski ile orta derecede ilişkili olabileceğini göstermektedir. Ancak karıştırıcı faktörler ve olası önyargı göz ardı edilmemelidir. Bu bulguları doğrulamak, farklı alkol kaynaklarının rolünü açıklığa kavuşturmak ve bilinen melanom risk faktörleri ile olan etkileşimi araştırmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Literatür talep et

Referanslar :

Gandini S et al. Alcohol, alcoholic beverages, and melanoma risk: a systematic literature review and dose-response meta-analysis. Eur J Nutr. 2018 Jan 11. doi: 10.1007/s00394-018-1613-5. [Epub ahead of print]

Solaryum Kullanımı Melanom Riskini Arttırıyor mu?

19 Şubat 2018

Cilt kanseri oranlarında gözlenen artış ışığında, yapay UV radyasyonunun insanlarda malign melanoma neden olup olmadığı çok sayıda çalışmada ele alınmıştır. Dermatolog Jörg Reichrath tarafından koordine edilen uluslararası bir araştırma ekibi, ilgili çalışmalar için MEDLINE ve ISI Web of Science veri tabanlarını kapsamlı bir şekilde araştırdılar ve sonuçları sistematik bir meta-analizle incelediler. Araştırmacılar, 'hiç' solaryum kullanmayanlara kıyasla 'şimdiye kadar' kullananları karşılaştırdıklarında artmış melanom riski ile ilgili zayıf bir ilişki buldular fakat çalışmalarına meta analizlerine dahil ettikleri bilimsel araştırmalarda önemli eksiklikler tespit ettiler. Daha önce yayınlanan sonuçların birçoğu, nedenselliğe destek vermeyen kalitesiz verilere sahip gözlemsel araştırmalara dayanmaktaydı. Çalışmaya katılanların alt gruplarını değerlendirdiklerinde, diğer faktörlerin rol oynayabileceğini gözlemlediler. Örneğin, solaryum kullanımını, kendilerini güneşlenerek aşırı derecede doğal güneş radyasyonuna maruz bırakarak, güneş yanıklarına daha sık maruz kalma eğilimi gösteren ve bu nedenle daha yüksek bir melanom riskine sahip olan "güneşe tapanlar" için bir belirteç olabilirdi.

Yeterli Veri Yok

Araştırmacılar, ikinci yayınlarında yakın zamanda AB ve DSÖ tarafından yayınlanan iki rapor hakkında eleştirel bir değerlendirme yaptılar. Bu raporlar, solaryumlarda UV ışınlarının hem bazal hücre karsinoması, kutanöz skuamöz hücreli karsinom gibi melanom dışı cilt kanseri ve melanom cilt kanserinin belirgin bir oranından sorumlu olduğunu gösteriyordu. Dahası, otuz yaş altındaki hastalarda bulunan melanomların büyük bir yüzdesinin solaryuma maruz kalma riskinden kaynaklandığını belirtiyordu. Bu raporlara göre, solaryumlardan UV ışınlarına maruz kalma için güvenli bir sınır yoktu. Profesör Jörg Reichrath ve meslektaşları ise, bu raporların ardındaki iki komitenin görüşlerini, eksik, dengesiz ve eleştirel olmayan mevcut bilimsel literatürün değerlendirilmesine dayanıyor şeklinde değerlendirdiler. Bu raporların sonuçlarının, veriler tarafından yeterince desteklenmediğini vurguladılar. Profesör Reichrath, alandaki bilimsel verinin mevcut durumunun, ılımlı solaryum kullanımının malign melanoma riski taşıdığı sonucuna varmaya izin vermediğini belirtti.

Literatür talep et

Referanslar :

1.Burgard et al. Solarium Use and Risk for Malignant Melanoma: Meta-analysis and Evidence-based Medicine Systematic Review. Anticancer Research, 2018 DOI: 10.21873/anticanres.12339

2.Reichrath et al. A Critical Appraisal of the Recent Reports on Sunbeds from the European Commission's Scientific Committee on Health, Environmental and Emerging Risks and from the Word Health Organization. Anticancer Research, 2018 DOI: 10.21873/anticanres.12330

Vitaminler Cilt Kanseri Riskini Azaltabilir

15 Ocak 2018

Skuamöz hücreli karsinom, kronik güneşe maruziyet ile ilişkilidir ve yüz, eller ve kafa derisinde daha sık görülür. Cilt kanserinin en ölümcül şekli olan melanom, güneş yanığı, özellikle de gençken güneş yanıklarıyla ilişkilidir. UV radyasyonu, skuamöz hücreli ve bazal hücre gibi belirli cilt kanseri riskinizi artırır. Ancak bu kanserler arasında bile önemli farklılıklar mevcuttur ve uygun güneş maruziyeti bazı durumlarda zararlı olmak yerine faydalı olabilir.

UV ışınları cildinize dokunduğunda metabolize olan D vitamininin yalnızca ölümcül form veya cilt kanseri olan melanom riskinizi değil aynı zamanda en yaygın kanser türlerini de azalttığı gösterilmiştir. D vitamini cildimizde aktive olur ve aktive edilmiş D vitamini cildimizdeki genleri etkiler ve ultraviyole ışının neden olduğu anormallikleri önler. Sonuç olarak, güneşten kaçınma paradoksal olarak cilt kanserini tetikleyen faktör haline gelir.

Düzenli olarak güneş kremi uygulayarak cildimizdeki vitamin D aktivasyonunu etkili bir şekilde önlediğimizden, doğal olarak sağlayacağı korumayı engelleyebiliriz. Kanıtlar akıllı bir stratejinin, cildimizin pembeye dönmesinden kısa bir süre önce bol miktarda çıplak derinin korumasız güneşe maruz kalmasını sağlamak ve daha sonra ince bir giysi tabakası ile örtmek olduğunu önermektedir. Ayrıca, uzun süre açık havada olduğumuzda, yüzünüzdeki cildin zarar görme eğilimi daha yüksek olduğu için D vitamini depolarına çok fazla katkı sağlamayacağı için geniş bir şapka takmak da akıllıca olacaktır.

UV Maruziyetine Karşı Koruma

Avustralyalı araştırmacılara göre, B3 vitamini (nikotinamid) de belirli cilt kanserlerine yatkın hastalarda koruma sağlayabilir. Araştırmacılar hipotezlerini, daha önce son derece yaygın ve yavaş ilerleyen ve melanomdan daha az ciddi olan skuamöz hücreli ya da bazal hücreli karsinom olmak üzere deri kanseri tanısı konmuş 386 kişi üzerinde test ettiler.  Katılımcılara, bir yıl boyunca günde iki 500 mg vitamin B3 hapı veya plasebo verdiler. B3 vitamini alanlara bir yıl sonra yüzde 23 daha az kanser tanısı kondu. Haplar ayrıca aktinik keratoz adı verilen kanser öncesi lezyonların sayısını azalttı. Dokuz aylık tedaviden sonra nikotinamid alan gönüllüler arasında bu lezyonlar yüzde 20 azaldı. Nikotinamid kullananlar yaklaşık üç ayda sonuç almaya başladılar. Bununla birlikte, korunma vitamini almayı bıraktıklarında kayboldu.

Araştırmacılar, aşırı UV maruziyetinin neden olduğu DNA hasarının onarılmasına ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine nikotinamidin yardımcı olduğunu ve cilt kanserine yatkınlığı olanlara tavsiye edildiğini belirttiler. Genel popülasyonda cilt kanserine karşı koruma sağlayıp sağlayamayacağının ise hala bilinmediğini aktardılar.

Literatür talep et

Referanslar :

Make Vitamin D Not UV A Priority, Skin Cancer Foundation

Çocukluk Çağında Melanom

05 Ocak 2018

Çocuklarda melanom çok nadirdir ve tüm melanomların sadece% 1-3'ünü oluşturur. Pediatrik melanom, genç erişkinler arasında önemli ve giderek artan bir sorundur. Özellikle kızlarda artan bir riskten söz etmek mümkün olup, gövde ve bacaklarında melanom lezyonları oluşma eğilimi görülür. Lezyonun boyutuna bağlı doğuştan melanositik bir nevüs olası malign transformasyon nedeniyle gelişen çocukluk melanomu için risk faktörlerinden biridir. Çocukluk çağı melanom potansiyel olarak ölümcül bir hastalıktır. Melanom için cerrahi eksizyon ilk tercih edilen tedavi yöntemidir.

Klinisyenler konjenital melanositik nevüs çocuklarında olası malign dönüşümün farkında olmalılar çünkü erken tanı ve tedavi prognozu iyileştirir. Pediatrik bir hastada pigmente bir lezyonu değerlendirirken melanom şüphesi akılda tutulmalıdır. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir vaka bildiriminde çocukluk çağında melanom geçiren bir hastanın uzun dönem sonuçları paylaşıldı. Konjenital nevus ile doğan, 6 yaşında metastatik çocukluk çağı malign kafa derisi melanom tanısı konan bir olgu sunuldu. Söz konusu hastaya cerrahi ablasyon ve rekonstrüksiyon yapıldı ve rekürrens olmaksızın 26 yıl hayatta kaldığı görüldü. Bu olgu, çocukluk çağında melanomun uzun süreli sağkalımı için umut verici bir temsiliyet taşımaktadır.

Çocukluk çağında melanom her ne kadar akla ilk gelen tanılardan olmasa da uzun süreli bu tarz bir tedavi başarısı için erken tanının önemi tabi ki yadsınamaz. Bu noktada klinisyenlere ciddi bir iş düşüyor. Cilt kanseri ve çocuklarda risk faktörleri ile ilgili şu bilgiler önemlidir:

• Güneşe maruz kalmanın yaklaşık% 40-60'ı 20 yaşından önce gerçekleşir.

• Güneş yanığı güneşte 15 dakika içinde olabilir, ancak kızarıklık ve rahatsızlık birkaç saat sonra fark edilebilir.

• Sık yanıklar cilt kanserine neden olabilir.

• Korunmasız güneşe maruz kalma, ben ve çilleri bulunan ve açık saçlı veya cilt kanseri öyküsü olan çocuklar için daha tehlikelidir.

• Herhangi bir yaşta 5'ten fazla güneş yanığı olması halinde, melanom riski iki katına çıkabilir.

• Melanom, 15-29 yaşlarındaki genç erişkinler için kanserin ikinci en yaygın formudur.

• 11-19 yaş arasındaki çocuklarda melanom insidansı, 1973'ten 2001'e yılda yaklaşık% 3 artmıştır. Melanom insidans hızı, çevresel UV radyasyonu ile pozitif yönde ilişkilidir.

• Melanom 15-19 yaş grubunda teşhis konan tüm kanserlerin yaklaşık% 7'sini oluşturur

Literatür talep et

Referanslar :

Larsen AK et al. Long-term Survival after Metastatic Childhood Melanoma. Plast Reconstr Surg Glob Open. 2014 Jul 9;2(6):e163. doi: 10.1097/GOX.0000000000000122. eCollection 2014 Jun.

BCC Epidemiyolojisi

26 Aralık 2017

Cilt kanserlerinden, bazal hücreli karsinomu (BCC) günümüzde en sık görülen kanserdir ve sıklığı giderek artmaktadır. Ciltte epidermis ile dermis bileşkesinde bazal hücrelerden veya ciltin aksesuar elemanlarının (kıl folikülü ter bezleri, yağ bezleri) iç yüzünü kaplayan bazal hücrelerden kaynaklandığı için bu ismi almıştır. BCC genellikle güneşe maruz kalan alanlarda oluşur. Tüm BCC’lerin %85’i baş ve boyunda ve %30’u burunda gelişir. Sıklıkla kıl follikülerinin bulunduğu cilte yerleşir, yavaş gelişir, vücudun diğer bölgelerine metastaz yapmaz, ancak vücudun diğer bölgelerine metastaz yaptığı çok nadir görülür. Hastaların % 95’i 40-79 yaş arasındadır. Kadın ve erkeklerde hemen hemen aynı oranda görülür. Hayati riski olmamakla birlikte tedavisi ve takibi önemlidir. Çok fazla uzun süre ihmal edilmiş BCC çevre dokulara, çene kemikleri, göz küresi ve beyine yayılım gösterebilir.

BCC, yavaş büyür ve lokal olarak agresif seyreder. Yüksek insidansa rağmen iyi kalitede epidemiyolojik verilere ulaşmak çok mümkün olamıyor. Bu nedenle, Birleşik Krallık'ta bir ilçede (Dorset) 10 yıl ara ile aralarında kıyaslama yapılan iki ayrı yıllık BCC sıklığı hakkında retrospektif bir çalışma düzenlendi.

BCC İnsidansında Artış İzlendi

Elde edilen sonuçlara göre 2006'da 2455 hasta ve 2016'da 3797 hasta vardı ve yeni teşhislere göre insidans 459.99 ve 491.92 / 100.000 kişi-yıl olarak gerçekleşti. Erkek: kadın oranı her iki yılda da 1: 071'dir. Baş ve boyun en yaygın yerleşim alanıydı; yanak, burun ve alın en yaygın alt bölgelerdi.

Bu veriler BCC insidansında önemli bir artışı göstermektedir ve İngiltere için önceki rapor edilen oranlardan çok daha yüksektir. Daha sıkı yerel ve ulusal kayıt sistemleri kurularak BCC'nin izlenmesi ve bunların sağlık bakım sistemlerine koruyucu stratejiler planlamasına ve en etkili tedaviyi sağlamasına yardımcı olması gerekmektedir.

Literatür talep et

Referanslar :

Devine C et al. Epidemiology of basal cell carcinoma: a 10-year comparative study. Br J Oral Maxillofac Surg. 2017 Dec 15. pii: S0266-4356(17)30746-5. doi: 10.1016/j.bjoms.2017.11.018. [Epub ahead of print]

BCC’de Fibroblast Aktivasyonu

27 Ekim 2017

Dünya geneline bakıldığı zaman ciltteki kutanöz bazal hücreli karsinomun (BCC) en yaygın kanser olduğu görülmektedir. Bu kanser türünde BCC, lokal olarak invazivdir ve çevredeki stromal mikro ortam, tümör gelişimi için önem taşımaktadır. Ayrıca bilinmektedir ki mikro ortamdaki kanserle ilişkili fibroblastlar (CAF), çeşitli tümörlerdeki tümör büyümesi için şarttır, ancak BCC’deki rolleri ise  tam olarak anlaşılamamıştır.

mRNA Ekspresyonu NGS İle Kıyaslandı

Çalışmada yüzde görülen BCC ve kontrol amaçlı olarak peritümöral bölgeden ve kalçadan gelen cilt değerlendirildi. Yeni nesil sekanslama (NGS) ile BCC ve peritümoural cilt arasındaki mRNA ekspresyonu karşılaştırıldı. NGS sonuçlarını doğrulamak ve CAF ile ilişkili sitokin ve kemokinleri araştırmak için qRT-PCR, immünohistokimyasal ve immünofloresan boyama uygulandı.

NGS, hücre içi matris bileşenlerini kodlayan BCC'de 65 genin CAF ile ilişkili matris yeniden biçimlendirmesini işaret eden yukarı doğru regülasyonunu ortaya koydu. qRT-PCR, BCC'de CAF belirteçleri FAP-α, PDGFR-β ve prolil-4-hidroksilazın artmış mRNA ekspresyonunu gösterdi. Peritümoural ciltte de PDGFR-β ve prolil-4-hidroksilazın yüksek ekspresyonunu sergiledi ancak FAP-α için bu tarzda bir ekspresyon görülmedi Kalçadan alınan kontrol cildinde ise herhangi bir ekspresyon görülmedi. BCC ve peritümöral ciltte CAF'a bağlı kemokinler olan CCL17, CCL18, CCL22, CCL25, CXCL12 ve IL6 için benzer şekilde yüksek ekspresyon tespit edildi, ancak bu durum kalça derisinde yoktu. İmmunofloresan ile inceleme, FAP-α ve PDGFR-β ve CXCL12 ve CCL17 arasındaki korelasyonu ortaya koydu.

CAF Peritümöral Ciltte Aktive

Sonuçta görüldü ki matris yeniden modellemesi, BCC'nin en belirgin moleküler özelliğidir. CAF'ler BCC stromasında mevcuttur ve tümör progresyonu ve bağışıklık baskılamasında (CXCL12, CCL17) yer alan kemokinlerin artmış ekspresyonuyla ilişkilidir. Tümörlerin yakınında kronolojik olarak güneşe maruz kalan deri kaynaklı fibroblastlar da CAF'lerin benzeri olan gen ekspresyon paternlerini göstermektedir. Güneşe maruz kalmayan bölgelerden alınan kontrol cildinde ise böyle bir durum yoktur.

Literatür talep et

Referanslar :

Omland SH et al. Cancer associated fibroblasts (CAFs) are activated in cutaneous basal cell carcinoma and in the peritumoural skin. BMC Cancer. 2017 Oct 7;17(1):675. doi: 10.1186/s12885-017-3663-0.

Göçmenlerde Kanser Taramasının Zorlukları

25 Ekim 2017

Serviks kanseri, insan papillomavirüsünden kaynaklanan bir kanser türü olup düzenli tarama sayesinde önlenebileceği düşünülmektedir. Bazı düşük ve orta gelirli ülkelerden gelen göçmenlerin de, erken yaşlarda viral enfeksiyonlara atfedilen kanserlere daha yatkın durumda olduğu bilinmektedir. Norveç merkezli yapılan bir çalışmada göçmenler arasında nüfusa dayalı servikal tarama programına katılım değerlendirildi ve farklı göçmen gruplardaki uyumsuzluğu öngören faktörler araştırıldı.

Çalışmada, birkaç farklı kaynak üzerinden ülke çapındaki kayıtlardan gelen veriler kullanıldı. Çalışma grubu 208 626 (% 15) göçmen ve 1 157 223 (% 85) Norveçliden oluşmaktaydı. 2008-12 yılları arasında test yaptırmamış olanlar uyumsuz olarak tanımlandı.

Göçmenlerin Çoğuna Tarama Yapılamadı

Toplamda göçmenlerin% 52'si taranmadı. Tüm göçmenler, doğum ve eşlik için ilgili faktörler düzeltildiğinde Norveçli kadınlarla karşılaştırıldığında, 1.72 kat daha yüksek uyumsuzluk oranı (% 95 GA 1.71-1.73) gösterdi. Uyumsuz göçmenlerin oranı, kaynak bölge ve kaynak ülkesine göre önemli derecede farklılık göstermiştir. İşsiz olmak veya işgücünde olmamak, evlenmek, düşük gelir elde etmek ve erkek pratisyen hekime sahip olmak, kaynak bölgelerine bakılmaksızın uyumsuzluk ile ilişkili kabul edildi. Norveç'te 10 yıldan daha kısa yaşamak, bütün göçmen grupların olmasa da çoğunluğun uyumsuzluğunun belirleyicisi bir etkendir.

Göçmenlerin giderek artan bir oranı ve aralarında düşük tarama katılımı, Avrupa'da yeni halk sağlığı sorunları yaratmaktadır. Göçmenler, sosyo-demografik özellikleri ve tarama katılımı açısından çok çeşitlidir. Göçmenler arasında kanser taramasını arttırmak için uyarlanmış bilgi ve hizmet sunumu gerekebilir.

Norveç’te yapılmış olan bu çalışma göçmenlerdeki kanser taramasına katılım oranlarının düşüklüğünün nedenlerini araştırmış ve ortaya olası birkaç neden çıkarmıştır. Diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapılarak sorunlar tanımlandıktan sonra yapıcı çözümler geliştirilmesi mümkün olabilecektir.

Literatür talep et

Referanslar :

Leinonen MK. Barriers to cervical cancer screening faced by immigrants: a registry-based study of 1.4 million women in Norway. Eur J Public Health. 2017 Oct 1;27(5):873-879. doi: 10.1093/eurpub/ckx093.

Domates Tüketimi Cilt Kanseri Riskini Azaltıyor

29 Eylül 2017

Amerikan Kanser Derneği’ne göre, melanom dışı cilt kanserleri tüm kanserler arasında en yaygın olan kanser türüdür ve 2012'de 5,4 milyon vaka bildirilmişti. Bu sayı her yıl meme, prostat, akciğer ve kolon kanserlerinin toplamından daha fazladır. Düşük ölüm oranına rağmen, bu kanserler maliyetli ve görsel açıdan rahatsız edici olup oranları artmaktadır. Tükettiğimiz gıdaların bazı kanser türlerine karşı koruyucu olabileceği teorisi domatesler ve cilt kanseri için de geçerlidir. Bu teorinin arkasındaki rasyonel domateslere rengini veren pigment bileşikleri olan karotenoidlerin cildi UV ışığına karşı koruyabileceğine dayanmaktadır. Bu teoriyi test etmek isteyen ABD’li bilim insanları fareler üzerinde çalıştılar.

Geçmişteki insan klinik denemeleri, zamanla domates yedikten sonra insanların derisinde biriken karotenoidler sayesinde UV ışığın olumsuz etkilerinden korunulduğunu ve güneş yanıklarının azaldığını gösteriyor. Domateslerde birincil karotenoid olan likopenin, bu pigmentler içinde en etkili antioksidan olduğu gösterildi. Yeni çalışmada, Ohio State araştırmacıları, kurutulmuş kırmızı domateslerle beslenen yalnızca erkek farelerde tümör büyümesinde azalma olduğunu buldu. Önceki araştırmalarda biyolojik olarak elde edilebilen likopenin daha yüksek olduğu gösterilen mandolin domatesleri ile beslenenlerde ise, kontrol grubuna göre daha az tümör olsa da fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.

Önceki araştırmalar, erkek farelerin UV'ye maruz kaldıktan sonra erken dönemde tümörler geliştirdiğini ve tümörlerinin daha çok, daha büyük ve daha agresif olduğunu ortaya koymuş olsa da kurutulmuş domatesle beslenen erkek farelerde cilt kanseri gelişme oranı kontrol grubuna göre %50 azalmıştı. Dişi farelerde ise herhangi bir değişiklik görülmedi. Kurutulmuş domateslerle görülen bu etki, domatesin içinde likopen dışındaki bazı maddelerin de kansere karşı koruyucu olabileceğini düşündürüyor. 

Literatür talep et

Referanslar :

Cooperstone JL et al. Tomatoes protect against development of UV-induced keratinocyte carcinoma via metabolomic alterations. Scientific Reports, 2017; 7 (1) DOI: 10.1038/s41598-017-05568-7

Çocuklarda Cilt Kanseri Riski

24 Ağustos 2017

Cilt kanseri, ABD'de kanserin en yaygın şeklidir. Özellikle son 30 yıla bakıldığında, diğer kanserlerin hepsinden çok daha fazla cilt kanseri vakası görülmüştür. Cilt Kanseri Vakfı’na göre, cilt kanserinin ölümcül bir hastalık olmadığını düşünmek kolay olabilir, ancak gerçek şu ki, her saat başı melanom olarak adlandırılan cilt kanseri şekli nedeniyle bir kişi ölüyor. Pediyatrik melanoma bakıldığı zaman, 1973'ten 2009'a kadar her yıl ortalama yüzde iki büyümüş olduğu görülüyor. Çocuk vakalarının yüzde doksanı 10-19 yaşları arasında gerçekleşmiştir. Aslında, çocukken yalnızca beş tane güneş yanığı geçirmiş olmak ömür boyu melanom riskini yüzde 80 arttırır. Dayton Çocuk Hastanesinde Kanser ve Kan Bozuklukları için Kapsamlı Bakım Merkezi Tıbbi Direktörü Ayman El-Sheikh, "Tedavi edilmediği takdirde bu kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine de organları ve diğer dokuları enfekte edebilir" diyor. Güneş güvenliğini vurgulamak için Dayton Çocuk Hastanesi çocuğunuzun hassas cildi korumak için bazı öneriler sunuyor:

Daima güneş kremi kullanın

Bronzluk genellikle "sağlıklı" olarak görülüyor olsa da, aslında cilt hücrelerindeki hasarı temsil ediyor. Bir çocuğun hassas cildini korumak için, daima güneş kremi kullanmak gerekir. Tercihen 30 ila 50 arasında bir güneş koruma faktörü (SPF) olan ve UVA ve UVB ışınlarına karşı koruyan birini seçmek gerekir. Boyun sırtı ve kulak üstü gibi sıklıkla ihmal edilmiş alanlara dikkat etmek gerekir. Bir çocuk yüzüyorsa ya da terliyorsa, iki saatte bir uygulamayı tekrar etmek gerekir.

Giysiyi bir bariyer olarak kullanın

Şapkalar veya siperlikler güneşi çocuğun yüzünden uzak tutmaya yardımcıdır. Yüzme tişörtleri çocuğun göğsünü, sırtını, omuzlarını ve kollarını korur. Ayakların üstlerini korumak için flip-floplar yerine tenis ayakkabıları tercih edilmelidir. Uzun kollu ve pantolonlarda çocuğun giymek isteyeceği hava alan kumaşlar tercih edilmelidir.

Cilt hasarını sık sık kontrol edin

Al-Sheikh"Çocuklarda görülen melanom vakalarının yüzde 40'ında tanı ve tedavi için geç kalınmıştır" diyor. "Erken dönemde herhangi bir lezyon bulunursa ve tedavi edilirse başarı oranı o kadar artar." Çocuğunuzun cildi düzenli olarak kontrol etmeniz gerekir. Herhangi bir doğum lekesi, ben ya da leke hakkında bilgi edinin; böylece boyut, doku, şekil ve renk gibi herhangi bir değişiklik olup olmadığını ya da iyileşmeyen bir leke olup olmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Endişeleriniz varsa doktorunuza danışın.

Literatür talep et

Referanslar :

http://www.mydaytondailynews.com/lifestyles/skin-cancer-rise-for-tweens-and-teens/TSU5wAY3Lvd4hn5yex5JYJ/

Cilt Kanseri Vakaları Artıyor

11 Ağustos 2017

Cilt kanseri toplumda en yaygın görülen kanser grubu olarak bilinmektedir. Mayo Clinic araştırmacılarının veritabanı verilerine dayandırdıkları son araştırmalarına göre ise melanom dışı cilt kanseri görülme sıklığında son yıllarda bir artış söz konusu. Araştırmacılar, 2000 ve 2010 yılları arasında skuamöz hücreli karsinomun % 263 ve bazal hücreli karsinomun % 145 oranında arttığını bildirdi. 30-49 yaşlarındaki kadınlar bazal hücreli karsinom teşhisinde en fazla artışı yaşadı; skuamöz hücreli karsinomalarda ise 40-59 ve 70-79 yaş gruplarındaki kadınlarda en fazla artış yaşanmıştır. Erkeklerde incelenen birinci ve ikinci zaman dönemi (1976-1984 ve 1985-1992) arasında skuamoz hücreli karsinomalarda bir artış yaşanırken, 2000-2010 döneminde hafif bir düşüş yaşandı. Bununla birlikte, bazal hücreli karsinomlar için, 29 yaş üzerindeki erkekler, 2000-2010 döneminde daha önceki iki dönemdekine benzer artışlar gösterdi.

Araştırmacılara göre güneş ve suni güneş ışığı cilde zararlı ultraviyole ışınları içermektedir. Oluşan cilt hasarı zamanla birikir ve genellikle cilt kanserine neden olabilir. Yani bronzlaşmak amacıyla güneşlenmek cilde ciddi zarar veriyor. Yazarlara göre, UV ışınlarına maruz kalmanın tanı konulan kanserin bulunduğu yerde bir değişime nedeni olabileceğini bildirdiler. Daha önceki dönemlerde hem bazal hem de skuamöz hücreli karsinomlar baş ve boyun bölgesinde daha sık teşhis konulmaktaydı. Fakat son zamanlarda kayıtlar gövde üzerindeki bazal hücre tümörlerinin arttığını ve kollarda ve bacaklarda skuamöz hücreli karsinomların arttığını gösterdi.

Araştırmacılar bu sebeple mutlaka güneş kremi kullanılmasını öneriyor. Örneğin araç kullananların koluna vuran güneş sonucu yüksek miktarda UV ışın maruziyeti olur. Güneş parlamazken bile bulutları geçen ve binalardan yansıyan güneş ışınları size zarar verebilir. 

Bir Web Sitesi Kanserde Sağ Kalımı Artırabilir mi?

04 Temmuz 2017

UNC Lineberger Comprehensive Cancer ‘de onkoloji profesörü olan Dr. Ethan Basch, Chicago'daki Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında, metastatik solid tümörler için kemoterapi alan hastalarda, hastaların raporladığı sonuçlarla (PRO)  web tabanlı semptom takip aracı ile normal bakımı karşılaştırdıkları, geniş tek merkezli randomize kontrollü çalışmanın sonuçlarını sundu. Dr. Basch ve arkadaşları daha önce, ileri tümörler hastalar için Semptom İzleme ve Raporlama (STAR) aracının, yaşam kalitesi ölçütlerini iyileştirdiğini, acil servis ziyaretlerini % 7 düşürdüğünü ve hastaneye yatışları azalttığını raporlamışlardı.

Dr. Basch ve arkadaşları bu yeni çalışmalarına, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi'nde Eylül 2007 ile Ocak 2011 tarihleri arasında, metastatik solid tümörler için rutin ayakta kemoterapi tedavisi alan 766 hastayı dahil ettiler. Hastaların ortalama yaşı 61’di, %58’i kadındı, %86’sı beyazdı ve %22’si lise eğitiminden daha az eğitim almıştı. Hastaların % 32'si genitoüriner, %23’ü jinekolojik,%19’u meme ve %26’sı akciğer kanserine sahipti. Hastaları, 12 yaygın semptomu tablet bilgisayarlarla kendileri raporlayacak (PRO müdahale grubu) veya normal bakım alacak (kontrol grubu) şekilde rastgele olarak iki gruba ayırdılar. PRO müdahale grubundaki hastalara semptomları ile ilgili haftalık hatırlatıcılar gönderdiler. Hemşirelere, hastalar ciddi veya kötüleşen semptomlar bildirdiklerinde, e-posta uyarıları gönderildi ve tedavi eden doktorlar ise hasta vizitleri sırasında semptom çıktılarını aldılar.

Araştırmacılar, tıbbi kayıtlar ve Sosyal Güvenlik Ölüm Endeksi verilerini kullanarak, Kaplan-Meier yöntemiyle genel sağ kalımı hesapladılar.. Log-rank testi ve yaş, cinsiyet, ırk, eğitim düzeyi ve kanser tipine göre ayarlanmış Cox orantısal riskleri regresyonu kullanılarak iki grup arasında genel sağ kalımı karşılaştırdılar.

Sağ kalım sonuçları, ortalama 7 yıllık izlemin ardından Haziran 2016'da değerlendirildi ve izlem süresince 766 hastadan 517’si  (% 67) öldü. Araştırmacılar, PRO müdahale grubunda genel sağ kalımının 31,2 ay iken,  kontrol grubunda bu değerin 26,0 ay olduğunu gösterdiler. Çok değişkenli modelde, sonuçlar 0,832 risk oranı ile istatistiksel olarak anlamlı olduğunu gördüler.

Araştırmacılar, ayaktan hasta kemoterapisi sırasında web tabanlı hasta raporlu sonuçlar kullanılarak, sistemik semptom takibinin genel sağ kalımı arttırdığına dikkat çektiler. Bu web takip aracı ile, vizitler sırasındaki kısıtlı süre, hastaların tüm şikayetlerini anlatmaya isteksiz olmaları, semptomların başlamasından günler sonra doktora başvurmaları, doktorların yeterli sistematik soru sormamaları gibi iletişimin önündeki engellerin azaltılabildiğini belirttiler. Bu engellerin kaldırılması ile, ciddi ve potansiyel olarak geri dönüşü olmayan komplikasyonlar ortaya çıkmadan önce müdahale edilerek istenmeyen sonuçların önüne geçilebildiğini ve bunun da hem yaşam kalitesi hem de sağ kalımı arttırdığını aktardılar.

Sundukları bu tek merkez sonuçlarının, ulusal çok merkezli bir araştırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguladılar.

Literatür talep et

Referanslar :

E. M. Basch et al. Overall survival results of a randomized trial assessing patient-reported outcomes for symptom monitoring during routine cancer treatment, J Clin Oncol 35, 2017.

Keratinositik Tümörler ve Melanom Gelişme Riski

15 Mayıs 2017

Keratinositler, stratum korneumun oluşumunda görev alan epidermisin yapı taşı hücreleridir. Bazal hücreli karsinom ve skuamöz hücreli karsinom haricinde keratinositlerden köken alan tümöral oluşumlar klinik ve histopatolojik tanıda güçlüğe neden olabilmektedir. Bu tümörlerin ileride diğer tümörlere dönüşümü de olabilmektedir.

Keratinositik karsinom öyküsü ile invaziv melanom gelişme riski arasındaki ilişki prospektif verilerin kullanıldığı kapsamlı bir şekilde günümüze kadar değerlendirilmemişti. Bu sebeple ABD merkezli kapsamlı bir çalışma yapıldı. Hemşirelerin Sağlık Çalışması'nda (NHS; 1984-2010) 91.846 kadın, NHSII'de 114.918 kadın (1989-2011) ve Sağlık Uzmanları Takip Çalışmasında (1986-2010) 48.946 erkek, tanı için keratinositik karsinom ve melanom açısından iki yılda bir değerlendirildi. Çalışmada keratinositik karsinom öyküsü, bazal hücreli karsinom (BHK) ve skuamoz hücreli karsinom (SCC) öyküsü ile ilişkili melanomun istatistiğini hesaplamak için Cox orantısal risk modelleri kullanılmıştır. Tüm istatistiksel testler iki taraflı olarak yapıldı.

Çalışma takibinde 6.4 milyon kişi/yıllık takip süresince 1949 melanoma, 38 842 BCC ve 7462 SCC belgelendi. Diğer risk faktörleri için düzeltme yapıldıktan sonra keratinositik karsinom öyküsü melanom riskinde artış ile ilişkilendirilmiştir (meta-analiz HR = 2.22,% 95 GA = 1.73-2.85). Bu ilişki hem BHK hem de SCC öyküsü olan katılımcılar arasında yalnızca BHK veya SCC öyküsü olanlara göre daha belirgindi. Kadınlarda keratinositik karsinom öyküsü, baş / boyun melanomlarıyla  gövde veya ekstremitedeki melanomlara göre daha güçlü bir şekilde ilişkiliydi.

Elde edilen sonuçlar, keratinositik karsinom öyküsü ve melanom gelişme riski arasındaki ilişki için yeni bilgiler sunmakta olup melanomun önlenmesi için önemli olabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

Wu S, et al. History of Keratinocyte Carcinoma and Risk of Melanoma: A Prospective Cohort Study. J Natl Cancer Inst. 2017 Apr 1;109(4). doi: 10.1093/jnci/djw268.

Onkolojide dönüm noktaları

03 Nisan 2017

1846: Tümör rezeksiyonu için genel anestezi ilk kez kullanıldı

Ekim 1846'da, William T.G. Morton isimli doktor, bir hastanın çenesinden tümörü acısız şekilde rezekte ederek eterin anestetik olarak nasıl kullanılabileceğini ilk kez gösterdi. Bunun öncesinde, cerrahi girişim uygulanan hastalar prosedürler sırasında dayanılmaz acı çekmekteydi.

1870: Kanser zehri hipotezi

1870'li yıllarda, İngiliz cerrah Campbell De Morgan 'kanser zehrinin' lenf bezleri yoluyla primer tümörden diğer bölgelere yayılarak, metastaza yol açtığı hipotezini ortaya koydu.

1903: Kanser tedavisi için radyasyon ilk kez kullanıldı

Marie Curie'nin 1898 yılında radyumu keşfinin ardından, doktorlar 1903 yılında radyoaktif elementin kanser tedavisinde ilk kez kullanıldığını bildirdiler. Radyoterapi, günümüzde modern kanser tedavisinin belkemiğini oluşturuyor.

1943: Serviks kanseri için 'PAP'testi kullanılmaya başlandı

Günümüzde yaygın olarak kullanılan PAP testi (adını yaratıcısı George Papanicolaou'dan alır), doktorların serviks kanseri veya pre-kanserini, yayılma fırsatını bulamadan saptamasına ve tedavi etmesine olanak tanıyor. Test, rahim ağzı kanserine bağlı ölüm oranlarını ciddi oranda azaltmakla birlikte, taramaya erişimin sınırlı olduğu gelişmekte olan ülkelerde ölüm oranları hala yüksektir.

1949: Kanser tedavisi için onaylanan ilk kemoterapi ilacı

Kanser kemoterapisinde kulalnılmak için onaylanan ilk ilaç, 2. Dünya Savaşı'nda kimyasal savaş maddesi olarak kullanıldı.

İlerlemiş türde kan kanseri hastası olan kişilerde dikkat çekici sonuçlar gösteren klinik çalışmaların ardından, azot hardalı (hardal gazı) 1949 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı.

1950-1960lar: Sigara kullanımı kanserle ilişkilendirildi

ABD Genel Cerrahlar ve Birleşik Krallık Kraliyet Hekimleri Koleji, 1950-1960larda sigara ile, özellikle akciğer kanseri olmak üzre kanser arasındaki bağlantıyı ortaya koyan raporlar sundu. Akciğer kanseri olan kişi sayısındaki artışı azaltmak amacıyla, sigara içmeyi vazgeçirmeye yönelik tütün kontrolü ve sigara kullanımını sonlandırma kampanyaları, kısa sürede bir öncelik haline geldi.  

1960lar: Hormonlar kanser kontrolüyle ilişkilendirildi

1966 yılında, yaptığı araştırmayla prostat kanserinin hormonal tedavisinin mümkün olduğunu gösteren Charles Huggins'e Nobel Ödülü verilmiştir. Bu öncü çalışma hem prostat, hem de meme kanserine yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı.

1970ler: Bilgisayarlı Tomografi geliştirildi

Bilgisayarlı Tomografi (veya BT taraması), araştırmacıların beyin tümörü olduğu şüphelenilen bir kadında ilk insan taramasını gerçekleştirdiği 1970'li yıllarda görüldü. Bu teknoloji, vücut içindeki tümörün görüntülerinin oluşturulması için röntgen ışınlarını kullanır; böylelikle doktorların sağlıklı dokuya zarar vermeden ameliyat veya radyoterapi yoluyla doğru konumu hedeflemesine olanak tanır.

1971: Anjiyogenez keşfedildi

Anjiyogenezin tümör gelişimi ve yayılmasında rolünü ilk olarak Judah Folkman gösterdi .Bu önemli keşif, birçok yaygın ilerlemiş kanser türünün görüldüğü pek çok hastanın genel durumunu anlamlı ölçüde değiştiren anjiyogenez inhibitörlerinin geliştirilmesini sağladı.  

1975: Monoklonal antikorların temel prensiplerinin keşfedilmesi

Georges Kohler ve Cesar Milstein, günümüzde kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir biyolojik tedavi türü olan monoklonal antikorların üretimine yönelik prensiple ilgili deneyimlerini ana hatlarıyla açıklayan bir makale yayınladı.

1997: İlk hedefli kanser tedavisi onaylandı

1997 yılında, diğer tedavilere artık yanıt vermeyen bir lenfoma türüne sahip olan kişilerin tedavisi için moleküler hedefli ilk ilaç onaylandı. İlaç, monoklonal antikorlar olarak adlandırılan yeni bir ilaç sınıfındaki ilk ilaçtır (Kohler ve Milstein tarafından prensibin keşfedilmesinden 20 yıl sonra).

2003: İnsan genomunun şifresi çözüldü

2003 yılında, 13 yıllık araştırmanın bir sonucu olarak insan genomunun kodu yayınlandı. Bu devrim yaratan olay, spesifik kanserlerde genetik kusurların belirlenmesi de dahil olmak üzere, kapsamlı genetik araştırmaların önünü açtı. 2009 yılında araştırmacılar, en yaygın kanserlerden ikisi olan cilt ve akciğer kanserinin genetik kodunun tamamını çözdü.

2010: İlk kanser tedavisi aşısı onaylandı

Metastatik prostat kanserinin tedavisinde kullanılan ilk kanser tedavisi aşısı, 2010 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı. İnsan papilloma virüsü (serviks ve boğaz) ve Hepatit B virüsünün (karaciğer) yol açtığı kanserin önlenmesine yönelik aşıların kullanımı da onaylandı.

2013: ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından Devrim Yaratan Tedavi Sıfatı verilen ilk ilaç

Devrim yaratan tedavi sıfatı, var olan tedavilere göre ciddi oranda iyileşme gösteren ilaçların tedavinin hastaların kullanımına daha hızlı sunulması amacıyla, ilacın yetkililerin 'hızlandırılmış' incelemesinden geçmesine olanak tanır. Bu sıfatın verildiği ilk ilaç, 2013 yılında kronik lenfositik löseminin tedavisi için onaylandı.

2014: Kanser'de DNA Analizi

NCI ve Ulusal İnsan Genom Araştırma Enstitüsü tarafından 30'dan fazla kanser türünde DNA ve diğer moleküler değişiklikleri analiz etmek için yapılan ortak bir çalışma olan The Cancer Genome Atlas (TCGA)’nın araştırmacıları, gastrik (mide) kanserinin aslında tüm dünyada farklı özelleiklere sahip dört farklı hastalık olduğunu buldular. TCGA ve diğer ilgili projelerden elde edilen bu bulgu, kanserlerin moleküler anormalliklerinin yanı sıra orjin veya doku menşei bölgelerine göre potansiyel olarak kanser için yeni bir sınıflandırma sistemi oluşturulmasına yol açabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

http://www.cancerprogress.net/timeline/major-milestones-against-cancer

WILLIAM S. HALSTED, M.D., (I894) THE RESULTS OF OPERATIONS FOR THE CURE OF CANCER OF THE BREAST PERFORMED AT THE JOHNS HOPKINS HOSPITAL FROM JUNE, I889, TO JANUARY

Luther W. Brady, M.D.,* Bizhan Micaily, M.D.," Curtis T. Miyamoto, MAD.,* Hans-Peter Heilmann, M.D.,t and PaoEo Monternaggi, M.D (25 November 1995) 'Innovations in Brachytherapy in Gynecologic Oncology', CANCER Supplement, 76(10), pp. 2143-2151 [Online]

MAURICE FREMONT-SMITH, M.D. RUTH M. GRAHAM, B.S. LOIS T. JANZEN JOE VINCENT MEIGS, M.D. (01 January 1945) 'The Vaginal Smear in the Diagnosis of Uterine Cancer', J Clin Endocrinol, 5(1), pp. 40-41 [Online]. Available at: DOI: https://doi.org/10.1210/jcem-5-1-40

Dr Luisa L Villa, PhD (07 April 2005) 'Prophylactic quadrivalent human papillomavirus (types 6, 11, 16, and 18) L1 virus-like particle vaccine in young women: a randomised double-blind placebo-controlled multicentre phase II efficacy trial', The Lancet Oncology, 6(5), pp. 271-278 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/S1470-2045(05)70101-7

Sir RONALD BODLEY SCOTT (1970) 'Cancer Chemotherapy-The First Twenty-five Years', British Medical Journal, 4, pp. 259-265

Adam J. Bass (11 September 2014) 'Comprehensive molecular characterization of gastric adenocarcinoma', nature, 513, pp. 202–209 doi:10.1038/nature13480

Çay / Kahve Tüketimi Cilt Kanserine Karşı Koruyucu Mu?

16 Ocak 2017

Çay ve kahvenin, kafein gibi biyoaktif bileşenler yoluyla cilt karsinogenezisinde koruyucu bir rol oynadığına dair çeşitli hipotezler vardır ancak şimdiye kadar elde edilmiş olan epidemiyolojik kanıtlar tutarlı bir yanıt sağlayamadı. Mevcut veriler, bazal hücreli karsinomayla (BCC) melanom veya skuamöz hücreli karsinomaya göre daha belirgin ters ilişkiyi desteklemektedir. 

Çay, kahve ve kafeinin erken başlangıçlı BCC ile ilişkili olup olmadığını anlamak için, Connecticut'taki bir vaka-kontrol çalışmasında 767 kişiden oluşan hispanik dışı beyaz bir popülasyondan gelen veriler değerlendirildi. BCC vakaları (n = 377) Yale Üniversitesi'nin Dermatopatoloji veritabanı ile tanımlandı. Kontrol grubu ise (n = 390) aynı veritabanındaki bireylere yaş, cinsiyet ve biyopsi açısından benzer, benign cilt teşhisi olan örneklendi. 

Katılımcılar, kafeinli kahve ve sıcak çay tüketiminin de değerlendirildiği görüşmeler yaptılar. Düzenli tüketim, sıklık ve süre ölçümleri için koşulsuz lojistik regresyon ile çok değişkenli odds oranlarını (OR'ler) ve % 95'i güven aralıklarını (CI'lar) hesaplandı. 

Analizin sonucuna göre kafeinli kahve ve sıcak çayın kombine düzenli kullanımı, erken başlangıçlı BCC ile ters orantılıydı (OR = 0.60,% 95 GA = 0.38-0.96). Bu kaynaklardan gelen en yüksek kafein tüketen kategoride olanlarda ise BCC riski % 43 azaldı (% 0,57,% 95 GA = 0.34-0.95, P-trend = 0.037). 

Bu çalışmada elde edilen bulgular, kısmen kafeinin neden olabileceği erken başlangıçlı BCC ile ilişkili olarak kafeinli kahve ve çay ile koruyucu bir etki olduğunu düşündürmektedir. Bu çalışma ile, bu içeceklerden potansiyel sağlık yararları önermek üzere giderek yeni bir literatür eklenmiş oldu.

Literatür talep et

Referanslar :

Ferrucci LM et al. Tea, coffee, and caffeine and early-onset basal cell carcinoma in a case-control study. Eur J Cancer Prev. 2014 Jul;23(4):296-302. doi: 10.1097/CEJ.0000000000000037.

Kanser Hastalarının Takibinde Hasta Tercihleri Araştırıldı

06 Aralık 2016

Kanser tanısı aldıktan sonra çeşitli tedavilerle kanseri yenen hastalarda uzun dönem takip ile kanserin nüksetmemesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Günümüzde bu takipte uzman hekimler önemli bir rol oynamaktadır. Ancak İskoç araştırmacılara göre bu yöntem hem pahalı, hem de polikliniklerin yoğunluğu sebebiyle hasta beklentilerini karşılayamamaktadır.

Hastaların beklentilerinin ne olduğunu tanımlamayı hedefleyen araştırmacılar melanom, meme kanseri, prostat kanseri ve kolon kanseri tanısı alıp kanseri yenen toplam 1201 hastaya anket uyguladılar. Takip döneminde ne gibi beklentileri olduğu ve nelerden feragat edebilecekleri hastalara soruldu.

Anketin gönderildiği hastaların 668’i (%56.6) (132 melanoma, 213 meme kanseri, 158 prostat kanseri, 165 kolorektal kanser) anketi yanıtladı. Sonuçlara göre kanser hastaları takip randevularında konsültan hekimle birebir görüşmeyi tercih ediyorlar. Ancak bu takipte birebir görüşmeler ve diyetleri hakkında ayrıntılı bilgilendirmenin artması halinde konsültan hemşire, kayıt elemanı ya da pratisyen hekimlerle görüşmeyi de kabul ediyorlar.

Hastalar randevu sürelerinin daha uzun olmasını isterlerken telefon ya da web tabanlı ve grup içi randevulara ise sıcak bakmadılar. Kolorektal kanser ve melanomu yenmiş olan hastalar takip randevuları için tüm alternatifleri kabul ederken, meme kanseri hastaları konsültan hemşire ve kayıt elemanını tercih ederken prostat kanseri hastaları ise pratisyen hekimi tercih ediyorlar.

İskoç araştırmacılar bu sonuçlar dahilinde takip randevularında alternatif yöntemler kullanılarak masrafların azaltılabileceğini düşünüyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

Murchie Pet al. Determining cancer survivors' preferences to inform new models of follow-up care. Br J Cancer. 2016 Nov 1. doi: 10.1038/bjc.2016.352.

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image