Medikaynak Search
ÜYE OL ÜYE GİRİŞ
Medikaynak Menü
ÜYE OLUN / GİRİŞ YAPIN Medikaynak Icon
Medikaynak Rxmediapharma RxMediaPharma

İdiyopatik pulmoner fibrozis (İPF) en sık görülen idiyopatik interstisyel pnömonilerdir ve sıklıkla pulmoner hipertansiyon (PH) ile ilişkilidir. PH varlığının İPF hastaları için egzersiz kapasitesi ve mortalite açısından büyük etkisi vardır. PH’nin erken ve doğru tespiti prognostik açıdan çok önemlidir. PH’nin doğrulanması için altın standart sağ kalp kateterizasyonudur (SKK). SKK, İPF hastalarında ileri yaş popülasyonunda ciddi komplikasyonlara neden olabilir. PH hastaları klinik bulgular ve noninvaziv testlere göre SKK’ya yönlendirilir. PH’nin klinik semptomları kronik solunumsal hastalıklara sahip hastalarda genellikle güvenilir değildir ve ekokardiyografi gibi standart testler beklenmedik şekilde hatalı çıkabilmektedir. Bu yüzden İPF gibi kronik solunumsal hastalıklara sahip hastalarda PH’nin tespit edilmesinde daha fazla noninvaziv yönteme ihtiyaç vardır. Yapılan bir çalışmada PH varlığını hatta İPF’li hastalarda sonuçları belirlemede BT ile pulmoner arter (PA) genişliğini değerlendirmenin kullanılabileceği önerilmektedir.

1999 yılında yapılan bir çalışmada, kardiyorespiratuar hastalığa sahip heterojen bir hasta grubunda BT ile ölçülen ana PA’nın asendan aorta oranının (rPA), ana PA çapına göre daha iyi bir belirteç olduğu ve bunun sebebinin ana PA çapının başka faktörlerden de etkilenmesi olduğu raporlanmıştır.

Bununla birlikte kronik akciğer hastalığına sahip hastalarda PH varlığının tespit edilmesinde ana PA çapının mı yoksa rPA’nın mı daha güvenilir olduğu hala tartışmalıdır. İleri dönem KOAH hastalarında ana PA çapını ve özellikle rPA’nın ortalama PA basıncı ile körele olduğu görülmektedir. Bununla beraber pulmoner fibrozisli hastalarda ana PA çapı ile PH arasındaki ilişkinin daha zayıf olduğu düşünülmektedir. Yapılan bir çalışmada interstisyel akciğer hastalığına sahip bireylerde PH ile ana PA çapı arasındaki korelasyonun zayıf olduğu fakat rPA ile daha iyi korelasyon gözlendiği raporlanmıştır. Başka bir çalışmada ise ana PA çapı ve rPA’nın PH varlığı ile aynı derecede korelasyon gösterdiği fakat şiddetli düzeyde pulmoner fibrozis durumunda PH ile ana PA çapı arasındaki korelasyonun zayıfladığı bildirilmiştir.

Shin ve arkadaşlarının 98 İPF hastası üzerinde yaptığı bir çalışmada ana PA çapının 32,3 mm’den büyük olduğu ya da rPA’nın 1’den büyük olduğu hastalarda daha kötü sonuçlar raporlanmıştır.

Nathan ve arkadaşları ise İPF’li bir hasta grubunda hızlı ilerleyen PH gelişenlerde özellikle kötü prognoz gözlendiğini bildirmişlerdir.

Boerrigter ve arkadaşlarının yaptığı magnetik rezonans çalışmasında pulmoner arteriyel hipertansiyon hastalarında intraluminal PA basıncı, ana PA çapı ve hastalık süresi arasındaki ilişkiyi incelediler. Araştırmacılar ana PA çapı ile yaş arasında ters korelasyon olduğunu, yaşa bağlı PA duvarında finrozis oluşumu ve zamanla daha az dilatasyona yatkınlık meydana geldiğini gösterdiler.

DEVERAJ ve arkadaşları içlerinde İPF hastalarının da bulunduğu heterojen bir hasta grubunda ekokardiyografi kaynaklı sistolik PA basıncı ve rPA’nın invaziv kaynaklı ortalama PA basıncın ile eşit şekilde korele olduğunu buldular.

Tüm bu araştırma sonuçları göz önünde bulundurulduğunda neden etkilediği halen tartışmalı olsa da PA çapının değerlendirilmesinin önemli olduğu açıktır. İPF hastalarında KOAH hastalarında da olduğu gibi, BT ile yapılan değerlendirmede rPA‘nın birden büyük olması mortalite açısından daha fazla riskle ilişkilidir.

Medikaynak Referanslar

L. C. Price et al. Central pulmonary arteries in idiopathic pulmonary fibrosis: size really matters, Eur Respir J 2016; 47: 1318–1320