Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

ANCA-ilişkili Vaskülitler ve Böbrek Tutulumu

03 Temmuz 2017

Sistemik vaskülitler, kan damarlarının enflamasyonu ve nekrozu ile karakterize, nadir görülen fakat şiddetli bir hastalık grubudur. Etkilenen damarın büyüklüğü, farklı vaskülit formları arasında değişir ve büyük, orta ve küçük damar vasküliti olmak üzere üç ana alt grup vardır. Küçük damar vaskülitlerin arasında, antinötrofil sitoplazmik antikor (ANCA) ilişkili formlar özellikle önemlidir. Bu alt gruplar, mikroskopik polianjitis, granülomatoz polianjitis (Wegener's), eozinofilik granülomatoz polianjitis(Churg-Strauss) ve böbrekle sınırlı formunu içerir. ANCA, nötrofillerin sitoplazmik granüllerinde bulunan proteinlere karşı yöneltilen serum otoantikorlarıdır ve küçük damar vaskülitlerinin serolojik belirteçlerini temsil eder.

Böbrek tutulumu, ANCA ile ilişkili vaskülit (AAV) hastalarının çoğunda mevcuttur ve böbrek vaskülitinin atlanmış veya gecikmiş sonuçlarının potansiyel olarak yaşamı tehdit eder niteliktedir. Hastanın sağ kalımı ve son dönem böbrek yetmezliği riski varlığında böbrek fonksiyonlarıyla yakından ilişkilidir. Tanı için altın standart renal biyopsidir. 2010 yılında, normal glomerül, hücresel hilal veya global sklerotik glomerül yüzdesine dayanan yeni bir histopatolojik sınıflandırma önerilmiştir. Bu sınıflamanın amacı renal prognozu öngörmektir. Günümüzde, çoğu durumda yüksek doz steroid ve immünosüpresif ilaçların kombinasyonu ile remisyon sağlanabilir ve muhafaza edilebilir. Tedavinin erken durdurulması, artmış nüks riski ile ilişkili olduğu için, ciddi bir iyileşme sağlandıktan sonra bu tedavi en az 24 ay devam ettirilmelidir. Bu nedenle, AAV olası rekürrensleri derhal teşhis ve tedavi edebilmek için hastalar düzenli olarak izlenmelidir.

Renal AAV, özellikle yaşlı insanlarda uzun dönemde hasta sağ kalımının düşük olduğu ağır bir hastalık olmaya devam etmektedir. Çok şiddetli hastalık,  subglottik stenoz, orbita tümörleri gibi refrakter belirtiler ve sürekli relaps gösteren hastaların nasıl tedavi edileceği ile ilgili belirsizlik mevcuttur. Bununla beraber, ESRD, periferik sinir hasarı gibi hastalığa bağlı hasarın veya tedaviler ile ilişkili hasarın nasıl daha fazla azaltılabileceği sorusuna yanıt aranmaya devam edilmektedir. Böbrek tutulumunun erken tanısı renal ve hasta sağ kalımını artırmak için büyük önem taşır. Hastalığın şiddeti üzerine modüle edilen hızlı bir tedavi kurumu önerilir.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Valentina Binda, Gabriella Moroni, Piergiorgio Messa. ANCA-associated vasculitis with renal involvement, J Nephrol 2017.

Çoğu İlaç Tedavisi Uzun Süreli Osteoartrit Ağrısını Kontrol Etmekte Başarısız

08 Ağustos 2019

Osteoartrit kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Bununla birlikte bu hastalığın tedavisinde kullanılan ajanlar çoğunlukla kısa süreli dönemler için incelenmektedir. Bu yüzden uzun dönem hastalık yönetimi için net olmayan öneriler ortaya çıkmaktadır.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, diz osteoartriti için kullanılan ilaçların randomize klinik çalışmalarından elde edilen bulguların uzun dönem (≥12 ay) takip sonuçlarını analiz ettiler. Araştırmacılar, başlangıçtaki ve mevcut olan en uzun tedavi ile 12 aylık veya daha uzun süreli takip (veya başlangıçtaki değişiklik) verilerini topladılar. Bayesian etkiler ağı meta analizi yaptılar.

Çalışmadaki birincil sonuç, diz ağrısındaki başlangıca göre olan ortalama değişimdi. İkincil sonuçlar fiziksel fonksiyon ve eklem yapısıydı (ikincisi eklem alanı daralması olarak radyolojik olarak ölçüldü). Standartlaştırılmış ortalama farklar (SMD'ler) ve %95 güven aralığı ile ortalama farklar (%95 CrIs)  hesaplandı. %95'lik CrI'ler boş değeri dışladığında bulgular ilişkilendirme olarak yorumlandı.

Veriler Yeterli Değil

Bilim insanları çalışmada ortalama yaş aralığının 55-70 yıl olduğu, yaklaşık %70’ini  kadınların oluşturduğu 22.037 hastayı içeren 47 randomize klinik çalışmayı incelediler. Randomize klinik çalışmalar; analjezikler, antioksidanlar, bifosfonatlar ve stronsiyum ranelat gibi kemik-etken maddeler, non-steroid anti-enflamatuar ilaçlar, hyaluronik asit ve kortikosteroidler gibi eklem içi enjeksiyon ilaçları, osteoartritte glikozamin ve kondroitin sülfat gibi semptomatik yavaş etkili ilaçlar ve cindunistat ve sprifermin gibi onaylı hastalık modifiye edici ajanlar gibi ilaç kategorilerini içeriyordu. 31 müdahale ağrı, 13 müdahale fiziksel fonksiyon ve 16 müdahale eklem yapısı için incelenmişti. Araştırma süresi 1 ila 4 yıl arasında değişmekteydi. Nonsteroid antiinflamatuar ilaç selekoksib ve osteoartritte semptomatik yavaş etkili ilaç glukozamin sülfat için ağrıdaki azalma ile ilişki bulundu, ancak tüm ölçümlerde plaseboya karşı büyük belirsizlik vardı. Ağrı iyileşmesi ile ilişki, sadece 0 ile 100 arasında bir ölçekte ortalama fark kullanılarak analiz edildiğinde ve yüksek önyargı riski altında olan araştırmalar hariç tutulduğu durumlarda, glukozamin sülfat için önemli kaldı. Glukozamin sülfat, kondroitin sülfat ve stronsiyum ranelat için eklem alanı daralmasında iyileşme için ilişkiler bulundu.

Araştırmacılar yaptıkları sistematik derlemede ve diz osteoartritli hastaların çalışmalarının meta-analizinde ve en az 12 ay takipte, plasebo ile yapılan tüm karşılaştırmalarda ağrıdaki değişiklik için etki büyüklüğü tahminleri etrafında belirsizlik olduğunu belirttiler. Diz osteoartriti için ilaçların etkililiği konusundaki belirsizliği gidermek için daha büyük randomize klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Gregori et al. Association of Pharmacological Treatments With Long-term Pain Control in Patients With Knee Osteoarthritis, JAMA. 2018;320(24):2564-2579.

Nişastalı Yiyecekler Lupuslu Kişilerde Otoimmün Reaksiyonları Azaltabilir

18 Haziran 2019

Sistemik lupus eritematozus (SLE), bir kişinin bağışıklık sisteminin kendi bedenine saldırdığı bir hastalıktır. Hastalığın barsak bakterilerinden etkilenebildiğinden şüphelenilmektedir.

Yapılan yeni bir çalışmada araştırmacılar, SLE'ye bağlı Toll benzeri reseptör 7 (TLR7) ilişkili fare modellerini kullanarak, barsak mikrobiyotasındaki diyet etkilerini incelediler. Farelerle yapılan deneylerde, bazı barsak bakterilerinin hastalığı şiddetlendirdiğini, ancak tüketilen dirençli nişastanın bu bakterilerin büyümelerini durdurabildiğini gösterdiler. Sağlıksız farelerin yüksek düzeyde laktobasil seviyesine sahip olması bu bakterinin lupus ile ilişkili olabileceğini düşündürdü.

Araştırmacılar, lupuslu farelerde bakterileri bağırsaklardan temizlemek için antibiyotik verdiler. Sonuçlar, bu farelerin daha sonra daha az şiddette otoimmün yanıtlara sahip olduklarını ve antibiyotik almayanlardan iki kat daha fazla hayatta kalma olasılıkları olduğunu ortaya koydu. İç organların kültürü ve 16S rDNA sekanslaması, farelerde L.Reuteri'nin TLR7'ye bağlı translokasyonu ve bir SLE hastası alt grubundaki Lactobasillus'un fekal zenginleşmesini gösterdi. L. reuteri kolonizasyonu, spesifik patojensiz ve gnotobiyotik koşullar altında otoimmün belirtileri kötüleştirdi, özellikle artan plazmasitoid dendritik hücreler (pDC'ler) ve interferon sinyalizasyonunu arttırdı. Bununla birlikte,  lupuslu fareler yedi ay boyunca dirençli nişasta ile beslendiğinde, nişasta L. reuteri'nin birikimi ve translokasyonunu, büyümesini inhibe eden kısa zincirli yağ asitleri ile baskıladı. Nişasta pDC'leri, interferon yolaklarını, organ tutulumunu ve mortaliteyi azalttı.

Lupuslu Farelerde Otoimmün Reaksiyonları Azaltıyor

Araştırmacılar, nişastanın lupus eğilimli konaklarda insan otoimmünitesinin patogenezinde yer alan interferon yolaklarını destekleyen bir patobiyotörü baskılayarak yararlı etkiler gösterdiğini belirttiler. Nişastalı yiyeceklerin, lupuslu insanlar için otoimmün reaksiyonları hafifletebileceğini düşündüler.  Araştırmacılar, bakterilerin lupuslu farelerin barsaklarına, karaciğerlerine ve dalaklarına da yayıldığını ve bunun sağlıklı farelerde normalde görülmediğini aktardılar. Bunun, lupusun barsaklara ek olarak birçok organda sistemik immün yanıtları içermesini açıklayabileceğini söylediler.

Lactobacillus’un sağlıklı insanlarda bulunması ve probiyotiklerde iyi bakteri olarak tanınmasından dolayı, hastalık ile ilişkili bir aday olarak ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu belirttiler.

Araştırmacılar, nişasta diyetinin insan hastalarına fayda sağlayıp sağlayamayacağının gösterilmediğini ve bundan sonra ki hedeflerinin bunu araştırmak olacağını aktardılar.

İlgili referansa ulaşmak için

Referanslar :

Zegarra-Ruiz DF, El Beidaq A, Iñiguez AJ, Lubrano Di Ricco M, Manfredo Vieira S, Ruff WE, Mubiru D, Fine RL, Sterpka J, Greiling TM, Dehner C, Kriegel MA. A Diet-Sensitive Commensal Lactobacillus Strain Mediates TLR7-Dependent Systemic Autoimmunity. Cell Host Microbe. 2019 Jan 9;25(1):113-127.e6.

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image