Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Yaşlı kanser hastalarının kemoterapiden yarar görme olasılığı daha az olabilir

13 Ağustos 2015

Teksas Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, kemoterapinin yaşlı kanser hastalarının sağkalım süresini uzattığı ancak 80 yaş üstündeki meme kanserli hastalarda kemoterapinin sağ kalım süresini kısalttığı gösterildi.

Çalışmanın yürütücüsü Dr. Xianglin Du, kemoterapinin yaşlı meme kanseri hastalarında mortaliteyi azaltıcı etkisinin daha düşük olmasının altında birkaç faktörün yatabileceğini, tümörlerin kemoterapiye daha az duyarlı olabileceğini, yaş nedeniyle ilaç dozunun azaltılmasının etkili olabileceğini ve kemoterapinin sağlıklı hücreleri de öldürebileceğini belirtti.

Dr. Du ve arkadaşları 1999-2009 yılları arasında Evre I ile IIIA hormon reseptörü-negatif meme kanseri tanısı konmuş 14.440 kadın ile  Evre III kolon kanseri tanısı konmuş 26.893 erkek ve kadına ait bilgilerin bulunduğu bir veri tabanında yer alan 65 yaş üstündeki hastaların verilerini incelediler.

Meme kanseri tanısı konan kadınlarda, kemoterapinin tüm nedenlere bağlı ölüm riskini 65-69 yaş arası kadınlarda %30, 70-74 yaş arası kadınlarda %26 ve 75-79 yaş arası kadınlarda %24 azalttığı gösterildi.  Kemoterapinin ayrıca 80 yaş üzeri kadınlarda mortalite riskini anlamlı düzeyde azaltmadığı saptandı.

Kemoterapinin mortalite riskini azaltmadaki faydası meme kanserli kadınlarda yaşla azalmaktayken, kolon kanserli kadın ve erkeklerde benzer durum gözlenmedi, kolon kanserli hastalarda kemoterapi 89 yaşına kadar etkili olmaya devam etti.

Literatür talep et

Referanslar :

Kaynak:  Science Daily, http://www.sciencedaily.com/releases/2015/08/150812131648.htm

Kanser Sonrası Uykusuzluk Semptomları Nasıl İyileşir?

18 Temmuz 2018

Kanserden kurtulan hastalarda uykusuzluk için bilişsel davranış terapisi (CBT-I) ve akupunktur ile insomnia şiddeti skorlarında klinik olarak anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Ancak randomize CHOICE klinik çalışmasından elde edilen verilere göre, CBT-I uykusuzluğun şiddetini azaltmak için genel olarak daha etkili olmuştur.

Kanserden kurtulanların % 60 kadarı bir çeşit uykusuzluk yaşar, ancak bu duruma çoğu zaman tanı konulmaz ve yetersiz tedavi edilir. British Journal of Cancer'da yayınlanan bir önceki çalışmanın sonuçları, düzenli uyku güçlüğü çeken meme kanseri hastalarının, tüm nedenlere bağlı mortalite riskinin artmış olabileceğini öne sürmüştür.

Uykusuzluk tedavisinde en sık kullanılan yol, ilaçla tedavidir. Ancak bu çalışma ile elde edilen bulgular, ilaçlar dışındaki 2 farklı yöntemin kullanılmasının da hem uyku hem de yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor.

CBT-I İle Daha Başarılı Sonuçlar

CBT-I, hastanın uyku ile ilgili düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını değiştirmek için tasarlanmış bir psikoterapi şeklidir. Uykusuzluk tedavisi için “altın standart” olarak görülse de uyum genellikle zayıftır ve birçok kanser merkezinde bulunmayan çok özel bir tedavidir.

Çalışmaya klinik olarak tanı konmuş insomniaya sahip 160 hasta dahil edildi ve hepsi kanser tedavisini tamamlamıştı. Katılımcılara 8 haftalık CBT-I (n = 80) veya akupunktur (n = 80) tedavisi uygulandı ve tedavi edilmeden 12 hafta sonra yeniden değerlendirildi.

Çalışmanın bulguları CBT-I ile, Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (ISI) skorlarının 18,5'ten 7,5'e kadar ortalama 10.9 puan (% 95 CI, 9,8-12,0) azaldığını göstermiştir. Akupunktur için ise, ISI skorlarının 17.5'den 9.2'ye kadar 8.3 puan (% 95 CI, 7.3-9.4) azaldığı görüldü. İyileşme, tedavinin tamamlanmasından sonra bile devam etti.

Tedavi sonundaki yanıt oranları, akupunktur ile karşılaştırıldığında hafif uykusuzluk olanlarda CBT-I için anlamlı olarak daha yüksekti (n = 33; %18'e karşı% 18; P <.0001). Yanıt oranları orta-şiddetli uykusuzlukta benzerdi (n = 127;% 75'e karşı% 66; P = .26). Advers olaylar her iki grupta da hafif idi. Ek olarak, fiziksel sağlık (P = .4) ve mental sağlık (P = .36) için yaşam kalitesindeki gelişmeler her iki grupta da benzerdi.

ASCO Başkanı Bruce E. Johnson, basın açıklamasında, bu sonuçların, klinisyenlerin bir hastanın uykusuzluğuna en iyi nasıl müdahale edeceğini seçmelerine yardımcı olabileceğini belirtti. Uykusuzluk şiddetinin tedavi seçimini etkileyebileceğini ekledi.

Literatür talep et

Referanslar :

https://www.targetedonc.com/news/insomnia-symptoms-in-cancer-survivors-improved-with-cognitive-behavior-therapy-acupuncture 

Kanserde Düşük Proteinli Diyetin Yeri

12 Temmuz 2018

Çok sayıda epidemiyolojik araştırmada diyet ile kanser riski arasında bağlantı bulundu. Yüksek kalorili ve hayvansal gıdaların fazla miktarda tüketilmesi sonucunda kanda dolaşan insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF1) düzeylerinde bir artış meydana gelir. Bu da fosfoinositol 3 kinaz – AKT (PI3K-AKT) ve memelilerdeki rapamisin hedefi (mTOR) yolağını beslemektedir. mTOR yolağının aktive edilmesi makrofaj kaynaklı anjiogenezi arttırırken inhibe edilmesi durumunda ise makrofaj aracılı antitümör etki oluşmaktadır.

Eğer yüksek miktarda sebze, baklagil ve balık tüketilirse kanser insidansı, progresyonu ve mortalitesi azalabilmektedir. Diyetimizdeki protein tüketimini kısıtlarsak sağlığımız olumlu bir şekilde etkilenirken, diyetteki amino asit miktarının azalması sonucunda bağırsak mikrobiyatası, mTOR aktivasyonu, doku iyileşmesi, inflamasyon ve immün tolerans da olumlu bir şekilde etkilenebilmektedir. Ancak protein kısıtlamasının nasıl böyle bir etki yaptığı hala bilinmemektedir. Çünkü bilinen tümörün gelişmesini önleyen ana mekanizmada killer-T hücrelerinin sorumlu olduğu bilinmektedir.

Orta Miktarda Protein Kısıtlaması İle Antitümör Etki

Yapılan yeni bir araştırmada fare kanser modellerinde protein kısıtlamasının etkileri incelendi. Farelere lenfoma hücreleri enjekte edildikten sonra araştırma ekibi, fareleri kontrol diyetine kıyasla %25 daha az protein veya %25 daha az karbonhidrat içeren diyetlerle beslediler. İlginç bir şekilde sadece düşük proteinli diyetin farelerde tümör boyutunu küçülterek, daha uzun bir sağkalıma yol açtığını tespit ettiler.

Bu antitümör etkinin interferon gama seviyesindeki artışla ilişkili olduğu bulundu. Normal diyetle beslenen farelere kıyasla düşük proteinle beslenen farelerde tümör infiltre eden CD8+ T hücrelerinin daha yüksek oranlarda bulunduğu tespit edildi. Bu T lenfositler eğer ortamdan uzaklaştırılırsa sağ kalımda herhangi bir iyileşme olmadığı da görüldü. Bu da sağkalımdaki iyileşmenin CD8+ T hücreleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Araştırıcıların diğer bir önemli bulgusu da IRE1α ve RIG1 (DDX58 olarak da bilinen) düzeylerinin azaltılması durumunda, düşük proteinli diyetle elde edilen antitümör etkinin ortadan kaybolduğunu gözlemlediler. Bu sebeple düşük proteinli izokalorik diyetin mTOR yolundan bağımsız bir şekilde IRE1α bağımlı aktivasyonla CD8+ T hücrelerini arttırdığını öne sürdüler.

Araştırmacıların sunmuş oldukları verilere bakıldığında tümör oluşumunda olmasa bile tümör progresyonunda orta miktarda protein kısıtlamasının olumlu bir etkisi olabileceği görülüyor.

Literatür talep et

Referanslar :

Rubio-Patiño, C. et al. Low-protein diet induces IRE1α-dependent anticancer immunosurveillance. Cell Metab.27, 828–842.e7 (2018).

Meme Kanserinde Son 10 Yıl

02 Mayıs 2018

Dünya çapında yaklaşık 500 bin insan, her yıl metastatik meme kanseri sebebiyle ölmektedir. Bu sebeple her ne kadar tedavide gün geçtikçe yeni gelişmeler olsa da meme kanseri önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Uluslararası çok sayıda araştırmacının dahil olduğu son analizde, meme kanserinin son 10 yıldaki durumu incelendi ve gelişim alanları saptandı. Makale, metastatik meme kanseri hastaları için mevcut bakım, kaynaklar ve destek alanlarındaki boşlukları vurgulayarak, dünyanın çeşitli bölgeleriyle alakalı genel bir bakış sunmaktadır.

Primer araştırma, 2015 ve 2016 yıllarında gerçekleştirilmiş olup, 34 ülkede yaklaşık 15.000 kişiden oluşan dört adet evrensel niteliksel ve nicel araştırmadan oluşmaktadır. İkincil araştırma, hakemli yayınların, hasta anket raporlarının ve medyada yer alan veya çevrimiçi makalelerin literatür taraması kullanılarak yapıldı.

Hastalar ve Bakım Verenler Daha Fazla Desteklenmeli

Elde edilen sonuçlara göre geçtiğimiz on yılda metastatik meme kanseri tedavisinde belli başlı iyileşmeler oldu. Hastalara ise metastatik meme kanseri hakkında yeterli bilgi verilmediği tespit edildi. Hastalar ve bakıcılar ile gerçekçi hedefler konusunda açık tartışmalara ihtiyaç vardır; bununla birlikte, hekimler, hastalarla iletişim konusunda eğitilmemektedir.

Hastaların yaşam kalitesini korumak çok önemli bir hedeftir; ancak bu durum iyileşmemiştir ve bazı durumlarda son on yılda azalmış bile olabilir. Metastatik meme kanseri hakkında kamu bilinci ve anlayışının da sınırlı olduğu görülmektedir. Hem hastalar hem de bakıcıları için iş istihdamı önemli bir sorun olmaya devam etmekte ve küresel olarak, önemli bir ekonomik yük mevcuttur. Bakım verenlerin desteklenmesi çok önemli olmakla birlikte bu genellikle göz ardı edilmektedir.

Klinisyenler, onkologlar, ilaç üreticileri, ödeyici kurum temsilcileri ve politika yapıcılar ile savunucuları, aileleri ve hastaları içeren sağlık hizmetleri uzmanları arasında güçlü ve birleşik küresel çaba, metastatik meme kanseri hastaları için yaşam kalitesini ve tedavi sonuçlarını iyileştirmek için gereklidir.

Literatür talep et

Referanslar :

Cardoso F. et al. Global analysis of advanced/metastatic breast cancer: Decade report (2005-2015). Breast. 2018 Apr 18;39:131-138.

Meme Kanseri Hastalarında “Merhamet Görme” Korkusu Depresyona Yol Açıyor

06 Nisan 2018

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türü olup görülme sıklığı yıllar içerisinde artış göstermektedir. Meme kanseri olan hastalarda fiziksel yükün yanı sıra psikolojik açıdan da önemli sorunlar baş gösterebilmektedir. Farklı hastalıklarda son yıllarda yapılan çalışmalar, başkalarından merhamet ve duygusal sinyaller alabilmenin önemini vurgulamıştır. Portekiz’de yapılan çalışmanın temel amacı, meme kanseri hastalarının örnekleminde sosyal desteğin ve başkalarından merhamet alma korkusunun depresyon belirtilerinin prediktörü olup olmadığını araştırmaktı.

Çalışmaya dahil edilen örneklem, metastatik olmayan meme kanseri tanılı 86 kadın hastayı kapsamaktadır. Katılımcılar Portekiz'deki bir onkoloji merkezindeki radyoterapi servisinde çalışmaya dahil edilmiş ve orada valide edilmiş olan kendilerine ait sonuçları bildirdikleri raporları tamamlamışlardır. Klinik (kanser evresi, komorbiditeler) ve demografik değişkenler (yaş, eğitim), sosyal destek ve depresif belirtiler konusunda başkalarından merhamet alma korkusunun prediktif etkilerini incelemek için araştırmacılar, çoklu regresyon analizi yaptılar.

Merhamet Görme Korkusu Depresyonu Tetikliyor

Başkalarından merhamet alma korkusu, depresyon semptomatolojisi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olan modelin tek anlamlı prediktörü olarak dikkat çekti (β = 0.44; p <0.001). Bu sonuçlar, destekleyici sosyal temasların ve sosyal ağların miktarının, kanser hastaları açısından başkalarından merhamet alma yetenekleri kadar önemli olmayabileceğini göstermektedir.

Bu bulgular, kanser hastalarında başkalarından merhamet alma korkusuna odaklanan ilk çalışmadır ve meme kanserinde depresyonla ilişkili olabilecek sosyal faktörlerin araştırılmasında önemli bir katkı olarak görülmektedir. Araştırmacıların önerisi meme kanserinde psikolojik tarama görüşmelerinde, hastaların depresyon ve sosyal destek düzeylerinin değerlendirilmesinin yanı sıra empati ve duygusal yardım alma ve diğer insanlardan destek alma yeteneklerini de değerlendirmenin gerekli olduğu yönünde.

Literatür talep et

Referanslar :

Trindade IA. et al. Going beyond social support: Fear of receiving compassion from others predicts depression symptoms in breast cancer patients. J Psychosoc Oncol. 2018 Mar 13:1-9.

Ailesel Meme Kanseri Genetik Olmayan Yollarla Aktarılabiliyor

27 Mart 2018

Günümüzde ailesel meme kanseri riskiyle tarama amaçlı genetik test yapması önerilen yetişkinlerin sadece %20’sinde BRCA1 ve BRCA2 gibi bilinen meme kanseri genlerindeki mutasyonlar tespit edilebilmektedir. Bu da ailesel meme kanserinde genetik dışı bazı faktörlerin de rol oynayabileceğini düşündürmektedir.

Melbourne Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, ailelerinde çok sayıda meme kanseri vakası görülmüş olan 25 farklı aileden toplam 210 kişi üzerinde yeni bir çalışma yaptılar. Bu çalışmada elde edilen sonuçlara göre kadınlardaki meme kanseri riskini değiştiren, önceden bilinmeyen 24 epigenetik değişikliği tanımladılar ve bu değişikliklerin genlerin DNA sırasındaki değişiklikleri içermeden nesiller boyunca geçebileceğini gördüler. Araştırmacılara göre "Bu çığır açan çalışma, yalnızca birçok meme kanseri vakası olan ailelerden gelen kadınlar için yararlı değildir, tüm kadınlar için meme kanseri risk tahminini geliştirecek ve meme kanseri için epigenetik terapötiklerin geliştirilmesinin yolunu açacaktır."

DNA Metilasyonu Genetik Varyasyonu Taklit Ediyor

Nature Communications'da yayınlanan çalışma, DNA metilasyonu denilen epigenetik değişimlere bakıyor. Burada metil grubu kimyasalları DNA'nın dizisini değiştirmeden farklılaştırabilmektedir. DNA metilasyonu, bir aileye meme kanserine predispozan genetik varyasyonu taklit edebilir. Çalışma, genomunu sistematik olarak tarayan ve DNA metilasyonunun kalıtsal olduğu yerlere bakan ve bunu ailevi meme kanserine ilk uygulayanlardan çalışma olma özelliğini taşıyor.

Çalışmada kullanılan yöntemler meme kanserine uygulandığında çok başarılı oldu ve daha da heyecan verici olan diğer birçok kalıtsal hastalığa uygulanabilir olmasıdır. Araştırmacılar bu çalışmayı moleküler biyologlar ve istatistikçiler arasında kurulan çok verimli bir iş birliğinin sonucu olarak görüyorlar. Araştırmacılar, sonraki basamaklarda meme kanseri ile ilişkili metilasyon belirteçlerini taramak için testler geliştirmek için daha fazla çalışma yapılmasını ümit ediyor.

Literatür talep et

Referanslar :

Joo JE. et al. Heritable DNA methylation marks associated with susceptibility to breast cancer. Nature Communications, 2018; 9 (1) DOI: 10.1038/s41467-018-03058-6

Alkol Kullanımı Kanser Riskini Arttırıyor

22 Ocak 2018

1964 yılında kurulan American Society of Clinical Oncology, Inc. (ASCO), kanser bakımında fark yaratan bir dünya yaratmayı taahhüt eder. Dünyada kendi türünün önde gelen organizasyonlarından biri olan ASCO, kanserli insanlara bakım yapan 40.000'den fazla onkoloji uzmanını temsil etmektedir. ASCO, en yüksek kalitede hasta bakımının araştırılması, eğitim ve tanıtım yoluyla kanserin önlendiği veya iyileştirildiği bir dünya yaratmaya çalışır.

Hafif, orta veya ağır alkol kullanımı, Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) tarafından yayınlanan kanıtlara göre, göğüs, kolon, özofagus ve baş ve boyun kanserlerinin de dahil olduğu birçok yaygın kanser riskinde artışla ilişkili bulundu. ASCO, yaptığı açıklamada, alkolün kanser için kesin bir risk faktörü olarak tanımlandığını ve alkol ile doğrudan ilişkilendirilebilecek yeni kanserlerin % 5-6'sını ve kanser ölümlerini aktardı. ASCO'nun bu yılın başlarında gerçekleştirdiği Ulusal Kanser Kanaat Araştırması'na göre, özellikle Amerikalıların % 70'inde alkolün kanser için bir risk faktörü olarak tanımlanmamıştı.

Araştırmacılar, insanların genellikle bira, şarap ve içki içmekle birlikte yaşamları boyunca kanser geliştirme risklerini artırdıklarını, artan alkol tüketimi ile kanser arasındaki ilişkinin güçlü olduğunu belirttiler. ASCO, Ulusal Kanaat Anketi ile Amerikalıların yalnızca % 38'inin alkol alımını kanser riskini azaltmanın bir yolu olarak sınırladığını gösterdi.

18 yaş ve üstü 4.016 ABD'li yetişkin arasında, 10-18 Temmuz 2017 tarihlerinde ulusal bir araştırma gerçekleştirildi. Araştırmada, alkol ile kanser arasındaki ilişki hakkında bilinçlendirmek ve alkol tüketimini sınırlayarak kanser riskini azaltma değerlendirildi.

Araştırmacılar, alkol alımını sınırlamanın kanseri önlemek için bir araç olduğunu ve insanların kanseri geliştirme riskini azaltmak için yapabilecekleri önemli bir şey olduğunu belirttiler. Aşırı alkol tüketiminin sadece kansere neden olmadığını, aynı zamanda kanser tedavisini de geciktirebileceğini veya olumsuz yönde etkileyebileceğinin de altını çizdiler. Onkologların, hastalarının alkol kullanımını azaltmalarına yardımcı olacak stratejileri belirlemek üzere benzersiz bir konuma sahip olduklarını ve alkol farkındalığını kanser riski davranışı olarak yükseltmek için toplum danışmanları ve liderler olarak görev yaptıklarına dikkat çektiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Alcohol Linked to Cancer According to Major Oncology Organization: ASCO Cites Evidence and Calls for Reduced Alcohol Consumption, November 7, 2017, ASCO Press Release

Yaşlı Meme Kanseri Hastalarında Görülen Problemler

05 Ocak 2018

Meme kanseri, 60 yaş ve üstü kadınlar arasında 60 yaşından küçük kadınlara göre daha yaygındır. Bununla birlikte, genç kadınların meme kanseri deneyimleri hakkında yaşlı kadınların deneyimlerine göre çok daha fazla şey biliyoruz. Bu tür bilgiye sahip olmak örneğin, tedavi kararlarını yönlendirmek veya psikososyal bakım sağlamak için önemlidir. Bu sebeple yapılan yeni bir çalışmanın amacı, 70 yaş ve üzeri meme kanseri olan kadınların deneyimlerini anlamaya yönelikti. Hollanda'da meme kanseri geçirmiş yaşlı 21 hasta ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapıldı. Bu kadınların deneyimlerini yansıtan temaları uyandırmak için çalışmada açık kodlama ve yakınlık diyagramı kullanıldı.

Meme Kanseri İle Yaşamak

Verilerden dört tema çıktı: meme kanseri ile yaşamak ve bununla baş etmek, bilgi alışverişi ve bilinçli seçim, destek deneyimleri ve günlük yaşam üzerindeki etkisi. Meme kanseri olmanın bazı kadınları şaşırttığı görüldü. Ancak meme kanserli yaşlı kadınlar bununla oldukça iyi baş ettiler ve özellikle onkoloji hemşirelerinden aldığı destekten memnun kaldılar. Tedaviye bağlı rahatsız edici yan etkileri ve görünüşteki değişiklikler, komorbid hastalıklar, net bilgi eksikliği ve / veya destekleyici olmayan bir ortam, meme kanseri ile yaşamlarını zorlaştıran faktörler olarak bulundu.

Sonuç olarak meme kanserli yaşlı kadınların çoğu hastalıklarını oldukça iyi ele aldıkları halde, bazı kadınlar zorluklarla karşılaşmaktadır. Destek eksikliği, eşlik eden hastalıklar ve tedavi yan etkileri ekstra önem arz eder. Hemşirelerin risk altındaki kadınlara ve erken müdahaleye gösterdikleri dikkat, bireysel acı çekmelerini gidermekte ve bu kadının güçlü yanlarını dikkate alarak kendi kendini yönetmeyi geliştirebilmektedir. Hastalar genel olarak hemşirelerden almış oldukları destekten memnun kalmaktadırlar.

Literatür talep et

Referanslar :

van Ee B E et al. Open Wounds and Healed Scars: A Qualitative Study of Elderly Women's Experiences With Breast Cancer. Cancer Nurs. 2017 Dec 21. doi: 10.1097/NCC.0000000000000575. [Epub ahead of print]

Adjuvan Tedavide Kilo Alınması ve Sağkalım İlişkisi

11 Aralık 2017

Teşhis sırasında obez ve aşırı kilolu olan kadınlar meme kanseri ve buna bağlı kötü sonuçlar açısından önemli bir risk altındadır. Kadınlar meme kanseri tanısından sonra ve erken evre hastalık için kemoterapi sırasında kilo alma eğilimi gösterirler ve bu da daha kötü sonuçlar için riski artırır.

Hastalar Üç Grupta Toplanarak Analiz Edildi

Adjuvan kemoterapi sırasında kazanılan kilonun daha kötü sağkalım sonuçları ile ilişkili olup olmadığı ABD merkezli yapılan yeni bir çalışma ile araştırıldı. Bu amaçla erken evre meme kanseri için adjuvan üçüncü kuşak kemoterapi alan hastalar hakkındaki veriler araştırıldı.

Cox regresyonuna göre tek değişkenli ve çok değişkenli analizler, kemoterapinin başından sonuna kadar vücut kitle indeksi (VKİ) değişimine göre üç grupta yapıldı: > 0.5 kg / m2 kaybı veya kazanımı ve stabil VKİ (± 0.5 kg / m2). Bu gruplarda sağkalım sonuçları incelendi.

Kilo Alınması İle Hafif Artış Gösteren Risk

Çalışmaya 1998 hasta dahil edildi. 50 yaşın üzerindeki kadınlarda ve postmenopozal durumlarda adjuvan kemoterapi sırasında kilo verme eğilimi daha yüksekken, 30 yaş altı kadınlar daha fazla kilo aldı (P <0.001). Kemoterapi sonrası 1 yıllık dönemde hastalar orijinal ağırlığına geri dönme eğilimindeydi (ρ = -0.3, P <0.001). Çok değişkenli analizde, VKİ'yi korumakla karşılaştırıldığında VKİ> 0,5 kg / m2 düzeyinde artış, derece, evre ve radyasyona göre düzeltilmiş şekilde lokal ve bölgesel tekrarlama riskini arttırmaktaydı (HR: 2.53;% 95 GA, 1.18-5.45; P = 0.017).

Erken evre meme kanseri için adjuvan kemoterapi sırasında ağırlık değişimi hem kilo artışı hem de kilo kaybı dengeli bir şekilde ortaya çıkabilir. Dahası, bu varyasyon geçici bir değişim gibi gözükmekte ve rekürrens oranlarını ve genel sağkalımı belirgin olarak etkilemektedir.

Literatür talep et

Referanslar :

Schvartsman G et al. Association between weight gain during adjuvant chemotherapy for early-stage breast cancer and survival outcomes. Cancer Med. 2017 Oct 10. doi: 10.1002/cam4.1207. [Epub ahead of print]

BRCA Mutasyonunda Cerrahi Öncesi Genetik Tanının Önemi

30 Kasım 2017

BRCA mutasyonunun günümüzde meme kanseri için önemli bir risk faktörü olduğu bilinmekte ve hatta bu mutasyona sahip bireylerde koruyucu olarak cerrahi işlem yapılabilmektedir. Güney Kore’de çok merkezin dahil olduğu yeni bir araştırmada, BRCA mutasyon durumunu öğrendikleri zamana göre meme kanserine sahip mutasyon taşıyıcılarının cerrahiye karar verme durumları değerlendirildi. İkinci amaç olarak ise cerrahi tedavi sonrasında meme kanseri sonuçlarını incelemekti.

Yapılan bu çalışma, invaziv meme kanseri tanısı alan, BRCA mutasyonu için test edilen ve 2004 ile 2015 yılları arasında Seoul, Samsung Medical Center'da primer cerrahi ile tedavi edilen 164 hastanın retrospektif bir çalışmasıydı. Ameliyat türleri ve BRCA test sonucunun zamanlaması gözden geçirildi. BRCA mutasyonuna sahip meme kanseri hastalarının cerrahi karar verme yöntemlerini BRCA mutasyon durumunu öğrendikleri zamanlamaya göre incelediler.

Ameliyattan Önce BRCA Tayini Cerrahi Yöntem Kararını Etkileyebilir

Araştırmada elde edilen bulgulara göre cerrahi öncesi BRCA test sonuçlarını yalnızca 15 (% 9.1) hasta biliyordu; 149'u (% 90.9) ameliyat sonrası sonuçları öğrendi. Tek taraflı kanserli hastalarda ameliyattan önce BRCA mutasyon statüsü bilinen gruplar ile ameliyat öncesi BRCA durumu bilinmeyen gruplar arasında anlamlı farklılık vardı (p = 0.017). İpsilateral meme tümörü rekürrensi olan (p = 0.765) ve karşı taraf meme kanseri (p = 0.69) olan cerrahi tipler arasında ise anlamlı bir fark gözlenmedi.

Cerrahi öncesi genetik tanıya sahip olmak, meme kanseri olan BRCA mutasyon taşıyıcılarında tek taraflı mastektomiyi veya bilateral mastektomiyi seçmek için cerrahi karar üzerinde etkili olabilir. İlk cerrahiden sonra BRCA mutasyon durumu hakkında bilgi edinmek bu hastalar için ilave ameliyatlara neden oldu. Bu nedenle, cerrahi seçime katılmadan önce genetik danışmanlık ve genetik testlerin yapılması ve meme kanseri riski yüksek hastalar için tedavi stratejilerinin geliştirilmesi önemlidir.

Literatür talep et

Referanslar :

Park S et al. Genetic Diagnosis before Surgery has an Impact on Surgical Decision in BRCA Mutation Carriers with Breast Cancer. World J Surg. 2017 Nov 16. doi: 10.1007/s00268-017-4342-7. [Epub ahead of print]

Kansere Karşı Çinko

03 Kasım 2017

Geçmişte yapılmış olan araştırmalar çinkonun insan sağlığını korumak için şart olduğunu ve özefagusu kanserden koruduğunu göstermişti. Bununla birlikte çinkonun özofagusta kanseri önleme yeteneği tam olarak anlaşılamamıştır. Dr Zui Pan'in liderliğinde bir ekip, çinkonun kanser hücrelerinin büyümesini seçici olarak durdurduğunu, ancak normal özofagus epitel hücrelerine bu yönde bir etkide bulunmadığını keşfetti.

Ulusal Kanser Enstitüsüne göre, özefagus kanseri, tüm dünyada kanser ölümlerinde altıncı sırada. Enstitü, 2016'da Amerika Birleşik Devletleri'nde neredeyse 16.000 özofagus kanseri ölümü olduğunu tahmin etmektedir. Beş yıllık ortalama sağkalım oranı ise yüzde 20'den az. Bu çalışmanın özefagus kanserinin önlemesi ve daha iyi tedavisi için bir yol sağlayabileceği umuluyor.

Çinko Aşırı Aktif Kalsiyum Sinyallerini Engelliyor

Çinko, pek çok proteinde ve birçok enzimde yer alan önemli bir elementtir ve çinko olmaması, hücrelerin işlevini imkânsız hale getirmektedir. Zenginleştirilmiş gıdalar, ıspanak, keten tohumları, sığır eti, kabak çekirdeği ve karides ve istiridye gibi deniz ürünleri çinko içerir. Ancak daha önce neden aynı çinko fizyolojik konsantrasyonlarının kanser hücresi büyümesini inhibe ettiğini, normal hücreleri inhibe etmediğini bilmiyorduk. Bu çalışma, çinkonun, normal hücrelerde görülmeyen kanser hücrelerinde görülen aşırı aktif kalsiyum sinyallerini engellediğini ortaya koydu ve dolayısıyla çinko seçici olarak kanser hücresi büyümesini engellemektedir. Yani çinko ve kalsiyum arasında çapraz bağlantı olabileceği anlamına geliyor.

Araştırmacılar, ileride bu iki sinyalin birbirini nasıl bağladığını ve birbirlerini nasıl etkilediğini inceleyeceklerini belirtti. Bu sayede daha iyi bir önleme ve tedavi stratejisi geliştirmede yön gösterici bulgular edilmesi umuluyor.

Özefagus kanseri ve çinko arasındaki bağlantıda elde edilen bu yeni bulgular tükettiğimiz gıdaların dengeli dağılımına dikkat etmemiz gerektiğini bir kez daha göstermiş oldu. Çinko, kanser dışında birçok hastalığın da gelişiminde kilit rolde olabilir ve kalsiyumla ilişkisinin çözülmesi daha bilinmeyen birçok gizemi de aydınlatabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

Choi S et al. Selective inhibitory effects of zinc on cell proliferation in esophageal squamous cell carcinoma through Orai1. The FASEB Journal, 2017; fj.201700227RRR DOI: 10.1096/fj.201700227RRR

Göçmenlerde Kanser Taramasının Zorlukları

25 Ekim 2017

Serviks kanseri, insan papillomavirüsünden kaynaklanan bir kanser türü olup düzenli tarama sayesinde önlenebileceği düşünülmektedir. Bazı düşük ve orta gelirli ülkelerden gelen göçmenlerin de, erken yaşlarda viral enfeksiyonlara atfedilen kanserlere daha yatkın durumda olduğu bilinmektedir. Norveç merkezli yapılan bir çalışmada göçmenler arasında nüfusa dayalı servikal tarama programına katılım değerlendirildi ve farklı göçmen gruplardaki uyumsuzluğu öngören faktörler araştırıldı.

Çalışmada, birkaç farklı kaynak üzerinden ülke çapındaki kayıtlardan gelen veriler kullanıldı. Çalışma grubu 208 626 (% 15) göçmen ve 1 157 223 (% 85) Norveçliden oluşmaktaydı. 2008-12 yılları arasında test yaptırmamış olanlar uyumsuz olarak tanımlandı.

Göçmenlerin Çoğuna Tarama Yapılamadı

Toplamda göçmenlerin% 52'si taranmadı. Tüm göçmenler, doğum ve eşlik için ilgili faktörler düzeltildiğinde Norveçli kadınlarla karşılaştırıldığında, 1.72 kat daha yüksek uyumsuzluk oranı (% 95 GA 1.71-1.73) gösterdi. Uyumsuz göçmenlerin oranı, kaynak bölge ve kaynak ülkesine göre önemli derecede farklılık göstermiştir. İşsiz olmak veya işgücünde olmamak, evlenmek, düşük gelir elde etmek ve erkek pratisyen hekime sahip olmak, kaynak bölgelerine bakılmaksızın uyumsuzluk ile ilişkili kabul edildi. Norveç'te 10 yıldan daha kısa yaşamak, bütün göçmen grupların olmasa da çoğunluğun uyumsuzluğunun belirleyicisi bir etkendir.

Göçmenlerin giderek artan bir oranı ve aralarında düşük tarama katılımı, Avrupa'da yeni halk sağlığı sorunları yaratmaktadır. Göçmenler, sosyo-demografik özellikleri ve tarama katılımı açısından çok çeşitlidir. Göçmenler arasında kanser taramasını arttırmak için uyarlanmış bilgi ve hizmet sunumu gerekebilir.

Norveç’te yapılmış olan bu çalışma göçmenlerdeki kanser taramasına katılım oranlarının düşüklüğünün nedenlerini araştırmış ve ortaya olası birkaç neden çıkarmıştır. Diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapılarak sorunlar tanımlandıktan sonra yapıcı çözümler geliştirilmesi mümkün olabilecektir.

Literatür talep et

Referanslar :

Leinonen MK. Barriers to cervical cancer screening faced by immigrants: a registry-based study of 1.4 million women in Norway. Eur J Public Health. 2017 Oct 1;27(5):873-879. doi: 10.1093/eurpub/ckx093.

Meme Kanseri Sonrası Hamilelik Tekrarlama Riskini Arttırıyor mu?

11 Eylül 2017

Meme kanseri üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen kanserdir. Çocuk doğurmayı geciktirme yönündeki mevcut eğilimler göz önüne alındığında, genç kadınlarda henüz çocuk sahibi olmadan önce de gebelik görülebilir. Yeni teşhis edilen meme kanseri olan genç kadınların yarısı çocuk sahibi olmakla ilgileniyorsa da, tedaviden sonra% 10'dan daha azı gebe kalmaktadır. Doktorlar ve hastalar, gebeliğin, özellikle ER pozitif hastalığı olan kadınlar için, meme kanseri nüksünün görülme olasılığını artırabileceğinden uzun süredir endişe duyuyorlardı. ER-pozitif meme kanseri östrojen ile beslendiğinden korku, hamilelik dönemindeki hormon seviyelerinin, herhangi bir okült kanser hücresini büyümek için besleyebilir korkusu vardı.

ER pozitif kanserli kadınlarda gebelikle ilgili bir diğer endişe, gebelik başlamadan önce adjuvan hormon tedavisini kesmektir. Böyle bir hormon tedavisi kanser tekrarını önlemeye yardımcı olur ve kadınların en az 5 yıl ve bazı durumlarda en fazla 10 yıl bu tedaviyi alması önerilir. 1.207 hasta ile, meme kanseri sonrası hamileliğin güvenliğini araştıran büyük bir çalışmada bu sorunlar ele alındı. Bu çalışma popülasyonu, 2008'den önce 50 yaşın altında metastatik olmayan meme kanseri tanısı alan kadınları içermektedir. %57’lik çoğunluk ER pozitif kansere sahipti ve% 40'tan fazlasında büyük tümör boyutu ve prognostik faktörlerin kötü olduğu aksiller lenf düğümlerine yayılım vardı. Çalışmaya dahil edilen 1.207 hasta arasında 333 kadın hamile kaldı. ER pozitif meme kanseri olan kadınlar, ER negatif hastalığı olanlardan daha geç gebelik elde etme eğilimindeydi; ER pozitif hastalığı olan hastaların% 23'ünde tanıdan 5 yılın ötesinde gebelik vardı, buna karşılık ER negatif tümörlü hastalarda bu oran% 7 idi.

Kanser taramasından yaklaşık 10 yıl sonra yapılan bir medyan takip sonrasında, ER durumu ne olursa olsun, gebe kalan ve almayan kadınlar arasında hastalıksız sağkalıma ilişkin bir fark bulunmadı. İkincil analizler, hamileliği tamamlamamış olması veya kürtaj yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın, gebe kalmamış kadınlara kıyasla hastalıksız sağkalımda herhangi bir fark bulunmadığını gösteriyor.ER pozitif kanserden kurtulanların arasında, hamile kalanlar ve kalmayanlar arasında genel sağkalıma ilişkin bir fark da yoktu. Bu çalışmada emzirmeye ilişkin sınırlı veri olmasına rağmen, meme cerrahisinden sonra bile emzirmenin mümkün olduğunu düşündürmektedir. Yani 1.200 kadının retrospektif çalışmasından elde edilen bu veriler hamileliği düşünen meme kanseri hastalarına güvence sağlamaktadır. Çalışmada, ER pozitif tümörleri bulunan meme kanseri tanısı ile erken teşhis sonrasında gebe kalan kadınların, hamile kalanlara göre kanser tekrarlaması ve ölüm şansı yüksek değildi.

Meme Kanseri Tekrarından Korunmanın Yollarından Birisi de Spor

28 Ağustos 2017

Erken evre meme kanseri bulunan kadınların yaklaşık dörtte birinde sonunda metastazlar ve ölüm riski oluştuğu bilinmektedir. Meme kanseri olan hastalar için yayınlanan kanıta dayalı bir incelemeye göre fiziksel aktivite ve kilo almadan kaçınma kanser tekrarlaması ve ölüm riskini azaltabilen en önemli yaşam tarzı seçimleri olarak ön plana çıkıyor. Çalışmada literatür taraması yapılarak 67 yayınlanmış makale gözden geçirildi. Egzersiz, kilo, diyet, sigara kullanımı ve daha fazlası gibi çeşitli yaşam tarzı faktörlerine bakaa araştırmacılar, kadınların hayatta kalma şansını artırmak ve kanser tekrarlama riskini azaltmak için yapabilecekleri değişiklikleri incelediler. Çalışmada elde edilen önemli bulgular şu şekilde:

Kilo almamak - meme kanseri tedavisi sırasında veya sonrasında kilo almak, meme kanseri ile ilgili ölümle bağlantılı bulundu. Tanıda fazla kilolu veya obez olan kadınlarda da daha kötü prognoz görüldü.

Egzersiz - Hastalar haftada beş gün günde en az 30 dakika orta derecede egzersiz yapmalı veya haftada 75 dakika yoğun egzersiz yapmalıdır. Büyük kas grupları için iki ila üç seans güce dayalı egzersizler de önerilir.

Diyet - belirli bir diyet tipinin meme kanseri nüksetme riskini azalttığı gösterilememiştir. Kanıtlar, hastaların soyadan kaçınmak zorunda olmadığını ve yüksek kalorili et proteininin yerine kullanılırsa kilo yönetimine yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Vitamin takviyesi - daha fazla kanıt gerekmekle birlikte C vitamininin orta düzeyde tüketilmesi faydalı olabilir. Kemoterapi ve hormonal tedaviler kemik yoğunluğunu azaltabileceğinden, D vitamini takviyeleri kemik gücünde uygun seviyeleri korumak için alınabilir.

Sigara – hastalar sigarayı bırakmalıdır. Bir meme kanseri teşhisi sonrasında sigarayı bırakmanın rekürrens üzerindeki etkisi belli olmamasına rağmen, sigaradan kaynaklı sağlık sorunlarından oluşan ölüm riski bırakmak için güçlü bir neden oluşturmaktadır.

Alkol - alkollü içecek tüketimini günde bir veya daha az ile sınırlamak ikinci bir meme kanseri riskini azaltabilir.

Yazarlar, bu tavsiyelerin meme kanseri olan tüm kadınlar için geçerli olmayabileceğine dikkat çekiyorlar. Bazı meme kanserleri agresif biyolojiye sahiptir ve en özenli yaşam tarzı davranışlarına rağmen tekrar eder. Ama elde edilen veriler ve öneriler oldukça değerli.

Literatür talep et

Referanslar :

Hamer J, et al. Lifestyle modifications for patients with breast cancer to improve prognosis and optimize overall health. CMAJ, February 2017 DOI: 10.1503/cmaj.160464

Meme Kanserinde Sosyal Desteğin Önemi

09 Ağustos 2017

Meme kanseri mağdurlarında yetersiz sosyal desteğin kansere bağlı mortalitede belirgin bir artış ve yaşam kalitesinde azalma ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple yapılan yeni bir çalışmanın amacı, meme kanseri hastaları ile diğer bazı hastalıklarda sosyal desteğin katkılarının incelenmesi ve kıyaslanması planlandı.

Çalışmada uygulanan anketle elde edilen veriler ulusal sağlık kayıtları ile ilişkilendirildi. Çalışma grubunu meme kanseri olan (n = 64), depresyonu olan (n = 471), arteriyel hipertansiyonu olanlar (n = 841) ve sağlıklı kontroller (n = 6274) oluşturdu. Sosyal destek Sarason'un Sosyal Destek Anketinin (SSQ) 6 maddelik kısaltılmış versiyonu ile ölçülmüştür. Modifiye Antonucci'nin (1986) bireyler ağı sosyal destek konvoy modeli, sosyal desteğin baskın yönünü ölçmek için kullanıldı.

Bütün katılımcılar için sosyal desteğin temel sağlayıcısı, eş veya partner (% 94.3), yakın akraba (% 12.0) ve arkadaş (% 5.4) idi. Tüm gruplarda, özellikle meme kanseri ve arteriyel hipertansiyon grubunda, eş veya ortak en önemli destekçiydi. Depresyon şikayeti bulunan grup, her bir değerlendirme alanında sosyal desteğin anlamlı olarak daha düşük olduğunu bildirdi (p <0.001). Katılımcıların toplamının% 24,6'sı sosyal desteğin yeterince baskın olduğunu bildirdi.

Sosyal destek iyi bilinen bir refah belirleyicisidir. Bu çalışma, meme kanserinin kurtarma aşamasında eşin veya partnerin merkezi rolüne destek veriyor. 

Literatür talep et

Referanslar :

Salakari M, et al. Social support and breast cancer: A comparatory study of breast cancer survivors, women with mental depression, women with hypertension and healthy female controls. Breast. 2017 Jun 28;35:85-90. doi: 10.1016/j.breast.2017.06.017. [Epub ahead of print]

Sosyal Medyada Meme Kanseri

20 Temmuz 2017

Sosyal medya platformları günümüzde çok sayıda aktif kullanıcıya hitap etmektedir. ABD’de bakıldığı zaman Facebook’un bu platformlar arasında en yaygın olarak kullanıldığı görülüyor. Meme kanseri taramaları için bu sosyal paylaşım platformlarının ne kadar aktif kullanılabileceği bir araştırma ile değerlendirildi. Yapılan araştırmada yaş gruplarına göre 3 temel alanın tespiti hedeflendi: (1) meme kanseri taramasına ilişkin en yaygın kullanılan terim ve ifadeler, (2) diğer kadınların etkileşime girdiği en yaygın paylaşılan web sitesi bağlantıları ve (3) en yaygın şekilde paylaşılan web sitesi bağlantıları.

15 Kasım - 15 Aralık 2016 tarihleri ​​arasında 1 ay içinde 1,1 milyondan fazla kadın Facebook kullanıcısı tarafından üretilen meme kanseri tarama anahtar kelimeleri ile ilişkili öyküler ve 1.7 milyondan fazla etkileşimi (hikayelerle ilgili yorumlar, yeniden paylaşımlar ve emoji reaksiyonları) analiz etmek için bir web aracı kullanıldı.

Sonuçlara göre ortalama olarak, ay boyunca 59.000 benzersiz öykünün her biri 1.5 kere yeniden paylaşıldı, yaklaşık 8 kez yorum yapıldı ve diğer kullanıcılar tarafından 20'den fazla kez tepki gösterildi. Yayınlanan hikayeler en çok 45-54 yaş arasındaki kadınlar tarafından yazılmıştı. Kullanıcılar, ağırlıklı olarak e-ticaret sitelerine (12.200 / 1.7 milyon, en popüler bağlantıların% 36'sı), ünlü haber sitelerine (n = 8800,% 26) ve büyük savunma kuruluşlarına web bağlantılarını paylaştı, yeniden paylaştı, yorumladı ve tepki verdi. Bu çalışmadaki verilere göre Facebook'ta kadınlar, meme kanseri ve taramayla ilgili ticari ve bilgilendirici web sitelerinin bağlantılarını paylaştı ve tepki gösterdi. Bu bilgi, meme kanseri taraması konusunda dolaylı olarak temel konuların daha iyi anlaşılması yoluyla ve bu alan içerisindeki içerikler üzerine yazarlık yapan kadınlara ödenen mesajlaşma yollarını anlama yoluyla hastalara ulaşmayı sağlayabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

Huesch M, et al. Frequencies of Private Mentions and Sharing of Mammography and Breast Cancer Terms on Facebook: A Pilot Study. J Med Internet Res. 2017 Jun 9;19(6):e201. doi: 10.2196/jmir.7508.

Meme Kanserinde Depresyon Riski

06 Temmuz 2017

Meme kanseri kadınlar arasında en yaygın görülen kanserler arasında başı çekmektedir. Tüm kanser türlerinde de olduğu gibi meme kanseri hastalarında da hastalığın beraberinde psikolojik sorunlar görmek mümkün olabilmektedir. Özellikle depresyon yaygın olarak görülür. Yapılan yeni bir çalışmayla çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanılarak meme kanseri hastalarındaki depresyon riski tahmin edilmeye çalışıldı. Çalışmaya dahil edilen 410 hastadan tanı konduktan 2 ± 1 ay sonra depresyona karşı savunmasızlık verisi toplanmıştır. Veriler toplanırken DRQ-7 ve PHQ-4 anketleri kullanıldı. PHQ-4 mevcut depresyon durumu hakkında bilgi verirken gelecek hakkında herhangi bir tahmin yürütmez. DRQ-7 anketi ise depresyon riskini tahmin etmeye çalışır.

Analizde DRQ-7 maddeleri, yalnızlık, sinirlilik, kalıcı hüzün ve duygunun düşük kabulünü ve aynı zamanda PHQ-4'ten üç maddeyi (anhedoni, depresyondaki ruh hali, endişe) değerlendirildi. DRQ-7 skoru > 6/23 olması, depresyon sonuçlarını 0.73 özgüllük, 0.83 duyarlılık, 0.68 PPV ve 0.86 NPV ile tanımladı. PHQ-4 skorunun ise > 3/12 olması, DRQ-7'ye göre az oranda iyi ancak daha az doğru bir şekilde tahmin yürüttürdü. DRQ-7 ve yeni bir kesme puanı olan PHQ-4, yeni teşhis edilen meme kanseri hastalarında depresyon riski açısından klinik olarak erişilebilir tarayıcılardır. Koruyucu müdahaleler için hastaları seçmek için kullanılması önerilmektedir. 

Literatür talep et

Referanslar :

Weihs KL, et al. Predicting Future Major Depression and Persistent Depressive Symptoms: Development of a Prognostic Screener and PHQ4 cutoffs in Breast Cancer Patients. Psychooncology. 2017 Jun 9. doi: 10.1002/pon.4472. [Epub ahead of print]

Bir Web Sitesi Kanserde Sağ Kalımı Artırabilir mi?

04 Temmuz 2017

UNC Lineberger Comprehensive Cancer ‘de onkoloji profesörü olan Dr. Ethan Basch, Chicago'daki Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında, metastatik solid tümörler için kemoterapi alan hastalarda, hastaların raporladığı sonuçlarla (PRO)  web tabanlı semptom takip aracı ile normal bakımı karşılaştırdıkları, geniş tek merkezli randomize kontrollü çalışmanın sonuçlarını sundu. Dr. Basch ve arkadaşları daha önce, ileri tümörler hastalar için Semptom İzleme ve Raporlama (STAR) aracının, yaşam kalitesi ölçütlerini iyileştirdiğini, acil servis ziyaretlerini % 7 düşürdüğünü ve hastaneye yatışları azalttığını raporlamışlardı.

Dr. Basch ve arkadaşları bu yeni çalışmalarına, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi'nde Eylül 2007 ile Ocak 2011 tarihleri arasında, metastatik solid tümörler için rutin ayakta kemoterapi tedavisi alan 766 hastayı dahil ettiler. Hastaların ortalama yaşı 61’di, %58’i kadındı, %86’sı beyazdı ve %22’si lise eğitiminden daha az eğitim almıştı. Hastaların % 32'si genitoüriner, %23’ü jinekolojik,%19’u meme ve %26’sı akciğer kanserine sahipti. Hastaları, 12 yaygın semptomu tablet bilgisayarlarla kendileri raporlayacak (PRO müdahale grubu) veya normal bakım alacak (kontrol grubu) şekilde rastgele olarak iki gruba ayırdılar. PRO müdahale grubundaki hastalara semptomları ile ilgili haftalık hatırlatıcılar gönderdiler. Hemşirelere, hastalar ciddi veya kötüleşen semptomlar bildirdiklerinde, e-posta uyarıları gönderildi ve tedavi eden doktorlar ise hasta vizitleri sırasında semptom çıktılarını aldılar.

Araştırmacılar, tıbbi kayıtlar ve Sosyal Güvenlik Ölüm Endeksi verilerini kullanarak, Kaplan-Meier yöntemiyle genel sağ kalımı hesapladılar.. Log-rank testi ve yaş, cinsiyet, ırk, eğitim düzeyi ve kanser tipine göre ayarlanmış Cox orantısal riskleri regresyonu kullanılarak iki grup arasında genel sağ kalımı karşılaştırdılar.

Sağ kalım sonuçları, ortalama 7 yıllık izlemin ardından Haziran 2016'da değerlendirildi ve izlem süresince 766 hastadan 517’si  (% 67) öldü. Araştırmacılar, PRO müdahale grubunda genel sağ kalımının 31,2 ay iken,  kontrol grubunda bu değerin 26,0 ay olduğunu gösterdiler. Çok değişkenli modelde, sonuçlar 0,832 risk oranı ile istatistiksel olarak anlamlı olduğunu gördüler.

Araştırmacılar, ayaktan hasta kemoterapisi sırasında web tabanlı hasta raporlu sonuçlar kullanılarak, sistemik semptom takibinin genel sağ kalımı arttırdığına dikkat çektiler. Bu web takip aracı ile, vizitler sırasındaki kısıtlı süre, hastaların tüm şikayetlerini anlatmaya isteksiz olmaları, semptomların başlamasından günler sonra doktora başvurmaları, doktorların yeterli sistematik soru sormamaları gibi iletişimin önündeki engellerin azaltılabildiğini belirttiler. Bu engellerin kaldırılması ile, ciddi ve potansiyel olarak geri dönüşü olmayan komplikasyonlar ortaya çıkmadan önce müdahale edilerek istenmeyen sonuçların önüne geçilebildiğini ve bunun da hem yaşam kalitesi hem de sağ kalımı arttırdığını aktardılar.

Sundukları bu tek merkez sonuçlarının, ulusal çok merkezli bir araştırma ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguladılar.

Literatür talep et

Referanslar :

E. M. Basch et al. Overall survival results of a randomized trial assessing patient-reported outcomes for symptom monitoring during routine cancer treatment, J Clin Oncol 35, 2017.

Mastektomi Sonrası Depresyon

23 Mayıs 2017

Meme kanseri hastalarının bir kısmında tedavi amacıyla mastektomi uygulanması gerekebilmektedir. Her ne kadar tedavi için son derece gerekli bir operasyon olsa da hastalar üzerinde bu işlemin psikolojik etkileri olabilmektedir. Güney Kore merkezli yapılan bir çalışma ile mastektomi yapılan meme kanseri hastalarında post-operatif depresyon sıklığının meme kanseri olmayan kontrollerin post-operatif depresyon sıklığıyla karşılaştırması amaçlandı.

Kore Sağlık Sigortası İnceleme ve Değerlendirme Servisi'nden (HIRA) elde edilen verileri kullanarak, bu ulusal kohort için mastektomi yapılmış 2,130 hasta seçildi ve yaş, cinsiyet, gelir ve yaşanılan bölgeye göre 8,520 kontrolle bu hastalar eşleştirildi. Ve preoperatif depresyon, ameliyat sonrası depresyon sıklığı mastektomi yılından ameliyat sonrasındaki 10 yıla kadar ölçüldü. Veri analizi için Mann-Whitney U testi kullanıldı. Depresyon insidansı kontrol grubuna göre meme kanserli mastektomi grubunda 3 yıla kadar daha yüksek olarak saptandı. Bununla birlikte, 4 yıl sonrasında her iki gruptaki depresyon insidansında herhangi bir fark yoktu. Bunun yanı sıra post operatif 3. yıla bakıldığı zaman orta yaş ve üstü erişkinler için (≥ 40 yaş) her iki grup arasında depresyon insidansı açısından fark görülmedi. Genç erişkinlerde (≤ 39 yaş) ise mastektomi yapılan meme kanserin grubunda, kontrol grubuna göre depresyon insidansı anlamlı derecede yüksekti.

Bu çalışmanın sonuçlarına göre meme kanseri için mastektomi uygulanan hastalar, sağlıklı insanlara göre daha sık depresyon yaşadığı görüldü. Bununla birlikte, hastalar postoperatif dönemde depresif duygu durum belirtilerini zaman içerisinde yenmektedir. Genç erişkinlerin semptomlarını orta yaşlı ve yaşlı erişkinlerden daha hızlı yendiği görüldü.

Literatür talep et

Referanslar :

Kim MS, et al. Depression in breast cancer patients who have undergone mastectomy: A national cohort study. PLoS One. 2017 Apr 10;12(4):e0175395. doi: 10.1371/journal.pone.0175395. eCollection 2017.

Kolorektal Kanserde Sistemik İnflamasyon Belirteçleri

18 Mayıs 2017

Sistemik inflamasyonun, kolorektal kanser (KRK) de dahil olmak üzere birçok kanser tipinde kanser progresyonunu ve metastazı desteklemede önemli bir rol oynadığı kanıtlanmıştır. Bu sebeple geçtiğimiz günlerde yayınlanmış olan bir derleme ile, KRK'li hastalarda inflamasyona dayalı belirteçlerin prognostik değeri ile ilgili çalışmalara genel bir bakış sunulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında KRK tedavi sonuçlarına göre Glasgow prognostik skoru (GPS), modifiye GPS (mGPS), nötrofil lenfosit oranı (NLR), trombosit lenfosit oranı (PLR) ve lenfosit monosit oranı (LMR) arasındaki prognostik değeri bildiren makaleler için bir literatür araştırması yapıldı.

Bu araştırmaya göre rezeke edilebilir erken evre KRK'de, yüksek GPS puanları kansere özgü hayatta kalma ile anlamlı şekilde ilişkili görünmektedir. Ayrıca, evre II KRK için adjuvan kemoterapinin, yüksek GPS puanları olan hastalarda kansere özgü sağ kalımı iyileştirebileceği önerilmiştir. Hem rezektabl hem de rezeke edilemeyen metastatik KRK ve daha yüksek bir GPS puanı olan hastalarda, tüm çalışmalar genel sağ kalımda zayıflık önerdi. Erken evre ve rezektabl metastatik CRC'de NLR genel sağ kalım ile ilişkili görünüyordu ancak bununla birlikte, hastalıksız sağ kalıma ilişkin veriler uyumsuz olarak bulundu. Metastatik hastalıkta, daha büyük bir NLR ile bevasizumaba daha az yanıt arasında olası bir korelasyon önerilmiştir. PLR ​​ve LMR'nin prognostik ve prediktif rolü hakkındaki veriler ise yetersizdir.

Bu çalışmada önerildiği kadarıyla rezeke edilemeyen metastatik hastalığı olan hastalarda, kemoterapötik sonucu tahmin etmek ve tümör progresyonunu izlemek için inflamasyon belirteçleri kullanılabilir. Ancak daha büyük ve sistematik çalışmalarla bu öneri değerlendirilmelidir.

Literatür talep et

Referanslar :

Rossi S, et al. Are Markers of Systemic Inflammation Good Prognostic Indicators in Colorectal Cancer? Clin Colorectal Cancer. 2017 Mar 24. pii: S1533-0028(16)30199-2. doi: 10.1016/j.clcc.2017.03.015. [Epub ahead of print]

Meme Kanserinde Yaşam Kalitesi

02 Mayıs 2017

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türü olup özellikle tedavi döneminde hastaların yaşam kalitesini ciddi anlamda kısıtlayabilmektedir. Ancak meme kanseri tedavisi tamamlanan ve kanseri yendiği kabul edilen hastaların uzun dönem takiplerinde yaşam kalitesi sonuçlarının nasıl etkilendiğine dair sınırlı çalışma vardır. Bu sebeple yapılan bir anket çalışmasında 116 meme kanseri hastasına, tedavi tamamlandıktan sonra uzun dönem takipte 2-4 yıla kadar her 6 ayda bir yaşam kalitesi, ruh hali, maneviyat ve sosyal destek ölçümlerini tamamlamaları istendi.

4 yıllık genel yaşam kalitesi ilk fiziksel ve fonksiyonel rahatlık, meme kanserine özgü öğeler ve aktif ve canlı sosyal destek seviyelerine göre tahmin edilmiştir (Adj R2 = .72, F = 30.53, p <.001). Fiziksel yaşam kalitesi, önceki fiziksel ve fonksiyonel rahatlık düzeyleri ile mevcut fonksiyonel ve sosyal / aile rahatlık seviyelerine göre tahmin edildi (Adj R2 = .84, F = 44.30, p <.001). Duygusal iyilik hali, önceki duygusal rahatlık düzeyi ve mevcut fiziksel sağlık durumu, meme kanserine özgü maddeler ve endişe derecesine göre öngörülebildi (Adj R2 = .60, F = 26.30, p <.001). Meme kanserine spesifik maddeler; yaş, önceki meme kanseri spesifik öğeleri seviyeleri, karışıklık ve duygusal ve işlevsel refah ve maneviyata ilişkin şu andaki seviyelere göre tahmin edildi (Adj R2 = .58, F = 17.57, p <.001) .

Sonuç olarak bu çalışmada 4 yıllık yaşam kalitesinin bütün ve özel boyutları, farklı yaşam kalitesi, ruh hali ve maneviyat kombinasyonları ile öngörüldü. Bu şekilde yapılacak ölçümler sayesinde yaşam kalitesinin hangi komponentinin zarar gördüğü öngörülebilir ve bu sonuca göre etnik farklılıklar da gözetilerek hastaya özgül önlemler almak mümkün olabilir. 

Literatür talep et

Referanslar :

Levine EG, et al. Predictors of quality of life among ethnically diverse breast cancer survivors. Appl Res Qual Life. 2017 Mar;12(1):1-16. doi: 10.1007/s11482-016-9447-x. Epub 2016 Jan 28.

Onkolojide dönüm noktaları

03 Nisan 2017

1846: Tümör rezeksiyonu için genel anestezi ilk kez kullanıldı

Ekim 1846'da, William T.G. Morton isimli doktor, bir hastanın çenesinden tümörü acısız şekilde rezekte ederek eterin anestetik olarak nasıl kullanılabileceğini ilk kez gösterdi. Bunun öncesinde, cerrahi girişim uygulanan hastalar prosedürler sırasında dayanılmaz acı çekmekteydi.

1870: Kanser zehri hipotezi

1870'li yıllarda, İngiliz cerrah Campbell De Morgan 'kanser zehrinin' lenf bezleri yoluyla primer tümörden diğer bölgelere yayılarak, metastaza yol açtığı hipotezini ortaya koydu.

1903: Kanser tedavisi için radyasyon ilk kez kullanıldı

Marie Curie'nin 1898 yılında radyumu keşfinin ardından, doktorlar 1903 yılında radyoaktif elementin kanser tedavisinde ilk kez kullanıldığını bildirdiler. Radyoterapi, günümüzde modern kanser tedavisinin belkemiğini oluşturuyor.

1943: Serviks kanseri için 'PAP'testi kullanılmaya başlandı

Günümüzde yaygın olarak kullanılan PAP testi (adını yaratıcısı George Papanicolaou'dan alır), doktorların serviks kanseri veya pre-kanserini, yayılma fırsatını bulamadan saptamasına ve tedavi etmesine olanak tanıyor. Test, rahim ağzı kanserine bağlı ölüm oranlarını ciddi oranda azaltmakla birlikte, taramaya erişimin sınırlı olduğu gelişmekte olan ülkelerde ölüm oranları hala yüksektir.

1949: Kanser tedavisi için onaylanan ilk kemoterapi ilacı

Kanser kemoterapisinde kulalnılmak için onaylanan ilk ilaç, 2. Dünya Savaşı'nda kimyasal savaş maddesi olarak kullanıldı.

İlerlemiş türde kan kanseri hastası olan kişilerde dikkat çekici sonuçlar gösteren klinik çalışmaların ardından, azot hardalı (hardal gazı) 1949 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı.

1950-1960lar: Sigara kullanımı kanserle ilişkilendirildi

ABD Genel Cerrahlar ve Birleşik Krallık Kraliyet Hekimleri Koleji, 1950-1960larda sigara ile, özellikle akciğer kanseri olmak üzre kanser arasındaki bağlantıyı ortaya koyan raporlar sundu. Akciğer kanseri olan kişi sayısındaki artışı azaltmak amacıyla, sigara içmeyi vazgeçirmeye yönelik tütün kontrolü ve sigara kullanımını sonlandırma kampanyaları, kısa sürede bir öncelik haline geldi.  

1960lar: Hormonlar kanser kontrolüyle ilişkilendirildi

1966 yılında, yaptığı araştırmayla prostat kanserinin hormonal tedavisinin mümkün olduğunu gösteren Charles Huggins'e Nobel Ödülü verilmiştir. Bu öncü çalışma hem prostat, hem de meme kanserine yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı.

1970ler: Bilgisayarlı Tomografi geliştirildi

Bilgisayarlı Tomografi (veya BT taraması), araştırmacıların beyin tümörü olduğu şüphelenilen bir kadında ilk insan taramasını gerçekleştirdiği 1970'li yıllarda görüldü. Bu teknoloji, vücut içindeki tümörün görüntülerinin oluşturulması için röntgen ışınlarını kullanır; böylelikle doktorların sağlıklı dokuya zarar vermeden ameliyat veya radyoterapi yoluyla doğru konumu hedeflemesine olanak tanır.

1971: Anjiyogenez keşfedildi

Anjiyogenezin tümör gelişimi ve yayılmasında rolünü ilk olarak Judah Folkman gösterdi .Bu önemli keşif, birçok yaygın ilerlemiş kanser türünün görüldüğü pek çok hastanın genel durumunu anlamlı ölçüde değiştiren anjiyogenez inhibitörlerinin geliştirilmesini sağladı.  

1975: Monoklonal antikorların temel prensiplerinin keşfedilmesi

Georges Kohler ve Cesar Milstein, günümüzde kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir biyolojik tedavi türü olan monoklonal antikorların üretimine yönelik prensiple ilgili deneyimlerini ana hatlarıyla açıklayan bir makale yayınladı.

1997: İlk hedefli kanser tedavisi onaylandı

1997 yılında, diğer tedavilere artık yanıt vermeyen bir lenfoma türüne sahip olan kişilerin tedavisi için moleküler hedefli ilk ilaç onaylandı. İlaç, monoklonal antikorlar olarak adlandırılan yeni bir ilaç sınıfındaki ilk ilaçtır (Kohler ve Milstein tarafından prensibin keşfedilmesinden 20 yıl sonra).

2003: İnsan genomunun şifresi çözüldü

2003 yılında, 13 yıllık araştırmanın bir sonucu olarak insan genomunun kodu yayınlandı. Bu devrim yaratan olay, spesifik kanserlerde genetik kusurların belirlenmesi de dahil olmak üzere, kapsamlı genetik araştırmaların önünü açtı. 2009 yılında araştırmacılar, en yaygın kanserlerden ikisi olan cilt ve akciğer kanserinin genetik kodunun tamamını çözdü.

2010: İlk kanser tedavisi aşısı onaylandı

Metastatik prostat kanserinin tedavisinde kullanılan ilk kanser tedavisi aşısı, 2010 yılında ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından onaylandı. İnsan papilloma virüsü (serviks ve boğaz) ve Hepatit B virüsünün (karaciğer) yol açtığı kanserin önlenmesine yönelik aşıların kullanımı da onaylandı.

2013: ABD'deki düzenleyici kurumlar tarafından Devrim Yaratan Tedavi Sıfatı verilen ilk ilaç

Devrim yaratan tedavi sıfatı, var olan tedavilere göre ciddi oranda iyileşme gösteren ilaçların tedavinin hastaların kullanımına daha hızlı sunulması amacıyla, ilacın yetkililerin 'hızlandırılmış' incelemesinden geçmesine olanak tanır. Bu sıfatın verildiği ilk ilaç, 2013 yılında kronik lenfositik löseminin tedavisi için onaylandı.

2014: Kanser'de DNA Analizi

NCI ve Ulusal İnsan Genom Araştırma Enstitüsü tarafından 30'dan fazla kanser türünde DNA ve diğer moleküler değişiklikleri analiz etmek için yapılan ortak bir çalışma olan The Cancer Genome Atlas (TCGA)’nın araştırmacıları, gastrik (mide) kanserinin aslında tüm dünyada farklı özelleiklere sahip dört farklı hastalık olduğunu buldular. TCGA ve diğer ilgili projelerden elde edilen bu bulgu, kanserlerin moleküler anormalliklerinin yanı sıra orjin veya doku menşei bölgelerine göre potansiyel olarak kanser için yeni bir sınıflandırma sistemi oluşturulmasına yol açabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

http://www.cancerprogress.net/timeline/major-milestones-against-cancer

WILLIAM S. HALSTED, M.D., (I894) THE RESULTS OF OPERATIONS FOR THE CURE OF CANCER OF THE BREAST PERFORMED AT THE JOHNS HOPKINS HOSPITAL FROM JUNE, I889, TO JANUARY

Luther W. Brady, M.D.,* Bizhan Micaily, M.D.," Curtis T. Miyamoto, MAD.,* Hans-Peter Heilmann, M.D.,t and PaoEo Monternaggi, M.D (25 November 1995) 'Innovations in Brachytherapy in Gynecologic Oncology', CANCER Supplement, 76(10), pp. 2143-2151 [Online]

MAURICE FREMONT-SMITH, M.D. RUTH M. GRAHAM, B.S. LOIS T. JANZEN JOE VINCENT MEIGS, M.D. (01 January 1945) 'The Vaginal Smear in the Diagnosis of Uterine Cancer', J Clin Endocrinol, 5(1), pp. 40-41 [Online]. Available at: DOI: https://doi.org/10.1210/jcem-5-1-40

Dr Luisa L Villa, PhD (07 April 2005) 'Prophylactic quadrivalent human papillomavirus (types 6, 11, 16, and 18) L1 virus-like particle vaccine in young women: a randomised double-blind placebo-controlled multicentre phase II efficacy trial', The Lancet Oncology, 6(5), pp. 271-278 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/S1470-2045(05)70101-7

Sir RONALD BODLEY SCOTT (1970) 'Cancer Chemotherapy-The First Twenty-five Years', British Medical Journal, 4, pp. 259-265

Adam J. Bass (11 September 2014) 'Comprehensive molecular characterization of gastric adenocarcinoma', nature, 513, pp. 202–209 doi:10.1038/nature13480

Mamografiye Uyumsuzluk Sebepleri İncelendi

15 Mart 2017

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser tipidir ve özellikle yaşı 35’in üzerinde olan tüm kadınlar bu erken tanı konusunda duyarlı olmalı ve bilinçlendirilmelidir. Mamografi, meme kanserinin erken teşhisinde kullanılabilecek en önemli görüntüleme yöntemidir. Mamografi ile elde edilen görüntüler yardımıyla, memede elle muayene ile saptanamayacak kadar küçük değişiklikler bile erkenden saptanabilir.

Meme kanseri erken tanısında çok önemli bir araç olan mamografinin kullanılmasında ise bazı hasta uyumu problemleri görülebilmektedir. Bu amaçla Brezilya’da bulunan Boa Vista merkezli bir çalışma ile mamografi kullanımının yaygınlığı ve uyumsuzluğa bağlı faktörleri değerlendirmek amaçlandı.

Hane halkı araştırmasına dayalı, kesitsel bir çalışma olan bu kantitatif analiz Haziran ile Ağustos 2013 arasında, önceden test edilmiş bir formla yüzyüze görüşme yapılarak gerçekleştirildi. Hedef nüfus 40-69 yaş arasındaki kadınlardı. Örneklem boyutu hedefi 240 katılımcıydı ve örnekleme yöntemi rasgele küme örneklemiydi. Çalışma, Roraima Federal Üniversitesi'nin Kurumsal Değerlendirme Kurulu tarafından onaylandı.

Çalışmaya 241 kadın dahil edildi. Bu çalışma grubunda son iki yılda mamografi kullanımının yaygınlığı %55.6 (95CI 49.1-61.9) olarak hesaplandı. Tek değişkenli analizde, mamografiye uyulmamasının risk faktörleri araştırıldı. Buna göre eğitim düzeyi düşük, aile geliri üç asgari ücretin altında, devlet yardımı alan, doktora danışmayan ve sağlık sigortası olmayanlarda risk mevcuttu. Çok değişkenli analizde, düşük eğitim seviyesi ve devlet yardımı almak risk faktörleri olarak belirlendi. Tıbbi danışma ya da sağlık görevlisi ziyareti koruyucu faktörlerdi.

Bu çalışmada elde edilen veriler ışığında Boa Vista, Roraima'da mamografiye uyum yetersizdi ve ağırlıklı olarak fırsatçı bir karaktere sahipti. Düşük eğitim düzeyi, mamografi uyumsuzluğunda bağımsız bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Hükümet yardımı alan bir aileye ait olmak, meme kanseri kontrol programlarına erişimi artırmak için ailelerin ve / veya devlet müdahalesinin bulunmadığı bölgelere umut olarak yorumlanabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

Souza CI et al. Factors related to non-adherence to mammography in a city of the Brazilian Amazonian area: A population-based study. Rev Assoc Med Bras (1992). 2017 Jan 1;63(1):35-42. doi: 10.1590/1806-9282.63.01.35.

Genç ve Genç Yetişkin 5 yıllık Sağ Kalımlı Kanser Hastaları Arasında Kardiyak Mortalite Riski

02 Ocak 2017

Hayatta kalan genç ve genç yetişkin kanser hastaları ile ilgili yeterince çalışma olmadığı herkes tarafından kabul gören bir durumdur. Bu konuda bugüne kadar yapılmış araştırmaların çoğu yetişkinlik ya da çocukluk çağının spesifik kanserlerine odaklanmıştır. Bu kişilerin uzun dönem advers sağlık riskleri, özellikle de kardiyotoksik tedavilerin kullanıldığı diğer kanser popülasyonlarında kardiyak hastalıklardaki artış ile ilgili çok az şey bilinmektedir.

İngiltere’den bir grup araştırmacı genç ve genç yetişkin 5 yıllık sağ kalımlı kanser hastaları arasında uzun dönem kardiyak mortalite riskini araştıran bir çalışma yaptılar. Bu büyük ölçekli popülasyon tabanlı çalışmaya 15-39 yaşları arasında, 1971-2006 yılları arasında tanı almış, 5 yıllık sağ kalıma sahip, 200,945 kişilik hasta grubunu dahil ettiler. Çalışmaya beyin ya da mesane tümörü dışında malign tümör tanılı bireyler dahil edildi. Standardize mortalite oranları, mutlak exess riskleri ve kümülatif riskleri hesapladılar. 

Araştırmacılar 200,945 kişiden 2,016 kişinin kardiyak hastalıklar nedeniyle öldüğünü gördüler. Tüm kanser tipleri toplandığında, tüm kardiyak hastalık toplamı için standardize mortalite oranlarının 15-19 yaş arasında tanı alan bireylerde daha fazla olduğunu, 35-39 yaş arasındaki bireyler için ise 1,2 daha az olduğunu buldular. Benzer patern iskemik kalp hastalıkları, kalp kapak hastalıkları ve kardiyomiyopatiler için hem standardize mortalite oranları hem de mutlak artmış riskler için de gözlendi. Genel popülasyondan beklenene göre Hodgkin lenfoma sağ kalanlarında 3,8, akut miyeloid lösemi sağ kalanlarında 2,7, mesane kanseri dışında genitoüriner kanser sağ kalanlarında 2, non-Hodgkin lenfoma sağ kalanlarında 1,7, akciğer kanseri sağ kalanlarında 1,7, akut miyeloid dışında lösemi sağ kalanlarında 1,6, santral sinir sistemi tümörleri sağ kalanlarında 1,4, servikal kanser sağ kalanlarında 1,3 ve meme kanseri sağ kalanlarında 1,2 kat daha fazla kardiyak ölüm sayısına rastladılar. 60 yaşın üzerindeki Hodgkin lenfoma sağ kalanları arasında toplam artmış ölüm sayısının neredeyse %30’u kalp hastalıkları nedeniyleydi. Araştırmacılar çalışma sonuçlarına baktıklarında kanser tanısının konulduğu yaşın sonrasında kardiyak nedenlerle gelişebilecek mortalite riskine karar vermede oldukça kritik olduğu sonucuna vardılar. Yaptıkları çalışma ile ilk kez uzun dönem izlemle geniş popülasyon tabanlı bir hasta grubundan 15-39 yaşları arasında kanser tanısı almış bireylerde sonrasında kardiyak ölüm riskinin hesaplandığını belirterek elde edilen verilerin kanıt tabanlı izlem kılavuzları geliştirilmesinde başlangıç temeli sağladığının altını çizdiler.

Literatür talep et

Referanslar :

Henson et al. Cardiac Mortality Among 200 000 Five-Year Survivors of Cancer Diagnosed at 15 to 39 Years of Age The Teenage and Young Adult Cancer Survivor Study, Circulation 2016;134:1519–1531

İlk 3D Meme Bezi Modeli Geliştirildi

02 Ocak 2017

Cardiff Üniversitesi'nden ve Monash Biyolojik Araştırma Bulma Enstitüsü'nden bir grup araştırmacı, meme kanseri mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına yol açacak üç boyutlu bir meme bezi modeli yaratmayı başardı.

Bilim insanları büyüme faktörlerinden oluşan bir kokteyl kullanarak fare meme hücrelerini üç boyutlu meme dokusuna dönüştürebildiler.

"Organoid" olarak bilinen model, gerçek bir meme bezinin yapısını ve fonksiyonunu taklit ediyor. Bu, araştırmacıların meme dokusunun nasıl geliştiğine dair anlayışlarını artırmalarını ve hastalık ve ilaç taraması için aktif bir model oluşmasını sağlayacak.

Araştırmacılar, bu canlı benzeri meme bezlerini nasıl büyüteceğini belirlemenin yanı sıra, bir laboratuarda ilk defa geliştirdikleri bu deneyimleri devam ettirmek için kültürde onları nasıl sürdüreceklerini de keşfettiler.

Cardiff Üniversitesi Biosciences Yüksek Okulu'ndan Profesör Trevor Dale, bu araştırmanın önemini şöyle anlatıyor: "Meme dokularının hormonlar gibi harici uyarılara nasıl tepki verdiğini henüz bilmiyoruz. Meme kanserinin arkasında yatan mekanizmalara tam olarak baş etmek için önce sağlıklı meme dokusunun nasıl geliştiğini anlamalıyız. Dolayısıyla, meme bezinin asıl mimarisi ile normal bir meme modelinin geliştirilmesi uzun zamandır kanser araştırmacıları için 'Kutsal Kase' olmuştur. "

Monash Biyotıp Bulma Enstitüsü'nden Dr. Thierry Jarde, "Bu model memenin nasıl geliştiğinin temel biyolojisini, hormonların işleyişi, genetik etkileri nelerdir gibi sorulara yanıtlar vermemizi sağlayabilir. Yani bu modelin kullanılmasını umuyoruz. Etkili bir ilaç taramasını gerçekleştirmek için meme kanseri modelleriyle birlikte kullanılmasını bekliyoruz " diye belirtti.

Literatür talep et

Referanslar :

Jarde T. et al. Wnt and Neuregulin1/ErbB signalling extends 3D culture of hormone responsive mammary organoids. Nature Communications, doi:10.1038/ncomms13207, published online 26 October 2016.

Meme Kanserinde D Vitamini Eksikliği Sağkalımı Etkiliyor

28 Aralık 2016

Geçmişte yapılan araştırmalarda, D vitamininin kanser tedavisinde faydalı olabileceği öne sürülmüştür. Bazı çalışmalar, D vitamininin aktif metabolitinin (kalsitriol olarak da bilinir) anti kanser etkisi olabileceğini gösterdi. Farelerde kalsitriolun uygulanmasının kanser hücrelerinin çoğalmasını ve büyümesini durdurduğu, tümör kan damarı oluşumunu azalttığı ve hücre ölümünü uyardığı gösterildi.

Kanıtlamak için henüz yeterli sayıda klinik çalışma bulunmamasına rağmen, bazı klinik ve klinik öncesi çalışmalar, vitamin D eksikliğinden kaçınma ve D vitamini takviyelerini alarak, halihazırda teşhis konmuş hastalarda kanseri önlemenin ve prognozu iyileştirmenin maliyet etkili ve güvenli bir yolu olabileceğini göstermektedir.

New York'ta Buffalo'daki Roswell Park Kanser Enstitüsü'nden Dr. Song Yao'nun liderliğini yaptığı yeni bir araştırma meme kanseri tanısı alan 1.666 kadından elde edilen verileri analiz etti. Hastalar, 2006 yılında Kaiser Permanente Northern California'da kurulan meme kanseri ölümlerinden oluşan bir kohort araştırması olan Pathways çalışmasına katıldılar.

Araştırmacılar, teşhis anında D vitamini biyobelirteç 25-hidroksivitamin D (25OHD) seviyelerine baktılar ve onları sağkalımla ilişkilendirdiler. Takip edilen hastaların ortalama yaşı 58.7 idi. Genel olarak, hastaların yarısında D vitamini eksikliği vardı ve üçte birinden fazlası vitamin D seviyesi yetersiz kaldı.

Araştırmacılar, ileri evre tümörlü kadınlarda D vitamini seviyesinin düşük olduğunu buldular. En düşük düzeyler üçlü negatif kanserli premenopozal kadınlarda görüldü. 25OHD düzeyleri, hastalık progresyonu  ve ölüm oranları ile ters orantılıydı. Daha düşük 25OHD seviyeleri daha yüksek tümör evresi ve derece ile ilişkiliydi ve en yüksek 25OHD seviyesine sahip kadınlar genel olarak daha yüksek sağkalım oranlarına sahipti.

Yazarlar, D vitamini seviyesinin meme kanseri hastalarına özgü olmaktan ziyade kişinin sağlığının daha genel bir göstergesi olma ihtimaline karşı dikkat çekiyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

Yao S. et al. Association of Serum Level of Vitamin D at Diagnosis With Breast Cancer Survival A Case-Cohort Analysis in the Pathways Study. JAMA Oncol. Published online November 10, 2016. doi:10.1001/jamaoncol.2016.4188

Kanser Hastalarının Takibinde Hasta Tercihleri Araştırıldı

06 Aralık 2016

Kanser tanısı aldıktan sonra çeşitli tedavilerle kanseri yenen hastalarda uzun dönem takip ile kanserin nüksetmemesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Günümüzde bu takipte uzman hekimler önemli bir rol oynamaktadır. Ancak İskoç araştırmacılara göre bu yöntem hem pahalı, hem de polikliniklerin yoğunluğu sebebiyle hasta beklentilerini karşılayamamaktadır.

Hastaların beklentilerinin ne olduğunu tanımlamayı hedefleyen araştırmacılar melanom, meme kanseri, prostat kanseri ve kolon kanseri tanısı alıp kanseri yenen toplam 1201 hastaya anket uyguladılar. Takip döneminde ne gibi beklentileri olduğu ve nelerden feragat edebilecekleri hastalara soruldu.

Anketin gönderildiği hastaların 668’i (%56.6) (132 melanoma, 213 meme kanseri, 158 prostat kanseri, 165 kolorektal kanser) anketi yanıtladı. Sonuçlara göre kanser hastaları takip randevularında konsültan hekimle birebir görüşmeyi tercih ediyorlar. Ancak bu takipte birebir görüşmeler ve diyetleri hakkında ayrıntılı bilgilendirmenin artması halinde konsültan hemşire, kayıt elemanı ya da pratisyen hekimlerle görüşmeyi de kabul ediyorlar.

Hastalar randevu sürelerinin daha uzun olmasını isterlerken telefon ya da web tabanlı ve grup içi randevulara ise sıcak bakmadılar. Kolorektal kanser ve melanomu yenmiş olan hastalar takip randevuları için tüm alternatifleri kabul ederken, meme kanseri hastaları konsültan hemşire ve kayıt elemanını tercih ederken prostat kanseri hastaları ise pratisyen hekimi tercih ediyorlar.

İskoç araştırmacılar bu sonuçlar dahilinde takip randevularında alternatif yöntemler kullanılarak masrafların azaltılabileceğini düşünüyorlar.

Literatür talep et

Referanslar :

Murchie Pet al. Determining cancer survivors' preferences to inform new models of follow-up care. Br J Cancer. 2016 Nov 1. doi: 10.1038/bjc.2016.352.

Yarım Saniyede Meme Kanseri Tanısı

29 Kasım 2016

Günümüzde meme kanseri taramasında sıklıkla mamografi kullanılıyor ve rutin mamografi testleri kadınlara öneriliyor. Klinik ortamında radyologlar bu mamogramları oldukça dikkatli inceleyerek ve hatta bilgisayar yazılımlarından destek alarak anormal bulguları ayırt etmeye çalışırlar. Ancak radyolog tecrübe kazandıkça mamogramda bir anormallik olduğunu anlaması çok kısa sürede mümkün olabilmektedir.

ABD merkezli yapılan bir çalışma bu sürenin ne kadar kısa olduğunu bizlere gösterdi. Oldukça ilginç bir şekilde tecrübeli radyologların anormal mamogramları normal mamogramlardan ayırt etmesinin göz açıp kapatıncaya kadar kısa sürede mümkün olabileceği görüldü. İşin uzmanı olmayan yani tecrübesi az olanlarda ise böyle birşey mümkün olamıyor.

Araştırmacılar bu çalışmada ayrıca meme dokusu simetrisi, meme yoğunluğu, görüntü büyüklüğü, çözünürlük ve diğer karakteristiklerin radyologların başarı oranları üzerindeki etkisini de incelediler. Buna göre meme dokusu simetrisi ve meme yoğunluğunun herhangi bir etkisi olmazken meme dokusunun daha iyi görüntülenmesini sağlayan ayrıntılar bu başarıya etki ediyor.

Çalışmadaki diğer bir ilginç bulgu ise anormal mamogramda direkt olarak kanseröz doku görülmemesi durumu veya görüntünün kontrlateral memeden alınması durumunda bile tecrübeli radyologlar bir anormallik olduğunu farkedebildiler. Bu da onların hastalara daha erken tanı imkanı sağlayabileceğini gösteriyor.

Bu çalışma sonucuna göre araştırmacılar meme kanseri erken tanısı için tecrübeli radyologların yardımıyla bilgisayarlı sistemler geliştirilebilir ve medikal eğitimler daha üst seviyeye çekilebilir önerisinde bulundular. Dermatolog ve patolog gibi diğer medikal görüntüleme uzmanlarının da analog sinyalleri ne kadar kullandıklarının araştırılması da yardımcı olabilir.

Literatür talep et

Referanslar :

Evans KK. et al. A half-second glimpse often lets radiologists identify breast cancer cases even when viewing the mammogram of the opposite breast. Proceedings of the National Academy of Sciences, 2016; 201606187 DOI: 10.1073/pnas.1606187113

Meme Kanseri Tanısında Meme Yoğunluğunun Önemi

24 Kasım 2016

Meme yoğunluğu arttıkça memedeki yağsız doku artarken yağlı doku ise azalır ve daha fazla bez dokusu oluşur. 40-74 yaş arası kadınlara baktığımız zaman da yaklaşık %8’inde oldukça yoğun bir meme dokusu olduğu görülüyor. Düşük yoğunluklu memeye sahip kadınlara göre bu kadınlarda meme kanseri gelişme riskinin 4 ile 6 kat arasında artış gösterdiği biliniyor.

Avustralya merkezli yapılan bir çalışma ile mamografi taramalarında yüksek yoğunluklu meme dokusuna sahip olmanın oluşturduğu tanısal dezavantaj ortaya serildi. Bir çok kadın artmış meme kanseri riskine rağmen meme yoğunluklarının yüksek olup olmadığını bilmiyor. Bu yüzden Avustralyalı INFORMD grubuna göre kadınları meme yoğunluğu hakkında bilgilendirmek kendi sağlıkları açısından doğru kararları vermeleri açısından oldukça kritik.

Mamografide bakıldığı zaman yoğun meme dokusu beyaz ve parlak alanlar olarak görülür. Ne yazık ki meme tümörleri de mamogramda aynı şekilde görülmektedir. Bu sebeple günümüzdeki mamografi teknolojisiyle tümör dokusu ile yoğun meme dokusunun karışması ve kanser tanısının atlanması mümkün olabilmektedir.

INFORMD grubunun önerilerine göre kadınlar meme dokularına alışık olmalı ve kendi kendilerine muayeneyi iyi bilmeliler. Meme dokularında oluşan değişiklikleri de en kısa sürede aile hekimlerine bildirmeliler. Bunun yanı sıra bir mamografi çektirerek meme dokusu yoğunluklarını değerlendirebilecekleri belirtiliyor.

Meme kanseri taramasında mamografinin altın standart olduğu tekrar hatırlatılırken düzenli olarak mamografi taramalarının atlanmaması gerektiğinin altı çiziliyor. Mamografiye ek olarak gerek duyulması halinde ultrason veya MRG gibi görüntüleme yöntemlerinin de doktor tavsiyesi üzerine kullanılabileceği hatırlatılmış. Ancak bu yöntemlerin maliyetli olabileceği ve yanlış pozitif sonuçlara yol açabileceği de belirtilmiş.

Literatür talep et

Referanslar :

University of Adelaide. "Breast density matters in detection of breast cancer." ScienceDaily. ScienceDaily, 4 October 2016. .

Tüp Bebek Tedavisi Meme Kanseri Riskini Arttırır mı?

10 Ekim 2016

Yıllardır kadınlarda en yaygın görülen malignite sebebi meme kanseridir. Hem vücut içindeki hem de dışarıdan alınan östrojen ve progesteronun meme kanseri riski oluşturduğu gösterilmiştir. İn vitro fertilizasyon (IVF) yönteminde de östradiol ve progesteron seviyelerinde bir düşme ve hormon düzeylerinde güçlü bir artış meydana gelir. Bu sebeple IVF’nin meme kanseri riski oluşturabileceği düşünülmekteydi.

Meme kanserinin yaygınlığı ve IVF için over stimülasyonu tedavisi alan kadınların sayısı düşünüldüğünde meme kanseri oluşumu üzerinde en ufak bir risk artışının bile anlamlı olabileceği görülüyor. Şimdiye kadar yapılmış çalışmalarda yeterli takip süresine ulaşılmadığı için anlamlı bir veri oluşmamıştı.

Amsterdam’daki Hollanda Kanser Enstitüsü’nde görevli olan araştırmacılar 1983-1985 yılları arasında IVF tedavisi alan 19.158 kadın (IVF grubu) ve 1980-1985 arasında diğer fertilite tedavileri uygulanan 5.950 kadın (IVF olmayan grup) hastayı uzun süre takip ederek meme kanseri riski açısından kıyasladılar. Hastalar ortalama 21 yıl boyunca takip edildiler.

Takip süresinin sonuna gelindiği zaman IVF grubunun ortalama yaşı 54 ve IVF olmayan grubun ortalama yaşı ise 55 olarak hesaplandı. Fertilite tedavisi almış hastalardaki invaziv ve in situ meme kanseri insidansı Hollanda Kanser Veritabanı ile ilişkilendirilerek toplandı.

Toplam 25.108 hasta arasında (başlangıçtaki ortalama yaş 33 ve ortalama IVF siklusu 3,6) 21 yıllık takip süresinin sonunda 839 invaziv ve 109 in situ meme kanseri oluştuğu tespit edildi. Gruplar arasında kıyaslama yapıldığında ise IVF tedavisi alan kadınlardaki meme kanseri oluşum riskinin diğer gruptan veya toplam hasta grubundan farklı olmadığı görüldü. IVF grubu için 55 yaşındaki kümülatif insidans %3 iken IVF olmayan grup için de bu oran %2,9’du.

Alt grup analizinde de riskin  fertilite ilaçlarına veya fertilite öncesi tanıya bağlı herhangi bir değişiklik göstermediği görüldü. 7 veya daha fazla IVF siklusu alan kadınlardaki riskin ise 1 ya da 2 siklus alanlara göre daha düşük olduğu tespit edildi. İlk IVF siklusuna kötü yanıt alındığında da riskin düştüğü görüldü.

Araştırmacılara göre bu uzun takip süreli çalışma sayesinde IVF tedavilerinin uzun dönemde meme kanseri oluşum riskini arttırmadığını söylemek mümkün.

Literatür talep et

Referanslar :

 van den Belt-Dusebout AW et al. Ovarian Stimulation for In Vitro Fertilization and Long-term Risk of Breast Cancer. JAMA. 2016 Jul 19;316(3):300-12. doi: 10.1001/jama.2016.9389.

Babası Obez Olanlarda Meme Kanseri Riski Artıyor

26 Temmuz 2016

Geçmişte yapılan birçok çalışma ile annenin hamilelik sırasındaki yeme içme alışkanlıkları ve almış olduğu kilolar ile kızlarındaki meme kanseri gelişim riskinin artmış olduğu gösterilmişti. Bilindiği üzere gen alterasyonları ile meme kanseri oluşum riski artmakta ve bu değişiklikler %5-10 oranında kalıtımsal geçişe sahip olabilmektedir. Ancak şimdiye kadar yapılan çalışmalarda babadaki özelliklerin bu riski arttırıp arttırmadığı araştırılmamıştı.

Washington’daki Georgetown Lombardi Kanser Merkezi’nde çalışmakta olan araştırmacılar bir fare modeli ile normal kiloya sahip baba ve obez babanın kızları üzerindeki meme kanseri gelişimi üzerinde genetik bir etkisi olup olmadığını araştırdılar. Araştırmacılar yavrulardaki meme dokusu ve meme kanseri oranlarını incelediler.

Normal ağırlıklı babaların yavrularına oranla obez babaların yavrularında meme dokusu gelişiminin geciktiği ve meme kanseri oluşum riskinde bir artış olduğu tespit edildi. Obez babaların spermlerini inceleyen araştırma ekibi değişmiş bir mikro RNA (miRNA) izine rastladılar ve bu genin yavruların meme dokusunda da bulunduğu tespit edildi.

Sonuç olarak araştırmacılar miRNA aracılığıyla epigenetik alterasyonların obez babalardan kız çocuklarına geçtiğini tespit ettiler. Çalışmanın baş araştırmacısına göre babanın kilosunun, kız çocuğun bebeklik ve çocukluktaki kilosuyla beraber yaşamının ilerleyen yıllarında meme kanseri geliştirme riskini de etkileyebileceği hayvan modellemesi ile gösterilmiş oldu.

Araştırma ekibinin sıradaki hedefi bu sonuçların insanlar için de geçerli olup olmadığını araştırmak. İnsanlar üzerinde de bu fenomen kanıtlanana dek araştırmacıların potansiyel anne ve babalara önerisi dengeli beslenip sağlıklı kalmaları.

Literatür talep et

Referanslar :

 Fontelles CC et al. Paternal overweight is associated with increased breast cancer risk in daughters in a mouse model. Sci Rep. 2016 Jun 24;6:28602. doi: 10.1038/srep28602.

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image