Yandex Metrica
MENÜ
arama yap

Balık Yağı Artrit Tedavisinde Etkili mi?

28 Kasım 2017

Artrit, sık rastlanan ve engelliliğin önde gelen bir nedenidir. Artrit eklemleri enflamasyon yoluyla ya da kıkırdak dejenerasyonu yoluyla etkiler. Artritin, romatoid artrit (RA) ve osteoartrit olmak üzere iki yaygın tipi olup, her ikisi de eklem ağrısı, sertlik ve hareketlilik sorunlarına neden olabilir. RA, bağışıklık sistemindeki bir sorundan kaynaklanan enflamatuar bir eklem hastalığıdır. Osteoartrit ise eklem kıkırdağı ve kemikleri etkileyen dejeneratif bir durumdur. Morina balığı karaciğer yağı ve balık yağı, DHA (dokosaheksaenoik asit) ve EPA (eikozapentaenoik asit) olmak üzere iki tür omega-3 yağ asidi içerir. EPA ve DHA'nın enflamasyonu azalttığını gösterilmiştir. Yağ asitlerinin enflamasyonu azaltmada rolü, RA tedavisine yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Balık yağının osteoartrit tedavisinde rol oynayıp oynamadığı araştırılmıştır.

2012 yılında yayınlanan bir incelemede , artrit tedavisi için balık yağının yararları ile ilgili yapılmış önceki çalışmalar incelenmiştir. Özellikle, eklem şişlik ve ağrıların azaltılmasında EPA ve DHA'nın rolü araştırılmıştır. Çalışmada, deniz kaynaklı EPA ve DHA'nın eklem şişliği ve ağrı üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu gösteren tutarlı kanıtlar ortaya koymuştur.  Ayrıca, bu omega-3 yağ asitlerinin, RA'nın başka bir semptomu olan eklemlerde sabah sertliğinin iyileşmesine yardımcı olduğu gösterilmiştir. 2016'da yapılan bir araştırmada ise, günlük omega-3 takviyesinin RA üzerinde olumlu bir etkisi olduğu ve analjezik ilaç ihtiyacını azalttığı bulunmuştur. Mevcut bilimsel kanıtların 2015 yılındaki incelemesine göre, çok sayıda hayvan çalışmaları, balık yağının osteoartrit için bir tedavi olarak umut vaat ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte, incelemede balık yağının insanlarda osteoartrit için etkili bir tedavi olup olmadığının kesin olarak söylenebilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır. Balık yağı, kan dolaşımında bulunan bazı yağları azaltmaya ve kan basıncını düşürmeye de yardımcı olabilir. Ayrıca, depresyon tedavisinde anti-depresanların yanında iyi çalıştığı bulunmuştur.

Balık Yağında Ne Var?

Temel Omega 3'leri elde etmenin en iyi yolu, soğuk su yağlı balığı yemektir. Balık yağı, uskumru, ton balığı, ringa balığı, somon, morina balığı karaciğeri gibi yağlı balıklardan yapılan bir diyet ekidir. Ayrıca, demir, kalsiyum, vitaminler B, A ve D de dahil olmak üzere az miktarda vitamin ve mineral içerir. Balık yağı, yalnızca preslenmiş morina karaciğerlerinden gelen yağ içeren morina karaciğeri yağından farklıdır. morina balığı karaciğer yağı A ve D vitamini balık yağı yerine çok daha yüksek miktarda içerir. Bu vitaminler genellikle sağlıklıdır, ancak büyük miktarlarda tüketildiğinde zararlı olabilir. Artrit için balık yağı veya morina karaciğeri yağı kullanan insanlar, faydalı olabilmesi için yeterli miktarda omega-3 yağ asidi kazanmak için büyük miktarlarda ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle, zararlı A ve D vitamini seviyelerine girmeden büyük dozlar tüketebileceğinden, morina karaciğeri yağı yerine balık yağı omega-3'ün daha iyi bir kaynağıdır.

Artrit Vakfı, Hem RA hem de osteoartrit için, günde iki kez 2,6 grama kadar balık yağı önermektedir. En fazla yararı elde etmek için, EPA ve DHA'nın aktif içeriklerinin en az % 30'unu içermesi önemlidir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

  • About arthritis. (n.d.). Retrieved from http://www.arthritis.org/about-arthritis/
  • Best fish for arthritis. (n.d.). Retrieved from http://www.arthritis.org/living-with-arthritis/arthritis-diet/best-foods-for-arthritis/best-fish-for-arthritis.php
  • Boe, C., & Vangsness, C. T. (2015, July). Fish oil and osteoarthritis: Current evidence. American Journal of Orthopedics, 44(7), 302–305. Retrieved from https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/26161757
  • Fish oil. (n.d.). Retrieved from http://www.arthritis.org/living-with-arthritis/treatments/natural/supplements-herbs/guide/fish-oil.php
  • Miles, E. A., & Calder, P. C. (2012, June). Influence of marine n-3 polyunsaturated fatty acids on immune function and a systematic review of their effects on clinical outcomes in rheumatoid arthritis. British Journal of Nutrition, 107(Suppl 2), S171–S184. Retrieved from https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22591891
  • Rajaei, E., Mowla, K., Ghorbani, A., Bahadoram, S., Bahadoram, M., &, Dargahi-Malamir, M. (2016, July). The effect of omega-3 fatty acids in patients with active rheumatoid arthritis receiving DMARDs therapy: Double-blind randomized controlled trial. Global Journal of Health Science, 8(7), 18–25. Retrieved from https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4965662/

Romatoid Artrit KOAH Riskini Arttırıyor

11 Aralık 2017

Yapılan çalışmalar, KOAH ve enflamasyon arasında bir bağlantı olduğunu göstermiş ve RA gibi kronik enflamatuar hastalıkların, KOAH'a zemin hazırlayıp hazırlamadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Romatoid artrit otoimmün bir hastalıktır. Genellikle diz, el ve bilek eklemlerini etkiler, enflamasyona, ağrıya ve şişliğe neden olur. Hastalık aynı zamanda kas, tendonlar, bağ dokusu ve fibröz doku da dahil olmak üzere, vücudun diğer dokularına da saldırabilir ve kalp, akciğerler ve gözleri etkileyebilir. Tahminlere göre tüm dünyada % 1 oranında romatoid artrit vakası vardır, kadınlar ve gelişmiş ülkelerde yaşayanlar en fazla etkilenen kişilerdir.

KOAH, zaman geçtikçe solunumun zorlaştığı bir grup hastalıktır. Amfizem, kronik bronşit ve bazı astım tiplerini içerir. Hastalık ilerledikçe, öksürük ve nefes darlığı, hırıltılı solunum ve göğüs sıkışması gibi semptomlara neden olur. Raporlar, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki insanların % 6,4'ünün KOAH tanısı aldığını ve gerçek oranın daha fazla olabileceğini öne sürmektedir. Sigara, KOAH'ın ana nedeni iken, hastaların yaklaşık yüzde 25'inde hiç sigara kullanımı yoktur. KOAH riskini artırdığı bilinen diğer faktörler arasında hava kirliliği, kimyasal dumanlar ve bazı toz türleri gibi diğer akciğer tahriş edicileri bulunur. Alfa-1 antitripsin eksikliği olarak bilinen nadir bir genetik bozukluk da bir faktör olabilir.

Kanada British Columbia Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalı'ndan araştırmacılar, uzun süren enflamatuvar bir durum olan RA’nın, KOAH gelişiminde rol oynayıp oynamadığını araştıran bir çalışma yaptılar. RA'da, KOAH ile hastaneye yatma riskini genel popülasyona göre değerlendirdiler. Araştırmacılar, yönetimsel sağlık verilerini kullanarak, nüfusa dayalı bir RA kohortunu ve eşleştirilmiş genel popülasyon kontrollerini incelediler. 01/1996 ile 12/2006 tarihleri ​​arasında RA tanısı alan British Columbia'daki tüm vakaları, daha önce yayınlanmış kriterleri kullanarak seçtiler. Genel nüfus kontrollerini, rastgele olarak, doğum yılı, cinsiyet ve endeks yıllarına göre, RA olgularıyla 1: 1 eşleştirdiler. Çalışmada KOAH sonucunu birincil KOAH kodu ile hastaneye yatış olarak tanımladılar. RA ve kontroller için insidans oranlarını, % 95 Cis ve insidans oranı oranlarını (IRR) hesapladılar. Çok değişkenli Cox orantısal tehlike modelleri (PHM) ile, potansiyel karıştırıcıları düzelttikten sonra, RA'da KOAH riskini genel nüfusa kıyaslayarak hesapladılar. Sigaranın olası şüpheli etkisi için sonuçların sağlamlığını ve KOAH sonuçlarının tanımlanması için duyarlılık analizlerini kullandılar.

RA Hastalarında %47 Daha Fazla KOAH Riski

Çalışmaya, 24.625 RA’lı birey ve 25.396 kontrol dahil edildi. KOAH nedeniyle hastaneye yatma insidansı, RA'da kontrollerden yüksek bulundu. Potansiyel karıştırıcıları düzelttikten sonra, RA olgularında kontrollerden % 47 daha fazla KOAH nedenli hastaneye yatma riski mevcuttu.  Artan risk, sigara içmek için modelleme yapıldıktan sonra ve değişen KOAH tanımlarıyla da dikkat çekiciydi.

Araştırmacılar, romatoid artritle yaşayan insanlar ve klinisyenlerin, KOAH'ın erken semptomlarına dikkat etmesi gerektiğine ve böylece akciğerler irreversibl hasar görmeden tedavinin başlanmasının önemine dikkat çektiler. Sonuçların, enflamasyonu kontrol etme ihtiyacını ve romatoid artritin etkin tedavisi yoluyla enflamasyonun tamamen yok edilmesinin önemini vurguladığını belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

McGuire, K., Avina-Zubieta, J.Antonio., Esdaile, J. M., Sadatsafavi, M., Sayre, E. C., Abrahamowicz, M. and Lacaille, D. Risk of Incident Chronic Obstructive Pulmonary Disease (COPD) in Rheumatoid Arthritis: A Population Based Cohort Study. Arthritis Care Res. Accepted Author Manuscript. doi:10.1002/acr.23410.

Juvenil İdiopatik Artritli Gençler için Akıllı Telefon Uygulama Sistemi: JIApp

06 Ekim 2017

Juvenil idiopatik artritte (JIA) görülen alevlenmeler eklem ağrısı ve eklem şişliği ile karakterizedir ve genellikle yorgunluk, olumsuz duygular ve aktivitelere katılımın azalması eşlik eder. JIA'nın gençlerin fiziksel ve psikososyal gelişimi ve iyilik hali üzerindeki etkisini en aza indirgemek için, hastalık aktivitesini ve yan etkilerini düzenli olarak izlemek, tedavi planlarına uymak ve sağlık teşvik davranışlarına katılım gibi kişisel sağlık yönetimlerini desteklemek şarttır. Akıllı telefon teknolojisi, uygun öz-izlem ve bilgiye kolay erişim yoluyla gençlerin kendi sağlık bakımlarına katılmasını sağlama potansiyeline sahiptir. Buna ek olarak, belirtiler, davranışlar ve psikososyal sorunlarda kendi raporladıkları dalgalanmaların daha doğru bir özetini elde etmek, hem gençler hem de sağlık uzmanlarının sağlık durumunu daha iyi anlamasına, kişisel yönetimin önündeki engelleri belirlemesine ve tedavi etkinliğini ve ek sağlık bakım ihtiyaçlarını değerlendirmesine yardımcı olabilir. JIA’lı gençleri, bakımlarıyla ilgilenen aileleri ve sağlık profesyonelleri ile işbirliği içinde kendi sağlık bakımlarına dahil eden kapsamlı bir akıllı telefon uygulaması henüz geliştirilmemiştir.

İngiltere’den araştırmacılar,  JIA’lı gençler ve sağlık profesyonelleri için kişisel yönetim bir akıllı telefon uygulama sisteminin (JIApp) kabul edilebilirliğini ve kullanılabilirliğini tasarlamak, geliştirmek ve değerlendirmek amacıyla bir çalışma yaptılar. Genç hastaları, ebeveynleri ve sağlık profesyonellerini içeren niteliksel, kullanıcı merkezli bir tasarım yaklaşımı kullandılar. Çalışma ilk aşamada uygulamanın özellikleri, içeriği ve tasarımı konusunda fikir birliğine odaklanıldığı, ikinci aşamada uygulama prototipinin daha da rafine edilmesi ve değerlendirilmesinin yapıldığı ve üçüncü aşamada uygulamanın kullanılabilirlik testine odaklanıldığı üç aşamalı olarak yürütüldü. Görüşme transkriptleri nitel içerik analizi kullanılarak analiz edildi.

Çalışmada, ortalama yaşları 17 olan JIA’lı toplam 29 genç hasta 7 ebeveyn ve 21 sağlık profesyoneli ile görüşüldü. Aşama I'de uygulama gelişimi konusunda yardımcı olan başlıca ana konular; semptomların, iyilik durumunun ve aktivitelerin uzaktan izlenmesi, tedavi uyumu, eğitim ve destekti. Aşama II sırasında, uygulama prototipinin daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesini sağlayan üç ana başlık daha ortaya çıktı. Bunlar arasında son kullanıcıları uygulamayı kullanmaya motive etmek için ödül sistemini uyarlama, uygulama ara yüzünün tasarımı ve klinik uygulama entegrasyonu vardı. Aşama III sırasında kullanılabilirlik testi genel memnuniyet oranlarının yüksek olduğunu gösterdi ve ayrıca uygulamanın içerik geçerliliğini doğruladı.

Araştırmacılar, uygulamanın, genç hastalar ve sağlık profesyonelleri arasında kabul edilebilirlik ve kullanılabilirlik düzeylerinin yüksek olduğu ve bu yaş grubu için sağlık bakımını ve sonuçlarını geliştirme potansiyeline sahip olduğunu belirttiler. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Ran A Cai, Dominik Beste, Hema Chaplin, Socrates Varakliotis, Linda Suffield, Francesca Josephs, Debajit Sen, Lucy R Wedderburn,  Yiannakis Ioannou, Stephen Hailes, Despina Eleftheriou. Developing and Evaluating JIApp: Acceptability and Usability of a Smartphone App System to Improve Self-Management in Young People With Juvenile Idiopathic Arthritis, JMIR Mhealth Uhealth 2017;5(8):e121).

Meslek ve Romatoid Artrit Gelişme Riski

27 Eylül 2017

Romatoid artritin (RA) etiyolojisi için çevresel faktörler önemlidir, ancak farklı mesleki tehlikelerin hastalığa katkıları ile ilgili hala bilinmeyen çok şey mevcuttur. Çevresel faktörlerin, duyarlı bireylerde otoimmün reaksiyonları tetikleyerek RA gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. Yapılan yeni araştırmalar, bazı mesleklerin işçilerinin romatoid artrit gelişme riski altında olabileceğini ortaya koymaktadır.

İsviçre’den araştırmacılar, bazı mesleki tehlikeler ve maruziyetler ile anti-sitrülinat protein antikoru (ACPA) + RA veya ACPA-RA riski arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar, İsveç nüfus tabanlı EIRA vaka-kontrol çalışmasından 3522 vaka ve 5580 kontrolü analiz ettiler. Meslek öyküsü ve yaşam tarzı faktörleri hakkında bilgi edinmek için bir anket hazırladılar. Serolojik analizler için kan örnekleri aldılar. 1996 ile 2014 yılları arasındaki kan numuneleri ve anketlerden toplanan çevresel, genetik ve immünolojik faktörler hakkında bilgi topladılar. Çalışma kapsamına alınmadan önce son mesleğe ilişkin RA'nın risk oranını (OR) hesaplamak için koşulsuz lojistik regresyon kullandılar. Analizlerde, bilinen sigara içme yaşı, alkol kullanımı, vücut kitle indeksi (VKİ) ve eğitim gibi bilinen çevresel maruziyet ve yaşam tarzı faktörleri için düzeltmeler yaptılar.

Araştırmacılar, imalat sektöründeki erkek işçilerin, profesyonel, idari ve teknik sektörlerdeki işçilerden (referans grubunda) daha yüksek romatoid artrit riski taşıdıklarını tespit ettiler. Erkekler arasında duvarcı ve beton işçilerinin, malzeme taşıma operatörlerinin ve elektrik-elektronik işçilerinin ACPA + RA riskinin, duvarcı ve beton işçileri ile elektrik- elektronik işçilerinin ACPA-RA riskinin arttığını gördüler. İmalat sektöründe, erkek elektrik ve elektronik işçileri ve malzeme taşıma operatörleri, referans gruba göre iki kat, duvar örme ve beton işçileri üç kat artmış risk taşıyordu. Kadın hemşirelerin ve görevlilerin romatoid artrit riski biraz artmıştı. Bununla birlikte, imalat sektöründe bu ilişki gözlenmedi ve bunun nedeninin sektörde erkeklerle karşılaştırıldığında çalışan daha az sayıda kadın olabileceği düşünüldü. Kadınlar arasında, yardımcı hemşirelerin ACPA + RA riski orta derecede artmıştır. Kadınlar arasında, ACPA-RA ile ilişkili hiçbir meslek bulunmadı.

Araştırmacılar, olası maruziyetleri belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirttiler. Potansiyel faktörler arasında silika, asbest, organik çözücüler ve motor egzozu olabileceğini aktardılar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Anna Ilar, Lars Alfredsson, Pernilla Wiebert, Lars Klareskog, and Camilla Bengtsson. Occupation and Risk of Developing Rheumatoid Arthritis: Results From a Population-Based Case-Control Study,  Arthritis Care & Research 2017.

Juvenil İdiyopatik Artritte Zihinsel Sağlık ve Adaptasyon

22 Haziran 2017

Çocuklardan ve ebeveynlerinden edinilen bilgiler, çocuklukta sağlık ilişkili yaşam kalitesinin (İKGÇ) değerlendirilmesinde önemlidir. Juvenil idiopatik artrit (JIA) ve tedavisi, bu hastalığa sahip ergenlere ve ailelerine birçok zorluk getirmektedir. Meta analizlerin sonuçlarına ve aile raporlarına göre, kronik artritli çocukların ve ergenlerin kontrol grubuna kıyasla psikolojik uyum sorunları yaşama olasılıklarının daha yüksektir. Adaptasyon sorunları ve semptomları içselleştirme ile ilgili sorunlar özellikle artritli çocukları etkilemektedir ve bu patern pediatrik kronik hastalıkta psikolojik adaptasyonun epidemiyolojik araştırma ve literatür incelemelerinin bulguları tarafından da desteklenmektedir. Bununla birlikte, artritli ergenlerin, kontrol grubuna kıyasla yoksul benlik kavramı veya özsaygı sorunları için daha yüksek bir riskle karşı karşıya kaldıkları görülmemiştir. Ebeveynlerin neredeyse üçte ikisi orta-şiddetli zorluklarla karşılaştıklarını belirtseler de, ebeveynlerin JİA'ya nasıl adaptasyon sağladıkları gözden kaçırılmıştır. Ebeveynler, JIA'ya adaptasyon sürecinde yer alır ve annenin adaptasyonu, evlilik ve aile uyumu, aile desteği ve kaynaşma gibi çocuğun ailevi özellikleri, çocuğun JİA'ya ne kadar uyum sağladığını etkilemektedir.

Polonya’dan araştırmacılar, JIA’da zihinsel sağlık ve adaptasyonu ve ebeveynler ile ergen raporları arasında ki uyum düzeyini ölçmek amacıyla bir çalışma yaptılar. Araştırmacılar öncelikle, “Polish-language Pediatric Outcomes Data Collection Instrument” (PODCI) anketinin psikometrik özelliklerini, “Adolescent Outcomes Questionnaire” (ADQ) hasta-raporunda ve ADQ ebeveyn raporunda analiz ettiler. JIA’da disfonksiyonu derecelendirmede, ebeveynler ve ergenler arasındaki uyuşma düzeyini ve hastaların JIA'ya ve hastalığa ilişkin psikolojik adaptasyon ve sosyo-demografik özellikleri arasındaki ilişkileri incelediler.

Çalışmaya JIA tanılı, 11-18 yaş arasındaki 26 ergen ile 26 ebeveyni dahil ettiler. Hastalık gidişatı 12 ergende pausiartiküler ve 14 ergende poliartiküler (n = 14,% 53.8) olarak sınıflandırıldı. Katılımcılara, PODCI (hasta ve ebeveyn raporlarını) iki defa ve bir defa da Strengths and Difficulties Questionnaire-25 'i (SDQ-25) uygulandı. PODCI normatif puanlarına ilişkin sonuçların dağılımını göz önünde bulundurarak, Küresel İşlevsellik Ölçeği'nde anne-babaların % 73,1'nin ve hastaların % 69,2'sinin skoru 50'nin altındaydı. Bu oran, genel sağlıklı nüfus ortalamasında düşüktü. Ebeveyn raporunda SDQ-25'in toplam puanı 11,86'ya ve hasta raporunun puanı 11,23'e eşitti. Çalışma grupları PODCI veya SDQ-25 sonuçlarına göre önemli ölçüde farklılık göstermedi. JIA'lı ebeveynler ve ergenler, hastaların sağlığı konusunda çok benzer algılamaya sahipti. Hastalık şiddeti ve hastanın yaşı arttıkça daha büyük farklar ortaya çıkıyordu.

Araştırmacılar, PODCI'nin Polonya versiyonunda, Küresel İşlevsellik Ölçeği'nin iç tutarlılığının, güvenilirliğinin doğrulandığını ve bu nedenle anketin bu grupta önemli sorunlar bildiren hastaların tanımlanmasına yardımcı olabileceğini belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Misterska E, Kaminiarczyk-Pyzałka D, Adamczak K, Adamczyk KA, Niedziela M, Głowacki M, et al. Mental health and adjustment to juvenile idiopathic arthritis: Level of agreement between parent and adolescent reports according to Strengths and Difficulties Questionnaire and Adolescent Outcomes Questionnaire. PLoS ONE 12(3): e0173768.

Yaşadığınız Ülkenin Enlemi ile RA Başlangıç Yaşı İlişkisi

01 Mart 2017

Romatoid artrit (RA), sebebi henüz bilinmeyen ve farklı klinik özellikler gösterebilen, kronik otoimmün bir hastalıktır. RA'ya genetik katkının % 12-60 olduğu düşünülmektedir ve çevresel faktörler de hastalık duyarlılığına katkıda bulunmaktadır. Topluluklardaki genetik ve çevresel faktörler hakkında bildirilen rakamlardaki değişiklikler, çalışma tasarımındaki farklılıklar, araştırmaların yapıldığı zaman ve verilerin belirli bölgeler veya etnik gruplarla sınırlı tarihsel araştırmalardan gelmesi ile kısmen açıklanabilir. Ülkeler ve bölgeler arasında RA gelişme oranlarında farklılıklar olduğu kabul edilmektedir.

RA başlangıç ​​yaşı hastalık sonuçlarının en önemli hastalık belirteçlerinden biri olduğu düşünülmektedir. RA başlangıç yaşındaki değişkenlik çoğu zaman RA çalışmalarında ihmal edilmektedir. Gelişmiş ülkelerden Avrupa kökenli hastaları içeren bazı çalışmalarda, ortalama RA başlangıç yaşının yaklaşık 50 olduğu ve bu ülkelerin epidemiyolojik çalışmalarında, yaşla birlikte 70'li yaşlara doğru yükselen insidans oranları raporlanmaktadır. Tersine, Afrika ve Asya ülkelerinden yapılan bazı çalışmalarda, ortalama RA başlangıç yaşında, 20 ya da 30’lar kadar erken yaşlarda pik görülmektedir. Farklı enlem aralığındaki bölgesel çalışmalarda hem ortalama RA başlangıç yaşı hem de yaş gruplarına göre dağılım sıklığı bakımından dikkat çekici farklılıklar raporlanmıştır.

Enlem aralıkları, jeoepidemiyolojide, çevrenin farklı coğrafi alanlardaki hastalık insidansı ve riski üzerindeki etkisini incelemek üzere bir gösterge olarak kullanılmıştır ve daha ileri araştırmalar için hipotezler oluşturulmuştur. Sistemik lupus eritematosus, dermatomyozit ve Crohn hastalığı gibi hastalıklar coğrafi olarak kuzey enlemleri ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.

Yeni yapılan çalışmada, RA başlangıç yaşının tüm dünyada enlemlere göre değişip değişmediği değerlendirildi. Dünya çapında yapılan bu ankette, önceden seçilmiş şehirlerden romatologlar, RA'nın başlangıcına ilişkin 20 ardışık RA hastasıyla görüşmeler yaptılar. Ankette araştırılan diğer değişkenler, her şehrin konumu, romatolog varlığı, enlemler (10 ° artış, güney-kuzey), boylamlar (üç bölge), ülke içi tutarlılık ve ülkelerin IHDI’larıydı (Inequality-adjusted Human Development Index). 41 ülkenin 77 şehrindeki 126 romatolog tarafından sağlanan % 82’si kadın toplam 2481 hastanın verileri değerlendirildi. Dünya genelinde RA başlangıç yaşı ortalaması 44 ± 14 yıl olarak hesaplandı. RA hastaların % 28'inde 36 yaşından önce ve %50’sinde 46 yaşından önce başlıyordu. RA başlangıcı, yengeç dönencesi çevresinde kuzeye kıyasla 8 yıl daha önceydi. Çok değişkenli analiz, kadınların, batı şehirlerinin ve yengeç dönencesi çevresindeki enlemlerin daha genç RA başlangıç yaşıyla ilişkili olduğunu gösterdi. RA başlangıcı ve IHDI yaşı arasında pozitif yönde bir korelasyon mevcuttu. RA çoğu zaman erken yaşta başlıyor ve enlemlere göre değişiyordu. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

GEO-RA Group. Latitude gradient influences the age of onset of rheumatoid arthritis: a worldwide survey, Clin Rheumatol. 2016 Dec 19.

RA Hastalarının Akrabalarında Hastalık Gelişimini Neler Etkiliyor?

21 Şubat 2017

Romatoid artrit (RA), ilerleyici sakatlık ve sistemik komplikasyonlarla ilişkili, kronik otoimmün bir hastalıktır. Son birkaç yılda yapılan çalışmalarda, klinik sonuçların modüle edilmesi için önemli bir terapötik pencere oluşturabileceği düşünüldüğünden, RA'nın preklinik evresi üzerine yoğunlaşılmıştır.

Son veriler, RA'lı hastalarda yağ dokusunun sadece immünolojik olarak inaktif bir doku olmadığını, hormon ve sitokinleri üreten bir immün-endokrin organ olduğunu göstermektedir. Adiponektin ve leptin gibi adipokinler, birçok kronik inflamatuar hastalıkta bulunan immünolojik fonksiyonları olan biyoaktif maddelerdendir. Daha önce RA'da adiponektinin hastalık progresyonuna katkıda bulunabileceği ileri sürülmüştür. Bununla birlikte, bu maddelerin pre-klinik evredeki rolleri ve fazla kiloluluk ya da obezite gibi klinik bulguları ile RA gelişme riski ile arasındaki ilişki henüz tam olarak tanımlanmamıştır.

RA vakalarının çoğunluğu sitrullinlenmiş proteinlere otoimmün bir yanıt ile tetiklenmektedir. Anti sitrülinat protein antikorları (ACPA), RA'nın klinik olarak ortaya çıkmasından 10 yıl öncesine kadar tespit edilebilen duyarlı ve spesifik biyolojik belirteçlerdir. Sitrülinasyon, RA hastalarının birinci derece akrabaları (BDA) gibi yüksek riskli bireylerde RA'nın başlatılmasına yol açan olay kaskadını başlatabilir.

Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Periodontal hastalığın RA gelişimi ile ilişkili bir faktör olduğu düşünülmektedir. Periodontitisin RA ile ilişkisi, sigara kullanımı ve vücut kitle indeksi (VKİ) gibi diğer risk faktörlerinden bağımsız olarak görünürken, yüksek riskli bireylerde bu ilişki hakkında çok az bilgi mevcuttur. Bununla birlikte, yapılan bir araştırmada, pre-RA bireylerde dikkat çekici enflamatuar periodontal tutulum gösterilmiştir.

Kolombiya’dan bir grup araştırmacı yaptıkları çalışmada VKİ, ACPA durumu, periodontitisin ve Porphyromonas gingivalis'e karşı antikorların varlığını, RA'lı hastaların BDA’leri ve sağlıklı kontroller arasında karşılaştırdılar. Araştırmacılar çalışmaya RA’lı hastaların BDA’lerden oluşan 100 kişi ile yaş ve cinsiyete göre eşleştirilmiş 200 sağlıklı kontrolü dahil ettiler. Katılımcıların romatolojik ve periodontal değerlendirmelerini yaptılar. ACPA ve anti-P. gingivalis antikorlarının varlığını değerlendirdiler. Gruplar arasındaki karşılaştırmaları yaparken McNemar ve Wilcoxon testlerini kullandılar.

BDA’lerden oluşan gruptaki bireylerin %70’i kadındı ve ortalama yaşları 37,3+13'tü. Obezite, BDA’lerden oluşan grupta %17 ve konrollerden oluşan grupta %7 oranında gözlendi. ACPA’lar BDA’lerin % 7'sinde, kontrollerin% 2,5'inde saptandı. Periodontitis tanısı BDA’lerin %79’una ve kontrollerin %56’sına kondu. BDA’ler arasında ise %15’i şiddetli periodontitise sahipti. Birinci derece akrabalarda obezite, ACPA ve periodontitis varlığı açısından bağlantılar tespit edildi. Anti-P. gingivalis antikorları ve sigara öyküsü ile ilgili olarak, gruplar arasında herhangi bir fark gözlenmedi.

Araştırmacılar obezite, ACPA ve periodontitis (tanı ve şiddet) varlığının birinci derece akrabalarda RA gelişimi ile ilişkili durumlar olarak kabul edilebileceğini ileri sürdüler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Unriza-Puin, S., Bautista-Molano, W., Lafaurie, G.I. et al. Are obesity, ACPAs and periodontitis conditions that influence the risk of developing rheumatoid arthritis in first-degree relatives? Clin Rheumatol (2016).

RA’lı Annelerin Çocuklarında Epilepsi Daha Sık Görülüyor

28 Aralık 2016

Danimarka’da yapılan yeni bir çalışmada romatoid artrit (RA) hastası anneler ile epilepsi hastası çocuklar arasında bir bağlantı bulundu. 

Araştırmacılar RA hastası annelerden doğan çocuklarda epilepsi gelişme olasılığının RA’ya sahip olmayan annelerden doğan çocuklara göre %26 daha yüksek olduğunu buldular. Bununla birlikte RA hastası babaya sahip olmanın çocukta epilepsi gelişmesi üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını gördüler. Çalışma sonuçlarının epilepsi gelişiminde fetüs için çevresel değişikliklerin rol oynuyor olabileceğini işaret ettiğini belirttiler. Bunun nasıl meydana geldiğini henüz bilmediklerini fakat annenin antikor üretiminin karnındaki bebeği etkileyebileceğini söylediler.

Araştırmacılar, Danimarka’da 1977-2008 yılları arasında tüm ülke çapında doğan çocukların (tek çocuk) kayıtlarını incelediler. 1,917,723 çocuğu ortalama 16 yaşına kadar izlediler. Bu çocuklardan 31,491’inde (%1,6) epilepsi geliştiğini gördüler. Aralarında çocukların doğumundan sonra RA tanısı alan annelerde (preklinik) olmak üzere toplam 13,556 (%0,7) çocuğun annesi ise RA hastasıydı. 

Araştırmacılar annesi RA hastası olmayan çocuklar ile karşılaştırıldıklarında doğumları sırasında annesi RA hastası olan çocukların %90’dan daha fazla epilepsi gelişme olasılığına sahip olduğunu gördüler. Bununla birlikte yine annesi RA hastası olmayan çocuklar ile karşılaştırıldığında annesi doğumlarından sonra RA tanısı alan (preklinik) çocuklar %26 daha fazla epilepsi gelişme olasılığına sahipti. Yani annesi RA hastası olan her 100 çocuktan 2 tanesinde ve annesi doğumdan sonra RA tanısı alan her 100 çocuktan 3’ünde epilepsi gelişmişti. 

Araştırmacılar henüz RA tanısı almamış annelerden doğan çocuklarda da epilepsi riskinin yüksek olmasının, çocuklarda epilepsi gelişiminde tedaviden çok hastalığın kendisinin etkili olduğunu düşündürdüğünün altını çizdiler. Bununla beraber annenin aldığı RA tedavisinin çocuklarda epilepsi gelişimi üzerine etkisinin olup olmadığının ayrıca araştırılması gerektiğini aktardılar.

Araştırmacılar çocukların doğum kiloları, doğum sırasındaki gestasyonel yaşları ve annenin epilepsi hastalığına sahip olup olmaması gibi diğer faktörleri de dikkate aldıklarında sonuçların yine benzer kaldığını belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Ane Lilleøre Rom, Chun Sen Wu, Jørn Olsen, Damini Jawaheer, Merete Lund Hetland, Jakob Christensen, Bent Ottesen, Lina Steinrud Mørch. Parental rheumatoid arthritis and childhood epilepsy. Neurology, 2016

Romatoid Artrit Hastaları Sigarayı Bırakmaları Konusunda Nasıl Motive Edilebilir?

05 Mayıs 2016

Enflamatuar artrit hastalarında kardiyovasküler risk yönetiminde sigaranın bıraktırılması önerilir. Çok uluslu QUEST-RA (Quantitative Standard Monitoring of Patients with Rheumatoid Arthritis) grubunun katıldığı sigara bırakma pratiği anketinde hastalara sigara bıraktırmanın tavsiye edilmesinde eksiklikler olduğu gösterilmiştir. QUEST-RA gurubundaki romatologların neredeyse hepsi ve hemşirelerin üçte ikisinin hastalarına sigara bırakma konusunda tavsiye vermedikleri rapor edilmiştir.

Bir grup araştırmacı yaptıkları çalışmada sigara bıraktırma konusunda tavsiyede bulunmanın önemini vurguladılar. Araştırmacılar romatoloji birimlerinde sigara bıraktırma protokolü uygulanması için tavsiyede bulundular. Tütün bağımlılığı ve alışkanlığının yönetimi konusunda farkındalık yaratmayı amaçladılar. Sigaraya bırakmaya yönelik görsel materyaller RA hastaları için özelleştirilmemişti. Araştırmacılar sigara kullanma ve RA arasındaki bağlantının farkındalığını arttırmada etkili olabilecek materyallerin araştırılmasını ve sigara bırakma motivasyonunun sağlanmasını hedeflediler.

Araştırmacılar çalışmanın başlangıcında “UK National Health Service Fife Rheumatology” veri tabanında kayıtlı tüm seropozitif RA hastalarına (1000 hasta) çalışmalarını anlatan ve katılımcı olmak istemeleri durumunda iletişime geçmelerini belirttikleri bir mail gönderdiler. Rastgele belirledikleri 550 kişiyle kampanya öncesi ve kalan 450 kişiyle kampanya sonrası anketleri uygulamak üzere iletişime geçtiler. Birinci gruba kampanya öncesi telefonla aranarak bir anket uygulandı ve kampanya öncesi anketin sonuçları kampanya görsellerinin geliştirilmesinde kullanıldı. Kampanyadan sonra ise ikinci bir grup hastaya uygulanan diğer anket kampanyanın etkilerinin değerlendirilmesinde kullanıldı.

Çoğu eski sigara kullanıcısı ve amfizem gibi sigara ilişkili hastalık gelişince sigarayı bırakan 320 kişi kampanya öncesi anketi cevapladılar. Araştırmacılar bu anketin sonuçlarını RA’nın sigara ilişkili bir hastalık olduğunu gösteren görsellerin geliştirilmesinde kullandılar. Kampanyayı 2011’de başlattılar. Kampanya sonrası anketi 380 kişiye uyguladılar. Anket sonuçlarına baktıklarında RA ve sigara kullanımı arasındaki bağlantının farkındalığının  %21 daha yüksek olduğunu buldular.  Sigara kullanımının RA tedavisine engel olduğunun farkındalığının ise %45 daha yüksek olduğunu gözlemlediler. Her 75 sigara kullanıcısından 13’ünün yeni öğrendiği bilgilerden etkilenerek sigara kullanımını kestiklerini gördüler.

Araştırmacılar, yeni materyallerin kullanılması ile hastalardaki RA ve sigara kullanımı bağlantısının farkındalığında önemli bir artış sağlandığını belirttiler. Hastaların önemli oranının kampanyadan etkilenerek sigara kullanımını bıraktıklarını söylediler. Hastalara sigara bırakma konusunda gerekli bilgilendirme ve tavsiyenin verilmesinin önemini tekrar hatırlattılar.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

  Helen E. Harris et al. How to Motivate Patients with Rheumatoid Arthritis to Quit Smoking, J Rheumatol. 2016 Feb 15

Yoga Artritin Fiziksel ve Mental Semptomlarını Azaltıyor

26 Şubat 2016

En sık görülen iki artrit formuna sahip hastalarda yapılan randomize kontrollü çalışmada, yoganın faydalı olabileceği gösterildi. Johns Hopkins araştırmacıları diz osteoartriti ve romatoid artrite sahip hastalarda 8 haftalık yoga dersinin fiziksel ve mental belirtileri azalttığı raporlandı. Araştırmacılar artrit hastaları arasında, yağanın fiziksel, fizyolojik ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin araştırıldığı en büyük randomize çalışma olduğunu belirttiler.

Artrit, çoğunluğu 65 yaşın altındaki her 5 yetişkinden birini etkileyen, sakatlıkların önde gelen nedenlerindendir. Artrit eğer uygun şekilde yönetilmezse, sadece hareketi değil tüm sağlığı ve genel iyilik durumunuda bozabilir ve yaşam kalitesini düşürebilir. Artritin henüz bir tedavisi yoktur fakat aktivitenin faydalı olduğu bilinmektedir. Artrit hastalarının %90 kadarının kılavuzlarda önerilenden daha az aktivite içinde oldukları bilinmektedir ve bunun sebebinin ağrı ve eklem tutukluğunun olabileceği düşünülmektedir.

Araştırmacılardan J. Bartlett Amerika’da tamamlayıcı tedavi olarak yogaya olan ilginin arttığını, her 10 kişiden birinin sağlıklı olmak ve formda kalmak amacıyla yoga yaptığını söylüyor. Ayrıca yoganın güçlü stres yönetimi ve rahatlama teknikleri ile birlikte fiziksel aktivite içermesinin, özellikle artrtit hastaları için ideal olduğunu belirtiyor.

Çalışmaya diz osteoartriti ve romatoid artritten birine sahip 75 hastayı dahil ettiler. Hastaları rastgele olarak bekleme listesine ya da sekiz hafta boyunca haftada 2 kez yoga dersi verilen ve ek olarak evde haftada bir kez pratik seansı yapan listeye böldüler. Hangi katılımcının hangi listede olduğunu bilmeyen klinisyenler, katılımcıların fiziksel ve mental iyilik hallerini, yoga seansı öncesi ve sonrasında değerlendirdiler.

Araştırmacılar kontrol grubu ile karşılaştırdıklarında, yoga dersi alanların ağrı, enerji düzeyi, ruh hali, ev ve işteki fiziksel görevlerini tamamlayabilmeleri dahil fiziksel fonksiyonlarında %20 iyileşme olduğunu gördüler. Yürüme hızında da daha az oranda gelişme tespit ettiler. Araştırmacılar, iyileşmenin yogayı tamamlayanlarda 9 ay sonra hala görülebildiğini söylediler.

Araştırmacılardan Clifton O. Bingham, çalışmayı yapma fikrinin artritli hastalarının tedavilerinden elde ettiği deneyimlerinden ortaya çıktığını belirtti. İlk kez, yoga yapan hastalarında ki değişiklikleri gözlemlediğinde bu çalışmayı yapma fikrinin oluştuğunu söyledi.

Araştırmacılar çalışmada en çok dikkat ettikleri konunun güvenlilik olduğunu belirttiler. Artrite sahip olmayan kişilerde yoganın ağrı, ağrı ilişkili sakatlıklar ve ruh halini iyileştirdiğinin gösterildiğini fakat artritli hastalarda yoganın etkililiği ve güvenliliği ile ilgili yeterli çalışmanın olmadığını bu yüzden güvenlilik konusunun üzerinde çok durduklarını ve eğitmenlerin bu konuda tecrübeli kişiler olmasına özen gösterdiklerini söylediler. Çalışma öncesi katılımcıların doktorlarınca kontrol edildiğini ve çalışma boyunca da düzenli artrit tedavilerine devam edildiğini belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

S. H. Moonaz, C. O. Bingham, L. Wissow, S. J. Bartlett. Yoga in Sedentary Adults with Arthritis: Effects of a Randomized Controlled Pragmatic Trial. The Journal of Rheumatology, 2015; 42 (7): 1194 DOI: 10.3899/jrheum.141129

Romatoid Artrit İlişkili İnterstisyel Akciğer Hastalıkları ve İdiyopatik Pulmoner Fibroziste Hastalık Mekanizmaları Nasıl Örtüşüyor?

31 Ocak 2016

Romatoid Artritli (RA) hastalar içinde klinik olarak kanıtlanmış interstisyel akciğer hastalığı (İAH) prevelansı yaklaşık %10’dur ve tanı almamış hastaların%33’ünde HRCT ile değişen derecelerde fonksiyon bozukluğu ile birlikte İAH tespit edilebilir.  Bu hasta grubu içinde İAH ilişkili ölümler kardiyovasküler hastalıklardan sonra ikinci sıradadır. RA ilişkili ölümlerin %7’si İAH nedenlidir ve RA hastaları içinde İAH’ya sahip olanlarda ölüm riski üç kat fazladır. Akciğer biyopsisi ve BT ile incelendiğinde RA ilişkili İAH’ler bilinen interstisyel pnömoni paterni ya da çoğunluğu nonspesifik interstisyel pnömoni olan sıradışı interstisyel pnömoni paterni gösterenler olarak sınıflandırılabilir. RA ilişkili İAH’lerde en sık görülen patern, patogenez ve fenotip olarak idiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) ile örtüşen sıradan interstisyel pnömonidir.

Bir grup araştırmacı yaptıkları gözlemsel çalışmada RA hastalarında İAH ile ilişkili mortalite ve morbiditeye dikkat çektiler ayrıca hastalık patogenezinin ve İPF ile varsayılan örtüşmenin moleküler mekanizmasını anlamanın öneminin altını çizdiler. Araştırmacılar RA ilişkili İAH ve İPF arasındaki örtüşen patogenez ve fenotipik özelliklerin, her iki hastalığın klinik sonuçlarını iyileştirecek tedavi stratejilerin geliştirilmesinde bir temel olarak hizmet edebileceğini düşündüklerini belirttiler.

Sitrülinasyonun, arjininin sitrüline dönüştüğü post-translasyonal modifikasyon olduğunu ve anti-sitrülinlenmiş protein antikoru (APCA) senteziyle immün yanıtı tetiklediğini ayrıca RA’da eklem hasarı ile bağlantılı olduğunu söylediler. Araştırmacılar sitrülinlenmiş proteinlere karşı immün yanıt gelişiminin RA’ya özgü olmasına rağmen, RA ilişkili İAH ve IPF hastalarının akciğerlerinde de tespit edildiğini belirttiler. Bu gözlemlere dayanarak RA ve İAH birlikteliğini açıklayabilecek iki potansiyel mekanizma olduğunu düşündüler.

Araştırmacılara göre ilk yolakta, genellikle sıradışı paternde, eklemlerde bulunan sitrülinlenmiş peptidlere karşı olaşan immün yanıt, sonradan akciğerlere yer değiştirir ve interstisyel akciğer enflamasyonu ile sonuçlanır. İkinci yolakta ise, sıradan interstisyel pnömoniye sahip bireylerde ve RA için genetik duyarlılığı olanlarda akciğerdeki sitrülinlenmiş proteinlere karşı immün yanıt oluşur ve bu bir enflamatuar süreç başlatır, sonrasında da eklemler etkilenir.

Araştırmacılar immün yanıtın, akciğerler ya da eklemlerde başlamasından bağımsız olarak, iyi tanımlanmamış moleküler mekanizmaların, immün yanıtın bir doku bölümünden diğerine yer değişmesinde olasılıkla rol oynadığını belirttiler. RA’da akciğerler ve eklemlerin paylaşılmış hedef olmalarının mantıklı açıklamasının, immün koplekslerin yapımı ve birikimini, başlangıç antijenleri ve sonraki post-translasyonel modifiye hedefler arasındaki yapısal örtüşmeyi ve epitop yayılımının immünolojik sürecini içerdiğini söylediler.

Araştırmacılar yapılacak daha fazla çalışma ile RA ilişkili İAH’larının farklı alt fenotipleri ve İPF ile örtüşmeye yol açan temel mekanizmaların açıklanmasının hastalık sürecini daha iyi anlamada ve yeni tedavi ajanları tanımlayabilmede bir ihtiyaç olduğu belirttiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Paulin et al. Rheumatoid Arthritis-associated Interstitial Lung Disease and Idiopathic Pulmonary Fibrosis: Shared mechanistic and phenotypic traits suggest overlapping disease mechanisms, Rev Invest Clin. 2015 ; 67(5): 280–286.

Romatoid Artrit Hastalarında Kardiyovasküler Risk Azalıyor Mu?

31 Ocak 2016

Romatoid artritin (RA) kalp hastalıkları riskini iki katına çıkardığı biliniyor fakat ACR’nin yıllık buluşmasında sunulan bir çalışma RA hastalarında kalp hastalıkları prevelansının azaldığını gösteriyor.

RA’da enflamasyon eklemleri etkilediği kadar diğer doku ve organları da etkilemektedir. RA’lı hastalarda ki yüksek düzeyde ki enflamasyon kardiyovasküler sisteme de zarar vermektedir. Enflamasyon kan damarı hasarına katkıda bulunarak kalp hastalıkları için risk faktörü oluşturur.

RA ilişkili enflamasyon kan damarlarında daralma ve sıkıştırılmış kolesterol, kalsiyum ve diğer bazı maddelerden oluşan sert cisimler olan plakların oluşumuna neden olmaktadır. Bu plaklar arterleri tıkayarak kan akımını azaltabilmektedirler. Bazen bu plaklardan parçalar kopup ayrılır ve kan dolaşımına girerler. Bu parçalar daha küçük damarlara girerlerse oraları tıkayarak kalp krizi ve inme gibi durumlara sebebiyet verirler.

RA’lı hastaların kalp duvarlarında da enflamasyon meydana gelebilir ve kalp yetmezliği oluşturabilir. Kalp yetmezliğinde görülen alt bacakta şişlik, nefes darlığı ve yorgunluk gibi semptomlar aynı zamanda RA’da da görülür ve bu yüzden bu tehlike işaretleri gözden kaçabilir. RA’da enflamasyon perikardı da tutabilir ve yoğun göğüs ağrısına sebep olabilir. RA’lı hastalarda atriyal fibrilasyon, kalp ritim bozuklukları, inme ve ölüm riski artmıştır. Tüm bu sebeplerden ötürü RA’da enflamasyonu kontrol altında tutmak eklemler kadar kalbi korumak içinde önemlidir.

Daha önce yapılan çalışmalarda RA’lı hastalarda tanıdan sonra ki bir yıl içinde kardiyak problem gelişme riskinin iki kat kadar, tanıdan sonraki 1-4 yılda kalp krizi riski %60 ve anjina, koroner ölüm gibi diğer koroner kalp hastalıkları riskinin %50 arttığı gösterildi. Buna katkıda bulunan faktörler tam olarak anlaşılamamaktadır. Kaçınılmaz hasarlardan korunmak için mümkün olan en kısa sürede RA’da kalp hastalıkları gelişimin de ki risk faktörlerinin açıkça ortaya konması gereklidir.

Araştırmacılar yaptıkları araştırmada, son çalışmaların RA’lı hastalarda ki kardiyovasküler riske olumlu etkisinin olduğunu gösterdiler.

Araştırmanın öncüsü Dr. Elena Myasoedova, RA tanısından sonra ki 10 yıl içinde iki grup arasındaki kalp hastalıkları nedenli ölüm oranlarını inceledi. İlk gruba 2000-2007 yılları arasında RA tanısı almış 315 hastayı ve diğer gruba 1980-2000 yılları arasında RA tanısı almış 498 hastayı dahil ettiler. Kontrol grubunda ise RA tanısı olmayıp kalp hastalıkları nedeniyle ölen 813 kişiyi dahil ettiler. Hastaların ortalama yaşı 60’tı ve üçte ikisi bayandı. 1980-2000 yılları arasında tanı alan hastalarda ki kalp hastalıkları nedeniyle ölüm oranı %7,9’du ve 2000-2007 yılları arasında tanı alan grupta bu aran %2,8’di. Ölümün en önemli sebebi olan koroner arter hastalıklarının da aynı şekilde azaldığı görüldü. 1990-2000 yılları arasında tanı alan grupta koroner arter hastalığı nedeniyle ölüm oranı%4,7 iken, 2000-2007 yılları arasında tanı alanlarda bu oran %1,2 ile normal popülasyonda görülen değere kadar geriledi.

Araştırmacılar bu azalmanın kalp hastalıkları için var olan potansiyel faktörlerin daha erken ve daha tetikte takip edilmesi aynı zamanda RA’lı popülasyonda kalp hastalıkları için çok daha fazla dikkatli olunmasının etkisi olabileceğini fakat bu konuda daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç olduğunu düşündüklerini söylediler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

  www.medicalnewstoday.com/articles/302083.php

Romatoid Artrit Gelişme Olasılığını Saptayan Belirteç Bulundu

31 Ocak 2016

Araştırmacılar hastalık başlangıcından 16 yıl öncesinde kadar bile romatoid artrit (RA) gelişme olasılığını saptayan bir belirteç buldular.

Oxford Üniversitesi Kennedy Romatoloji Enstitüsünden bir grup araştırmacı yaptıkları kan testinde, hastalığın gelişeceğinin güvenilir bir göstergesi olan protein tenascin-C yi tanıyan antikorların varlığına bakıyorlar.

Vücutta enflamasyon meydana geldiğinde bazı proteinler sitrülinasyon olarak bilinen bir sürece girer ve değişirler. Bu değişmiş formlar vücutta romatoid artrite neden olan immün yanıtı harekete geçirir. Sitrülinlenmiş proteinlere karşı oluşan antikorların saptandığı testler zaten hastalık tanısı konmasında kullanılır. Ayrı ayrı proteinler için yapılan testler diğerlerine göre daha düşük tanısal duyarlılığa sahiptir. CCP diye bilinen sentetik sitrülinlenmiş peptidleri saptayan daha genel testler ile daha fazla RA vakası yakalanmaktadır.

Araştırmanın öncüsü Dr. Anja Schwenzer, tenascin-C’nin RA hastalarının eklemlerinde yüksek düzeyde bulunduğunu bildiklerini ve bunların sitrülinlenip sitrülinlenmediğini, eğer sitrülinleniyorlarsa da vücuda saldıran otoantikorlar için bir hedef olup olmadığını görmeye karar verdiklerini söyledi. Ayrıca araştırmacı bu testin hastalığın saptanmasında kullanılıp kullanılamayacağını araştırdıklarını belirtti.

Araştırmacılar 2000’den fazla hastanın sonuçlarına baktıklarında, sitrülinlenmiş tenascin-C’nin hedef olduğu test ile %50’den fazla RA vakasını yakaladıklarını ve hatta içlerinden bazıları CCP ile yakalanamamış vakalar olduğunu gördüklerini söylediler. Ayrıca yanlış pozitiflik oranının çok düşük olduğunu gördüler. Araştırmacılar, testin, RA tanısını olasılık dışı bırakmakta %98 kesinlikte olduğunu söylediler.

Araştırmacılar asıl heyecan verici gelişmenin henüz hastalığın başlamadığı insanlardan alınan kan örneklerine baktıklarında, hastalığın başlangıcından on altı yıl öncesine kadar bu antikorları görebilmeleri olduğunu söylediler. Hastalığın ortaya çıkmasından ortalama yedi yıl öncesine kadar bu antikorların kanda bulunabildiğini eklediler.

Araştırmacılar ayrıca bu buluşun CCP tahlilinin kesinliğinin arttırılmasında kullanabileceğini de söylediler. Bu testin hastalığın erken saptanmasında kullanılabilir olmasının erken tedavi imkanı sağlaması ve RA’da erken tedavi ile daha etkili bir yanıt alınması nedeniyle çok önemli olduğunu belirttiler. Araştırmacılara göre,  RA’nın semptomlarının daha başlangıcında ki kısıtlı sürede tanı konması ve etkili tedavi uygulanması daha kolaydır. Bu nedenle RA’nın erken fark edilmesi tedavide anahtar rol oynamaktadır. Bu test ile RA’yı erken evrede tanıma ve hastalara doğru ve etkin bir tedavi verme imkanına sahip olabiliriz.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

http://www.medicalnewstoday.com/releases/303927.php

Beslenme Şekliniz Romatoid Artrite Yakalanma Riskini Arttırabilir mi?

11 Ocak 2016

Romatoid artrit (RA) sebebi henüz bilinmeyen, eklemleri etkileyen, en sık görülen kronik otoimmün hastalıktır. Genellikle birden fazla eklemde ağrı, tutukluk ve şişlik mevcuttur. Her türlü eklemi özellikle el ve ayaktaki küçük eklemleri daha sık tutar. RA’da eklemlerde fonksiyon kaybı, eklem hasarı ve deformitesi görülür. Romatoid enflamasyon eklemler dışında akciğer gibi diğer organlarda da gelişir. Her yaşta ve kadınlarda erkeklerden daha sık olarak görülür.

ACR’nin yıllık buluşmasında sunulan iki çalışma da beslenme şeklinin romatoid artrit gelişme şansını dikkat çekici şekilde etkilediği gösterildi.

Çalışmalardan ilkinde, kırmızı et, işlenmiş et, rafine tahıllar, kızarmış tavuk, yüksek yağlı süt ve tatlıları içeren tipik batılı diyetleri ile beslenen kişilerde; meyve, sebze,  bakliyat, tüm tahıllar, kümes hayvanları eti ve balık içeren ihtiyatlı diyetler ve daha çok meyve, sebze ve tahılların ön planda olduğu Prudent diyetleri ile beslenen kişilere göre daha fazla RA gelişme riski olduğu bulundu.

Araştırmacılar, RA etiyolojisinde diyetin etkisinin tartışmalı olduğunu, daha önce yapılan çalışmalarda bireysel besin ve besin gruplarının küçük etkileri tespit edecek yeterli güçlerinin olmadığının esas alındığını söyledi. Fakat araştırmacılar bunun yerine çeşitli besin ve yiyeceklerin kümülatif etkisini inceleyen genel beslenme şekli analizlerinin, besin ve yiyeceklerin tek başına analizinden daha fazla hastalık riski tahmin etme gücünde olduklarını öngörüyor. Tek besin yaklaşımının besinler arası karmaşık etkileşimler hesaba katıldığında yetersiz olabileceğini ve aralarında ki yüksek düzeyde korelasyon olmasının hepsinin farklı etkilerini incelemeyi zorlaştırdığını bu yüzden yaptıkları çalışmada beslenme ve RA etiyolojisi hakkındaki yeni bilgi sağlamak için beslenme şekillerinin genel etkilerinin incelediklerini belirttiler.

25-42 yaşları arasında 116,460 kadının katıldığı Nurses' Health Study II vasıtasıyla araştırmacılar 93,859 RA tanısı almamış kadını 1991-2011 yılları arasında her 4 yılda bir beslenme anketi uygulayarak takip ettiler. Bu anketler ile araştırmacılar kadınlar arasında batılı ve Prudent olmak üzere 2 beslenme şekli belirlediler. Çalışma boyunca yaş ortalaması 49 olan 347 kadında RA geliştiğini gördüler. Yaş, sigara kullanımı, vücut kitle indeksi, günlük aldıkları toplam kalori, alkol tüketimi, fiziksel aktivite ve sosyoekonomik durumlarını göz önüne aldıklarında batılı beslenme şekli ile beslenen kadınlarda Prudent diyeti ile beslenenlere göre RA gelişme riskinin daha yüksek olduğunu gördüler fakat öte yandan BKİ bu bulguların gücünü zayıflatmış olabileceğini de eklediler. Araştırmacılar bu mekanizmanın tam olarak ne olduğu anlaşılmasa da hastalık gelişme riski yüksek grupta sağlıklı beslenmenin faydalı olabileceğini söylediler.

İkinci çalışmada, Amerikalılar için beslenme rehberini takip edenlerde RA gelişme riskinin düşük olduğunu gösterdiler. Araştırmacılar bu rehberi takip etmenin RA gelişme riskine nasıl etkilediğini yine Nurses' Health Study II ve düzenli anket uygulayarak değerlendirdiler. Çalışmada gıda tüketim sıklığı anketinden sağlanan farklı besinlerin diyetteki alımını incelediler. Alternatif Sağlıklı Beslenme Endeksi 2010 ile katılımcıların beslenme rehberine ne kadar uyduklarını değerlendirdiler ve beslenme şekli ile RA gelişme riski arasındaki ilişkiyi incelediler. Araştırmacılar, 1991-2011 yılları arasındaki verilere baktıklarında 347 hastada RA geliştiğini gördüler. Rehbere en iyi uyan katılımcılar ile çok iyi takip etmeyenleri karşılaştırdıklarında RA gelişme riskinin %33 daha az olduğunu gördüler. Ve yine bu çalışamada da öncekinde olduğu gibi beden kitle indeksinin diyet ile RA riskini bağlayan orta güçlü bir etken olabileceğini de eklediler.

Çalışmadaki 347 hastanın 215’inin seropozitif ve 132’sinin seronegatif RA’ya sahipti. Araştırmacılar bu iki grupta rehberi takip edenlerde RA gelişme riski açısından seronegatif grupta daha güçlü bir ilişki olduğunu tespit ettiler.

Araştırmacılar yaptıkları çalışmalar da diyetin RA gelişimi ile ilişkisi olduğunu saptadıklarını ve bu ilişkinin mekanizmasını çözmek için daha fazla çalışma yapmayı düşündüklerini söylediler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

  American College of Rheumatology "Diet may determine your risk for rheumatoid arthritis." ScienceDaily, 8 November  2015. 

Antibiyotik Kullanımı Jüvenil Artrit Gelişme Riskini Arttırıyor mu?

04 Aralık 2015

Rutgers Üniversitesinden bir gurup araştırmacının yaptığı çalışmada, aynı yaş gurubunda iki kez antibiyotik kullanan çocuklarda, antibiyotik kullanmayanlara göre juvenil artrit gelişme riski arttığını görüldü.. Antibiyotik kullanımı ne kadar fazla olursa riskte o kadar artıyor ve antibiyotik alımından sonraki bir yıl boyunca en riskli süre oluyor.

En son Amerikan Hastalık Kontrol ve Koruma (Centers for Disease Control and Prevention)  istatistiklerine göre yılda 4.300- 9.700 arasında, 16 yaşının altında çocuk juvenil artrit tanısı alıyor. Genetik nedenlerin hastaların sadece dörtte birinde görülmesi,  çevresel etmenlerinde hastalığın başlamasında önemli bir rol oynadığını işaret ediyor. Daha önce yapılan çalışmaların sonuçlarına göre çocukların dörtte birine antibiyotik kullandırıldığı, bu antibiyotiklerin yarısının akut solunum yolu enfeksiyonları için ve muhtemelen gereksiz yere verildiği anlaşılıyor. Araştırmacılar yaptıkları çalışma ile gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak için muhtemel bir sebep daha ortaya koyduklarını söylüyorlar.

Araştırmacılar bu çalışmaya 2014 yılında, daha önce yapılan çalışmalarda antibiyotik kullanımının enflamatuar bağırsak hastalıkları dahil diğer kronik hastalıkların gelişiminde predispozan faktör olabileceğinin ortaya konmasından yola çıkarak başladıklarını söylüyorlar. Bağırsaklarda ve diğer yerlerde ki mikrobiyal kolonilerin bozulmasının yetişkinlerde ki romatoid artrit dahil diğer otoimmün enflamatuar hastalıklarla ilişkili olduğu düşünülüyor. Antibiyotiklerin de insanlarda en iyi bilinen mikrobiyal kolonileri bozucu faktörler olduğunu belirtiliyor.

Araştırmacılar İngiltere’de 11 milyon insanın bilgilerinin bulunduğu veri tabanı The Health Improvement Network (THIN)’i  kullanarak, yeni tanı almış jüvenil artritli çocuklarla yaş ve cinsiyeti de dikkate alarak kontrol grubuyla karşılaştırdılar. 152si jüvenil artrit tanılı kabaca 450.000 çocuğun diğer otoimmün durumları, geçirilmiş enfeksiyonlar, antibiyotik kullanımı gibi bilgilerini inceleyip jüvenil artrit gelişimi ile ilişkisini araştırdılar. İncelemeleri sırasında üst solunum yolu enfeksiyonu için antibiyotik tedavisi alan çocuklarda tedavi almamışlara göre daha sık artrit geliştiğini gördüler. Ayrıca antiviral ya da antifungal tedavilerle jüvenil artrit gelişimi arasında ilişki olmadığını saptadılar. Sadece antibakteriyel ilaçlar ile jüvenil artrit arasında bir bağlantı olduğunu buldular.

Araştırmacılar bunun, çok ciddi ve potansiyel sakat bırakıcı hastalıkların etiyolojisinin aydınlatılmasında oldukça önemli bir ipucu gibi göründüğünü ve eğer kanıtlanırsa hastalıklarda korunmayı sağlamanın mümkün olabileceğini söylediler.

Araştırmacılar, jüvenil artritli çocukların ciddi enfeksiyonlara yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu çünkü immün sistemlerinin yeterince koruyamadığını belirttiler. Jüvenil artrit tanısı almadan öncede bu anormal immün sistemin çocukları ciddi enfeksiyonlara yakalanmaya daha elverişli hale getirdiğini gördüklerini de eklediler. Hipotezlerine göre, antibiyotik kullanımının jüvenil artrit gelişiminde bir sebepten çok anormal immünite için belirleyici bir faktör olduğunun düşünülebileceğini, çoğu çocuğun antibiyotik kullandığı halde 1.000 çocuktan sadece bir tanesinde artrit geliştiğini belirttiler. Antibiyotik kullanımının artrit gelişimine katkısının olduğunun ama tek faktör olmadığını düşündüklerini söylediler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Rutgers University. "Antibiotic exposure could increase the risk of juvenile arthritis: Findings may offer another reason to judiciously prescribe antibiotics to children." ScienceDaily. ScienceDaily, 20 July 2015

Artritler ve Kalp Kapakçık Hastalıkları Arasında Enflamatuar Bağlantı Bulundu

03 Aralık 2015

Avustralyalı araştırmacılar romatoid artrite sebep olan enflamatuar proteinlerin aşırı üretimi ile kalp kapakçık hastalıklarının gelişimi arasında potansiyel bir bağlantı buldular. Araştırma ekibi romatoid artritle ilişkili bu kritik enflamatuar proteinlerin, kalp kapakçıklarının enflamasyonu ve anevrizma gibi hastalıklarının gelişimi ile de bağlantılı olabileceğini keşfettiler. Bu araştırma, romatoid artrit tedavisinde kullanılan ilaçların romatizmal kalp hastalıklarında olduğu gibi, kalp kapakçıklarındaki enflamasyonu tedavi etmek içinde kullanılabileceği fikrini ortaya çıkardı.

Romatoid artrit, eklem ağrısı ve eklem hasarının eşlik ettiği kronik enflamatuar bir hastalıktır ve Avustralya nüfusunun %2’sinde görülür. Romatoid artritli hastalarda yüksek oranda, vücutta sürekli enflamasyona ve eklem hasarına neden olan immün hücreleri kuvvetlendiren TNF’nin üretimi çok fazladır.

Walter and Eliza Hall Enstitüsü ‘den Dr. Philippe Bouillet ve Dr. Derek Lacey’in önderliğinde bir gurup araştırmacı, romatoid artritli hastaların kanlarında ve eklemlerinde TNF’nin yüksek düzeylerde görüldüğünün yıllardır bilindiğini, kendilerinin daha önce bilinmeyen, TNF’nin üretimi sürecinde fazla üretimi engelleyen molekülleri istikrarsızlaştıran, DNA’da kritik yeni bir bölge tanımladıklarını söylediler. Tedavi için, bunu engelleyecek, TNF fazla üretimini durdurmaya yönelik ajanlar üzerinde çalışılması gerektiğini de eklediler. Romatoid artrit hastalarında fazla TNF’yi temizleyen ilaçların hastalığı yönetmekte oldukça etkili olduğunu fakat bu ilaçların bazı dezavantajlarının da olduğunu belirttiler. Hastaların yarısından fazlasının yabancı proteinlere karşı immünite geliştirerek, anti-TNF ilaçlara cevap vermediğini söylediler. DNA’daki bu bölgeyi hedef alarak aşırı TNF üretimini durdurabilecek yeni tedavi yollarının geliştirilebileceğini düşündüklerini belirttiler.

Araştırmacılar, kalp kapakçık hastalıkları ile TNF aşırı üretimi arasında ki bağlantıyı ilk kez kendilerinin buluğunu söylediler. Yine, geliştirilecek bu ilaçlarla kalp kapakçık hastalıklarında da etkili tedavi sağlanabileceğini savundular. Klinisyenlerin daha önce kalp kası hastalıklarında TNF’yi hedef alan ilaçları denediklerini fakat zayıf etkili bulunduklarını belirttiler. Yaptıkları çalışma ile aşırı TNF sentezinin kalp kasından ziyade kalp kapak hastalıkları ile ilgili olabileceğini bu durumun “romatizmal kalp hastalığı gibi kalf kapağını etkilen enflamatuar hastalıklar açısından daha ayrıntılı araştırmaya değer olduğunu iddia ettiler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Walter and Eliza Hall Institute. "Inflammatory link discovered between arthritis, heart valve disease." ScienceDaily. ScienceDaily, 20 July 2015.

Kilo Vermek Romatoid Artritte Remisyonun Devam Ettirilmesini Başarmanın Anahtarı mı?

03 Aralık 2015

San Francisco’da yapılan American College of Rheumatology  annual meeting’de  sunulan bir araştırmaya göre fazla kilolu olmak ya da obezite erken romatoid artritte remisyonun devamlılığı için başarı şansını düşürüyor.

Romatoid artrit (RA), en sık görülen kronik otoimmün hastalıktır. RA’da eklem hasarı, eklem deformitesi ve fonksiyon kaybı gelişme riski vardır ve hastalığın nedeni henüz bilinmemektedir. Hastalık her yaşta, kadınları erkeklerden daha sık etkilemektedir. RA’da genellikle el ve ayaklarda ki küçük eklemlerde ağrı, şişlik, sertlik görülür fakat enflamasyon diğer organlara da zarar verebilir. Son 20 yılda ilaçlarda ki gelişmeler ile artık romatologlar hastaları remisyonda tutabilmeyi, ilerleyici eklem hasarı ve sakatlık gelişimini önlemeyi ve hastaların yaşam kalitelerini arttırmayı hedeflemektedirler.

Daha önce yapılan çalışmalarda fazla kilolu ya da obez insanlarda RA gelişme riskinin, hastalık aktivitesi, ağrı ve tedaviye yanıtsızlık oranlarının daha yüksek olduğu görülmüştü. Dr. Schulman ve arkadaşları ise CATCH (Canadian Early Arthritis Cohort) çalışmasından erken RA’lı (bir yıl ya da daha az süredir semptomları olan) 1.066 hastayı çalışmalarına dahil ettiler. Hastaları vücut kitle indexlerine (BMI) göre; normal ( 18.5-24.9 kg/m2),  fazla kilolu (25.0-29.93 kg/m2) ve obez(>30 kg/m2) olmak üzere 3 guruba ayırdılar. BMI ile remisyonun devamlılığı arasındaki ilişkiyi incelediler.

Araştırmacılar, normal kilolu insanların neredeyse yarısının (%48), fazla kilolu insanların %38’inin ve obez insanların ise %28’inin 3 yıl boyunca remisyonda kaldıklarını gördüler. Grupların remisyon zamanları aynıyken, kontrol noktalarının hepsinde (6.-12.-1824. ve 36. aylar), normal kilolu insanların fazla kilolu ve obezlere göre daha yüksek oranlarda remisyonda kaldıklarını buldular. Araştırmacılar, 6. ay kadar erken bir zamanda bile, guruplar arasında bu denli belirgin bir fark olmasının ilginç olduğunu düşündüklerini söylediler. Yaş, cinsiyet, ırk, sigara kullanımı, eğitim, diğer tıbbi durumlar ve steroid kullanımı gibi diğer faktörler hesaba katıldığında bile bu belirgin farkın devam ettiğini gördüler.

Çalışma sonuçlarına göre, aşırı kiloluluk RA ilaçlarının çalışmasını etkileyen önemli bir faktör. Araştırmacılar fazla kiloluluğun potansiyel değiştirilebilir bir risk faktörü olmasının klinisyenler ve RA hastaları tarafından dikkate alınması gereken bir durum olduğunu söylüyorlar. Araştırmacılar hastaların sadece kilo vererek bile, genel sağlık durumlarının geliştirmekle kalmayıp, hastalıklarını da daha iyi kontrol altında tutabileceğini söylediler.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 American College of Rheumatology (ACR). "Body mass index may be a key to achieving sustained remission in early rheumatoid arthritis." ScienceDaily. ScienceDaily, 8 November 2015

Obezite RA ve PsA’da Hastalık Aktivitesini Artırıyor

30 Kasım 2015

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), fazla kiloluluk ve obezite tanımını vücut kitle indeksine (VKİ) [Ağırlık (kg) / Boy (m2)] dayanarak yapmaktadır. Buna göre; fazla kiloluluk: VKİ = 25.0-29.9 kg/m2 ve obezite: VKİ ≥30 kg/m2 olarak kabul edilmektedir. Obezite tüm toplumlarda sık görülen bir sağlık sorunudur. Türkiye’de 2010 yılında 540 merkezde gerçekleştirilen, 26500 erişkinin katılımı ile yapılan TURDEP-II çalışmasında, kadınlarımızda ham obezite sıklığı %44, erkeklerde %27 ve genel toplumda ise %35 bulunmuştur.

Son yıllarda obezite ve romatolojik hastalıklar arasında ilişki olduğu yönünde bir düşünce hakimdir. Almanya’da daha önce yapılan bir çalışmada obezitenin artritlerde bilinen olumsuz etkisinin sadece eklem hasarı olmadığı, yüksek serbest yağ asit düzeyinin infilamatuar kardiyovasküler ve metabolik hastalıklarda anahtar efektör hücre olarak da etkili olduğu gösterilmiştir. Obezite ve romatolojik hastalık aktivitesi arasındaki ilişki komplekstir ve bu bağlantı çözülmeye çalışılmaktadır.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı’ndan Dr. Umut Kalyoncu ve arkadaşları ise merkezlerinin Biyolojik Ajan Veri tabanında (HUR-BİO) kayıtlı, kesitsel olarak son kontrol ziyaretinde ki hastalık ölçüm parametreleri bilinen romatoid artrit (RA), ankilozan spondilit (AS) ve psöriatik artrit (PsA) hastalarını incelediler. Hastaların demografik bilgileri, 28 hassas/şiş eklem sayısı, hasta global değerlendirmesi (HGD) için 100 mm vizüel analog skala (VAS), halsizlik, ağrı, ESH, CRP, sağlık değerlendirme anketi (HAQ),  BATH Ankilozan spondilit hastalık aktivite indeksi (BASDAİ), BATH ankilozan spondilit fonksiyonel indeksi (BASFİ), PsAID-12 ve DAS-28 verilerini değerlendirdiler. Hastalık ölçüm parametreleri bilinen 655 RA (% 79,1 K), 624 AS (% 33,5 K) ve 161 PsA (%65,8 K) hastasını çalışmaya dahil ettiler. Hastaların yaş ortalamaları sırasıyla 52,8 ± 12,5; 41,8 ± 11,4 ve 44,8 ± 11,8 yıl, ortalama hastalık süreleri sırasıyla 11,5 ± 8,0; 10,1 ± 7,5 ve 10,3 ± 7,3 yıl, ortalama VKİ sırasıyla 29,1 ± 5,9; 27,2 ± 5,4; 28,7 ± 6,1 ve VKİ >=30 olanların yüzdesi sırasıyla 40,2; 24,5 ve 37,3 idi. Hastaların VKİ kategorilerine göre hastalık aktivite skorlarını karşılaştırdılar.

İnceleme sonucunda araştırmacılar, obez RA ve PsA hastalarında hastalık aktivitesinin daha fazla olduğu, ancak AS hastalarında obezitenin hastalık aktivitesini etkilemediği bulundu. Yani, obez hastalardaki fonksiyonel bozukluğun, hastalık aktivitesinden daha çok mekanik etkiye bağlı olabileceği sonucuna varıldı. 

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

Kalyoncu et. al.  Kesitsel olarak obez RA ve PsA hastalarında daha yüksek hastalık aktivitesi varken AS hastalarında benzer durum saptanmamıştır; HUR-BİO gerçek yasam verileri, Türkiye Romatoloji Derneği XIV. Ulusal Romatoloji Kongresi 2015 PT-06

RA’da kemik erozyonu tespitinde yeni bir yöntem: 3D ultrasonografi

28 Temmuz 2015

Bilindiği gibi romatoid artrit (RA) eklemler üzerinde erozyon gibi çeşitli eklem hasarlarına neden olan bir hastalıktır. Eklem hasarının hastalığın başında tespit edilmemesi hastalarda kalıcı engellilik durumlarına neden olabilmektedir. Bu sebeple RA hastalarında eklem hasarının takibi çok önemlidir.

RA hastalarında eklem hasarını değerlendirmek için farklı yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden ülkemizde en yaygın kullanılan x-ray radyografinin eklem hasarını erken dönemde tespit edememek gibi bir çok kısıtlamaları bulunmaktadır. Eklem hasarını göstermekte en başarılı kabul edilen bilgisayarlı tomografinin (BT) de maliyeti fazla ve hastayı yüksek doz radyasyona maruz bırakmaktadır.

Bu şartlar RA hastalarında eklem hasarı takibi için hassas, ucuz ve güvenli bir yöntem ihtiyacını doğurmuştur. Gün geçtikçe kullanım alanı artan 3D ultrasonografinin (3DUS) bu amaçla kullanıp kullanılamayacağını araştıran İtalya'dan Peluso ve arkadaşları 3DUS'yi en hassas ölçüm yöntemi kabul edilen BT ile karşılaştırdılar.

Çalışma sonrasında BT'de tespit edilen 32 erozyonun sadece 15'i 3DUS tarafından tespit edilirken 17 tanesi tespit edilemedi. Ayrıca 3DUS 18 adet de yanlış pozitif kaydetti. Bu yanlış pozitifliklerin çoğunluğu eldeki PIP eklemlerinde tespit edildi. Çalışma 3DUS'nin eklem hasarı olan hastaları tespit etmekte etkili olmasına rağmen kemiğe spesifik erozyonun tespitinde sınırlı etkili olduğunun altını çizdi.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Peluso G. Et al. Detection of bone erosions in early rheumatoid arthritis: 3D ultrasonography versus computed tomography. Clin Rheumatol. 2015 Jul;34(7):1181-6.

Fazla çay, kahve içmek RA riskini artırıyor mu

26 Haziran 2015

Halen günümüzde RA gelişimine sebep olan mekanizmalar tam olarak bilinmese de genetik etkenlerin yanı sıra sigara içmek gibi çevresel etkenlerin de hastalık gelişimine katkıda bulunduğu bilinmektedir. Günümüzde dünyada en yaygın tüketilen çay ve kahvenin de RA gelişimi üzerine etkileri uzun süredir merak edilmekte ve bu konuda çeşitli araştırmalar yapılmaktaydı. Fakat bu çalışmaların birbirleri ile çelişen sonuçları ve yöntem farklılıkları mevcuttu.

Koreli araştırmacılar bu duruma açıklık getirmek için 5 araştırmadan 134,901 katılımcının dâhil olduğu bir meta-analizde kahve ve çay tüketimi ile RA gelişme riski arasında bir ilişki olup olmadığını araştırdılar.  Çalışmaya ABD, Danimarka, Finlandiya ve Birleşik Krallık gibi dünyanın çeşitli ülkelerinden veriler dâhil edildi.

Meta-analiz sonucunda araştırmacılar artan kahve tüketimi ile sero-pozitif RA hastalığı gelişim riski arasında anlamlı ilişki tespit ederlerken sero-negatif RA hastalığı ile bir ilişki tespit edilemedi.  Kahvenin sadece sero-pozitif RA gelişimin arttırması hastalığa etki mekanizmasının RF ve anti-CCP üzerinden olabileceği şüphesini doğurdu.

Öte yandan anti-oksidan ve anti-enflamatuvar özellikleri ile bilinen çayın tüketimi ile RA hastalık gelişimi riski arasında bir bağıntı bulunmadı. Anti-oksidanların RA açısından koruyucu olduğu bilinmesine rağmen bu meta-analizde artan çay tüketimi ile azalmış RA insidansı tespit edilmedi. Bu durumun meta-analize dâhil edilen çalışmalarda incelenen çay tüketimi verilerinin azlığı ile ilgili olabileceği ileri sürüldü.

Araştırma sonunda günde 4 veya daha fazla bardak kahve kullanımının sero-pozitif RA geliştirme riskini ciddi derecede arttırabileceğini ileri sürüldü.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 Lee YH et al. Coffee or tea consumption and the risk of rheumatoid arthritis: a meta-analysis. Clin Rheumatol. 2014 Nov;33(11):1575-83.​

RF ve anti-CCP pozitifliği ile ölüm riski arasında bir ilişki var mı?

24 Haziran 2015

Ölüm riski ya da diğer ismi ile mortalite hastalıklarda hekimlerin en çok dikkat ettikleri kriterlerden biridir.  Kronik bir hastalık olan romatoid artritin de mortalite üzerine olan artırıcı katkısı bilinmektedir.

Bu bilgilerden yola çıkan Avrupalı araştırmacılar RA hastalarında mortalite üzerinde etkili olan serolojik değerler üzerine bir araştırma yaptılar.  NOAR (Norfolk Artrit Veribankası) ve EAC (Leiden Erken Artrit Kliniği) kohortlarına dahil olan 4962 hasta üzerinde yapılan çalışmada romatoid faktör (RF) ve anti-siklik sitrüline peptit (anti-CCP) değerleri ile artan mortalitenin ilişkisi araştırıldı.

Bu antibadilerin miktarına göre kişiler az, orta ve yüksek olarak gruplandığında antibadi miktarı ve artmış mortalite arasında bir ilişki tespit edilemedi. Öte yandan hastalar her iki antibadinin pozitifliği, ikisinden birinin pozitifliği ve her ikisinin de negatifliği şeklinde gruplandığında hem RF'nin hem de anti-CCP'nin pozitif olduğu hastalarda mortalitenin arttığını tespit edildi.

Çalışma hem RF'nin hem de anti-CCP'nin pozitif olduğu hastalarda artmış ölüm riski olduğuna işaret ederken, her iki antibadiden sadece birinin pozitif olduğu ya da her ikisinin de negatif olduğu hastalarda artmış bir risk tespit edememiştir.

Literatür talep et Sonra Oku

Referanslar :

 JH Humphreys et al. Rheumatoid factor and anti-citrullinated proteinantibody positivity, but not level, are associatedwith increased mortality in patients withrheumatoid arthritis: results from two large independent cohorts Arthritis Research & Therapy 2014, 16:483​

E-Posta ve şifrenizi girerek
medikal referans noktanıza ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ YAP

Yeni hesap oluştururken vereceğiniz bilgiler, cegedim tarafından onaylanacak
ve siteye tam üyeliğiniz bu onaydan sonra sağlanacaktır.

* Tüm alanları doldurmak zorunludur.

Loading Image