Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Yeni tanı Kolorektal Kanserinde, DNA Hatalı Eşleşme Tamir Proteinlerinin Analizi Neden Önem Kazanıyor?

25 Şubat 2019

Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından yapılan son tahminler, her yıl yeni tanı alan tüm kanserlerin yaklaşık % 8'ini kolorektal kanserin (KRK) oluşturduğunu ve bu kanserin dördüncü önde gelen kanser ölüm nedeni olduğunu göstermektedir.1

Lynch sendromu ilk olarak KRK hastalarında tanımlanmıştır. Bu hastalarda yapılan tanımlamada ise bozukluğun "Herediter Non-Polipozis Kolorektal Kanseri” olarak tanımlandığı görülmektedir. Lynch sendromu, DNA hatalı eşleşme onarımı (MMR: Mismatch Repair) genlerindeki germline mutasyonlarının neden olduğu otozomal dominant geçişli genetik bir durumdur. KRK ve endometriyal kanserlere bakıldığı zaman, tüm tümörlerin %3-5'i MMR genlerinde germ hattı mutasyonları ile ilişkilidir ve bu da MMR proteinlerinin kaybı ve mikrosatellit kararsızlığı ile sonuçlanır.

Lynch Sendromu İçin Tarama Öneriliyor

Mevcut test kılavuzlarına göre tüm KRK’li hastaların Lynch sendromu için taranması gerektiği önerilmektedir. Bu sayede, daha fazla genetik test ve danışmanlıktan yararlanacak hasta ve aileleri tanımlamak mümkün olabilecektir.2

İmmünohistokimya testi sayesinde, KRK’lerin MMR durumu belirlenebilir ve bu test aracılığıyla MMR proteini için Intakt veya Loss olarak bir ifade belirlemek mümkün olabilir (MLH1, PMS2, MSH2 ve MSH6). Kapsamlı Ventana BRAF V600E (VE1) antikorunun teste dahil edilmesi, MLH1 ekspresyonu yokluğunda sporadik KRK'nin tanımlanmasına yardımcı olarak, Lynch sendromu için ek test alan hastaların sayısını iyileştirmeye yardımcı olmaktadır.3

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

1.The VENTANA MMR IHC Panel: Concordance with Next Generation Sequencing Leigh A. Henricksen1 , Joel Yambert1 , June Clements1 , Shalini Singh1 , Alyssa Jordan1 , Steven P. Stratton1 , Colin C. Pritchard2 , Eric Q. Konnick

2.NCCN Clinical Practice Guidelines in Oncology. Genetic/Familial High-Risk Assessment: Colorectal. Version 1.2018. NCCN.org.

3.Roth, R. M. et al. A modified Lynch syndrome screening algorithm in colon cancer: BRAF immunohistochemistry is efficacious and cost beneficial. Am. J. Clin. Pathol. 143, 336–343 (2015).

FDA ve Flatiron Anlaştı

07 Kasım 2019

Amerikan Klinik Onkoloji Derneği'nin (ASCO) geçen yılki yıllık toplantısında, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), tedavi stratejisini yönlendirmek için kullanılan hassas onkoloji ilaçlarının güvenliliği ve etkinliği hakkında daha fazla bilgi edinmek için gerçek dünyadaki hasta verilerini kullanma yollarını ve bu yöntemlerin tanı sistemlerine ne ölçüde uygulandığını programda öne çıkardı.

Üç yıl önce FDA, geleneksel klinik çalışma ortamı dışındaki kaynaklardan elde edilen gerçek dünya verilerinin kanser tedavilerinin güvenliliği ve etkinliği konusunda kanıt toplamak için nasıl kullanılabileceğini araştırmak için sağlık teknolojisi şirketi Flatiron Health ile bir ortaklık kurdu.

Flatiron ile FDA ortaklığı, araştırma ve gerçek dünyadaki uygulamalardaki farklılıklar hakkında daha iyi bir görüş kazanmayı ve ilaçların piyasaya girdikten sonra güvenlik ve etkinlikleri üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. FDA, Flatiron'un 200'den fazla ABD kanser merkezinde tedavi gören 30.000 hastanın tanımlanmış elektronik sağlık kayıtlarını Foundation Medicine tarafından yapılan genetik testlerin sonuçları ile ilişkilendirdiği, kliniko-genomik veri tabanındaki verilerden faydalanmaktadır.

Veritabanı Yeni İmkanlara Olanak Sağlıyor

Daha önce FDA ve Flatiron, küçük hücreli dışı akciğer kanserinde immünoterapinin benimsenmesini ve PD-L1 testinin kullanılmasını takip etmek için gerçek dünya verilerinin kullanımını tartışmışlardır. Kurum yetkilileri, uygulamalarda farklılıklar ve uyum sağlama hızı farkları olduğuna dikkat çekerek genel olarak, nivolumab ve pembrolizumabın 2015 yılında NSCLC'de onay almalarından bu yana, bu immünoterapilerin hızlı bir şekilde benimsendiği belirttiler.

Yakın zamanda yayınlanan bir makalede FDA, Flatiron ve Foundation Medicine'dan uzmanlar, Flatiron'un veritabanının geliştirilmesini tarif etmiş ve havuzdan toplanabilecek öğrenme türlerinden bazı örnekler sağlamışlardır. Örneğin uzmanlar, tümör tipleri arasında yüksek mikro uydu kararsızlığı oranını araştırmak için veri tabanını sorgulayabilmekteydiler.

Geçtiğimiz yıllarda FDA ilk kez, yüksek mikrosatellit instabilitesi (MSI) veya yanlış eşleşme onarım eksikliği ile karakterize gelişmiş katı tümörlere sahip hastalar için pembrolizumabı onayladığında, bir ilaç için doku agnostik bir göstergeyi onaylamış oldu. Bu süreçteki hızlandırılmış onay, yüksek MSI veya uyumsuzluk onarımı eksikliği ile karakterize 15 tip solid tümörü olan 149 hastayı kapsayan beş tek kollu çalışmadan elde edilen verilere dayandırılmıştı.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Turna Ray At ASCO, FDA Discusses Use of Real-World Data Drawn From Flatiron Health's Clinico-Genomics Database Genomeweb Jun 04,2018

Kanser Hastalarında Antidepresanlar Sağkalımı Nasıl Etkiliyor?

04 Kasım 2019

Depresyon ve anksiyete kanserde sık görülür ve bu hastalarda antidepresanlar etkili bir tedavi olarak kabul edilir. Öte yandan kanser hastalarındaki antidepresan bağlılığı ile mortalite arasındaki ilişki belirsizdir. Bu alanda yapılan yeni çalışma, kanserli hastaların populasyonlu bir kohortunda antidepresana bağlılık ile tüm nedenlere bağlı ölüm arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladı.

Çalışma kapsamında en az bir kez antidepresan alan kanserli 42.075 hastayı içeren 4 yıllık bir tarihsel kohort çalışması yapıldı. antidepresana bağlılık, uyumsuzluk (<% 20), zayıf (% 20-50), orta (% 50-80) ve iyi (>% 80) bağlılık olarak kategorize edildi. Bunlara ek olarak mortaliteyi etkileyebilecek demografik ve klinik değişkenler için düzeltilmiş çok değişkenli sağkalım analizleri yapıldı.

1.051.489 kişi-risk takibinde mortalite için düzeltilmiş tehlike oranları ilaç kullanmayan gruba kıyasla düşük, orta ve iyi bağlılık gruplarında sırasılya sırasıyla 0.89 (% 95 güven aralığı [CI]: 0.83-0.95), 0.77 (% 95 CI: 0.66-0.72) ve 0.80 (% 95 CI: 0.76-0.85) idi. Tüm örneklemin ve depresyonlu bir alt grubun analizi, kanser alt tipleri için, meme, kolon, akciğer ve prostat kanserleri için benzer örgüleri ortaya çıkardı. Fakat melanom hastaları için durum farklıydı. Erken değişkenliğin çok değişkenli tahmin edicileri arasında erkek cinsiyet (HR 1.48 [% 95 CI: 1.42-1.55]), mevcut / geçmiş sigara içme durumu (HR 1.1, [% 95 CI: 1.04-1.15]; P <.0001), düşük sosyoekonomik durum ve daha fazla fiziksel komorbidite (HR 1.1, [95% CI: 1.03-1.17]; P <.0001) vardı.

Antidepresan ve Sağkalım İlişkisini Gösteren İlk Çalışma

Araştırmacılar bu çalışmanın, antidepresan ile daha yüksek bağlılığın kanser hastalarının ülke çapında geniş bir kohortunda tüm nedenlere bağlı ölümlerin azalması ile ilişkili olduğunu gösteren ilk çalışma olduğunu belirttiler. Verilerinin, kanser hastaları arasında antidepresana bağlılığı cesaretlendirmek için acil ihtiyaçlara katkıda bulunduğunu söylediler. Öte yandan bu çalışma antidepresan tedavisine uyumu takip ederken, anti-kanser tedavisine uyumu takip etmiyordu. Yine de araştırmacılar depresyon tedavisi ile uyumlu olan kişilerin tüm tedavilerle daha uyumlu oldukları olabileceğinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirttiler. Ek olarak, çalışmada antidepresanların ne için reçete edildiğine veya hastanın antidepresanlara ihtiyaç duyup duymadığına veya tedaviye nasıl cevap verdiğine dair hiçbir ayrıntı yoktu.  Araştırmacılar ölçemedikleri depresyonun ciddiyeti hakkında daha fazla bilgi edinmek istediklerini belirttiler. Bu durum da çalışmanın bir sınırlamalarından biriydi. Uzmanlar daha uzun süre yaşayan insanların yalnızca antidepresan ilaçları aldıklarını değil, aynı zamanda depresyonlarının da iyileştiği gösterilse sonuçların daha ikna edici olacağına dikkat çektiler.

Makalede, yazarlar çalışmanın sınırlamalarından birinin zihinsel sağlık teşhisine ilişkin veri eksikliği olduğunu kabul etmişlerdi. Ayrıca, sağkalım oranını azaltan bilinmeyen faktörlerin, uyumlu olmayan hastalarda daha yaygın olabileceğini de bu sınırlamalara eklediler. Araştırmacılar neoplazmanın derecelendirilmesi ve evrelendirilmesi gibi ölçülmemiş değişkenler nedeniyle hala eşlik edici faktörlerin olabileceğinin de akılda tutulması gerektiğini söylediler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Shoval G et al. Adherence to antidepressant medications is associated with reduced premature mortality in patients with cancer: A nationwide cohort study. Depress Anxiety. 2019 Jul 22.

Erken Başlangıçlı Kolorektal Kanserde Benzersiz Alt Gruplar

30 Ekim 2019

Erken başlayan kolorektal kanser (KRK), 50 yaşın üzerindeki yetişkinlerde standart KRK'den klinik ve genetik olarak farklı olmasına rağmen, dört ayrı kohorttan 36.000'den fazla hastanın retrospektif bir incelemesi, bu genç hastalar arasında benzersiz alt gruplar olduğunu göstermektedir. Yazarlar, yaşları 18 ila 29 arasında olan KRK hastalarının yanı sıra, enflamatuar barsak hastalığı (IBD) gibi tıbbi durumları önceden belirlenmiş olan hastalar için özel bir dikkatin ve daha fazla araştırmanın gerekli olduğunu söylüyor.

Houston'daki Teksas Üniversitesi MD Anderson Kanser Merkezi'ndeki Gastrointestinal Tıbbi Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Jonathan Loree "Onkologların, gençlerde kolorektal kanser insidansının artmakta olduğunun farkında olmaları ve bu genç hastalarda, farklı şekilde tedavi edilmesi gerekebilecek benzersiz alt gruplar bulunduğunu anlamaları gerekiyor. Erken başlayan kolorektal kanserler arasında farklı biyolojiklerin tanımlanmasının, bu hastalar için daha fazla kişiselleştirilmiş bakıma yol açacağını ve gelecekteki araştırma çabalarının yönlendirilmesine yardımcı olacağını umuyoruz." dedi.

Geleneksel Risk Faktörleri Genç Hastalarda Geçerli Değil

MD Anderson'daki GI Tıbbi Onkoloji Bölümü'nden çalışmanın bir diğer yazarı Scott Kopetz, "Doktorlar, kolorektal kanser için geleneksel risk faktörlerinin erken başlangıçlı hastalıklarda geçerli görünmediğini kabul etmelidir" dedi. Erken başlangıçlı KRK'nin rektumda ve inen kolonda bulunma ihtimalinin daha yüksek olduğunu, Hispanik kökenli hastalarda daha sık olduğunu ve aile öyküsü olmayan hastalarda sık tanı konduğunu belirtti. Kopetz, "Çalışmamız, bu kanserlerin biyolojisinin standart KRK'den farklı olduğunu ve belki de bu hastalarda gördüğümüz en kötü sonuçlarla ilişkili olduğunu göstermektedir." dedi.

Çalışma, 50 yaş ve üstü KRK'li hastalarla karşılaştırıldığında, erken başlangıçlı hastalığı olan hastaların;

  • senkronize metastatik hastalığa (P = 0.009),
  • mikrosatellit kararsızlığına (P = 0.038) ve
  • distalde primer tümörlere (P < 0.0001)

sahip olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösterdi. Ayrıca BRAF V600 mutasyonlarına sahip olma olasılıkları daha düşüktü (P < 0.001).

Çalışmada aynı zamanda konsensus moleküler alt tipleri (CMS) ile ilgili ayrımlar yapıldı. Araştırma, CMS1'in en yaygın alt tip olduğunu ve CMS2 prevalansının yaş grupları arasında nispeten stabil olduğunu ortaya koydu. Erken başlangıçlı hastalıkta CMS3 ve CMS4 nadirdi. 30 yaştan küçük hastaların 30 ila 49 yaşları arasındaki erken başlangıçlı hastalara göre;

  • adenomatoz polipozis coli (APC) mutasyonları (olasılık oranı [OR], 0.56; %95 güven aralığı [CI], 0.35 - 0.90; P = 0.015) ve
  • signet halka histolojisi (OR, 4.89; %95 CI, 3.23 - 7.39; P < 0.0001)

daha düşüktü.

Benzer şekilde, erken başlangıçlı hastalığı olan ve IBD gibi önceden mevcut durumları olan hastaların;

  • APC mutasyonlarına sahip olma olasılıkları (OR, 0.24; %95 CI, 0.07-0.7; P = 0.019) ve
  • müsin veya signet halka histolojisine sahip olma olasılığı (OR, 5.54; %95 CI, 2.24 - 13.74; P = 0.0004)

tıbbi koşulları önceden belirtmemiş olanlardan daha düşüktü .

Yazarlar, erken başlangıçlı KRK'nin farklı klinik ve moleküler özelliklere sahip olduğunu ve bir KRK'yi değerlendirirken yaşı temel bir faktör olarak kabul etmenin daha uygun olacağını belirttiler. Kopetz, "Bu hastalar arasında alt grupların daha fazla değerlendirilmesi önemlidir." diyerek standart KRK'li yaşlı hastalarda yaygın olarak görülen APC mutasyonlarının bulunmamasının, kanserojenezin potansiyel mekanizmalarını daha iyi anlamak için kapıyı açabileceğini söyledi. “Bu değişen KRK epidemiyolojisinin etiyolojisini anlamaya daha da yaklaşabiliriz” dedi.

Araştırmacılar ayrıca taramanın, 50 yaş ve üstü hastalarda KBH ile ilişkili insidansı ve mortaliteyi azalttığına dikkat çektiler. Bununla birlikte, 50 yaşından küçüklerde erken başlangıçlı hastalık prevalansının yıllık %1 ila %3 arttığını da eklediler. Kopetz, erken başlangıçlı KRK'nin artmış prevalansının, Amerikan Kanser Derneği tarama kılavuzlarında yapılan son değişiklikleri desteklediğini ve evrensel taramanın 45 yaşında başlamasını önerdiğini belirtti. “45 yaşından küçük hastalar için veriler henüz mevcut yöntemlerle evrensel taramayı desteklemiyor.” dedi.

Bununla birlikte gençlerin bağırsak alışkanlıklarında veya diğer açıklanamayan barsak semptomlarında bir değişiklik olduğunda yüksek bir şüphe indeksi ve "kolonoskopi yapmak için düşük bir eşik" sağlanmalıdır. Araştırmacılar, erken başlangıçlı KRK’lerin büyük çoğunluğunun sporadik olduğuna dikkat çekiyor. Vakaların sadece %4 - 21'i, kalıtsal polipozis olmayan kolorektal kanser (HNPCC) ve ailesel adenomatoz polipozis gibi genetik sendromlarla ilişkili olduğu tahmin edilmektedir. Tespit edilebilecek predispozan genetik koşulları olmayan erken başlangıçlı KRK (yaş <50 yaş) insidans artış eğilimi nedeniyle, erken başlangıçlı KRK’nın daha fazla karakterizasyonunun tanımlanması gerekiyor.

Kopetz, "Ek araştırmalarla birlikte bu çalışma, tarama çabalarını daha iyi yönlendirmek için kullanılabilir." diyerek ekliyor; "Örneğin, kolonun ve rektumun sol tarafındaki hastalığın prevalansı, daha az invaziv veya daha az kaynak yoğun olabilecek kolonoskopi dışındaki tarama testlerine izin verebilir."

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Clinical and Molecular Characterization of Early-Onset Colorectal CancerAlexandra N. Willauer, BSc1; Yusha Liu, MS2; Allan A.L. Pereira, MD, PhD1; Michael Lam, MD1; Jeffrey S. Morris, PhD3; Kanwal P.S. Raghav, MD1; Van K. Morris, MD1; David Menter, PhD1; Russell Broaddus, MD, PhD4; Funda Meric-Bernstam, MD5; Andrea Hayes-Jordan, MD6; Winston Huh, MD7; Michael J. Overman, MD1; Scott Kopetz, MD, PhD1; and Jonathan M. Loree,MD

Kahve Prostat Kanserini Engelliyor mu?

25 Ekim 2019

Bilim insanları ilk kez kahvede bulunan ve prostat kanserinin büyümesini engelleyebilecek bileşikler belirlediler. Yapılan çalışmada, hücre kültüründe ve bir fare modelinde ilaca dirençli kanser hücreleri üzerinde yapılan bir pilot çalışmadır ve henüz insanlarda test edilmemiştir. Çalışma, hakemli Prostat dergisinde yayımlandıktan sonra Barselona'daki Avrupa Üroloji Birliği kongresinde sunulmuştur.

Kahve, insan sağlığını hem olumlu hem de olumsuz yönde etkilediği gösterilmiş olan karmaşık bir içecektir. Bazı kahve türlerinin, prostat kanserleri de dahil olmak üzere, bazı kanserlerin görülme sıklığındaki bir azalmaya bağlı olduğuna dair artan kanıtlar vardır. Japon bilim insanları hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle, kahvede bulunan iki bileşiğin prostat kanseri hücreleri ve Cabazitaxel gibi yaygın anti-kanser ilaçlarına dirençli hücrelerde büyümeyi engelleyebildiklerini ortaya çıkardılar. Araştırmacılar başlangıçta doğal olarak kahvede bulunan altı bileşiği in vitro insan prostat kanseri hücrelerinin çoğalması üzerinde test ettiler. Kahweol asetat ve cafestol ile muamele edilmiş hücrelerin kontrollerden daha yavaş büyüdüğünü buldular. Daha sonra bu bileşikleri farelere (16 fare) nakledilen prostat kanseri hücrelerinde test ettiler. 4 fare kontrol edildi, 4'ü kahweol asetat, 4'ü kafestol ile muamele edildi, geri kalan fareler de kahweol asetat ve kafestol kombinasyonu ile tedavi edildi. Çalışma lideri Dr Hiroaki Iwamoto (Kanazawa Üniversitesi Tıp Bilimleri Enstitüsü, Bütünleyici Kanser Tedavisi ve Üroloji Anabilim Dalı, Japonya, çalışmanın ilk yazarı) şunları söyledi: "Kahweol asetat ve cafestol'ün farelerde kanser hücrelerinin büyümesini inhibe ettiğini bulduk. Fakat kombinasyon sinerjistik olarak çalışıyor gibiydi, tedavi edilmeyen farelere kıyasla önemli ölçüde daha yavaş bir tümör büyümesine yol açtı. 11 gün sonra, tedavi edilmemiş tümörler orijinal hacminin yaklaşık 3 buçuk katı (%342) kadar büyürken, her iki bileşik ile muamele edilmiş fareler orijinal boyutunun yaklaşık bir buçuk (%167) katından daha fazla büyümüştür. Bu bulguları perspektifte tutmak önemlidir. Bilimsel olarak uygulanabilir, ancak daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ayrıca ddoğal tümör hücrelerinde değil, transplante tümör hücrelerinde de büyüme azalması bulduk." şeklinde açıkladı.

İleri Araştırmalara İhtiyaç Var

Araştırmanın sonuçları, bu bileşiklerin doğru koşullarda ilaca dirençli prostat kanseri hücreleri üzerinde bir etkiye sahip olduğu ve ayrıca daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu yönündedir. Çalışmacılar bununla ilgili "Şu anda bu bulguları daha büyük bir numunede ve daha sonra insanlarda nasıl test edebileceğimizi düşünüyoruz.” diyerek açıkladılar.

Kahweol asetat ve kafetal, Arabica kahvesinde doğal olarak bulunan hidrokarbonlar olduğundan, kahve yapma işleminin bu bileşiklerin kahvede kalmasını etkileyip etkilemediği de çalışmada incelenmiştir. Profesör Atsushi Mizokami (Kanaryawa Üniversitesi Tıp Bilimleri Enstitüsü, Bütünleşik Kanser Tedavisi ve Ürolojisi Anabilim Dalı, Japonya) çalışma ile ilgili şunları ekledi: "Kahvenin hem olumlu hem de olumsuz etkileri olabilir (örneğin, hipertansiyonu artırabilir), bu nedenle klinik uygulamaları düşünmeden önce bu bulguların arkasındaki mekanizmalar hakkında daha fazla bilgi edinmemiz gerekir. Bununla birlikte bu sonuçları doğrulayabilirsek, ilaca dirençli prostat kanserini tedavi etmek için adaylarımız olabilir. "

Bağımsız bir yorum da, Profesör Zoran Culig (Innsbruck Tıp Üniversitesi, Deneysel Üroloji Profesörü)'den geldi: "Bunlar ilginç bulgular. Bu ilk sonuçların, araştırmacıları androjen reseptörünü eksprese eden hasta kaynaklı ksenograftlar gibi daha yeni geliştirilen modelleri kullanmaya motive edeceğini umuyorum. Bu tür deneyler muhtemelen bu tür tedavinin gelecekteki perspektifi konusunda kesin bir cevap verecektir. "

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Hiroaki Iwamoto, Kouji Izumi, Ariunbold Natsagdorj, Renato Naito, Tomoyuki Makino, Suguru Kadomoto, Kaoru Hiratsuka, Kazuyoshi Shigehara, Yoshifumi Kadono, Kazutaka Narimoto, Yohei Saito, Kyoko Nakagawa‐Goto, Atsushi Mizokami. Coffee diterpenes kahweol acetate and cafestolynergistically inhibit the proliferation and migration of prostate cancer cells. The Prostate, 2018; 79 (5): 468 DOI: 10.1002/pros.23753

Tümörler Nasıl Evrilir?

16 Ekim 2019

Onkolojideki en büyük zorluk, tümörlerin zaman içinde değişmesi, iyi huyludan habisliğe ilerlemesi, metastatik hale gelmesi ve belirli tedavilere direnç geliştirmesidir. Bu süreç, kanser hücrelerini ve bunların mikro ortamlarını içerir ve tümör içi heterojenliği ile sonuçlanır. Temel soru, bir kanserin bir sonraki evrimsel basamağını tahmin etmenin mümkün olup olmadığıdır.

Hastalar arasında tekrarlayan genomik değişimler, kanser progresyonunun öngörülmesi için değerli olan tekrarlanan evrimsel süreçleri yansıtmaktadır. Çok bölgeli dizileme, bir tümördeki bazı genomik değişikliklerin zamanla ortaya çıkmasına izin verir, ancak hastalar arasında tekrarlanan bu değişikliklerin net bir şekilde tanımlanması önemli bir sorun olmaya devam etmektedir.

Kullanışlı Bir Yöntem

Yeni bir araştırmada aktarımla öğrenmeye dayanan bir makine öğrenmesi kullanılarak, kanser evrimi ve verideki gürültünün stokastik etkilerin aşılmasına ve kanser kohortlarındaki gizli evrimsel kalıpların tanımlanmasına izin veren bir yöntem geliştirildi. Akciğer, meme, renal ve kolorektal kanserden çok bölgeli sekans veri setlerine uygulandığında (178 hastanın 768 örneği), kullanılan bu yöntem, tek örnekli kohortlardaki tekrarlanan hasta alt gruplarında tekrarlanan evrimsel yörüngeleri saptadı (n = 2,935). Kullanılan yöntem, tümörlerinin nasıl evrimleştiğine dayanarak hastaları sınıflandırmak için bir araç sağladı.

Araştırma ekibi kullandığı bu yönteme REVOLVER adını verdi. Kanserde tekrarlanan evrimin tespiti, hastalık yönetimine evrimsel yaklaşımların uygulanması için kritik öneme sahiptir. Hastaların tümörlerinin tekrarlayan evrimsel paternlere dayanarak tabakalaşması, bilim insanlarına ve doktorlara habis progresyonun gelecekteki adımlarını tahmin etmede yardımcı olabilir, böylece potansiyel olarak optimal ve kişiselleştirilmiş klinik kararlar hakkında yol gösterici olabilir.

Araştırma ekibine göre REVOLVER, hem ikili hem de CCF (kanser hücresi fraksiyonu) değerleriyle birlikte kullanılabilir ve hasta başına çoklu skorlu filogenetik ağaçlar sağlayan herhangi bir yöntemle birlikte kullanılabilir. Bu yöntem geniş bir girdi verisine uyarlanabilir ve bu da daha büyük veri setleriyle kolayca kullanılabilir olmasını sağlayabilir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Caravagna G, et al. Detecting repeated cancer evolution from multi-region tumor sequencing data. Nat Methods. 2018 Sep;15(9):707-714.

Kanser İlaçlarının Test Edilmesi İçin İnsan Tümörlerini Taklit Eden Yeni Bir Model

01 Ekim 2019

Miyeloid hücre lösemi-1 (MCL-1), birçok kanserin sürekli büyümesi için gerekli olan bir prostat B hücre lenfoma 2 (BCL-2) ailesin bir üyesidir. MCL-1, kanser hücrelerinin, normal olarak hasarlı veya istenmeyen hücreleri vücuttan yok eden programlanmış hücre ölümü veya apoptoz sürecinden kaçmasına izin verir. Bu kadar çok kanser hücresi hayatta kalmak için MCL-1'e bağımlı olduğu için, teorik olarak bu zayıf noktaya saldıran bir ilacın, apoptozu başarılı bir şekilde tetikleyip kanser hücrelerini yok edilebilmesi muhtemeldir.

MCL-1 inhibitörleri, birçok kan kanserinin sürekli büyümesi için gerekli olan bir proteinin yanı sıra meme kanserleri ve melanom dahil olmak üzere solid tümörler için hedeflenen bir proteini hedefleyerek çalışır. Yakın zamanda, fare MCL-1 ile karşılaştırıldığında insanlara altı kat daha yüksek afinite gösteren, oldukça spesifik bir MCL-1 inhibitörü, S63845 tarif edilmiştir. Laboratuvarda kanser hücresi ölümünü tetiklediği bilinmesine rağmen, şimdiye kadar bu ilacın gerçek yaşam hastalarında nasıl çalışacağını tahmin etmek için doğru bir araç yoktur.

Klinik Test Yapmadan Klinik Verilere Ulaşmak

Walter ve Eliza Hall Enstitüsü araştırmacıları, insan kanserlerinin karmaşıklığını taklit ederek anti-kanser ilaçlarının doğru bir şekilde genetik olarak test edilmesini sağlayan yeni bir laboratuvar modeli tasarladılar. Klinik öncesi kanser modellerinde bu ilacının etkinliğini ve tolerabilitesini doğru bir şekilde test etmek için, MCL-1'in insan homoloğu ile değiştirildiği bir insanlaştırılmış Mcl-1 (huMcl-1) fare suşu geliştirdiler. huMcl-1 fareleri, vahşi tip farelerden fenotipik olarak ayırt edilemezken MCL-1 inhibitörü S63845'e daha duyarlıydı. huMcl-1; E-Myc farelerinden dönüştürülmemiş hücreler ve lenfomalar, kontrol muadillerine göre S63845'e in vitro daha duyarlıydı. HuMcl-1, Eµ-Myc lenfoma hücreleri, huMcl-1 farelerine transplante edildiğinde, tek başına S63845 ile ve siklofosfamid ile birlikte S63845 ile tedavisi, sırasıyla, farelerin ∼%60'ında ve ∼%100'ünde uzun süreli remisyona yol açtı.

Araştırmacılar sonuçların, MCL-1 inhibitörlerini test etmek için huMcl-1 fare modelinin potansiyelini ve klinik translasyon için güvenilirliğin ve tolere edilebilirliğin kesin tahminlerini mümkün kıldığını belirttiler. Bu modeli kullanarak, hangi tip kanserlerin MCL1 inhibitörlerine duyarlı olduğu, hangi hastaların fayda sağlayacağı, hangi kombinasyon tedavilerinin en etkili olacağı ve en iyi doz rejimlerinin kullanılacağı gibi kilit soruların ele alınabileceğini aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Margs S. Brennan, Catherine Chang, Lin Tai, Guillaume Lessene, Andreas Strasser, Grant Dewson, Gemma L. Kelly, Marco J. Herold. Humanized Mcl-1 mice enable accurate preclinical evaluation of MCL-1 inhibitors destined for clinical use. Blood, 2018; 132 (15): 1573.

Serviks Kanseri Taramasında Evde Uygulama Kitleri

25 Eylül 2019

HPV testleri şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nde yaygın olarak kullanılsa da yalnızca kadınların kliniğe gelmesini gerektirecek şekilde uygulanmaktadır. "Vücudum, Testim" adı verilen çalışma ise, kadınların evde kendileri topladıkları ve postayla geri gönderdikleri vajinal örneklerin, tarama için uygulanabilir bir yaklaşım olduğunu gösterdi.

Evde HPV testi, düzenli tıbbi bakıma erişimi olmayan ve tarama yapılmama riski en yüksek olan kadınlara ulaşma potansiyeline sahiptir. Kadınlar, ergenlik döneminde HPV aşısı yaptırmadıkları veya önerilen kılavuzlara göre tarama yapılmadıkları için serviks kanseri nedeniyle ölmektedirler. Amerikan Kanser Derneği, bu yıl ABD'de 4100'den fazla kadının serviks kanseri sebebiyle öleceğini tahmin ediyor.

Evde Yapılan Taramada İyi Sonuçlar Elde Edildi

Çalışmada, 193 kadın sitoloji sonuçlarının tümü için yüksek riskli HPV’ye sahipti. Yüksek riskli HPV prevalansı kendi kendine alınan ev numunelerinde (%12.4) klinisyen örneklerinde (%11.4; P=0.79) ve klinikte kendi kendine alınan örneklerde (%15.5; P=0.21 ) farklı değildi. Tüm örnek tiplerinde yüksek riskli HPV pozitifliği, artan servikal anormallik dereceleriyle artmıştı (P <.001). Kendi kendine alınan ev numuneleri, tüm yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyonlar ve servikal intraepitelyal neoplazi 2 veya daha kötü vakalarda tanımlanmış yüksek riskli HPV’leri tespit etti. Saptama; T vaginalis, M genitalium, C trachomatis ve N gonore için örnek tipleri arasında benzerdi.

ABD'de serviks kanseri taraması için uygun olan kadınların yaklaşık %20'si, önerilen zaman aralığında test edilmediğini bildirmiştir. Bu nedenle, bu kadınlar için tarama oranlarının arttırılması büyük önem taşımaktadır. Kendi kendine toplama işlemini daha verimli ve uygun maliyetli hale getirme yollarını belirlemek ve servikal kanser taramasında kendi kendine toplamanın klinik kullanımı için FDA tarafından onay almak gibi daha yapılacak çok iş var.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Des Marais AC, et al. Home Self-Collection by Mail to Test for Human Papillomavirus and Sexually Transmitted Infections. Obstet Gynecol. 2018 Dec;132(6):1412-1420.

Birinci Basamakta Serviks Kanseri Taraması

21 Eylül 2019

Literatürde birincil yüksek riskli insan papilloma virüsü (hrHPV) testinin göreceli yararları ve zararları ile ilgili yeterli miktarda veri bulunmamaktadır. Bu sebeple yapılan yeni bir çalışmada ilgili kanıtlar toplanarak kılavuzların bilgilendirilmesi amaçlanmıştır.

Bu çalışma ile çeşitli serviks kanseri tarama stratejilerinin yararlarını ve zararlarını modelleyerek ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücünü bilgilendirmek amaçlandı. Model olarak 21 yaşında taramaya alınan kadınların hipotetik bir kohortunun mikrosimülasyon modeli kullanılan çalışmada elde edilen bulgular JAMA Network’te yayınlandı.

Sitoloji, hrHPV testi ve sitoloji + hrHPV birlikteliği ile tarama, değişen yaşlar ve şartlar için değerlendirildi. Mevcut rehber ilkelere dayalı tarama stratejilerine göre, sadece sitoloji 21 yaşından itibaren her 3 yılda bir, sitoloji + hrHPV ise 30 ila 65 yaş arası her beş yılda bir uygulanıyor.

Yeni Öneriler Sunuldu

Tarama yapılmamasına kıyasla, modellenen tüm serviks kanseri tarama stratejilerinin, kanser vakalarında ve ölümlerinde ve yaşam yıllarında önemli kazanımlara neden olduğu tahmin edildi. Kılavuz ilkelerine dayalı stratejilerle ilişkili serviks kanseri ölümleri, 1000 kadın başına 0,30 ila 0,76 ölüm arasında değişmekte iken, birincil hrHPV testi veya sitoloji ile birlikteliğe dayanan yeni stratejiler, 1000 kadın başına 0,23 ila 0,29 arasında değişen az sayıda serviks kanseri ölümü ile ilişkilendirildi. Tüm analizlerde, 5 yıllık aralıklarla ortaya çıkan birincil hrHPV test stratejileri etkili oldu.

Bu mikrosimülasyon modelleme çalışmasında, primer hrHPV taramasının her 5 yılda bir yapıldığında makul bir zarar ve yarar dengesine sahip olabileceği tahmin edildi. 30 yaşındayken sitolojiden hrHPV testlerine geçiş, kolposkopiyi zararlar için bir araç olarak kullanırken en etkili kar zarar oranını verdi.

Bu çalışma ile 30 yaşından itibaren her 5 yılda bir primer hrHPV taramasının yapılması önerildi.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Jara J.Kim et al, Screening for Cervical Cancer in Primary Care A Decision Analysis for the US Preventive Services Task Force, JAMA. 2018;320(7):706-714. doi:10.1001/jama.2017.19872

Metastatik Serviks Kanseri Hastalarında Pelvik Radyasyon Tedavisi ile Sağkalım İlişkisi

20 Eylül 2019

Pelvik kemoradyasyon lokal ileri evre serviks kanseri için bakım standardıdır. Ancak, metastatik serviks kanseri için lokal radyasyon tedavisinin rolü henüz net olarak anlaşılamamıştır. Buna karşın lokal tedavilerin bazı metastatik kanserli hastalarda sağkalım artışı ile ilişkili olabileceğine dair kanıtlar gittikçe artmaktadır.

ABD merkezli yapılan yeni bir çalışmada, tek başına kemoterapi ve kemoradyasyon ile tedavi edilen metastatik servikal kanserli hastalarda genel sağkalım değerlendirildi. Bu sebeple Ulusal Kanser Veri Tabanı, yeni teşhis edilmiş metastatik serviks kanseri olan ve radyasyon terapisi olan ve olmayan kemoterapi alan hastaları belirlemek için kullanıldı. Yalnızca radyasyon terapisi ile tedavi gören veya hiç tedavi görmemiş, cerrahi geçirmiş veya bazal değişkenleri eksik olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Kemoradyoterapi terapi grubunda brakiterapi tedavisi olsun ya da olmasın pelvik eksternal ışın radyasyon tedavisi alan hastalar alındı.

Radyoterapi Eklenince Daha Uzun Sağkalım

2004-2014 arasında, metastatik serviks kanseri olan 3169 hasta arasında (ortalama [SD] yaş, 53.6 [12.9] yıl; yaş aralığı, 19-90 yıl), 808 hasta yalnız kemoterapi ve 2361 hasta pelvik kemoradyoterapi aldı. 13,3 aylık takip sonrasında görüldü ki kemoradyoterapi almış olmak, gerek tek değişkenli analizde (tehlike oranı [HR], 0.65 [% 95 CI, 0.60-0.71]; P <.001) gerekse de çok değişkenli analizde (HR, 0.72 [% 95 CI, 0.66-0.79]; P <.001) sadece kemoterapiye göre daha iyi sağ kalım sağlıyordu.

Ortalama sağ kalım süresine bakıldığında analiz, kemoradyoterapi alan hastalar arasında daha iyiydi (14.4 aya karşılık [% 95 CI, 12.8-15.7] 10.6 ay [% 95 CI, 9.7-11.3]; P <.001). Ortanca sağkalım, 45 Gy'ye eşit veya daha yüksek dozda terapötik radyasyon tedavisi alan hastalarda anlamlı derecede uzundu.

Çalışmada elde edilen bulgulara göre pelvik radyasyon ve kemoterapi tedavisi ile tedavi edilen yeni tanı konulan metastatik serviks kanseri, sadece kemoterapiyle yapılan tedaviye kıyasla daha uzun sağkalım ile ilişkilendirildi. Çalışmanın sonuç kısmında metastatik serviks kanseri için lokal radyasyon tedavisini değerlendiren prospektif çalışmalar yapılması gerektiği önerildi.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Wang Y. et al, Association of Definitive Pelvic Radiation Therapy With Survival Among Patients With Newly Diagnosed Metastatic Cervical Cancer, JAMA Oncol. 2018;4(9):1288-1291. doi:10.1001/jamaoncol.2018.2677

Kanserle Mücadelede NK Hücreleri

19 Eylül 2019

CAR (kimerik antijen reseptörü) tedavisi, bir hastanın kanından bir tür immün hücrenin çıkarılmasını ve genetik olarak laboratuvarda değiştirilmesini içeren yeni bir immünoterapi türüdür. Bu, kanser hücrelerini aramak ve yok etmek için hazırlanmış bir süper yüklü immün hücresi oluşturur. Bu değiştirilmiş yeni hücre daha sonra laboratuvarda çoğaltılır ve bu kanserle savaşan hücrelerin bir ordusu tekrar hastaya yerleştirilir.

Son yıllarda CAR-T adı verilen bu yeni nesil immünoterapiler çeşitli hematolojik kanserlerde kullanılmaya başlandı. Ancak mevcut CAR-T terapileri çok pahalıdır ve her hasta için özel olarak üretilmektedir. İngiltere’de yeni başlayan bir çalışmada yer alan bilim adamları, üzerinde çalıştıkları yeni CAR-T tedavisinin on kat daha ucuz olma potansiyeline sahip olduğunu ve birden fazla hastada bir partinin kullanılmasını sağlamak için seri üretilebileceğini belirtiyorlar.

Yeni araştırmalar, CAR19-iNKT'nin farelerin %60'ındaki tüm kanser hücrelerini elimine ettiğini gösteriyor ve hayvanların %90'ı uzun vadede hayatta kalıyor. Bu erken bulgular laboratuvarda özenle tasarlanan bir çeşit immün hücrenin "süperşarjlı" halinin kanser hastaları için yeni bir tedavi umudu olabileceğini gösteriyor.

CAR-T’den Daha Başarılı

Şu anda CAR-T tedavilerinin oluşturulması için bir T hücresi adı verilen bir tip bağışıklık hücresi kullanılmaktadır. Bununla birlikte bilim insanları yeni çalışmada, iNKT adı verilen biraz farklı tipte bağışıklık hücresi kullandılar. Bu hücreler vücutta daha nadir olmakla birlikte, araştırmacılar CAR19-iNKT'nin kanser hücrelerini yok etmede CAR-T'den daha etkili olduğunu buldular.

Ekip, lenfomalı fareleri tedavi etmek için genetik olarak tasarlanmış hücreleri kullandıklarında, CAR19-iNKT hücreleri ile tedavi edilen hayvanların %90'ının hayatta kaldığını gördüler. Bu oran CAR-T ile tedavi edilenlerde %60 idi.

Araştırmacılar, genetik olarak tasarlanmış hücrelerin beyne gidebileceğini ve büyük tümörlerin üstesinden gelebileceğini de gördüler. Bu da teknolojinin beyin tümörleri ve prostat ve yumurtalık gibi diğer kanserler için kullanılma olasılığını arttırıyor.

Mevcut CAR-T hücreleri üretme yöntemleri hastanın kendi T hücrelerini kullanır. Bununla birlikte, iNKT-hücreleri sağlıklı bireylerden elde edilebilir ve T hücrelerinin aksine hastanın eşleştirilmesine gerek yoktur. Bu, CAR19-iNKT hücre tedavisinin üretiminin de kolay olacağı anlamına gelir.

Ekip, bir sonraki hedeflerinin hastalar üzerinde çalışmalara başlamak olduğunu ve eğer başarılı olursa çığır açacak bir tedavi yöntemi olabileceğini belirtiyor.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Rotolo A, et al. Enhanced Anti-lymphoma Activity of CAR19-iNKT Cells Underpinned by Dual CD19 and CD1d Targeting. Cancer Cell, 2018; 34 (4): 596 DOI: 10.1016/j.ccell.2018.08.017

On Kişiden Sekizi Kanser Riski Genine Sahip Olduğunu Bilmiyor

17 Eylül 2019

Jama Network Open dergisinde yayınlanan 50.000’den fazla katılımcının dahil olduğu çalışma, sık sık sağlık kontrolünden geçen kişilerin bile yüzde sekseninden fazlasının kanser riski taşıyıp taşımadığını bilmediğini söylüyor.

50.000'den fazla insanın genomik taramasıyla elde edilen sonuçlar, meme, yumurtalık, prostat ve pankreas kanseri için tanımlanabilir bir genetik risk taşıyanların %80'inden fazlasının bunu bilmediklerini gösteriyor.

Rutin taramanın yokluğunda, çoğu kişi kendisi veya aile üyelerinden birisine kanser teşhisi konduğunda BRCA1 veya BRCA2 genlerinde kanserle ilişkili varyantları taşıdıklarını öğrenir. Bunun dışında insanların rutin olarak kendi DNA varyantlarına ait bilgileri öğrenme çabaları bulunmaz.

Yale Tıp Fakültesi’nde genetik profesörü ve çalışmanın baş araştırıcısı olan Michael Murray, yaptığı açıklamada; "İnsanların kendilerini test ettirmeleri için genellikle bir trajedi yaşamaları gerekiyor. Test seçeneğini sunmak için bir tetikleyici olarak belgelendirilmiş bir kişisel geçmişe veya aile geçmişine güvenmek maalesef işe yaramıyor. Gelecekte herkes için etkili DNA tabanlı tarama ile bu alışkanlığın değiştirilebilmesini ümit ediyoruz." şeklinde konuştu.

Çoğu İnsan Taşıdığı Riskten Habersiz

Araştırmadaki katılımcıların yaş ortalaması 60 idi. 267 hastada BRCA risk varyantı vardı, ancak bunların sadece %18'i çalışmadan haberdar edilmeden önce kanser için bu risk faktörüne sahip olduklarının farkındaydı.

BRCA pozitif olan gruptaki hastaların %16,8'inde BRCA'ya bağlı bir kanser vardı. Çalışmanın sonucundan önce ölen BRCA pozitif hastalardan oluşan grubun %47,8'inde BRCA ile ilişkili bir kanser vardı.

Risk belirlendikten sonra, erken teşhis ve önleme için çeşitli yöntemler uygulanabileceği için bu tarz tarama çalışmalarının daha rutin ve sık bir şekilde kullanılması gerektiği önerildi. Araştırma ekibi bu şekilde, kanser ve kanser ölümlerini genomik tarama yaklaşımları aracılığıyla azaltma fırsatının elde edilebileceğini belirtti.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Manickam K. et al, Exome Sequencing–Based Screening for BRCA1/2 Expected Pathogenic Variants Among Adult Biobank Participants, JAMA Netw Open. 2018;1(5):e182140. doi:10.1001/jamanetworkopen.2018.2140

Tiroid Kanseri İnsidansı Neden Artıyor?

16 Eylül 2019

Tiroid ultrasonunun gittikçe daha fazla kullanıldığı Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bölgelerde tiroid kanseri teşhisi konmasının daha muhtemel olduğu düşünülüyor. 65 yaş üstü yetişkinlerde bu artışın daha yüksek olduğu yapılan bir çalışma ile gösterildi.

Çalışmada elde edilen bulgulara göre 2002 ve 2013 yılları arasında ilk görüntüleme için tiroid ultrasonu giderek daha fazla kullanılıyor (P <0.001). Zaman ve demografik özellikler kontrol edildiğinde tiroid ultrasonu kullanımı tiroid kanseri insidansı ile anlamlı olarak ilişkili (P <0.001). Bu sonuçlar, papiller tiroid kanseri, lokalize papiller tiroid kanseri veya 1 cm'nin altındaki tümörleri olan lokalize papiller tiroid kanseri ile sınırlı kaldıklarında istatistiksel açıdan anlamını korumuştur.

Bu modele göre, 2003-2013 yılları arasında, 65 yaş ve üstü en az 6.594 kişi, tiroid ultrasonu kullanımının artması nedeniyle tiroid kanseri tanısı aldı. Bu çalışmanın en büyük gücü, zaman içinde alan düzeyinde görüntüleme ve alan düzeyinde tiroid kanseri insidansını değerlendirmek için iki tamamlayıcı veri tabanının (Medicare ve SEER-Medicare) kullanılmasıydı.

Sporadik Vakalar Daha Düşük Riskli

Araştırmacılara göre 65 yaş ve üstü hastalar uygun bir kohort idi, çünkü yaşlı yetişkinler hem tiroid kanseri insidansındaki en büyük değişime hem de tedavilerin sonuçları açısından en büyük risklere sahiptir. Tiroid kanseri insidansındaki benzer eğilimler daha genç erişkinlerde görülür, bu nedenle bu bulguların 65 yaşın altındaki erişkinlere genellenebilir olması olasıdır.

Araştırma ekibine göre henüz açıklığa kavuşturulmamış faktörlerden dolayı tiroid kanseri insidansında gerçek bir artış olsa da, tesadüfen saptanan bu kanserlerin büyük çoğunluğu düşük risklidir. Bu çalışmadan elde edilen veriler ışığında, doktorlar tüm tiroid nodüllerinin opere edilmesinin gerekmediğine ve zaman içinde invazif olmayan takiplerin rastlantısal olarak tespit edilen nodüllerin büyük çoğunluğu için yeterli olabileceğine dair güvence verebilir diye yorumlandı. Uygun olmayan ultrason kullanımında azalma ve nodül risk sınıflandırma araçlarının benimsenmesi yoluyla olası zararları azaltmak mümkün olabilir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Haymart MR, et al. Thyroid Ultrasound and the Increase in Diagnosis of Low-risk Thyroid Cancer. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, https://doi.org/10.1210/jc.2018-01933

Kanser Ağrı Kontrolünde Teknolojik Destek

12 Eylül 2019

Randomize bir çalışma, klinik algoritmalar kullanan bir akıllı telefon uygulamasının, kontrol hastalarına kıyasla metastatik, solid organ kanserli hastalarda ağrı azaltmada %20 oranında ve ağrı ile ilgili hastanede yatışta %69 oranında etkili olduğunu gösterdi. EPAL adı verilen bu akıllı telefon uygulaması, Partners HealthCare Pivot Labs, MGH Kanser Merkezi ve MGH Palyatif Bakım Bölümü arasındaki iş birliğinin bir parçası olarak geliştirildi.

Ağrı, ileri evre malignitesi olan hastaların %70 ila %90'ını etkiler ve yaşam kalitesinin düşmesine ve sağlık hizmetlerinin kullanımının artmasına neden olur. Dahası, mevcut palyatif bakım sağlayıcı eksikliğinin, nüfus yaşlandıkça daha da kötüleşmesi bekleniyor.

ePAL'in işlevleri arasında ağrı izleme, bariyer tanımlama, müdahale, günlük uyarlanmış yapay zeka eğitim koçluğu mesajları, videolu bir eğitim kütüphanesi ve zihin-vücut terapileri sayılabilir. Çalışma için MGH Palyatif Bakım Kliniği'nden 112 hasta, normal bakım alan bir kontrol grubuna veya akıllı telefon uygulamasını alan bir müdahale grubuna randomize edildi. Her grupta 56 hasta vardı.

Girişim grubundaki hastaların yaş ortalaması 54,6 idi; 31'i erkek, 25'i kadındı. Kontrol grubunda ise yaş ortalaması 50,7 idi; 30'u kadın, 26'sı erkekti. Bu kanser hastaları arasında gastrointestinal kanser en yaygındı, bunu meme kanseri ve akciğer kanseri izliyordu. Her gruptaki katılımcıların çoğu iyi eğitim düzeyine sahip, yarısından fazlası bir lisans derecesi veya daha yüksek dereceye sahipti.

Daha İyi Klinik Sonuçlar Elde Edildi

8 haftalık bir süre zarfında, ePAL grubundaki hastalar, akıllı telefonlarıyla ağrıyı yönetme yeteneklerini geliştirmeyi amaçlayan günlük bir koçluk mesajı aldılar. Mesajlar anlaşılması kolay dil ve formatta çerçevelendi.

Haftada üç gün, uygulama hastaları son 24 saat içinde ortalama ağrı skorlarını 0 (ağrı yok) ile 10 (akla gelebilecek en kötü acı) arasında bir ölçekte girmeye teşvik edildi. Bu verileri kullanarak, yapay zeka algoritması acil olmayan ve acil ağrı arasında ayrım yapar ve ağrı kontrolünü iyileştirmek için daha fazla bir şeyin gerekip gerekmediğine karar verir.

Hasta şiddetli, yeni veya artan ağrıya sahip olduğuna veya ağrı kontrolüne yardımcı olmak için klinisyen girdisine ihtiyaç duyulduğuna karar vermişse, yapay zeka uygulama sırasında triyaj hemşiresi tarafından taşınan güvenli bir telefona doğrudan bir uyarı gönderdi. Hasta bir saat içinde telefonla arandı.

Uygulama ayrıca hemşireye sorun hakkında bilgi içeren güvenli bir e-posta mesajı da gönderdi. Bu, geri arama sırasında bilgilerin tekrarlanması gerekliliğini ortadan kaldırdı. Mesai saatlerinden sonra ise, uygulama hastayı çağrıdaki palyatif bakım klinisyenine yönlendirdi.

Çalışmanın başında, her iki tedavi grubundaki hastalar için ortalama ağrı seviyeleri 4.0 idi. Genel bakım alan hastalar için bu, çalışmanın 8 haftalık seyri boyunca değişmedi. EPAL kullanan hastalar, 8 hafta sonunda, 4.0'dan 2.99'a inecek şekilde ağrı şiddetinde %20 düşüş bildirdiler.

EPAL kullanıcıları arasında, sadece dört tane ağrıya bağlı yatan hasta oldu. Kontrol grubu içerisinde 20 tane hastane yatışı vardı. EPAL kullanıcılarında herhangi bir nedenle hastanede yatışta kontrol hastalarına göre %40 azalma oldu (15'e karşı 25 yatış; P = 0.048).

Bununla birlikte, ePAL kullananlar için anksiyete puanları artarken olağan bakım alanlarda düştü (6.67 ila 7.68 ve 5.9 ila 5.03; P = 0.015). Araştırmacılar ayrıca, basitçe acının sorulmasının bazı insanlarda endişe yaratabileceğini belirttiler.

Araştırmacılar sonuç olarak, bu tarz teknolojilerin hayatımıza daha fazla girmesi ile daha iyi hasta bakımının mümkün olabileceğini vurguladılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Palliative Care in Oncology Symposium (PCOS) 2018. Abstract 76, presented November 16, 2018.

Fekal Gizli Kan Testi Gerçekten Etkili Mi?

02 Eylül 2019

Fekal gizli kan testi günümüzde kolorektal kanser (KRK) taramasında rutin olarak önerilen testlerden biridir. Yeni tamamlanan bir çalışmada bu testin ne kadar etkili olduğu değerlendirildi.

Finlandiya fekal gizli kan tarama programı (2004-2011), 60 ila 69 yaşları arasındaki 320.000'den fazla erkek ve kadında yürütüldü. Katılımcılar rastgele tarama ve kontrol kollarına atandılar. 2015 yılında yayınlanan bu çalışmadan elde edilen sonuçlarda, önceki birkaç randomize tarama çalışmasında elde edilen bulguların aksine, iki kol arasındaki KRK mortalitesi açısından bir fark bulunmadı. Yeni tamamlanan çalışmada ise araştırma ekibi mortalitenin ötesindeki farklılıkları inceledi.

Yapılan analize göre fekal gizli kan testinin erkeklerde birkaç farklı sonucu iyileştirmede etkili olduğu, ancak kadınlarda etkili olmadığı görüldü. Sol taraf tümörleri olan erkeklerde bu test özellikle faydalıydı. Bu alt grupta, fekal gizli kan taraması daha iyi genel sağkalım, daha düşük radikal olmayan rezeksiyon oranları ve postoperatif kemoterapiye azaltılmış bir ihtiyaç görüldü. Bununla birlikte, bu yararlar kadınlarda veya sağ taraflı tümörleri olan erkeklerde görülmedi.

Bulguların Ayrıntıları

Çalışmadaki 321.311 kişiden, tarama kolunda 743, kontrol kolunda 617 KRK vakası tespit edildi. Tarama grubundaki hastaların, tüm tümörün başarılı bir şekilde çıkarılmasını deneyimleme olasılığı daha yüksek, kemoterapi gerektirme olasılığı daha düşük ve acil ameliyat geçirme olasılığı daha düşüktü.

Kontrol grubunda, tarama grubundaki hastalara göre %50 daha fazla acil ameliyat, %40 daha fazla tümör eksizyonu ve %20 daha fazla kemoterapi tedavisi uygulandı. KRK, kadınlarda erkeklere göre daha azdı: %0.34'e karşılık %0.50 (risk oranı [RR], 0.82). Kadınların sağ yerleşimli tümörlere sahip olma olasılığı erkeklere göre daha yüksekti (%32.0'a karşılık %21.3 (RR, 1.51).

Kontrol kolunda sağkalım, KRK'li erkeklerde tarama kolunda olduğundan daha kötüydü (HR, 1.31), ancak kadınlarda farklı değildi (HR, 1.07). Ancak sağkalım yararı sağ taraf tümörleri olan erkeklerde görülmedi (HR, 1.19). Sağkalım oranları kadınlarda tümörün lokasyonundan etkilenmedi. Erkekler arasında, 5 yıllık genel sağkalım oranları, tarama kolunda %68.8, kontrol kolunda %61.5 idi. Kadınlar arasında, oranlar sırasıyla %70.7 ve %71.5 idi.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Koskenvuo L, et al. Sex differences in faecal occult blood test screening for colorectal cancer. Br J Surg. Published online November 21, 2018.

Kemik Metastazında Farklı Bir Yolak

29 Ağustos 2019

Yapılan yeni bir çalışmada kanser hücrelerinin kemiğe metastaz yapmasını muhtemel kılan karmaşık bir sinyal yolu tarif edildi. Bu keşif sayesinde bu yolağa uygun ilaç tedavisi geliştirilebilir ve metastatik hastalığın yayılması durdurulabilir. Çalışmada elde edilen bulgular Cancer Cell dergisinde yayınlandı.

Araştırma ekibinin geçmişte yapmış oldukları çalışmada (Cancer Cell. 2015; 27: 193-210), kanser hücrelerinin ve osteojenik hücrelerin (osteoblastlar veya bunların öncülleri) kemik mikrometastazlarının ilerlemesini teşvik etmek için mTOR sinyalini aktive ettiği gösterilmişti.

Kanser hücreleri ve kemik hücreleri arasındaki etkileşimi taklit edebildikleri deneysel bir sistemle çalışan ekip, osteojenik hücrelerin ve kanser hücrelerinin, boşluk kavşakları yoluyla fiziksel bir bağlantı kurduklarını belirledi. Bu bağlantı kalsiyumun osteojenik hücrelerden kanser hücresine geçtiği bir tünel gibi çalışmaktaydı.

Mikrometastazları Önlemek Mümkün Olabilir

Araştırma ekibi bu bulguyu destekleyecek şekilde, kemikte metastazı teşvik edebilen tümör hücrelerinin erken büyümesini destekleyen şeyin kalsiyum transferi olduğunu belirtti. Bu yeni tanımlanan mekanizma, önceden tanımlanmış olan mTOR sinyalizasyonunun rolüne katkıda bulunan yeni bir mekanizmadır.

Ekip bu bulgularını desteklemek üzere bir sıra tedavi alternatifi denedi. Bu tedavi alternatifleri ile kemik metastazının önlenip önlenemeyeceği incelendi.

Boşluk kavşakları boyunca gerçekleşen kalsiyum transferinin yanı sıra mTOR yolağının aktivitesini bloke etmek, kanser hücrelerinin ölmesine ya da büyümekte zorlanmasına neden oldu, çünkü bunlar osteojenik hücrelerin desteğinden yoksundu. Bu gözlem, kemik metastaz riskini azaltmak için ilaçlarla hedef alınabilecek mikrometastazlarda potansiyel bir yol olabileceğini ortaya koydu.

Araştırmacılar, bu çalışmalarda kullanılan ilaçların Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi tarafından başka endikasyonlar için onaylandığını belirttiler. Ancak kemikte mikrometastaz tedavisi için teklif edilmeden önce hala yapılması gereken birkaç adım vardır. Elde edilen bulgularıoldukça değerli olsa da bu bulguların büyük katılımlı faz 3 çalışmalarla desteklenmesi gerekir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Wang H, et al. The Osteogenic Niche Promotes Early-Stage Bone Colonization of Disseminated Breast Cancer Cells. Cancer Cell. Published online November 12, 2018.

Günümüzde Kişiselleştirilmiş Tedavide Ne Gibi Sınırlamalar Mevcut?

26 Ağustos 2019

Günümüzde kanser tedavisini kişiselleştirmede devam eden gelişmelerin somut bir dönüm noktası olarak ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin (FDA) birkaç ayda bir, yeni bir moleküler hedef için etkili bir yeni tedaviyi onaylamasını kabul edebiliriz. 

 Öte yandan, genetik test yapan farklı şirketler ve bu şirketlerin sundukları analizler arasındaki sonuçların tutarsızlığını gösteren bazı veriler bulunmaktadır. Aynı zamanda, içinde sadece onaylı tedavilerin mevcut olduğu belirteçleri içeren daha sınırlı moleküler testlerle karşılaştırıldığında, geniş NGS (New Generation Sequencing – Yeni Nesil Sekanslama) testlerinden sağlanan klinik yararı gösteren ileriye dönük randomize çalışma verilerine ihtiyaç halen karşılanmamıştır.

Bütün bu kısıtlamalara rağmen NGS, günümüzde rutin olarak onkoloji pratiğine dahil edilmiştir. Bir elin parmakları ile sayabileceğinizden daha fazla mutasyon analizi yapmak istediğinizde, NGS kullanımı hem maliyet hem de doku kullanımı açısından daha avantajlı olmaktadır. Bu durum, sadece maç paketinin, kapsamlı bir Premium TV paketinden daha pahalı olması durumunda diğer kanalların çoğunu izlemeyecek olmamıza rağmen Premium TV paketini tercih etmeye benzetilebilir. Ancak bazı uzmanlara göre “daha fazlası daha ​​iyi” yaklaşımının olumsuz bir yanı da olabilir. Bu ekstra kanallar televizyon izlemenin daha kafa karıştırıcı olmasını sağlayıp ve aynı sonuca varmak için artık 20 dakika boşuna kanallar arasında gezinmek zorunda kalabilirsiniz. Geniş moleküler testlerle elde edilen kazanımların yanı sıra, bu uygulamanın zorluklarının da olduğunu ancak yararının bu zorluklara değdiğini kabul etmek gerekir.

NGS testine ilişkin yeni açıklanan anket sonuçları, bu testlerin, Amerikalı onkologlar arasında kullanımının oldukça değişken olduğunu ortaya koydu. Doktorların %25'i hastalarını NGS testi için başka bir merkeze yönlendirirken, %21'i NGS sonuçlarının uygulayacakları tedaviyi değiştirmediğini bildirdi. Ankete göre test kullanımı, 50 yaşın altındaki onkologlar, fakülte hastanesinde çalışanlar, genom eğitimi almış olanlar ve bir moleküler tümör paneline erişimi olanlar arasında anlamlı şekilde daha yaygındı. NGS testine devam etme sorusunun ötesinde, ankete katılanların %51'i NGS test raporlarının genellikle düzinelerce sayfa uzunluğunda ve farklı kalitede yönetim önerileriyle dolu olanların yorumlanmasının bazen zor olduğunu bildirdi.

Moleküler Onkoloji, Vaatlerini Yerine Getirmeli

Bu durum bu tür raporların genellikle klinik olarak alakasız mutasyonlar veya tanıyabileceğimiz ancak klinik pratikte işe yaramayacak belirteç varyantları içeren karmaşık bir liste içermesinden kaynaklanıyor olabilir. İkinci bir görüş almaya gelen ya da mail ile iletişim kuranlar arasında bir fare modelindeki preklinik verilere dayalı, hedefe yönelik terapi yönündeki şüpheli öneriler nedeniyle, etkililiği kanıtlanmış tedavilerin uygulanmadığı çok sayıda hasta ile karşılaşmak olasıdır. Bu gibi durumlarda önerilerin kanıt gücüne göre gruplanabilmesi çok önemlidir. Bu yüzden ESMO da önerilerin kanıt gücüne göre gruplanabileceği bir proje başlattı. Bu proje kapsamındaki öneriler, rutin klinik kararlarda uygulamaya hazır olanlardan, preklinik kanıtları olanlara ve hatta kanıtı olmayanlara kadar uzanmaktadır. Ulusal Kapsamlı Kanser Ağından olanlar ve UpToDate gibi kaynaklardan daha az resmi olan öneriler gibi kılavuzlarla birlikte, bu kaynaklar muhtemelen onkologlara hangi hastaların biyobelirteç odaklı tedaviler alması gerektiğini konusunda yardımcı olması beklenmektedir.

Günümüzde, birçok onkolog NGS raporlarını uygulamaya dönüştürme konusunda kendilerinden emin değiller ve tam da bu yüzden bu doktorlardan bazıları muhtemelen yanlış yönlendirilmeye açıklar. Yakın gelecekte, moleküler tümör paneli uzmanlarından oluşan bir grubun, daha belirgin şekilde yorumlanabilenlerle birlikte tipik belirsiz belirteçlerin yer aldığı temsili NGS raporları koleksiyonunun yorumlanmasına dayanarak tedavi önerilerinin uyumluluğunu test edebileceğini umut edilmektedir. Önümüzdeki yıllarda, şu anda sınırlı sayıda nitelikli uzmanın sağlayabileceğinin ötesinde bir derinlikte bilgi sağlayan algoritmalar görmeyi ummalı ve beklemeliyiz. NGS'in faydaları hala araştırılmaktadır, ancak moleküler onkolojinin vaadini yerine getirmesi için, uzmanlar, ondan beklenen faydaları sağladığını ve potansiyel faydalarının buna erişebilen küçük bir azınlık ile sınırlı olmadığını gösterilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

US Food and Drug Administration. FDA announces approval, CMS proposes coverage of first breakthrough-designated test to detect extensive number of cancer biomarkers. [News release] November 30, 2017. Source Accessed December 7, 2018.

KRK Tedavisinde Bekle ve Gör Yöntemi İşe Yarıyor Mu?

23 Ağustos 2019

Bekle ve gör yönetimi, neoadjuvan kemoradyoterapiden sonra klinik tam cevap veren rektal kanserli hastalara büyük pelvik cerrahiden kaçınmak için bir fırsat sağlayabilmesi nedeniyle kullanılmaktadır. Ancak, cerrahi rezeksiyon ile tedavi edilen hastalarla karşılaştırıldığında, lokal büyümeye ilişkin belirsizlikler nedeniyle henüz standart bir yöntem olarak kabul görmemektedir.

İngiltere’den bir araştırma ekibi kemoterapiye klinik tam yanıttan sonra lokal büyümeyi etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla bir meta analiz yapmak için 11 farklı çalışmadan elde edilen verileri kullandı. Çalışmaya ortanca takip süresi 38 ay olan 602 hasta (12,4 ay ile 60 ay arası) alındı. İki yıllık toplam lokal büyüme insidansı %21 idi ve çalışmalar arasında yüksek düzeyde bir heterojenite vardı.

Evre Arttıkça Risk Artıyor

Lokal büyüme riskinin artmasıyla ilişkili tek faktör klinik T (cT) evresinin artmasıydı. 2008'den sonra tedavi edilen hastalar arasında, iki yıllık kümülatif lokal yeniden büyüme insidansı evre cT1 ve cT2 tümörlerinde %19'dan cT3 için %31'e ve cT4 için %37'ye kadar yükselmiştir.

Kurtarma operasyonu geçiren 137 hasta arasında 131'i R0 statüsüne ulaştı. Lokal büyüme sonrası üç yıllık sağkalım, kurtarma operasyonu geçirenlerde %80, kurtarma tedavisi almayanlarda ise %55 idi. Genel olarak, beş yıllık sağkalım %87 ve beş yıllık büyüme göstermeyen hastalıksız sağkalım %81 idi. Üç yıllık uzak metastaz insidansı %9 idi.

Çalışmada elde edilen bulgulara göre artan tümör evresi, bekle ve gör yöntemiyle tedavi edilen kemoradyoterapiyi takiben klinik tam yanıtı olan hastalarda rektal kanser lokal büyümesi için daha yüksek bir risk oluşturur. Bu çalışmanın klinik önemi ile ilgili olarak, bekle ve gör için uygun olmayan bir hasta alt grubu tespit edilemedi.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Chadi SA, et al. Factors affecting local regrowth after watch and wait for patients with a clinical complete response following chemoradiotherapy in rectal cancer (InterCoRe consortium): an individual participant data meta-analysis. Lancet Gastroenterol Hepatol. 2018 Dec;3(12):825-836.

Obezite Kanser Riskini Arttırıyor Mu?

20 Ağustos 2019

Vücut ağırlığı fazla olan kişilerin oranı çoğu ülkelerde ve tüm nüfus gruplarında hızlı bir şekilde artarken, bu artıştaki temel sebep çok az egzersiz ve çok sağlıksız beslenme olarak görülüyor. Neredeyse tüm ülkelerde aşırı vücut ağırlığındaki eşzamanlı artışın, büyük ölçüde besin açısından fakir ancak kalori açısından yüksek gıdaları teşvik eden küresel gıda sistemindeki değişiklikler ve fiziksel aktivite için fırsatların azalması sebebiyle olduğu düşünülüyor.

Aşırı kilo ve obezitenin kesin olarak meme, kolon ve rektum, uterus, özofagus, safra kesesi, böbrek, karaciğer, yumurtalık, pankreas, mide ve tiroid, beyin ve omurilik ve kan hücrelerini etkileyen 13 kanser riskinin artmasıyla bağlantılı olduğu gösterildi. Daha yakın zamanlarda, bazı araştırmalar aşırı kilonun prostat tümörlerinin yanı sıra ağız ve boğaz kanserleri riskini de arttırdığını gösterdi.

Sağlıklı Kilo Düzeyini Korumak Önemli

Yeni bir global çalışmada elde edilen bulgular ise oldukça çarpıcı. Aşırı vücut ağırlığı, dünyadaki tüm kanser vakalarının yaklaşık %4'ünden ve gelişmekte olan ülkelerde daha da fazla malignite teşhisi oranından sorumludur. Buna göre 2012 itibariyle, aşırı vücut ağırlığı, her yıl dünya çapında teşhis edilen yaklaşık 544.300 kansere neden olmuştur.

Aşırı kilolu ve obez kişiler düşük gelirli ülkelerde kanser vakalarının sadece %1'ine katkıda bulunurken, bazı yüksek gelirli Batı ülkelerinde ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde teşhis edilen kanserlerin %7 ila 8'ini oluşturuyorlar.

Birçok insan obezite ve kanser arasındaki ilişkiyi bilmiyor. Ancak sağlıklı kilo düzeyini korumaya çalışmak önemlidir ve kanser riskini azaltabilir. Ancak kilolu ve obez olan insanların oranı 1970'lerden bu yana dünya genelinde artmaktadır. 2016 yılı itibariyle yetişkinlerin %40'ı ve okul çağındaki çocukların %18'i aşırı kilolu veya obezdi, bu da yaklaşık 2 milyar yetişkin ve 340 milyon çocuk anlamına gelmektedir. Sunulan rapor, obezite ile mücadelede ve küresel kanser yükünü azaltmanın bir yolu olarak sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını teşvik eden politikalara gereksinimi tekrar göstermiş oldu.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Sung H, et al. Global patterns in excess body weight and the associated cancer burden. CA Cancer J Clin. 2018 Dec 12. doi: 10.3322/caac.21499. [Epub ahead of print]

İleri Kolorektal Kanserli Hastalarda NGS Tabanlı Onkojenik Mutasyon Analizi

19 Ağustos 2019

Kansere yol açan genetik değişikliklerin karakterizasyonunun bu hastaların hedefe yönelik tedavisinin sonuçlarını tahmin etmede önemli olduğu günümüzde bilinmektedir. Öte yandan bu alanda hala daha fazla kanıt oluşturulmasına ihtiyaç vardır.  

Bir grup araştırmacı, kişiselleştirilmiş bir anti-EGFR tedavisi sağlamak için 526 kolorektal kanserli (CRC) hastanın mutasyon profilini yeni nesil sekanslama (NGS) ile değerlendirmeyi amaçladılar. Yapılan çalışmada, NGS platformunu kullanarak 22 kanserle ilişkili genin 507 sıcak nokta (hot spot) mutasyonu sistematik olarak saptandı ve onkojenik mutasyonların klinikopatolojik özellikleri ve anti-EGFR yanıtı ile korelasyonu araştırıldı. Çin Tıp Bilimleri Akademisinde (CAMS), Anti-EGFR tedavisi alan hastalar için, Solid Tümörlerde Yanıt Değerlendirme Kriterleri'ne göre bilgisayarlı tomografi taraması ile klinik yanıt değerlendirilmesi yapıldı (RECIST, sürüm 1.1).

Çalışmadaki panel KRAS, NRAS, BRAF, PIK3CA, EGFR, AKT1, ERBB2, PTEN, STK11, MAP2K1, ALK, DDR2, CTNNB1, MET, TP53, SMAD4, FBXW7, FGFR3, NOTCH1, ERBB4, FGFR1 ve FGFR2 dahil 22 kansere bağlı gende 507 sıcak nokta mutasyonunu saptamak üzere kullanıldı. Toplanan 526 KRK hastasından 316'sı erkek, 210'u kadındı ve ortalama yaş 57 idi. Uzak metastazı olan 238 hastada (%45,2) karaciğer metastazı, 113 hastada (%21,5) akciğer metastazı ve 98 hastada (%19,2) diğer metastazlar (periton, kemik, uterus, yumurtalık, adrenal bez vb.) %18,6) tespit edildi. En sık görülen mutasyonlar sırasıyla; TP53 (%56,7), KRAS (%48,1), PIK3CA (%9,3), FBXW7 (%5,5), SMAD4 (%4,4), NRAS (%4,4), BRAF (%3,6), AKT1 (%1,7), CTNNB1 (%1,0), PTEN (%0,8), EGFR (%0,6), ERBB4 (%0,2), FGFR1 (%0,2) mutasyonları olarak bulundu. Ancak, bu hasta grubunda dokuz gen ile ilişkili (MAP2K1, NOTCH1, STK11, FGFR2, FGFR3, DDR2, MET, ALK ve ERBB2) herhangi bir somatik mutasyon bulunamadı. 526 (%56,7) tümörün 298’inin KRAS, NRAS, BRAF veya PIK3CA'da mutasyonlarını barındırdığı tespit edildi. KRAS, NRAS, BRAF ve PIK3CA'da eşlik eden mutasyonlar, 298 tümörün 49'unda (%16,4)  tespit edildi. İki farklı KRAS mutasyonuna sahip 3 tümör, KRAS mutasyonuna ve BRAF mutasyonuna sahip 3 tümör, KRAS mutasyonuna ve bir PIK3CA mutasyonuna sahip 35 tümör, bir NRAS mutasyonuna ve bir PIK3CA mutasyonuna sahip 3 tümör, BRAF'e ve PIK3CA mutasyonuna sahip 4 tümör, bir KRAS mutasyonu ve iki PIK3CA mutasyonu olan 1 tümör vardı.

Eşlik eden mutasyonlara sahip tümörlerde PIK3CA mutant alel frekansları ile KRAS, NRAS veya BRAF mutant alel frekansları arasında orta düzeyde bir ilişki vardı (r = 0.55, P <0.01) . KRAS ve PIK3CA mutasyonları, KRAS kodon 12 mutasyonlu 159 (%29) tümörün 29'unda gözlendi. KRAS mutasyonlarının sıklığı özellikle ileri yaştaki sağ tarafta kolon veya rektum kanseri bulunan ve akciğer metastazı olan hastalarda anlamlı olarak daha yüksekti. PIK3CA mutasyonlarının sağ taraflı kolon kanseri olan hastalarda ortaya çıkması ise daha olasıydı. 179 RAS doğal tip mKRK hastasının 56'sı (%31,3) hastaya anti-EGFR antikoru setuksimab kemoterapiyle  birlikte verildi. Klinik cevap 54 mKRK hastasında değerlendirildi. PR 24 (%44,4) hastada gözlendi ve 17/24 (%70,8) hastada en az 6 ay boyunca yanıt alındı. 22 hastanın hepsinde vahşi tip olarak tanımlanan 22 gen tespit edilirken, 1-2 gende mutasyon tespit edilen 32 hasta vardı.

NGS ile Hedefe Yönelik Tedavinin Başarısı Ön Görülebiliyor

Sonuçlar, tespit edilen tüm vahşi tip 22 gen mutasyonuna sahip hastaların  PFS’lerinin 9,9 (%95 CI 5.8–12.8) ay olduğunu gösterdi. Bu süre herhangi bir mutasyonu olan hastalardaki 5,8 aylık(%95 CI 4.4-7.4) süreden belirgin derecede daha uzundu. Çalışmada BRAF mutasyon olan hasta oranı %3.6 idi. Bu oran, batılı popülasyonlarda bildirilen oranlara göre daha düşüktü. Böylelikle Çin KRK hastalarında BRAF mutasyonunun daha az yaygın olduğu araştırmacılar tarafından ortaya koyulmuş oldu.

BRAF mutasyonundaki ırksal farklılıklar aynı zamanda evre III KRK hastalarında Yoon tarafından da kanıtlanmıştır. Önceki gözlemler PIK3CA mutasyonlarının KRAS mutasyonları ile belirgin bir şekilde ilişkili olduğunu göstermiştir. Araştırmarcılar, PIK3CA kanserin ilerlemesini arttırmak için BRAF veya KRAS mutasyonlarının ile birlikte çalışıyor olabileceğini düşünüyorlar.

Çalışmada ayrıca, PIK3CA mutasyonlarının mutasyona uğramış allel frekanslarının, KRAS, NRAS ve BRAF mutasyonlarının mutant alel frekansları ile anlamlı şekilde korele olduğu ortaya kondu. Bu da eşlik eden PIK3CA ve RAS / BRAF mutasyonlarının genellikle aynı tümör popülasyonunda meydana geldiğini ortaya çıkardı. Akciğer kanserinde yapılan önceki bir çalışma ile uyumlu olarak , BRAF kinaz bozukluğu mutasyonlarının genellikle KRAS mutasyonları ile birlikte olduğu, ancak PIK3CA mutasyonlarının olmadığı da tespit edildi.

Araştırmacı ekibe göre çalışmalarındaki  başlıca kısıtlamalardan birisi, anti-EGFR tedavisi alan sadece 56 hastayla sınırlı olması olduğunu belirttiler ve sonuçlarının doğrulanması için daha büyük örneklemli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu aktardılar.

Sonuç olarak bu çalışmada NGS tarafından tespit edilen kanserle ilişkili 22 vahşi tip genin hepsinde setuksimab tedavisinin daha iyi bir sonuc verdiğiyle ilişkili sonuçlar elde edildi. Bilim insanları, mutasyon paternlerinin NGS ile belirlenmesinin, KRK'nin moleküler mekanizmalarının anlaşılmasına ve hedefli tedavi tahmininin iyileştirilmesine yardımcı olabileceğini ileri sürdüler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

NGS-based oncogenic mutations analysis in advanced colorectal cancer patients improves targeted therapy prediction  Weihua Lia, Tian Qiua, Lei Guoa, Jianming Yinga,⁎, Aiping Zhoub,⁎⁎ a Departments of Pathology, Beijing, 100021, China b Medical Oncology, Beijing, 100021, China

Kanserin Genel Oluşum Mekanizması Çözülüyor Mu?

07 Ağustos 2019

Bilim insanları protein p53'ün mutasyona uğradığında birçok farklı kanser türünün başlangıcında kritik bir faktör olduğunu uzun zamandır biliyorlar. Bununla birlikte, p53'ün değişmemiş formunun kansere karşı koruma sağladığı bilinmektedir.

Bu çift taraflı nitelikleri, p53 proteinini biyolojide en çok çalışılanlar arasında olan gen yapmasına rağmen stabilitesini ve fonksiyonunu yöneten moleküler mekanizmalar henüz tam olarak anlaşılmamıştır.

2019 Mart'ta Wisconsin-Madison Üniversitesi araştırmacıları Richard A. Anderson ve Vincent Cryns liderliğindeki bir ekip, kritik proteinin beklenmedik bir regülatörünün keşfedildiğini ve yine bu proteinin onu hedef alabilecek ilaçların geliştirilmesine kapıyı açabileceğini bildirdi.

Roma'daki  kapı tanrılarına atıfta bulunan Anderson, “Janus gibi p53'ün de iki yüzü var. P53 geni, kanserlerde en sık mutasyona uğramış gendir ve mutasyona uğradığında, işlevini bir tümör baskılayıcı olmaktan kanserlerin çoğunu tahrik eden bir onkojene çevirir." şeklinde konuştu.

UW Tıp ve Halk Sağlığı Bölümün'den Anderson p53 geniyle ilgili olarak, p53 proteini, ultraviyole radyasyon, kimyasallar veya diğer yollarla zarar gören DNA'nın onarımını başlatan ve tümör büyümesini önleyen "genomun koruyucusu" olarak görev yapan bir proteindir. Bununla birlikte, mutasyona uğradığında yoldan çıkar, değişmemiş muadillerinden daha stabil ve bol hale gelir, hücrenin çekirdeğinde birikir ve kansere neden olur.

Çalışma lideri yazarları ve doktora sonrası araştırmacıları Suyong Choi ve Mo Chen'in de dahil olduğu araştırma ekibi bu istikrarı sağlayan yeni bir mekanizma buldu. Suçlu; PIPK1-alfa ve PIP2 olarak bilinen lipit habercisi olarak adlandırılan ve p53'ün ana düzenleyicileri gibi görünen bir enzimdi.

P53 Proteni Mutasyona Uğradıktan Sonra Isı Şok Proteinleriyle Etkileşimi Nasıl Oluyor?

Wisconsin takımı, bir hücre DNA hasarı veya başka yollarla strese girdiğinde, enzimin p53 ile birleştiğini ve kendisine kuvvetlice bağlanan ve p53 ile küçük ısı şoku proteinleri olarak bilinen moleküller arasındaki etkileşimi destekleyen PIP2 ürettiğini gösterdi. Bu, üçlü negatif meme kanseri gibi agresif kanserler dahil olmak üzere kanser aşamasını ayarlayarak protein kompleksini stabilize ediyordu. Araştırmacılar ayrıca PIP2 enzim yolu bozulduğunda, mutant p53'ün birikmediğini ve hasara yol açmadığını gösterdiler.

Anderson, “Mu53 p53'ü ortadan kaldırabilirseniz, p53'ün neden olduğu kanserleri ortadan kaldırabilirsiniz.” şeklinde açıkladı.

Araştırmacılar, aktif olarak, p53 mutasyonlarını barındıran tümörleri tedavi etmek için kullanılabilecek bir kinaz olan PIPK1-alfa enziminin inhibitörlerini araştırmaktadır.

P53 kanserde en yaygın mutasyona uğramış genlerden biri olmasına rağmen, özellikle p53'ü hedef alan herhangi bir ilacımız hala yok. Bu yeni moleküler kompleksi keşfetmemiz, kinazın veya p53'e bağlanan diğer moleküllerin bloke edilmesi de dahil olmak üzere, yıkım için p53'ü hedeflemenin birkaç farklı yolunu işaret ediyor.

Anderson, "Bulgular, biraz şaşırttı çünkü katalitik enzim ve PIP2 tipik olarak mutant p53'ün zarar verdiği hücre çekirdeğinin iç kısmında değil, hücre zarlarında bulunur." dedi.

Bu yeni bulguların önümüzdeki günlerde yapılacak başkaca çalışmalara ışık tutacağı su götürmez bir gerçektir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Suyong Choi, Mo Chen, Vincent L. Cryns & Richard A. Anderson. A nuclear phosphoinositide kinase complex regulates p53. Nature Cell. Biology, 2019 DOI: 10.1038/s41556-019-0297-2

Kolorektal Kanserle İlişkili Yüze Yakın Genetik Değişiklik Tanımlandı

01 Ağustos 2019

Kolorektal kanserde günümüze kadar çok sayıda genetik değişiklik olduğu belirlenmiştir. Yeni bir çalışmada ise ABD’li bir araştırma grubu kolorektal kanserin genetik mimarisini daha fazla incelemek için 1.439 vaka ve 720 kontrol üzerinde tüm genom sekanslama çalışması yaptı. Elde ettikleri verileri 24.869 hasta ve 29.051 kontrolün bulunduğu veri setiyle konfirme ettiler ve 40 yeni genetik varyant tanımlanması sayesinde toplam varyant sayısı 100 civarına ulaşmış oldu.

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, sporadik kolorektal kansere ilişkin 50'den fazla lokus tanımlamıştır, ancak kolorektal kanser riskine katkıda bulunan çoğu genetik faktör tanımlanmamıştır. Çalışmada büyük bir gruba ait verileri inceleyen araştırma ekibi genel olarak, CHD1 ve RGMB genlerinin yakınındaki sporadik kolorektal kanser için koruyucu ilk nadir değişken sinyal de dahil olmak üzere 40 yeni sinyal belirledi. Bunun yanı sıra daha önce bildirilen 55 sinyali de kopyaladılar.

Daha Çok Sayıda Varyant Tanımlanabilir

Araştırmacılar, RGMB tutulumunu ekarte edememelerine rağmen, nadir alelin tümör baskılayıcı gen PTEN kaybının neden olduğu kanser hücrelerinde büyüme için gerekli olan CHD1 ekspresyonunu düşürerek koruyucu bir etki sağladığını varsaydılar. Yeni tanımlanan sinyaller daha düşük frekans varyantlarını, Krueppel benzeri faktörleri, Hedgehog sinyallerini, Hippo-YAP sinyallerini, uzun kodlamayan RNA'ları ve somatik sürücüleri içerir ve bağışıklık fonksiyonunu destekler niteliktedir.

Kalıtım derecesi araştırmaları, çok nadir ve yaygın varyantların henüz tanımlanmadığını göstermektedir. Çünkü şu ana kadar tanımlanan tüm varyantlar, kolorektal kansere duyarlılıktaki varyasyonun sadece %20'sini açıklamaktadır. Elde edilen bulguların diğer bir önemi ise hedefe yönelik tedavilerin keşfine imkan tanıyacak olmasıdır. Araştırma ekibi yapılan çalışmanın daha çok Avrupalı beyaz ırktan hastaları içerdiğini ve yapacakları yeni çalışmalarda farklı ırklardan insanları da dahil etmeyi amaçladıklarını belirttiler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Huyghe JR, et al. Discovery of common and rare genetic risk variants for colorectal cancer. Nat Genet. 2019 Jan;51(1):76-87.

Kanser Sağkalımı Sonrası Bakım Nasıl Olmalı?

31 Temmuz 2019

Yıllar içinde kanser teşhisi sonrası sağ kalımların artmasıyla , doktorlar ve bilim insanları hayatta kalanlar için tedavi rehberleri geliştiriyorlar. Ancak ABD merkezli araştırmacıların yayınlamış oldukları rapora göre, sağkalım sonrası bakımın tutarlılığını ve kalitesini geliştirmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu görülüyor.

IOM tarafından sağkalım sonrası bakıma ilişkin 2006 tarihli raporun yayınlanmasından itibaren uzunca süre geçti. Rapor, kanser bakım topluluğunu, sadece tümörleri tedavi etmeye değil, aynı zamanda malignitelerden veya ameliyat, ilaç ve radyasyondan kaynaklanabilecek yaşam boyu tıbbi problemleri en aza indirmeye odaklanmayı düşünme yönünde bir çağrıda bulunuyordu. İlerleme kaydedilmesine rağmen, 2006 raporundaki birçok öneri tam olarak uygulanmamıştı ve bu nedenle yeni bir rapor yayınlandı.

Yeni Raporda Bir Grup Yeni Öneri Sunuldu

IOM raporunun yayınlanmasından bu yana, sağlık hizmeti sağlayıcıları hastalara ve ailelere sağkalımın kanser bakımının ayrı bir aşaması olduğunu anlamalarını sağlamak için daha fazla yardımcı olmaya başladı.

Örneğin IOM, hastaların kanser tedavisini tamamladıktan sonra devam etmekte olan tarama ve tedaviyi yönlendirmelerine yardımcı olmak için "hayatta kalma bakım planları" almalarını önerdi. Ancak, bu planların ne kadar yaygın kullanıldığı ya da sonuçları iyileştirip iyileştirmediği açık değildir.

Sorunun bir kısmı, hayatta kalma bakımını ölçmek veya iyileştirmek için net kalite kriterleri bulunmamasıdır. Yeni raporda, çoğu kalite önleminin, hayatta kalanlara yaşamı yönlendirmelerinde yardımcı olmak yerine tümörleri tedavi etmeye odaklandığı belirtiliyor.

Yeni rapora göre, IOM tarafından önerilen hayatta kalma bakımı konusunda sağlık hizmeti sağlayıcılar için eğitim amacıyla, profesyonel ve gönüllü kuruluşlar eğitim programları geliştirmiş olsalar bile, bu programlar klinisyenler tarafından yaygın olarak kullanılmamaktadır. Diğer bir gelişim alanı olarak ise bu hastalarının sigortalarının kapsamının genişletilmesi gösterildi. Yeni tedavi alternatiflerinin daha iyi anlaşılması ve efektif kullanımı da gelişim alanı olarak belirlendi.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Kline RM, et al. Long-Term Survivorship Care After Cancer Treatment - Summary of a 2017 National Cancer Policy Forum Workshop. J Natl Cancer Inst. 2018 Dec 1;110(12):1300-1310. doi: 10.1093/jnci/djy176.

Kolon Kanseri Taraması Ne Sıklıkla Yapılmalı?

29 Temmuz 2019

Her ne kadar güncel kılavuzlar, negatif kolonoskopi sonucuna sahip bireylerin 10 yıl sonra yeniden taranmasını tavsiye etse de, ABD’de çalışan bir grup araştırmacı, bunu destekleyen kanıtların yetersiz olduğunu ve bu tavsiyenin, kolonoskopi duyarlılığının ve adenomun ilerlemesi için geçen süreye dair tahminlere dayandığını savunuyorlar.

Bununla birlikte, kolorektal kanser, heterojen bir hastalıktır ve kolorektal kanser için uzun vadeli risk üzerinde yapılan birkaç çalışma, 10 yıllık bir tarama aralığının çok kısa veya çok uzun olabileceğini göstermiştir. Daha fazla araştırma yapmak için ekip retrospektif bir kohort çalışması ile 4 milyona yakın ABD’liye ait sağlık verisini değerlendirme şansı buldu.

Çalışmaya 50-75 yaş arasında ve en az 1 yıl takip edilmiş, kolorektal kanser için ortalama riske sahip hastaları dahil ettiler. Toplamda 1.251.318 uygun katılımcıdan 9.339.354 yıllık takip bilgisi elde etmiş oldular.

Tarama Aralığı Onaylandı

Tarama yapılmamış olan kohortta, kolorektal kanser insidansı, 1. yılda 100.000 kişi başına 62,9'dan 12. yılda 100.000 kişi başına 224,8'e yükseldi. Ölüm oranı ise aynı dönemde 100.000 kişi başına 10,5'den 192,0'a yükseldi. Kolonoskopi sonucu negatif olan bireyler arasında kolorektal kanser insidansı ise aynı dönemde 100.000 kişi başına 16,6'dan 133,2'ye yükseldi. Ölüm oranı da aynı sürede 100.000 kişi başına 6,8'den 92,2'ye yükseldi.

Negatif bir kolonoskopi sonucu, kolorektal kanser riskinde, tarama yapılmamasına kıyasla belirgin bir azalmaya yol açtı. Ekip ayrıca kolorektal kansere bağlı ölümlerde negatif tarama sonucu ile tarama yapılmamasına kıyasla belirgin bir azalma olduğunu hesapladı.

Sonuçlar, 10 yılda negatif tarama sonucu olan kişilerde kolorektal kanser geliştirme riskinin, taranmamış bireylere göre %46 daha düşük olduğunu gösterdi. Kolorektal kansere bağlı ölüm göreceli riski ise %88 daha düşüktü. Bu sonuçlara göre her 10 yılda bir kolorektal kanseri taraması için kılavuz önerileri izleyen klinisyenler, hastalarını yüksek risk altında bırakmadıklarından emin olabilirler.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Lee JK, et al. Long-term Risk of Colorectal Cancer and Related Deaths After a Colonoscopy With Normal Findings. JAMA Intern Med. 2018 Dec 17. doi: 10.1001/jamainternmed.2018.5565. [Epub ahead of print]

Kemoterapi Sonrası İkincil Riskler Bilinenden Yüksek Bulundu

24 Temmuz 2019

Solid bir tümör için kemoterapi ile tedavi edilen hastalarda, bu tedavi sonucunda ölümcül bir kan kanseri gelişmesi riskinin düşünüldüğünden çok daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Ulusal Kanser Enstitüsü'nden (NCI) bir araştırma ekibi, tedavi ile ilişkili miyelodisplastik sendrom veya akut miyeloid lösemi (tMDS / AML) riskinin beklenenden daha yüksek olduğunu belirtti. Elde edilen bu yeni bulgular, 2000-2013 yılları arasında kemoterapi alan 700.612 hastanın verilerinin analizi ile ortaya çıktı.

Araştırmacıların elde ettikleri verilere göre bu zaman diliminde, bilinen lökojenik ajanların (özellikle platin bileşiklerin) ilk basamak kemoterapide kullanımı 2000-2001 yıllarında %10 iken 2012-2013 yıllarında %81'e kadar yükseldi. Çalışmada 2014 yılına kadar ilk primer solid tümör için kemoterapi ile tedavi edilen 1619 hastada (700.612 hastanın %0.23'ü) tMDS / AML'nin geliştiği tespit edildi.

Kolon Kanseri Hariç Tüm Kanserlerde Risk Tanımlandı

Her ne kadar çoğu solid tümör tipi için tMDS / AML'nin kümülatif insidansı %1'den az olsa da, prognoz zayıftı. Bu hastalardaki ortanca genel sağkalım sadece 7 aydı ve hastaların %78'i (1270/1619) ex olmuştur. Analiz, tMDS / AML'nin göreceli riskinin, tedavi edilen kanserin tipine ve kullanılan kemoterapi veya kemoradyoterapiye bağlı olarak 1,5 kattan 10 kata kadar yükseldiğini gösterdi. Risk, kolon kanseri hariç 23 solid kanser tipinin 22'sinde gözlendi.

Kemik, yumuşak doku ve testis kanserleri için kemoterapi alan hastalarda tMDS / AML için göreceli riskler en yüksekti (>10). Analiz, bu kanserlerin tipik olarak daha genç hastalarda teşhis edildiğini gösterdi. Periton kanseri, küçük hücreli akciğer, yumurtalık, fallop tüpü ve beyin veya merkezi sinir sistemi kanserleri için kemoterapi alan hastalar için risk 5-9 kat kadar arttı.

Bu araştırmadan elde edilen bulguların, hastaların tarama ve tedavi gereksinimlerini değiştirebileceği vurgulandı.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Morton LM, et al. Association of Chemotherapy for Solid Tumors With Development of Therapy-Related Myelodysplastic Syndrome or Acute Myeloid Leukemia in the Modern Era. JAMA Oncol. 2018 Dec 20. doi: 10.1001/jamaoncol.2018.5625. [Epub ahead of print]

Kolorektal Kanserde Kandaki Tümör DNA’sı Üzerinden Genetik Değerlendirme

22 Temmuz 2019

Kolorektal kanser dünya çapında en yaygın kanserlerden biridir. Küresel olarak 2012'de 1,4 milyon yeni vaka ve 693.900 ölüm yaşanmış ve gelişmekte olan ülkelerdeki insidans ve ölüm oranları artmıştır. Tanı anında, hastaların yaklaşık %20'sinde uzak metastatik hastalık vardır.

Onlarca yıldır KRK'nın sistemik tedavisinde ana etken madde olarak fluorourasil kullanılmıştır. İrinotekan ve oksaliplatinin yanı sıra, VEGF'yi (bevacizumab, aflibercept ve regorafenib) ve EGFR'yi (setuksimum ve panitumumab) hedef alan yeni geliştirilen inhibitörlerin eklenmesi, metastatik kolorektal kanserli hastaların sonuçlarını belirgin şekilde iyileştirmiştir. Bununla birlikte, prognoz halen zayıftır. Bu nedenle, kolorektal kanserin klinik olarak ilgili biyolojisini daha iyi anlamak için karşılanmamış bir ihtiyaç vardır. Kolorektal kanserin moleküler özellikleri, yeni nesil sekanslama (NGS) teknolojisindeki ilerlemeler nedeniyle daha iyi anlaşılmaktadır. Hastaları altta yatan moleküler özelliklerine göre kategorize etmek önerilmiştir ve şimdi klinikte tedaviyi yönlendirmek için rutin olarak birkaç genomik belirteç kullanılmaktadır. Genomik olarak yönlendirilmiş FDA onaylı tedavilere örnekler, mikro-uydu kararsızlığı-yüksek veya yüksek antikor için vahşi tip RAS ve pembrolizumab (anti-programlanmış hücre ölüm proteini 1 antikoru) olan hastalar arasında anti-EGFR ajanlarını (setuksimab ve panitumumab) içerir. Ek olarak, irinotekan ve setuksimab'a vemurafenib (BRAF inhibitörü) ilave edilmesi, BRAFV600 mutasyonlu kolorektal kanserli hastalar arasında daha iyi klinik sonuç göstermiştir.

Hedeflenen terapi yaklaşımlarındaki son ilerlemeye rağmen, hastaların %50'sinden fazlası yukarıda belirtilen rejimlere cevap vermemektedir ve hastalığın moleküler temellerinin daha iyi bir şekilde anlaşılması gerekmektedir. Genellikle arşiv örneklerinde yapılan doku bazlı genomik analizlerle ilgili zorluklardan bazıları, kanserin genomik manzarasının terapötik müdahaleden sonra değişebileceği ve sıralama sonuçlarının intra-intertumoral heterojenite ile karıştırılabileceği gerçeğini içerir. Tümör heterojenliğinin zorluklarının üstesinden gelmek ve zamanla ve terapötik basınç altında gerçekleşen klonal evrimin etkisini değerlendirmek için, dolaşımdaki tümör DNA'sı (ctDNA) çeşitli kanserlerde aktif olarak araştırılmaktadır.

Kolorektal kanserin ctDNA analizini kullanan çalışmalar, TP53, KRAS ve APC'nin en sık değiştirilen genler olduğunu ortaya koydu. Kolorektal kanserin moleküler biyolojisi hakkındaki anlayış genişlemesine rağmen kolorektal kanserli 94 hastaya yeni jenerasyon ctDNA dizisi (54-73 gen paneli) yapıldı. Hastaların çoğunda kan alımı sırasında metastatik veya tekrarlayan hastalık vardı. En sık görülen anormal genler TP53, KRAS ve APC idi. Doku ve kanın yeni nesil dizilimi arasındaki uyum, %63.2 (APC) ile %85.5 (BRAF) arasında değişmişti.

Kolorektal kanserli hastalar, heterojen ctDNA profillerine sahiptir ve çoğu potansiyel olarak harekete geçirilebilir ctDNA değişikliklerini barındırır. Eşleşen terapi, 6 ay veya daha uzun bir süre boyunca daha yüksek oranda stabil hastalık, kısmi cevap veya tam cevap ile ilişkilidir. Bu çalışmada, ctDNA'yı değerlendiren hedefe yönelik NGS kullanılarak, çoğunlukla ileri evre kolorektal kanserli 94 hastadaki genomik değişikliklerin biyolojik özellikleri ve klinik bağıntıları sunulmuştur.

Çalışmada genel olarak, hastaların %79'unda bir veya daha fazla ctDNA değişikliği vardı. En sık görülen değişiklikler TP53, ardından KRAS, APC, BRAF, PIK3CA ve EGFR genlerinde görülmüştür. Bu çalışmada tespit edilen APC değişikliklerinin daha önce bildirilenden daha az olduğu, diğer genomik değişikliklerin sıklığı önceki yayınlardakilerle uyumludur. Uyumluluk, sürücü veya trunkal gen değişiklikleri arasında ctDNA ve doku DNA arasında istatistiksel olarak anlamlıydı. Daha önce, ctDNA NGS'nin, verilerle uyumlu olan kolorektal kanserli hastalar arasında dijital damlacık polimeraz zincir reaksiyonu bazlı plazma ile tespit edilen BRAFV600E mutasyonunun yanı sıra doku için %100 duyarlılığa sahip olduğunu bildirdi. BRAFV600E'nin anti-EGFR ve BRAF karşıtı tedavilerin bir kombinasyonu ile hedeflenebileceğini göz önüne alarak, bu değişiklik için test yapmak önemlidir. Yüksek genel uyumluluğun bir kısmının olumsuz uyumluluktan kaynaklandığı belirtilmelidir. CtDNA'nın duyarlılığı, dokuda bulunan mutasyonların tespiti için değişkendir. Örneğin, doku APC pozitifliği olan hastaların saptanması için ctDNA'nın duyarlılığı %44.9; Doku BRAF pozitifliği olanların tespiti için ctDNA'nın duyarlılığı %80 bulunmuştur. APC değişikliklerini tespit etmek için görünen düşük kapasitenin, bu değişikliğin plazma izlemesi için etkileri olabilir.

Araştırmacılar, çalışmanın kısıtlamalarına rağmen kolorektal kanserli hastalarda ctDNA testinin klinik kullanımının derinlemesine araştırılmasını sağladığını savundular. Sonuç olarak, kandan türetilmiş ctDNA'da NGS uygulanmış, çoğunlukla ileri evre kolorektal kanserli 94 hastanın tümörü incelenmiştir. Hasta başına ortanca değişiklik sayısı üç bulunmuş ve her şeyden önemlisi, her hastanın benzersiz bir moleküler profile sahip olduğu görülmüştür. Dokudaki genel değişikliklerle uyum %63 ile %86 arasında değişmiştir. ctDNA ve doku arasındaki farklılıklar, tedaviden sonra ctDNA'daki dinamik değişiklikleri yansıtabilir. ctDNA birden fazla metastatik bölgeden dökülebilir veya doku ve ctDNA dizilimi arasındaki duyarlılıkta farklılıklar olabilir. %5'ten daha az ctDNA varlığı bağımsız olarak daha uzun sağkalım ile koreledir. Çalışmada hedefe yönelik tedavi alan hasta sayısı az olmasına rağmen bu, BRAFV600E'nin ötesindeki çoklu biyobelirteçlerde metastatik kolorektal kanserde ctDNA NGS'nin klinik kullanımının nesnel kanıtını gösteren ilk çalışmadır. Kolorektal kanserli hastalarda tedaviyi yönlendirmek için ctDNA'nın kullanıldığı daha ileri klinik araştırmalara ihtiyaç vardır.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Correlation With Tissue Sequencing, Therapeutic Response, and Survival Shumei Kato; Maria C. Schwaederle; Paul T. Fanta; Ryosuke Okamura; Lawrence Leichman; Scott M. Lippman; Richard B. Lanman; Victoria M. Raymond; AmirAli Talasaz; Razelle Kurzrock

Talk Pudra İnsan Sağlığına Zararlı mı?

19 Temmuz 2019

Kanada hükümeti, bazı ürünlerde talk kullanımını yasaklayan veya kısıtlayan önlemler almayı planlıyor. Yeni taslak tarama değerlendirmesinde, serbest talk pudralarının solunmasının ve dişi genital bölgesinde talk içeren bazı ürünlerin kullanılmasının insan sağlığına zararlı olabileceği öneriliyor.

Taslak tarama değerlendirmesinde tespit edilen riskleri yönetmek için olası önlemleri ana hatlarıyla belirten Risk Yönetimi Kapsamı, Kanada gazetesinde 60 günlük dönemde kamuoyunun yorumuna açık bir şekilde yayınlandı. Son tarama değerlendirmesi ve risk yönetimi yaklaşımında, herhangi bir yorum ve istişare sürecinde alınan yeni kanıtların dikkate alınacağı belirtildi.

Taslak değerlendirmede, gıda ve ilaçlardaki talk dahil olmak üzere oral maruziyetlerden, talk içeren ürünlerin cilde uygulanması gibi dermal maruziyetlerden veya kuru saç şampuanı, göz farı ve allık gibi sıkıştırılmış toz ürünlerden inhalasyon maruziyetinden kaynaklanan insan sağlığı risklerinin tanımlanmadığı belirtildi. Bununla birlikte, değerlendirme insan sağlığına yönelik potansiyel kaygı oluşturabilecek, iki maruziyet senaryosu belirlendi.

İlki, vücut tozu, bebek tozu, yüz tozu, ayak tozu gibi kişisel bakım ürünleri kullanımı sırasında potansiyel olarak akciğerlere zarar verebilecek ince talk parçacıklarının solunmasıydı. Diğer endişe verici senaryo, cinsel organları içeren kadın perineal alanının vücut tozu, bebek tozu, bebek bezi ve kızarıklık kremleri, genital ter önleyiciler ve deodorantlar, vücut bezleri, banyo topları gibi talk içeren öz bakım ürünlerine maruz kalmasıydı. Belgede, bu maruziyet türünün nüfus çalışmalarında yumurtalık kanseriyle ilişkilendirildiği belirtildi.

Kanada'dan gelen bu hamle ile birlikte ABD’de kadın genital bölgesinde talk kullanımının yumurtalık kanserine katkıda bulunup bulunmadığı konusu tekrar gündeme geldi. Bazen asbest ile kontamine olduğu için talkın kendisinin kanserojen olup olmadığı tartışılıyor.

Bilimsel Topluluk Bir Uzlaşmaya Varamadı

Avrupa Kanser Önleme Dergisi'nde yayınlanan yeni bir inceleme, "verilerin kozmetik talkın yumurtalık kanserine neden olduğunu göstermediği" sonucuna varıldı. Perineal tozlama çalışmalarındaki heterojenlik, maruziyet ölçümlerinin geçerliliği ve tutarlı bir doz-cevap etkisinin olmayışı nedensel çıkarımlar yapmayı sınırlayan önemli endişeler doğurdu. Daha da önemlisi, eksternal talk tozunun kadın üreme sistemine girip girmediği bilinmiyor ve talk püskürtülen diyaframlar ve lateks prezervatifleri gibi internal talk maruziyet ölçümleri yumurtalık kanseri riski ile hiçbir ilişki göstermiyor.

Epidemiyoloji’de yakın zamanda yapılan bir derlemede, "genel olarak perineal talk kullanımı ile yumurtalık kanseri arasında tutarlı bir ilişki olduğu" sonucuna varıldı. Bu derleme, en az 50 yumurtalık kanseri vakası içeren ve 24 vaka kontrol çalışmasına (13,421 vaka) ve üç kohort çalışmasına (890 vaka, 181,860 kişi-yıl) bakılmış gözlemsel çalışmaların meta-analizine dayanıyordu.

Talk-Asbest Bağlantısı Açıklandı

Gıda ve İlaç İdaresi'ni açıklamasında, talkın doğal olarak meydana gelen, magnezyum, silikon, oksijen ve hidrojenden oluşan topraktan çıkarılan bir mineral olduğunu ve doğal olarak oluşan başka bir silikat minerali olan asbestin toprağa yakın yerlerde bulunabileceğini ve bu nedenle madencilik alanlarının dikkatlice seçilmesi gerektiğine dikkat çekti.

IARC, asbest içeren talkı “insanlara kanserojen” olarak sınıflandırıyor. İnsan çalışmalarından elde edilen verilerin yetersizliğine ve laboratuar hayvanı çalışmalarındaki sınırlı veriye dayanarak, IARC, asbest içermeyen inhale talkları "insanlarda kanserojenlik olarak sınıflandırılamaz" olarak sınıflandırıyor.

Yumurtalık kanseriyle bağlantıyı gösteren insan çalışmalarından elde edilen kanıtlar sınırlı olduğundan, IARC talk bazlı vücut pudrasının perineal (genital) kullanımını "muhtemelen insanlara kanserojen" olarak sınıflandırıyor. Öte yandan ABD Ulusal Kanser Enstitüsü, "kanıtların ağırlığının perineal talk maruziyeti ile artmış yumurtalık kanseri riski arasındaki ilişkiyi desteklemediğini" belirtti.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Zosia Chustecka Canada Says Talc May be 'Harmful to Human Health' - Medscape - Dec 07, 2018.

Kanseri Yenip Hayatta Kalanlar Başka Hastalıklardan Hastaneye Yatış Riski Altında

16 Temmuz 2019

Yeni yapılan araştırmacılar, en yaygın 12 kanseri yenip sağ kalanların hastaneye yatmayı gerektiren çok çeşitli hastalıklar açısından daha yüksek risk altında olduğunu ve takip ziyaretleri sırasında yeni hastalıklar açısından izlenmeleri gerektiğini söylüyor.

Kopenhag'daki Danimarka Kanser Derneği Araştırma Merkezi'nden Dr. Trille Kristina Kjaer "Uzun vadeli kanserlerden kurtulanların nüfusu, erken teşhis ve kanser tedavisindeki ilerlemeler nedeniyle dünya genelinde artmaktadır. Bu büyüyen popülasyona, bakım ve destek için uygun planlamayı sağlamak için ek hastalık riskinin tam olarak anlaşılması gerekiyor."

"Bu makalenin kilit noktası, kanserden kurtulanların çok çeşitli somatik semptom ve bozukluklardan etkilenebileceğidir. Çoğu hastalıkta olduğu gibi erken teşhis ve tedavi, kurtulan için en iyi sonucu almanın anahtarıdır."

Dr. Kjaer ve meslektaşları, 1997 ve 2014 yılları arasında Danimarka Kanser Kayıtları'nda listelenen, en sık görülen 12 primer kanserden kurtulmuş  458.646 kişi ve eşleşmiş kanser hastası olmayan 2.121.567 kontrol grubunun verilerini inceledi. Çalışmada incelenenlerin yaş ortalaması 69 idi.

Neredeyse tüm teşhis gruplarında kanser mağdurları için somatik hastalıklardan dolayı hastaneye yatış riski önemli ölçüde yüksekti - örneğin, meme kanseri sağ kalanları sinir sistemindeki hastalıklar için tehlike oranı 1.20 iken, solunum sistemindeki hastalıklar için akciğer kanserinden sağ kalanların 5.85 ve kan-kemik iliğiyle ilişkili hastalıklar için prostat kanseri sağ kalanları için 2.60 idi.

Ayrıca kontrollere kıyasla, akciğer kanserinden kurtulanlarda ayrıca lösemi riski ve Non-Hodgkin lenfoma riski daha yüksekti. Lösemiden sağ kalanlar, Non-Hodgkin lenfomadan kurtulanlarda olduğu gibi enfeksiyon ve paraziter hastalıklar açısından daha yüksek bir riske sahipti. Beyin kanserinden sağ kalanların sinir sistemi hastalıkları açısından riski daha yüksek iken kolon, rektum ve pankreas kanseri sağ kalanları arasında da sindirim sistemi hastalıkları riski yüksekti.

Farklı sağlık sistemlerinde farklı takip sistemleri göz önüne alındığında, uzmanlık alanlarındaki sağlık çalışanlarının bu uzun vadeli risklerin farkında olmalarını sağlamak önemlidir. Birinci basamak hekimleri, belirli kanser tedavilerinin geç advers etkileri ve bunların nasıl yönetileceği konusunda sınırlı bilgiye sahip olabilir. Hastaların, geliştirebilecekleri belirtilere karşı uyarılmaları gerektiğini ve bir semptom geliştiğinde ne yapmaları gerektiği konusunda bilgilendirilmeleri önemlidir.

Daha Gidilecek Çok Yol Var

New York'taki Roswell Park Kanser Merkezi'nde Kanserden Kurtulma ve Tarama Direktörü Dr. Tessa Faye Flores, "Kanser tedavisi görmüş kişilerde hayatta kalma ve uzun vadeli ihtiyaçlar ve endişeleriyle ilgili daha fazla dikkat görüyoruz, ancak ulusal çapta göreceli olarak az sayıda bu işe adanmış program var. Programımız, onkolojik süreçlerin aksine bir bütün olarak hayatta kalanlara odaklanıyor.” diyerek ekledi: “Tedavilerinin olası uzun vadeli komplikasyonlarını tartışıyoruz ve bu olası komplikasyonların izlenmesinde birincil doktorlarına önerilerde bulunuyoruz. Birçok kemoterapide bunun bir sonucu olduğu için kardiyotoksisite ve toksisite taraması yapıyoruz.”

“Ayrıca birçok destek hizmeti sunuyoruz ve kanser taramasının sürdürülmesi, birincil bakım sağlayıcılarıyla ilişkiler ve kanser riskini azaltmak için yaşam tarzı değişikliklerinin önemini vurgulama konusunda pek çok adım atıyoruz. Bu yapılanları iyi bir başlangıç olarak kabul edip, kat edilecek uzun bir yolumuzda adanmış bir şekilde ilerlemeyi planlıyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.

 

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Long-term Somatic Disease Risk in Adult Danish Cancer Survivors Trille Kristina Kjaer, PhD1; Elisabeth Anne Wreford Andersen, PhD2; Jeanette Falck Winther, DMSc3,4; et al

Karaciğer Metastazlı Kolorektal Kanser Hastalarında Bevasizumab

10 Temmuz 2019

TRICC0808 çalışması, preoperatif mFOL-FOX6 + bevacizumab tedavisinin, ön rezeksiyon için uygun olmayan ve sadece karaciğer metastazı tedavisinin önceliğini araştıran çok merkezli bir faz II çalışmadır. Çalışmanın etkinlik analizinde R0 rezeksiyon oranının %44,4 olduğu rapor edildi, sağkalım için son analiz yapıldı ve 16 Şubat 2015 tarihinde veri aktarımı tamamlandı.

Karaciğer, kolorektal kanserde sık görülen bir metastaz bölgesidir ve hepatektomi, %40-60'lık 5 yıllık sağkalım oranıyla tek küratif tedavidir. Bununla birlikte, karaciğer metastazı olan hastaların sadece bir azınlığı başlangıçta radikal hepatektomi için uygundur. Bildirildiğine göre, daha yüksek sayı, boyut ve tümörün karmaşık yerleşimi nedeniyle başlangıç rezeksiyon oranı %25 daha azdır.

Çalışmada çapı 5 cm'den büyük veya sadece karaciğerde dört tümörden (H2 ve H3) fazla metastazı olan hastalara altı döngü boyunca mFOLFOX6 + BV tedavisi uygulandı ve mümkünse hepatektomi yapıldı. Birincil ve ikincil bitiş noktaları, sırasıyla R0 hepatektomi hızı ve genel sağkalımdı.

Kayıtlı 46 hasta arasından, kemoterapinin başlangıç tarihinden itibaren 3 yıllık genel sağkalım oranı %33.6 ve aylık ortalama sağkalımı %44 olan 45 hasta için genel sağ kalım analiz edildi.

Ek kemoterapi sonrası rezeksiyon da dahil olmak üzere hepatektomili 31 hastanın 3 yıllık genel sağkalım oranı %43,1 ve aylık ortalama sağkalımı %61,3 idi. Altı kür protokol kemoterapi sonrasında hepatektomi yapılan 24 hastada, 3 yıllık nükssüz sağkalım oranı %36,8 ve aylık ortalama sağkalımı %8,3 idi.

TRICC0808 çalışmasının bu son analizinde, mFOLFOX6 + bevacizumab tedavisinden sonra hepatektomili hastalarda daha iyi bir uzun süreli sağkalım olduğu ortaya çıkmıştır, ancak incelenen hastaların çoğunda nüks görülmüştür. Bu nedenle, kemoterapi sonrası hepatektomi, ilerlemiş karaciğer metastazı olan hastalarda sağkalımı iyileştirebilir, bununla birlikte iyileşme zorlaşır.

TRIC0808'in bu son sağkalım analizi, mFOL-FOX6 + bevacizumab tedavisini takiben hepatektominin olumlu şekilde uzatılmış sağkalım elde ettiğini göstermiştir. Kesin olarak, protokol kemoterapisi sonrası hepatektomili 24 hasta 36,8 ay ortalama sağkalım elde etmiş ve ek bir kemoterapiden sonra yedi hasta da dahil olmak üzere hepatektomi uygulanan 31 hastanın hepsinde ortalama sağkalım, çoğu hastada cerrahi tedavi yöntemleri ve kötü prognostik faktörler olmasına rağmen 43,1 ay olarak bulunmuştur. Ancak ameliyat sonrası erken dönemde, protokol tedavisinden sonra hepatektomili hastalarda 5,3 ay ortalama RFS ile hastalık nüksü meydana gelmiştir.

Birkaç çalışma, R0 oranını arttırmak için rezektabl metastazlar ve rezektabl olmayan bir metastazın rezektabl duruma dönüşmesi için cerrahi ve preoperatif kemoterapi kombinasyonunu araştırmıştır. Ancak bu çalışmaların birçoğu randomize çalışmalarda retrospektif veya alt grup analizleri yapılmış ve dönüşüm kemoterapisini değerlendirmek için tasarlanmış randomize kontrollü çalışmalar ise sınırlı kalmıştır. Hastalığın tedavisi ile ilgili olarak, ön rezeksiyon kolorektal karaciğer metastazı için uygun olmayan hastalarda preoperatif kemoterapinin klinik faydaları hala tartışmalıdır. Bu nedenle optimal tedavi yaklaşımı belirsizliğini korumaktadır ve bu konuda daha fazla fonlamaya ve çalışmaya ihtiyaç vardır.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

mFOLFOX6 plus bevacizumab to treat liver-only metastases of colorectal cancer that are unsuitable for upfront resection (TRICC0808): a multicenter phase II trial comprising the nal analysis for survival  Masamichi Yasuno1 · Hiroyuki Uetake2 · Megumi Ishiguro2 · Nobuyuki Mizunuma3 · Takamichi Komori4 · Go Miyata5 · Akio Shiomi6 · Tatsuo Kagimura7 · Kenichi Sugihara  International Journal of Clinical Oncology https://doi.org/10.1007/s10147-018-01393-8 

 

Bir Doktorun Kanser Teşhisini Çocukları İle Paylaşma Hikayesi

03 Temmuz 2019

Tıp fakültesinde hastaya kötü haberi nasıl vereceğimizle ilgili beş aşamalı bir model öğrendim. Birinci basamak kliniğimde hala bu yönteme tekrar tekrar başvuruyorum ama dürüstçe söylemek gerekirse bu adımları kendi çocuklarım için uygulayacağımı hiç düşünmemiştim; annelerinin meme kanseri olduğu haberiyle.

2016 yılında, pratisyen hekim olarak, kendi kendine meme muayenesi yaparken bir şişlik buldum. Bir şeylerin doğru gitmediğini biliyordum; mamografi şüpheli bir bulgu gösterdiğinde o kadar şaşırmadım. İlki, aslında 44 yaşında; henüz taramaya başlamamıştım, yaşıma göre mamografinin kanıt düzeyine de emin değildim. Şimdi, biyopsinin kanser lehine olumlu sonuçlar vermesinden bu yana 1 hafta geçti. Cerrahi ve onkoloji departmanıyla görüştüm ve önümdeki planı daha iyi anlamaya başladım. Görünüşe göre şimdi çocuklarımın bu durumdan haberdar olmalarına izin vermenin zamanı geldi, ama doğal olarak gergin hissediyorum.

Hekim olan birkaç arkadaşımdan ve onların ebeveynlerinden yardımcı olabilecek bazı tavsiyeler aldım. “Onlara yeterince bilgi ver ama çok fazla değil; soru sormalarına izin ver ve  seni nasıl şaşırtacaklarını gör.” diyenler oldu. 50 yaşında ilk tarama kolonoskopisinde metastatik kolon kanseri teşhisi konan radyoloji meslektaşım, çocukların öğretmenlerini de dahil etmemi ve açık, dürüst ve doğrudan konuşmamı tavsiye etti. Onun çocukları yaşça büyüktü; peki ya 8 ve 11 yaşlarındaki kızım ve oğlum? Tartışmaya öncülük etmem gerektiğini düşünen bir mimar olan kocamla konuşuyorum ve belki de öyle, ikimiz de tıbbi geçmişe sahip olmamın ve bu özel beceri setindeki eğitimin işe yarayacağını umduğumuzu biliyoruz.

Konuşma fırsatı Perşembe akşamı, ebeveyn-öğretmen konferanslarının hemen ardından doğmuştu. Oğlumun beşinci sınıf konferansının bir parçası olarak, ne öğrendiği, en çok neyi sevdiği ve gelecek çeyrek için hedeflerinin ne olduğu hakkında bir yazı verildi. Bu belgeyi daha önce görmüştüm. Bu yazı 15 dakikalık bir süre boyunca hocasına danışmayı amaçlıyordu. Bunun üzerine “Hücre” yi en zevkli öğrenme konularından biri olarak yazmıştı. Bu, sohbeti açmak için iyi bir yol olabilir diye düşündüm ve ikisini de mutfağa çağırdım. Eminim ki bunun rapor kartları ya da test puanları hakkında bir tür bilgi toplantısı olacağını düşünüyorlardı.

Ben akşam yemeğini tezgahta hazırlıyordum: Karidesli Diablo, makarna üzerine karidesli baharatlı domates sosu. Oğlum baharatı sever, kızım tipik olarak onu daha iyi bir hale getirmek için parmesan ile kullanıyor.

“Ebeveyn öğretmen konferansları iyi geçti!” dedim. Karidesleri makarnada kullanmak üzere soyarken rahat davranmaya çalışıyorum. Çatlak kabukları ve garip şekilli bacakları ayıklamaya çalışırken kızım ce oğlum mutfak masasında oturuyorlardı. Oğluma “Hücre hakkında ne biliyorsunuz?” diye sordum.

“Biliyorsun, hücre insan vücudunun yapı taşı ve her birimiz hücrelerden oluşuyoruz.”. Gerçekten de, ne kadar etkileyici olduğunu görüyordum. “Kanser hakkında ne biliyorsun?” diye sordum (Adım 1: Ne bildiklerini öğrenin). Oğlum, “Kanser, hücreler kontrolden çıktığında ve vücudunuzu ele geçirip yayıldığında olan şeydir.” diyor. Çok iyi, bence. Eğitime yatırdığımız ücretler anlamlı bir yere gidiyor.

“Peki, korkarım ki annenizin size söyleyeceği bir şey var.” (Adım 2: Uyarı çekimi) “Göğsümde bir yumru buldum, doktorlarım biyopsi yaptılar ve kanser olduğunu keşfettiler. ”

Durakladım, sertçe yutkundum. Kelimeleri kestirmemeye çalıştım, ama belki de bu çok fazlaydı. Yüzlerindeki ifadeleri asla unutmayacağım. Sessizce oturan Oğlumun uzun kumlu sarı kirpikleri ile soluk mavi gözleri basitçe genişledi — gözle görülür şekilde genişledi ve bana baktı, dondu. Sonra Kızım, onun güzel ela gözleri ve koyu renk kirpikleriyle, onunkiler kırmızıya döndü ve hemen gözyaşlarıyla doldu.

“Kulağa çok korkutucu geldiğini biliyorum ama çok şanslıyım: Bu yumruları erken buldum.” diyerek devam ettim. Onlara üniversitede en iyi hekimleri bulmak için araştırma yaptığımı söyledim, A takımı. Çıkarmak için ameliyat olacağım ve onu kontrol altına almak için ilaçla devam edeceğim. Ve iyileşiyorum! Bu mümkün olan en iyi senaryo! Bence tedavi edilebilir bir hastalık bu (Adım 3: Bilgi paylaşımı).

Oğlum soruyor, “Hangi seviyede, tedavi edilebilir mi?”, yaşına göre çok akıllı. Cevabım evet, potansiyel olarak tedavi edilebilir.

“Ama geri gelebilir mi?”. Bence bu çok iyi bir soru; Teoride geri gelebilirdi, ancak ilaç bunun olmasını engellemeye yardımcı olacak.

Kızım hala gözyaşı döküyor ve kollarımın ve bacaklarımın kanserden zayıflayıp zayıflamayacağını soruyor. Ona güven vermeye çalışıyorum, "Hayır." dedim, "Koşmaya, hala bisiklet sürmeye devam edebileceğim."

Oğlum, “En azından ne yapmak istiyorsan onu yapmaya devam edebiliyorsun.” diyor. Gelecekten gelmiş birer onkolog gibi fonksiyonel durum hakkında yorum yapıyorlar, bu yanıtları duyduğuma inanamıyorum.

Biraz daha konuştuktan sonra birbirmize sarıldık. Onlara, üzgün veya korkmuş hissetmenin tamamen normal olduğunu ve elbette benim de öyle hissettiğimi, ancak doktor ekibime tamamen güvendiğimi söyledim (4. Adım: Duygularına cevap verin). Sonunda yemek yemeye oturduk ve yemekte eğer yardımı olacaksa okulda arkadaşlarına söyleyebileceklerini ve eğer bilmek isterlerse öğretmenleriyle konuşabileceğimi söyledim (Adım 5: Seyri planlayın). Daha sonra "Yatmadan önce hepimiz bunun için birlikte dua ederiz." dedim.

Ancak sonraki günlerde, oğlum konu hakkında tamamen sakin kalmayı seçti ve arkadaşlarına söylemedi. Öğretmeni ile konuşmama da gerek olmadı. Ancak kızım, en iyi iki arkadaşına söyledi ve onlar da diğer iki arkadaşlarına söylediler ve sadece mevcut üçüncü sınıf öğretmenini değil aynı zamanda sevdiği ikinci sınıf öğretmenini de bilgilendirdi. O, resim yapmayı seven zeki, yaratıcı bir kız; o ve sınıf arkadaşları okulda benim için bir kart hazırladılar. Daha sonra oğlumun bir günlük tuttuğunu ve kanser teşhisi hakkında birkaç yazı yazdığını öğrendim. Bunu duyduğuma sevindim, çünkü yazı son derece iyileştirici olabilirdi. Her birinin bilgiyi nasıl işlediğini görmek ilginç ve biraz iç açıcıydı. İki yol da daha iyi ya da daha kötü değildi, sadece farklıydı.

Aslında, ilk panikten sonra kızım aniden vites değiştirdi ve neredeyse evde hemşirem oluverdi. Her gün nasıl hissettiğimi bilmek istiyordu: Herhangi bir acım var mı, bugün yeterince yedim mi, egzersiz yaptım mı, diğer testlerimin sonuçları ne zaman gelecek... Bedenimdeki kitleyi hissetmek istedi ve ne yapacağımı bilemedim. Birden ilk inkarımı hatırladım. Birkaç gün boyunca bu şişliği hissetmeye devam ettiğimde, bir şekilde mucizevi bir şekilde ortadan kalkacağını umuyordum, belki de sadece sıvı dolu bir kist ya da başka bir şeydi. Sonunda iş kliniğe başvurmaya gelinceye kadar gerçekten orada olup olmadığını görmek için dokunup kontrol etmeye devam ettim.

Sonunda karar verdim, neden olmasın. Neler olup bittiğine dair somut bir açıklama yapılması yardımcı olabilir. İlk başta hissettiğim yere bastırdı. Söylediğim gibi, göğsümün hemen üstünde, oldukça açık ve hissedilebilir. Biyopsiden sonra bir miktar şişlik vardı ve şimdi başlangıçta keşfettiğimden daha büyük görünüyordu (Ya da hayal gücüm mü bu?). Kızım onu hemen hissediyor ve kaşlarını çatmakla iğrenme arasında bir ifade takınıyor yüzüne, “Iyyy” olarak yorumluyorum.

Bundan daha fazla katılamazdım ona, “Bu çok çirkin ve iğrenç, şimdi ondan kurtulma zamanı geldi.” diyorum. "26 Nisan Salı günü, kesin olarak."

O gün evden çıkmadan önce, çocuklarıma  beklenmedik bir şey olmadıkça aynı gün içerisinde bitecek bir operasyon olması gerektiğini söyledim ve  sonunda hastaneye yatırılmam gereken bir durum olursa onları buna hazırlamak istedim. Fakat ameliyat sorunsuz geçti ve o öğleden sonra ön kapıdan eve girdiğimde yüzlerindeki ifadeyi de asla unutmayacağım. Dadımızla koltukta otururken havaya sıçradılar, mutluluktan deliye döndüler ve hatta kendimi daha iyi hissettim ve acım azaldı. İyileşme sürecinde, kızım bir kez daha ev hemşirem oldu. Kesiye bakmak, boşaltma çıkışını kontrol etmek, pansuman değişikliklerine yardımcı olmak istedi. Buna izin vermedim, ancak bu deneyimlerin potansiyel bir kariyer yolu üzerinde herhangi bir etkisi olup olmayacağını da merak ediyorum.

Daha sonraki haftalarda, daha fazla soru gelmeye başladı. Gece kızımın  odasına girdiğimde, yatağının kenarında oyuncak hayvanlar arasında bir yığın kitap arasında otururken buldum onu ve  “Ya meme kanseri olursam?” diye sordu birden. "Peki ya evre 1 değil evre 4 olursa?”

Zoraki bir şekilde yutkundum ve derin bir nefes alarak düşündüm: Çocuklar, sandığımdan daha fazla konuşmaya kulak misafiri oluyorlar bu evde. 8 yaşındaki kızım kanser evrelemesini soruyor!

“Peki,” dedim, nasıl cevap vereceğinden emin değildim. “Sadece emin olmak için, vaktinden önce, hatta benden daha genç bir yaşta eğer bir şey varsa diye röntgen çekileceksin. Hesaplarıma göre 34 yaşındayken."

“Bir MRI mı demek istiyorsun? MR yaptırmak istemiyorum!” dedi. Yine, o büyük kulaklar kulak misafiri oldu bana demek ki. Makinenin ne kadar gürültülü ve sıkışmış hissettirdiğini açıkladı.

“Evet, evet, muhtemelen bir MR. Veya o zamana kadar, vücudun herhangi bir yerinde herhangi bir kanser için değerlendirme yapabilen bazı yeni teknolojilere sahip tüm vücut taraması!” dedim. Bir an için içimdeki doktor meydana çıktı, meme kanseri de dahil olmak üzere birçok kanser türünün erken teşhisinde ve tedavisinde ne kadar ilerleme kaydedildiğini tartışmaya devam ettim. Ancak bu noktadan sonra, onu negatif genetik testim konusunda rahatlatabiliyordum. Kalıtsal bir etken yok, söyleyebileceğimiz en iyi şey bu. Bu bilgiyi iletmek onu gözle görülür bir şekilde sakinleştirdi. Ama, bir kez daha, beşinci adımı düşünüyordum ve hatırladığım şey "Onların duygularına cevap vermek" oldu. Sohbeti buna doğru kaydırdım ve onun endişelerini, korkumu, etrafımı çevreleyen hisleri doğruladım. Onunla nasıl başa çıktığımı onunla paylaştım. Müzikten, yazmaktan ve egzersiz yapmaktan bahsettim.

Birkaç ay sonra, 12 aylık takip randevum yaklaşırken o tarihin öneminden (1 yıl kansersiz) bahsettik ve kızım  bunun için yeni bir terim bile yazdı: “Kansere karşı”. Şimdi korku, yerini ailece bir kutlama enerjisine ve rahatlığa bıraktı. Sam, o tarihte bir yıl önce yazdığı günlüğün girişini okumama bile izin verdi: 26 Nisan. Tipik genç erkek tarzında, kısa ve doğrudan. “4/26/16 Salı. Bugün İngilizce dersi yerine oyunumu oynadım ve pratik yaptım. Ve... Annem kanserden kurtuldu! Bugün güzeldi.”

Aslında geçmişe bakıldığında, dürüstçe söyleyebilirim ki o gün gerçekten iyiydi. Bu basit ama derin kelimeleri okuduğumda, şairin ifadesini hatırlattı: Umut, insanın içindeki ebedi bir bahardır. Evet, küçük çocukların kalplerinde ve zihinlerinde bile olan. Bir dahaki sefere hastaya kötü haber vermek için çağrıldığımda bu önemli noktayı aklımda tutacağım. Kötü haberi vermenin başka bir yolu daha olabilir: Umut, olumlu bir şey paylaşma ihtiyacı. Çünkü en karanlık durumlarda bile ümitli olunabilir, her zaman yapabileceğimiz bir şeyler vardır. Tedavi edilmese de yaşamı uzatsa veya acıyı ve ıstırabı gidermeye yardımcı olsa bile.

Teşhisten 2 yıl sonra, bir kez daha çocuklara kötü haberi vermenin karmaşıklığını hatırlatıyorum. Uzun zamandır hastam olan birisini klinikte gördüm, stresli olduğu dışarıdan çok belli oluyordu. Daha sonra, hayatında bir gün bile hiç sigara içmemesine rağmen, karısına daha çok yeni metastatik akciğer kanseri teşhisi konduğunu söyledi. Biraz daha konuştuktan sonra, empatiyi ve daha fazla terapötik dinlemeyi ifade ettiğimde aniden şunu sordu: "Çocuklara nasıl söyleyecegiz?"

Bir anlık duraksamadan ve zor bir yutkunmadan sonra yine düşündüm, ne kadarını paylaşmalıyım? Faydalı Web siteleri ve konuyla ilgili iki kitap dahil, birkaç kaynaktan söz ettim. Muayene odasından çıktıktan sonra, çocuklarıma anlatmak için verdiğim mücadelelerden bahsettim. Geriye dönüp baktığımda bu, sevdiğim insanlar üzerindeki duygusal etkilerinden dolayı vermek zorunda kaldığım en zor haberdi. Ama aynı zamanda aileyi, küçük çocukları bile dahil etmenin önemini öğretti ve bana çocukların ne kadar sezgisel ve sağduyulu olabileceğini hatırlattı.

Daha fazla tefekkür ve mücadelemden sonra, tecrübelerimi hastalarıma fayda sağlamak için kullanabileceğime karar verdim: Diğer anneler ve babalar ve diğer çocuklar, onlarla hiç karşılaşmasam bile. Bir elimde ziyaret sonrası özeti, diğerinde bu makalenin kopyasıyla tekrar odaya döndüm.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

: Heather A. Thompson Buum, MD, University of Minnesota, MMC 741, 420 Delaware St SE, Minneapolis, MN 55455; e-mail: thomp057@umn.edu

Kanser Teşhisi Almak İntihar Riskini Arttırıyor

01 Temmuz 2019

Kanser teşhisi almak hastalar ve aileleri için yıpratıcı olabilir ve aşırı sıkıntı yaratabilir, ancak iki yeni çalışma teşhisin intihar riskini de arttırdığını gösteriyor. Yakın zamanda yayınlanan bu çalışmalardan biri, intihar riskinin, kanser teşhisinden sonraki bir yıl boyunca önemli ölçüde arttığını ve riskin başka nedenlere bağlı intihatlardan yaklaşık 2,5 kat daha yüksek olduğunu tespit etti. Nature Communications'da yayınlanan diğer çalışma ise kanser hastalarının genel popülasyona kıyasla intihar nedeniyle ölme ihtimalinin yaklaşık dört kat daha fazla olduğu buldu. Her iki çalışmada da intihar riskinin farklı kanser türlerine göre değiştiği ve özellikle akciğer kanseri tanısından sonra yüksek olduğu bulundu. Bir çalışmada pankreas kanseri tanısı konulduktan sonra da risk yüksekti. Araştırmacılar 4.671.989 kanser hastasını belirlemek için 2000-2014 dönemine ait veriler kullandılar.

Charité Üniversitesi‘nden Ahmad Alfaar konu ile ilgili “İnternette veya başka yerlerdeki net olmayan veya yanlış yorumlanmış sağlık mesajlarından kaynaklanan ilk şok ve kaygının bundan sorumlu olabileceğine inanıyoruz. Zihinsel sağlık planları, hastaların kanserle olan yolculuklarında günlük yaşamlarına entegre edilmelidir." şeklinde konuştu. 

En Yüksek Risk İkinci Ayda

Bu kohort içinde ekip, tanı konulmasının ardından 1 yıl içinde 1585 hastanın intihar nedeniyle öldüğünü tespit etti. Bu sayı ilk 6 ay için 1062 idi. Bu dönemde gözlenen/beklenen intihar oranı ikinci 6 aya göre daha yüksekti (sırasıyla 3,13 ve 1,8). En büyük risk artışı, gözlenen/beklenen oranı 4.81 olarak kanser teşhisi konulduktan sonraki ikinci ay boyunca meydana geldi. Uzak metastazı olan hastalar için oran daha da yüksekti (5,63). Alfaar, bulguların şaşırtıcı olmadığını söyledi ve ekledi; ”Ancak, kanser hakkındaki tıbbi bilgileri ve hastaların hastalıkları hakkındaki duygularını tanımlayan sonuçlar bulmak gerçekten ilginç bir yolculuktu."

Araştırmacılar bulgularına dayanarak, intihar önleme stratejilerinin prostat, akciğer, kolorektum ve mesane kanseri olan yaşlı hastaların yanı sıra lösemiler, lenfomalar ve germ hücreli tümörleri olan yaşlılara yönelik uygulanabileceğini öne sürüyorlar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Suicidal death within a year of a cancer diagnosis: A population‐based study Anas M. Saad  Mohamed M. Gad MD  Muneer J. Al‐Husseini MD  Mohamad A. AlKhayat  Ahmad Rachid Ahmad Samir Alfaar MBBCh, MSc, MD  Hesham M. Hamoda MD, MPH

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image